Giriş
Bir bayram sofrasında iki kardeş, çocukluklarına dair bir anıyı anlatıyor. Ablası Sevda, bir yaz Ödemiş'teki dedelerinin bahçesinde dut ağacından düştüğünü, kolunun alçıya alındığını ve bütün yaz denize giremediğini anlatıyor. Kardeşi Kaan itiraz ediyor: "Hayır, ağaçtan düşen bendim. Sen o yaz Ankara'daydın." İkisi de anıyı canlı biçimde hatırlıyor: dalın kırılma sesini, yere çarpışı, dedelerinin telaşını. İkisi de kendinden emin. Anneleri gülerek söze giriyor: "İkiniz de değil. Ağaçtan düşen kuzeniniz Murat'tı. Siz ikiniz de onu ziyarete hastaneye gelmiştiniz." Bir aile fotoğraf albümü açılıyor ve kolu alçılı Murat'ın, yanında iki küçük çocukla çekilmiş bir fotoğrafı bulunuyor.
Ders Ç2.6, insanların kendi kararlarının nedenlerini açıklarken, sonuçtan geriye doğru akla yatkın bir hikâye kurabildiğini gösterdi. Bu ders, aynı yeniden kurma eğiliminin belleğin genel işleyişi olup olmadığını soruyor. Gündelik düşüncemizde bellek, geçmişin bir arşivine benzer: bir olay yaşanır, belleğe kaydedilir, ve hatırladığımızda kayıt arşivden çıkarılır. Bu resme göre, bellek bazen kaydı kaybedebilir, yani unutabiliriz, ama hatırladığımız şey, yaşadığımız şeyin bir kopyasıdır. Sofradaki iki kardeşin anıları bu resme uymuyor. İkisi de yaşamadıkları bir olayı, bir kopyayı değil bir kurguyu, canlı biçimde ve güvenle hatırlıyor. Bu ders, yirminci yüzyıl boyunca biriken ve belleğin bir kayıt değil, her hatırlayışta yeniden yapılan bir kurgu olduğunu gösteren araştırmaları inceliyor ve bunun, belleğin bir bilgi kaynağı olarak güvenilirliği için ne anlama geldiğini soruyor.
Bu dersin kazanımları:
- Belleğin arşiv modelini ve yeniden kurgu modelini, şemaları, olay sonrası bilgi etkisini, yanlış anıları ve kaynak izlemeyi açıklarsın. (anla)
- Bir anıyı Bellek Kaynak İzleme ile sınar, anının kaynağının doğrudan yaşantı mı, anlatılan bir hikâye mi, bir fotoğraf mı, yoksa bir hayal mi olduğunu ve anıya ne kadar güvenilmesi gerektiğini belirlersin. (uygula)
- Belleğin yeniden kurgulayıcı yapısının, onu bir bilgi kaynağı olarak değersiz mi kıldığını, yoksa yalnızca güvenilirliğinin koşullarını mı belirlediğini gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Kavramlar, önce belleğin iki modelini, sonra yeniden kurgunun mekanizmalarını, en son da bu mekanizmaların ürettiği hataları ve onları sınamanın yolunu tanımlıyor.
Arşiv modeli, felsefe tarihinde güçlü bir yere sahiptir. Bu dersin birincil metninde göreceğimiz gibi, Augustinus belleği "geniş saraylar" ve "hazineler" imgesiyle anlattı. Arşiv modelinin sezgisel bir dayanağı da vardır: hatırladığımızda, geçmişi yeniden yaşıyormuş gibi hissederiz, bir kopyaya bakıyormuş gibi. Yeniden kurgu modeli ise, yirminci yüzyılın ilk yarısında İngiliz psikolog Frederic Bartlett'in çalışmalarıyla bilimsel bir temel kazandı. Bartlett, 1932 tarihli Remembering kitabında, hatırlamanın "yeniden üretmek" değil, "yeniden kurmak" olduğunu savundu. İki model arasındaki fark yalnızca bir ayrıntı değildir. Arşiv modelinde bellek hataları istisnalardır: kopya bozulur ya da kaybolur. Yeniden kurgu modelinde ise bellek hataları, belleğin normal işleyişinin yan ürünleridir: aynı mekanizma, çoğu zaman doğru, bazen yanlış kurgular üretir.
Bartlett'in en ünlü deneyinde, İngiliz katılımcılara "Hayaletlerin Savaşı" (The War of the Ghosts) adlı bir Kuzey Amerika yerli halk öyküsü okutuldu. Öykü, katılımcıların kültürüne yabancı öğeler ve beklenmedik bir mantık içeriyordu. Katılımcılar öyküyü farklı zaman aralıklarıyla yeniden anlattığında, öykü giderek kısaldı, yabancı öğeler tanıdık öğelerle değiştirildi ve öykünün mantığı katılımcıların kendi kültürel beklentilerine uyacak biçimde düzeltildi. Örneğin öyküde geçen kano, bazı anlatımlarda bir tekneye dönüştü. Bartlett bu değişiklikleri şemaların etkisiyle açıkladı: katılımcılar öyküyü kendi şemalarına göre anlamış, saklamış ve yeniden kurmuştu. Şemalar, bilgiyi düzenlemek ve boşlukları doldurmak için vazgeçilmezdir. Ama aynı zamanda, anıları şemaya uymayan ayrıntılardan arındırır ve şemaya uyan ama yaşanmamış ayrıntılarla doldurur. Bu, Ders Ç2.4'te gördüğümüz algının kurama yüklülüğünün bellekteki karşılığıdır: algının kurama yüklü olduğu gibi, bellek de şemaya yüklüdür.
Amerikalı psikolog Elizabeth Loftus ve John Palmer, 1974'te yayımlanan bir deneyde, katılımcılara bir trafik kazasının görüntülerini izletti ve sonra arabaların hızını sordu. Sorunun ifadesi gruplar arasında değiştirildi: bir gruba arabaların birbirine "çarptığında", bir başka gruba "birbirine girdiğinde" (smashed) ne kadar hızlı gittikleri soruldu. "Birbirine girdiğinde" ifadesini duyan katılımcılar, daha yüksek hızlar tahmin etti. İkinci bir deneyde, farklı katılımcılara, bir hafta sonra kazada kırık cam görüp görmedikleri soruldu. Görüntülerde kırık cam yoktu. Ama "birbirine girdiğinde" ifadesini duyan katılımcılar, kırık cam gördüklerini daha sık bildirdi. Sorunun tek bir kelimesi, anının kendisini değiştirmişti. Ders Ç1.1'de Loftus'un çalışmalarının, yönlendirici soruların tanık anılarını değiştirebileceğini gösterdiğini kısaca anmıştık. Bu deney, o etkinin nasıl işlediğini gösteriyor: olaydan sonra gelen bilgi, olayın kendisine dair anıyla birleşir ve kişi ikisini ayıramaz.
Olay sonrası bilgi etkisi, var olan bir anının ayrıntılarını değiştirir. Daha çarpıcı bir soru, tamamen yaşanmamış bir olayın anısının yaratılıp yaratılamayacağıdır. Loftus ve Jacqueline Pickrell, 1995'te yayımlanan bir çalışmada, katılımcılara çocukluklarına dair dört olay anlattı. Bu olaylardan üçü, aile üyelerinin bildirdiği gerçek olaylardı. Dördüncüsü, katılımcının beş yaşlarındayken bir alışveriş merkezinde kaybolduğu, yaşlı bir kişi tarafından bulunup ailesine geri götürüldüğü uydurma bir olaydı. Katılımcılardan, olayları hatırlayıp ayrıntılarını yazmaları istendi. Katılımcıların yaklaşık dörtte biri, uydurma olayı kısmen ya da tamamen hatırladığını bildirdi ve bazıları ona ayrıntılar ekledi. Daha basit bir yöntemle, laboratuvarda yanlış anı üretmek de mümkündür. Amerikalı psikologlar Henry Roediger ve Kathleen McDermott'un, James Deese'nin 1959'daki yöntemini yeniden canlandırdıkları 1995 tarihli bir çalışmada, katılımcılara "yatak, dinlenme, uyanık, yorgun, rüya" gibi birbiriyle ilişkili kelimelerden oluşan listeler okunur. Listede "uyku" kelimesi yoktur. Ama katılımcıların önemli bir kısmı, listede "uyku" kelimesini duyduklarını, hem de güvenle, hatırlar.
Amerikalı psikolog Marcia Johnson ve çalışma arkadaşları, 1993'te yayımlanan bir derleme makalesinde, birçok bellek hatasının bir kaynak izleme hatası olduğunu savundu. Belleğimiz, anıların içeriğini kaynaklarından ayrı saklama eğilimindedir. Bir şeyi hatırlarız, ama onu nereden bildiğimizi unuturuz. Hatırlarken, kaynağı, anının özelliklerine bakarak, örneğin ne kadar canlı ve ayrıntılı olduğuna, duyusal ayrıntılar içerip içermediğine bakarak çıkarırız. Bu çıkarım çoğu zaman doğrudur: yaşadığımız olaylar, genellikle hayal ettiklerimizden daha ayrıntılıdır. Ama yanılabilir. Çok kez anlatılan ya da hayal edilen bir olay, zamanla yaşanmış bir olay kadar canlı hâle gelebilir. Giriş'teki iki kardeş, büyük olasılıkla, kuzenlerinin kazasını defalarca dinlemiş, fotoğrafına bakmış ve zamanla bu hikâyenin kaynağını karıştırmıştı. Anının içeriği doğruydu: biri ağaçtan düşmüştü. Yanlış olan, anının sahibiydi.
Gündelik düşüncemizde, bir anıdan ne kadar eminsek, o anının o kadar doğru olduğunu varsayarız. Yanlış anı araştırmaları, bu varsayımın her zaman doğru olmadığını gösterir. Giriş'teki kardeşler, yanlış anılarından tamamen emindi. Amerikalı psikologlar Jennifer Talarico ve David Rubin, 2003'te yayımlanan bir çalışmada, 11 Eylül 2001 saldırılarının ertesi günü katılımcılardan, saldırıları nasıl öğrendiklerine dair anılarını ve sıradan bir günlük olaya dair anılarını kaydetti. Bir, altı ya da otuz iki hafta sonra aynı anıları yeniden sordular. İki tür anının tutarlılığı zamanla benzer biçimde azaldı. Ama katılımcıların saldırılara dair anılarına duydukları güven yüksek kaldı, sıradan anılarına duydukları güven ise düştü. Bu tür "flaş bellek" anıları, olağanüstü canlı ve güvenle hatırlanır, ama sıradan anılardan daha tutarlı değildir. Ders Ç1.1'de, adil yürütülmüş bir teşhiste ilk anda dile getirilen yüksek güvenin doğrulukla güçlü biçimde ilişkili olduğunu görmüştük. Bu iki bulgu çelişmez: güven, anının ilk oluştuğu anda ve iyi koşullarda doğruluğun iyi bir göstergesidir; zaman geçtikçe ve anı yeniden anlatıldıkça bu bağ zayıflar.
Argüman
Bu bölüm, belleğin arşiv modelini sınayan ve yeniden kurgu modelinin bellek bilgisi için ne anlama geldiğini çıkaran bir argüman kuruyor.
- Arşiv modeli doğruysa, bir anının canlılığı ve kişinin ona duyduğu güven, anının kaynağının doğrudan yaşantı olduğunun ve içeriğinin doğruluğunun güvenilir göstergeleri olmalıdır; çünkü canlı ve güvenle hatırlanan bir anı, iyi korunmuş bir kopyadır.
- Yanlış anı ve olay sonrası bilgi araştırmaları, canlı, ayrıntılı ve güvenle hatırlanan anıların, hiç yaşanmamış olaylara ya da yaşanmamış ayrıntılara ait olabildiğini gösterir.
- Öyleyse arşiv modeli, en azından genel bir bellek kuramı olarak, yanlıştır: hatırlamak, saklı bir kopyanın geri çağrılması değil, geçmişin yeniden kurulmasıdır.
- Yeniden kurgu, şemalardan, olay sonrası bilgiden ve tekrar anlatımlardan beslendiği için, çoğu durumda doğru sonuçlar verir, ama belirli koşullarda, yani olaydan sonra yanıltıcı bilgi geldiğinde, anı defalarca anlatıldığında, olay şemaya uyduğunda ve aradan uzun zaman geçtiğinde, sistematik olarak yanlış sonuçlar verebilir.
- Öyleyse bellek, bir bilgi kaynağı olarak, bu koşulların ne ölçüde denetlendiğine bağlı olarak güvenilirdir; anının içeriden canlılığı ve kişinin ona duyduğu güven, tek başına bu güvenilirliği göstermez.
Sonuç: Bellek, bir bilgi kaynağı olarak değersiz değildir, ama güvenilirliği koşulludur. Anılarımızın büyük çoğunluğu, özellikle olayın ana hatlarına dair anılarımız, doğrudur ve gündelik hayatımız bu doğruluğa dayanır. Ama belleğin bize sunduğu canlılık ve güven duygusu, bir anının doğru olup olmadığını ayırt etmek için yeterli bir ölçüt değildir. Önemli bir anının doğruluğu söz konusu olduğunda, bir mahkemede, bir tıbbi öyküde ya da bir aile anlaşmazlığında, anının kaynağını ve oluşum koşullarını sınamak ve mümkünse onu bağımsız bir kanıtla, örneğin bir kayıtla ya da başka bir tanığın anlatımıyla, desteklemek gerekir. Bu sonucun bir sınırı da vardır: bağımsız kanıtlar da, en sonunda, birinin belleğine dayanır. Belleği tamamen bellek dışı bir kaynakla doğrulamak mümkün değildir. Belleğin hangi durumda bir inancı gerekçelendirdiği sorusu Ders Ç2.8'in konusu.
Birinci öncül, arşiv modelinin örtük bir sonucunu açık hâle getiriyor. Bir kopya ne kadar iyi korunmuşsa, o kadar canlı ve ayrıntılı olmalıdır. Öyleyse canlılık, korunmanın ve doğruluğun bir göstergesidir. Bu sonuç, gündelik düşüncemizde derin biçimde yerleşiktir. Bir tanığın anlatımı ayrıntılı ve canlı olduğunda, ona daha çok güveniriz. Bir anımız canlı olduğunda, onu sorgulamayız. Ders Ç2.1'de algısal deneyimin canlılığının algının doğruluğunu garanti etmediğini görmüştük. Burada benzer bir durum bellek için ortaya çıkıyor.
İkinci öncül, Kavramlar bölümünde gördüğümüz deneysel bulgulara dayanıyor. Bu bulguların önemli bir özelliği, yanlış anıların yalnızca soluk ya da belirsiz olmamasıdır. Kişiler, yanlış anılarını doğru anılarıyla aynı canlılıkta ve güvenle bildirebilir. Roediger ve McDermott'un deneyinde, katılımcıların bir kısmı, listede olmayan kelimeyi yalnızca "bildiklerini" değil, onu duyduğu anı ayrıntılarıyla "hatırladıklarını" (remember yanıtı) bildirdi. Bu, yanlış anının yalnızca bir tahmin değil, bir yaşantı gibi deneyimlendiğini gösterir.
Dördüncü öncül, yeniden kurgu modelinin dengeli bir biçimini ifade ediyor. Yeniden kurgu, bellek hatalarının kaynağıdır, ama aynı zamanda belleğin çoğu zaman doğru çalışmasının da kaynağıdır. Şemalar, boşlukları çoğu zaman doğru biçimde doldurur: bir restoranda yemek yediğimizi hatırlıyorsak, hesabı ödediğimizi de, ayrıca hatırlamasak bile, doğru biçimde varsayabiliriz. Sorun, şemanın olayla uyuşmadığı durumlarda ortaya çıkar.
En tartışmalı öncül: Dördüncü öncül, yani yeniden kurgunun "çoğu durumda doğru" sonuçlar verdiği iddiası. Bu iddia, gündelik deneyimimizle uyumludur, ama ölçülmesi zordur. Belleğin doğruluğunu ölçmek için, anıları bağımsız kayıtlarla karşılaştırmak gerekir; ve gündelik hayatımızın büyük kısmı kayıt altında değildir. Laboratuvar çalışmaları, genellikle bellek hatalarını üretmek üzere tasarlanır ve bu yüzden belleğin ortalama doğruluğunu değil, hata yapabildiği koşulları gösterir. Bir yandan, bazı araştırmacılar, laboratuvar bulgularının belleğin güvenilmezliğini abarttığını savunur. Öte yandan, başka araştırmacılar, gündelik hayatta da önemli anıların sık sık değiştiğini gösteren çalışmalara dikkat çeker. Dördüncü öncül, bu yüzden, iki yönden de sorgulanabilir. Ders, öncülün dengeli bir biçimini, yani belleğin ana hatlarda güvenilir, ayrıntılarda ve kaynaklarda daha az güvenilir olduğu biçimini savunuyor.
İtirazlar ve cevaplar
İtiraz 1: Laboratuvar yanlış anıları gündelik belleği temsil etmez
Yanlış anı deneyleri, belleği yanıltmak üzere tasarlanmış yapay durumlardır. Alışverişte kaybolma deneyinde, katılımcıların dörtte üçü uydurma olayı hatırlamadı. Ayrıca kaybolmak, çocukluğun olağan ve akla yatkın bir olayıdır. Akla yatkın olmayan olaylar için yanlış anı üretmenin çok daha zor olduğu gösterilmiştir. Kelime listesi deneyinde ise, katılımcılar yalnızca birbiriyle ilişkili bir kelimeyi yanlış hatırlıyor; bu, önemli bir olayın yanlış hatırlanmasıyla karşılaştırılamaz. Öyleyse laboratuvar bulguları, belleğin gündelik hayattaki güvenilirliği hakkında fazla karamsar bir resim çizer.
Cevap: Bu itiraz, laboratuvar bulgularının genellenebilirliği hakkında haklı bir uyarı yapıyor. Alışverişte kaybolma deneyinin sonucu, herkesin yanlış anı geliştirdiği değil, bir azınlığın geliştirdiğidir. Amerikalı psikolog Kathy Pezdek ve çalışma arkadaşları, 1997'de yayımlanan bir çalışmada, katılımcıya kendi dininden olmayan bir ritüele katıldığı ya da çocukken kendisine lavman yapıldığı gibi akla yatkın olmayan bir olay anlatıldığında, yanlış anı oluşturmanın çok daha zor olduğunu gösterdi. Ama itiraz, sorunun önemli bir yanını gözden kaçırıyor. Gündelik hayatta yanlış anıların oluşma koşulları, laboratuvardakilerden daha az değil, bazen daha güçlüdür. Bir anı, yıllar boyunca defalarca anlatılır, aile üyeleri tarafından yeniden yorumlanır, fotoğraflarla ve başkalarının anlatımlarıyla karışır. Giriş'teki iki kardeşin anısı, tam olarak böyle bir süreçten geçmişti. Laboratuvar, yanlış anının mümkün olduğunu ve hangi koşullarda kolaylaştığını gösterir; gündelik hayat ise bu koşulların bolca bulunduğu bir ortamdır. İtirazın doğru yanı korunmalıdır: belleğin güvenilirliği, olayın akla yatkınlığına ve anının geçirdiği süreçlere göre değişir.
İtiraz 2: Bellek yeniden kurguysa, hiçbir anıya güvenemeyiz
Hatırladığımız her şey bir yeniden kurguysa, yaşanmamış olaylar canlı biçimde hatırlanabiliyorsa ve güven doğruluğun göstergesi değilse, herhangi bir anımızın doğru olduğunu nasıl bilebiliriz? İngiliz filozof Bertrand Russell, 1921 tarihli The Analysis of Mind kitabında, dünyanın beş dakika önce, bütün insanların sahte bir geçmişi "hatırladığı" bir hâlde yaratılmış olmasının mantıksal olarak mümkün olduğunu belirtti. Yeniden kurgu bulguları, bu şüpheci olasılığı gündelik bir gerçekliğe dönüştürüyor gibi görünür. Geçmişe dair bilgimiz, belleğe dayanır; bellek güvenilmezse, geçmişe dair bilgimiz de yoktur.
Cevap: Bu itiraz, yeniden kurgunun güvenilmezlik anlamına geldiğini varsayıyor; ama bu varsayım yanlıştır. Bir sürecin yeniden kurgu olması, onun güvenilmez olduğunu göstermez. Ders Ç2.1'de gördüğümüz gibi, algı da bir tür yeniden kurgudur: beyin, kör noktayı doldurur ve deneyimi öngörülerle kurar. Ama algı, normal koşullarda, büyük ölçüde güvenilirdir. Bellek için de aynısı geçerlidir. Yeniden kurgu, belirli koşullarda hataya açıktır, ama bu koşulların dışında güvenilirdir. Ayrıca itirazın kendisi, kendi kendini çürütme riski taşır. Yanlış anı araştırmalarının sonuçlarını bilmek, araştırmacıların gözlemlerini hatırlamalarına, raporları okuyanların okuduklarını hatırlamalarına dayanır. Belleğe hiç güvenemiyorsak, belleğin güvenilmez olduğunu gösteren araştırmalara da güvenemeyiz. Ama daha ölçülü bir şüpheci, belleğin tamamen güvenilmez olduğunu değil, güvenilirliğinin bellek dışından doğrulanamayacağını söyleyebilir; Sonuç'ta bu ders de bunu kabul etti. Bu "epistemik döngüsellik" sorunu, bir kaynağın güvenilirliğini yine o kaynağa dayanarak savunmanın meşru olup olmadığı sorusudur ve Modül Ç5'te ayrıntılı ele alınacak. Russell'ın beş dakika hipotezi ise, bellek araştırmalarından bağımsız, genel bir şüpheci olasılıktır. Ona verilebilecek cevaplar, Modül Ç5'te dış dünya şüpheciliğine verilen cevaplara benzer ve orada ele alınacak.
İtiraz 3: Yeniden kurgu bir kusur değil, bir işlevdir
Belleğin yeniden kurgulayıcı yapısı, bir tasarım hatası değil, bir tasarım özelliğidir. Amerikalı psikolog Daniel Schacter, 2001 tarihli The Seven Sins of Memory kitabında, belleğin hatalarının, yararlı özelliklerinin yan ürünleri olduğunu savundu. Ayrıca Schacter ve Donna Addis, 2007'de yayımlanan bir makalede, geçmişi hatırlamakla geleceği hayal etmenin aynı beyin sistemlerine dayandığını ve belleğin yeniden kurgulayıcı yapısının, geçmiş deneyimlerin parçalarını yeni biçimlerde birleştirerek gelecekteki olayları hayal etmemizi sağladığını öne sürdü. Öyleyse belleği bir kayıt cihazı ölçütüyle değerlendirmek, bir bıçağı bir kaşık ölçütüyle değerlendirmek gibidir.
Cevap: Bu itiraz, yeniden kurgunun işlevsel bir açıklamasını sunuyor ve bu açıklama ikna edicidir. Ama itirazın epistemolojik sonucu, beklendiği gibi değildir. Belleğin geleceği hayal etmek için de kullanılması, onun geçmişe dair bir bilgi kaynağı olarak güvenilirliğini artırmaz; tersine, hayal ile anı arasındaki sınırın neden bazen karıştığını açıklar. Aynı sistem hem hatırlıyor hem hayal ediyorsa, kaynak izleme hataları kaçınılmazdır. İtirazın gösterdiği şey, bellek hatalarının bir bozukluk değil, sistemin normal işleyişinin bir sonucu olduğudur. Bu, Argüman bölümünün sonucunu güçlendirir: belleğin güvenilirliği, onun işleyişinin koşullarına bağlıdır ve bu koşullar, sistemin yapısından kaynaklanan kalıcı hata olasılıkları içerir. Bellek, geçmişi bir kayıt cihazı gibi korumak için değil, geçmişten yararlanmak için tasarlanmışsa, geçmişe dair doğru bilgi istediğimizde onu ek yöntemlerle desteklememiz gerekir.
İtiraz 4: Kayıt teknolojileri belleğin yerini alıyor
Bugün fotoğraflar, videolar, dijital takvimler ve mesaj kayıtları, yaşamımızın büyük bölümünü kaydediyor. Bir olayın nasıl yaşandığını merak ettiğimizde, belleğimize değil, kayıtlarımıza bakabiliriz. Öyleyse belleğin yeniden kurgulayıcı yapısı, giderek önemini yitiriyor. Belleğin epistemolojisi, kayıtların epistemolojisine dönüşüyor.
Cevap: Bu itiraz, kayıt teknolojilerinin bellek üzerindeki etkisine dair önemli bir gözlem yapıyor. İngiliz filozof Andy Clark ve Avustralyalı filozof David Chalmers, 1998 tarihli "The Extended Mind" makalesinde, Alzheimer hastası Otto'nun her şeyi yazdığı defterin, onun belleğinin işlevini gördüğünü ve zihninin bir parçası sayılabileceğini savundu. Bu görüşe göre, kayıtlar belleğin yerini almaz, belleği genişletir. Ama itiraz iki noktayı gözden kaçırıyor. Birincisi, kayıtlar da yorum gerektirir. Bir fotoğraf, bir anı gibi, olayın yalnızca bir anını ve bir açısını gösterir; neyin önemli olduğunu ve nasıl anlaşılacağını bize söylemez. Giriş'teki aile, doğru fotoğrafı bulana kadar yanlış anılarına güvenmişti. İkincisi, kayıtlar, belleği değiştirebilir. Bir olayın fotoğraflarına sık sık bakmak, o olayın anısını fotoğraflarda görünen anlara indirgeyebilir ve fotoğrafta olmayan ayrıntıları silebilir. Kayıt teknolojileri, belleğin kaynak izleme sorununu ortadan kaldırmaz, ona yeni bir kaynak ekler: bir şeyi hatırlıyor muyum, yoksa fotoğrafını mı gördüm? Sahte görüntülerin görsel kanıt üzerindeki etkisi Ders P3.15'te ele alınacak.
Örnekler
Basit örnek: listede olmayan kelime
Bu örneği kendin deneyebilirsin. Aşağıdaki kelimeleri bir kez, yavaşça oku, sonra gözlerini kapatıp otuz saniye başka bir şey düşün: şeker, ekşi, bal, pasta, çikolata, lezzet, kek, reçel, şerbet, lokum, helva, baklava. Şimdi, listeye bakmadan, şu kelimelerden hangilerinin listede olduğunu düşün: bal, tuz, tatlı, kek.
Birçok okur, "tatlı" kelimesinin listede olduğunu düşünür. Ama listede yoktu. Liste, Roediger ve McDermott'un kullandığı yöntemle kurulmuştur: bütün kelimeler, listede olmayan tek bir kelimeyle, yani "tatlı" ile güçlü biçimde ilişkilidir.
Bellek Kaynak İzleme ile bakalım. Anı: "Listede 'tatlı' vardı." Kaynak: doğrudan bir yaşantı mı? Hayır. Kaynak, listedeki kelimelerin zihinde uyandırdığı ortak kavramdır. Okurken, "tatlı" kavramı defalarca etkinleşti, ve hatırlarken bu etkinleşme, kelimeyi gerçekten okumuş gibi bir izlenim yarattı. Kişinin güveni: çoğu zaman yüksek. Şemaya uygunluk: tam. "Tatlı" kelimesi, listenin konusuna mükemmel biçimde uyuyor.
Sonuç: Bu basit deney, belleğin bir kayıt değil, bir kurgu olduğunu doğrudan gösteriyor. Bellek, okuduğumuz kelimeleri tek tek saklamak yerine, listenin "anlamını" saklıyor ve hatırlarken bu anlamdan kelimeleri yeniden kuruyor. Bu kurgu, çoğu kelime için doğru sonuç veriyor. Ama anlamın merkezindeki kelime için, hiç yaşanmamış bir anı üretiyor.
Orta örnek: soru biçiminin anıyı değiştirmesi
Bir trafik kazasının tanığı olan Hande Hanım, polis memurunun sorularını cevaplıyor. Memur soruyor: "Kırmızı araba, beyaz arabayla birbirine girdiğinde ne kadar hızlı gidiyordu?" Hande Hanım, "Oldukça hızlıydı, belki seksen" diyor. Bir hafta sonra sigorta şirketinden bir görevli onu arıyor ve kazada kırık cam görüp görmediğini soruyor. Hande Hanım düşünüyor ve "Evet, yolda cam parçaları vardı" diyor. Kaza yerinin fotoğraflarında kırık cam görünmüyor.
Bellek Kaynak İzleme ile bakalım. Anı: "Yolda cam parçaları vardı." Kaynak: doğrudan bir yaşantı mı? Fotoğraflar, yaşantının kırık cam içermediğini gösteriyor. Olay sonrası bilgi: polis memurunun "birbirine girdiğinde" ifadesi, şiddetli bir çarpışma izlenimi yarattı. Şiddetli çarpışma şeması, kırık camı da içeriyor. Şemaya uygunluk: yüksek. Tekrar anlatım: Hande Hanım olayı ilk anlatımından sonra, belki eşine ve arkadaşlarına da anlattı ve her anlatımda olay biraz daha şiddetli hâle gelmiş olabilir. Bağımsız kayıt: fotoğraflar, anıyla çelişiyor.
Sonuç: Bu örnek, Loftus ve Palmer'ın deneyinin gerçek hayattaki bir karşılığıdır. Hande Hanım yalan söylemiyor; kırık cam gördüğünü içtenlikle hatırlıyor. Ama bu anı, olayın kendisinden değil, olaydan sonra gelen bir kelimeden ve o kelimenin uyandırdığı şemadan kaynaklanıyor. Bu örnek, tanıklara yöneltilen soruların biçiminin neden bu kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ders Ç1.1'de, tanık güveninin teşhisten sonra yükseldiğinde doğruluğun göstergesi olmaktan çıktığını görmüştük. Burada, yalnızca güvenin değil, anının içeriğinin de sonradan değişebildiğini görüyoruz.
Gerçek hayat örneği: farkında olmadan alıntı
1976'da New York'ta bir federal mahkeme, eski Beatles üyesi George Harrison'ın 1970 tarihli "My Sweet Lord" şarkısının, The Chiffons grubunun 1963 tarihli "He's So Fine" şarkısının melodisini kopyaladığına karar verdi. Kararı veren yargıç Richard Owen, Harrison'ın bilinçli olarak kopya yaptığına inanmadığını, ama Harrison'ın daha önce duyduğu melodiyi, onu daha önce duyduğunu hatırlamadan, kendi buluşu sanarak yeniden ürettiğini, yani "bilinçaltında" kopyaladığını belirtti. Mahkeme bunun yine de bir telif hakkı ihlali olduğuna hükmetti.
Bu olgu, psikolojide "kriptomnezi" (cryptomnesia), yani gizli bellek olarak bilinir: bir kişi, daha önce karşılaştığı bir fikri, kaynağını hatırlamadan, kendi özgün fikri sanır. Kriptomnezi, kaynak izlemenin özel bir başarısızlığıdır. Anının içeriği, yani melodi, doğru biçimde saklanmıştır. Ama kaynağı, yani bu melodinin başka birine ait olduğu ve daha önce duyulduğu bilgisi, kaybolmuştur. Hatırlama, bir yeniden kurgu olarak, içeriği bir anı olarak değil, yeni bir yaratı olarak sunar.
Bellek Kaynak İzleme ile bakalım. Anı ya da fikir: "Bu melodi benim buluşum." Kaynak: doğrudan yaratı mı, yoksa daha önce duyulmuş bir şey mi? Mahkeme, melodinin daha önce duyulmuş olduğuna karar verdi. Kişinin güveni: Harrison, melodinin özgün olduğuna içtenlikle inanıyordu. Bağımsız kayıt: önceki şarkının kaydı, iki melodinin benzerliğini gösterdi.
Bu örnek, kaynak izleme hatalarının yalnızca bir merak konusu olmadığını, hukuki ve ahlaki sonuçları olabileceğini gösteriyor. Bilimsel ve akademik çalışmada da benzer sorunlar ortaya çıkar: bir araştırmacı, bir meslektaşından duyduğu bir fikri, kaynağını unutarak kendi fikri olarak sunabilir. Bu tür durumlar, kasıtlı intihalden ayrılmalıdır, ama yine de dikkat gerektirir. Akademik dünyada kaynak gösterme alışkanlığının bir işlevi, kaynak izleme hatalarına karşı dışsal bir kayıt tutmaktır. Ama örnekten çıkarılacak sonucu doğru çizmek gerekir: mahkeme kararı, bilinçaltı kopyalamanın olduğu sonucuna, iki melodinin benzerliğinden ve Harrison'ın önceki şarkıyı duymuş olduğu tespitinden vardı. Harrison'ın zihninde gerçekte ne olduğunu doğrudan bilemeyiz.
Araç kartı: Bellek Kaynak İzleme
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir anıyı sınar; anının kaynağının doğrudan yaşantı mı, anlatılan bir hikâye mi, bir kayıt mı, yoksa bir hayal mi olduğunu ve anıya ne kadar güvenilmesi gerektiğini belirler. |
| Adımlar | 1) Anıyı tek bir cümleyle yaz. 2) Kaynak: bu anıyı doğrudan yaşadın mı, yoksa birinden duydun mu, bir fotoğrafta mı gördün, bir yerde mi okudun, hayal mi ettin? Emin olamıyorsan, bunu not et. 3) Olay sonrası bilgi: olaydan sonra, anıyı etkilemiş olabilecek sorular, anlatımlar ya da bilgiler oldu mu? 4) Tekrar anlatım: anıyı kaç kez anlattın ya da düşündün? Her anlatımda değişmiş olabilir mi? 5) Şemaya uygunluk: anının ayrıntıları, bu tür olaylara dair genel beklentilere fazla mı uyuyor? 6) Güven ve zaman: anıya ne kadar güveniyorsun, ve anı ne zaman oluştu? Güvenin, anının oluştuğu andan sonra artmış olabilir mi? 7) Bağımsız kanıt: anıyı destekleyen ya da onunla çelişen bir kayıt ya da başka bir tanık var mı? |
| Ne zaman kullanılır | Önemli bir kararın bir anıya dayandığı durumlarda; bir anlaşmazlıkta tarafların farklı şeyler hatırladığı durumlarda; bir tanıklığı değerlendirirken; bir fikrin ya da bilginin kaynağını belirlemeye çalışırken. |
| Sınırı | Araç, bir anının yanlış olabileceğine dair uyarı işaretlerini gösterir, ama bir anının doğru ya da yanlış olduğunu kesin olarak belirlemez. Bağımsız kanıt bulunamadığında, araç yalnızca güven derecesini ayarlamaya yardım eder. Bağımsız kanıtın kendisi de çoğu zaman başka birinin belleğine dayanır. |
| 5K kapısı | Kaynak |
Özet
- Arşiv modeline göre bellek, olayların kopyalarını saklar; yeniden kurgu modeline göre hatırlamak, geçmişin yeniden inşasıdır (Bartlett 1932).
- Şemalar, anıları şemaya uymayan ayrıntılardan arındırır ve şemaya uyan ama yaşanmamış ayrıntılarla doldurur.
- Olay sonrası bilgi etkisi, olaydan sonra gelen yanıltıcı bilginin anıyı değiştirmesidir (Loftus ve Palmer 1974).
- Yanlış anılar, hiç yaşanmamış olayların gerçek anılar olarak hatırlanmasıdır (Loftus ve Pickrell 1995; Roediger ve McDermott 1995).
- Kaynak izleme, bir anının kaynağını belirleme sürecidir; birçok bellek hatası, içerik doğruyken kaynağın karıştırılmasından doğar (Johnson ve arkadaşları 1993).
- Güven ile doğruluk arasındaki ilişki koşullara bağlıdır; flaş bellek anıları güvenle ama sıradan anılardan daha tutarlı olmadan hatırlanır (Talarico ve Rubin 2003).
- Bellek bir bilgi kaynağı olarak değersiz değildir, ama güvenilirliği koşulludur ve canlılık tek başına bir doğruluk ölçütü değildir.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Augustinus, dördüncü yüzyılın sonunda yazdığı İtiraflar'ın onuncu kitabında, Tanrı'yı ararken kendi zihnine yönelir ve belleği şöyle anlatır:
Belleğimin kırlarına ve geniş saraylarına gelirim; orada, duyular yoluyla algılanan her türden şeyden getirilmiş sayısız imgenin hazineleri vardır. [...] Oraya girdiğimde, istediğim şeyin getirilmesini isterim; bazı şeyler hemen gelir; bazıları daha uzun aranmalıdır ve sanki daha içerdeki bir hazneden çıkarılır; bazıları ise sürüler hâlinde fırlar ve bir şey istenip aranırken, öne atılıp "Belki ben miyim?" der gibi olur. Bunları kalbimin eliyle anımsamamın önünden kovarım; ta ki istediğim şey örtüsünden çıkıp görünene kadar.
Aynı bölümün ilerisinde Augustinus, bu hazineler arasında kendisiyle de karşılaştığını söyler:
Orada kendimle de karşılaşır, kendimi anımsarım; ne yaptığımı, ne zaman, nerede ve hangi duygular içinde yaptığımı. Orada, ister kendi deneyimimden ister başkalarının sözüne dayanarak, anımsadığım her şey vardır.
Augustinus'un imgesi, arşiv modelinin felsefe tarihindeki en güzel ifadelerinden biridir: bellek, imgelerin saklandığı ve istendiğinde geri çağrıldığı geniş bir saraydır. Ama dikkatli bir okuma, metnin arşiv modelinden daha fazlasını içerdiğini gösteriyor. Augustinus, hatırlamanın her zaman düzgün bir geri çağırma olmadığını fark eder. Bazı imgeler, istenmeden "sürüler hâlinde" öne atılır ve "belki ben miyim?" der. Hatırlayan kişi, bunları kovmak ve doğru imgeyi seçmek zorundadır. Bu, Roediger ve McDermott'un deneyinde, listede olmayan ama ilişkili bir kelimenin "belki ben miyim?" diye öne atılmasının ve kişinin onu kovamamasının bir öncül betimlemesidir.
İkinci pasaj ise, kaynak izleme sorununa beklenmedik bir biçimde dokunuyor. Augustinus, belleğinde, "ister kendi deneyiminden ister başkalarının sözüne dayanarak" anımsadığı her şeyin bulunduğunu söyler. Yani belleğin hazinesi, iki farklı kaynaktan gelen imgeleri bir arada saklar: yaşananları ve duyulanları. Augustinus bu iki kaynağı ayırt edebildiğini varsayar. Giriş'teki iki kardeşin durumu, bu ayrımın her zaman korunmadığını gösteriyor. Duyulan bir hikâye, zamanla yaşanmış bir anı gibi hatırlanabilir. Augustinus'un sarayında, odaların etiketleri bazen karışır. Üstelik Augustinus, alıntıladığımız cümlenin hemen ardından, aynı hazineden yararlanarak geçmişin benzerliklerini durmadan yeniden birleştirdiğini ve bunlardan gelecekteki eylemleri, olayları ve umutları çıkardığını yazar. Bu, İtiraz 3'te gördüğümüz, hatırlama ile geleceği hayal etmenin aynı sisteme dayandığı fikrinin on beş yüzyıl önceki bir öncülüdür.
Teknik ayrıntı
Yeniden pekişme. Sinirbilimde, yeniden kurgu modelini destekleyen bir bulgu, "yeniden pekişme" (reconsolidation) olgusudur. Uzun süre, bir anı oluştuktan ve pekiştikten sonra kalıcı ve değişmez hâle geldiği yaygın biçimde düşünülüyordu; benzer bulgular 1968'de bildirilmiş, ama geniş ilgi görmemişti. 2000'de, Karim Nader, Glenn Schafe ve Joseph LeDoux'nun sıçanlarla yaptığı bir çalışma, pekişmiş bir korku anısının, yeniden etkinleştirildiğinde geçici olarak değişebilir bir duruma girdiğini ve yeniden pekişmesinin engellenebileceğini gösterdi. Bu bulgu, her hatırlayışın, anıyı yeniden yazma fırsatı sunduğunu düşündürür. Hatırlamak, anıyı arşivden okumak değil, onu açmak, değiştirmeye açık hâle getirmek ve yeniden kaydetmektir. Bu, olay sonrası bilgi etkisinin ve tekrar anlatımın anıları neden değiştirebildiğine dair bir sinirbilimsel açıklama sunar. Ama bulgunun insan anılarına nasıl genellenebileceği, hâlâ araştırılan bir sorudur.
Kaynak izleme ölçütleri. Johnson ve çalışma arkadaşlarının kaynak izleme çerçevesine göre, kişi bir anının kaynağını, anının özelliklerine bakarak çıkarır. Doğrudan yaşanmış anılar, genellikle daha çok duyusal ayrıntı, daha çok bağlam bilgisi, yani nerede ve ne zaman olduğu, ve daha az bilişsel işlem izi, yani anıyı oluşturmak için yapılan düşünme çabasının izi, içerir. Hayal edilmiş anılar ise, genellikle daha az duyusal ayrıntı ve daha çok bilişsel işlem izi içerir. Bu ölçütler, çoğu zaman doğru sonuç verir. Ama bir hayal ya da duyulan bir hikâye, defalarca tekrarlandığında, duyusal ayrıntı kazanır ve bilişsel işlem izi silinir. Bu durumda kaynak izleme, onu yaşanmış bir anı olarak sınıflandırabilir. Bu çerçeve, kaynak izlemenin, Ders Ç2.6'da gördüğümüz gerekçe uydurmaya benzer bir yapıya sahip olduğunu gösterir: iki durumda da kişi, bir şeyin kaynağını, o şeyin özelliklerinden çıkarır ve bu çıkarımı bir gözlem gibi deneyimler.
Bilgi, bellek ve unutma. Epistemolojide genellikle bellek, bilgiyi korumanın bir aracı olarak görülür ve unutma bir kayıp sayılır. Ama yeniden kurgu modeli, unutmanın da işlevsel bir rolü olabileceğini düşündürür. Her şeyi hatırlayan bir bellek, ayrıntılar arasında boğulur ve genel kalıpları göremez. Rus psikolog Aleksandr Luria'nın 1968 tarihli The Mind of a Mnemonist kitabında anlattığı, Luria'nın yaklaşık otuz yıl incelediği, olağanüstü belleğe sahip gazeteci Solomon Şereşevski'nin, metinlerin genel anlamını kavramakta zorlandığı bildirilir. Unutmak, ayrıntıları silerek genellemeyi mümkün kılar. Bu, belleğin epistemolojik değerinin, her şeyi korumakta değil, neyin önemli olduğunu korumakta yattığını düşündürür.
Hume'un canlılık ölçütü. İskoç filozof David Hume, 1739 tarihli A Treatise of Human Nature'ın ilk kitabında, bellek fikirlerini imgelem fikirlerinden ayırmak için bir ölçüt önerdi: bellek fikirleri, imgelem fikirlerinden daha canlı ve daha güçlüdür. Hume'a göre, bir fikrin bir anı mı yoksa bir hayal mi olduğunu, onun canlılığına bakarak anlarız. Bu ölçüt, kaynak izleme çerçevesinin felsefi bir öncülüdür: Johnson ve arkadaşları da kaynağın, anının özelliklerinden, örneğin duyusal ayrıntısından, çıkarıldığını söyler. Hume bunu kendisi de fark etmişti: aynı kitabın I. kitap, 3. kısım, 5. bölümünde, yalanlarını sık tekrarlayan yalancıların sonunda onlara inanıp onları gerçekmiş gibi hatırladığını yazar. Yanlış anı araştırmaları bu gözlemi deneysel olarak doğrular. Defalarca tekrarlanan bir hayal, yaşanmış bir anı kadar canlı hâle gelebilir. Canlılık, kaynağın bir işaretidir, ama güvenilir bir ölçütü değildir.
Güncel tartışma
Geri kazanılmış anılar tartışması. 1990'larda Amerika Birleşik Devletleri'nde ve başka ülkelerde, terapide "geri kazanıldığı" ileri sürülen çocukluk istismarı anıları büyük bir tartışmaya yol açtı. Bazı terapistler, bastırılmış travmatik anıların, hipnoz ve yönlendirici görüşme teknikleri gibi yöntemlerle geri kazanılabileceğini savundu. Bu anılara dayanarak bazı aile üyeleri suçlandı ve bazı davalar açıldı. Loftus ve başka bellek araştırmacıları, bu yöntemlerin, Kavramlar bölümünde gördüğümüz mekanizmalarla, yanlış anılar üretebileceğini savundu. Tartışma, "bellek savaşları" olarak anıldı ve hem bilimsel hem de hukuki sonuçlar doğurdu. Bugün araştırmacıların büyük kısmı, travmatik olayların çoğu zaman unutulmaktan çok fazla hatırlandığını, ve yönlendirici tekniklerin yanlış anı riskini önemli ölçüde artırdığını kabul eder. Ama gerçek istismar anılarının da bazen uzun süre hatırlanmayıp sonra hatırlanabileceği, tartışmanın hassas bir yanı olarak kalmaya devam ediyor. Bu tartışma, belleğin epistemolojisinin yalnızca kuramsal bir mesele olmadığını, insanların hayatlarını doğrudan etkilediğini gösteriyor.
Bellek ve dijital ortam. İnternet ve arama motorlarının yaygınlaşmasıyla, insanların bilgiyi hatırlama biçimlerinin değiştiği öne sürüldü. Amerikalı psikolog Betsy Sparrow ve çalışma arkadaşları, 2011'de Science'ta çıkan makalelerinde, katılımcıların, bilgiye daha sonra bilgisayardan ulaşabileceklerini düşündüklerinde, bilginin kendisini daha az hatırladıklarını, ama bilginin nerede bulunduğunu daha iyi hatırladıklarını bildirdi. Bu, belleğin, bilgiyi saklamaktan bilginin kaynağını saklamaya doğru bir kayma geçirebileceğini düşündürür. Ama bu bulgu, Colin Camerer ve arkadaşlarının 2018'de Nature Human Behaviour'da yayımlanan geniş tekrarlama projesinde tekrarlanamadı; bu yüzden ona temkinle yaklaşmak gerekir. Ama soru önemlidir: bellek giderek dış kayıtlarla birlikte çalıştıkça, kaynak izleme daha mı kolay, yoksa daha mı zor hâle gelir? Bu soru, İtiraz 4'teki genişletilmiş zihin tartışmasıyla ve Ders Ç2.13'te göreceğimiz tanıklık sorunuyla bağlantılıdır.
Mekân yöntemi ve bellek eğitimi. Augustinus'un saray imgesi, antik çağdan beri bilinen bir bellek tekniğine de karşılık gelir. "Mekân yöntemi" (method of loci) denen bu teknikte, hatırlanacak öğeler, iyi bilinen bir binanın odalarına ya da bir yolun durak noktalarına zihinsel olarak yerleştirilir ve hatırlarken bu mekânda zihinsel bir yürüyüş yapılır. Martin Dresler ve çalışma arkadaşları, 2017'de Neuron dergisinde yayımlanan bir çalışmada, bu teknikle birkaç hafta eğitim alan sıradan katılımcıların kelime listesi hatırlama performansının belirgin biçimde arttığını bildirdi. Bu bulgu ilginç bir noktaya işaret ediyor: belleği güçlendiren en etkili yöntemlerden biri, arşiv modelinin imgesini, yani bir saraydaki odaları, bilerek kullanmaktır. Ama yöntem, bir kayıt değil, bilinçli bir kurgudur: hatırlanacak şeyler, onlara yabancı bir mekâna yerleştirilerek, yani yeniden kurularak saklanır.
Pratik: Çözümlü örnek
Giriş'teki iki kardeşe dönelim. Sevda, dut ağacından düşüp kolunu kırdığını hatırlıyor. Kaan, aynı olayı kendi başından geçmiş gibi hatırlıyor. Anneleri ise ağaçtan düşenin kuzenleri Murat olduğunu söylüyor ve bir fotoğraf gösteriyor.
Adım 1, anı. Sevda: "Bir yaz dedemin bahçesinde dut ağacından düştüm ve kolum kırıldı."
Adım 2, kaynak. Sevda olayı doğrudan yaşadığını düşünüyor. Ama kendine sorduğunda, düşüşün anını değil, olaydan sonraki anları, yani alçılı kolu ve hastaneyi daha net hatırladığını fark ediyor. Bu anlar, Murat'ı hastanede ziyaret ettiği anlardan da gelebilir.
Adım 3, olay sonrası bilgi. Olay, yıllar boyunca aile toplantılarında anlatıldı. Her anlatımda, dinleyiciler olayı kendi zihinlerinde canlandırdı.
Adım 4, tekrar anlatım. Sevda olayı kendisi de birçok kez anlattı, belki arkadaşlarına "çocukken kolumu kırmıştım" diye. Her anlatım, anıyı kendi bakış açısından yeniden kurdu ve güçlendirdi.
Adım 5, şemaya uygunluk. Çocuklukta ağaçtan düşmek, yaygın ve akla yatkın bir olaydır. Anı, "çocukluk yaz tatili" şemasına mükemmel biçimde uyuyor.
Adım 6, güven ve zaman. Sevda anısından çok emin. Ama anı, olaydan yaklaşık yirmi beş yıl sonra ve sayısız anlatımdan sonra hatırlanıyor. Güvenin, anının ilk oluştuğu andaki güvenle aynı olduğunu varsaymak için bir neden yok.
Adım 7, bağımsız kanıt. Fotoğraf, kolu alçılı olanın Murat olduğunu gösteriyor. Annenin anlatımı da bunu destekliyor. Ama annenin anlatımı da bir anıdır ve yanılabilir. Fotoğraf ise, en güçlü bağımsız kanıttır.
Sonuç. Sevda'nın anısı, büyük olasılıkla bir kaynak izleme hatasıdır. İçeriğin bir kısmı doğrudur: o yaz bahçede biri ağaçtan düştü ve kolu alçıya alındı. Yanlış olan, anının sahibidir. Bu örnek, yanlış anının çoğu zaman tamamen uydurma değil, gerçek parçaların yanlış birleştirilmesi olduğunu gösteriyor. Sevda'nın tepkisi de öğreticidir. Fotoğrafı gördükten sonra, anısının yanlış olduğunu kabul edebilir, ama anının canlılığı muhtemelen bir süre daha devam edecektir. Bir anının yanlış olduğunu bilmek, onu yaşanmış gibi hissetmeyi hemen durdurmaz. Bu, Ders Ç2.1'de gördüğümüz Müller-Lyer yanılsamasına benzer: deneyim, inanç değiştikten sonra da sürebilir.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu anıların her birini Bellek Kaynak İzleme ile değerlendir ve en zayıf adımı belirle: (a) Bir kişinin, üç yaşındayken bir doğum günü partisinde pastanın yere düştüğünü hatırlaması. (b) Bir öğrencinin, bir sınav sorusunun cevabını derste öğretmenden duyduğunu hatırlaması. (c) Bir kişinin, önemli bir haberi ilk duyduğu anı, nerede olduğunu ve kiminle olduğunu çok canlı biçimde hatırlaması.
- Kendi hayatından, bir anının yanlış çıktığı ya da bir başkasıyla farklı hatırladığın bir olay yaz. Farkın kaynağı ne olabilir?
- Bir arkadaşın şöyle diyor: "Bir şeyi bu kadar net hatırlıyorsam, mutlaka öyle olmuştur." Bu görüşü, Argüman bölümünün birinci ve ikinci öncülünü kullanarak değerlendir.
Cevapları göster
- (a) En zayıf adım kaynaktır. Üç–dört yaşından önceki olaylara dair anılar, araştırmalara göre genellikle doğrudan anı değil, sonradan duyulan hikâyelerden ya da fotoğraflardan kurulmuş anılardır. Bu olgu, çocukluk amnezisi olarak bilinir. Kişi pastanın düştüğünü büyük olasılıkla aile anlatımlarından ya da bir fotoğraftan biliyordur. (b) En zayıf adım kaynaktır. Öğrenci, cevabı derste öğretmenden mi, bir ders kitabından mı, yoksa bir arkadaşından mı öğrendiğini karıştırıyor olabilir. Cevabın doğru olması, kaynağın doğru hatırlandığını göstermez. (c) En zayıf adım güven ve zamandır. Bu bir flaş bellek anısıdır. Talarico ve Rubin'in bulgularına göre, bu tür anılar güvenle hatırlanır, ama zamanla sıradan anılar kadar değişir. Kişinin anıya duyduğu yüksek güven, doğruluğun güvenilir bir göstergesi değildir.
- Örnek cevap: iki arkadaş, birlikte gittikleri bir konserin hangi yıl olduğunu farklı hatırlıyor. Biri 2015, öbürü 2016 diyor. Farkın kaynağı, ikisinin de konseri, o dönemde yaşadıkları başka olaylarla ilişkilendirmesi olabilir: biri onu üniversitedeki ilk yılıyla, öbürü bir iş değişikliğiyle birlikte hatırlıyor. Bu ilişkilendirmeler, anının zamanlamasını yeniden kurmak için kullanılıyor ve farklı sonuçlar veriyor. Konser biletinin kaydı ya da o dönemden bir fotoğraf, anlaşmazlığı çözebilir.
- Arkadaşının görüşü, arşiv modelinin bir sonucudur: canlı bir anı, iyi korunmuş bir kopyadır ve bu yüzden doğrudur. Argüman bölümünün birinci öncülü, bu sonucu açıkça ifade eder. Ama ikinci öncül, yanlış anıların da canlı ve güvenle hatırlanabildiğini gösterir. Giriş'teki iki kardeş, yaşamadıkları bir olayı çok net hatırlıyordu. Roediger ve McDermott'un deneyinde, katılımcılar listede olmayan bir kelimeyi duyduklarını hatırladı. Öyleyse bir anının netliği, onun doğruluğunun tek başına güvenilir bir göstergesi değildir. Arkadaşının anısı doğru olabilir, ama netliği bunu kanıtlamaz.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir hastanın tıbbi öyküsü alınırken, hastaya çocukluğunda hangi aşıları olduğu ve hangi hastalıkları geçirdiği soruluyor. Zayıf çalışma: "Hasta kendi geçmişini en iyi bilir, öyleyse cevaplarına güvenilmeli." Bu çalışma, belleğin yeniden kurgulayıcı yapısını hesaba katmıyor. Güçlü çalışma: "1) Hastanın çocukluk aşılarına ve hastalıklarına dair anıları, büyük olasılıkla doğrudan anılar değil, ailesinden duyduğu anlatımlardan kurulmuş anılardır. 2) Bu anılar, kaynak izleme hatalarına açıktır: hasta, bir kardeşinin geçirdiği hastalığı kendisininki sanabilir. 3) Ayrıca 'çocukluk hastalıkları' şeması, hastanın, yaygın hastalıkları geçirdiğini varsaymasına yol açabilir. 4) Öyleyse bu anılar, tek başına tıbbi kararlar için yeterli değildir. 5) Aşı kartları ve sağlık kayıtları gibi bağımsız kanıtlar, anıları desteklemek ya da düzeltmek için kullanılmalıdır. 6) Sonuç: hastanın anıları, değerli bir başlangıç noktasıdır, ama önemli kararlarda kayıtlarla doğrulanmalıdır."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Kaynak izleme | Anıların kaynağı ve kaynak karışıklığı riski değerlendirilmiş |
| Yeniden kurgu riski | Olay sonrası bilgi, tekrar anlatım ya da şema etkisi belirlenmiş |
| Bağımsız kanıt | Anıları destekleyecek ya da düzeltecek somut bir kanıt kaynağı önerilmiş |
| Argüman yapısı | Öncüller sırayla yazılmış; sonuç anılara ne kadar güvenileceğini açıkça belirtiyor |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç2.6) Ders Ç2.6'da gerekçe uydurma nasıl tanımlanmıştı? Kaynak izleme hataları, gerekçe uydurmaya hangi bakımdan benzer?
- (Ders Ç2.4) Ders Ç2.4'te algının kurama yüklülüğü nasıl tartışılmıştı? Bu derste bellek için benzer bir yüklülük nasıl ortaya çıktı?
- (Ders Ç1.1) Ders Ç1.1'de görgü tanığının güveni hakkında hangi ayrım yapılmıştı? Bu dersin flaş bellek bulguları bu ayrımla nasıl ilişkili?
Cevapları göster
- Ders Ç2.6'da gerekçe uydurma, kişinin kendi davranışının gerçek nedenini bilmeden, içtenlikle akla yatkın ama yanlış bir açıklama üretmesi olarak tanımlanmıştı. Kaynak izleme hataları, iki bakımdan gerekçe uydurmaya benzer. Birincisi, iki durumda da kişi, bir şeyin kaynağını, o şeyin özelliklerinden çıkarır: gerekçe uydurmada davranışın nedenini, kaynak izlemede anının kaynağını. İkincisi, iki durumda da bu çıkarım, bir gözlem gibi deneyimlenir ve kişi yanıldığını fark etmez. Kardeşlerin anısı, kaynak izleme hatasının, Ç2.6'daki değiştirilen yüz örneği ise gerekçe uydurmanın içtenlikle yaşanan bir yanılgı olduğunu gösterir.
- Ders Ç2.4'te algının kurama yüklülüğü, gözlemlerin kuram, kavram ve beklentiler tarafından biçimlendirildiği tezi olarak tartışılmıştı. Bu derste bellek için benzer bir yüklülük, şemalar biçiminde ortaya çıktı. Bartlett'in deneyinde, katılımcılar yabancı bir öyküyü kendi kültürel şemalarına göre yeniden kurdu. Loftus ve Palmer'ın deneyinde, "birbirine girme" ifadesinin uyandırdığı şiddetli çarpışma şeması, kırık cam anısını üretti. Algı kurama yüklü olduğu gibi, bellek de şemaya yüklüdür.
- Ders Ç1.1'de, adil yürütülmüş bir ilk teşhiste dile getirilen yüksek güvenin doğrulukla güçlü biçimde ilişkili olduğu, ama güven teşhisten sonra yükseldiğinde doğruluğun göstergesi olmaktan çıktığı ayrımı yapılmıştı. Bu dersin flaş bellek bulguları, bu ayrımı destekler. Talarico ve Rubin'in çalışmasında, katılımcıların 11 Eylül anılarına duydukları güven zamanla yüksek kaldı, ama anıların tutarlılığı azaldı. Yani güven, anının tutarlılığıyla değil, büyük olasılıkla anının önemi ve duygusal yoğunluğuyla ilişkili olabilir; çalışmanın açık sonucu, flaş bellekleri ayıranın tutarlılık değil, algılanan doğruluk olduğudur. Güven ile doğruluk arasındaki bağ, zaman geçtikçe ve anı yeniden anlatıldıkça zayıflar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Arşiv modeli ile yeniden kurgu modeli arasındaki fark nedir? | Arşiv: bellek olayların kopyalarını saklar. Yeniden kurgu: hatırlamak geçmişin yeniden inşasıdır (Bartlett 1932). |
| Şema nedir ve belleği nasıl etkiler? | Olay türlerine dair genel bilgi yapısı; anıları şemaya uymayan ayrıntılardan arındırır, şemaya uyan ayrıntılarla doldurur. |
| Olay sonrası bilgi etkisi nedir? | Olaydan sonra gelen yanıltıcı bilginin anıyı değiştirmesi (Loftus ve Palmer 1974: "birbirine girdiğinde" ve kırık cam). |
| Alışverişte kaybolma deneyi neyi gösterir? | Hiç yaşanmamış bir çocukluk olayının, katılımcıların yaklaşık dörtte biri tarafından hatırlanabileceğini (Loftus ve Pickrell 1995). |
| Kaynak izleme nedir? | Bir anının kaynağını belirleme süreci; birçok bellek hatası, içerik doğruyken kaynağın karıştırılmasından doğar (Johnson ve arkadaşları 1993). |
| Flaş bellek anıları neyi gösterir? | Güvenle ve canlı hatırlanırlar, ama sıradan anılardan daha tutarlı değildirler (Talarico ve Rubin 2003). |
| Kriptomnezi nedir? | Daha önce karşılaşılan bir fikrin, kaynağı hatırlanmadan, özgün bir fikir sanılması; bir kaynak izleme hatası. |
| Yeniden pekişme nedir? | Pekişmiş bir anının, yeniden etkinleştirildiğinde geçici olarak değişebilir hâle gelmesi (Nader ve arkadaşları 2000). |
Okuma listesi
- Augustinus, İtiraflar, X. kitap, 8.–19. bölümler. Belleğin felsefe tarihindeki klasik betimlemesi.
- Frederic C. Bartlett, Remembering: A Study in Experimental and Social Psychology (Cambridge University Press, 1932). Yeniden kurgu modelinin kurucu metni.
- Elizabeth F. Loftus, "Planting Misinformation in the Human Mind: A 30-Year Investigation of the Malleability of Memory", Learning & Memory 12 (2005). Olay sonrası bilgi ve yanlış anı araştırmalarının derlemesi.
- Daniel L. Schacter, The Seven Sins of Memory (Houghton Mifflin, 2001). Bellek hatalarının işlevsel açıklaması.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Memory" maddesi.
Sonraki derse köprü
Bu ders, belleğin bir kayıt değil, bir yeniden kurgu olduğunu ve güvenilirliğinin koşullara bağlı olduğunu gösterdi. Ama felsefi bir soruyu açık bıraktı: bellek bir inancı gerekçelendirdiğinde, bu gerekçe nereden gelir? Ders Ç2.8, iki cevabı karşılaştırıyor. Koruyucu görüşe göre bellek, başka bir kaynaktan, örneğin algıdan, elde edilmiş gerekçeyi yalnızca saklar. Üretken görüşe göre ise bellek, kendi başına yeni bir gerekçe de üretebilir.
Günlük sorusu: Çocukluğundan en net hatırladığın anı hangisi? O anıyı doğrudan mı yaşadın, yoksa ailenin anlatımlarından ya da bir fotoğraftan mı biliyorsun? Emin olabilir misin?