İçeriğe geç

Ders Ç2.6 · Çekirdek · Modül Ç2: Bilginin kaynakları

Öz-bilgi ve sınırları: kendini yanlış okumak

Araç: Gerekçe Uydurma Alarmı · 5K: Kesinlik · 6.172 kelime · tamamı yaklaşık 28 dakika okuma

Giriş

Bir mağazada, tüketici anketi yapılıyormuş gibi, bir tezgâhın üzerine yan yana dört çift naylon çorap dizilmiş. Yoldan geçenlerden, hangisinin kalitesinin en iyi olduğunu söylemeleri isteniyor. Çorapların dördü de aynı. Ama insanlar en sağdaki çorabı, en soldakine göre belirgin biçimde daha sık seçiyor. Seçimlerinin nedenini sorduğunuzda, örgüsünden, inceliğinden, esnekliğinden, işçiliğinden söz ediyorlar. Çorabın sıradaki yerinin seçimlerini etkileyip etkilemediğini sorduğunuzda ise, neredeyse hepsi bu olasılığı reddediyor, bazıları da soruyu tuhaf buluyor. Seçimlerini sıradaki yer etkiledi; ama kimse bunu bilmiyor ve herkes başka bir gerekçe veriyor.

Bu sahne, psikolojinin en çok anılan deneylerinden birinin özetidir ve Ders Ç2.5'in açık bıraktığı bir alana işaret ediyor. Ders Ç2.5, içebakışın duyumlar ve o anki yargılar için daha güvenilir, duygular ve deneyimin ayrıntıları için daha az güvenilir olduğunu gösterdi. Duyumlar ile duygular arasındaki bu farktan sonra sıra, gündelik hayatta en çok başvurduğumuz öz-bilgiye geliyor: bir şeyi neden yaptığımıza dair bilgimiz. Neden bu evi seçtim, neden bu kişiye güvendim, neden bu fikri ikna edici buldum? Bu sorulara verdiğimiz cevaplar, gündelik hayatta, kendimize dair en önemli bilgilerimiz arasında sayılır. Bu ders, bu cevapların, kendimizi bildiğimizi sandığımız ölçüde güvenilir olmadığını gösteren araştırmaları inceliyor ve bunun epistemolojik sonuçlarını soruyor. Kendi nedenlerimize dair ne kadar emin olmalıyız?

Bu dersin kazanımları:

  • Gerekçe uydurmayı, örtük nedensel kuramları, seçim körlüğünü ve önyargı kör noktasını açıklarsın. (anla)
  • Bir karar açıklamasını Gerekçe Uydurma Alarmı ile sınar, açıklamanın kararın gerçek nedenlerini mi, yoksa sonradan kurulmuş akla yatkın bir hikâyeyi mi yansıttığını belirlemeye çalışırsın. (uygula)
  • Kendi nedenlerimize dair öz-bildirimin ayrıcalıklı bir bilgi kaynağı olup olmadığını ve ona ne derece güvenilmesi gerektiğini gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Kavramlar, önce olgunun kendisini, sonra onu açıklayan mekanizmayı, en son da gündelik hayattaki iki biçimini tanımlıyor.

Terim, ilk olarak nörolojide, bellek bozukluğu olan hastaların boşlukları uydurma anılarla doldurmasını betimlemek için kullanıldı. Daha sonra, sağlıklı insanların da kendi davranışlarına dair benzer bir şey yaptığını gösteren araştırmalarla, anlamı genişledi. Gerekçe uydurmanın iki tanımlayıcı özelliği vardır. Birincisi, içtenliktir: kişi yalan söylemez; açıklamasının doğru olduğuna inanır. İkincisi, yanlışlıktır: açıklama, davranışın gerçek nedenini vermez. Bu iki özellik birlikte, gerekçe uydurmayı epistemolojik açıdan ilginç kılar. Kişi, kendi zihnine dair bir konuda, yanlış bir inanca, bunu fark etmeden, güvenle sahiptir. Ders Ç2.5'te gördüğümüz ayrıcalıklı erişim tezi, kişinin kendi zihnine dair inançlarının özellikle güvenli olduğunu söylüyordu. Gerekçe uydurma, bu güvenliğin en azından bir alanda, yani nedenler alanında, olmadığını gösterir.

Amerikalı psikologlar Richard Nisbett ve Timothy Wilson, 1977'de Psychological Review dergisinde yayımladıkları "Telling More Than We Can Know" adlı etkili makalede, gerekçe uydurmanın bu tür kuramlara dayandığını savundu. Bir insan neden belirli bir çorabı seçtiğini açıklarken, kendi zihnine bakıp nedeni bulmaz. Bunun yerine, insanların genel olarak çorapları neden seçtiğine dair bir kurama başvurur: kalite, doku, renk. Bu kuram, makul görünen bir açıklama verir. Ama kuram, sıradaki yer gibi, kültürün akla yatkın bir neden saymadığı etkenleri içermez. Nisbett ve Wilson'ın derlediği başka çalışmalarda, örneğin yardım etme deneylerinde ve bir iş başvurusunun değerlendirildiği bir çalışmada, deneklerin kendi davranışlarına dair açıklamaları, deneyi yalnızca okuyan gözlemcilerin tahminleriyle büyük ölçüde örtüştü; örtüşme, açıklamaların doğru çıktığı durumlarda da sürdü. Denekler, kendi nedenleri hakkında, hiç o durumda bulunmamış gözlemcilerden daha iyi bilgilendirilmiş değildi. Bu, onların açıklamalarının içebakışa değil, herkesin paylaştığı kuramlara dayandığını düşündürür.

İsveçli bilişsel bilimciler Petter Johansson ve Lars Hall ile çalışma arkadaşları, 2005'te Science dergisinde yayımlanan bir çalışmada, bu olguyu gösteren zekice bir deney tasarladı. Katılımcılara iki yüz fotoğrafı gösterildi ve hangisini daha çekici bulduklarını seçmeleri istendi. Sonra araştırmacı, bir el çabukluğuyla, seçilen fotoğraf yerine seçilmeyen fotoğrafı katılımcıya uzattı ve neden bu yüzü seçtiklerini sordu. Değiştirilen denemelerin ancak yaklaşık dörtte biri fark edildi; geri kalanında katılımcılar kendilerine uzatılan fotoğrafı seçtikleri fotoğraf olarak kabul etti. Daha da ilginci, katılımcılar seçmedikleri yüzü neden seçtiklerini açıklarken, bazen o yüze özgü, ilk seçtikleri yüzde bulunmayan özelliklerden, örneğin küpelerden ya da gülümsemeden, söz ettiler. Hall, Johansson ve arkadaşları daha sonra benzer etkileri bir süpermarkette reçel ve çay tadımında, ahlaki ve siyasi tutumlara dair anketlerde de gösterdi. Seçim körlüğü, gerekçe uydurmanın en açık deneysel gösterimlerinden biridir: kişi, gerçekte yapmadığı bir seçimi, içtenlikle gerekçelendirir. Bu olgunun epistemolojik önemi, kişinin yalnızca nedenleri değil, kararın kendisini bile yanlış bilebileceğini göstermesidir. Kişi, bir dakika önce verdiği kararı, önüne konan sonuca bakarak yeniden kurar.

Psikologlar Emily Pronin, Daniel Lin ve Lee Ross, 2002'de yayımlanan bir çalışmada, katılımcıların çeşitli bilişsel önyargıların ortalama bir insanı kendilerinden daha çok etkilediğine inandıklarını gösterdi. Pronin, daha sonra Matthew Kugler'le yaptığı 2007 tarihli çalışmada, bu eğilimi "içebakış yanılsaması" (introspection illusion), yani içebakışa duyulan aşırı güvenle açıkladı. Kendi yargılarımızı değerlendirirken, içeri bakarız ve bir önyargı bulamayız, çünkü önyargılar çoğu zaman bilinçdışı işler. Başkalarının yargılarını değerlendirirken ise, davranışlarına bakarız ve önyargıyı oradan çıkarırız. Bu asimetri, Ders Ç2.5'teki birinci kişi ile üçüncü kişi asimetrisinin beklenmedik bir yüzüdür. Kendi zihnimize özel bir erişimimiz olduğunu düşündüğümüz için, bu erişimin göstermediği önyargıları yok sayarız. Önyargı kör noktası, gerekçe uydurmanın bir sonucu olarak görülebilir: kendi nedenlerimiz hakkındaki içtenlikle inandığımız ama yanlış açıklamalar, önyargılarımızı bize görünmez kılar.

Bu ayrım, gerekçe uydurmanın ne anlama geldiğini netleştirir. Çorap seçen kişi, "bu çorabın dokusu daha iyi" dediğinde, bir gerekçe verir: dokunun iyi olması, bir çorabı seçmek için iyi bir nedendir. Ama bu gerekçe, seçimin nedeni değildir; neden, sıradaki yerdir. Gerekçe uydurma, bir gerekçenin, kişinin farkında olmadan, nedenin yerine konmasıdır. Amerikalı filozof Donald Davidson, 1963 tarihli "Actions, Reasons, and Causes" makalesinde, eylemlerimizin gerekçelerinin, aynı zamanda onların nedenleri olduğunu savundu: bir eylemi bir gerekçeyle açıklamak, o gerekçenin eylemi neden olarak meydana getirdiğini söylemektir. Gerekçe uydurma araştırmaları, bu tezi sorgulamaz, ama bize sunulan gerekçenin gerçekten eylemi meydana getiren gerekçe olup olmadığını her zaman bilemediğimizi gösterir. Bu derste "gerekçe", Ders Ç1.9'daki epistemik gerekçeden farklı olarak, bir eylemi açıklayan nedeni (reason) karşılar.

Argüman

Bu bölüm, kendi nedenlerimize dair öz-bildirimin ayrıcalıklı bir bilgi kaynağı olup olmadığını sınayan bir argüman kuruyor.

  1. Kendi davranışlarımızın nedenlerine dair öz-bildirimlerimiz özel güvenliğe sahipse, bu bildirimler, aynı durumu dışarıdan tahmin eden gözlemcilerin açıklamalarından daha doğru olmalıdır.
  2. Nisbett ve Wilson'ın ve sonraki araştırmaların bulgularına göre, birçok durumda kişilerin kendi davranışlarına dair açıklamaları, gözlemcilerin tahminleriyle büyük ölçüde örtüşür ve aynı yerlerde yanılır.
  3. Öyleyse bu durumlarda öz-bildirimler, ayrıcalıklı erişime değil, kişinin gözlemcilerle paylaştığı örtük nedensel kuramlara dayanır.
  4. Kişi, açıklamasının bir kurama dayandığının farkında değildir; açıklamayı, kendi zihnine doğrudan bakarak bulduğunu sanır ve ona güvenir.
  5. Öyleyse bu durumlarda kişinin kendi nedenlerine dair güveni, bu bildirimlerin gerçek doğruluğuyla orantılı değildir.

Sonuç: Kendi davranışlarımızın nedenlerine dair öz-bildirim, en azından birçok durumda, özel güvenlik taşımaz ve büyük olasılıkla yorumsal bir bilgi kaynağıdır. Kendimizi, başkalarını yorumladığımız kuramlarla yorumlarız; ve bu yorumlar, kuramlar yanlış olduğunda, içtenlikle yanlıştır. Bu yüzden kendi nedenlerimize dair bildirimler, kesinlik değil, ılımlı bir güven hak eder. Ama bu sonuç, bütün öz-bildirimlerin uydurma olduğu anlamına gelmez. Bir davranışın gerçek nedeni, kültürün akla yatkın saydığı bir nedense, örtük kuram onu doğru biçimde yakalar ve öz-bildirim doğru çıkar. Uydurma, gerçek neden ile akla yatkın neden birbirinden ayrıldığında ortaya çıkar. Ders Ç2.5'teki yorumcu kuram, bu sonuçla tutarlıdır. Ama sonuç, yorumcu kuramın bütün tutumlar için doğru olduğunu değil, nedenlere dair öz-bildirimin özellikle yorumsal olduğunu gösterir.

Birinci öncül, ayrıcalıklı erişimin bir sınamasını öneriyor. Ders Ç2.5'te ayrıcalıklı erişimin iki bileşenini, yani özel yöntemi ve özel güvenliği ayırmıştık. Özel güvenlik doğruysa, kişi kendi nedenlerini, başkalarından daha iyi bilmelidir. Bu, sınanabilir bir öngörüdür. Kişinin açıklaması ile gözlemcinin tahmini aynıysa, kişinin bir avantajı yoktur. Nisbett ve Wilson'ın yöntemi, tam olarak bu karşılaştırmaya dayanır.

İkinci öncül, deneysel bir iddiadır ve Kavramlar bölümünde gördüğümüz araştırmalara dayanır. Bu iddianın sınırlarını doğru çizmek önemlidir. Nisbett ve Wilson'ın verileri, kişilerin kendi nedenleri hakkında hiçbir zaman ayrıcalıklı bilgiye sahip olmadığını göstermez. Belirli türde durumlarda, özellikle davranışı beklenmedik bir etkenin, örneğin sıradaki yerin ya da çevredeki bir başka insanın varlığının, etkilediği durumlarda, öz-bildirimin gözlem kadar yanıldığını gösterir.

Dördüncü öncül, gerekçe uydurmanın epistemolojik açıdan en önemli yanını ifade ediyor. Bir kişinin kendi nedenleri hakkında yanılması tek başına şaşırtıcı değildir; her insan birçok konuda yanılır. Şaşırtıcı olan, yanılgının kişiye bir yanılgı olarak görünmemesidir. Kişi, açıklamasını bir tahmin olarak değil, bir gözlem olarak deneyimler. Ders Ç1.5'teki kredi diliyle, kişinin kendi nedenlerine dair kredisi, olması gerekenden çok daha yüksektir. Bu, Ders P1.8'de ayrıntılı göreceğimiz kalibrasyon kavramının içebakışa uygulanmasıdır: kalibre olmuş bir kişinin güveni, doğruluk oranıyla eşleşir. Gerekçe uydurmada, güven doğruluğu aşar.

En tartışmalı öncül: Üçüncü öncül, yani öz-bildirimlerin ayrıcalıklı erişime değil örtük kuramlara dayandığı iddiası. Kişinin açıklamasının gözlemcininkiyle örtüşmesi, kişinin kuram kullandığını gösterebilir. Ama kişinin kuram kullanması, içebakışın hiçbir katkı yapmadığı anlamına gelmez. Belki kişi, hem içebakışa hem de kurama dayanıyordur. Bazı durumlarda, örneğin bir kararın gerçek nedeni bilinçli bir düşünceyse, içebakış o düşünceyi doğru biçimde yakalayabilir. Eleştirmenler ayrıca, Nisbett ve Wilson'ın deneylerinin, kişilerin içebakışla erişemeyeceği türde nedenleri, yani bilinçdışı süreçleri sınadığını, bu yüzden içebakışın genel güvenilirliği hakkında bir sonuç vermediğini savundu. Bu itiraz, İtiraz 3'te ayrıntılı ele alınıyor. Üçüncü öncül, bu yüzden, "bu durumlarda" kaydıyla okunmalıdır: davranışı bilinçdışı bir etkenin belirlediği durumlarda öz-bildirim yorumsaldır.

Argümanın pratik bir sonucu da vardır. Kendi nedenlerimize içebakışla güvenilir biçimde erişemiyorsak, kendimizi tanımanın başka bir yolu, kendimize dışarıdan bakmaktır. Wilson, 2002 tarihli Strangers to Ourselves kitabında, insanların kendilerini, başkalarını tanıdıkları yollarla, yani kendi davranışlarını gözlemleyerek ve başkalarının onlar hakkındaki görüşlerini dikkate alarak, daha iyi tanıyabileceğini savundu. Bir kişi, bir işten hoşlanıp hoşlanmadığını, içine bakarak değil, o işe ne sıklıkla geri döndüğüne, onu yaparken zamanın nasıl geçtiğine bakarak daha iyi anlayabilir. Bu öneri, Ders Ç2.5'teki yorumcu kuramın pratik bir uygulamasıdır: kendimizi zaten yorumluyorsak, bu yorumu daha iyi kanıtlara dayandırmak, içebakışa güvenmekten daha güvenilir sonuçlar verebilir.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Gerekçe uydurma, yalan söylemekten farksızdır

Gerekçe uydurmayı yapan kişi, gerçek nedeni bilmediği hâlde bir neden uyduruyor. Bu, açıkçası, bilmediği bir şeyi biliyormuş gibi yapmaktır. Bilmediği bir şeyi biliyormuş gibi sunan biri, ister niyetli ister niyetsiz olsun, bir tür sahtekârlık yapmaktadır. Öyleyse gerekçe uydurma, epistemolojik değil, ahlaki bir sorundur; ve çözümü, insanların "bilmiyorum" demeyi öğrenmesidir.

Cevap: Bu itiraz, gerekçe uydurmanın en önemli özelliğini, yani içtenliği, gözden kaçırıyor. Yalan söyleyen kişi, söylediğinin yanlış olduğunu bilir. Gerekçe uyduran kişi ise, söylediğinin doğru olduğuna inanır. Bu fark, iki durumun epistemolojik yapısını tamamen değiştirir. Yalanda, kişinin inancı doğrudur, sözü yanlıştır. Gerekçe uydurmada ise, kişinin inancı yanlıştır, sözü bu yanlış inancı içtenlikle yansıtır. Öyleyse sorun, kişinin sözünde değil, inancında, yani bilgisindedir. "Bilmiyorum demeyi öğrenmek" önerisi, bu yüzden, tek başına işe yaramaz: kişi, bilmediğini bilmiyordur. Ders Ç1.15'te gördüğümüz Sokrates'in bilgeliği, burada yeni bir anlam kazanır. Bilmediğini bilmek, kendi nedenlerin söz konusu olduğunda özellikle zordur, çünkü cehalet kendini bir bilgi olarak sunar. Gerekçe uydurmanın ahlaki boyutu, ancak kişi kendi yanılabilirliğinin farkına vardıktan sonra ortaya çıkar: bu farkındalıktan sonra, kendi gerekçelerine aşırı güvenmek bir epistemik kusur, belki de bir ahlaki kusur olur.

İtiraz 2: Laboratuvar deneyleri gerçek hayatı yansıtmaz

Çorap deneyi, yüz fotoğrafları ve benzeri deneyler, insanların günlük hayatta verdikleri önemli kararlardan çok farklı, önemsiz ve yapay durumlardır. İnsanlar, önemsiz bir çorap seçimini düşünmeden yapar ve nedenini sorduğunuzda bir şey uydurur. Ama bir ev, bir iş ya da bir eş seçerken, kararlarını dikkatle düşünür ve nedenlerini gerçekten bilir. Öyleyse gerekçe uydurma, önemsiz kararlara özgü bir olgudur ve öz-bilginin genel güvenilirliği hakkında bir şey söylemez.

Cevap: Bu itiraz, deneysel bulguların genellenebilirliği hakkında haklı bir soru soruyor. Ama sonraki araştırmalar, itirazın varsaydığı sınırın o kadar keskin olmadığını gösterdi. Hall ve Johansson'ın ekibi, seçim körlüğünü yalnızca yüz fotoğraflarında değil, gerçek bir süpermarkette reçel ve çay tadımında ve siyasi tutumlara dair bir ankette de gösterdi. Ahlaki tutum anketi çalışmasında (2012), katılımcıların bazı yanıtları gizlice tersine çevrildiğinde, katılımcıların yaklaşık üçte ikisi değişikliklerden en az birini fark etmedi ve aslında karşı çıktığı bir görüşü savunan gerekçeler verdi. Bu, gerekçe uydurmanın, insanların önemsediği konularda da görülebileceğini düşündürür. Ayrıca önemli kararlar, düşünülerek verilse bile, bilinçdışı etkenlerden bağımsız değildir. Bir evi seçerken, evin ışığının o gün güzel olması ya da emlakçının sıcak davranması, kişinin farkında olmadan kararını etkileyebilir; ve kişi sonradan bu kararı evin metrekaresi ve konumuyla gerekçelendirebilir. İtiraz yine de bir şeyi doğru gösteriyor: gerekçe uydurmanın ne kadar yaygın olduğu, karar türüne ve koşullara göre değişir ve laboratuvar bulgularını gerçek hayata aktarırken dikkatli olmak gerekir.

İtiraz 3: Bu deneyler içebakışın değil, bilinçdışının sınırını gösterir

Nisbett ve Wilson'ın deneyleri, kişilerin bilinçdışı süreçlere içebakışla erişemediğini gösteriyor. Ama içebakış zaten bilinçdışı süreçlere erişim iddiasında bulunmaz; yalnızca bilinçli zihinsel durumlara erişim iddiasında bulunur. Çorabı seçen kişi, sıradaki yerin onu etkilediğinin bilincinde değildi. Bu etkiyi içebakışla bulamaması, içebakışın bir başarısızlığı değil, içebakışın kapsamının bir sınırıdır. Öyleyse bu deneyler, ayrıcalıklı erişim tezini, bilinçli durumlar için, hiç etkilemez.

Cevap: Bu, Nisbett ve Wilson'a karşı ileri sürülen en güçlü itirazdır ve kısmen haklıdır. İçebakış, bilinçdışı süreçleri doğrudan göstermez. Ama itiraz, sorunun asıl yerini gözden kaçırıyor. Sorun, kişinin bilinçdışı süreçleri görmemesi değil, onları görmediği hâlde gördüğünü sanmasıdır. Çorabı seçen kişi, "bilmiyorum, belki sıradaki yer etkilemiştir" demiyor; "dokusu daha iyiydi" diyor ve buna inanıyor. Bu, içebakışın kapsamının sınırını değil, içebakışın kendi sınırını tanımadaki başarısızlığını gösterir. Kişi, içebakışın erişemediği bir alanda, içebakışla eriştiğini sanıyor. Ayrıca seçim körlüğü deneylerinde, katılımcıların gerekçelendirdiği şey bilinçdışı bir süreç değil, bilinçli bir seçimdir: hangi yüzü seçtikleri. Bu seçimin kendisini bile değiştirildiğinde fark etmemeleri, bilinçli durumlara erişimin de sanıldığından daha zayıf olduğunu düşündürür. Ama itirazın doğru yanı korunmalıdır: gerekçe uydurma araştırmaları, öz-bilginin her alanda değil, özellikle nedenler alanında güvenilmez olduğunu gösterir.

İtiraz 4: Kendi nedenlerimizi bilemiyorsak, sorumluluk da ortadan kalkar

Kararlarımızın gerçek nedenlerini çoğu zaman bilmiyorsak, kararlarımızdan nasıl sorumlu tutulabiliriz? Bir hâkim, bir yönetici ya da bir öğretmen, kararının gerekçesini açıklamak zorundadır. Ama bu gerekçeler uydurmaysa, gerekçe istemenin bir anlamı kalmaz. Gerekçe uydurma araştırmaları, bu yüzden, sorumluluk ve hesap verebilirlik kurumlarının temelini çürütür.

Cevap: Bu itiraz, araştırmaların toplumsal sonuçlarına dair önemli bir kaygıyı dile getiriyor. Ama sonuç, gerekçe istemenin anlamsız olması değil, gerekçenin nasıl değerlendirileceğinin değişmesidir. Gerekçe istemek, iki işlev görür. Birincisi, kararın gerçek nedenini öğrenmek; bu işlev, gerekçe uydurma nedeniyle zayıflar. İkincisi, kararın haklı çıkarılabilir olup olmadığını sınamak; bu işlev, gerekçe uydurmadan etkilenmez. Bir hâkimin gerekçesi, kararın gerçek nedenini yansıtmasa bile, kararın hukuka uygun olup olmadığını denetlemeyi sağlar. Ders Ç1.14'te Anayasa'nın gerekçeli karar ilkesini tartışırken gördüğümüz gibi, gerekçe, bir denetim aracıdır. Gerekçe uydurma, bu aracın, kararı verenin zihnini okumak için değil, kararın kendisini değerlendirmek için kullanılması gerektiğini gösterir. Ayrıca gerekçe uydurma araştırmaları, sorumluluğu ortadan kaldırmaz, ama onu yeniden tanımlar: bir karar verici, yalnızca kararının gerekçesinden değil, kararının bilinçdışı etkenlere ne kadar açık olduğundan da sorumludur. Bu da kör değerlendirme ve yapılandırılmış karar süreçleri gibi yöntemlerin önemini artırır.

Örnekler

Basit örnek: sıradaki çoraplar

Giriş'teki sahne, Nisbett ve Wilson'ın 1977 tarihli makalesinde aktardıkları bir çalışmaya dayanır. Bir mağazada, alışveriş yapanlara dört özdeş ürün yan yana gösterildi ve en kaliteli olanı seçmeleri istendi. Katılımcılar, sağdaki ürünü belirgin biçimde daha sık seçti. Seçimlerinin nedeni sorulduğunda, sıradaki yerden hiç söz etmediler; sıradaki yerin etkili olup olmadığı doğrudan sorulduğunda ise neredeyse hepsi bunu reddetti.

Gerekçe Uydurma Alarmı ile bakalım. Karar ve açıklama: katılımcı, bir ürünü seçti ve onu dokusu ya da kalitesiyle açıkladı. Açıklamayı başkası da verebilir miydi? Evet: kalite, doku ve renk, bir ürünün neden seçildiğine dair herkesin paylaştığı kuramın parçalarıdır. Açıklamanın doğrulanabilir bir dayanağı var mı? Hayır: ürünler özdeş olduğu için, söz edilen kalite farkı yoktur. Bu, açıklamanın en açık uydurma işaretidir: açıklama, var olmayan bir farka dayanıyor. Başka bir açıklama: sıradaki yer, kararın gerçek nedeni olarak, deneysel olarak gösterilmiş. Kişi, bu etkenin farkında değil ve onu reddediyor.

Sonuç: Bu örnek, gerekçe uydurmanın en saf biçimidir. Gerçek neden, kültürün akla yatkın saymadığı bir etkendir; ve kişi, bu etkenin yerine, kültürün akla yatkın saydığı bir gerekçe koyar. Argüman bölümünün üçüncü öncülündeki örtük kuram, burada açıkça işler.

Örnekten çıkan dersin bir yanı da şudur: katılımcıların hiçbiri yanlış bir şey yaptıklarını düşünmüyordu. Kendi deneyimlerinden emin biçimde söz ettiler: bu çorabın dokusu gerçekten daha iyi geldi. Bu, gerekçe uydurmanın, bir mantık hatası gibi dışarıdan tanınabilecek bir yapıya sahip olmadığını gösterir. Bir safsatayı, Ders Ç0.8'de gördüğümüz gibi, argümanın biçimine bakarak fark edebiliriz. Gerekçe uydurmayı ise, açıklamanın biçimine bakarak değil, ancak açıklama ile davranış arasındaki ilişkiyi bağımsız olarak sınayarak fark edebiliriz. Bu yüzden Gerekçe Uydurma Alarmı, açıklamanın kendisinden çok, açıklamanın dayandığı kanıtlara ve karar koşullarına bakar.

Orta örnek: değiştirilen yüz

Johansson ve Hall'un 2005 tarihli deneyine dönelim. Bir katılımcı, iki yüz fotoğrafından birini daha çekici bulduğu için seçiyor. Araştırmacı, bir el çabukluğuyla, katılımcıya seçmediği fotoğrafı uzatıyor ve "Neden bu yüzü seçtiniz?" diye soruyor. Katılımcı fotoğrafa bakıyor ve "Gülümsemesi hoşuma gitti, sıcak bir ifadesi var" diyor. Ama katılımcının seçtiği yüz gülümsemiyordu; gülümseyen, seçilmeyen yüzdü.

Gerekçe Uydurma Alarmı ile bakalım. Karar ve açıklama: katılımcının açıklaması, elindeki fotoğrafa dayanıyor, kendi seçimine değil. Açıklamayı başkası da verebilir miydi? Evet: elindeki fotoğrafa bakan herhangi biri, gülümsemeden söz edebilirdi. Açıklamanın doğrulanabilir bir dayanağı var mı? Burada açıklama doğrulanabilir, ve yanlış çıkıyor: katılımcının gerçekte seçtiği yüzde gülümseme yoktu. Zamanlama: açıklama, karardan sonra, kararın sonucuna bakılarak üretildi. Bu, açıklamanın kararı değil, kararın sonucunu yorumladığının işaretidir.

Sonuç: Bu örnek, gerekçe uydurmanın bir yanını daha gösteriyor. Katılımcılar, yalnızca kararlarının nedenini değil, kararın kendisini bile yanlış biliyordu. Hangi yüzü seçtiklerini, bir dakika sonra, hatırlamadılar ya da fark etmediler. Açıklamaları, gerçek seçimlerinden değil, önlerindeki sonuçtan türedi. Bu, Ders Ç2.5'teki yorumcu kuramın öngördüğü türden bir durumdur: kişi, kendi seçimini, başkasının seçimini yorumlar gibi, önündeki kanıta bakarak yorumluyor.

Klinik örnek: bölünmüş beyin ve yorumcu

Bazı ağır sara hastalarında, nöbetlerin bir beyin yarıküresinden öbürüne yayılmasını engellemek için, iki yarıküreyi birbirine bağlayan kalın sinir lifi demeti, yani korpus kallozum, cerrahi olarak kesilmiştir. Bu ameliyatı geçirmiş "bölünmüş beyin" hastaları üzerine, Amerikalı sinirbilimci Michael Gazzaniga ve çalışma arkadaşları on yıllar boyunca araştırmalar yaptı. Bu araştırmalarda, görüntüler hastanın görüş alanının yalnızca bir yanına gösterildiğinde, bilgi yalnızca bir yarıküreye ulaşır. Çoğu insanda dil, büyük ölçüde sol yarıkürede işlenir.

Gazzaniga'nın Joseph LeDoux ile birlikte 1978 tarihli The Integrated Mind kitabında aktardığı ünlü bir deneyde, P.S. adlı bir hastanın sol yarıküresine bir tavuk ayağı, sağ yarıküresine ise karlı bir manzara gösterildi. Sonra hastadan, önündeki resimler arasından gördüklerine uygun olanları seçmesi istendi. Hastanın sağ eli, yani sol yarıkürenin denetlediği el, bir tavuğu; sol eli, yani sağ yarıkürenin denetlediği el, bir kürek seçti. Hastaya neden bu resimleri seçtiği sorulduğunda, konuşan sol yarıküre, karlı manzarayı görmemişti. Hasta hiç duraksamadan şöyle bir açıklama yaptı: tavuk ayağı tavukla gider, kürek de tavuk kümesini temizlemek için gerekir. Gazzaniga, sol yarıkürenin, nedenini bilmediği davranışlar için bile, akla yatkın açıklamalar üreten bir sistem içerdiğini öne sürdü ve bu sisteme "yorumcu" (interpreter) adını verdi.

Gerekçe Uydurma Alarmı ile bakalım. Karar ve açıklama: hasta, küreği seçti ve onu tavuk kümesini temizlemekle açıkladı. Açıklamayı başkası da verebilir miydi? Evet: tavuk ile küreği birlikte gören herhangi biri, aynı bağlantıyı kurabilirdi. Açıklamanın doğrulanabilir bir dayanağı var mı? Evet, ve yanlış: küreğin gerçek nedeni, sağ yarıküreye gösterilen karlı manzaraydı. Kişi açıklamasına ne kadar güveniyor? Tamamen: hasta, açıklamasının bir tahmin olduğunu fark etmiyor.

Bu örnek, gerekçe uydurmanın yalnızca bir laboratuvar tuhaflığı olmadığını, beynin işleyişinin olağan bir parçası olabileceğini düşündürür. Gazzaniga'ya göre, yorumcu sistem, sağlıklı insanlarda da sürekli çalışır ve davranışlarımıza, gerçek nedenlerini bilmediğimiz durumlarda bile, tutarlı bir hikâye sağlar. Bölünmüş beyin hastalarında bu sistemin işleyişi açığa çıkar, çünkü yorumcunun bilmediği bilgi, deneysel olarak kontrol edilebilir. Ama bu örnekten genel bir sonuç çıkarırken dikkatli olmak gerekir. Bölünmüş beyin, olağandışı bir durumdur. Sağlıklı beyinde iki yarıküre sürekli bilgi alışverişi yapar ve yorumcunun bilmediği bilgi çok daha azdır. Örnek, yorumcunun var olduğunu ve uydurma yapabildiğini gösterir; sağlıklı insanlarda ne sıklıkla uydurma yaptığını göstermez.

Araç kartı: Gerekçe Uydurma Alarmı

Satırİçerik
Ne işe yararBir kararın ya da davranışın açıklamasını sınar; açıklamanın kararın gerçek nedenini mi, yoksa sonradan kurulmuş akla yatkın bir hikâyeyi mi yansıttığına dair uyarı işaretlerini belirler.
Adımlar1) Kararı ve açıklamasını yaz. 2) Paylaşılan kuram: bu açıklamayı, durumu dışarıdan gören biri de verebilir miydi? Verebiliyorsa, açıklama bir kurama dayanıyor olabilir. 3) Doğrulanabilir dayanak: açıklamanın söz ettiği özellik gerçekten var mı ve karar seçenekleri arasında gerçekten fark yaratıyor mu? 4) Zamanlama: açıklama karar anında mı vardı, yoksa karardan sonra, sonuca bakılarak mı üretildi? 5) Gizli etkenler: kararı etkilemiş olabilecek ama açıklamada yer almayan etkenler, örneğin sıra, ilk izlenim, ortam, ruh hâli, var mı? 6) Güven ve doğruluk: kişi açıklamasına ne kadar güveniyor ve bu güven, açıklamanın doğrulanabilirliğiyle orantılı mı? 7) Kesinlik yargısı: açıklamaya hangi güven derecesi uygun?
Ne zaman kullanılırKendi önemli kararlarını gözden geçirirken; bir karar vericinin gerekçesini değerlendirirken; bir anket ya da görüşmede insanların kendi tercihlerini açıklamasını yorumlarken; bir anlaşmazlıkta tarafların "neden öyle yaptın" sorusuna verdiği cevapları değerlendirirken.
SınırıAraç, uydurmanın uyarı işaretlerini gösterir, ama bir açıklamanın uydurma olduğunu kanıtlamaz; birçok açıklama, paylaşılan bir kurama dayansa da doğrudur. Gerçek nedenleri belirlemek, çoğu zaman bir deney ya da karşılaştırma gerektirir ve gündelik hayatta bu her zaman mümkün değildir. Aracı yalnızca başkalarına uygulamak, önyargı kör noktasını besler.
5K kapısıKesinlik

Özet

  • Gerekçe uydurma, kişinin kendi davranışının gerçek nedenini bilmeden, içtenlikle akla yatkın ama yanlış bir açıklama üretmesidir.
  • Nisbett ve Wilson'a (1977) göre bu açıklamalar içebakışa değil, örtük nedensel kuramlara dayanır; kişilerin açıklamaları gözlemcilerin tahminleriyle örtüşür.
  • Seçim körlüğü (Johansson ve Hall 2005), kişilerin değiştirilen seçimlerini fark etmeden gerekçelendirdiğini gösterir.
  • Önyargı kör noktası (Pronin ve arkadaşları 2002), başkalarının önyargılarını görüp kendimizinkini görmememizdir.
  • Gerekçe ile neden ayrılabilir: uydurmada, kişinin sunduğu gerekçe davranışın gerçek nedeni değildir.
  • Bölünmüş beyin araştırmaları, sol yarıkürede açıklama üreten bir yorumcu sistemi düşündürür (Gazzaniga).
  • Kendi nedenlerimize dair öz-bildirim, birçok durumda yorumsaldır ve kesinlik değil ılımlı güven hak eder.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Hollandalı filozof Baruch Spinoza, 1677'de ölümünden sonra yayımlanan Etika'nın birinci kısmının sonundaki Ek'te, insanların doğadaki her şeyi kendi amaçlarına göre yorumlama eğilimini incelerken, şu varsayımla başlar:

Herkesin kabul etmesi gereken bir şeyi başlangıç noktası olarak varsaymam burada yeterli olacaktır: bütün insanlar şeylerin nedenlerinden habersiz doğar, hepsi kendilerine yararlı olanı arama isteği taşır ve bu isteğin bilincindedir. Bundan ilk olarak şu çıkar: insanlar, istemelerinin ve arzularının bilincinde oldukları ölçüde kendilerini özgür sanırlar, ve cehaletleri içinde, onları bu biçimde istemeye ve arzulamaya yönelten nedenleri akıllarından bile geçirmezler.

Üçüncü kısmın ikinci önermesine eklediği notta ise aynı düşünceyi gündelik örneklerle açar:

Böylece bir bebek, sütü kendi özgür iradesiyle istediğine inanır; öfkeli bir çocuk, öcü özgürce istediğine; korkak bir çocuk, kaçmayı özgürce istediğine. Ayrıca sarhoş bir adam, ayıkken söylemekten memnuniyetle kaçınacağı sözleri zihninin özgür kararıyla söylediğine inanır. [...] Deneyim, akıldan daha az açık olmayan biçimde, insanların yalnızca eylemlerinin bilincinde oldukları ve onları belirleyen nedenlerden habersiz oldukları için kendilerini özgür sandıklarını öğretir.

Spinoza'nın bu pasajları, Nisbett ve Wilson'ın deneysel bulgularından üç yüz yıl önce, gerekçe uydurmanın felsefi bir teşhisini sunar. Spinoza'ya göre, insanlar, eylemlerinin bilincindedir, ama eylemlerinin nedenlerinin bilincinde değildir. Bu boşluk, bir yanılsamayla doldurulur: eylemin nedeni, kişinin kendi özgür kararı sanılır. Sarhoş adamın örneği, gerekçe uydurmanın erken bir benzeridir; ama Spinoza'nın sarhoşu yanlış bir gerekçeden çok, bir "özgür karar" yanılsaması üretir. Sarhoş adam, sözlerini kendi kararıyla söylediğine inanır; ama sözlerinin gerçek nedeni, içtiği içkidir. Ayıkken bu sözleri söylemeyeceği gerçeği, kararın gerçek nedeninin başka bir yerde olduğunu gösterir.

Spinoza'nın teşhisi, bu dersin argümanından bir adım daha ileri gider. Bu ders, kendi nedenlerimize dair öz-bildirimin bazı durumlarda yorumsal olduğunu savunuyor. Spinoza ise, insanların kendi eylemlerinin nedenlerini genel olarak bilmediğini ve özgürlük duygusunun bu cehaletten doğduğunu söylüyor. Bu güçlü sonucun bir kısmı, Spinoza'nın belirlenimci metafiziğine dayanır ve bu derste tartışmadığımız bir sorudur. Ama epistemolojik çekirdeği, yani eylemlerimizin bilincinde olmanın, nedenlerinin bilincinde olmak anlamına gelmediği, deneysel araştırmalarla güçlü biçimde desteklenmiştir. Ders Ç1.6'da Spinoza'nın inanç ile irade arasındaki ilişkiye dair görüşünü görmüştük. Burada aynı filozof, iradenin kendisine dair bilgimizin sınırlarını gösteriyor.

Teknik ayrıntı

Nedenleri düşünmenin bedeli. Gerekçe uydurmanın ilginç bir sonucu, Timothy Wilson ve Jonathan Schooler'ın 1991'de yayımlanan bir çalışmasında görüldü. Katılımcılardan farklı reçel markalarını tadıp değerlendirmeleri istendi. Bir gruptan, değerlendirmeden önce, her reçeli neden beğendiklerini ya da beğenmediklerini yazmaları istendi; öbür grup doğrudan değerlendirme yaptı. Nedenlerini yazan grubun değerlendirmeleri, uzman bir değerlendirme kurulunun sıralamasıyla, yazmayan gruba göre daha az uyuştu. Wilson ve Schooler, bu sonucu şöyle yorumladı: kişiler nedenlerini düşünmeye başladığında, sözel olarak ifade edilmesi kolay ama gerçek tercihlerini yansıtmayan nedenlere odaklanır ve tercihlerini bu nedenlere göre değiştirir. Bu bulgu, gerekçe uydurmanın yalnızca bir açıklama hatası olmadığını, kararın kendisini de etkileyebileceğini düşündürür. Ama bulgunun sınırları da vardır. Nedenler üzerine düşünmenin her durumda zararlı olduğunu göstermez; özellikle uzmanlık gerektiren ve sözel olarak ifade edilebilen kararlarda, nedenler üzerine düşünmek yararlı olabilir.

Gerekçe uydurmanın türleri. Felsefeciler ve psikologlar, gerekçe uydurmanın farklı türlerini ayırır. Nörolojik gerekçe uydurmada, örneğin bazı bellek bozukluklarında, kişi yaşanmamış olayları anlatır. Bölünmüş beyin gerekçe uydurmasında, kişi, beynin bir kısmının erişemediği bilgiye dayanan davranışları açıklar. Gündelik gerekçe uydurmada ise, sağlıklı bir kişi, bilinçdışı etkenlerin belirlediği davranışlarına akla yatkın gerekçeler verir. Bu türler arasında bir süreklilik olduğu, yani aynı yorumcu mekanizmanın hepsinde farklı derecelerde işlediği öne sürülmüştür. Bu görüş doğruysa, gerekçe uydurma bir hastalık belirtisi değil, normal bilişin bir özelliğidir; hastalıklar yalnızca onun sınırlarını belirginleştirir.

Eylemden sonra gelen gerekçe. Gerekçe uydurmanın bir başka yönü, gerekçenin eylemi değil, eylemin gerekçeyi belirlediği durumlardır. Amerikalı psikologlar Leon Festinger ve James Carlsmith, 1959'da yayımlanan klasik bir deneyde, katılımcılardan sıkıcı bir görevi tamamladıktan sonra sıradaki katılımcıya görevin ilginç olduğunu söylemelerini istedi. Bunun karşılığında katılımcıların bir kısmına bir dolar, bir kısmına yirmi dolar ödendi. Sonra katılımcılara görevi gerçekte ne kadar ilginç buldukları soruldu. Bir dolar alanlar, görevi yirmi dolar alanlardan daha ilginç bulduklarını bildirdi. Festinger ve Carlsmith bu sonucu bilişsel çelişki (cognitive dissonance) kuramıyla açıkladı: bir dolar, yalan söylemek için yeterli bir gerekçe değildir; bu yüzden katılımcılar, davranışlarıyla tutarlı olmak için tutumlarını değiştirir. Amerikalı psikolog Daryl Bem ise aynı sonucu kendini algılama kuramıyla, yani katılımcıların kendi davranışlarını gözlemleyip tutumlarını oradan çıkardığıyla açıkladı. İki açıklamada da, kişinin tutumu davranışından sonra oluşur; ama kişi, tutumunun davranışından önce var olduğunu ve davranışını yönlendirdiğini düşünebilir; Bem ve McConnell'in 1970 tarihli bir çalışması, katılımcıların önceki tutumlarını yeni tutumlarına uygun biçimde yanlış hatırladığını gösterdi.

Kalibrasyon ve öz-bilgi. Argüman bölümünün beşinci öncülü, kendi nedenlerimize dair güvenimizin doğruluğumuzla orantılı olmadığını söylüyordu. Bu, Ders Ç1.5'teki kredi diliyle, bir kalibrasyon sorunudur. Kalibre olmuş bir kişi, yüzde sekseninde doğru çıktığı yargılara yüzde seksen güven verir. Gerekçe uydurmada ise, kişi yüzde yüze yakın bir güvenle, doğruluğu çok daha düşük olan açıklamalar verir. Bu fazla güvenin bir nedeni, açıklamanın kişiye bir gözlem gibi gelmesidir. Gözlemlerimize, çıkarımlarımızdan daha çok güveniriz. Kendi nedenlerimize dair açıklamalar, aslında çıkarım oldukları hâlde, gözlem gibi deneyimlendiği için, gözlem düzeyinde bir güven alır. Kalibrasyonun nasıl ölçüldüğü ve iyileştirildiği Ders P1.8'de ele alınacak.

Güncel tartışma

Gerekçe uydurmanın epistemik yararı. Son yıllarda bazı felsefeciler, gerekçe uydurmanın yalnızca bir kusur olmadığını, belirli epistemik yararları da olabileceğini savundu. Birmingham Üniversitesi'nden filozof Lisa Bortolotti, "epistemik masumiyet" (epistemic innocence) kavramıyla, örneğin 2018'de Review of Philosophy and Psychology'de yayımlanan "Stranger than Fiction" makalesinde, bazı uydurma açıklamaların, kişinin kendi davranışını anlamlandırmasına, tutarlı bir benlik anlatısı kurmasına ve gelecekteki davranışlarını düzenlemesine katkıda bulunduğunu öne sürdü. Bortolotti'ye göre, bir açıklama yanlış olsa bile, kişinin elindeki tek açıklama olabilir ve hiç açıklama olmamasından daha iyi sonuçlar doğurabilir. Bu görüş, gerekçe uydurmayı değerlendirirken, yalnızca doğruluğa değil, açıklamanın kişinin yaşamındaki işlevine de bakmamız gerektiğini hatırlatır. Ama yaklaşımın bir riski de vardır: uydurma açıklamaların yararlarını vurgulamak, onları düzeltmenin önemini gölgeleyebilir.

Bulguların sağlamlığı. Nisbett ve Wilson'ın 1977 tarihli makalesi, yayımlanmasından sonra yoğun bir yöntem eleştirisiyle karşılaştı. Eleştirmenler, örneğin 1978'de Eliot Smith ve Frederick Miller, 1988'de Peter White, makalenin, öz-bildirimin doğru olduğu durumları göz ardı ettiğini ve gözlemcilerle karşılaştırmanın her zaman adil olmadığını belirtti. Ders Ç2.5'te gördüğümüz Ericsson ve Simon'ın 1980 tarihli çalışması, bu eleştirilerin bir bölümünü sistemleştirdi: o anda dikkatin odağında olan bilgiye dair bildirimler güvenilir olabilir; sorun, kişilerden süreçlerin nedenlerini açıklamaları istendiğinde ortaya çıkar. Seçim körlüğü bulguları ise farklı laboratuvarlarda ve farklı konularda tekrarlanmıştır. Ama etkinin büyüklüğü, değişikliğin ne kadar belirgin olduğuna ve katılımcının seçimine ne kadar önem verdiğine göre değişir. Bu tartışma, Argüman bölümünün sonucunu destekler: gerekçe uydurma, her yerde aynı güçte değil, belirli koşullarda ortaya çıkan gerçek bir olgudur. Psikolojideki tekrarlanabilirlik tartışması Ders P2.12'de ele alınacak.

Yapay sistemlerde sonradan gerekçelendirme. Yapay zekâ araştırmasında, bir sistemin kararı için ürettiği açıklamanın, kararı gerçekte üreten süreci yansıtıp yansıtmadığı, "açıklama sadakati" (faithfulness) sorunu olarak tartışılır. Ders Ç2.5'te modellerin kendi iç durumlarına dair öz-bildirimlerini tartışmıştık; buradaki soru farklıdır: bir kararın gerekçesinin o kararı gerçekten üretip üretmediği. Büyük dil modellerinin, bir soruyu adım adım çözdüğünü gösteren açıklamalar ürettiği, ama bu açıklamaların her zaman cevabı belirleyen süreci yansıtmadığı bildirilmiştir; örneğin Turpin ve arkadaşlarının 2023 tarihli "Language Models Don't Always Say What They Think" çalışması. Bu durum, insan gerekçe uydurmasına çarpıcı biçimde benzer: sistem, kararından sonra ya da onunla birlikte, akla yatkın ama karara gerçekten yol açmamış bir gerekçe sunabilir. Bu benzerlik, gerekçe uydurmanın yalnızca insan beynine özgü bir tuhaflık olmadığını, açıklama üreten ve karar veren süreçlerin ayrı olduğu her sistemde ortaya çıkabileceğini düşündürür. Yapay sistemlerin güvenilirliği ve anlaması Ders P3.13'te ayrıntılı ele alınacak.

Pratik: Çözümlü örnek

Burcu, iki kiralık daire arasında seçim yaptı ve birincisini tuttu. Bir arkadaşı neden o daireyi seçtiğini sorduğunda, Burcu şöyle açıklıyor: "İkincisinden daha geniş ve işe daha yakın." Arkadaşı, iki dairenin ölçülerini karşılaştırdığında, ikinci dairenin aslında birkaç metrekare daha geniş olduğunu fark ediyor. Ayrıca Burcu'nun, birinci daireyi güneşli bir öğleden sonra, ikinciyi yağmurlu bir sabah gezdiğini biliyor.

Adım 1, karar ve açıklama. Karar: birinci daire. Açıklama: daha geniş ve işe daha yakın.

Adım 2, paylaşılan kuram. Genişlik ve işe yakınlık, bir daireyi neden seçtiğimize dair herkesin paylaştığı kuramın parçalarıdır. Durumu dışarıdan gören herkes, aynı açıklamayı verebilirdi. Bu tek başına açıklamanın yanlış olduğunu göstermez, ama bir uyarı işaretidir.

Adım 3, doğrulanabilir dayanak. Genişlik iddiası doğrulanabilir ve yanlış çıkıyor: ikinci daire daha geniş. İşe yakınlık iddiası doğru olabilir; bunu da kontrol etmek gerekir. Diyelim ki birinci daire işe gerçekten on dakika daha yakın.

Adım 4, zamanlama. Burcu bu açıklamayı karar anında mı yaptı, yoksa arkadaşı sorunca mı? Arkadaşı sorunca. Karar anında aklından geçenleri kaydetmemiş.

Adım 5, gizli etkenler. Birinci daire güneşli bir günde, ikincisi yağmurlu bir günde gezildi. Işık ve hava, bir mekânın nasıl algılandığını güçlü biçimde etkileyebilir: güneşli bir oda daha ferah ve daha geniş görünebilir. Bu, Burcu'nun birinci daireyi "daha geniş" bulmasının gerçek nedeni olabilir.

Adım 6, güven ve doğruluk. Burcu, açıklamasından emin görünüyor. Ama açıklamanın bir parçası, yani genişlik, yanlış. Bu, güveninin doğruluğu aştığını gösteriyor.

Adım 7, kesinlik yargısı. Burcu'nun açıklamasının işe yakınlık kısmı doğru ve kararında gerçek bir rol oynamış olabilir. Genişlik kısmı ise büyük olasılıkla bir uydurmadır: gerçek neden, dairenin güneşli bir günde ferah görünmesi olabilir. Burcu'nun kendi nedenlerine dair açıklamasına, ılımlı bir güven uygundur.

Sonuç. Burcu'nun kararı kötü bir karar olmayabilir: işe yakınlık önemli bir ölçüttür. Ama Burcu, kararını neden verdiğini tam olarak bilmiyor ve bilmediğini de bilmiyor. Bir dahaki sefere, evleri benzer koşullarda gezmek ya da ölçütlerini karar vermeden önce yazmak, gizli etkenlerin rolünü azaltabilir. Bu, Ders Ç2.4'teki bağımsız doğrulama ve önceden kayıt fikirlerinin kişisel karar vermeye uygulanmasıdır.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu açıklamaların her birinde Gerekçe Uydurma Alarmı'nın hangi uyarı işaretlerini görüyorsun? (a) Bir öğretmenin, bir öğrencinin ödevine düşük not vermesini "yazım hataları çoktu" diye açıklaması; öğretmen, ödevi okumadan önce öğrencinin derste sık sık geç kaldığını biliyordu. (b) Bir müşterinin, bir restoranı "yemekleri çok lezzetli" diye açıklaması; restoranın vitrininde her gün uzun bir kuyruk vardır. (c) Bir kişinin, bir arkadaşına güvenmediğini "gözlerini kaçırıyor" diye açıklaması.
  2. Kendi hayatından, bir kararını sonradan farklı açıkladığını fark ettiğin bir durum yaz. Karar anında aklından geçenler ile sonraki açıklaman arasında fark var mıydı?
  3. Bir arkadaşın şöyle diyor: "Kendi kararlarımın nedenlerini benden iyi kimse bilemez." Bu görüşü, Argüman bölümünün birinci ve ikinci öncülünü kullanarak değerlendir.
Cevapları göster
  1. (a) Uyarı işaretleri: açıklama, paylaşılan bir kurama dayanıyor; gizli bir etken var, yani öğrencinin geç kalması öğretmende olumsuz bir izlenim yaratmış olabilir. Doğrulanabilir dayanak kontrol edilmeli: ödevde gerçekten diğer ödevlerden daha çok yazım hatası var mı? Kör değerlendirme, yani ödevin kimin olduğunu bilmeden notlamak, bu gizli etkeni dışlayabilir. (b) Uyarı işareti: gizli bir etken var, yani kuyruğun kendisi, restoranın iyi olduğuna dair bir işaret olarak algılanabilir ve lezzet algısını etkileyebilir. Açıklama doğru olabilir, ama kuyruğun rolü göz ardı edilmiş. (c) Uyarı işareti: açıklama, göz kaçırmanın güvenilmezliğin işareti olduğuna dair yaygın bir kurama dayanıyor; ama bu kuramın doğruluğu tartışmalıdır. Göz kaçırma, utangaçlıktan ya da kültürel alışkanlıklardan kaynaklanabilir. Güvensizliğin gerçek nedeni başka bir şey olabilir.
  2. Örnek cevap: bir kişi, bir iş teklifini reddettiğini "maaş düşüktü" diye açıklıyor. Ama karar anında asıl aklından geçen, görüşmeyi yapan yöneticinin soğuk davranışıydı. Sonradan bu nedeni, maaş gibi daha kabul edilebilir ve ifade edilmesi kolay bir nedenle değiştirdi. Bu, Nisbett ve Wilson'ın örtük kuram açıklamasına uyar: kültürün akla yatkın saydığı, ifade edilmesi kolay bir neden, gerçek nedenin yerini alır.
  3. Arkadaşının görüşü, ayrıcalıklı erişimin özel güvenlik bileşenini, nedenlere uyguluyor. Argüman bölümünün birinci öncülüne göre, bu görüş doğruysa, arkadaşının kendi kararlarına dair açıklamaları, onu dışarıdan gözlemleyen birinin tahminlerinden daha doğru olmalıdır. Ama ikinci öncüldeki bulgular, birçok durumda böyle olmadığını gösteriyor: kişilerin açıklamaları, gözlemcilerin tahminleriyle örtüşür ve aynı yerde yanılır. Arkadaşının görüşü, bilinçli olarak düşündüğü nedenler için kısmen doğru olabilir. Ama kararlarını bilinçdışı etkenlerin belirlediği durumlarda, örneğin bir ilk izlenim ya da bir ortam etkisi söz konusu olduğunda, onu iyi tanıyan ve dışarıdan gözlemleyen biri, onun nedenlerini ondan daha iyi görebilir.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: bir şirkette işe alım kararları, yapılandırılmamış mülakatlardan sonra verilen gerekçelerle belgeleniyor. Zayıf çalışma: "Mülakatçılar deneyimlidir ve gerekçelerini yazıyorlar, öyleyse süreç adildir." Bu çalışma, gerekçelerin gerçek nedenleri yansıtıp yansıtmadığını sormuyor. Güçlü çalışma: "1) Mülakatçıların gerekçeleri, 'iletişim becerisi güçlü', 'takım çalışmasına uygun' gibi, paylaşılan kuramlara dayanan ifadelerdir. 2) Gizli etkenler: adayın görünüşü, mülakatçıya benzerliği, mülakatın günün hangi saatinde yapıldığı ve ilk birkaç dakikadaki izlenim, kararı etkileyebilir. 3) Bu etkenler, gerekçelerde hiç yer almaz; Nisbett ve Wilson'ın bulgularına göre, mülakatçılar bunların farkında olmayabilir. 4) Öyleyse yazılı gerekçeler, kararın gerçek nedenlerinin güvenilir bir kaydı değildir. 5) Bu etkenleri azaltmak için, her adaya aynı soruların sorulduğu yapılandırılmış mülakatlar ve değerlendirme ölçütlerinin mülakattan önce belirlenmesi kullanılabilir. 6) Sonuç: süreç, gerekçe uydurmaya açıktır; gerekçeler kararı denetlemek için yararlıdır, ama kararın nedenini göstermez."

ÖlçütNe aranır
Uyarı işaretleriPaylaşılan kuram, doğrulanabilir dayanak ve gizli etkenler ayrı ayrı değerlendirilmiş
Gizli etkenlerKararı etkileyebilecek ama gerekçede yer almayan somut etkenler belirlenmiş
Yöntem önerisiGizli etkenleri dışlayacak somut bir yöntem önerilmiş
Argüman yapısıÖncüller sırayla yazılmış; sonuç, sürecin uydurmaya ne kadar açık olduğunu net biçimde söylüyor

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç2.5) Ders Ç2.5'te ayrıcalıklı erişimin hangi iki bileşeni ayrılmıştı? Bu ders, bu bileşenlerden hangisini, hangi alanda sorguladı?
  2. (Ders Ç1.15) Ders Ç1.15'te Sokrates'in bilgeliği nasıl yorumlanmıştı? Gerekçe uydurma araştırmaları, bu bilgeliği neden özellikle zor kılıyor?
  3. (Ders Ç2.4) Ders Ç2.4'te önceden kayıt ve bağımsız doğrulama hangi amaçla önerilmişti? Bu yöntemler gerekçe uydurmaya karşı nasıl kullanılabilir?
Cevapları göster
  1. Ders Ç2.5'te ayrıcalıklı erişimin iki bileşeni, özel yöntem ve özel güvenlik olarak ayrılmıştı. Özel yöntem, kişinin kendi zihnini başkalarının bildiği yoldan bilmemesi; özel güvenlik ise kişinin kendi zihnine dair inançlarının daha güvenli olmasıydı. Bu ders, özel güvenlik bileşenini, kendi davranışlarımızın ve kararlarımızın nedenleri alanında sorguladı. Bu alanda, kişilerin açıklamaları, gözlemcilerin tahminlerinden daha doğru değildir. Özel yöntem bileşeni de bu alanda zayıflar: açıklamalar, içebakıştan çok, herkesin paylaştığı kuramlara dayanır.
  2. Ders Ç1.15'te Sokrates'in bilgeliği, bilmediği şeyleri bildiğini sanmamak, yani kendi bilgisinin sınırlarını doğru değerlendirmek olarak yorumlanmıştı. Gerekçe uydurma araştırmaları, bu bilgeliği kendi nedenlerimiz söz konusu olduğunda özellikle zor kılar, çünkü bu alanda cehalet kendini bir bilgi olarak sunar. Kişi, kararının nedenini bilmediğinde, "bilmiyorum" duygusu yaşamaz; akla yatkın bir açıklama hazır olarak gelir ve bir gözlem gibi deneyimlenir. Bilmediğini bilmek, bilmediğinin farkına varmayı gerektirir; ama gerekçe uydurmada bu farkındalık kendiliğinden ortaya çıkmaz.
  3. Ders Ç2.4'te önceden kayıt ve bağımsız doğrulama, gözlemin sınanan hipoteze yüklenmesini, yani gözlemcinin beklentisinin gözlemi biçimlendirmesini önlemek için önerilmişti. Bu yöntemler, gerekçe uydurmaya karşı da kullanılabilir. Önceden kayıt, karar ölçütlerini karar vermeden önce yazmak biçiminde uygulanabilir; bu, sonradan kurulan açıklamaların karar anındaki gerçek ölçütlerle karşılaştırılmasını sağlar. Bağımsız doğrulama ise, açıklamanın dayandığı özelliklerin, örneğin Burcu'nun dairesinin genişliğinin, gerçekten var olup olmadığını kontrol etmek biçiminde uygulanabilir.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Gerekçe uydurma nedir?Kişinin, davranışının gerçek nedenini bilmeden, içtenlikle akla yatkın ama yanlış bir açıklama üretmesi.
Nisbett ve Wilson'ın temel bulgusu nedir?Kişilerin kendi davranışlarına dair açıklamaları, gözlemcilerin tahminleriyle örtüşür; açıklamalar örtük kuramlara dayanır (1977).
Örtük nedensel kuram nedir?Bir davranışın hangi nedenlerden kaynaklanacağına dair, kültürden ve deneyimden edinilen genel kanılar.
Seçim körlüğü nedir?Kişinin, değiştirilen seçimini fark etmeden, seçmediği seçeneği gerekçelendirmesi (Johansson ve Hall 2005).
Önyargı kör noktası nedir?Başkalarının yargılarındaki önyargıları görüp kendi yargılarımızdakini görmememiz (Pronin ve arkadaşları 2002).
Gazzaniga'nın "yorumcu"su nedir?Sol yarıkürede, nedenini bilmediği davranışlar için bile akla yatkın açıklamalar üreten varsayılan sistem.
Gerekçe ile neden arasındaki fark nedir?Gerekçe davranışı haklı çıkarır; neden onu meydana getirir; uydurmada sunulan gerekçe gerçek neden değildir.
Wilson ve Schooler'ın reçel deneyi neyi gösterir?Nedenleri düşünmek, ifade edilmesi kolay ama gerçek tercihi yansıtmayan nedenlere odaklandırıp yargıyı bozabilir (1991).

Okuma listesi

  • Richard E. Nisbett ve Timothy D. Wilson, "Telling More Than We Can Know: Verbal Reports on Mental Processes", Psychological Review 84 (1977). Gerekçe uydurmanın klasik çalışması.
  • Petter Johansson, Lars Hall ve arkadaşları, "Failure to Detect Mismatches Between Intention and Outcome in a Simple Decision Task", Science 310 (2005). Seçim körlüğü.
  • Timothy D. Wilson, Strangers to Ourselves: Discovering the Adaptive Unconscious (Harvard University Press, 2002). Öz-bilginin sınırları üzerine kapsamlı bir çalışma.
  • Baruch Spinoza, Etika (1677), I. kısım, Ek. Özgürlük duygusunun nedenlere dair cehaletten doğması.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Self-Knowledge" maddesi.

Sonraki derse köprü

Değiştirilen yüz örneğinde katılımcılar, bir dakika önceki seçimlerini hatırlamadı; ellerindeki sonuçtan geriye doğru bir seçim kurdular. Ders Ç2.7, bu yeniden kurmanın belleğin genel işleyişi olup olmadığını soruyor: bellek geçmişi bir arşiv gibi mi saklar, yoksa her hatırlayışta yeniden mi kurar?

Günlük sorusu: Bugün verdiğin küçük bir kararın nedenini şimdi yaz. Bir hafta sonra aynı kararın nedenini yeniden yazmayı dene ve iki açıklamayı karşılaştır.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.