Giriş
Bir aile hekiminin muayene odasında hekim, hastası Yusuf Bey'e soruyor: "Başınız nerenizde, nasıl ağrıyor?" Yusuf Bey elini alnının sağ yanına koyuyor: "Burada, zonklayarak." Hekim not alıyor. Hastanın ağrısını göremiyor, ölçemiyor, dokunamıyor. Tahlil sonuçları, tansiyon, nabız, hepsi başka şeyler söylüyor. Ağrının nerede ve nasıl olduğu konusunda tek kaynak, Yusuf Bey'in kendi sözü. Hekim bu söze itiraz etmiyor: "Hayır, sizin başınız aslında ağrımıyor" demek, hekimlik açısından da, gündelik dil açısından da tuhaf olurdu. Ama aynı muayenede hekim başka bir soru soruyor: "Son zamanlarda kendinizi gergin hissediyor musunuz?" Yusuf Bey düşünüyor, "Yok, gayet sakinim" diyor, ve hekim, hastasının sıkılmış çenesine ve kıpır kıpır parmaklarına bakarak, bu cevaba ağrı cevabına güvendiği kadar güvenmiyor.
Modül Ç2'nin algı bölümü, dış dünyaya dair bilgimizin bir boşluk üzerinden kurulduğunu gösterdi: deneyim ile nesne arasında bir zincir uzanır ve zincirin herhangi bir halkası bizi yanıltabilir. Ders Ç2.4'ün sonunda, ayrışmacılığın bir sonucu olarak, kişinin kendi deneyiminin türünü içeriden her zaman göremeyebileceğini görmüştük. Bu ders, o sınırı genel bir soruya dönüştürüyor: kendi zihnimizi nasıl biliriz? Felsefe geleneğinin büyük kısmı, kendi zihnimize dair bilginin, dış dünyaya dair bilgiden daha güvenli olduğunu, hatta bütün bilginin bu güvenli temele dayandığını düşündü. Descartes, her şeyden şüphe ederken bile, şüphe ettiğinden şüphe edemeyeceğini söyledi. Ama Yusuf Bey'in iki cevabı, bu güvenliğin her zihinsel durum için aynı olmadığını düşündürüyor. Bu ders, içebakışın ne olduğunu, kendi zihnimize dair bilginin hangi bakımdan ayrıcalıklı olduğunu ve bu ayrıcalığın sınırlarını inceliyor.
Bu dersin kazanımları:
- İçebakışı, ayrıcalıklı erişimin bileşenlerini, birinci kişi ile üçüncü kişi arasındaki asimetriyi, iç duyu modelini ve saydamlık yöntemini açıklarsın. (anla)
- Bir öz-bildirimi İçebakış Güvenilirlik Kontrolü ile sınar, bildirilen zihinsel durumun türüne ve bildirimin koşullarına göre ne kadar güvenilir olduğunu belirlersin. (uygula)
- Ayrıcalıklı erişim tezini, içebakışın güvenilmezliğine dair güncel kanıtlar karşısında gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Kavramlar sırasıyla, içebakışın kendisini, ona atfedilen ayrıcalığı, ayrıcalığın iki açıklama modelini ve ayrıcalığa yöneltilen çağdaş meydan okumayı tanımlıyor.
Ders Ç1.1'de içebakışı, algı, bellek, akıl ve tanıklıkla birlikte bilginin başlıca kaynaklarından biri olarak saymıştık. İçebakışın öbür kaynaklardan iki belirgin farkı vardır. Birincisi, konusu dış dünya değil, kişinin kendi zihnidir. İkincisi, yalnızca o kişi tarafından kullanılabilir: başkasının ağrısını onun gibi içeriden bilemem, yalnızca davranışından, sözünden ya da yüzünden çıkarabilirim. İngiliz filozof John Locke, 1689 tarihli Deneme'sinde, dış duyuların karşılığı olarak, zihnin kendi işlemlerini algılamasına "düşünüm" (reflection) adını verdi. Locke'a göre fikirlerimizin iki kaynağı vardı: dış nesnelere yönelen duyum ve zihnin kendi işleyişine yönelen düşünüm. "İçebakış" kelimesinin kendisi, zihnin içine bakmak gibi bir imge taşır. Bu imgenin yanıltıcı olup olmadığı, aşağıda göreceğimiz gibi, tartışmanın merkezindedir.
Tez iki ayrı iddia içerir ve bunları ayırmak önemlidir. Birincisi, özel yöntem iddiasıdır: kişi kendi zihnini, başkalarının zihnini bildiği yoldan, yani davranış gözlemi ve çıkarımla değil, doğrudan bilir. İkincisi, özel güvenlik iddiasıdır: kişinin kendi zihinsel durumlarına dair inançları, başkalarının ona dair inançlarından ya da kendi dış dünyaya dair inançlarından daha güvenlidir. Güvenlik iddiasının farklı güçte biçimleri vardır. En güçlü biçim, yanılmazlıktır: kişi kendi zihinsel durumu hakkında yanılamaz. Daha zayıf bir biçim, düzeltilemezliktir (incorrigibility): kişi yanılabilir, ama başka hiç kimse onu düzeltecek konumda değildir. Bir başka biçim ise kendini açığa vurmadır (self-intimation): bir zihinsel durumda olmak, o durumda olduğunu bilmek için yeterlidir; hiçbir zihinsel durum farkına varılmadan var olamaz. Descartes'ın geleneği, bu güçlü biçimlerin en azından bazılarını savundu. Çağdaş tartışmada ise ayrıcalıklı erişim, genellikle bu güçlü biçimlerden çok daha ılımlı bir anlamda savunulur.
"Ali'nin başı ağrıyor" dediğimde, bu yargıyı Ali'nin yüzünü buruşturmasına, elini başına götürmesine ya da sözüne dayandırırım. "Benim başım ağrıyor" dediğimde ise, bu yargıyı herhangi bir gözleme dayandırmam. Kendimi aynada görüp yüzümü buruşturduğumu fark ederek başımın ağrıdığı sonucuna varmam. Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein'ın Felsefi Soruşturmalar'ının 244. paragrafına dayanan bir okumaya göre, Wittgenstein bu asimetrinin bazı birinci kişi ifadelerinin bir bilgi bildirimi değil, bir dışavurum olduğunu gösterdiğini öne sürdü. Bir çocuk canı yandığında önce ağlar; sonra ona ağlamanın yerine "acıyor" demesi öğretilir. "Acıyor" ifadesi, bu görüşe göre, ağlamanın dilsel bir yerine geçmesidir, bir iç durumun betimlemesi değil. Bu "dışavurumcu" görüş, asimetriyi ilginç bir biçimde açıklar: dışavurumlar kanıta dayanmaz, çünkü hiçbir şey betimlemezler. Ama bedeli de ağırdır. Birinci kişi ifadelerinin doğru ya da yanlış olabileceğini, dolayısıyla bilgi verebileceğini kabul etmek zorlaşır.
Locke'un düşünüm kavramı, bu modelin erken bir biçimidir. Çağdaş savunucuları arasında Avustralyalı filozof D. M. Armstrong ve Amerikalı filozof William Lycan sayılır. Armstrong, 1968 tarihli A Materialist Theory of the Mind kitabında, içebakışı, beynin kendi durumlarını tarayan bir alt sistemi olarak tanımladı. Bu model, içebakışı doğallaştırır ve ona bilimsel bir açıklama sağlar. Aynı zamanda, içebakışın neden yanılabilir olduğunu da açıklar: her algı mekanizması gibi, iç tarayıcı da hatalı çalışabilir. Ama model, Ders Ç2.1'deki algının bilgi sorununu içebakışa da taşır. İçebakış bir algıysa, onun da bir nedensel zinciri, bir aracı temsili ve bir yanılma olasılığı vardır. Amerikalı filozof Sydney Shoemaker, 1994'te yayımlanan bir dizi derste, bu modele karşı güçlü bir itiraz geliştirdi. Shoemaker'a göre, gözü görmeyen biri tamamen rasyonel olabilir. Ama kendi inançlarına karşı "kör" olan, yani inançları olduğu hâlde bunları hiçbir zaman içebakışla bilemeyen rasyonel bir kişi düşünülemez. İç algı, dış algı gibi ayrı bir yetenek olsaydı, böyle bir "kendine körlük" mümkün olurdu. Shoemaker'a göre bu olanaksızlık, içebakışın algı gibi işlemediğini gösterir.
İngiliz filozof Gareth Evans, ölümünden sonra 1982'de yayımlanan The Varieties of Reference kitabında, bu gözlemi şöyle ifade etti: biri bana "Üçüncü bir dünya savaşı çıkacağını düşünüyor musun?" diye sorarsa, cevap verirken dikkatimi dışarıya, yani dünyaya yöneltirim; içime bakmam. Evans'a göre, p'ye inanıp inanmadığım sorusunu cevaplamak için, p olup olmadığı sorusunu cevaplamak için elimde olan yöntemi işletirim. Bu gözlem, Ders Ç2.3'te gördüğümüz deneyimin saydamlığı fikrinin inanca uygulanmasıdır. MIT'de çalışan İngiliz filozof Alex Byrne, 2018 tarihli Transparency and Self-Knowledge kitabında, bu yöntemi, "p ise, p'ye inandığına inan" kuralı biçiminde geliştirdi ve onu inançtan istek ve algı gibi başka zihinsel durumlara genişletmeye çalıştı. Saydamlık yöntemi, iç duyu modelinin "iç tarayıcısına" gerek bırakmaz. Ders Ç1.4'teki Moore paradoksuyla da bağlantılıdır: "yağmur yağıyor ama yağdığına inanmıyorum" cümlesinin tuhaflığı, saydamlık yöntemine göre, "yağmur yağıyor" yargısının zaten "yağmur yağdığına inanıyorum" yargısının dayanağı olmasından kaynaklanır.
Amerikalı filozof Eric Schwitzgebel, 2008'de yayımlanan "The Unreliability of Naive Introspection" makalesinde, bu tezi çarpıcı örneklerle savundu. Ders Ç1.4'te Schwitzgebel'in aradalık kavramını görmüştük. Bu makalede Schwitzgebel, içebakışın en güvenilir sanılan alanlarda bile yanıldığını öne sürer. İnsanlar, o anki duygularını, görsel deneyimlerinin netliğini ve düşüncelerinin sözel olup olmadığını içebakışla tarif ederken, birbirleriyle ve bilimsel bulgularla çelişen, hatta kendi önceki tariflerine ters düşen cevaplar verir. Schwitzgebel'e göre, içebakış dış algıdan daha güvenilir değildir; bazı alanlarda çok daha az güvenilirdir. Bu tez, Descartes'tan beri süren ayrıcalıklı erişim geleneğine karşı en sert çağdaş meydan okumadır.
Argüman
Bu bölüm, ayrıcalıklı erişim tezini sınayan bir argüman kuruyor. Amaç, tezi bütünüyle kabul ya da reddetmek değil, onun hangi zihinsel durumlar için ve hangi anlamda doğru olduğunu belirlemek.
- Ayrıcalıklı erişim tezi doğruysa, kişinin kendi o anki zihinsel durumlarına dair inançları, hem özel bir yöntemle edinilir hem de dış dünyaya dair inançlarından daha güvenlidir.
- Özel yöntem iddiası, birinci kişi ile üçüncü kişi arasındaki asimetri tarafından güçlü biçimde desteklenir: kişi kendi zihinsel durumlarını, başkalarınınkini bildiği gibi, davranış gözlemi ve çıkarımla bilmez.
- Özel güvenlik iddiası, bazı zihinsel durumlar için, örneğin o anki keskin bir ağrı ya da şu an bilinçli olarak düşünülen bir yargı için, akla yatkındır.
- Ama başka zihinsel durumlar için, örneğin duygular, ruh hâlleri, görsel deneyimin ayrıntılı nitelikleri ve süregiden düşüncenin biçimi için, kişinin içebakışla edindiği inançlar sık sık yanlış olabilir ve başkalarının gözlemiyle düzeltilebilir.
- Öyleyse özel güvenlik iddiası, bütün zihinsel durumlar için genel olarak doğru değildir.
Sonuç: Ayrıcalıklı erişim tezinin iki bileşeni birbirinden ayrılır. Özel yöntem iddiası, çoğu felsefecinin kabul ettiği ama yorumcu kuramın reddettiği bir iddia olarak, büyük ölçüde savunulabilir: kendi zihnimizi, başkalarının zihnini bildiğimizden farklı bir yolla biliriz. Özel güvenlik iddiası ise yereldir: bazı zihinsel durumlar için doğrudur, bazıları için değildir. İçebakış, tek tip bir bilgi kaynağı değil, farklı zihinsel durumlar için farklı güvenilirlikte çalışan bir yöntemler ailesidir. Bu sonuç, Descartes'ın kendi zihnimize dair bilginin bütün bilginin güvenli temeli olduğu görüşünü zayıflatır, ama içebakışı değersiz kılmaz. Kendi zihnimize dair bazı bilgilerimiz gerçekten ayrıcalıklıdır; görev, hangilerinin olduğunu ayırt etmektir.
Birinci öncül, ayrıcalıklı erişim tezinin iki bileşenini açıkça ayırıyor. Bu ayrım, tartışmanın çoğu zaman gözden kaçan bir noktasıdır. Bir kişi, kendi duygusunu başkalarının bilmediği bir yoldan bilebilir, ama bu yol onu yanıltabilir. Özel yöntem, özel güvenliği gerektirmez. Bir pilotun kokpitteki göstergelere özel erişimi vardır, yolcuların yoktur; ama göstergeler bozuksa, pilot yolculardan daha kötü bilgilenmiş olabilir. Yolcular, pencereden dışarıya bakarak uçağın alçaldığını görebilir.
İkinci öncül, Kavramlar bölümünde gördüğümüz asimetriye dayanır. Bu asimetri, ayrıcalıklı erişim tezinin en sağlam dayanağıdır ve çoğu felsefeci onu bir biçimde kabul eder. Ama tamamen reddedenler de vardır: İtiraz 5'te göreceğimiz gibi, Gilbert Ryle'dan Peter Carruthers'a uzanan bir çizgi, kendimizi de başkalarını bildiğimiz gibi, davranışı yorumlayarak bildiğimizi savunur. Tartışmanın çoğu, asimetrinin nasıl açıklanacağı üzerinedir: iç duyu modeline göre, özel bir iç algı yoluyla; saydamlık yöntemine göre, dünyaya bakmanın özel bir kullanımıyla; dışavurumcu görüşe göre, bilgi bildiriminin değil, dışavurumun mantığıyla.
Üçüncü ve dördüncü öncül, güvenliği zihinsel durum türüne göre ayırıyor. Keskin bir ağrıda yanılmak zor görünür. Yusuf Bey'in başının ağrıdığına dair inancı, en azından ağrının varlığı bakımından, neredeyse yanılmazdır. Ama Yusuf Bey'in gergin olmadığına dair inancı, hekimin gözlemiyle çelişir ve büyük olasılıkla yanlıştır. Bu fark, Schwitzgebel'in tezinin merkezindedir: içebakış, belirgin, yoğun ve dikkat çeken durumlarda daha güvenilir, yaygın, belirsiz ve süreğen durumlarda daha az güvenilirdir.
En tartışmalı öncül: Dördüncü öncül, yani içebakışın bazı alanlarda sık sık yanıldığı iddiası. Bu iddianın savunucuları, çelişen öz-bildirimlere ve öz-bildirimlerin davranış ve fizyolojiyle uyuşmamasına dayanır. Ama eleştirmenler, bu çelişkilerin içebakışın değil, içebakışla edinilen bilginin sözel bildirimine dair olduğunu savunabilir. Kişi, duygusunu doğru biçimde içebakışla biliyor olabilir, ama onu yanlış kelimelerle bildirebilir ya da bildirimi bir kurama göre biçimlendirebilir. Bu durumda yanılan içebakış değil, dil ya da kuramdır. Ayrıca bazı durumlarda, örneğin Yusuf Bey'in gerginliğinde, sorun içebakışın değil, dikkatin eksikliği olabilir: kişi içeri bakmamıştır, bakmış ama yanlış görmemiştir. Bu itirazlar, dördüncü öncülü çürütmez, ama onun "içebakış yanılıyor" mu yoksa "içebakışa dayanan bildirim yanılıyor" mu dediğini netleştirmeyi gerektirir. İtiraz 4 bu noktayı tartışıyor.
İtirazlar ve cevaplar
İtiraz 1: Zihin kendini gözlemleyemez
Fransız düşünür Auguste Comte, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında yayımlanan Cours de philosophie positive adlı eserinde, içebakışın bir bilgi yöntemi olarak imkânsız olduğunu savundu. Comte'a göre düşünen kişi, kendi düşünme işlemini gözlemlemek için kendini ikiye bölemez; tutkular bir ölçüde gözlenebilir, ama güçlü bir tutku gözlemle bağdaşmaz. Bir öfkeyi gözlemlemek için öfkeli olmayı bırakıp gözlemci olmak gerekir. Ama o anda öfke ortadan kalkar ya da değişir. Öyleyse içebakış, gözlemlemeye çalıştığı şeyi ya yok eder ya da bozar.
Cevap: Comte'un itirazı, zekice bir gözleme dayanır ve bazı zihinsel durumlar için gerçekten geçerlidir. Yoğun bir öfke ya da derin bir dalgınlık, gözlemlendiği anda değişebilir. Ama İngiliz filozof John Stuart Mill, Comte'a verdiği cevapta, bu sorunun büyük ölçüde belleğe başvurarak aşılabileceğini belirtti. Bir zihinsel durumu tam olarak yaşandığı anda değil, hemen ardından, henüz bellekte tazeyken inceleyebiliriz. Amerikalı psikolog ve filozof William James, 1890 tarihli The Principles of Psychology kitabında bu tartışmayı ele aldı ve Mill'in cevabına büyük ölçüde katılarak, bir duyguyu adlandırdığımızda onun çoktan geçmiş olduğunu, içebakışın bu anlamda bir geriye bakış olduğunu, ama zor ve yanılabilir kaldığını söyledi. Bu cevap, itirazı tamamen ortadan kaldırmaz, ama onu dönüştürür. İçebakış, belleğe dayandığı ölçüde, belleğin yanılabilirliğini de devralır. Belleğin bu yanılabilirliği, Ders Ç2.7'de ayrıntılı ele alınacak. Ayrıca saydamlık yöntemi, Comte'un itirazından büyük ölçüde kaçar: inancımı bilmek için içeri bakmam gerekmiyorsa, içeri bakmanın gözlemlenen şeyi bozması da bir sorun olmaz.
İtiraz 2: İçebakış bilimsel bir yöntem olamaz
On dokuzuncu yüzyılın sonunda deneysel psikoloji, büyük ölçüde içebakışa dayanıyordu. Alman psikolog Wilhelm Wundt'un laboratuvarında eğitimli gözlemciler basit duyum ve algılarını bildiriyordu; Wundt, düşünce gibi yüksek süreçlerin içebakışla incelenebileceğinden kuşkuluydu. Öğrencisi İngiliz psikolog Edward Titchener ise, Cornell Üniversitesi'ndeki laboratuvarında, içebakışı daha geniş kullandı. Ama farklı laboratuvarların gözlemcileri, aynı konularda birbiriyle çelişen bildirimler verdi. Ünlü bir örnek, "imgesiz düşünce" tartışmasıydı: Würzburg okulunun gözlemcileri, bazı düşüncelerin hiçbir duyusal imge içermediğini bildirirken, Titchener'ın gözlemcileri her düşüncede bir imge bulduklarını söyledi. Çelişkiyi çözmenin bir yolu yoktu, çünkü her taraf yalnızca kendi içine bakabiliyordu. Bu çıkmaz, Amerikalı psikolog John Watson'ın 1913'te başlattığı davranışçılığın yükselişine katkıda bulundu. Davranışçılar, içebakışı psikolojiden tamamen dışladı.
Cevap: İmgesiz düşünce tartışması, içebakışın sınırlarının gerçek ve önemli bir kanıtıdır. Ama sonraki gelişmeler, davranışçılığın içebakışı tamamen dışlamasının da aşırı olduğunu gösterdi. Bilişsel psikoloji, öz-bildirimleri yeniden kullanmaya başladı, ama onları yanılmaz gözlemler olarak değil, başka verilerle karşılaştırılabilecek kanıtlar olarak ele aldı. İsveçli psikolog K. Anders Ericsson ile Amerikalı bilim insanı Herbert Simon, 1980'de Psychological Review'da yayımlanan "Verbal Reports as Data" makalesinde, katılımcıların bir problemi çözerken yüksek sesle düşünmelerine dayanan sözel bildirimlerin, belirli koşullarda güvenilir veri sağlayabileceğini savundu. Bu koşullar, Argüman bölümünün sonucuyla uyumludur: kişi, o anda dikkatinin odağında olan şeyi bildirirken daha güvenilirdir; kendi zihinsel süreçlerinin nedenlerini açıklamaya çalışırken daha az güvenilirdir. Öz-bildirimin nedenlere dair sınırları Ders Ç2.6'nın konusu. İçebakış, bilimsel bir yöntem olarak yanılmaz değildir, ama denetlenebilir bir kanıt kaynağıdır.
İtiraz 3: Saydamlık yöntemi bütün zihinsel durumlara uygulanamaz
Evans'ın saydamlık yöntemi, inançlar için çekicidir: inanıp inanmadığımı bilmek için dünyaya bakarım. Ama bu yöntem başka zihinsel durumlara nasıl uygulanacak? Başımın ağrıdığını bilmek için dünyaya mı bakarım? Hangi dünya olgusu, benim ağrımın dayanağıdır? Benzer biçimde, bir şeyi isteyip istemediğimi bilmek için dünyaya bakmak, en iyi durumda, o şeyin istenmeye değer olup olmadığını gösterir; ama istenmeye değer bir şeyi istemeyebilirim. Öyleyse saydamlık yöntemi, içebakışın genel bir kuramı olamaz.
Cevap: Bu itiraz, saydamlık yönteminin en çok tartışılan sınırıdır. Byrne, yöntemi istek ve algı gibi durumlara genişletmeye çalışır. İstek için ayrı bir kural önerir: "Bir şeyi yapmak istenmeye değer bir seçenekse, onu yapmak istediğine inan." İtiraz tam bu noktaya yönelir: istenmeye değer bulduğum bir şeyi istemeyebilirim. Byrne bu kuralın yanılabilir olduğunu kabul eder, ama çoğu durumda doğru sonuç verdiğini savunur. Ama ağrı gibi duyumlar, yöntemin en zor alanıdır. Byrne'ın kendisi ağrıyı da kapsamaya çalışır; bunu yeterli bulmayanlar vardır. Bazı saydamlık savunucuları, duyumların farklı bir modelle açıklanması gerektiğini kabul eder. Bu durumda, Argüman bölümünün sonucuna benzer bir sonuca varırız: içebakış, tek bir yöntem değil, bir yöntemler ailesidir. İnançlar için saydamlık yöntemi, duyumlar için belki iç duyu modeline daha yakın bir yöntem işler. Bu çoğulcu tablo, kendi içinde bir sorun değildir. Ama ayrıcalıklı erişimin tek bir açıklamasının olmadığını, farklı zihinsel durumların farklı nedenlerle ayrıcalıklı olabileceğini gösterir.
İtiraz 4: Schwitzgebel'in örnekleri içebakışın değil, kuramın hatasını gösterir
Schwitzgebel'in örneklerinde insanlar, kendi deneyimlerini birbiriyle çelişen biçimlerde tarif eder. Ama bu çelişkiler, insanların deneyimlerini değil, deneyimleri hakkındaki kuramlarını yansıtıyor olabilir. Örneğin, Schwitzgebel'in 2002'de yayımlanan "Why Did We Think We Dreamed in Black and White?" makalesinde tartıştığı gibi, rüyalarımızın renkli mi siyah-beyaz mı olduğu sorusuna verilen cevaplar, yirminci yüzyılın ortasında, siyah-beyaz fotoğraf ve görüntü teknolojisinin yaygın olduğu dönemde farklıydı. Bu, insanların rüyalarının değiştiğini değil, rüyalarına dair kuramlarının değiştiğini gösterebilir. Öyleyse yanılan içebakış değil, içebakışın sonuçlarını yorumlayan kuramdır.
Cevap: Bu itiraz, Ders Ç2.4'teki gözlem ile yorum ayrımının içebakışa uygulanmasıdır ve önemli bir noktaya işaret eder. İçebakışla edinilen bilginin de bir çekirdeği ve bir yorum katmanı olabilir. Rüya örneğinde, Schwitzgebel'in kendisi de, renkli rüya bildirimlerindeki tarihsel değişimin bir kurama yüklülük etkisi olabileceğini tartışır; ama örneği içebakışı kurtarmak için değil, rüya deneyimine dair bilgimizin güvensizliğini göstermek için kullanır. Ama bu cevap, içebakışın güvenilirliğini kurtarmak için bedel öder. İçebakışın çekirdeği güvenilirse ama bu çekirdeğe yalnızca kuram aracılığıyla erişebiliyorsak, pratikte içebakışa dayanan bildirimlerimiz yine de güvenilmezdir. Ayrıca bazı örneklerde, örneğin görsel çevrenin netliğinde, kuramın değil, dikkatin ve beklentinin rol oynadığı görülür. İnsanlar, görüş alanlarının çevresini, merkezle neredeyse aynı netlikte gördüklerini söyler; ama bu, gözün yapısına dair bilgiyle çelişir. Bu yanılgı büyük ölçüde, bakmak istediğimiz her yere gözümüzün hemen kayması ve orayı keskin görüş bölgesine getirmesinden kaynaklanır; yalnızca bir kurama indirgenemez. Bu tür bir yanılgı, içebakışın kendisinin bir sınırıdır.
İtiraz 5: Kendimizi de başkalarını bildiğimiz gibi biliriz
İngiliz filozof Gilbert Ryle, 1949 tarihli The Concept of Mind kitabında, kendimiz hakkında öğrenebildiklerimizin ve bunları öğrenme yollarımızın, başkaları hakkındakilerle hemen hemen aynı olduğunu savundu. Kendi kaygımı da, başkasının kaygısını bildiğim gibi, davranışlarımdan ve koşullarımdan çıkarırım. Amerikalı psikolog Daryl Bem'in 1972'de geliştirdiği kendini algılama kuramı, bu görüşe deneysel bir dayanak sağladı. Çağdaş bir biçimini savunan Peter Carruthers, 2011 tarihli The Opacity of Mind kitabında, inançlarımız ve kararlarımız gibi tutumlarımıza doğrudan bir içebakış erişimimiz olmadığını, onları kendi davranışımızı ve iç konuşmamızı yorumlayarak bildiğimizi savundu. Bu durumda Argüman bölümünün ikinci öncülü çöker: özel yöntem bir yanılsamadır.
Cevap: Yorumcu kuram, ayrıcalıklı erişime karşı en radikal itirazdır ve bazı bulgularla desteklenir. Ama kuram, birinci kişi ile üçüncü kişi arasındaki gündelik asimetriyi açıklamak zorundadır: kendi inancımı bildirirken, kendi davranışımı gözlemliyormuşum gibi gelmez. Carruthers bu izlenimin kendisinin bir yanılsama olduğunu, yorumun hızlı ve bilinçdışı işlediğini savunur. Bu cevap tutarlıdır, ama sonucunu kabul etmek, Descartes'ın geleneğini tamamen tersine çevirmektir: kendi zihnimize dair bilgi, başkalarının zihnine dair bilgiden daha güvenli değil, aynı türdendir. Carruthers, duyumlar gibi bazı durumlar için doğrudan bir erişimi kabul eder; yorumcu tez, esas olarak tutumlar için geçerlidir. Bu ayrım, Argüman bölümünün sonucuyla uyumludur: ayrıcalık, zihinsel durumun türüne göre değişir. Kendi kararlarımızın nedenlerine dair yorumların nasıl yanılabileceği, Ders Ç2.6'nın konusu.
Örnekler
Basit örnek: ağrı ve gerginlik
Giriş'teki Yusuf Bey'in iki cevabına dönelim. Birinci cevap: "Başım burada, zonklayarak ağrıyor." İkinci cevap: "Gergin değilim, gayet sakinim."
İçebakış Güvenilirlik Kontrolü ile bakalım. Birinci bildirimin konusu, o anki, keskin, dikkatin odağında olan bir duyumdur. Bildirimin üç bileşeni var: ağrının varlığı, yeri ve niteliği. Ağrının varlığı konusunda Yusuf Bey'in yanılması çok zordur; bu, ayrıcalıklı erişimin en güçlü durumudur. Ağrının yeri konusunda ise yanılabilir. Tıpta "yansıyan ağrı" denen olguda, bir iç organdaki sorun, vücudun başka bir yerinde ağrı olarak hissedilir; örneğin bazı kalp sorunları sol kolda ağrı olarak duyulabilir. Ağrının niteliği, yani zonklayıcı mı batıcı mı olduğu, dil ve karşılaştırma gerektirir ve daha belirsizdir. İkinci bildirimin konusu ise yaygın, belirsiz ve süreğen bir durumdur: gerginlik. Yusuf Bey bu duruma dikkat etmiyor olabilir. Bildirimi, davranışıyla, yani sıkılmış çenesi ve kıpırdayan parmaklarıyla, çelişiyor. Hekim, bu durumda üçüncü kişi kanıtına daha çok güveniyor.
Sonuç: Aynı kişinin aynı muayenedeki iki öz-bildirimi, çok farklı güvenilirlikte. Bu, Argüman bölümünün üçüncü ve dördüncü öncülünün gündelik bir örneğidir. Ayrıcalıklı erişim, bir kişinin bütün zihnine değil, belirli türden zihinsel durumlara uzanır.
Orta örnek: görüş alanının çevresi
Bu örneği okurken kendin deneyebilirsin. Gözünü bu satırdaki bir kelimeye sabitle ve gözünü kıpırdatmadan, sayfanın kenarındaki kelimeleri okumaya çalış. Çoğu insan, gözünü sabitlemeden önce, görüş alanının büyük bir kısmını oldukça net gördüğünü düşünür. Ama göz sabitlendiğinde, merkezin birkaç kelime ötesindeki kelimelerin bile okunamadığı fark edilir. Bunun nedeni, gözün yapısıdır. Retinada, keskin görmeyi sağlayan hücrelerin yoğun olduğu merkezî bölge, görüş alanının yalnızca çok küçük bir kısmını kapsar. Görüş alanının geri kalanı, giderek bulanıklaşan bir çevredir. Gündelik hayatta bunu fark etmeyiz, çünkü gözümüz sürekli hareket eder ve dikkat ettiğimiz her yer, o anda merkeze gelir.
İçebakış Güvenilirlik Kontrolü ile bakalım. Bildirimin konusu: o anki görsel deneyimin ayrıntılı niteliği, yani görüş alanının çevresinin ne kadar net olduğu. Bildirimin koşulları: kişi, gündelik deneyimine dair genel bir yargı veriyor; deneyimi tam olarak incelemiyor. Bildirim başka bir kanıtla çelişiyor mu? Evet: gözün yapısına dair bilgiyle ve sabit bakış deneyiyle. Hatanın kaynağı: dikkat ettiğimiz her yerin hemen netleşmesi, bütün görüş alanının net olduğu izlenimini yaratıyor. Schwitzgebel bu örneği, içebakışın kendi deneyimimizin en temel niteliklerinde bile yanılabileceğinin kanıtı olarak kullanır.
Sonuç: Bu örnek, Ders Ç2.1'deki kör nokta örneğiyle birlikte düşünüldüğünde daha da ilginçtir. Kör noktada beyin görmediği yeri dolduruyordu. Burada ise içebakış, görmediğimiz netliği "dolduruyor". İki durumda da, deneyimin kendisine dair bilgimiz, deneyimin gerçek yapısından farklıdır. Ama bu örnekten çıkan ders tek yönlü değil. Sabit bakış deneyini yapan kişi, çevrenin bulanık olduğunu yine içebakışla fark eder. İçebakış, dikkatli kullanıldığında kendi hatalarını düzeltebilir.
Gerçek hayat örneği: ağrı ölçekleri
Hastanelerde ağrıyı değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan araçlardan biri, sayısal derecelendirme ölçeğidir: hastadan, ağrısını sıfırdan ona kadar bir sayıyla, sıfır "hiç ağrı yok", on "düşünülebilecek en kötü ağrı" olacak biçimde puanlaması istenir. Sayıları kullanamayan küçük çocuklar için farklı yüz ifadelerini gösteren resimlerden oluşan ölçekler kullanılır; hiç konuşamayan bebeklerde ise ağrı davranıştan gözlenir. Bu ölçekler, tıbbın içebakışa dayandığı en belirgin yerlerden biridir. Ağrı, nesnel olarak ölçülemez; hekim, bildirim yapabilen hastalarda, hastanın öz-bildirimine güvenmek zorundadır. Ağrı tedavisi literatüründe Amerikalı hemşire Margo McCaffery'nin 1968'de dile getirdiği bir ilke sıklıkla anılır: ağrı, hasta onu nasıl bildiriyorsa öyledir. Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği'nin 2020'de güncellenen tanımı ise, sözel bildirimi ağrıyı ifade etmenin yollarından yalnızca biri sayar.
Bu uygulama, ayrıcalıklı erişimin kurumsal bir kabulüdür. Ama ölçeklerin kullanımı, içebakışın sınırlarını da gösterir. Aynı ağrı, farklı hastalar tarafından farklı sayılarla bildirilebilir. Bir hasta için yedi olan ağrı, başka bir hasta için dört olabilir. Bunun nedeni, ağrının kendisinin farklı olması değil, ölçeğin kişiden kişiye farklı kullanılması olabilir. Ayrıca aynı hastanın bildirimleri de bağlama göre değişebilir: ağrının ne zaman geçeceğini bilmek, kaygı düzeyi, hekimin nasıl sorduğu bildirimi etkileyebilir. Bu yüzden ağrı ölçekleri, genellikle tek bir ölçümden çok, aynı hastanın zaman içindeki değişimini izlemek için kullanılır. Bir hastanın ağrısının yediden dörde düşmesi, iki farklı hastanın yedi ile dördünü karşılaştırmaktan daha anlamlıdır.
Bu uygulama, Argüman bölümünün sonucunu somut bir biçimde gösteriyor. Ağrının varlığına dair bildirim, neredeyse tartışmasız kabul edilir; ayrıcalıklı erişimin güçlü biçimi burada işler. Ağrının şiddetine dair sayısal bildirim ise, karşılaştırma ve dil gerektirdiği için, daha belirsizdir ve dikkatli yorumlanır. Ama bu uygulamadan felsefi bir ders çıkarırken dikkatli olmak gerekir. Ağrı ölçekleri, ağrının ne olduğunu değil, ağrı hakkında nasıl iletişim kurulacağını düzenler. Ağrıyı bildirmenin güvenilirliği ile ağrıyı bilmenin güvenilirliği aynı şey değildir.
Araç kartı: İçebakış Güvenilirlik Kontrolü
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir öz-bildirimi, bildirilen zihinsel durumun türüne ve bildirimin koşullarına göre sınar; bildirimin hangi bileşenlerinin güvenilir, hangilerinin daha kuşkulu olduğunu belirler. |
| Adımlar | 1) Öz-bildirimi yaz: kim, hangi zihinsel durumu kendine atfediyor? 2) Durumun türü: o anki keskin bir duyum mu, bilinçli bir yargı mı, yaygın bir duygu ya da ruh hâli mi, deneyimin ayrıntılı bir niteliği mi? 3) Bileşenler: bildirim durumun varlığı, yeri, şiddeti, niteliği ya da nedeni gibi hangi bileşenleri içeriyor? 4) Koşullar: kişi o anda duruma dikkat ediyor mu, yoksa geriye dönük ya da genel bir yargı mı veriyor? 5) Çelişki kontrolü: bildirim, kişinin davranışıyla, bedensel belirtilerle ya da önceki bildirimleriyle çelişiyor mu? 6) Kuram ve dil: bildirimi bir beklenti, kuram ya da dilsel alışkanlık biçimlendirmiş olabilir mi? 7) Güvenilirlik yargısı: bildirimin hangi bileşenine ne kadar güvenilmeli? |
| Ne zaman kullanılır | Bir hastanın, bir tanığın ya da kendi öz-bildirimini değerlendirirken; bir anket ya da görüşmede öz-bildirime dayanan verileri yorumlarken; kendi duygu ya da kararlarını gözden geçirirken. |
| Sınırı | Araç, öz-bildirimin güvenilirliğini dışarıdan sınar, ama içebakışın kendisinin nasıl işlediğini açıklamaz. Bazı zihinsel durumlar, örneğin keskin bir ağrının varlığı, dışarıdan doğrulanamaz; bu durumlarda araç, kişinin sözünü kabul etmekten başka bir yol sunmaz. Öz-bildirimin nedenlere dair kısmı, Ders Ç2.6'da ayrı bir araçla sınanacak. |
| 5K kapısı | Kaynak |
Özet
- İçebakış, kişinin kendi o anki zihinsel durumlarına dair bilgi edinme yoludur; Locke ona "düşünüm" adını verdi.
- Ayrıcalıklı erişim tezi iki iddia içerir: özel yöntem ve özel güvenlik; güvenlik iddiasının yanılmazlık, düzeltilemezlik ve kendini açığa vurma gibi biçimleri vardır.
- Birinci kişi ile üçüncü kişi asimetrisi, kendime zihinsel durum atfederken başkasına atfederken olduğu gibi kanıta dayanmadığımı gösterir.
- İç duyu modeli içebakışı bir iç algı olarak görür (Locke, Armstrong, Lycan); Shoemaker'ın kendine körlük itirazıyla karşılaşır.
- Saydamlık yöntemi, "p'ye inanıyor muyum?" sorusunu "p doğru mu?" sorusuyla cevaplar (Evans, Byrne).
- Schwitzgebel'e göre içebakış, duygular ve deneyimin ayrıntıları gibi alanlarda sanıldığından çok daha güvenilmezdir.
- Özel yöntem iddiası genel olarak doğrudur; özel güvenlik iddiası ise zihinsel durumun türüne göre değişir.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
René Descartes, 1641'de Latince yayımlanan Meditationes de prima philosophia adlı eserinin ikinci meditasyonunda, her şeyden şüphe ettikten sonra kendisinin ne olduğunu sorar ve şu cevabı verir:
Öyleyse ben neyim? Düşünen bir şey. Bu nedir? Şüphe eden, anlayan, onaylayan, yadsıyan, isteyen, istemeyen, aynı zamanda imgeleyen ve duyumsayan bir şey.
Birkaç satır sonra, duyumsamanın bile bir anlamda şüpheden kurtulduğunu gösterir:
Şimdi ışığı görüyorum, gürültüyü duyuyorum, sıcaklığı hissediyorum. Bunlar yanlış diyelim, çünkü uyuyorum. Ama kesinlikle görüyormuşum, duyuyormuşum, ısınıyormuşum gibi geliyor bana. Bu yanlış olamaz; bende duyumsamak denen şey tam olarak budur; ve bu, tam bu dar anlamıyla alındığında, düşünmekten başka bir şey değildir.
Descartes'ın bu pasajı, ayrıcalıklı erişim tezinin felsefe tarihindeki en etkili ifadelerinden biridir. Descartes, rüya gördüğü olasılığını kabul ederek ışığı gördüğü yargısının yanlış olabileceğini söyler. Ama "görüyormuşum gibi geliyor" (videre videor) yargısının yanlış olamayacağını savunur. Bu ayrım, Ders Ç2.1'deki algısal deneyim ile algısal inanç arasındaki ayrımın erken bir biçimidir. Dış dünyaya dair yargı yanılabilir; deneyimin kendisine dair yargı ise, Descartes'a göre, yanılamaz.
Bu derste gördüğümüz tartışma, Descartes'ın bu iddiasını iki yönden sınar. Birincisi, Schwitzgebel'in örnekleri, "bana nasıl geldiğine" dair yargıların bile, örneğin görüş alanının çevresinin ne kadar net "geldiğine" dair yargıların, yanılabileceğini gösterir. Descartes'ın yanılmazlık iddiası, en azından deneyimin ayrıntılı nitelikleri söz konusu olduğunda, fazla güçlüdür. İkincisi, Ders Ç2.4'teki ayrışmacılık, deneyimin türüne dair yargıların bile yanılabileceğini söyler: kişi, "görüyormuşum gibi geliyor" yargısında haklıdır, ama bu görünüşün bir doğru algı mı yoksa bir halüsinasyon mu olduğunu içeriden bilemez. Descartes'ın pasajı, bu iki itirazdan sonra bile önemli bir şey söylemeye devam eder: bir şeyin bana öyle geldiği olgusu, o şeyin öyle olduğu olgusundan farklıdır ve çoğu zaman daha güvenlidir. Descartes'ın yöntemli şüphesinin ayrıntıları Ders Ç5.4'te ele alınacak.
Teknik ayrıntı
Ayrıcalığın biçimleri arasındaki mantıksal ilişkiler. Kavramlar bölümünde ayrıcalıklı erişimin üç güçlü biçimini ayırdık: yanılmazlık, düzeltilemezlik ve kendini açığa vurma. Yanılmazlık ile kendini açığa vurma birbirinden bağımsızdır. Yanılmazlık, "kişi M durumunda olduğuna inanıyorsa, M durumundadır" biçimindedir: inançtan duruma giden bir koşul. Kendini açığa vurma ise, "kişi M durumundaysa, M durumunda olduğuna inanır" biçimindedir: durumdan inanca giden bir koşul. Bu iki koşul, Ders Ç0.5'te gördüğümüz bir koşullu ile onun karşıtı (converse) gibidir ve biri öbürünü gerektirmez. Bir kişi kendi ağrısı hakkında yanılmaz olabilir, ama her ağrısının farkında olmayabilir; örneğin bir şeye dalmışken hafif bir ağrıyı fark etmeyebilir. Düzeltilemezlik ise yanılmazlıktan daha zayıftır: yanılmazlık onu gerektirir, ama tersi geçerli değildir. Kişinin yanılıp yanılmadığını değil, başkalarının onu yanıldığına dair kanıt gösterip gösteremeyeceğini söyler. Kişi yanılabilir, ama kimse onun yanıldığını gösteremez.
Kendine körlük argümanının yapısı. Shoemaker'ın iç duyu modeline itirazı şöyle kurulabilir. İçebakış bir iç algı yeteneğiyse, bu yetenek, dış algı yetenekleri gibi, kişinin öbür bilişsel yeteneklerinden bağımsızdır. Bağımsız bir yetenek, öbür yetenekler sağlamken eksik olabilir: görme yetisi olmayan biri, öbür bakımlardan tamamen rasyonel olabilir. Öyleyse, iç duyu modeline göre, inançları ve istekleri olan, bunlara göre rasyonel biçimde davranan, ama bunları hiçbir zaman içebakışla bilemeyen bir kişi mümkün olmalıdır. Shoemaker, böyle bir kişinin tutarlı biçimde tasarlanamayacağını savunur. Bu kişi, rasyonel davrandığı ölçüde, kendi inançlarını ifade etmek ve onlara göre konuşmak zorunda kalacaktır. Bu da içebakış bilgisine sahip olmak demektir. Öyleyse içebakış, rasyonelliğin kendisinden ayrılamaz ve bağımsız bir algı yeteneği olamaz. Bu argümanın ana öncülü, rasyonel bir varlığın kendi inançlarına "kör" olamayacağı iddiasıdır ve tartışmalıdır.
Yüksek düzeyli kuramlar. Bilinç felsefesinde, içebakış ile bilinç arasındaki ilişkiyi açıklayan etkili bir yaklaşım, "yüksek düzeyli" kuramlardır. Amerikalı filozof David Rosenthal'ın savunduğu yüksek düzeyli düşünce kuramına göre, bir zihinsel durumun bilinçli olması, kişinin o durumda olduğuna dair bir başka düşünceye, yani yüksek düzeyli bir düşünceye sahip olmasıdır. Bu kuram, iç duyu modeliyle akrabadır. Epistemolojik açıdan ilginç bir sonucu vardır: yüksek düzeyli düşünce yanlış olabilir, yani kişi aslında olmadığı bir durumda olduğunu düşünebilir. Bu, içebakışın yanılabilirliğinin bilincin kendi yapısından kaynaklanabileceğini gösterir.
Faillik açıklaması. Amerikalı filozof Richard Moran, 2001 tarihli Authority and Estrangement kitabında, saydamlık yöntemini bir faillik kuramıyla açıkladı. Moran'a göre, kendi inançlarıma dair otoritem, onları gözlemlediğim için değil, onlardan sorumlu olduğum için vardır. "p'ye inanıyor muyum?" sorusunu "p doğru mu?" sorusuyla cevaplamam, inancımı bir gözlemcinin konumundan değil, bir karar vericinin konumundan ele almamdır: neye inanacağımı, kanıtları tartarak belirlerim. Moran, bu tutumu kendi zihnine dışarıdan, bir başkasının zihnine bakar gibi bakmaktan ayırır. Bir terapide, kişi kendi öfkesini kanıtlardan, örneğin davranışlarından, çıkarabilir ve onu tanıyabilir; ama bu tanıma, Moran'a göre, öfkenin onaylanması değil, ona yabancılaşmadır. Bu açıklama, Argüman bölümündeki özel yöntem iddiasına ilginç bir boyut ekler: kendi zihnimi bilmenin özel yolu, kısmen, onu kurmanın özel yoludur. Ama açıklama, duyumlar gibi irademizle biçimlendiremediğimiz durumlar için daha az uygundur.
Güncel tartışma
Betimleyici deneyim örneklemesi. Amerikalı psikolog Russell Hurlburt, onlarca yıldır, içebakışı daha güvenilir kılmak için "betimleyici deneyim örneklemesi" (descriptive experience sampling) adını verdiği bir yöntem geliştirdi. Katılımcılar gündelik yaşamlarında rastgele zamanlarda çalan bir sinyal cihazı taşır. Sinyal çaldığında, tam o anda yaşadıkları deneyimi not ederler. Sonra bir araştırmacıyla ayrıntılı bir görüşme yaparak bu notları tartışırlar. Yöntemin amacı, geriye dönük ve genel yargıların yerine, belirli anlara dair dikkatli betimlemeler koymaktır. Hurlburt'ün bulgularından biri, insanların kendi iç yaşantılarına dair genel kanılarının, örnekleme sonuçlarıyla sık sık çelişmesidir. Örneğin sürekli kafasının içinde kelimelerle düşündüğünü söyleyen bazı katılımcıların örneklemelerinde, iç konuşmanın çok az ya da hiç görülmediği bildirilmiştir. Hurlburt ve Schwitzgebel, 2007'de birlikte yayımladıkları Describing Inner Experience? Proponent Meets Skeptic kitabında, bu yöntemin içebakışın güvenilirliği sorununu çözüp çözmediğini tartıştı: Hurlburt yöntemin dikkatli kullanıldığında güvenilir olduğunu, Schwitzgebel ise kuşkulu olduğunu savundu. Tartışma, Argüman bölümünün sonucunu destekler: içebakışın güvenilirliği, kullanıldığı koşullara bağlıdır.
Yapay sistemlerin öz-bildirimleri. Büyük dil modelleri, kendi "düşünceleri" ya da "akıl yürütmeleri" hakkında ayrıntılı bildirimler üretebilir. Bu bildirimlerin, modelin gerçek iç işleyişini ne ölçüde yansıttığı, yapay zekâ araştırmasında güncel bir sorudur. Bu soru, insan içebakışı tartışmasıyla şaşırtıcı bir paralellik taşır. Bir modelin "şu adımları izledim" bildirimi, modelin gerçekten bu adımları izlediğini mi gösterir, yoksa modelin kendi işleyişine dair öğrenilmiş bir kuramı mı? İnsan öz-bildirimleri için sorduğumuz soruların hemen hepsi, yani özel yöntem, özel güvenlik, kuram ve dil etkisi, yapay sistemlerin öz-bildirimleri için de sorulabilir. Yapay sistemlerin bilgi ve anlama durumu Ders P3.12 ve P3.13'te ele alınacak.
Anozognozi. Nörolojide, içebakışın sınırlarına dair çarpıcı bir olgu, "anozognozi" (anosognosia) olarak bilinir. Fransız nörolog Joseph Babinski'nin 1914'te adlandırdığı bu durumda, örneğin beynin sağ yarıküresinde inme geçiren bazı hastalar, vücutlarının sol yanının felç olduğunu fark etmez ya da inkâr eder. Hekim sol kolunu kaldırmasını istediğinde, hasta kolunu kaldırdığını söyleyebilir, ya da kaldırmamasını bir yorgunluk ya da isteksizlikle açıklayabilir. Bu olgu, bir kişinin kendi bedensel durumunu bile, en temel bir bakımdan, içeriden bilemeyebileceğini gösterir. Anozognozi bir hastalık durumudur ve sağlıklı içebakışın nasıl işlediğine dair doğrudan bir sonuç vermez. Ama içebakışın, bir beyin işlevi olarak, zarar görebilen ve zarar gördüğünde kişinin bunu fark edemeyebileceği bir mekanizmaya dayandığını gösterir. Bu, iç duyu modelinin öngördüğü türden bir yanılabilirliktir. Ders Ç2.6, bu tür yanılgıların sağlıklı insanlarda da, özellikle kendi kararlarımızın nedenleri konusunda, görüldüğünü tartışacak.
Pratik: Çözümlü örnek
Elif, uzun bir iş gününün ardından eve geliyor. Eşi, akşam yemeği için ne yapacaklarını soruyor, ve Elif sert bir sesle "Bilmiyorum, sen karar ver" diyor. Eşi "Neden kızgınsın?" diye soruyor. Elif şaşırıyor: "Kızgın değilim, sadece yorgunum." Sonra bir an duruyor ve kendine soruyor: gerçekten kızgın mıyım, yoksa yorgun muyum?
Adım 1, öz-bildirim. Elif, kendine yorgunluk atfediyor ve kızgınlığı reddediyor.
Adım 2, durumun türü. Yorgunluğun bir bedensel duyum bileşeni vardır: ağır gelen gözkapakları, bitkinlik hissi. Bu bileşen, keskin duyumlara yakındır. Kızgınlık ise yaygın, belirsiz ve yorgunlukla karışabilen bir duygudur; Argüman bölümünün dördüncü öncülündeki türdendir.
Adım 3, bileşenler. Bildirim, iki durumun varlığına ya da yokluğuna dair: yorgunluğun varlığı, kızgınlığın yokluğu.
Adım 4, koşullar. Elif, sorudan önce kendi durumuna dikkat etmiyordu. İlk cevabı, düşünmeden verilmiş, savunmacı bir cevaptı. Sonraki soru, yani "gerçekten kızgın mıyım?", dikkatli bir içebakış girişimidir.
Adım 5, çelişki kontrolü. Elif'in sesi sertti ve eşi bunu kızgınlık olarak okudu. Bu, Elif'in bildirimiyle çelişen bir üçüncü kişi kanıtıdır.
Adım 6, kuram ve dil. Elif'in "kızgın değilim" cevabı, kızgınlığın kötü bir şey olduğuna ve yorgunluğun daha kabul edilebilir bir açıklama olduğuna dair bir kanıdan etkilenmiş olabilir. Ayrıca yorgunluk ile kızgınlık arasındaki sınır, dilde ve deneyimde belirsizdir: yorgun biri kolay öfkelenir ve bu ikisini birbirinden ayırmak zor olabilir.
Adım 7, güvenilirlik yargısı. Elif'in yorgunluk bildirimi, bedensel duyum bileşenine dayandığı için büyük olasılıkla doğrudur. Kızgınlığı reddetmesi ise daha kuşkuludur. Saydamlık yöntemini kullanarak kendine sorabilir: "Eşimin sorusunda kızılacak bir şey var mıydı?" Cevap hayırsa, sert tonu, kızgınlıktan çok yorgunluğun bir yan ürünü olabilir. Cevap evetse, örneğin akşam yemeği kararlarını hep kendisinin vermesi gerektiğini düşünüyorsa, kızgınlık gerçek olabilir.
Sonuç. Elif'in durumu, içebakışın bir yöntemler ailesi olduğunu gösteriyor. Yorgunluğunu bir duyum gibi doğrudan fark ediyor. Kızgınlığını ise ancak dünyaya, yani durumun kendisine bakarak, saydamlık yöntemine yakın bir biçimde, değerlendirebiliyor. Ve eşinin gözlemi, Elif'in kendi içebakışını düzeltebilecek bir kanıt sağlıyor. Ayrıcalıklı erişim, burada mutlak bir otorite değil, başkalarının gözlemiyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir kanıt kaynağıdır.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu öz-bildirimlerin her birini İçebakış Güvenilirlik Kontrolü ile değerlendir: (a) "Şu an dişim ağrıyor." (b) "Bu yıl genel olarak mutluyum." (c) "Bu konuda yanılmış olabileceğimi düşünüyorum."
- Saydamlık yöntemini kendi üzerinde dene. Bir konuda inancını belirlemek için önce içine bakmaya, sonra dünyaya bakmaya çalış. İki yöntem farklı sonuç verdi mi?
- Bir arkadaşın şöyle diyor: "Kendi duygularımı en iyi ben bilirim, kimse bana ne hissettiğimi söyleyemez." Bu görüşü, ayrıcalıklı erişimin iki bileşenini ayırarak değerlendir.
Cevapları göster
- (a) Bu, o anki, keskin bir duyumun bildirimidir. Ağrının varlığı konusunda kişinin yanılması çok zordur; ayrıcalıklı erişimin en güçlü durumudur. Ağrının yeri konusunda, yansıyan ağrı olasılığı nedeniyle, küçük bir yanılma payı vardır: ağrı dişten değil, çeneden ya da sinüslerden geliyor olabilir. (b) Bu, geniş bir zaman dilimine yayılan, yaygın bir duygusal durumun genel bir değerlendirmesidir. Belleğe, o anki ruh hâline ve mutluluğun ne olduğuna dair bir kurama bağlıdır. Güvenilirliği düşüktür; aynı kişi farklı günlerde farklı cevaplar verebilir. (c) Bu, kişinin kendi inancına dair ikinci düzey bir yargıdır. Saydamlık yöntemiyle değerlendirilebilir: kişi konuya dair kanıtlara bakarak yanılmış olabileceğini düşünüp düşünmediğini belirler. Güvenilirliği, kişinin kanıtları ne kadar dikkatli incelediğine bağlıdır.
- Örnek cevap: bir kişi, belirli bir siyasi politikanın iyi olup olmadığına dair inancını belirlemeye çalışıyor. İçine baktığında, bir yakınlık hissi buluyor ve politikayı desteklediğini düşünüyor. Dünyaya baktığında, yani politikanın sonuçlarına dair kanıtları incelediğinde, desteğinin zayıf olduğunu fark ediyor. İki yöntem farklı sonuç verdi. İçe bakmak, bir duyguyu buldu; dünyaya bakmak, bir inancı. Bu, saydamlık yönteminin inançları duygulardan ayırmada işe yarayabileceğini gösteriyor.
- Arkadaşının görüşü, ayrıcalıklı erişimin iki bileşenini birleştiriyor. Özel yöntem bileşeni doğrudur: arkadaşın kendi duygularını, başkalarının bildiği yoldan, yani davranış gözlemiyle, bilmez; onları içeriden bilir. Ama özel güvenlik bileşeni, duygular için, genel olarak doğru değildir. Argüman bölümünün dördüncü öncülüne göre, duygular gibi yaygın ve belirsiz durumlar konusunda kişinin içebakışla edindiği inançlar sık sık yanlıştır ve başkalarının gözlemiyle düzeltilebilir. Çözümlü örnekteki Elif'in durumu bunun bir örneğidir. Arkadaşının görüşü, "kimse bana ne hissettiğimi söyleyemez" kısmında, düzeltilemezlik iddiasına yakındır ve fazla güçlüdür.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir şirket, bir eğitim programının sonunda katılımcılara "Bu eğitimden ne kadar öğrendiniz?" diye soruyor ve bir ile beş arasında puan istiyor. Zayıf çalışma: "Katılımcılar ne öğrendiklerini en iyi kendileri bilir, öyleyse anket güvenilirdir." Bu çalışma, öz-bildirimin türünü incelemiyor. Güçlü çalışma: "1) Anketin istediği öz-bildirim, öğrenme miktarına dair geriye dönük ve genel bir değerlendirmedir. 2) Bu tür bir değerlendirme, o anki keskin bir duyum değil, belleğe, beklentiye ve öğrenmenin ne olduğuna dair bir kurama dayanır. Argüman bölümünün dördüncü öncülündeki türden bir durumdur. 3) Ayrıca katılımcılar, eğitimden memnun kalmışlarsa, öğrenmelerini de yüksek değerlendirebilir. Memnuniyet ile öğrenme birbirine karışabilir. 4) Öyleyse anket, öğrenmeyi değil, büyük olasılıkla memnuniyeti ve öğrenme izlenimini ölçüyor. 5) Öğrenmeyi denetlemek için, eğitimin öncesinde ve sonrasında yapılan bir bilgi sınavı ya da eğitimden birkaç hafta sonra iş başındaki performansın gözlemlenmesi gibi bağımsız kanıt kaynakları kullanılabilir. 6) Sonuç: anket, katılımcıların deneyimine dair değerli bir bilgi sağlar, ama öğrenme miktarının tek ölçüsü olarak kullanılmamalıdır."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Durum türü | Öz-bildirimin konusu olan zihinsel durumun türü açıkça belirlenmiş |
| Güvenilirlik | Bu türün içebakışla ne kadar güvenilir bilinebileceği tartışılmış |
| Bağımsız kanıt | Öz-bildirimi denetleyecek somut bir kanıt kaynağı önerilmiş |
| Argüman yapısı | Öncüller numaralandırılmış; sonuç, uygulamanın neyi ölçtüğü hakkında açık bir yargı veriyor |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç2.4) Ders Ç2.4'te ayrışmacılığın içebakış için hangi sonucu olduğu söylenmişti? Bu ders, o sonucu nasıl genelleştirdi?
- (Ders Ç1.4) Ders Ç1.4'te Moore paradoksu nasıl tanımlanmıştı? Saydamlık yöntemi, bu paradoksun tuhaflığını nasıl açıklıyor?
- (Ders Ç2.1) Ders Ç2.1'de algısal deneyim ile algısal inanç nasıl ayrılmıştı? Descartes'ın "görüyormuşum gibi geliyor" ayrımı bu ayrımla nasıl ilişkili?
Cevapları göster
- Ders Ç2.4'te, ayrışmacılık doğruysa, kişinin doğru algıda mı yoksa ondan ayırt edilemeyen bir halüsinasyonda mı olduğunu içebakışla bilemeyeceği söylenmişti. İçebakış, deneyimin türünü kişiye göstermez. Bu ders, o sonucu genelleştirdi: içebakış, bazı zihinsel durumlar için güvenilir, bazıları için güvenilmezdir. Deneyimin türü, duyguların varlığı, görsel deneyimin ayrıntılı nitelikleri gibi konularda kişi yanılabilir. Ayrışmacılığın gösterdiği sınır, içebakışın genel sınırlarının bir örneğidir.
- Ders Ç1.4'te Moore paradoksu, "Yağmur yağıyor ama yağdığına inanmıyorum" türünden cümlelerin, çelişki olmadıkları hâlde içtenlikle söylendiklerinde akıl dışı görünmeleri olarak tanımlanmıştı. Saydamlık yöntemine göre, yağmurun yağdığına inanıp inanmadığımı belirlemek için, yağmurun yağıp yağmadığına bakarım. "Yağmur yağıyor" yargısına vardığımda, bu yargı, "yağmur yağdığına inanıyorum" yargısının dayanağıdır. Öyleyse birinci yargıyı kabul edip ikincisini reddetmek, aynı dayanağı hem kullanmak hem reddetmek gibidir. Paradoksun tuhaflığı buradan gelir.
- Ders Ç2.1'de algısal deneyim, bir şeyin bize nasıl göründüğünün bilinçli yaşantısı; algısal inanç ise bu deneyime dayanarak dünyaya dair edindiğimiz inanç olarak ayrılmıştı. Descartes'ın ayrımı, bu ayrımın erken bir biçimidir. "Işığı görüyorum" yargısı, dış dünyaya dair bir algısal inançtır ve rüya olasılığı yüzünden yanlış olabilir. "Görüyormuşum gibi geliyor" yargısı ise algısal deneyimin kendisine dair bir yargıdır ve Descartes'a göre yanlış olamaz. Bu ders, Descartes'ın bu ikinci yargının yanılmazlığı iddiasının, deneyimin ayrıntılı nitelikleri söz konusu olduğunda fazla güçlü olduğunu gösterdi.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| İçebakış nedir? | Kişinin kendi o anki zihinsel durumlarına dair bilgi edinme yolu; Locke'ta "düşünüm". |
| Ayrıcalıklı erişimin iki bileşeni nedir? | Özel yöntem (kendi zihnimi başkalarının bildiği yoldan bilmem) ve özel güvenlik (kendi zihnime dair inançlarım daha güvenlidir). |
| Yanılmazlık ile kendini açığa vurma arasındaki fark nedir? | Yanılmazlık: M'ye inanıyorsam M'deyimdir. Kendini açığa vurma: M'deysem M'de olduğuma inanırım. |
| Birinci kişi ile üçüncü kişi asimetrisi nedir? | Kendime zihinsel durum atfederken kanıta dayanmam; başkasına atfederken dayanırım. |
| İç duyu modeli nedir? | İçebakışı, zihinsel durumları tarayan bir iç algı mekanizması olarak gören görüş (Armstrong, Lycan). |
| Shoemaker'ın kendine körlük itirazı nedir? | İçebakış bağımsız bir algı yeteneği olsaydı, kendi inançlarına kör ama rasyonel bir kişi mümkün olurdu; böyle bir kişi tasarlanamaz. |
| Saydamlık yöntemi nedir? | "p'ye inanıyor muyum?" sorusunu "p doğru mu?" sorusuyla cevaplamak (Evans 1982, Byrne 2018). |
| Schwitzgebel'in içebakış tezi nedir? | İçebakış, duygular ve deneyimin ayrıntıları gibi alanlarda sanıldığından çok daha güvenilmezdir. |
Okuma listesi
- René Descartes, Meditationes de prima philosophia (1641), II. Meditasyon. Ayrıcalıklı erişimin klasik ifadesi.
- Gareth Evans, The Varieties of Reference (Oxford University Press, 1982), 7. bölüm. Saydamlık gözlemi.
- Eric Schwitzgebel, "The Unreliability of Naive Introspection", Philosophical Review 117 (2008). İçebakışın güvenilmezliği.
- Alex Byrne, Transparency and Self-Knowledge (Oxford University Press, 2018). Saydamlık yönteminin sistematik savunusu.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Introspection" ve "Self-Knowledge" maddeleri.
Sonraki derse köprü
Bu ders, içebakışın duyumlar ve o anki yargılar için daha güvenilir, duygular ve deneyimin ayrıntıları için daha az güvenilir olduğunu gösterdi. Ama zihinsel yaşantımızın bir alanına henüz bakmadık: kendi davranışlarımızın ve kararlarımızın nedenleri. Ders Ç2.6, bu alanı ele alıyor ve insanların neden belirli bir seçimi yaptıklarını açıklarken, gerçek nedenleri bilmeden, akla yatkın ama uydurulmuş gerekçeler üretebildiklerini gösteren araştırmaları inceliyor.
Günlük sorusu: Son günlerde verdiğin bir kararın nedenini birine açıkladın mı? O açıklamanın, kararı verirken gerçekten aklından geçenleri yansıttığından ne kadar eminsin?