İçeriğe geç

Ders Ç2.4 · Çekirdek · Modül Ç2: Bilginin kaynakları

Ayrışmacılık ve algının kurama yüklülüğü

Araç: Gözlem-Yorum Ayrımı · 5K: Kanıt · 6.295 kelime · tamamı yaklaşık 29 dakika okuma

Giriş

Bir hastanenin acil servisinde, birinci sınıf tıp öğrencisi Mert ile yirmi yıllık radyolog Doktor Leyla aynı göğüs röntgenine bakıyor. Mert, gri tonlarda kaburgalar, bir kalp gölgesi ve iki koyu akciğer alanı görüyor. Doktor Leyla ise sağ akciğerin alt kısmında, kalp gölgesinin kenarını silen bir yoğunluk görüyor ve hemen "sağ alt lobda pnömoni" diyor. Mert ekrana yeniden bakıyor. Doktor Leyla'nın gösterdiği bölgeyi işaret etmesinden sonra bile, orada yalnızca biraz daha açık bir gri alan seçebiliyor. İkisi de aynı görüntüye, aynı ışıkta, aynı uzaklıktan bakıyor. Gözlerine ulaşan ışık aynı. Ama aynı şeyi mi görüyorlar?

Ders Ç2.1'de, radyologların goril resmini gözden kaçırdığı çalışmayı tartışırken, uzmanlığın algıyı belirli bir görev için güvenilir kılarken başka şeylere karşı kör edebileceğini söylemiş ve bu fikri bu derse bırakmıştık. Bu ders, Modül Ç2'nin algı bölümünü iki soruyla kapatıyor. Birincisi, Ders Ç2.2 ve Ç2.3'ten devralınan sorudur: doğru algı ile ondan ayırt edilemeyen bir halüsinasyon, aynı türden deneyimler midir? Ayrışmacılık bu soruya olumsuz cevap verir ve bu cevabın algısal bilgi için ne anlama geldiğini gösterir. İkincisi, yukarıdaki sahnenin sorusudur: algı, kuramlarımızdan ve beklentilerimizden bağımsız mıdır, yoksa her gözlem bir kuramın içinden mi yapılır? İki soru ilk bakışta birbirinden uzak görünür. Ama ikisi de aynı epistemolojik meseleye dayanır: algı, dünya hakkında bize bağımsız bir kanıt sağlayabilir mi?

Bu dersin kazanımları:

  • Ayrışmacılığın metafizik ve epistemolojik biçimlerini, perdeleme sorununu, gözlemin kurama yüklülüğünü ve algının modülerliği tezini açıklarsın. (anla)
  • Bir gözlem raporunu Gözlem-Yorum Ayrımı ile katmanlarına ayırır, raporun hangi kısmının kuramdan bağımsız, hangi kısmının kurama yüklü olduğunu ve bunun raporun kanıt gücünü nasıl etkilediğini belirlersin. (uygula)
  • Ayrışmacılığın ortak tür iddiasına verdiği cevabı ve kurama yüklülüğün gözlemin tarafsızlığı için oluşturduğu tehdidi gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Kavramlar iki gruba ayrılıyor. İlk üçü ayrışmacılıkla, son üçü gözlemin kurama yüklülüğüyle ilgili.

Ayrışmacılığın ilk açık biçimi, İngiliz filozof J. M. Hinton'ın 1973 tarihli Experiences kitabına dayanır. Görüş, 1980'lerde Paul Snowdon, John McDowell ve daha sonra M. G. F. Martin tarafından farklı yönlerde geliştirildi. Ders Ç2.2'de gördüğümüz gibi, halüsinasyon argümanının yayma adımı, ortak tür iddiasına dayanıyordu: doğru algı ile ayırt edilemeyen halüsinasyon aynı türdense, ikisine aynı açıklama uygulanmalıdır. Ayrışmacılık bu iddiayı reddeder. Doğru algıda, algılanan nesne deneyimin bir bileşenidir: masayı gördüğümde, masanın kendisi deneyimimin bir parçasıdır. Halüsinasyonda ise böyle bir bileşen yoktur. İki durumun ortak noktası, yalnızca kişinin içeriden onları ayırt edememesidir. Ders Ç2.3'te "saf gerçekçi ayrışmacılık" dediğimiz biçim, bu görüşü dolaysız gerçekçilikle birleştirir: doğru algı, nesneyle doğrudan bir ilişkidir ve bu ilişki, deneyimin niteliksel karakterini de belirler.

Bu sorun, Ders Ç2.2'de Robinson'ın nedensel argümanı olarak gördüğümüz düşüncenin ayrışmacılığa karşı keskinleşmiş biçimidir. İngiliz filozof M. G. F. Martin, 2004 tarihli "The Limits of Self-Awareness" makalesinde bu soruna bir cevap geliştirdi. Martin'e göre, halüsinasyonun olumlu bir doğası yoktur; halüsinasyonun bütün söylenebilecek özelliği, onun doğru bir algıdan içeriden ayırt edilemez olmasıdır. Bu, halüsinasyonu "olumsuz" olarak tanımlamaktır. Bu tanım, halüsinasyonun doğru algıya bağımlı olarak anlaşıldığını, tersinin geçerli olmadığını söyler. Halüsinasyon, doğru algıyı taklit eden bir durumdur. Doğru algı ise halüsinasyonun özelliklerine nesneyle ilişkiyi eklemekle elde edilmez. Bu cevap, perdeleme sorununu, iki durumun ortak bir "çekirdeği" olduğunu reddederek aşmaya çalışır.

Güney Afrika doğumlu filozof John McDowell, 1982 tarihli "Criteria, Defeasibility, and Knowledge" makalesinde, görünüşlerin "ya kendini gösteren bir olgu ya da salt bir görünüş" olduğunu savunarak ayrışmacılığın epistemolojik biçimini ilk kez açıkça ortaya koydu. Ortak tür iddiası doğruysa, kişinin doğru algıdaki gerekçesi, halüsinasyondaki gerekçesinden daha iyi olamaz; çünkü iki durumda da kişinin elinde aynı deneyim vardır. Bu, Ders Ç2.1'deki algının bilgi sorununu en keskin hâliyle doğurur. Ayrışmacılığa göre ise, doğru algıda kişinin elinde, halüsinasyonda bulunmayan bir şey vardır: olgunun kendisi. İngiliz filozof Duncan Pritchard, 2012 tarihli Epistemological Disjunctivism kitabında, bu görüşü sistematik biçimde savundu. Pritchard'a göre, normal koşullarda doğru bir algıda kişinin gerekçesi, "p olduğunu görüyorum" olgusudur; bu gerekçe hem olgusaldır hem de kişinin düşünerek erişebileceği bir gerekçedir. Bu, Modül Ç4'te göreceğimiz içselcilik ile dışsalcılık arasındaki tartışmada beklenmedik bir konumdur: gerekçe hem içeriden erişilebilir hem de dünyaya bağlıdır.

Tez, bilim felsefesinde mantıkçı empiricizmin gözlem anlayışına karşı geliştirildi. Mantıkçı empiricistler, kuramları sınamak için kuramdan bağımsız bir gözlem dilinin, yani herkesin üzerinde uzlaşabileceği yalın gözlem raporlarının bulunduğunu varsayıyordu. Amerikalı bilim felsefecisi Norwood Russell Hanson, 1958 tarihli Patterns of Discovery kitabında, bu varsayımı sorguladı. Hanson'a göre, görmek, yalnızca gözün retinasında bir görüntü oluşması değildir; görülen şeyin ne olarak görüldüğünü de içerir. Bir fizikçi bir laboratuvar aygıtına baktığında bir röntgen tüpü görür; bu konuda hiçbir şey bilmeyen biri ise cam ve metalden bir nesne görür. Hanson bunu, "görmekte, göz küresine ulaşandan fazlası vardır" diye özetler. Amerikalı bilim tarihçisi Thomas Kuhn, 1962 tarihli The Structure of Scientific Revolutions kitabında, bu fikri bilimsel devrimlere uyguladı. Bir bilimsel devrimden sonra, bilim insanlarının aynı olgulara "farklı bir dünyada" bakıyormuş gibi baktığını savundu.

Fodor, 1983 tarihli The Modularity of Mind kitabında ve 1984 tarihli "Observation Reconsidered" makalesinde, gözlemin kurama yüklülüğü tezinin abartıldığını savundu. Fodor'un en sevdiği kanıt, Ders Ç2.1'de gördüğümüz Müller-Lyer yanılsamasıdır. Çizgilerin eşit olduğunu bildiğin hâlde, çizgiler farklı uzunlukta görünmeye devam eder. Bu, görsel sistemin, en azından erken aşamalarında, kişinin bilgisinden etkilenmediğini gösterir. Bilgi algıya nüfuz edebilseydi, çizgilerin eşit olduğunu bildiğinde, onları eşit görmen gerekirdi. Fodor'a göre bu kapsüllenme, gözlemin kuramlardan bağımsız bir çekirdeğe sahip olduğunu ve bu çekirdeğin kuramları sınamak için tarafsız bir zemin sağlayabileceğini gösterir. Kanadalı filozof Paul Churchland, 1988'de yayımlanan bir yanıtında, algının öğrenmeyle değişebildiğini ve kapsüllenmenin Fodor'un düşündüğü kadar katı olmadığını savundu.

Bu ayrım, kurama yüklülük tartışmasının pratik bir sonucudur. Tartışmanın iki ucu, ayrımı imkânsız ya da apaçık sayar. Güçlü kurama yüklülük tezine göre, her gözlem tamamen yorumdur ve yorumdan bağımsız bir çekirdek yoktur. Saf empiricizme göre ise, gözlem ile yorum keskin biçimde ayrılabilir. Bu dersin aracı, iki uç arasında bir yol izler. Ayrım dereceli olarak yapılabilir: bir rapor, daha az ya da daha çok kurama yüklü olabilir. Ders Ç2.1'deki trafik tanığı Murat'ın "araba kırmızıydı" raporu ile "araba kırmızı ışıkta geçti" raporu arasındaki fark, bu derecelenmenin bir örneğiydi. Gözlem-Yorum Ayrımı, bu derecelenmeyi sistematik bir sınamaya dönüştürür.

Argüman

Bu bölümün argümanı, iki soruyu aynı meseleye bağlıyor: algı, dünya hakkında bağımsız bir kanıt sağlayabilir mi?

  1. Algının bir bilgi kaynağı olabilmesi için, algısal deneyimin dünya hakkında, kişinin önceki kuramlarından ve deneyimin halüsinasyon olma olasılığından bağımsız bir kanıt sağlaması gerekir.
  2. Ortak tür iddiası doğruysa, doğru algıdaki kanıt, ondan ayırt edilemeyen halüsinasyondaki kanıttan daha iyi değildir; bu yüzden algı, dünyanın deneyimin sunduğu gibi olduğunu garanti eden bir kanıt sağlamaz.
  3. Gözlemin kurama yüklülüğü doğruysa, gözlem, sınamak için kullanıldığı kuramdan bağımsız değildir; bu yüzden algı, kuramlar arasında tarafsız bir hakem olamaz.
  4. Ayrışmacılık ikinci öncüldeki tehdidi, ortak tür iddiasını reddederek karşılar: doğru algıda kişinin kanıtı, olgunun kendisidir.
  5. Modülerlik tezi ve kurama yüklülüğün derecelendirilmesi üçüncü öncüldeki tehdidi karşılar: erken algı kapsüllenmiştir, ve gözlem, sınanan kurama değil, yalnızca arka plan kuramlarına yüklüyse, sınama döngüsel değildir.
  6. Ama iki cevabın da bir bedeli vardır: ayrışmacılıkta kişi, içeriden, hangi durumda olduğunu her zaman bilemez; kurama yüklülükte ise, uzman gözlemi, tam da uzmanlığın kazandırdığı kavramlar yüzünden, belirli kuramlara bilerek yüklüdür.

Sonuç: Algı, dünya hakkında bağımsız bir kanıt sağlayabilir, ama bu bağımsızlık mutlak değil, koşulludur. Ayrışmacılığa göre, doğru algıda kanıt olgunun kendisidir, ama kişi doğru algıda mı yoksa halüsinasyonda mı olduğunu içeriden her zaman ayırt edemez. Kurama yüklülük tartışmasına göre, gözlem kuramlardan tamamen bağımsız değildir, ama sınanan kuramdan bağımsız olabilir. Algının bağımsız kanıt sağlaması, bu yüzden, gözlemcinin hangi koşulda olduğuna ve gözlemin hangi kurama yüklü olduğuna bağlıdır. Bu sonuç, Modül Ç2'nin algı bölümünü kapatır ve Ders Ç2.1'deki algının bilgi sorununa bir ara cevap verir: deneyim ile nesne arasındaki boşluk, ayrışmacılık doğruysa, bazı koşullarda kapanır; ama bu, İtiraz 2'nin açık bıraktığı erişim sorununa bağlıdır ve kişi bu koşulların sağlandığını her zaman içeriden göremez.

Dördüncü öncül, ayrışmacılığın epistemolojik gücünü ifade ediyor. Ders Ç2.1'deki argümanın dördüncü öncülü, deneyimin nesneyi garanti etmediğini söylüyordu. Ayrışmacılık bu öncülün bir varsayımını sorgular: "deneyim" kelimesinin, doğru algı ile halüsinasyonda aynı şeyi ifade ettiği varsayımını. Doğru algıdaki deneyim, nesneyi içerir ve bu yüzden garanti eder. Halüsinasyondaki deneyim ise garanti etmez. İkisinin "aynı deneyim" olduğu yalnızca içeriden bakıldığında doğrudur. Bu hamle, Ders Ç1.10'daki yanılmazcılık ile yanılabilircilik tartışmasına beklenmedik bir katkı yapar: doğru algı, bir anlamda, yanılmaz bir kanıt sağlar, ama kişi bu kanıta sahip olup olmadığından yanılabilir.

Beşinci öncül, kurama yüklülük tartışmasındaki en önemli ayrımı içeriyor. Bir gözlemin kurama yüklü olması, onun her kuramı sınamak için işe yaramaz olduğu anlamına gelmez. Bir termometre okuması, termometrenin nasıl çalıştığına dair bir kurama, yani sıvıların ısıyla genleşmesine dair bir kurama yüklüdür. Ama bu okuma, bir ilacın ateşi düşürüp düşürmediğine dair bir hipotezi sınamak için kullanılabilir, çünkü ilaç hipotezi ile termometre kuramı birbirinden bağımsızdır. Gözlem, ancak sınadığı kuramın kendisine yüklüyse döngüsel olur. Bu ayrım, kurama yüklülük tezinin bilimin nesnelliği için ne kadar tehdit oluşturduğunu belirler.

En tartışmalı öncül: Dördüncü öncül, yani doğru algıda kişinin kanıtının olgunun kendisi olduğu iddiası. Bu iddia güçlüdür, ama bir soruyu cevapsız bırakır: kişi, içeriden, doğru algıda mı yoksa ayırt edilemeyen bir halüsinasyonda mı olduğunu bilemiyorsa, olgunun kendisine "sahip olmasının" ona ne yararı vardır? Kişi, iki durumda da aynı biçimde davranacak, aynı inancı oluşturacak, aynı güvenle konuşacaktır. Eleştirmenlere göre, ayrışmacılığın verdiği üstün kanıt, kişinin kullanabileceği bir kanıt değildir; yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemcinin tanıyabileceği bir kanıttır. Pritchard bu itiraza, kanıtın düşünerek erişilebilir olmasının, kişinin onu her durumda yanılmaz biçimde tanıyabilmesini gerektirmediğini söyleyerek cevap verir. İtiraz 2 bu tartışmayı ayrıntılı ele alıyor. Bir başka cevap ise birinci ve ikinci öncüle yönelir. Ders Ç1.10'daki yanılabilirci, kanıtın dünyayı "garanti etmesi" talebini yanılmazcı bir ölçüt olarak reddedebilir. Ona göre ortak tür iddiası kabul edilse bile, güvenilir bir algı süreci bilgi verebilir ve ayrışmacılığa gerek kalmaz.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Ayrışmacılık, aynı beyin durumunun farklı deneyimler ürettiğini söylemek zorundadır

Ders Ç2.2'de Robinson'ın nedensel argümanını görmüştük. Doğru algıdaki beyin durumu laboratuvarda yapay olarak üretilirse, aynı türden bir deneyim ortaya çıkmalıdır, çünkü aynı yakın neden aynı türden etki doğurur. Ayrışmacılık, bu iki deneyimin farklı türden olduğunu söylüyor. Öyleyse ayrışmacılık, aynı yakın nedenin farklı türden etkiler doğurduğunu kabul etmek zorundadır. Bu, bilimsel nedensellik anlayışıyla çelişir.

Cevap: Bu, ayrışmacılığa karşı en güçlü itirazlardan biridir ve ayrışmacılar ona iki biçimde cevap verir. Birincisi, deneyimin türünün yalnızca yakın nedenine, yani beyin durumuna, bağlı olmadığını söylemektir. Bir paranın sahte mi gerçek mi olduğu, yalnızca fiziksel özelliklerine değil, nasıl üretildiğine de bağlıdır. İki para fiziksel olarak aynı olabilir, ama biri darphaneden, öbürü bir sahtekârın atölyesinden çıkmışsa, farklı türdendir. Benzer biçimde, iki deneyim aynı beyin durumunu paylaşabilir, ama biri bir nesneyle ilişki içindeyse, öbürü değilse, farklı türdendir. İkincisi, Martin'in olumsuz halüsinasyon tanımıdır. Halüsinasyonun, doğru algıdan ayırt edilemezliğin ötesinde, kendine ait bir türü yoktur. Beyin durumu, halüsinasyonun ayırt edilemezliğini açıklar, ama doğru algının ne olduğunu açıklamaz. Bu iki cevap, nedensel argümanı tam olarak çürütmez, ama onun "aynı yakın neden, aynı türden etki" ilkesinin, deneyimin türü söz konusu olduğunda sorgulanabilir olduğunu gösterir. Bu ilke, deneyimi yalnızca beynin içinde bir durum olarak gören bir varsayıma dayanır. Ayrışmacılık bu varsayımı reddeder.

İtiraz 2: Ayrışmacılığın verdiği kanıt, kişinin kullanabileceği bir kanıt değildir

Epistemolojik ayrışmacılık, doğru algıda kişinin kanıtının olgunun kendisi olduğunu söylüyor. Ama kişi, doğru algıda mı yoksa halüsinasyonda mı olduğunu içeriden ayırt edemiyorsa, bu kanıta sahip olduğunu bilemez. Bir kanıtın, kişinin ona sahip olup olmadığını bilemediği durumlarda, kişinin inancını gerekçelendirmesi nasıl mümkün olabilir? Kişinin kullanabileceği kanıt, iki durumda da ortak olan şey, yani deneyimin görünüşüdür. Öyleyse ayrışmacılığın üstün kanıtı, kişinin bakış açısından boş bir üstünlüktür.

Cevap: Bu itiraz, epistemolojik ayrışmacılığın en çok tartışılan sorunudur. Pritchard'ın cevabı, iyi durumda gerekçeye düşünerek erişebilmenin, iyi durumu kötü durumdan içeriden ayırt edebilmeyi gerektirmediğidir: kişi, iki durumu ayırt edemese de, iyi durumda elindeki gerekçe "p olduğunu görüyorum" olgusudur. Pritchard bunu, bir gerekçenin bir olasılığı "kayıran" desteği ile onu "ayırt eden" desteği arasındaki farkla açıklar. McDowell ise algıyı, normal koşullarda işleyen ama yanılabilir bir bilgi yeteneği olarak anlatır. McDowell'ın yetenek fikrini bir benzetmeyle açalım: bir hesap makinesini kullanma yeteneğin, hesap makinesi bozuk olduğunda işe yaramaz, ama bu, hesap makinesi sağlamken onun doğru sonuç verdiğini bilemeyeceğin anlamına gelmez. Benzer biçimde, doğru algıda, kişi "p olduğunu görüyorum" gerekçesine erişebilir. Halüsinasyonda ise bu gerekçeye erişiyormuş gibi gelir, ama erişmez. Bu cevap, gerekçenin içeriden erişilebilir olduğu anlayışını değiştirir: erişilebilirlik, yanılmaz bir tanıma değil, normal koşullarda işleyen bir yetenektir. Eleştirmenler, bu değişikliğin içselciliğin özünü, yani kişinin kendi bakış açısından gerekçesini her zaman görebilmesini, kaybettiğini savunur. Tartışma, Modül Ç4'te içselcilik ve dışsalcılık bağlamında yeniden açılacak.

İtiraz 3: Kurama yüklülük, bilimin nesnelliğini yıkar

Kuhn'un vardığı sonuç ciddi bir tehdittir. Farklı kuramları benimseyen bilim insanları, aynı olguları farklı görüyorsa, kuramlar arasındaki seçim gözlemle yapılamaz. Her taraf, kendi kuramının gözlüğüyle baktığı için, gözlemler her zaman kendi kuramını destekleyecektir. Bu durumda bilimsel kuram değişikliği, kanıta dayalı bir süreç değil, bir tür dönüşüm, bir bakış değişikliğidir. Bu da bilimin nesnelliğini ortadan kaldırır.

Cevap: Bu itiraz, kurama yüklülük tezinin güçlü bir biçimine dayanır ve bu güçlü biçim birkaç noktada sorgulanabilir. Birincisi, Fodor'un modülerlik tezi, en azından erken algının kuramlardan kapsüllenmiş olduğunu gösterir. Müller-Lyer çizgileri, hangi kuramı benimsersen benimse, aynı görünür. İkincisi, Argüman bölümünün beşinci öncülünde gördüğümüz gibi, gözlemler genellikle sınanan kurama değil, arka plan kuramlarına yüklüdür. Rakip iki kuramın savunucuları, aynı arka plan kuramlarını paylaşabilir ve bu ortak zemin üzerinde anlaşabilir. Üçüncüsü, bilim insanları kurama yüklülüğün farkındadır ve onu kontrol etmek için yöntemler geliştirmişlerdir: kör değerlendirme, bağımsız tekrarlama, farklı ölçüm yöntemlerinin karşılaştırılması. Bu yöntemler, kurama yüklülüğü ortadan kaldırmaz, ama onun sonuçlarını sınırlar. Kuhn'un kendisi de, sonraki yazılarında, bilimsel kuram seçiminin keyfî olmadığını, doğruluk, tutarlılık, kapsam, basitlik ve verimlilik gibi ortak değerlere dayandığını vurguladı; bu tartışma 1977 tarihli "Objectivity, Value Judgment, and Theory Choice" makalesindedir. Kuhn'a göre bu değerler seçimi algoritmik olarak belirlemez, ama onu yönlendirir. Kurama yüklülük, bilimin nesnelliğini yıkmaz, ama nesnelliğin gözlemin saflığından değil, eleştirel denetim yöntemlerinden geldiğini gösterir. Bilimsel kuram değişikliği ve nesnellik, Ders P2.6 ve P2.7'de ayrıntılı işlenecek.

İtiraz 4: Modülerlik tezi, uzman algısını açıklayamaz

Fodor'un modülerlik tezi, erken algının kapsüllenmiş olduğunu söylüyor. Ama Giriş'teki Doktor Leyla, Mert'in göremediği bir şeyi görüyor. Bu fark, Müller-Lyer yanılsamasının gösterdiği türden bir kapsüllenmeyle açıklanamaz. Doktor Leyla'nın uzmanlığı, onun gördüğünü gerçekten değiştiriyor gibi görünüyor. Uzmanlık, algıya nüfuz ediyorsa, kapsüllenme tezi, en azından uzman algısı için, yanlıştır.

Cevap: Bu itiraz, algı ile algısal yargı arasındaki sınırın nerede çizileceğine bağlıdır. Fodor'un savunucuları, Doktor Leyla ile Mert'in aynı görsel deneyimi yaşadığını, ama Doktor Leyla'nın bu deneyimden, uzmanlığı sayesinde, farklı bir yargıya vardığını söyleyebilir. Bu durumda uzmanlık algıyı değil, algıdan yargıya geçişi etkiler. Ama bu cevap, uzman algısının fenomenolojisiyle tam olarak uyuşmaz. Uzmanlar, gördüklerini bir çıkarımla elde ettiklerini değil, doğrudan gördüklerini bildirir. Doktor Leyla, "bu gri tondan pnömoniyi çıkarıyorum" demez, "pnömoniyi görüyorum" der. Bu tartışma, Ders Ç2.1'de Siegel'in zengin içerik görüşüyle bağlantılıdır. Deneyimin içeriği zenginse, yani deneyim "pnömoni" gibi türleri sunabiliyorsa, uzmanlık algıya gerçekten nüfuz eder. İçerik inceyse, uzmanlık yalnızca yorumu etkiler. Ayrıca algısal öğrenme üzerine çalışmalar, uzun süreli deneyimin, erken görme süreçlerinde bile ölçülebilir değişikliklere yol açabildiğini göstermiştir. Bu bulgu, uzun süreli öğrenmenin algıyı değiştirebildiğini gösterir; Fodor'un kapsüllenmesi ise anlık inançların algıya nüfuzunu reddeder ve bu iki iddia çatışmak zorunda değildir. Fodor da Churchland'e verdiği yanıtta uzun dönemli değişime izin vermişti. En dengeli sonuç şudur: erken algının bazı yönleri, Müller-Lyer'de olduğu gibi, kapsüllenmiştir; başka yönleri ise öğrenme ve uzmanlıkla değişir.

Örnekler

Basit örnek: ördek ile tavşan

Felsefede ve psikolojide çok kullanılan bir çizim, aynı çizgilerle hem bir ördeği hem de bir tavşanı gösterir. Uzantılar bir yönden bakıldığında ördeğin gagası, öbür yönden tavşanın kulaklarıdır. Polonya doğumlu Amerikalı psikolog Joseph Jastrow, 1899'da, daha önce bir Alman mizah dergisinde yayımlanmış bu çizimi algının zihinsel etkinliğe bağlı olduğunu göstermek için kullandı. Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein da Felsefi Soruşturmalar'ın ikinci kısmında, bir şeyi "bir şey olarak görmek" üzerine düşünürken bu çizimi tartıştı. Çizime bakan biri, bir an ördeği, bir an tavşanı görür. Çizim değişmez. Gözüne ulaşan ışık değişmez. Değişen, gördüğü şeyin ne olarak görüldüğüdür.

Gözlem-Yorum Ayrımı ile bakalım. Çekirdek: kâğıt üzerinde belirli çizgiler, belirli bir biçimde. Bu çekirdek, iki bakışta da aynıdır ve iki gözlemci üzerinde anlaşabilir. Yorum katmanı: "bu bir ördek" ya da "bu bir tavşan". Bu katman, gözlemcinin hayvan kavramlarına ve o anki dikkatine bağlıdır. Kurama yüklülük derecesi: düşük. İki yorum için gereken kavramlar, ördek ve tavşan, neredeyse herkesin paylaştığı kavramlardır ve özel bir kuram gerektirmez. Kanıt gücü: çizim, ne ördek hipotezini ne de tavşan hipotezini destekler, çünkü ikisiyle de eşit derecede uyumludur.

Sonuç: Ördek-tavşan çizimi, aynı görsel girdinin farklı biçimlerde görülebileceğini, yani algının yalnızca girdinin bir kaydı olmadığını gösteriyor. Ama örnek, kurama yüklülüğün en zayıf biçimini gösteriyor. Bu tür yüklülük, bilimsel kuramlarla değil, gündelik kavramlarla ilgilidir ve gözlemciler, çekirdek üzerinde kolayca uzlaşabilir.

Orta örnek: kırmızı maça

Amerikalı psikologlar Jerome Bruner ve Leo Postman, 1949'da yayımlanan bir deneyde, katılımcılara çok kısa sürelerle iskambil kartları gösterdi. Kartların çoğu normaldi, ama bazıları "anormal"di: örneğin kırmızı renkli bir maça altılısı ya da siyah renkli bir kupa dörtlüsü. Katılımcılar, normal kartları kısa sürelerde kolayca tanıdı. Anormal kartları ise, çoğu zaman, normal kartlar olarak tanımladı: kırmızı maçayı kupa olarak ya da maça olarak gördüler ve renk ile biçim arasındaki uyumsuzluğu fark etmediler. Gösterim süreleri uzatıldığında, bazı katılımcılar bir şeylerin yanlış olduğunu fark etmeye başladı, ama ne olduğunu belirleyemedi. Kuhn, The Structure of Scientific Revolutions'ta, bu deneyi bilimsel keşfin bir modeli olarak kullandı: bilim insanları da beklentilerine uymayan olguları önce görmez, sonra bir şeylerin yanlış olduğunu hisseder, en sonunda yeni bir kavram geliştirir.

Gözlem-Yorum Ayrımı ile bakalım. Çekirdek: kartın üzerindeki renk ve biçimler. Yorum katmanı: "maça altılısı" ya da "kupa altılısı". Bu katman, iskambil kartlarına dair beklentiye, yani maçaların siyah, kupaların kırmızı olduğu beklentisine bağlıdır. Beklenti yanlış olsaydı ya da kişi anormal kartlar beklemiş olsaydı, gözlem değişir miydi? Deneyin sonraki aşamaları, beklentinin değişmesiyle anormalliğin daha kolay fark edildiğini düşündürür. Kurama yüklülük derecesi: orta. Beklenti, bir bilimsel kuram değil, ama deneyimle kazanılmış bir düzenlilik bilgisidir.

Sonuç: Bu örnek, beklentinin yalnızca yorumu değil, kısa süreli gösterimlerde algının kendisini de etkileyebildiğini gösteriyor. Katılımcılar kırmızı maçayı yanlış yorumlamadılar; çoğu zaman, kırmızı bir maça gördüklerini hiç fark etmediler. Ama örnek, aynı zamanda kurama yüklülüğün sınırını da gösteriyor. Daha uzun gösterimlerde, beklentiye uymayan olgu çoğu katılımcı için kendini dayatır; ama bazı katılımcılar uzun gösterimlerde bile anormal kartı tanıyamadı, bazıları ise kartı mor ya da kahverengi gibi "uzlaşma" renklerinde gördü. Algı, beklentiye tamamen boyun eğmez, ama beklentiden de kolayca kurtulmaz.

Gerçek hayat örneği: parmak izi uzmanları ve bağlam

2004'te Madrid'de banliyö trenlerine yapılan bombalı saldırıların ardından, ABD Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) parmak izi uzmanları, olay yerindeki bir parmak izini Oregon'da yaşayan avukat Brandon Mayfield'in parmak iziyle eşleştirdi. Üç FBI uzmanı ve mahkemenin atadığı bağımsız bir uzman bu eşleşmeyi doğruladı. Mayfield, maddi tanık olarak gözaltına alındı. Ancak İspanyol polisi parmak izini Cezayirli Ouhnane Daoud'a ait olarak tanımladı, ve FBI hatasını kabul edip Mayfield'den özür diledi. Olayı inceleyen ABD Adalet Bakanlığı Genel Müfettişliği'nin raporu, hatanın nedenleri arasında, izlerin olağandışı benzerliğini, Mayfield'in izinden "geriye doğru" akıl yürütülmesini, yani belirsiz ayrıntıların ilk eşleşmeyi destekleyecek biçimde yorumlanmasını, ve doğrulayan uzmanların ilk sonucu bilmesini saydı. Geriye doğru akıl yürütme, bu dersin döngüsellik kavramının tam bir örneğidir.

Bu olaydan sonra, bilişsel sinirbilimci Itiel Dror ve Southampton Üniversitesi'ndeki çalışma arkadaşları, 2006'da Forensic Science International'da yayımlanan bir çalışmada, deneyimli parmak izi uzmanlarına, yıllar önce kendilerinin incelediği ve eşleşme sonucuna vardığı parmak izi çiftlerini yeniden gösterdi. Bu kez uzmanlara, izlerin Mayfield vakasındaki yanlış eşleşmeyle ilgili olduğu söylendi. Beş uzmandan dördü, daha önce eşleşme dediği aynı izler için farklı bir sonuca vardı: üçü izlerin aynı kişiye ait olmadığını, biri karar verilemeyeceğini söyledi. Örneklem küçüktü, ama sonraki çalışmalar etkiyi daha geniş gruplarda da buldu. Aynı uzmanlar, aynı izlere, yalnızca bağlam değiştiğinde, farklı biçimde baktılar.

Gözlem-Yorum Ayrımı ile bakalım. Çekirdek: parmak izinin çizgileri, kıvrımları ve ayrıntıları. Yorum katmanı: "bu iki iz aynı kişiye ait". Bu katman, uzmanlığa, karşılaştırma yöntemine ve bağlama dair bilgiye bağlıdır. Bağlam farklı olsaydı, gözlem değişir miydi? Dror'un çalışması, değiştiğini gösteriyor. Kurama yüklülük derecesi: yüksek ve, önemli olarak, sınanan hipotezle doğrudan bağlantılı. Uzmanlara "bu iz şüpheliye ait olabilir" bilgisi verildiğinde, gözlem tam da sınanan hipoteze yüklenir.

Bu örnek, Argüman bölümünün beşinci öncülündeki ayrımın pratik önemini gösteriyor. Bir gözlem, sınanan hipoteze yüklendiğinde döngüsel hâle gelir ve kanıt değeri düşer. Adli bilimlerde bu soruna karşı geliştirilen yöntemler, gözlemi sınanan hipotezden bağımsız kılmaya yöneliktir: uzmanın, karşılaştırmayı yapmadan önce olayın ayrıntılarını bilmemesi, doğrulamayı yapan ikinci uzmanın ilk sonucu bilmemesi. Bu yöntemler, kurama yüklülüğü ortadan kaldırmaz, ama yüklülüğün sınanan hipotezle karışmasını engeller. Bu da İtiraz 3'teki cevabın somut bir biçimidir: nesnellik, gözlemin saflığından değil, onu denetleyen yöntemlerden gelir.

Araç kartı: Gözlem-Yorum Ayrımı

Satırİçerik
Ne işe yararBir gözlem raporunu, kuram ve beklentiden görece bağımsız çekirdeği ile bu çekirdeğe eklenen yorum katmanına ayırır; raporun kurama yüklülük derecesini ve bunun kanıt gücünü nasıl etkilediğini belirler.
Adımlar1) Gözlem raporunu yaz: kim, neyi, nasıl gözlemlediğini söylüyor? 2) Çekirdek: raporun, gözlemcinin özel kuramını paylaşmayan birinin de onaylayabileceği kısmı hangisi? 3) Yorum katmanı: hangi kavramlar, kuramlar ya da beklentiler çekirdeğe eklenmiş? 4) Karşı-olgusal sınama: beklenti ya da kuram farklı olsaydı, rapor değişir miydi? 5) Döngüsellik kontrolü: rapor, sınamak için kullanıldığı hipotezin kendisine mi yüklü, yoksa yalnızca arka plan kuramlarına mı? 6) Bağımsız doğrulama: aynı çekirdek, hipotezi bilmeyen başka bir gözlemci ya da başka bir yöntemle doğrulanabilir mi? 7) Kanıt gücü: bu adımların sonucunda rapor, hipotez için ne kadar güçlü bir kanıttır?
Ne zaman kullanılırBir uzman raporunu, bir bilimsel gözlemi ya da bir tanıklığı değerlendirirken; bir gözlemin bir hipotezi gerçekten sınayıp sınamadığını belirlerken; iki gözlemcinin aynı şeyi farklı gördüğü durumlarda.
SınırıÇekirdek ile yorum arasındaki sınır keskin değildir; araç bu sınırı dereceli olarak çizer ve sınırın nerede çizileceği tartışmalı olabilir. Uzman algısında, yorum algının kendisine nüfuz etmiş olabilir ve uzman çekirdeği yorumdan ayıramayabilir. Araç, ayrışmacılığın gündeme getirdiği soruyu, yani gözlemcinin doğru algıda olup olmadığını, içeriden çözmez.
5K kapısıKanıt

Özet

  • Ayrışmacılık, doğru algı ile ondan ayırt edilemeyen halüsinasyonun aynı türden olmadığını savunur (Hinton, Snowdon, McDowell, Martin).
  • Perdeleme sorunu, beyin durumunun nesnenin açıklayıcı rolünü perdelediği itirazıdır; Martin halüsinasyonu olumsuz olarak, yalnızca doğru algıdan ayırt edilemezlikle tanımlar.
  • Epistemolojik ayrışmacılığa göre doğru algıda kişinin gerekçesi, "p olduğunu görüyorum" olgusudur; bu gerekçe hem olgusal hem de düşünerek erişilebilirdir (McDowell, Pritchard).
  • Gözlemin kurama yüklülüğü, gözlemlerin kuram, kavram ve beklentiler tarafından biçimlendirildiği tezidir (Hanson, Kuhn).
  • Fodor'un modülerlik tezine göre erken algı kapsüllenmiştir; Müller-Lyer yanılsaması bilgiye rağmen sürer.
  • Bir gözlem, ancak sınadığı hipotezin kendisine yüklüyse döngüseldir; arka plan kuramlarına yüklülük sınamayı geçersiz kılmaz.
  • Nesnellik, gözlemin saflığından çok, kör değerlendirme ve bağımsız doğrulama gibi denetim yöntemlerinden gelir.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Norwood Russell Hanson, 1958 tarihli Patterns of Discovery kitabının ilk bölümüne, gözlemin doğası hakkında tarihsel bir düşünce deneyiyle başlar:

Johannes Kepler'i düşünelim: onu, bir tepede, şafağı izlerken hayal edelim. Yanında Tycho Brahe var. Kepler Güneş'i sabit sayıyordu: hareket eden Dünya'ydı. Ama Tycho, en azından bu konuda, Ptolemaios'u ve Aristoteles'i izliyordu: Dünya sabitti ve öbür bütün gök cisimleri onun çevresinde hareket ediyordu. Kepler ile Tycho, şafakta doğuda aynı şeyi mi görürler?

Birkaç sayfa sonra Hanson, tartışmasının özünü tek bir cümlede toplar:

Görmekte, göz küresine ulaşandan fazlası vardır.

Hanson'ın sorusu, bu dersin iki yarısını birbirine bağlıyor. Kepler ile Tycho'nun gözlerine ulaşan ışık aynıdır. Retinalarındaki görüntüler aynıdır. Ama Kepler, Dünya'nın döndüğünü ve ufkun Güneş'ten uzaklaştığını bilen biri olarak bakar. Tycho ise Güneş'in yükseldiğini bilen biri olarak. Hanson'a göre, bir anlamda aynı şeyi görürler, başka bir anlamda görmezler. Bu ayrım, Gözlem-Yorum Ayrımı'nın çekirdek ve yorum katmanlarına karşılık gelir. Çekirdek bakımından, ikisi de ufukta parlak bir diskin belirdiğini görür. Yorum bakımından ise, biri bir Güneş'in doğuşunu, öbürü bir Dünya'nın dönüşünü görür.

Hanson'ın örneğinin dikkat çekici bir yanı var. Kepler ile Tycho'nun görsel deneyimleri arasında, Müller-Lyer türünden bir fark yoktur. Eğer bir fark varsa, Fodor'un deyişiyle, kapsüllenmiş erken algıda değil, algıdan yargıya geçişte ortaya çıkar. Hanson bu ayrımı reddeder: ona göre, görmek zaten bir yorumdur ve yorumdan bağımsız bir "çıplak görme" yoktur. Fodor ise, Müller-Lyer gibi örneklere dayanarak, çıplak görmenin en azından bir çekirdeğinin var olduğunu savunur. İki görüş arasındaki tartışma, Kepler ile Tycho'nun şafakta "aynı şeyi" görüp görmediği sorusunun, "görmek" kelimesinin hangi anlamıyla sorulduğuna bağlı olduğunu gösteriyor. Ders Ç2.2'de Chisholm'un "görünmek" fiilinin farklı kullanımlarını ayırmasına benzer bir ayrım burada da gereklidir.

Teknik ayrıntı

Ayrışmacılığın üç biçimi. Felsefe yazınında "ayrışmacılık" adı, birbirine bağlı ama farklı en az üç görüş için kullanılır; yazındaki temel ayrım deneyimsel ile epistemolojik ayrışmacılık arasındadır. Deneyimsel ayrışmacılık, doğru algı ile halüsinasyonun farklı türden deneyimler olduğunu söyler; bu, Martin'in görüşüdür ve derste "metafizik ayrışmacılık" dediğimiz görüşle aynıdır. Epistemolojik ayrışmacılık, doğru algıdaki gerekçenin halüsinasyondaki gerekçeden farklı ve üstün olduğunu söyler; bu, McDowell'ın ve Pritchard'ın görüşüdür. İçeriksel ayrışmacılık ise, doğru algı ile halüsinasyonun farklı içeriklere sahip olduğunu söyler: doğru algı belirli bir nesneyi içerir, halüsinasyon ise içeremez. Bu üç biçim birbirinden bağımsız olarak savunulabilir. Örneğin Pritchard, epistemolojik ayrışmacılığın deneyimsel ayrışmacılığı gerektirmediğini savunur: iki deneyim aynı türden olsa bile, doğru algıdaki gerekçe olgusal olabilir.

Arka plan kuramı ile sınanan kuram. Argüman bölümünün beşinci öncülündeki ayrımın biçimsel bir ifadesi şöyledir. Bir gözlem raporu O, H hipotezini sınamak için kullanılıyor ve O, A arka plan kuramına dayanıyor. O, H için bağımsız bir kanıttır ancak ve ancak A, H'yi içermiyorsa ya da gerektirmiyorsa. A, H'yi içeriyorsa, O'nun H'yi desteklemesi döngüseldir: H'yi kabul ettiğimiz için O'yu H'yi destekleyecek biçimde gözlemlemişizdir. Bu ayrım, Ders P2.5'te göreceğimiz Duhem-Quine tezine de bağlanır: bir hipotez hiçbir zaman tek başına değil, arka plan kuramlarıyla birlikte sınanır. Duhem-Quine tezi, sınamanın her zaman bir kuramlar bütününe yöneldiğini; kurama yüklülük ise gözlemin kendisinin bu bütüne dayandığını söyler.

Algısal öğrenme. Algısal öğrenme üzerine bilişsel bilim araştırmaları, uzun süreli eğitimin algıyı gerçekten değiştirdiğine dair kanıtlar sunar. Örneğin belirli görsel ayrımlar üzerinde uzun süre çalışan katılımcılar, bu ayrımlarda giderek daha başarılı hâle gelir ve bu iyileşme, bazı durumlarda, erken görme süreçlerinde ölçülebilir değişikliklerle ilişkilidir. Bu bulgular, Fodor'un katı kapsüllenme tezini zayıflatır. Ama dikkatli olmak gerekir. Algısal öğrenme, uzun süreli eğitimle algının değişmesidir. Bilişsel nüfuz ise, kişinin o anki inancının algıyı doğrudan değiştirmesidir. İlki ikincisini gerektirmez. Bir radyolog, yıllar içinde nodülleri daha iyi görmeyi öğrenmiş olabilir. Ama bu, o anki inancının, örneğin "bu hastada kanser var" beklentisinin, gördüğünü değiştirdiği anlamına gelmez.

Ayrışmacılığın içebakış için sonucu. Ayrışmacılık doğruysa, kişinin kendi deneyimine dair içebakışla edindiği bilgi sınırlıdır. Doğru algıda olan biri ile ondan ayırt edilemeyen bir halüsinasyonda olan biri, kendi deneyimlerine içeriden baktıklarında aynı şeyi bulur. Ama ayrışmacılığa göre, iki deneyim farklı türdendir. Öyleyse içebakış, deneyimin türünü, yani onun doğru algı mı halüsinasyon mu olduğunu, kişiye göstermez. Bu sonuç, kendi zihinsel durumlarımıza dair bilgimizin yanılmaz olduğunu savunan geleneksel görüşle çelişir. Kişi, ne tür bir deneyim yaşadığı konusunda yanılabilir. Martin bu sonucu açıkça kabul eder ve onu, içebakışın sınırlarını gösteren bir bulgu olarak görür. Bu sonucun ilginç bir yanı, ayrışmacılığın dış dünyaya dair bilgimizi güçlendirirken, kendi zihnimize dair bilgimizi zayıflatmasıdır. Geleneksel görüşte durum tersiydi: kendi deneyimimizi kesin olarak bilir, dış dünyayı ondan çıkarırdık. Ayrışmacılık bu sıralamayı tersine çevirir. Bu sınırların ne kadar geniş olduğu, Ders Ç2.5 ve Ç2.6'nın konusudur.

Güncel tartışma

Bağlamsal önyargı ve adli bilimler. Gerçek hayat örneğinde gördüğümüz Dror'un çalışması, son yirmi yılda adli bilimlerde bağlamsal önyargı (contextual bias) konusunda geniş bir tartışma başlattı. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'nin 2009'da yayımlanan Strengthening Forensic Science in the United States raporu, birçok adli disiplinin bilimsel temellerini sorguladı ve bağlamsal önyargının kontrol edilmesi gerektiğini vurguladı. Sonraki yıllarda önerilen yöntemlerden biri "sıralı açma"dır (sequential unmasking; Krane ve arkadaşları 2008, doğrusal biçimi Dror ve arkadaşları 2015): uzman önce olay yerindeki izi tek başına inceler ve belgeler; şüphelinin referans izini ve olayın öbür ayrıntılarını ancak bundan sonra görür. Bu yöntem, Gözlem-Yorum Ayrımı'nın kurumsal bir uygulamasıdır: çekirdek gözlemi, sınanan hipoteze dair bilgiden önce kaydetmek. Bu tartışma, kurama yüklülüğün yalnızca bir bilim felsefesi meselesi olmadığını, adalet sistemlerinin güvenilirliğini doğrudan etkilediğini gösteriyor.

Ayrışmacılık ve şüphecilik. Epistemolojik ayrışmacılık, son yıllarda şüpheciliğe karşı yeni bir cevap olarak ilgi gördü. Ders Ç2.1'deki algının bilgi sorunu ve Modül Ç5'te göreceğimiz dış dünya şüpheciliği, ortak tür iddiasına dayanır: doğru algıdaki kanıt, ayırt edilemeyen bir halüsinasyondaki kanıttan daha iyi değilse, kanıtımız hiçbir zaman şüpheci senaryoyu dışlayamaz. Ayrışmacılık bu öncülü reddeder. Doğru algıda kanıtımız olgunun kendisidir ve bu kanıt şüpheci senaryoyu dışlar. Pritchard, bu cevabı, Ders Ç5.12'de göreceğimiz menteşe epistemolojisiyle birleştirerek, şüpheciliğe karşı iki yönlü bir strateji geliştirdi. Eleştirmenler ise, ayrışmacılığın şüpheciye yalnızca "eğer doğru algıdaysan, şüpheci senaryoyu dışlayan bir kanıtın var" diyebildiğini, şüphecinin ise "ama doğru algıda olduğunu nereden biliyorsun?" diye sormaya devam edebileceğini belirtir. Bu soru, Ders Ç1.13'te güvenlik koşulunun şüpheciliğe verdiği koşullu cevabın bir başka biçimidir.

Önceden kayıt ve gözlemin bağımsızlığı. Kurama yüklülüğün sınanan hipotezle karışmasını önlemenin bilimsel bir yolu, araştırmacıların hipotezlerini ve çözümleme yöntemlerini, verileri görmeden önce kamuya açık biçimde kaydetmesidir. Bu uygulamaya "önceden kayıt" (preregistration) denir ve son yıllarda psikoloji ve tıp başta olmak üzere birçok alanda yaygınlaştı. Önceden kayıt, gözlemin kendisini değiştirmez, ama araştırmacının, verileri gördükten sonra, onları kendi hipotezini destekleyecek biçimde yorumlamasını sınırlar. Bu, adli bilimlerdeki bilgiyi sıralı açma yönteminin bilimsel araştırmadaki karşılığıdır. İki uygulama da aynı ilkeye dayanır: gözlemin nasıl okunacağına dair kararlar, sonucun sınanan hipotezi destekleyip desteklemediği görülmeden verilir. Tekrarlanabilirlik krizi ve bilimdeki bu tür yöntemler Ders P2.12'de ayrıntılı ele alınacak.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir oto servisinde, deneyimli usta Cemal Bey, bir arabanın motorunu çalıştırıp birkaç saniye dinledikten sonra "Triger kayışı gevşemiş, değişmesi lazım" diyor. Çırağı Batuhan da aynı sesi duyuyor, ama yalnızca hafif bir tıkırtı fark ediyor. Araba sahibi, iki görüş arasında karar vermek zorunda.

Adım 1, gözlem raporu. Cemal Bey: "Triger kayışı gevşemiş." Bu rapor, işitmeye dayanıyor.

Adım 2, çekirdek. Raporun, özel bir uzmanlığı olmayan birinin de onaylayabileceği kısmı: motordan düzenli aralıklarla gelen hafif bir tıkırtı sesi. Batuhan da bu çekirdeği duyuyor.

Adım 3, yorum katmanı. "Triger kayışı gevşemiş" yorumu, motor sesleri ile arızalar arasındaki ilişkiye dair uzmanlık bilgisine dayanıyor. Cemal Bey, belki yüzlerce benzer arabayı dinlemiş ve bu sesin genellikle bu arızayla birlikte geldiğini öğrenmiş.

Adım 4, karşı-olgusal sınama. Cemal Bey, bu arabanın triger kayışının yakın zamanda değiştirildiğini bilseydi, sesi farklı mı yorumlardı? Büyük olasılıkla evet: belki başka bir parçadan şüphelenirdi. Bu, yorumun yalnızca sesten değil, arka plan bilgisinden de etkilendiğini gösteriyor.

Adım 5, döngüsellik kontrolü. Cemal Bey'in raporu, sınanan hipoteze, yani "triger kayışı gevşemiş" hipotezine yüklü mü? Kısmen evet. Cemal Bey arabayı dinlemeden önce araba sahibinden "motor tıkırdıyor" şikâyetini duymuş ve belki triger kayışından şüphelenmeye başlamıştı. Bu, gözlemin hipotezle karışma riskini doğuruyor.

Adım 6, bağımsız doğrulama. Hipotez, kayışı doğrudan görerek, yani motor kapağını açıp kayışın gerginliğini ölçerek doğrulanabilir. Bu, işitmeye dayanan gözlemden bağımsız bir yöntemdir.

Adım 7, kanıt gücü. Cemal Bey'in raporu, uzmanlığa dayandığı için değerli bir kanıttır, ama kesin değildir. Çekirdek, yani tıkırtı, güvenilir; yorum, yani teşhis, makul ama doğrulama gerektiriyor.

Sonuç. Araba sahibine en iyi öneri, Cemal Bey'in teşhisini ciddiye alıp kayışın doğrudan kontrol edilmesini istemektir. Bu örnek, uzman gözleminin, kurama yüklü olduğu için değersiz olmadığını, ama yüklülüğün türünü bilmenin, kanıtın nasıl kullanılacağını belirlediğini gösteriyor. Usta, yorumunu çekirdek gözlemden ayırıp araba sahibine "tıkırtı duyuyorum, bu genellikle kayıştan olur, kontrol edelim" dese, gözlemi ile yorumunu ayırmış ve kanıtını daha şeffaf biçimde sunmuş olurdu.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu gözlem raporlarının her birini çekirdek ve yorum katmanlarına ayır ve kurama yüklülük derecesini belirle: (a) Bir kuş gözlemcisinin "şu ağaçta bir ağaçkakan var" demesi. (b) Bir hava durumu sunucusunun uydu görüntüsüne bakarak "bu bir soğuk hava cephesi" demesi. (c) Bir annenin bebeğinin ağlamasını dinleyip "bu açlık ağlaması" demesi.
  2. Kendi hayatından, bir şeyi beklentin yüzünden yanlış gördüğün ya da gözden kaçırdığın bir durumu yaz. Beklentin olmasaydı gözlemin değişir miydi?
  3. Bir arkadaşın şöyle diyor: "Herkes dünyayı kendi gözlüğünden görüyor, öyleyse hiçbir gözlem tarafsız değil ve hiçbir tartışma gözlemle çözülemez." Bu görüşü, Argüman bölümünün beşinci öncülünü ve Gerçek hayat örneğindeki yöntemleri kullanarak değerlendir.
Cevapları göster
  1. (a) Çekirdek: ağaçta, belirli renkte ve büyüklükte, ağacın gövdesine tutunmuş bir kuş. Yorum: "ağaçkakan", kuş türlerine dair bilgiye dayanıyor. Kurama yüklülük derecesi: orta. Kuş gözlemcisinin uzmanlığı, türü tanımasını sağlıyor, ama çekirdek, uzman olmayan biri tarafından da onaylanabilir. (b) Çekirdek: uydu görüntüsünde belirli bir biçimde uzanan bulut kümeleri. Yorum: "soğuk hava cephesi", meteoroloji kuramına dayanıyor. Kurama yüklülük derecesi: yüksek. Cephe kavramı, atmosferik dinamik kuramının bir parçasıdır ve uzman olmayan biri görüntüde bir cephe "göremez". (c) Çekirdek: bebeğin belirli bir ritimde ve tonda ağlaması. Yorum: "açlık ağlaması", annenin bebeğiyle deneyimine dayanıyor. Kurama yüklülük derecesi: orta, ama kuram bir bilimsel kuram değil, kişisel deneyimle kazanılmış bir bilgidir. Bu örnek, uzmanlığın yalnızca bilimsel değil, gündelik deneyimle de kazanılabileceğini gösteriyor.
  2. Örnek cevap: bir kişi, bir arkadaşını bir kafede beklerken, içeri giren ve arkadaşına benzeyen birini arkadaşı sanıyor, el sallıyor. Beklenti, yani arkadaşının gelmek üzere olması, belirsiz bir görüntüyü tanıdık bir yüz olarak görmesine yol açtı. Beklenti olmasaydı, kişi büyük olasılıkla yabancıya bu kadar dikkat etmeyecek ve onu arkadaşı sanmayacaktı.
  3. Arkadaşının görüşü, güçlü kurama yüklülük tezidir. İlk kısmı kısmen doğrudur: gözlemler kuramlardan ve beklentilerden tamamen bağımsız değildir. Ama ikinci kısmı, yani hiçbir tartışmanın gözlemle çözülemeyeceği, iki nedenle yanlıştır. Birincisi, Argüman bölümünün beşinci öncülüne göre, bir gözlem ancak sınadığı hipotezin kendisine yüklüyse döngüseldir. Tartışan iki taraf, aynı arka plan kuramlarını paylaşabilir ve bu ortak zemin üzerinde gözlemlerle anlaşabilir. İkincisi, adli bilimlerde gördüğümüz gibi, kör değerlendirme ve bağımsız doğrulama gibi yöntemler, gözlemin sınanan hipoteze yüklenmesini engelleyebilir. Herkes dünyayı bir gözlükle görür, ama gözlüklerin bazıları ortaktır ve bazı gözlükler çıkarılabilir.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: bir müzayede evinde, bir uzman, bir tablonun on dokuzuncu yüzyıldan kalma olduğunu söylüyor. Zayıf çalışma: "Uzman deneyimlidir, öyleyse tablo on dokuzuncu yüzyıldan kalmadır." Bu çalışma uzmanın gözlemini çözümlemiyor. Güçlü çalışma: "1) Çekirdek: tablonun boya katmanları, fırça izleri, tuvalin dokusu ve çatlak deseni. 2) Yorum: 'on dokuzuncu yüzyıl', bu özelliklerin belirli dönemlere özgü olduğuna dair uzmanlık bilgisine dayanıyor. 3) Döngüsellik kontrolü: uzman, tabloyu incelemeden önce satıcının 'bu tablo on dokuzuncu yüzyıldan kalma' iddiasını duymuşsa, gözlemi sınanan hipoteze yüklenmiş olabilir. Bu, Dror'un parmak izi çalışmasındaki bağlam etkisine benzer bir risk. 4) Bağımsız doğrulama: boyanın kimyasal analizi ve tuvalin malzeme incelemesi, uzmanın görsel değerlendirmesinden bağımsız kanıtlar sağlayabilir. 5) Ayrıca ikinci bir uzman, satıcının iddiasını bilmeden değerlendirme yapabilir. 6) Sonuç: uzmanın gözlemi değerli bir kanıttır, ama satıcının iddiasından bağımsız olarak yapılmadıysa, bağımsız doğrulama olmadan karar için yeterli değildir."

ÖlçütNe aranır
Gözlem-Yorum AyrımıUzman gözlemi çekirdek ve yorum katmanlarına ayrılmış
DöngüsellikGözlemin sınanan hipoteze mi, arka plan kuramlarına mı yüklü olduğu tartışılmış
Bağımsız doğrulamaGözlemi denetleyecek somut bir yöntem önerilmiş
Argüman yapısıÖncüller numaralandırılmış; sonuç kanıtın gücü hakkında açık bir yargı veriyor

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç2.2) Ders Ç2.2'de halüsinasyon argümanının yayma adımı hangi iddiaya dayanıyordu? Ayrışmacılık bu iddiayı nasıl reddediyor?
  2. (Ders Ç2.1) Ders Ç2.1'deki radyolog ve goril örneğinde, uzmanlığın algı üzerindeki etkisi nasıl yorumlanmıştı? Bu derste o etki nasıl daha ayrıntılı ele alındı?
  3. (Ders Ç2.3) Ders Ç2.3'te yönelimselcilik ile dolaysız gerçekçilik arasındaki tartışmanın hangi noktada açık kaldığı söylenmişti? Ayrışmacılık bu tartışmada nerede duruyor?
Cevapları göster
  1. Ders Ç2.2'de halüsinasyon argümanının yayma adımı, ortak tür iddiasına, yani doğru algı ile ondan içeriden ayırt edilemeyen halüsinasyonun aynı temel türden deneyimler olduğu iddiasına dayanıyordu. Ayrışmacılık, içeriden ayırt edilemezliğin aynı türden olmayı gerektirmediğini savunur. Doğru algıda nesne deneyimin bir bileşenidir, halüsinasyonda değildir. Martin'e göre, halüsinasyonun doğru algıdan ayırt edilemezlik dışında olumlu bir doğası yoktur. Bu yüzden yayma adımı çöker: halüsinasyon hakkında doğru olan, doğru algı hakkında doğru olmak zorunda değildir.
  2. Ders Ç2.1'de, radyologların goril resmini gözden kaçırması, uzmanlığın dikkati belirli bir göreve yönelterek beklenmedik şeyleri görmeyi zorlaştırabileceğinin bir örneği olarak yorumlanmıştı. Bu derste uzmanlığın etkisi iki yönden ele alındı. Bir yandan, uzmanlık, Doktor Leyla'nın Mert'in göremediği pnömoniyi görmesini sağlıyor; bu, algısal öğrenmenin olumlu bir sonucudur. Öbür yandan, bağlam ve beklenti, parmak izi uzmanlarında olduğu gibi, gözlemi sınanan hipoteze yükleyebilir. Uzmanlık, aynı anda, algıyı daha keskin ve daha yüklü kılar.
  3. Ders Ç2.3'te, yönelimselcilik ile saf gerçekçi ayrışmacılık arasındaki tartışmanın, yanıltıcı deneyimlerin nasıl açıklanacağı noktasında açık kaldığı söylenmişti. Yönelimselcilik, doğru algı ile halüsinasyonun aynı türden, yani ikisinin de bir içeriğe sahip olduğunu, birinin doğru öbürünün yanlış olduğunu kabul eder. Ayrışmacılık ise, ortak tür iddiasını reddeder ve doğru algının nesneyle doğrudan bir ilişki olduğunu, halüsinasyonun ise farklı türden bir durum olduğunu savunur. Ayrışmacılık, bu yüzden, Ders Ç2.3'teki dört ölçütten deneyimin dünyayı sunan görünüşüne sadakat ve dış dünyaya erişim ölçütlerini en güçlü biçimde karşılar, ama yanıltıcı deneyimleri açıklamakta yönelimselcilikten daha fazla yük taşır.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Ayrışmacılık nedir?Doğru algı ile ondan ayırt edilemeyen halüsinasyonun aynı temel türden olmadığını savunan görüş (Hinton, Snowdon, McDowell, Martin).
Perdeleme sorunu nedir?Beyin durumu halüsinasyonu açıklamaya yetiyorsa, doğru algıda nesnenin ayrıca bir açıklayıcı rol oynamadığı itirazı.
Martin halüsinasyonu nasıl tanımlar?Olumsuz olarak: doğru bir algıdan içeriden ayırt edilemeyen durum; bunun ötesinde olumlu bir doğası yoktur.
Epistemolojik ayrışmacılık nedir?Doğru algıda gerekçenin "p olduğunu görüyorum" olgusu olduğu, bunun hem olgusal hem erişilebilir olduğu görüşü (McDowell, Pritchard).
Gözlemin kurama yüklülüğü nedir?Gözlemlerin kuram, kavram ve beklentiler tarafından biçimlendirildiği tezi (Hanson, Kuhn).
Fodor'un kapsüllenme kanıtı nedir?Müller-Lyer yanılsaması, çizgilerin eşit olduğunu bilmemize rağmen sürer; erken algı bilgiden yalıtılmıştır.
Kurama yüklü bir gözlem ne zaman döngüseldir?Sınamak için kullanıldığı hipotezin kendisine yüklü olduğunda; arka plan kuramlarına yüklülük döngüsellik doğurmaz.
Dror'un parmak izi çalışması neyi gösterir?Aynı uzmanlar, aynı izlere, bağlam değiştiğinde farklı sonuçlara varabilir; bağlamsal önyargı.

Okuma listesi

  • Norwood Russell Hanson, Patterns of Discovery (Cambridge University Press, 1958), 1. bölüm. Gözlemin kurama yüklülüğünün klasik ifadesi.
  • Jerry Fodor, "Observation Reconsidered", Philosophy of Science 51 (1984). Kapsüllenme ve gözlemin tarafsızlığı.
  • John McDowell, "Criteria, Defeasibility, and Knowledge", Proceedings of the British Academy 68 (1982). Epistemolojik ayrışmacılığın erken ve etkili bir savunusu.
  • Duncan Pritchard, Epistemological Disjunctivism (Oxford University Press, 2012). Epistemolojik ayrışmacılığın sistematik savunusu.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "The Disjunctive Theory of Perception" maddesi.

Sonraki derse köprü

Bu ders bir soruyu cevapsız bıraktı: ayrışmacılığa göre kişi, doğru algıda mı yoksa ondan ayırt edilemeyen bir halüsinasyonda mı olduğunu içeriden her zaman bilemez. Bu, algının değil, kendi zihnimize dair bilgimizin bir sınırıdır. Ders Ç2.5, bu bilgiyi ele alıyor: içebakış, yani kendi düşüncelerimizi, duygularımızı ve deneyimlerimizi bilme yolumuz, dış dünyayı algılamaktan farklı ve daha güvenilir bir kaynak mıdır?

Günlük sorusu: Bir konuda uzmanlaştıkça, o konuya dair şeyleri farklı görmeye başladığın bir alan var mı? Uzman olmadan önce neyi göremiyordun?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.