İçeriğe geç

Ders Ç2.2 · Çekirdek · Modül Ç2: Bilginin kaynakları

Yanılsama ve halüsinasyon argümanları

Araç: Yanılsama Argümanı Çözümleyici · 5K: Karşı-görüş · 6.178 kelime · tamamı yaklaşık 28 dakika okuma

Giriş

Parlak kırmızı bir daireye yarım dakika kadar gözünü ayırmadan bak, sonra bakışını boş, beyaz bir duvara çevir. Duvarda, kırmızı dairenin yerinde, yeşilimsi bir daire belirir. Birkaç saniye sonra solup kaybolur. Duvar beyazdır; üzerinde yeşil bir daire yoktur. Peki o birkaç saniye boyunca gördüğün yeşil ve yuvarlak şey neydi? Duvar değildi, çünkü duvar beyaz. Kırmızı daire değildi, çünkü o başka yerde ve kırmızı. Ama bir şey yeşil ve yuvarlak göründü. Bir şey görünüyorsa, görünen bir şey olmalı değil mi?

Bu soru, ilk bakışta bir bilmece gibi görünüyor, ama felsefe tarihinin en etkili argümanlarından ikisinin çekirdeğini oluşturur. Ders Ç2.1'de algının bilgi sorununu altı öncüllü bir argüman olarak kurmuştuk. Üçüncü öncül, zincirin nesne olmadan da aynı deneyimi üretebileceğini söylüyordu ve onu sınamadan bırakmıştık. Bu ders, o öncülün en güçlü savunularını inceliyor. Yanılsama argümanı, nesnenin olduğundan farklı göründüğü durumlardan yola çıkar. Halüsinasyon argümanı ise ortada hiçbir nesnenin olmadığı durumlardan. İkisi de aynı sonuca varmak ister: algıda doğrudan farkında olduğumuz şey, sandalyeler, ağaçlar ve masalar gibi sıradan nesneler değildir. Ders, bu iki argümanı öncül öncül kuruyor, hangi öncüllerin en çok yük taşıdığını gösteriyor ve onlara karşı ileri sürülen en güçlü itirazları tartışıyor. Argümanlara verilen kuramsal cevaplar, yani duyu verisi kuramı, yönelimselcilik, temsilci gerçekçilik ve ayrışmacılık, Ders Ç2.3 ve Ç2.4'ün konusu.

Bu dersin kazanımları:

  • Yanılsama ve halüsinasyon arasındaki farkı, iki argümanın temel durum ve yayma adımlarını, fenomenal ilkeyi ve ortak tür iddiasını açıklarsın. (anla)
  • Bir yanılsama ya da halüsinasyon argümanını Yanılsama Argümanı Çözümleyici ile öncüllerine ayırır, hangi öncülün en çok yükü taşıdığını ve reddedilmesinin bedelini belirlersin. (uygula)
  • İki argümana yöneltilen başlıca itirazları, yani fenomenal ilkenin reddini, dışlama varsayımının sorgulanmasını ve ortak tür iddiasının reddini, gerekçeli olarak karşılaştırırsın. (değerlendir)

Kavramlar

Kavramlar, önce iki tür yanıltıcı deneyimi, sonra argümanların ortak iskeletini, en son da bu iskeletin üç taşıyıcı öncülünü tanımlıyor.

Suya batırılmış düz çubuğun kırık görünmesi, uzaktaki köşeli kulenin yuvarlak görünmesi, beyaz bir duvarın sarımsı bir ışık altında sarı görünmesi, felsefi tartışmada yanılsama örnekleri olarak kullanılır. Ders Ç2.1'de gördüğümüz Müller-Lyer yanılsaması da öyledir: iki eşit çizgi, uçlarındaki ok başları yüzünden farklı uzunlukta görünür. Yanılsamanın tanımlayıcı özelliği, ortada gerçekten bir nesnenin bulunmasıdır. Çubuk oradadır, kule oradadır, çizgiler oradadır. Yanıltıcı olan, nesnenin varlığı değil, bir özelliğinin görünüşüdür. Felsefi tartışmada "yanılsama" kelimesi bu dar anlamda kullanılır. Ders Ç2.1'de gördüğümüz gibi Austin, kırık görünen çubuğun yanılsama bile sayılmaması gerektiğini savunmuştu; burada terimi tartışmanın standart kullanımıyla alıyoruz. Gündelik dildeki "hayal" ya da "kuruntu" anlamı, yani olmayan bir şeyi görmek, bir sonraki kavrama karşılık gelir.

Felsefi tartışmada halüsinasyon, çoğu zaman, gerçek bir algıdan "içeriden ayırt edilemeyen" bir deneyim olarak tanımlanır. Karla kaplı bir avluya baktığını düşün. Halüsinasyon argümanının varsaydığı türden bir halüsinasyonda, kişi aynı deneyimi yaşar: avlu, kar, ışık, her şey aynı görünür. Ama ortada hiçbir avlu yoktur. Bu tür bir halüsinasyonun gerçekte ortaya çıkıp çıkmadığı, argüman için önemli değildir. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin "The Problem of Perception" maddesi, argümanın kullandığı halüsinasyonların ilaç kaynaklı ya da psikiyatrik halüsinasyonlar gibi olmadığını, yalnızca mümkün olaylar olarak varsayıldığını vurgular. Argümanın ihtiyacı olan, böyle bir deneyimin mümkün olmasıdır. Ders Ç2.1'deki nedensel zincir bu olasılığı destekler: zincirin son halkası, yani beyin, uygun biçimde uyarılırsa, nesne olmadan da bir deneyim ortaya çıkabilir.

Bu ayrım, iki argümanın yapısını açıkça görmemizi sağlar. İki argüman da şu iskelete sahiptir. Temel durum: yanıltıcı bir deneyimde, kişi doğrudan sıradan bir nesneyle karşı karşıya değildir. Yayma adımı: doğru algıya da, yanıltıcı deneyime uygulanan açıklamanın aynısı uygulanmalıdır. Sonuç: kişi hiçbir zaman doğrudan sıradan bir nesneyle karşı karşıya değildir. Yanılsama argümanı ile halüsinasyon argümanı, temel durumu farklı yollardan kurar; yayma adımında ise benzer bir varsayıma dayanır. Bu ayrım, argümanlara verilecek cevapların da haritasını çizer: bir cevap ya temel durumu ya da yayma adımını reddetmelidir.

Yanılsama argümanının temel durumu bu ilkeye dayanır. Duvar sarı görünüyorsa, fenomenal ilkeye göre, kişinin farkında olduğu sarı bir şey vardır. Duvar sarı değil, beyazdır. Öyleyse kişinin farkında olduğu sarı şey duvar değildir. Giriş örneğindeki ardıl görüntü, ilkenin sezgisel gücünü en iyi gösteren durumlardan biridir. Yeşil bir daire görünüyorsa, yeşil ve yuvarlak bir şeyin farkında olmalıyım gibi gelir. İngiliz filozof C. D. Broad, ilkeyi açıklayıcı bir gerekçeyle savundu: bir madeni para eğik açıdan neden elips biçiminde görünüyor da başka bir biçimde görünmüyor? Broad'a göre, eğer zihnimin karşısında elips biçiminde hiçbir şey yoksa, paranın neden başka bir biçimde değil de elips biçiminde göründüğünü anlamak çok zordur. Fenomenal ilke, bu dersteki argümanların en tartışmalı öncülüdür.

Yayma adımının dayanağı genellikle bu iddiadır. Doğru algı ile halüsinasyon aynı türden deneyimlerse, birinin doğası hakkında söylenen öbürü için de geçerli olmalıdır. Halüsinasyonda sıradan bir nesneyle doğrudan karşı karşıya olmadığımıza göre, doğru algıda da değilizdir. İddiayı destekleyen iki gerekçe öne sürülür. Birincisi, içeriden ayırt edilemezliktir: iki deneyimi içeriden ayırt edemiyorsak, onların aynı türden olduğunu varsaymak doğaldır. İkincisi, Robinson'ın nedensel argümanıdır: doğru algıda deneyimin hemen öncesinde belirli bir beyin durumu vardır; aynı beyin durumu laboratuvarda yapay olarak üretilirse, aynı türden bir deneyim ortaya çıkmalıdır, çünkü aynı yakın neden aynı türden etki doğurur. Ortak tür iddiasını reddetmek, Ders Ç2.4'te göreceğimiz ayrışmacılığın merkezî hamlesidir.

Bu varsayımı, yanılsama argümanının geçerliliği üzerine yakın tarihli bir tartışmada Craig French ve Lee Walters adlandırdı; benzer bir noktaya daha önce Snowdon da değinmişti. French ve Walters, 2018'de yayımlanan bir makalelerinde, yanılsama argümanının, yaygın biçimiyle, geçersiz olduğunu savundular. Fenomenal ilke ve Leibniz'in özdeşlerin ayırt edilemezliği yasası birlikte şunu verir: yanılsamada, kişi sıradan nesneden farklı olan sarı bir şeyle doğrudan karşı karşıyadır. Ama bu, kişinin sıradan nesneyle, yani duvarla, doğrudan karşı karşıya olmadığını göstermez. Kişi hem duvarla hem de sarı bir şeyle doğrudan karşı karşıya olabilir. "Duvarla doğrudan karşı karşıya olmamak" ile "duvar olmayan bir şeyle doğrudan karşı karşıya olmak" farklı iddialardır. Argümanı geçerli kılmak için bu boşluğu dışlama varsayımıyla kapatmak gerekir. Varsayımın savunulabilir olup olmadığı açık bir sorudur. Bu nokta, Ders Ç0.4'te gördüğümüz geçerlilik sınamasının felsefi bir argümana uygulanmasının iyi bir örneğidir.

Argüman

Bu bölüm iki argümanı ayrı ayrı kuruyor. Önce yanılsama argümanı, sonra halüsinasyon argümanı.

Yanılsama argümanı:

  1. Bir yanılsamada, kişiye bir şey belirli bir duyusal niteliğe, örneğin sarılığa, sahipmiş gibi görünür, ama algılanan sıradan nesne, örneğin duvar, bu niteliğe sahip değildir.
  2. Bir şey kişiye bir niteliğe sahipmiş gibi görünüyorsa, kişinin doğrudan farkında olduğu ve bu niteliğe gerçekten sahip olan bir şey vardır. (Fenomenal ilke)
  3. Öyleyse yanılsamada, kişi sıradan nesneyle doğrudan karşı karşıya değildir. (İkinci öncülden, Leibniz yasasından ve dışlama varsayımından)
  4. Doğru algıya da, yanılsamaya uygulanan açıklamanın aynısı uygulanmalıdır.
  5. Öyleyse doğru algıda da kişi sıradan nesneyle doğrudan karşı karşıya değildir.

Halüsinasyon argümanı:

  1. Doğru bir algıdan içeriden ayırt edilemeyen bir halüsinasyon mümkündür.
  2. Halüsinasyonda, kişi sıradan bir nesneyle doğrudan karşı karşıya değildir, çünkü ortada böyle bir nesne yoktur.
  3. Doğru algı ile ondan içeriden ayırt edilemeyen halüsinasyon, aynı temel türden deneyimlerdir. (Ortak tür iddiası)
  4. Aynı türden deneyimlerin doğasına aynı açıklama uygulanmalıdır.
  5. Öyleyse doğru algıda da kişi sıradan bir nesneyle doğrudan karşı karşıya değildir.

Sonuç: İki argüman da, öncülleri kabul edilirse, Ders Ç2.1'de "dolaysız erişim cevabı" dediğimiz görüşü, yani algıda sıradan nesnelerle doğrudan karşı karşıya olduğumuz görüşünü çürütür. Bu sonuç, algının bilgi sorununu keskinleştirir. Doğrudan farkında olduğumuz şey sıradan nesneler değilse, sıradan nesnelere dair bilgimiz, Russell'ın masası örneğinde olduğu gibi, doğrudan farkında olduğumuz şeyden bir çıkarımla elde edilmelidir. Ama iki argümanın da en az bir tartışmalı öncülü vardır. Yanılsama argümanında bu, fenomenal ilkedir. Halüsinasyon argümanında ise ortak tür iddiasıdır. Bu öncülleri reddetmek mümkündür, ama her reddin bir bedeli vardır.

İki argüman arasındaki fark, temel durumun nasıl kurulduğundadır. Yanılsama argümanında temel durum, fenomenal ilkeye dayanır. Duvar sarı görünüyor ama sarı değilse, kişinin sarı olan başka bir şeyin farkında olması gerekir. Bu adım, fenomenal ilkeyi reddeden biri için çöker. Halüsinasyon argümanında ise temel durum neredeyse kendiliğinden doğrudur. Halüsinasyonda ortada hiçbir sıradan nesne yoktur; öyleyse kişi bir sıradan nesneyle doğrudan karşı karşıya olamaz. Bu yüzden halüsinasyon argümanının temel durumu fenomenal ilkeye ihtiyaç duymaz. Bu, halüsinasyon argümanını daha güçlü kılar. Ama argümanın bütün yükü yayma adımına, yani ortak tür iddiasına biner.

Yayma adımı, iki argümanda da sezgisel bir destek bulur. Yanılsama argümanının savunucuları, İngiliz filozof A. J. Ayer'ın 1940 tarihli The Foundations of Empirical Knowledge kitabındaki gözlemi öne sürer: doğru algılar ile yanılsamalar, birbirine kesintisiz biçimde geçen bir dizi oluşturur. Ayer'a göre aralarındaki farklar türde değil, derecededir. Bir madeni paraya yüzüne dik bakarken onu yavaşça eğdiğinde, görünüşü daireden giderek basıklaşan elipslere adım adım geçer. Bu dizinin hangi noktasında, doğrudan sıradan nesneyle karşı karşıya olmaktan başka bir şeyle karşı karşıya olmaya geçtiğimizi söyleyebiliriz? Bu soru, Ders Ç0.9'da gördüğümüz sınır belirsizliği sorusuna benzer. Halüsinasyon argümanında ise destek, içeriden ayırt edilemezlikten ve nedensel argümandan gelir.

En tartışmalı öncül: Yanılsama argümanının ikinci öncülü, yani fenomenal ilke. Bu ilke, "görünmek" fiilinin her zaman bir nesneyi gerektirdiğini varsayar. Ama "görünmek" fiilini başka biçimde de okuyabiliriz. Duvar sarı görünüyorsa, belki sarı bir şeyin farkında değilizdir; belki yalnızca duvarı sarı olarak temsil ediyoruzdur. Bir resim, var olmayan bir şeyi gösterebilir, ama bu, resmin içinde o şeyin var olduğu anlamına gelmez. Bir cümle, yanlış bir şeyi söyleyebilir, ama bu, cümlenin içinde yanlış bir olgunun bulunduğu anlamına gelmez. Bu okuma, yönelimselciliğin (intentionalism), yani deneyimi dünyayı belirli bir biçimde temsil eden bir durum olarak gören görüşün, temel hamlesidir ve Ders Ç2.3'te ayrıntılı işlenecek. Fenomenal ilkeyi reddetmenin bedeli, Broad'ın sorusuna, yani paranın neden elips biçiminde göründüğüne, bir nesneye başvurmadan cevap vermektir.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Fenomenal ilke yanlıştır; görünmek, bir nesneyi gerektirmez

Fenomenal ilke, dilin bir yanılgısına dayanır. "Duvar bana sarı görünüyor" cümlesi, duvar dışında sarı bir nesnenin varlığını gerektirmez; yalnızca duvarın bana nasıl göründüğünü bildirir. Amerikalı filozoflar C. J. Ducasse ve Roderick Chisholm, bu düşünceden yola çıkarak "zarfçılık" (adverbialism) denen bir görüş geliştirdi. Bu görüşe göre, "sarı bir şey görüyorum" demek yerine "sarımsı biçimde görüyorum" demeliyiz. Sarılık, deneyimin nesnesinin değil, deneyimin kendisinin bir özelliğidir. Ardıl görüntüde de yeşil bir nesne görmeyiz; yeşilimsi biçimde görürüz.

Cevap: Zarfçılık, fenomenal ilkeden kaçmanın en eski ve en doğrudan yollarından biridir, ve sarılığın deneyimin bir özelliği olduğu fikri ilgi çekicidir. Ama görüş iki ciddi sorunla karşılaşır. Birincisi, karmaşık deneyimleri ifade etmekte zorlanır. "Mavi bir karenin solunda kırmızı bir daire görüyorum" cümlesini zarfçı dille ifade etmek, "kırmızımsı ve daire biçiminde ve mavimsi ve kare biçiminde görüyorum" gibi bir kuruluş gerektirir. Ama bu kuruluş, hangi rengin hangi biçime ait olduğunu ve hangisinin solda olduğunu kaybeder. Bu, Avustralyalı filozof Frank Jackson'ın 1975'te ileri sürdüğü "çoklu özellik sorunu"dur (many-property problem). İkincisi, zarfçılık, deneyimin bir şeyi, yani dünyayı, sunduğu duygusunu kaybeder. Deneyim, yalnızca bir duruma girmek gibi değil, bir şeyin karşısında olmak gibidir. Bu iki sorun, fenomenal ilkeyi reddetmek isteyenlerin çoğunu zarfçılık yerine yönelimselciliğe yöneltti. Yönelimselcilik, deneyimin bir nesneyi sunduğunu kabul eder, ama sunulan nesnenin var olmasını gerektirmez. Görünmek, bir şeyi belirli bir biçimde temsil etmektir. Bu çözümün kendi bedelleri Ders Ç2.3'te tartışılacak.

İtiraz 2: Yanılsama argümanı geçersizdir

French ve Walters'ın gösterdiği gibi, fenomenal ilke kabul edilse bile, yanılsama argümanının temel durumu geçerli değildir. Fenomenal ilke, yanılsamada sarı bir şeyle doğrudan karşı karşıya olduğumuzu verir. Leibniz yasası, bu sarı şeyin duvar olmadığını verir. Ama bu ikisinden, duvarla doğrudan karşı karşıya olmadığımız çıkmaz. Belki ikisiyle birden karşı karşıyayızdır: duvarla ve duvarın üzerindeki sarı görünüşle. Öyleyse yanılsama argümanı, kendi öncülleriyle bile, istediği sonuca varamaz.

Cevap: Bu itiraz, argümanın mantıksal yapısını dikkatle incelemenin değerini gösteriyor. Ders Ç0.4'te öğrendiğimiz gibi, bir argümanın geçerliliğini sınamanın yolu, öncüllerin doğru, sonucun yanlış olduğu bir durum aramaktır. French ve Walters tam olarak bunu yapar: fenomenal ilke doğru olabilir, Leibniz yasası doğrudur, ama kişi yine de duvarla doğrudan karşı karşıya olabilir. Argümanı kurtarmanın yolu, dışlama varsayımını eklemektir. Kişi sarı şeyle doğrudan karşı karşıyaysa, duvarla doğrudan karşı karşıya olamaz. Bu varsayım ilk bakışta makul görünür: aynı anda, aynı yerde, iki farklı renkte iki şeyle doğrudan karşı karşıya olmak garip görünür. Ama garipliğin bir kanıt olup olmadığı tartışmalıdır. Bir resme bakarken, hem tuvalin dokusunun hem de resmin gösterdiği sahnenin farkında olabiliriz. Belki algı da benzer bir çift katmanlı yapıya sahiptir. Bu itiraz, yanılsama argümanını çürütmez ama onun ek bir öncüle ihtiyaç duyduğunu gösterir. Bu öncül de, fenomenal ilke gibi, sorgulanabilir.

İtiraz 3: Ortak tür iddiası yanlıştır

Halüsinasyon argümanının yayma adımı, doğru algı ile halüsinasyonun aynı türden olduğunu varsayar. Ama içeriden ayırt edilemezlik, aynı türden olmayı gerektirmez. Bir gerçek altın ile ondan gözle ayırt edilemeyen bir sahte altın, aynı türden maddeler değildir. Aynı biçimde, doğru algı ile ondan içeriden ayırt edilemeyen bir halüsinasyon da farklı türden durumlar olabilir. Doğru algıda, nesnenin kendisi deneyimin bir parçasıdır. Halüsinasyonda ise yalnızca öyleymiş gibi görünen bir durum vardır. İki durumun ortak noktası, yalnızca içeriden ayırt edilemez olmalarıdır. Bu, iki durumun ortak bir öze sahip olduğunu göstermez.

Cevap: Bu, ayrışmacılığın temel hamlesidir ve halüsinasyon argümanına karşı en güçlü cevaplardan biridir. Ayrışmacılık, adını, deneyimin "ya bir nesnenin doğru algısı ya da öyleymiş gibi görünen bir durum" biçiminde ayrışık olarak tanımlanmasından alır. Altın benzetmesi, görünüşte aynılığın türde aynılığı gerektirmediğini gösterir. Ama benzetmenin bir sınırı var: altında türü iç yapı belirler, ve deneyimde iç yapının karşılığı beyin durumu olabilir; ayrışmacı ise deneyimin türünü dış nesneyle ilişkinin belirlediğini söyler. Ama ayrışmacılık, Robinson'ın nedensel argümanına bir cevap vermek zorundadır. Doğru algıdaki beyin durumu laboratuvarda yapay olarak üretilirse, ortaya çıkan deneyim farklı türden mi olacaktır? Ayrışmacının cevabı, beyin durumunun deneyimi tek başına belirlemediği, deneyimin türünün beyin durumu ile dış nesne arasındaki ilişkiye de bağlı olduğudur. Bu cevap, deneyimi zihnin dışına uzanan bir şey olarak görmeyi gerektirir. Bu bedel bazı felsefeciler için kabul edilebilir, bazıları için ise fazla ağırdır. Ayrışmacılığın ayrıntılı savunusu ve ona yöneltilen itirazlar Ders Ç2.4'te işlenecek.

İtiraz 4: Argüman olanaklı halüsinasyonlara dayanır; ama böyle halüsinasyonlar olanaklı olmayabilir

Halüsinasyon argümanı, doğru bir algıdan içeriden ayırt edilemeyen bir halüsinasyonun mümkün olduğunu varsayar. Ama gerçek halüsinasyonlar, örneğin ilaçların ya da hastalıkların yol açtığı halüsinasyonlar, çoğu zaman doğru algıdan farklıdır. Çoğu zaman kararsız ya da tutarsızdır ve kişi bazen onların gerçek olmadığını fark eder. Austin, Sense and Sensibilia'da, rüyaların ve benzeri deneyimlerin gerçek algılardan genellikle ayırt edilebildiğini savundu. Argümanın dayandığı mükemmel halüsinasyon, belki de yalnızca bir felsefi kurgudur.

Cevap: Bu itiraz, gerçek halüsinasyonlar hakkında bir şey söylüyor ve bu bakımdan dikkate değerdir. Ama argüman, gerçek halüsinasyonlara değil, olası halüsinasyonlara dayanır. Ders Ç0.6'da olanaklılığın, gerçekliğe değil, çelişkisizliğe bağlı olduğunu görmüştük. Mükemmel bir halüsinasyonun çelişki içerdiğini göstermek, onun gerçekte nadir olduğunu göstermekten çok daha zordur. Ders Ç2.1'deki nedensel zincir, böyle bir halüsinasyonun en azından fiziksel olarak olanaklı olduğunu düşündürür. Doğru algıdaki beyin durumu bir şekilde üretilebilirse, aynı deneyim de üretilebilir gibi görünür. Ama itirazın bir değeri vardır. Halüsinasyon argümanının gücünün, bir ölçüde, sinirbilimin henüz gerçekleştiremediği bir senaryoya dayandığını hatırlatır. Stanford Felsefe Ansiklopedisi de bu tür halüsinasyonların olanaklılığının yaygın biçimde kabul edildiğini, ama tartışmasız olmadığını belirtir. Bu ölçüde, argümanın birinci öncülü, göründüğünden daha tartışmalıdır.

Örnekler

Basit örnek: çay bardağındaki kaşık

Bir ince belli çay bardağına bir çay kaşığı bırakıldığında, kaşığın sapı, çayın yüzeyinde kırılmış gibi görünür. Kaşık düzdür; dokunduğunda düz olduğunu hissedersin. Ama gözüne kırık görünür.

Yanılsama Argümanı Çözümleyici ile bakalım. Durum türü: yanılsama, çünkü ortada gerçek bir nesne, kaşık, var ve olduğundan farklı bir niteliğe, kırıklığa, sahipmiş gibi görünüyor. Temel durum: fenomenal ilke kabul edilirse, kişinin farkında olduğu kırık bir şey vardır; kaşık kırık değildir; öyleyse kişinin farkında olduğu kırık şey kaşık değildir. Dışlama varsayımı: kişi kırık bir şeyin farkındaysa, kaşığın da farkında olamaz mı? Burada varsayım zayıf görünür. Kişi kaşığı görüyor, onu tanıyor, eline alabiliyor. Kırıklık, kaşığın kendisinin değil, kaşığın görünüşünün bir özelliği gibi duruyor. Yayma adımı: çay bardağındaki kaşık ile tezgâhın üzerindeki kaşık aynı türden deneyimler midir? Ayer'ın süreklilik gözlemine göre, kaşığa bakış açını yavaşça değiştirdiğinde kırıklığın görünen açısı adım adım değişir ve hiçbir noktada keskin bir geçiş fark edilmez.

Sonuç: Bu basit örnekte, yanılsama argümanının en zayıf halkası temel durumdaki dışlama varsayımıdır. Kişinin hem kaşığı hem de onun kırık görünüşünü fark ettiğini söylemek doğal görünüyor. Bu da İtiraz 2'nin gücünü gösteriyor. Ama fenomenal ilkeyi savunan biri, kişinin kaşığı yalnızca dokunma ve önceki bilgisi yoluyla "bildiğini", gözünün önündeki şeyin ise kırık bir görüntü olduğunu söyleyebilir. Bu ayrım, Ders Ç2.1'deki deneyim ile inanç ayrımına geri döner.

Orta örnek: hayalet uzuv

Bir kolunu ya da bacağını kaybetmiş kişilerin büyük bir kısmı, kaybettikleri uzvu hâlâ hissettiklerini bildirir. Bu olguya "hayalet uzuv" denir. Kişi, artık var olmayan elinin parmaklarını hissedebilir, hatta orada ağrı, kaşıntı ya da kasılma duyabilir. Hindistan doğumlu sinirbilimci V. S. Ramachandran ve çalışma arkadaşları, 1990'larda bu olguyu incelerken, aynalı bir kutu kullanarak bazı hastaların hayalet uzuv ağrısının hafifleyebildiğini bildirdiler. Hasta, sağlam elini kutunun bir bölmesine koyar ve aynada bu elin yansımasını, kayıp elinin yerinde görür. Sağlam elini oynattığında, kayıp eli de oynuyormuş gibi görünür, ve bazı hastalar, kayıp ellerindeki kasılmanın gevşediğini hissettiklerini söyler.

Yanılsama Argümanı Çözümleyici ile bakalım. Durum türü: halüsinasyon, en azından dokunma ve beden konumu duyuları açısından, çünkü hissedilen nesne, yani el, yoktur. Temel durum: kişi, kayıp eliyle doğrudan karşı karşıya değildir, çünkü el yoktur. Bu adım, halüsinasyon argümanında olduğu gibi, fenomenal ilkeye ihtiyaç duymaz. Yayma adımı: hayalet elin deneyimi ile sağlam elin deneyimi aynı türden midir? Kişi, içeriden, iki deneyimi çoğu zaman benzer biçimde tarif eder. Beyindeki temsilin, en azından kısmen, korunduğunu gösteren çalışmalar da vardır; Ramachandran'ın kendi bulguları ise korteksin yeniden düzenlendiğini de gösteriyordu. Robinson'ın nedensel argümanına göre, iki deneyimin yakın nedeni aynı beyin durumuysa, bu deneyimler aynı türdendir.

Sonuç: Hayalet uzuv, halüsinasyon argümanının yayma adımını destekler gibi görünen gerçek bir örnektir; ama kişi çoğu zaman uzvun olmadığını bilir. Kişinin elini hissetmesi, elin var olup olmamasından bağımsız olarak, beyindeki bir temsile bağlı görünür. Bu, sağlam elini hissetmenin de, en azından kısmen, aynı temsile bağlı olduğunu düşündürür. Ama bir ayrışmacı, sağlam eli hissetmenin, eli bir temsil aracılığıyla değil, beden yoluyla doğrudan hissetmek olduğunu savunabilir. Hayalet uzuv ise, ona göre, aynı temsilin elin yokluğunda çalışmasıdır, ama aynı türden bir deneyim değildir. Örnek, iki tarafa da malzeme sağlar ve tartışmanın sinirbilimle nasıl iç içe geçtiğini gösterir.

Gerçek hayat örneği: Charles Bonnet sendromu

Görme yetisini büyük ölçüde kaybetmiş bazı kişiler, örneğin ileri yaşta makula dejenerasyonu ya da katarakt geçirenler, net ve ayrıntılı görsel halüsinasyonlar görür: yüzler, insan figürleri, hayvanlar, desenler, binalar. Bu olguya, onu ilk kez 1760'ta kendi büyükbabası Charles Lullin'in deneyimlerinden yola çıkarak tanımlayan İsviçreli doğabilimci Charles Bonnet'nin adı verilir. Lullin, katarakt nedeniyle görmesi zayıfladığında, insanlar, kuşlar ve binalar görmeye başlamış, ama bunların gerçek olmadığının farkında olmuştu. Charles Bonnet sendromunun belirgin bir özelliği budur: kişiler çoğu zaman gördüklerinin gerçek olmadığını bilir, ve sendrom bir psikiyatrik bozukluğun işareti değildir.

Bu sendrom, felsefi tartışma için iki yönden önemlidir. Birincisi, gerçek bir halüsinasyon türünün, kişinin inançlarından bağımsız olarak, son derece ayrıntılı ve canlı olabileceğini gösterir. Bu, İtiraz 4'e bir cevaptır: bazı gerçek halüsinasyonlar, en azından görsel nitelik bakımından, doğru algıya oldukça yaklaşabilir. İkincisi, sendrom, Ders Ç2.1'deki deneyim ile inanç ayrımının tam bir örneğidir. Kişi bir yüz görür, ama yüzün orada olduğuna inanmaz. Deneyim bir yüzü sunar, ama inanç onu reddeder.

Yanılsama Argümanı Çözümleyici ile bakalım. Durum türü: halüsinasyon. Temel durum: kişi, gördüğü yüzle doğrudan karşı karşıya değildir, çünkü ortada bir yüz yoktur. Yayma adımı: bu halüsinasyon, bir yüzün doğru algısıyla aynı türden midir? Burada önemli bir fark var. Charles Bonnet halüsinasyonları çoğu zaman kişinin içeriden ayırt edebildiği deneyimlerdir. Kişi onların gerçek olmadığını çoğu zaman bilir. Bu bilgi bağlamdan, örneğin figürlerin beklenmedik yerlerde ya da beklenmedik boyutlarda görünmesinden gelebilir. Öyleyse sendrom, ayırt edilemez halüsinasyon değil, ayırt edilebilir halüsinasyon örneğidir. Halüsinasyon argümanının birinci öncülünü doğrudan desteklemez.

Sonuç: Charles Bonnet sendromu, halüsinasyonun gerçek ve ayrıntılı olabileceğini gösterir, ama argümanın ihtiyaç duyduğu "içeriden ayırt edilemezlik" koşulunu tam olarak sağlamaz. Bu, argümanın neden gerçek değil, olası halüsinasyonlara dayandığını da açıklar. Gerçek halüsinasyonlar, olası mükemmel halüsinasyonun ne kadar akla yatkın olduğunu gösteren ipuçlarıdır, ama argümanın yerini tutmaz.

Araç kartı: Yanılsama Argümanı Çözümleyici

Satırİçerik
Ne işe yararBir yanılsama ya da halüsinasyon argümanını temel durum ve yayma adımına ayırır; hangi öncülün en çok yük taşıdığını ve onu reddetmenin bedelini belirler. Argümanın en güçlü biçimini ve ona karşı en güçlü itirazı birlikte görmeyi sağlar.
Adımlar1) Durum türünü belirle: yanılsama mı (nesne var, olduğundan farklı görünüyor), halüsinasyon mu (nesne yok)? 2) Temel durumu kur: yanıltıcı deneyimde kişi sıradan nesneyle doğrudan karşı karşıya mı? Bu sonuç hangi öncüle dayanıyor? 3) Yanılsamada fenomenal ilkeyi sına: bir şey F görünüyorsa, F olan bir şeyin farkında mıyız? 4) Dışlama varsayımını sına: F olan şeyin farkındaysak, sıradan nesnenin de farkında olamaz mıyız? 5) Yayma adımını sına: yanıltıcı deneyim ile doğru algı aynı türden mi? Destek ayırt edilemezlikten mi, süreklilikten mi, nedensel argümandan mı geliyor? 6) Hangi öncülü reddetmek istediğini seç ve bedelini yaz. 7) Karşı-görüşün en güçlü biçimini kur.
Ne zaman kullanılırBir felsefi metinde yanılsama ya da halüsinasyon argümanıyla karşılaştığında; bir algı kuramını değerlendirirken; "duyular yanılttığına göre onlara güvenilmez" gibi bir akıl yürütmeyi sınarken.
SınırıAraç, argümanların yapısını açığa çıkarır, ama hangi öncülün reddedilmesi gerektiğine karar vermez; bu karar, Ders Ç2.3 ve Ç2.4'teki kuramlar arasında bir seçime bağlıdır. Gerçek ve olası halüsinasyonlar arasındaki farkı gözden kaçırırsa yanıltıcı sonuçlar verebilir.
5K kapısıKarşı-görüş

Özet

  • Yanılsamada gerçek bir nesne olduğundan farklı görünür; halüsinasyonda ortada algılanan bir nesne yoktur.
  • İki argüman da bir temel durumdan (yanıltıcı deneyim) bir yayma adımıyla bütün deneyimlere genişler (Snowdon).
  • Yanılsama argümanının temel durumu fenomenal ilkeye dayanır: bir şey F görünüyorsa, F olan bir şeyin farkındayız (Robinson, Broad).
  • French ve Walters'a göre yanılsama argümanı, ek bir dışlama varsayımı olmadan geçersizdir.
  • Halüsinasyon argümanının temel durumu kendiliğinden doğrudur; yükü ortak tür iddiası taşır.
  • Yayma adımı süreklilik (Ayer), içeriden ayırt edilemezlik ve nedensel argümanla (Robinson) desteklenir; ayrışmacılık ortak tür iddiasını reddeder.
  • Fenomenal ilkenin reddi zarfçılık ya da yönelimselcilik yoluyla yapılabilir; zarfçılık çoklu özellik sorunuyla karşılaşır.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

İskoç filozof David Hume, 1748'de yayımlanan An Enquiry Concerning Human Understanding adlı eserinin on ikinci bölümünde, şüpheci felsefeyi tartışırken, insanların doğal bir içgüdüyle duyularına güvendiğini ve gördükleri imgeleri dış nesnelerin kendisi saydığını belirtir. Sonra şöyle devam eder:

Ama bütün insanların bu evrensel ve ilk kanısı, en küçük bir felsefeyle çok geçmeden yıkılır. Felsefe bize, zihne bir imgeden ya da algıdan başka hiçbir şeyin asla sunulamayacağını, duyuların yalnızca bu imgelerin içeri aktarıldığı kapılar olduğunu ve zihin ile nesne arasında hiçbir dolaysız ilişki kuramadığını öğretir. Gördüğümüz masa, ondan uzaklaştıkça küçülür gibi görünür; ama bizden bağımsız olarak var olan gerçek masa hiçbir değişikliğe uğramaz. Öyleyse zihne sunulan şey, onun imgesinden başka bir şey değildi.

Hume'un akıl yürütmesi, yanılsama argümanının en kısa ve en etkili biçimlerinden biridir, ve bu dersin çözümlemesiyle incelendiğinde yapısı açıkça görülür. Temel durum: uzaklaştıkça masa küçülür gibi görünür, ama gerçek masa küçülmez; öyleyse küçülen şey gerçek masa değildir. Burada fenomenal ilkenin örtük bir biçimi işler: küçülen bir şey görünüyorsa, küçülen bir şey vardır. Yayma adımı ise pasajın başındaki genellemede gizlidir: zihne "bir imgeden ya da algıdan başka hiçbir şey" sunulamaz. Hume, masa örneğinden bütün algılara geçişi açıkça savunmaz; onu "en küçük bir felsefe"nin öğrettiği bir şey olarak sunar.

Pasajın ilgi çekici yanı, Hume'un bu sonuçtan sonra nereye gittiğidir. Hemen ardından Hume, felsefenin bu yeni sistemi savunurken büyük bir güçlükle karşılaştığını söyler. Doğanın içgüdüsü bizi bir yöne, akıl başka bir yöne çeker. Zihindeki algıların dış nesnelerden kaynaklandığını kanıtlayacak bir argüman, Hume'a göre, insan kapasitesini aşar. Yani Hume, yanılsama argümanının bizi dolaylı algı görüşüne zorladığını kabul eder, ama bu görüşün hiçbir argümanla haklı çıkarılamayacağını, dolayısıyla şüpheciliğe kapı açtığını düşünür. Bu, Ders Ç2.1'deki "çıkarım cevabının" en zayıf noktasını gösterir: imgelerden dış nesnelere bir çıkarım yapılamıyorsa, dolaylı algı, dış dünya şüpheciliğine kapı açar. Hume'un şüpheciliği ve tümevarım sorunu, Ders Ç2.17'de ve Modül Ç5'te ayrıntılı ele alınacak.

Teknik ayrıntı

Leibniz yasası ve temel durumun geçerliliği. Yanılsama argümanının temel durumu, Leibniz'in özdeşlerin ayırt edilemezliği yasasına dayanır: a ile b özdeşse, a'nın sahip olduğu her niteliğe b de sahiptir. Bunun karşıt tersi, Ders Ç0.5'teki karşıt ters ilişkisiyle: a'nın sahip olduğu bir niteliğe b sahip değilse, a ile b özdeş değildir. Yanılsamada farkında olunan şey sarıdır, duvar sarı değildir; öyleyse farkında olunan şey duvar değildir. Bu çıkarım geçerlidir. Ama French ve Walters'ın gösterdiği gibi, "farkında olunan şeylerden biri duvar değildir" sonucu, "duvar farkında olunan şeylerden biri değildir" sonucuyla aynı değildir. Ders Ç0.6'daki niceleme diliyle, birinci sonuç "farkında olunan ve duvar olmayan bir x vardır", ikincisi ise "farkında olunan hiçbir x duvar değildir" biçimindedir. Birinciden ikinciye geçmek, tikel niceleyiciden tümel niceleyiciye geçmektir ve dışlama varsayımı olmadan geçersizdir. Bu hata, Ders Ç0.8'de gördüğümüz niceleyici kaymasının bir akrabasıdır. Argümanın klasik sunumlarında bu varsayım açıkça yazılmaz; büyük olasılıkla apaçık sayıldığı için. Ders Ç0.2'de gördüğümüz gizli öncül, tam olarak budur.

Süreklilik argümanının yapısı. Ayer'ın süreklilik gözlemi, yayma adımını şöyle destekler. Doğru algıdan yanılsamaya kesintisiz bir dizi kurulabilir: dik bakılan bir madeni paranın adım adım eğilmesi. Dizinin bir ucunda kaşık doğrudan görülür, öbür ucunda ise, temel duruma göre, bir görüntü görülür. Dizide keskin bir geçiş noktası yoksa, iki ucun da aynı türden olduğu sonucuna varılır. Bu argüman, Ders Ç0.9'da gördüğümüz sınır belirsizliğine dayanan argümanlara benzer bir yapı taşır ve benzer bir zayıflığa sahiptir. Gündüz ile gece arasında keskin bir geçiş noktası olmaması, gündüz ile gecenin aynı şey olduğunu göstermez. Süreklilik argümanı, iki ucun aynı türden olduğunu değil, aralarında keskin bir sınır olmadığını gösterir.

Nedensel argümanın varsayımı. Robinson'ın nedensel argümanı, "aynı yakın neden, aynı türden etki" ilkesine dayanır. Bu ilke, deneyimin türünün tamamen beyin durumuna bağlı olduğunu varsayar. Bu varsayıma "yerel belirlenim" denebilir: deneyimin doğası, yalnızca kişinin o anki beyin durumuyla belirlenir. Ayrışmacılar bu varsayımı reddeder. Onlara göre, deneyimin türü, beyin durumu ile dış dünya arasındaki ilişkiye de bağlıdır. Bu tartışma, zihin felsefesindeki içselcilik ile dışsalcılık tartışmasının algı alanındaki biçimidir. Modül Ç4'te gerekçe için tartışacağımız içselcilik ve dışsalcılık ayrımına da benzer.

Görünme fiilinin üç kullanımı. Amerikalı filozof Roderick Chisholm, 1957 tarihli Perceiving kitabında, "görünmek" fiilinin farklı kullanımlarını ayırdı. "Karşılaştırmalı" kullanımda, "bu kırmızı görünüyor" demek, "bu, kırmızı şeylerin normal koşullarda göründüğü gibi görünüyor" demektir. "Kanıtsal" (epistemik) kullanımda, "kırmızı görünüyor" demek, "kanıtlarım bunun kırmızı olduğunu düşündürüyor" demektir. "Karşılaştırmasız" (noncomparative) kullanımda ise, kişinin deneyiminin niteliksel karakterini bildirir; Frank Jackson, 1977 tarihli Perception kitabında, buna "fenomenal" kullanım der. Fenomenal ilke, yalnızca bu son kullanımda akla yatkın görünür. Bu ayrım, ilkeyi değerlendirirken hangi "görünmek" anlamının kastedildiğine dikkat etmemiz gerektiğini gösterir.

Güncel tartışma

Denetimli halüsinasyon. Ders Ç2.1'de gördüğümüz öngörücü işleme yaklaşımı, halüsinasyon argümanını ilginç bir biçimde tersine çevirir. Bu yaklaşımın bazı savunucuları, algının kendisini bir tür "denetimli halüsinasyon" (controlled hallucination) olarak nitelendirir. İngiliz sinirbilimci Anil Seth, bu ifadeyi yaygınlaştıranlardan biridir. Bu görüşe göre, beyin sürekli olarak dünyaya dair öngörüler üretir; normal algıda bu öngörüler duyusal girdiyle sınanır ve düzeltilir, halüsinasyonda ise girdinin denetiminden kurtulur. Bu, halüsinasyon argümanının ortak tür iddiasını destekler gibi görünür: algı ile halüsinasyon, aynı öngörü sürecinin iki biçimidir. Ama felsefi açıdan dikkatli olmak gerekir. Bir sürecin her iki durumda da işlemesi, deneyimlerin aynı türden olduğunu göstermeyebilir. Ayrışmacı, normal algıda öngörünün dünyayla doğru biçimde bağlandığını, bu bağlantının da deneyimin türünü belirlediğini savunabilir. "Denetimli halüsinasyon" ifadesi, bu yüzden, felsefi bir sonuç değil, bilimsel bir modelin çarpıcı bir betimlemesidir.

Doğru çıkan halüsinasyonlar. Amerikalı filozof David Lewis, 1980 tarihli "Veridical Hallucination and Prosthetic Vision" makalesinde, ilginç bir durum türünü tartıştı. Bir kişinin halüsinasyonu, tesadüfen, önündeki sahneyle tam olarak örtüşebilir. Bu dersin kurduğu basit bir örnekle: kişi, gözleri kapalıyken bir beyin uyarısı yüzünden bir masa görür, ve tam o yerde gerçekten bir masa vardır. Lewis'in kendi örnekleri de benzer yapıdadır. Bu kişi masayı görüyor mu? Sezgimiz hayır der, çünkü deneyim masadan kaynaklanmıyor. Bu durum, Ders Ç1.11'deki Gettier vakalarının algıdaki bir karşılığıdır: deneyim doğru, ama doğruluğu bir şanstır. Lewis, görmenin, deneyimin sahneye uygun biçimde bağımlı olmasını, yani sahne farklı olsaydı deneyimin de farklı olmasını gerektirdiğini savundu. Bu, Ders Ç1.13'teki karşı-olgusal koşulların algıya uygulanmasıdır. Doğru çıkan halüsinasyon, halüsinasyon argümanı için de önemlidir. İçeriden ayırt edilemezlik ve hatta doğruluk, bir deneyimi algı yapmaya yetmiyorsa, algıyı halüsinasyondan ayıran şey içeride değil, deneyim ile dünya arasındaki ilişkidedir. Bu sonuç hem nedensel algı kuramcılarının hem ayrışmacıların işine yarar; ama tek başına ortak tür iddiasını çürütmez.

Argümanların mantıksal yeniden değerlendirmesi. French ve Walters'ın 2018'deki geçersizlik iddiası, yanılsama argümanının en az Hume'dan beri, iki yüz yılı aşkın bir süredir tartışılmasına rağmen, mantıksal yapısının hâlâ tam olarak netleşmediğini gösteriyor. Bu tür bir yeniden değerlendirme, felsefenin kendi klasik argümanlarını sürekli sınadığını hatırlatır. Ders Ç0.4'te öğrendiğimiz geçerlilik sınaması, en eski ve en çok tartışılmış argümanlara bile uygulandığında yeni sonuçlar verebilir. Bu tartışma aynı zamanda, felsefi argümanları değerlendirirken öncüllerin doğruluğu kadar, sonucun öncüllerden gerçekten çıkıp çıkmadığına da bakmamız gerektiğini gösteriyor.

Pratik: Çözümlü örnek

İstasyonda duran bir trende oturuyorsun. Yan raydaki tren yavaşça hareket etmeye başlıyor. Bir an, kendi treninin geri geri gittiğini hissediyorsun. Sonra yan trenin son vagonu geçip giderken, kendi treninin hiç kıpırdamadığını fark ediyorsun.

Adım 1, durum türü. Yanılsama: gerçek nesneler, yani iki tren, var. Yanıltıcı olan, hangisinin hareket ettiğine dair görünüş. Kendi trenin hareket ediyormuş gibi görünüyor, ama etmiyor.

Adım 2, temel durum. Yanıltıcı deneyimde, kendi treninin hareketiyle doğrudan karşı karşıya değilsin, çünkü böyle bir hareket yok. Ama burada ilginç bir nokta var: yanılsama bir nesnenin değil, bir ilişkinin, yani göreli hareketin yanlış atanmasıdır. Göreli hareket gerçektir. Yanlış olan, hareketin hangi trene ait olduğudur.

Adım 3, fenomenal ilke. Fenomenal ilkeye göre, hareket ediyormuş gibi görünen bir şeyin farkındaysan, gerçekten hareket eden bir şeyin farkındasın. Ama bu durumda hareket eden bir şey gerçekten var: yan tren. İlke, burada, bir görüntüye değil, yanlış atanmış gerçek bir harekete işaret ediyor olabilir.

Adım 4, dışlama varsayımı. Hareket eden bir şeyin farkındaysan, kendi treninin farkında olamaz mısın? Açıkça olabilirsin: hem kendi treninin pencere çerçevesini hem de yan treni görüyorsun. Dışlama varsayımı bu örnekte zayıf.

Adım 5, yayma adımı. Bu yanılsama, trenin gerçekten hareket ettiği bir doğru algıyla aynı türden midir? Görsel olarak, yanılsama anında, ayırt edilemezler; ama gerçek kalkışta hissedilen hızlanma burada yoktur. Ama yanılsama kısa sürer ve bağlam, yani son vagonun geçişi, onu düzeltir.

Adım 6, reddedilecek öncül. Bu örnekte en kolay reddedilecek öncül dışlama varsayımıdır. Kişi kendi trenini doğrudan görüyor, yalnızca hareketin hangi trene ait olduğunu yanlış değerlendiriyor. Bedeli düşük: yanılsamayı bir nesnenin değil, bir özelliğin yanlış atanması olarak görmek yeterli.

Adım 7, karşı-görüşün en güçlü biçimi. Fenomenal ilkeyi savunan biri, yanılsama anında kişinin farkında olduğu şeyin "kendi treninin hareketi" adlı bir görsel içerik olduğunu, bu içeriğin de dünyada karşılığı olmadığını söyleyebilir. Öyleyse kişi, hareket bakımından, bir görüntüyle karşı karşıyadır.

Sonuç. Tren yanılsaması, yanılsama argümanının her durumda aynı güçte olmadığını gösteriyor. Yanılsama bir özelliğin yanlış atanmasıysa, fenomenal ilke ve dışlama varsayımı zayıflar. Bu, yanılsamaların farklı türlerini ayırmamız gerektiğini düşündürüyor.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu durumların her birinin yanılsama mı, halüsinasyon mu olduğunu belirle ve gerekçeni yaz: (a) Sıcak bir yaz günü, uzaktaki asfaltın üzerinde su birikintisi varmış gibi görünmesi. (b) Uykuya dalmak üzereyken, odada olmayan bir sesin adını seslendiğini duymak. (c) Bir müzede, iki boyutlu bir resmin derinliği varmış gibi görünmesi.
  2. Fenomenal ilkeyi kendi sözlerinle ifade et ve ona karşı, bu derste görmediğin bir karşı-örnek kurmaya çalış.
  3. Bir arkadaşın şöyle diyor: "Gözlerimiz bazen yanılıyor. Öyleyse hiçbir zaman dünyayı gerçekten görmüyoruz, sadece kafamızdaki resimleri görüyoruz." Bu akıl yürütmeyi temel durum ve yayma adımı olarak çözümle ve hangi öncülün en zayıf olduğunu belirt.
Cevapları göster
  1. (a) Yanılsama: asfalt gerçekten oradadır; ışığın sıcak hava katmanlarında kırılması, gökyüzünün görüntüsünü asfaltın üzerinde gösterir ve bu, su gibi görünür. Görünen şey, var olan bir nesnenin, asfaltın, olduğundan farklı bir niteliğe sahip görünmesidir. (b) Halüsinasyon: ortada bir ses kaynağı yoktur. Uykuya geçiş sırasında görülen bu tür deneyimler yaygındır ve genellikle zararsızdır. (c) Bu, ilginç bir sınır durumudur. Resim gerçek bir nesnedir ve derinliği yoktur, ama derinlikli bir sahneyi temsil eder. Bir yanılsama olarak sınıflandırılabilir, ama çoğu insan resmin düz olduğunu bilir ve kanmaz. Resimdeki derinlik, yanıltıcı bir deneyimden çok, bilerek kabul edilen bir temsildir. Bu, İtiraz 1'deki yönelimselci düşünceye bağlanır.
  2. Örnek cevap: fenomenal ilke, bir şey bana belirli bir nitelikte görünüyorsa, o niteliğe sahip bir şeyin farkında olduğumu söyler. Karşı-örnek olarak, bir kâğıda "kırmızı bir ejderha" yazdığımızı düşünelim. Bu yazıyı okuyan biri kırmızı bir ejderhayı düşünür, ama kırmızı bir ejderhanın farkında değildir. Fenomenal ilkenin savunucusu, bu örneğin düşünme hakkında olduğunu, duyusal görünüş hakkında olmadığını söyleyebilir. Bu cevap, ilkenin yalnızca duyusal deneyime özgü olduğunu ve neden öyle olduğunun açıklanması gerektiğini gösterir.
  3. Temel durum: gözlerimiz bazen yanılıyor, yani bazı durumlarda gördüğümüz şey dünyanın kendisi değil. Yayma adımı: öyleyse hiçbir zaman dünyayı görmüyoruz, yani her durumda gördüğümüz şey dünyanın kendisi değil. En zayıf öncül yayma adımıdır. Yanıldığımız durumlar ile yanılmadığımız durumların aynı türden olduğu varsayılıyor, ama bu varsayım savunulmuyor. Ayrıca temel durum da tartışmalıdır: gözlerin yanıldığı durumlarda bile dünyayı görüyor olabiliriz, yalnızca yanlış biçimde. Arkadaşının akıl yürütmesi, Hume'un "en küçük bir felsefe" dediği akıl yürütmenin gündelik bir biçimidir.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: biri şöyle diyor: "Göz yanılsamaları, beynimizin dünyayı olduğu gibi değil, kendi kurduğu biçimde gösterdiğini kanıtlıyor. Öyleyse algıladığımız hiçbir şey gerçek değil." Zayıf çalışma: "Bu doğru değil, çünkü gözlerimiz çoğu zaman doğru görüyor." Bu çalışma akıl yürütmeyi çözümlemiyor, yalnızca sonucu reddediyor. Güçlü çalışma: "1) Temel durum: göz yanılsamalarında, beyin dünyayı olduğundan farklı gösteriyor. Bu doğru. 2) Ama 'beynin kurduğu biçimde göstermek' ile 'gerçek olmayan bir şey göstermek' farklı iddialardır. Beyin bir şeyi kendi kurduğu biçimde gösterebilir ve bu şey yine de gerçek olabilir. Bu, dışlama varsayımının bir biçimidir. 3) Yayma adımı: yanılsamalardan bütün algılara geçiş, yanıltıcı ve doğru algıların aynı türden olduğunu varsayıyor. 4) Bu varsayım ya süreklilik ya da nedensel argümanla desteklenmeli, ama akıl yürütme ikisini de sunmuyor. 5) Sonuç: akıl yürütmenin en zayıf iki noktası, ikinci öncüldeki örtük dışlama varsayımı ve üçüncü öncüldeki savunulmamış yayma adımı. Birini reddetmenin bedeli düşük: yanılsamayı, gerçek bir nesnenin yanlış temsili olarak görmek yeterli."

ÖlçütNe aranır
ÇözümlemeAkıl yürütme temel durum ve yayma adımına ayrılmış
Gizli öncüllerFenomenal ilke, dışlama varsayımı ya da ortak tür iddiası gibi örtük öncüller açığa çıkarılmış
BedelReddedilen öncülün bedeli açıkça yazılmış
Karşı-görüşAkıl yürütmenin en güçlü biçimi de kurulmuş

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç2.1) Ders Ç2.1'deki argümanın üçüncü öncülü neydi ve bu ders onu nasıl sınadı?
  2. (Ders Ç0.4) Ders Ç0.4'te geçerlilik nasıl tanımlanmıştı? French ve Walters'ın yanılsama argümanına yönelttiği itiraz, bu tanımı nasıl kullanıyor?
  3. (Ders Ç0.6) Ders Ç0.6'da olanaklılık nasıl tanımlanmıştı? Halüsinasyon argümanının birinci öncülünü değerlendirirken bu tanım neden önemli?
Cevapları göster
  1. Ders Ç2.1'deki argümanın üçüncü öncülü, zincirin halkalarının nesne olmadan da aynı deneyimi üretebileceğini söylüyordu. Bu ders, öncülü iki argümanla sınadı. Halüsinasyon argümanı, öncülün doğrudan bir biçimidir: doğru algıdan ayırt edilemeyen bir halüsinasyon mümkündür. Ama ders, öncülün "aynı deneyim" ifadesinin ne anlama geldiğinin tartışmalı olduğunu gösterdi. Ayrışmacılara göre, içeriden ayırt edilemeyen iki deneyim aynı türden olmayabilir. Öncülün gücü, ortak tür iddiasının gücüne bağlıdır.
  2. Ders Ç0.4'te geçerlilik, öncüllerin hepsinin doğru, sonucun yanlış olmasının imkânsız olması olarak tanımlanmıştı. Geçersizliği göstermenin yolu, öncüllerin doğru, sonucun yanlış olduğu bir durum bulmaktır. French ve Walters tam olarak bunu yapar: fenomenal ilkenin ve Leibniz yasasının doğru olduğu, ama kişinin yine de duvarla doğrudan karşı karşıya olduğu bir durum mümkündür. Kişi hem duvarla hem de sarı bir şeyle karşı karşıya olabilir. Bu, argümanın temel durumunun dışlama varsayımı olmadan geçersiz olduğunu gösterir.
  3. Ders Ç0.6'da bir önermenin olanaklı olması, onun çelişki içermemesi, yani en az bir olası dünyada doğru olması olarak tanımlanmıştı. Halüsinasyon argümanının birinci öncülü, doğru algıdan ayırt edilemeyen bir halüsinasyonun olanaklı olduğunu söyler. Bu, böyle bir halüsinasyonun gerçekte ortaya çıktığını değil, yalnızca çelişki içermediğini iddia eder. Bu yüzden İtiraz 4'teki gerçek halüsinasyonların genellikle ayırt edilebilir olduğu gözlemi, öncülü doğrudan çürütmez. Öncülü çürütmek için, mükemmel bir halüsinasyonun çelişki içerdiğini göstermek gerekir.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Yanılsama ile halüsinasyon arasındaki fark nedir?Yanılsamada gerçek bir nesne olduğundan farklı görünür; halüsinasyonda ortada algılanan bir nesne yoktur.
Temel durum ve yayma adımı nedir?Temel durum yanıltıcı deneyim hakkında bir sonuçtur; yayma adımı bu sonucu bütün deneyimlere genişletir (Snowdon).
Fenomenal ilke nedir?Bir şey F görünüyorsa, kişinin farkında olduğu ve gerçekten F olan bir şey vardır (Robinson).
French ve Walters'ın itirazı nedir?Yanılsama argümanı, ek bir dışlama varsayımı olmadan geçersizdir: kişi hem nesneyle hem F şeyle karşı karşıya olabilir.
Ortak tür iddiası nedir?Doğru algı ile ondan içeriden ayırt edilemeyen yanıltıcı deneyim aynı temel türdendir.
Robinson'ın nedensel argümanı nedir?Aynı beyin durumu laboratuvarda üretilirse aynı türden deneyim ortaya çıkar; aynı yakın neden, aynı türden etki.
Zarfçılığın çoklu özellik sorunu nedir?Zarfçı dil, hangi rengin hangi biçime ait olduğunu ifade edemez (Jackson 1975).
Hume yanılsama argümanından hangi sonuca vardı?Zihne yalnızca imgeler sunulur; ama imgelerden dış nesnelere bir argümanla geçilemez, bu da şüpheciliğe kapı açar.

Okuma listesi

  • David Hume, An Enquiry Concerning Human Understanding (1748), XII. bölüm, 1. kısım. Yanılsama argümanının kısa ve etkili bir biçimi.
  • A. J. Ayer, The Foundations of Empirical Knowledge (Macmillan, 1940), 1. bölüm. Yanılsama argümanının yirminci yüzyıldaki klasik sunumu.
  • Howard Robinson, Perception (Routledge, 1994). Fenomenal ilke ve nedensel argüman.
  • Craig French ve Lee Walters, "The Invalidity of the Argument from Illusion", American Philosophical Quarterly (2018). Argümanın geçerliliğinin yeniden değerlendirilmesi.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "The Problem of Perception" maddesi.

Sonraki derse köprü

Bu ders iki argümanın hangi öncüllerde kırılabileceğini gösterdi, ama kırılan yerden sonra ne kurulacağını açık bıraktı. Ders Ç2.3, üç büyük kuramı karşılaştırıyor. Duyu verisi kuramı, argümanları kabul edip doğrudan farkında olduğumuz şeyin duyu verileri olduğunu söylüyor. Dolaysız gerçekçilik, argümanları reddedip sıradan nesneleri doğrudan algıladığımızı savunuyor. Temsilcilik ise, dış nesneleri zihindeki temsiller aracılığıyla dolaylı olarak algıladığımızı söylüyor. Fenomenal ilkeyi reddeden yönelimselci görüşün bu üç kuram arasında nereye düştüğü de o dersin sorularından biri.

Günlük sorusu: Bir şeyi gördüğünü sanıp sonra yanıldığını anladığın bir an düşün. O anda gördüğün şey neydi: nesne mi, nesnenin bir görüntüsü mü, yoksa yanlış atanmış bir özellik mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.