İçeriğe geç

Ders Ç2.13 · Çekirdek · Modül Ç2: Bilginin kaynakları

Tanıklık sorunu: başkasının sözü bilgi verir mi?

Araç: Tanıklık Zinciri · 5K: Kaynak · 6.292 kelime · tamamı yaklaşık 29 dakika okuma

Giriş

Salı akşamı Gülsüm Hanım, apartmanın merdiveninde komşusu Sevim Hanım'la karşılaşıyor. Sevim Hanım, "Yarın sabah dokuzdan akşam altıya kadar sular kesik, haberin olsun" diyor. Gülsüm Hanım eve girip iki büyük tencereyi dolduruyor, çamaşır makinesini o akşam çalıştırıyor. Ertesi sabah dokuzda musluğu açıyor; su akmıyor.

Gülsüm Hanım, salı akşamı, suların kesileceğini biliyor muydu? Kendisi hiçbir şey görmemişti; ne bir arıza, ne bir duyuru. Elindeki tek şey, komşusunun sözüydü. Sevim Hanım ise bunu mahallenin muhtarından duymuştu. Muhtar, belediyenin su idaresinin gönderdiği kısa mesajı okumuştu. Su idaresi de, ana borudaki bir onarım için kesinti planlayan teknik ekibin kararını duyurmuştu. Gülsüm Hanım'ın inancı, dört halkalı bir zincirin ucundaydı ve o zincirin hiçbir halkasını kendisi denetlememişti.

Şimdi aynı hikâyeyi bir farkla anlatalım. Sevim Hanım bunu muhtardan değil, pazarda konuşan iki kadından duymuş olsun; onlar da "biri söyledi" diyor. Bu kez de su kesiliyor. Gülsüm Hanım'ın inancı yine doğru çıkıyor. Ama bu ikinci durumda, onun suların kesileceğini bildiğini söylemek, birinci durumdaki kadar kolay mı? Çoğumuz duraksarız. İki durumda Gülsüm Hanım'ın elinde aynı söz vardı, aynı komşudan. Fark, onun göremediği bir yerde, zincirin geri kalanındaydı.

Bu ders, felsefede tanıklık sorunu (problem of testimony) olarak bilinen soruyu kuruyor: başkasının sözü, bize bilgi verebilir mi, ve verebiliyorsa hangi koşullarda? Ders Ç1.1'de bildiklerimizin büyük kısmının başkalarından geldiğini, Ders Ç2.1'de ise bir tanığın dürüst olmasının her söylediğinin algıya dayandığı anlamına gelmediğini görmüştük. Bu ders, o gözlemleri bir sorun olarak bir araya getiriyor ve bir sözü kaynağına kadar geriye doğru izlemek için Tanıklık Zinciri adlı bir araç sunuyor. Sözün hangi koşullarda bilgi verdiğine dair iki büyük gelenek, Hume'un ve Reid'in gelenekleri, bir sonraki dersin konusu.

Bu dersin kazanımları:

  • Tanıklık kavramını, epistemik bağımlılığı, yetkinlik ve içtenlik koşullarını, kabul ilkesini ve tanıklığın aktarım olarak anlaşılmasını açıklarsın. (anla)
  • Bir iddiaya Tanıklık Zinciri'ni uygulayarak onu kaynağına kadar izler, zincirin en zayıf halkasını ve zincirlerin birbirinden bağımsız olup olmadığını belirlersin. (uygula)
  • Bilgi için her kaynağı kendin denetlemen gerektiğini savunan bireyci görüşü ve Locke'un "her halka kanıtı zayıflatır" kuralını gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Kavramlar bölümü önce tanıklığın ne olduğunu, sonra ona ne ölçüde bağımlı olduğumuzu, ardından bir sözün güvenilir olması için gereken iki koşulu ve son olarak tanıklığa güvenmenin bir hak olup olmadığını tartışan ilkeyi tanımlıyor.

Gündelik dilde "tanıklık" kelimesi çoğunlukla mahkemeyi çağrıştırır: yemin etmiş birinin gördüğünü anlatması. Epistemolojideki kullanım çok daha geniştir. Bir haritaya bakıp bir şehrin nerede olduğunu öğrenmek, bir ders kitabından bir tarih öğrenmek, bir ilacın prospektüsünü okumak, birine yol sormak, bir haber sitesinden bir deprem haberini okumak: bunların hepsi tanıklıktır. Ortak noktaları, inancın kaynağının kişinin kendi algısı, belleği ya da akıl yürütmesi değil, bir başkasının bir şeyi doğru olarak ileri sürmesi olmasıdır. Tanıklığın tam tanımı tartışmalıdır: bir kişinin farkında olmadan bıraktığı bir iz, örneğin bir yazışmada geçen dikkatsiz bir ayrıntı, tanıklık sayılır mı? Bu sorular Ders Ç2.15'te ele alınacak. Bu ders için geniş tanım yeterlidir.

Amerikalı filozof John Hardwig, 1985'te The Journal of Philosophy'de yayımlanan "Epistemic Dependence" makalesinde, bu bağımlılığın bir eksiklik değil, modern bilginin temel bir özelliği olduğunu savundu. Hardwig'in örnekleri, bilimden geliyordu. Bir fizikçi, bir deneyin sonucunu bildiren bir makaleye güvenir, ama deneyi kendisi tekrarlamaz; tekrarlayamaz da, çünkü bunun için ne zamanı ne donanımı vardır. Hatta makalenin yazarlarından hiçbiri, deneyin bütün parçalarını kendisi denetleyemez: biri dedektörü, biri yazılımı, biri istatistiksel çözümlemeyi bilir. Bugün parçacık fiziğinin bazı makalelerinin binlerce yazarı vardır. Hardwig'e göre, bu durumda bilgiyi tek tek bireylere değil, birbirine güvenen bir topluluğa yüklemek gerekebilir. Bir sıradan insan için bağımlılık daha da derindir. Dünyanın döndüğünü, mikropların hastalık yaptığını, ülkesinin nüfusunu, kendi kan grubunu, çoğu insan, başkalarının sözünden bilir.

İki koşul birbirinden bağımsızdır, ve her biri ayrı bir yoldan bozulabilir. Bir kişi tamamen içten olup yanılıyor olabilir: Ders Ç2.7'de gördüğümüz gibi, net ve kendinden emin bir bellek bile yanlış olabilir, ve bu belleğe dayanarak konuşan biri yalan söylemiyordur. Bir kişi de konuyu çok iyi bilip bilerek yanlış söyleyebilir. Giriş'teki ilk zincirde, muhtar hem yetkindir, çünkü su idaresinin mesajını doğrudan okumuştur, hem de içtendir, çünkü komşularını yanıltmak için bir nedeni yoktur. Pazardaki iki kadının yetkinliği ise belirsizdir: "biri söyledi" demeleri, onların da bir zincirin ucunda olduğunu, ve o zincirin başını bilmediklerini gösterir. Ders Ç1.1'de Edward Craig'in, bilgi kavramını onun hangi ihtiyaçtan doğduğunu sorarak anlamayı öneren yaklaşımına değinmiştik; Craig'e göre bu ihtiyaç, güvenilir bilgi verenleri tanımaktır. Ders Ç1.14'te de, bilginin değerinin bir bölümünün, başkalarına güvenilir bir işaret vermesinde yattığını görmüştük. Yetkinlik ve içtenlik, iyi bir bilgi vereni tanımlamanın iki temel boyutudur.

Ders Ç2.8'de Burge'ün 1993 tarihli "Content Preservation" makalesinde tanıklığı belleğe benzettiğini görmüştük. Aynı makalede Burge, kabul ilkesini ortaya koydu. İlkenin en önemli kelimesi "yetkili"dir (entitled). Burge'e göre, dinleyicinin konuşanın güvenilir olduğuna dair kendi kanıtına sahip olması gerekmez; anlaşılır bir sözü kabul etmek, aksine bir neden yoksa, kendiliğinden haklı bir tutumdur. Ders Ç2.9'da, Burge'ün bilgisayara dayanan kanıtlara güvenmeyi tanıklıktakine benzer bir yetki olarak sunduğunu görmüştük. Kabul ilkesi, tanıklık tartışmasında bir tarafı temsil eder. Karşı taraf, bir söze güvenmek için dinleyicinin, konuşanın ya da genel olarak tanıklığın güvenilirliğine dair olumlu nedenlere sahip olması gerektiğini savunur. Bu tartışma, indirgemecilik ve indirgemecilik karşıtlığı adlarıyla bilinir ve Ders Ç2.14'ün konusudur.

Aktarım görüşünün sezgisel çekiciliği açıktır. Muhtar, suların kesileceğini bildiği için, Sevim Hanım'a söylediğinde bu bilgiyi ona geçirir; Sevim Hanım da Gülsüm Hanım'a. Bilgi, bir el feneri gibi elden ele geçer. Bu görüşün iki sonucu vardır. Birincisi, zincirdeki bir halka bilmiyorsa, ondan sonraki halkalar da bilemez: bilmeyen biri, sahip olmadığı bilgiyi aktaramaz. İkincisi, tanıklık, bilgi üretmez, yalnızca taşır. Ders Ç2.8'de belleğin yalnızca koruyucu mu yoksa üretken mi olduğunu tartışmıştık; aynı soru tanıklık için de sorulur. Amerikalı filozof Jennifer Lackey, aktarım görüşüne karşı, konuşanın kendisi bilmediği hâlde dinleyiciye bilgi verebildiği vakalar önerdi. Bu vakalar ve aktarım tartışmasının ayrıntıları Ders Ç2.15'te.

Argüman

Bu bölüm, tanıklığın bireysel denetim olmadan da bilgi verebileceğini, ama bunun hangi koşullarda olduğunun ayrı bir sorun oluşturduğunu savunan bir argüman kuruyor.

  1. Bildiğimizi düşündüğümüz önermelerin büyük kısmı, en azından kısmen, tanıklığa dayanır: tarih, coğrafya, bilim, hukuk, hatta kendi kişisel geçmişimizin bazı kısımları.
  2. Bu tanıklıkların çoğunun güvenilirliğini, yine tanıklığa başvurmadan, tek başımıza denetleyemeyiz; denetlemeye çalıştığımızda da çoğu zaman başka tanıklıklara başvururuz.
  3. Bilgi için her tanıklığın bireysel olarak ve tanıklıktan bağımsız biçimde denetlenmesi gerekseydi, bu önermelerin büyük kısmını bilmiyor olurduk.
  4. Ama bu önermelerin önemli bir kısmını gerçekten bildiğimizi düşünmek için iyi nedenler vardır: tanıklığa dayanarak yaptığımız sayısız tahmin ve eylem, örneğin bir tren saatine güvenmek ya da bir ilacı prospektüsüne göre kullanmak, düzenli olarak başarılı olur.
  5. Öte yandan, her tanıklık bilgi vermez: yalanlar, yanılgılar ve kaynağı belirsiz söylentiler, doğru çıksalar bile, bilgi vermeyebilir.

Sonuç: Tanıklık, bireysel denetim olmadan da bilgi verebilir; ama her tanıklık bilgi vermez. Öyleyse tanıklık sorunu, tanıklığın bilgi verip vermediği değil, hangi koşullarda verdiği sorusudur. Bu koşullar üç yerde aranabilir: konuşanda, yani onun yetkinliğinde ve içtenliğinde; dinleyicide, yani onun sözü değerlendirme biçiminde; ve sözün dinleyiciye ulaşana kadar geçtiği zincirde. Giriş'teki iki hikâye, bu üç yerden üçüncüsünün, dinleyicinin göremediği hâlde, sonucu değiştirebildiğini gösteriyor.

Birinci ve ikinci öncüller, Hardwig'in epistemik bağımlılık tezinin özetidir. İkinci öncülün kritik ifadesi, "yine tanıklığa başvurmadan"dır. Bir haritanın doğru olup olmadığını denetlemek için, şehre gidip bakabiliriz; ama oraya hangi yoldan gideceğimizi bir yol tabelasından, yani bir başka tanıklıktan öğreniriz. Bir ilacın etkisini denetlemek için bir klinik çalışmanın sonuçlarını okuruz; ama o sonuçlar da bir tanıklıktır. Tanıklığı tanıklıktan bağımsız olarak denetleme girişimi, çoğu zaman bir çemberin içinde döner. Bu, Ders Ç2.8'de bellek için gördüğümüz epistemik döngüsellik sorununun tanıklıktaki karşılığıdır.

Dördüncü öncül, bir tür başarıya başvuruyor. Tanıklığa dayanarak eyleriz ve eylemlerimiz düzenli olarak işe yarar. Bu başarı, tanıklığın en azından genel olarak güvenilir olduğuna dair bir kanıttır. Ama dikkat: bu kanıtın kendisi de, kısmen, tanıklığa dayanır. Bir tren saatinin doğru çıktığını kendi gözümüzle görürüz, ama bir ilacın işe yaradığını çoğu zaman hekimimizin sözünden öğreniriz.

En tartışmalı öncül: Bireysel denetimin olanaksızlığını söyleyen ikinci öncül. Bir sonraki dersin konusu olan indirgemeci gelenek, tam olarak bu öncüle itiraz eder. Hume'a göre, tanıklığa duyduğumuz güven, tanıklıkların gerçeklerle uyuştuğunu kendi deneyimimizde gözlemlememize dayanır. Biz, hayatımız boyunca, insanların söylediklerinin çoğunlukla doğru çıktığını görmüşüzdür, ve bu gözlem, tanıklığa güvenmemizin tümevarımsal bir gerekçesidir. Bu doğruysa, tanıklığı tanıklıktan bağımsız olarak, en azından genel olarak, denetleyebiliriz. İndirgemeci olmayanlar ise, bu gözlemin, bir kişinin tanıklığa dayanarak bildiği şeylerin genişliğini açıklamaya yetmeyecek kadar dar olduğunu savunur: hiçbirimiz, bilimsel makalelerin ya da tarih kitaplarının söylediklerinin gerçeklerle uyuştuğunu kendimiz gözlemlemedik. Argümanın sonucu, bu tartışmanın her iki tarafıyla da uyumludur, çünkü yalnızca tanıklığın bilgi verebildiğini söyler; nasıl verdiğini açık bırakır.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Başkasının anlayışıyla bilinmez

Locke, İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'nin birinci kitabında, başkalarının görüşlerini kendimiz incelemeden benimsemenin bize bilgi vermediğini yazar: başkalarının gözüyle görmeyi ne kadar umabilirsek, başkalarının anlayışıyla bilmeyi de o kadar umabiliriz. Başkalarının görüşleri, doğru olsalar bile, zihnimizde yalnızca "dolaşır", ve bizi bir zerre daha bilgili yapmaz. Bu görüşe göre gerçek bilgi, kişinin kendi aklıyla kavradığı şeydir; tanıklık, en iyi ihtimalle, bir inanç ya da kanaat verir.

Cevap: Locke'un uyarısı, belirli bir türden bilişsel başarı için güçlüdür. Ders Ç1.15'te anlama ile bilgi arasındaki farkı görmüştük: bir açıklamayı anlamak, onu kendi düşüncende kullanabilmeyi gerektirir, ve bu yetenek sözle aktarılamaz. Locke'un pasajı, bağlamında okunduğunda, tam olarak bu türden bir şeyden, bilimlerde ve felsefede bir gerçeğin nedenlerini kavramaktan söz eder: Aristoteles, başkasının görüşlerini incelemeden benimsediği için bilge sayılmadı; Locke'a göre bu onu filozof yapmadıysa, kimseyi yapmaz. Ama bu, sıradan önermesel bilgi için aynı sonucu gerektirmez. Gülsüm Hanım'ın suların kesileceğini bilmesi için, su şebekesinin işleyişini kavraması gerekmez. Locke'un kendisi de, Deneme'nin dördüncü kitabında, tanıklığa dayanan inançların derecelerini ve onlara ne zaman güvenilebileceğini ayrıntılı biçimde tartışır. Locke'a göre tanıklık bilgi değil, olasılık verir; çağdaş epistemolojinin çoğu ise, Ders Ç1.10'da gördüğümüz yanılabilirci bilgi anlayışıyla, olasılığın belirli koşullarda bilgi için yeterli olabileceğini kabul eder. İtiraz, tanıklığın verdiği şey ile anlamanın verdiği şey arasındaki farkı doğru biçimde vurgular; ama o farkı, bilgi ile bilgi-olmayan arasındaki farkla karıştırır.

İtiraz 2: Tanıklık bağımsız bir kaynak değildir

Tanıklık, algıdan, bellekten ve akıl yürütmeden ayrı bir bilgi kaynağı değildir. Gülsüm Hanım komşusunun sözünü işitir; bu bir algıdır. Komşusunun genellikle doğru söylediğini hatırlar; bu bellektir. Ve bu ikisinden, komşusunun bu kez de doğru söylediğini çıkarır; bu bir akıl yürütmedir. Öyleyse tanıklık sorunu diye ayrı bir sorun yoktur; tanıklık, öbür kaynakların bir birleşimidir.

Cevap: Bu itiraz, indirgemeciliğin güçlü bir biçimidir ve Ders Ç2.14'te ayrıntılı ele alınacak. Burada iki nokta yeterlidir. Birincisi, tanıklıkta algının rolü, sözün işitilmesi ya da okunmasıyla sınırlıdır; sözün içeriği, yani suların kesileceği, algılanmaz. Algı, Gülsüm Hanım'a komşusunun ne dediğini verir, suların ne olacağını değil. İkincisi, itirazın çıkarım adımı, dinleyicinin konuşanın güvenilirliğine dair yeterli kanıta sahip olmasını gerektirir. Gülsüm Hanım komşusunu tanıyor; ama bir yabancıya yol sorduğumuzda, bir gazete haberini okuduğumuzda ya da bir ansiklopedi maddesine baktığımızda, konuşanın güvenilirliğine dair kişisel kanıtımız çoğu zaman yoktur ya da çok zayıftır. Bu durumlarda da bir şeyler öğrendiğimiz görünüyorsa, tanıklığın kanıt değeri, dinleyicinin kendi çıkarımına tam olarak indirgenemez. Bu, tanıklığın öbür kaynaklardan tamamen bağımsız olduğu anlamına gelmez; ama ayrı bir epistemolojik soru doğurduğunu gösterir.

İtiraz 3: Her halka kanıtı zayıflatır

Locke, Deneme'nin dördüncü kitabında, İngiliz hukukunun bir kuralına dikkat çeker: bir belgenin onaylı bir kopyası mahkemede kanıt sayılır, ama kopyanın kopyası, ne kadar güvenilir tanıklarca onaylanmış olursa olsun, kanıt sayılmaz. Locke buradan genel bir kural çıkarır: bir tanıklık, aslından ne kadar uzaksa, gücü o kadar azdır. Gözüyle gören güvenilir bir kişinin sözü iyi bir kanıttır; onun sözünü aktaran ikinci kişinin tanıklığı daha zayıftır; söylentinin söylentisini aktaran üçüncü kişininki daha da zayıftır. İtiraz buradan, Locke'un kendisinin varmadığı bir sonuca varır: kural doğruysa, uzun zincirlerden, örneğin yüzyıllar öncesine uzanan tarihsel bilgiden, bilgi edinemeyiz; olsa olsa giderek azalan bir olasılık ediniriz.

Cevap: Locke'un kuralı, tek bir zincir için büyük ölçüde doğrudur: bir zincirdeki her halka, hata ya da bozulma için yeni bir fırsattır. Ama kuralın kendisi tek bir zincirle sınırlıdır, ve Locke da bunu bilir: aynı kitapta tanıkların sayısını ve birbirinden habersiz tanıkların uyuşmasını onayı güçlendiren etkenler arasında sayar, hatta bin yedi yüz yıl öncesine dair tarihsel bilgiyi bu yolla savunur. Kuralı iki durum sınırlar. Birincisi, bağımsız zincirlerdir. Bir olayı birbirinden habersiz birçok kaynak aynı biçimde aktarıyorsa, her biri tek başına zayıf olsa da, hepsinin birden aynı yanlışa düşme olasılığı çok düşüktür. Ders Ç0.10 ve Ç1.5'te gördüğümüz olasılık kurallarıyla söylersek, bağımsız kanıtlar birbirini güçlendirir. Tarihçiler, tam bu nedenle, birbirinden bağımsız kaynakları arar. İkincisi, zincirin halkalarının niteliğidir. Locke'un örneği, elle yapılan kopyaların kopyasıydı. Bir arşiv kaydı, bir basılı kitap ya da sayısal bir belge, halkalar arasında içeriğin değişmeden taşınmasını sağlayan kurumsal ve teknik güvencelerle aktarılabilir. Böyle bir zincirde, halka sayısı artsa da, bozulma olasılığı Locke'un düşündüğü ölçüde artmayabilir. Kuralın değerli çekirdeği şudur: bir zincirin gücü, halkalarının sayısına değil, halkalarının ne kadar bağımsız ve ne kadar korunaklı olduğuna bağlıdır. Tanıklık Zinciri aracı, bu iki soruyu sormak için tasarlandı.

İtiraz 4: Kaynağı bilinmeyen söz tanıklık değildir

İnternette, kimin yazdığını bilmediğimiz metinlerden sürekli bilgi ediniyoruz. Bir çevrimiçi ansiklopedinin maddesini yüzlerce kişi yazmış, düzeltmiş, silmiş olabilir; bir sosyal medya paylaşımının ilk kaynağı kaybolmuş olabilir. Yetkinlik ve içtenlik koşulları, belirli bir konuşanı varsayar. Konuşanı belli olmayan bir söz, bu koşullarla değerlendirilemez. Öyleyse bu kaynaklar tanıklık değildir, ya da tanıklık epistemolojisi onlar hakkında bir şey söyleyemez.

Cevap: Bu itiraz, gerçek ve güncel bir zorluğa işaret ediyor, ama sonucu fazla hızlı. Kaynağı bilinmeyen sözlerin bir kısmı, gerçekten de değerlendirilemez: ilk kaynağı kaybolmuş bir söylenti, Giriş'teki pazar zinciri gibi, yetkinlik sorusunu cevapsız bırakır. Ama bir çevrimiçi ansiklopedi, belirli bir konuşanı olmasa da, belirli bir süreci olan bir kurumdur: kaynak gösterme kuralları, düzenleme geçmişi, tartışma sayfaları ve başkalarının hataları düzeltme olanağı vardır. Böyle bir kurumun güvenilirliği, tek bir kişinin yetkinliği ve içtenliği gibi değil, sürecinin hataları ne kadar iyi yakalayıp düzelttiği bakımından değerlendirilebilir. Gerçek hayat örneğinde, bu türden bir değerlendirmenin nasıl yapıldığını göreceğiz. İtirazdan çıkan doğru sonuç, tanıklığın konuşanının bir kişi değil bir kurum ya da bir süreç olabileceği, ve o durumda yetkinlik ve içtenlik sorularının kurumsal karşılıklarını sormak gerektiğidir.

Örnekler

Basit örnek: kan grubu

Hasan Bey, kan grubunun A Rh pozitif olduğunu biliyor. Nereden? Yıllar önce bir hastanede kan tahlili yapılmış, sonuç bir kâğıda yazılmış, sonuç eski nüfus cüzdanındaki kan grubu hanesine işlenmiş. Hasan Bey, kendi kanını hiç incelemedi; incelese de, bunun nasıl yapılacağını bilmiyor.

Tanıklık Zinciri ile bakalım. Zincirin başında, bir laboratuvar teknisyeninin yaptığı bir test var: kan örneği antikor içeren test serumlarıyla karıştırılmış, alyuvarların kümelenip kümelenmediği (aglütinasyon) gözlemlenmiş. Bu, algı ve uzmanlığa dayanan bir bilgidir. İkinci halka, sonucun bir rapora yazılması. Üçüncü halka, raporun kimlik belgesine işlenmesi. Dördüncü halka, Hasan Bey'in belgeyi okuması. Yetkinlik: teknisyen, testi yapmak için eğitilmiştir; ama hata yapmış olabilir, örneğin iki örneği karıştırmış olabilir. İçtenlik: zincirin hiçbir halkasında yanıltmak için bir neden görünmüyor. Bağımsızlık: tek bir zincir. Bozulma: kopyalama sırasında bir harf ya da işaret yanlış yazılmış olabilir.

Sonuç: Hasan Bey'in inancı, büyük olasılıkla bilgidir; ama zincirin en zayıf halkaları, testin kendisi ve kopyalama adımlarıdır. Bu yüzden hastaneler, bir kan nakli öncesinde, kimlikteki kayda güvenmek yerine, testi yeniden yapar. Bu uygulama, Locke'un kuralının ve bağımsız zincir ilkesinin gündelik bir uygulamasıdır: sonucun ağır olduğu durumlarda, uzun bir zincirin ucundaki söz, kaynağa yeniden giden bağımsız bir zincirle desteklenir.

Orta örnek: söylenti nasıl değişir?

1947'de Amerikalı psikologlar Gordon Allport ve Leo Postman, The Psychology of Rumor (Söylentinin Psikolojisi) adlı kitaplarında, bir dizi deneyin sonuçlarını yayımladı. Deneylerde bir katılımcı bir resme bakıyor ve onu, resmi görmemiş ikinci bir katılımcıya anlatıyordu. İkinci katılımcı duyduğunu üçüncüye, üçüncü dördüncüye anlatıyordu. Bu yönteme seri aktarım (serial reproduction) denir. Allport ile Postman, anlatının halkadan halkaya üç biçimde değiştiğini bildirdi. Birincisi, kısalma ve düzleşme (leveling): ayrıntıların çoğu ilk birkaç halkada kayboluyordu. İkincisi, keskinleşme (sharpening): kalan birkaç ayrıntı vurgulanıyor, belirginleşiyordu. Üçüncüsü, özümseme (assimilation): anlatı, aktaranların beklentilerine ve ön yargılarına uyacak biçimde değişiyordu.

Tanıklık Zinciri ile bakalım. Bu deneylerdeki zincirlerde, her halka içtendir: katılımcılar kimseyi yanıltmaya çalışmıyordu. Ama yetkinlik, halkadan halkaya azalır, çünkü her halka, kendisinden önceki halkanın zaten bozulmuş anlatısını aktarır. Bozulma, rastgele değil, sistemlidir: beklentilere uymayan ayrıntılar kaybolur, uyan ayrıntılar güçlenir. Bu, Locke'un kuralının deneysel bir doğrulamasıdır; ama Locke'un yalnızca kısaca andığı bir şeyi de açıkça gösterir: bozulma yalnızca gücü azaltmaz, içeriği belirli bir yöne doğru da çeker.

Bu bulgunun bir sınırını da belirtmek gerekir. Allport ile Postman'ın deneyleri, gündelik söylentilerden farklı koşullarda yapıldı: katılımcılar anlatıyı doğrulama ya da kaynağa sorma olanağına sahip değildi, ve konunun onlar için bir önemi yoktu. Gerçek hayattaki söylentilerde insanlar bazen kaynağa sorar, çelişkileri fark eder, birbirini düzeltir. Bu yüzden deney, bir zincirin en kötü koşullarda nasıl bozulduğunu gösterir. Giriş'teki pazar zinciri, bu en kötü koşullara yakındır: "biri söyledi", kaynağa sorma olanağının kaybolduğunu gösteren bir ifadedir.

Gerçek hayat örneği: herkesin yazabildiği ansiklopedi

2005 yılının Aralık ayında, bilim dergisi Nature, bir haber çalışması yayımladı. Dergi, bilim alanından kırk iki maddeyi, hem herkesin düzenleyebildiği çevrimiçi ansiklopedi Wikipedia'dan hem de uzmanlarca yazılan Encyclopaedia Britannica'dan seçti, ve maddeleri, kaynağını bilmeden, ilgili alanların uzmanlarına inceletti. Uzmanlar, her iki ansiklopedide de az sayıda ciddi hata buldu; daha küçük hatalar, eksiklikler ve yanıltıcı ifadeler ise Wikipedia'da biraz daha fazlaydı. Dergi, iki kaynak arasındaki doğruluk farkının büyük olmadığı sonucuna vardı. Britannica, 2006'da çalışmanın yöntemine sert biçimde itiraz eden bir açıklama yayımladı; Nature ise sonuçlarının arkasında durdu.

Tanıklık Zinciri ile bakalım. Wikipedia'nın bir maddesini okuyan biri, kimin yazdığını bilmez; İtiraz 4'ün işaret ettiği durum budur. Ama zincirin halkaları görünmez değildir: maddelerin kaynak göstermesi beklenir, ve bu kaynaklara gidilebilir; her değişiklik bir düzenleme geçmişinde kaydedilir; maddeyi izleyen başka kullanıcılar hataları düzeltebilir. Yetkinlik sorusu, tek bir yazarın uzmanlığı olarak değil, sürecin hataları yakalama gücü olarak sorulur. İçtenlik sorusu da kurumsal bir biçim alır: bir maddeyi kasten bozan biri, düzenleme geçmişinde iz bırakır, ve bu tür bozulmalar çoğu zaman hızla geri alınır. Ama süreç her maddede aynı ölçüde işlemez: çok okunan bir maddede hatalar hızla düzeltilirken, az okunan bir maddede bir hata uzun süre kalabilir.

Bu örnek, tanıklık sorununun kurumsal boyutunu gösteriyor. Bir sözün güvenilirliği, bazen bir kişinin değil, bir sürecin özelliğidir. Bu, İtiraz 4'ün cevabını somutlaştırıyor. Ama örnek, aynı zamanda bir uyarı da taşıyor. Nature'ın çalışması, belirli bir dönemde, belirli bir alandaki kırk iki maddeye dairdi. Bir kurumun güvenilirliği, alana, döneme ve maddenin ne kadar ilgi gördüğüne göre değişebilir. Bir kaynağın "genel olarak güvenilir" olduğunu bilmek, belirli bir maddesinin güvenilir olduğunu bilmekle aynı şey değildir. Tanıklık Zinciri, bu yüzden, kaynağın genel itibarında durmaz; belirli bir iddianın kendi zincirini izler.

Araç kartı: Tanıklık Zinciri

Satırİçerik
Ne işe yararBaşkasından gelen bir iddiayı, sana ulaşana kadar geçtiği halkalar boyunca geriye doğru izler. Zincirin başındaki kaynağın iddiayı nasıl bildiğini, her halkada yetkinliği ve içtenliği, zincirlerin birbirinden bağımsız olup olmadığını ve içeriğin nerede değiştiğini gösterir.
Adımlar1) İddiayı ve onu sana kimin, hangi biçimde (sözlü, yazılı, kayıt) ilettiğini yaz. 2) Zinciri geriye doğru izle: her halka iddiayı kimden aldı? İzleyemediğin halkayı "bilinmiyor" diye işaretle. 3) Kaynak halka: zincirin başındaki kişi ya da kurum iddiayı nasıl biliyordu: algıyla, ölçümle, çıkarımla, yoksa o da başka birinden mi duydu? 4) Her halka için iki soru: bu halka iddiayı doğru anlayıp aktarabilecek konumda mıydı (yetkinlik), ve doğruyu söylemek için bir nedeni var mıydı, yanıltmak için bir çıkarı var mıydı (içtenlik)? 5) Bağımsızlık: iddiayı birden çok kaynaktan mı duydun; bu kaynaklar birbirinden bağımsız mı, yoksa tek bir zincirin kopyaları mı? 6) Bozulma: içerik hangi halkada kısaldı, keskinleşti ya da birinin beklentisine uyacak biçimde değişti? 7) Karar: en zayıf halkayı adlandır; zincirin bilgi taşıyıp taşımadığına karar ver; sonuç ağırsa kaynağa doğrudan giden bağımsız bir zincir ara.
Ne zaman kullanılırBir haber, bir mesaj ya da bir söylenti, kaynağı belirsiz biçimde sana ulaştığında; birden çok kaynağın aynı şeyi söylemesi seni ikna etmeye başladığında; bir sağlık, para ya da güvenlik kararını başkasının sözüne dayanarak vermek üzereyken.
SınırıAraç, zincirin halkalarını görebildiğin ölçüde işe yarar; çoğu zaman zincirin büyük kısmı görünmez kalır, ve o durumda araç yalnızca neyi bilmediğini gösterir. Her iddia için bütün zinciri izlemek pratik olarak olanaksızdır; araç, sonucu ağır olan iddialar için tasarlanmıştır. Ayrıca aracın kendisi, halkaların yetkinliğine dair yargılarında, başka tanıklıklara dayanır; tanıklıktan tamamen bağımsız bir denetim sağlamaz.
5K kapısıKaynak

Özet

  • Epistemolojide tanıklık, bir başkasının bir şeyi doğru olarak sunmasına dayanarak ona inanmaktır; sözlü, yazılı ya da kayıt biçiminde olabilir.
  • Epistemik bağımlılık (Hardwig 1985), bilgimizin büyük kısmının, denetleyemediğimiz başkalarının bilgisine dayandığını söyler; bu, modern bilimin temel bir özelliğidir.
  • Bir sözün bilgi verebilmesi için genellikle konuşanın yetkinliği ve içtenliği aranır; iki koşul birbirinden bağımsız olarak bozulabilir.
  • Burge'ün kabul ilkesine göre, anlaşılır bir sözü, aksine daha güçlü nedenler yoksa, kabul etmeye yetkiliyiz; karşı görüş, olumlu güvenilirlik nedenleri ister.
  • Aktarım görüşüne göre tanıklık bilgiyi konuşandan dinleyiciye taşır, üretmez; Lackey bu görüşe karşı-örnekler önerdi.
  • Locke'a göre tanıklık aslından uzaklaştıkça zayıflar; ama bağımsız zincirler ve korunaklı kayıtlar bu kuralın gücünü sınırlar.
  • Tanıklık Zinciri, bir iddiayı kaynağına kadar izler, en zayıf halkayı ve zincirlerin bağımsızlığını sınar.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Locke, İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'nin dördüncü kitabında, tanıklığa dayanan inançların derecesini tartışırken şu kuralı koyar:

Bu, tanıklığa başvurulan konularda onaya ilişkin olandır; bu konuda, İngiltere hukukunda gözetilen bir kurala dikkat çekmenin yersiz olmayacağını düşünüyorum. Kural şudur: bir kaydın onaylı kopyası iyi bir kanıt olsa da, kopyanın kopyası, ne kadar iyi onaylanmış ve ne kadar güvenilir tanıklarca doğrulanmış olursa olsun, yargıda kanıt olarak kabul edilmez. [...] Bu uygulama, hak ve haksızlık kararlarında kabul edilebilirse, beraberinde şu gözlemi getirir: HER TANIKLIK, ASIL GERÇEKTEN NE KADAR UZAKSA, O KADAR AZ GÜÇ VE KANIT TAŞIR. Şeyin kendisinin varlığına asıl gerçek diyorum. Onu bildiğine kefil olan güvenilir bir kişi iyi bir kanıttır; ama eşit derecede güvenilir bir başkası onun aktarımından tanıklık ederse, tanıklık daha zayıftır; ve bir söylentinin söylentisini doğrulayan üçüncü biri daha da az dikkate değerdir. Öyle ki aktarılan gerçeklerde her uzaklaşma kanıtın gücünü zayıflatır. [...]

Hemen ardından, bu kuralın tersine işletildiği bir alışkanlığı eleştirir:

Bunu belirtmeyi gerekli gördüm, çünkü bazı insanlar arasında bunun tam tersinin yaygın olarak uygulandığını görüyorum; bunlar, görüşlerin eskidikçe güç kazandığını düşünür. Bin yıl önce, ilk kefille çağdaş akıllı bir insana hiç de olası görünmeyecek bir şey, yalnızca o zamandan beri birkaç kişi onu ondan alarak birbiri ardına söylediği için, şimdi her türlü sorgunun ötesinde kesin diye ileri sürülür.

Birinci pasaj, Tanıklık Zinciri'nin felsefi atasıdır. Locke'un kuralının gücü, bir hukuk uygulamasından, yani gündelik yargı pratiğinden yola çıkmasıdır: kural, bir felsefecinin icadı değil, mahkemelerin uzun deneyimle vardığı bir tedbirdir. Locke'un "asıl gerçek" dediği şey, zincirin başındaki olgudur; her halka, o olgudan bir adım daha uzaklaşmaktır. İtiraz 3'te bu kuralın sınırlarını gördük: Locke'un bu pasajı tek bir zincirle ilgilidir; bağımsız tanıkların uyuşmasının onayı güçlendirdiğini aynı bölümün sekizinci paragrafında kendisi söyler. Kayıt teknolojisinin halkalar arasındaki bozulmayı azaltabileceği ise onun döneminin ötesinde kalır. Ama kuralın çekirdeği, Allport ile Postman'ın deneyleriyle desteklenir.

İkinci pasaj, belki de daha güncel bir uyarıdır. Locke, bir iddianın, yalnızca çok kez tekrarlandığı için güç kazandığı bir yanılgıyı tarif ediyor: bir kişinin ilk söylediği şey, ardından gelenler onu tekrar ettikçe, sanki her tekrar yeni bir kanıtmış gibi, giderek daha kesin görünür. Oysa tekrarlar, aynı tek kaynağın kopyalarıdır; bağımsız değildirler. Locke'un "ters çevrilmiş olasılık kuralı" (inverted rule of probability) dediği şey, bir iddianın aktarıldıkça güç kazandığını sanmaktır; bugünkü dille, tek bir zincirin kopyalarını bağımsız kanıt saymak. Tanıklık Zinciri'nin beşinci adımı, tam olarak bu yanılgıya karşı tasarlandı. Bugün bir iddianın sosyal medyada binlerce kez paylaşılması, onun binlerce bağımsız kaynaktan geldiğini göstermez; çoğu zaman tek bir kaynağın binlerce kopyasıdır.

Teknik ayrıntı

Yetki ve gerekçe. Burge'ün kabul ilkesindeki "yetki" (entitlement) kavramı, Ders Ç1.9'da gördüğümüz gerekçe kavramından ince ama önemli bir biçimde ayrılır. Burge'e göre gerekçe (justification), kişinin erişebildiği ve dile getirebildiği nedenlere dayanır. Yetki ise, kişinin farkında olması ya da dile getirebilmesi gerekmeyen bir epistemik haktır: kişi, bir şeye dayanmakta haklıdır, ama neden haklı olduğunu açıklayamayabilir. Bir çocuk, ebeveyninin sözüne dayanarak inandığında, onun güvenilirliğine dair bir argüman kuramaz; ama Burge'e göre bu inanç yine de haklı olabilir. Bu ayrım, Ders Ç1.9'daki içselcilik ve dışsalcılık tartışmasının tanıklıktaki bir yansımasıdır. Burge, kabul ilkesinin kendisinin a priori olarak gerekçelendirildiğini savundu: anlaşılır bir söz, aklın bir ürünüdür, ve akıl, doğruya yönelmiştir. Bu gerekçe tartışmalıdır, ve Ders Ç2.14'teki Reid geleneğiyle birlikte ele alınacak.

Aktarımın iki koşulu. Aktarım görüşünün en yaygın biçimi, iki zorunlu koşul koyar. Birincisi, konuşan koşulu: dinleyicinin bir sözden p'yi bilmesi için, konuşanın p'yi bilmesi gerekir. İkincisi, dinleyici koşulu: dinleyicinin, sözü kabul etmesini engelleyen bir yeniciye sahip olmaması gerekir. Ders Ç1.12'de yenici kavramını görmüştük. Burada önemli olan, dinleyicinin bir yeniciye sahip olmasının, konuşanın bilgisini aktarılamaz kılmasıdır: Gülsüm Hanım, Sevim Hanım'ın bu tür haberleri sık sık abarttığını biliyorsa, Sevim Hanım'ın sözü ona bilgi vermeyebilir, Sevim Hanım bu kez bilse bile. Ders Ç2.8'de belleğin "tavan" olarak işlediği zayıf koruyucu görüşü görmüştük. Aktarım görüşü, tanıklık için benzer bir tavan önerir: dinleyicinin bilgisi, konuşanın bilgisini aşamaz. Lackey'nin karşı-örnekleri, bu tavanın delinebileceğini öne sürer; Ders Ç2.15'te bu örnekleri inceleyeceğiz.

Bağımsızlığın değeri. İtiraz 3'ün cevabındaki bağımsız zincir fikri, olasılık kuramıyla kesinleştirilebilir. İki kaynak bir iddiayı birbirinden bağımsız olarak doğruluyorsa, ve her biri yanlış bir şey söylediğinde bunun aynı yanlış olma olasılığı düşükse, iki kaynağın birlikte aynı yanlışı söyleme olasılığı, her birinin tek başına yanılma olasılığından çok daha düşüktür. On sekizinci yüzyılda Fransız matematikçi ve filozof Condorcet, bu türden hesapları mahkeme kararlarının ve tanıklıkların güvenilirliğine uyguladı. Ama hesabın kilit varsayımı, bağımsızlıktır. İki tanık aynı söylentiyi duymuşsa, ya da biri öbürünün anlatısını tekrarlıyorsa, iki tanıklık tek bir tanıklıktan daha güçlü değildir. Locke'un ikinci pasajındaki yanılgı, tam olarak bu varsayımın sessizce ihlal edilmesidir. Bağımsızlığı sınamak, çoğu zaman, iki kaynağın iddiayı nereden aldığını, yani zincirlerini, izlemeyi gerektirir.

İyi bilgi veren. Craig'in 1990 tarihli Knowledge and the State of Nature kitabındaki öneri, tanıklık epistemolojisine bir kavramsal çerçeve sunar. Craig'e göre, insanlar birbirinden bilgi almak zorunda olan toplumsal varlıklardır, ve bu yüzden, kimin güvenilir bir bilgi veren olduğunu işaretleyen bir kavrama ihtiyaç duyarlar. Bilgi kavramı, bu ihtiyaçtan doğmuştur. Bu öneri doğruysa, tanıklık, bilgi kavramının kenarında duran özel bir durum değil, onun merkezindedir: bilgi kavramının çekirdeği, o konuda güvenilir bir bilgi vereni işaretlemektir; Craig'e göre kavram sonradan bu çekirdekten uzaklaşsa da onun izini taşır. Tanıklık Zinciri'nin yetkinlik ve içtenlik soruları, Craig'in iyi bilgi vereni tanıma ihtiyacının bir uygulamasıdır.

Güncel tartışma

Yankı odaları ve bilgi baloncukları. Amerikalı filozof C. Thi Nguyen, 2020'de Episteme dergisinde yayımlanan bir makalede, iki farklı yapıyı birbirinden ayırdı. Bir bilgi baloncuğunda (epistemic bubble), kişi karşı görüşlerle yeterince karşılaşmaz, çünkü onlar ağının dışında kalır; bu durum, kişiyi karşı görüşlerle tanıştırarak görece kolay düzeltilebilir. Bir yankı odasında (echo chamber) ise, kişi karşı görüşlerle karşılaşır, ama ağ ona, dışarıdaki kaynaklara sistemli biçimde güvenmemeyi öğretmiştir; bu yüzden karşı görüşlerle tanışmak, ağın güvenini artırabilir bile. Nguyen'in ayrımı, tanıklık epistemolojisi için önemlidir. Yankı odası, kişinin tanıklık değerlendirmesinin kendisini, yani kimi yetkin ve içten saydığını, ele geçirir. Tanıklık Zinciri'nin dördüncü adımı, kişinin kimi güvenilir saydığına dayanır; bir yankı odasında bu yargının kendisi bozulmuş olabilir. Bu tartışma, Ders Ç2.16'daki güven tartışmasıyla ve toplumsal epistemoloji modülüyle devam edecek.

Bilim haberlerinde zincir bozulması. Bilimsel bir bulgu, genellikle uzun bir zincirle kamuya ulaşır: araştırma makalesi, üniversitenin basın bülteni, haber ajansı, gazeteler, sosyal medya. Cardiff Üniversitesi'nden psikolog Petroc Sumner ve çalışma arkadaşları, 2014'te The BMJ'de yayımladıkları gözlemsel bir çalışmada, sağlıkla ilgili bilim haberlerindeki abartıların çoğunun, haberlerden önce, üniversitelerin basın bültenlerinde zaten bulunduğunu buldu. Basın bülteni bir bulguyu abarttığında, örneğin hayvan deneyinden insanlara dair bir sonuç çıkardığında ya da bir ilişkiyi nedensellik gibi sunduğunda, haberlerin de abartma olasılığı belirgin biçimde artıyordu. Bu bulgu, Allport ile Postman'ın keskinleşme ve özümseme kavramlarının kurumsal bir zincirdeki karşılığıdır, ve zincirin en zayıf halkasının bazen beklenmedik bir yerde, kaynağa en yakın halkalardan birinde olabileceğini gösterir.

Makinelerin sözü. Yapay zekâ sohbet sistemlerinin yaygınlaşması, tanıklık epistemolojisine yeni bir soru getirdi: bir makinenin ürettiği bir metne dayanarak inanmak, tanıklık mıdır? Bir yaklaşıma göre, tanıklık, bir konuşanın bir şeyi doğru olarak ileri sürmesini, yani bir iddianın sorumluluğunu üstlenmesini gerektirir; bir makine bu anlamda bir şey ileri sürmez, ve onun çıktısı, bir termometrenin göstergesi gibi, bir ölçüm aracının çıktısına daha yakındır. Başka bir yaklaşıma göre, makine, onu eğiten verilerdeki sayısız insan tanıklığının bir yoğunlaşmasıdır, ve onun çıktısı, kaynağı belirsiz bir kurumsal tanıklık gibi değerlendirilmelidir. Her iki durumda da, Tanıklık Zinciri'nin üçüncü adımı zorlaşır: zincirin başındaki kaynak, çoğu zaman görünmez. Bu soru, felsefede henüz açık bir tartışmadır.

Pratik: Çözümlü örnek

Nazlı'nın aile mesaj grubuna, teyzesi bir ekran görüntüsü gönderiyor. Görüntüde bir haber sitesinin başlığı var: "Bilim insanları açıkladı: Günde bir avuç ceviz, unutkanlığı önlüyor." Altında teyzenin notu: "Herkes yesin! Üç ayrı yerden gördüm, doğru." Nazlı, annesine ceviz almayı düşünüyor, ama önce iddiayı izlemeye karar veriyor. (Bu örnekteki haber ve çalışma kurgudur; zincirin yapısı ise Güncel tartışmada anılan Sumner ve arkadaşlarının ayırdığı iki abartı türüne, hayvandan insana ve ilişkiden nedenselliğe sıçramaya, dayanıyor.)

Adım 1, iddia ve iletim. İddia: "Günde bir avuç ceviz yemek unutkanlığı önler." Nazlı'ya ulaşan biçim: teyzenin paylaştığı bir haber başlığının ekran görüntüsü.

Adım 2, zinciri geriye izle. Nazlı haberi buluyor. Haber, bir haber ajansına dayanıyor. Ajans haberi, bir üniversitenin basın bültenine atıf yapıyor. Basın bülteni, bir bilimsel dergide yayımlanmış bir makaleyi anıyor. Teyzenin "üç ayrı yer"i de, Nazlı aradığında, aynı ajans haberinin üç farklı sitede yayımlanmış kopyaları çıkıyor.

Adım 3, kaynak halka. Nazlı makalenin özetini okuyor. Çalışma, yaşlı farelerde yapılmış; cevizle zenginleştirilmiş yemle beslenen fareler, bir labirent görevinde, öbürlerinden daha iyi performans göstermiş. Makalenin yazarları, sonuçların insanlara uygulanabilmesi için insan çalışmaları gerektiğini yazmış.

Adım 4, yetkinlik ve içtenlik. Makalenin yazarları yetkin ve, makalenin söylediği sınırlar içinde, içtendir. Basın bülteni, üniversitenin araştırmasını tanıtma çıkarına sahiptir; yetkinliği yerindedir ama bir abartma eğilimi taşıyabilir. Haber ajansı, bülteni kısaltmıştır. Haber siteleri, başlığı daha çarpıcı hâle getirmiştir. Teyze içtendir, ama yetkinliği, yani makaleyi değerlendirme olanağı, sınırlıdır.

Adım 5, bağımsızlık. "Üç ayrı yer" bağımsız değil; tek bir zincirin üç kopyası. Bu, Locke'un ikinci pasajındaki yanılgının tam bir örneği: tekrar, kanıt gibi görünüyor.

Adım 6, bozulma. Zincir boyunca iki keskinleşme oldu. Birincisi, farelerdeki bir labirent performansı, insanlarda "unutkanlık" oldu: hayvandan insana bir sıçrama. İkincisi, "daha iyi performans", "önlüyor" oldu: bir ilişki, bir koruma iddiasına dönüştü. Bu iki değişikliğin ilki basın bülteninde, ikincisi haber başlığında başlamış.

Adım 7, karar. En zayıf halka, basın bülteni ile haber başlığı arasındaki iki adım. Zincir, "cevizin farelerde bir bellek görevindeki performansla ilişkili olduğu" bilgisini taşıyabilir; ama "cevizin insanlarda unutkanlığı önlediği" iddiasını taşımaz, çünkü kaynak halka bunu hiç söylememiş.

Sonuç. Nazlı'nın teyzesi yalan söylemiyordu; zincirin hiçbir halkası kasten yanıltmıyordu. Ama iddia, Allport ile Postman'ın tarif ettiği türden bir keskinleşmeyle, kaynağın söylemediği bir şeye dönüştü; ve üç kopya, üç bağımsız kaynak gibi göründü. Nazlı, annesine ceviz almaktan vazgeçmek zorunda değil; ceviz, başka nedenlerle sağlıklı bir yiyecek olabilir. Ama bu kararı, "bilim insanları açıkladı" cümlesine değil, cevizin beslenmedeki yerine dair başka, bağımsız kaynaklara dayandırmalı. Tanıklık Zinciri, bir iddiayı reddetmek için değil, onun gerçekte neyi taşıdığını görmek için kullanıldı.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu üç inancın her biri için Tanıklık Zinciri'nin ilk üç adımını uygula; zincirin başındaki kaynağın iddiayı nasıl bildiğini yaz: (a) "Türkiye'nin en yüksek dağı Ağrı Dağı'dır." (b) "Dedemin dedesi Kafkasya'dan göç etmiş." (c) "Bu ilaç aç karnına alınmalı."
  2. İki tanık bir trafik kazasını aynı biçimde anlatıyor. Bu iki tanıklığın, tek bir tanıklıktan daha güçlü bir kanıt olup olmadığını belirleyecek iki soru yaz.
  3. Emekli bir muhasebeci olan Erdal Bey, çay ocağında söze karışıyor: "Bir şeyi kendim görmedikçe bildiğimi söylemem. Başkalarının söylediği, en fazla bir tahmindir." Bu görüşü, bu dersin argümanını ve Hardwig'in epistemik bağımlılık tezini kullanarak değerlendir.
Cevapları göster
  1. (a) Zincir: bir ders kitabı, bir atlas ya da bir öğretmen. Kaynak halka: ölçüm yapan haritacılar ve jeodezi kurumları; dağların yükseklikleri, yer ölçümleri ve uydu verileriyle belirlenir. Kaynak, ölçüme dayanıyor ve ölçümler birbirinden bağımsız biçimde tekrarlanmış; zincir güçlü. (b) Zincir: aile içinde, kuşaktan kuşağa sözlü aktarım. Kaynak halka: göç eden kişinin kendisi ya da çağdaşları; ama aradaki halkaların çoğu sözlüdür, ve Allport ile Postman'ın deneylerindeki türden bozulmalara açıktır. Belki bir nüfus kaydı ya da bir göç belgesi, bağımsız bir zincir sağlayabilir. Kaynak, özünde doğru olabilir, ama ayrıntılar, örneğin göçün tarihi ya da nedeni, büyük olasılıkla değişmiştir. (c) Zincir: eczacı ya da ilacın prospektüsü. Kaynak halka: ilacın üreticisinin yaptığı ve düzenleyici kurumun incelediği klinik çalışmalar; ilacın emiliminin yemekle nasıl değiştiğine dair ölçümler. Kaynak, ölçüme dayanıyor, ve zincir kurumsal güvencelerle korunuyor; zincir güçlü.
  2. Birinci soru, bağımsızlık sorusu: iki tanık kazayı ayrı ayrı mı gördü, yoksa biri öbürünün anlatısını mı tekrarlıyor? Kazadan sonra birbirleriyle konuşup anlatılarını birleştirmiş olabilirler mi? İkinci soru, yetkinlik sorusu: iki tanık kazayı görebilecek konumda mıydı? Biri kazayı görmüş, öbürü ise yalnızca sesini duyup sonradan bakmış olabilir; Ders Ç2.1'deki Algı Zinciri'nin uyarısıyla, birinin anlatısı algıya, öbürününki çıkarıma dayanıyor olabilir. Her iki soruya da olumlu cevap verilirse, iki tanıklık birbirini güçlendirir; verilemiyorsa, tek bir tanıklıktan fazlası değildir.
  3. Erdal Bey'in görüşü, bilgi için bireysel denetimi şart koşan bireyci bir görüştür. Bu dersin argümanı, bu görüşün çok ağır bir bedeli olduğunu gösterir: Erdal Bey, dünyanın döndüğünü, kendi kan grubunu, okuduğu bir ilacın etkisini, ülkesinin başkentinin nüfusunu, hiçbir zaman bildiğini söyleyemez. Hardwig'in tezine göre, bilim insanları bile kendi alanlarındaki bilginin büyük kısmını başkalarının sözüne dayanarak bilir; bu görüş doğruysa, modern bilimin büyük kısmı bilgi değil, tahmindir. Ama Erdal Bey'in, mesleğinden tanıdık bir haklılığı da var: her söz bilgi vermez, ve bazı sözler gerçekten de tahminden ibarettir. Doğru sonuç, başkalarının sözünü toptan reddetmek değil, Tanıklık Zinciri gibi bir araçla, hangi sözün hangi koşullarda bilgi verdiğini sınamaktır.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: bir arkadaşın, "Bu bankanın kredi faizi yarın yükseliyor, bugün başvur" diyor; bunu bir iş arkadaşından duymuş. Zayıf çalışma: "Arkadaşım güvenilir biridir, öyleyse doğrudur." Bu çalışma, yalnızca zincirin son halkasının içtenliğine bakıyor. Güçlü çalışma: "1) İddia: faiz yarın yükseliyor; bana arkadaşımdan, ona iş arkadaşından ulaştı. 2) İş arkadaşı bunu nereden biliyor? Bilmiyorum; zincirin üçüncü halkası görünmüyor. 3) Kaynak halka: faiz kararını banka verir; banka bunu genellikle resmî bir duyuruyla açıklar. 4) Yetkinlik: arkadaşım ve iş arkadaşı içten olabilir, ama bankanın iç kararlarına erişimleri olduğuna dair bir işaret yok. 5) Bağımsızlık: tek bir zincir. 6) Bozulma: 'faiz yükselebilir' gibi bir tahmin, aktarımda 'yarın yükseliyor'a dönüşmüş olabilir. 7) Karar: bu zincir bilgi taşımıyor; ama sonucu ağır bir karar olduğu için, bankanın kendi duyurularına bakarak bağımsız bir zincir aramalıyım. Bulamazsam, kararı bu söze dayandırmamalıyım."

ÖlçütNe aranır
Zincirin izlenmesiİddia, en az iki halka geriye doğru izlenmiş; izlenemeyen halka açıkça belirtilmiş
Kaynak halkaZincirin başındaki kaynağın iddiayı nasıl bildiği sorulmuş
BağımsızlıkBirden çok kaynak varsa bağımsız olup olmadıkları sınanmış
KararHer adım bir öncekine dayanıyor; vardığı yargı en zayıf halkayı adlandırıyor ve bir eylem önerisiyle bitiyor

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç2.1) Ders Ç2.1'deki Algı Zinciri ne işe yarıyordu? Tanıklık Zinciri'nin üçüncü adımı, onunla nasıl birleştirilebilir?
  2. (Ders Ç2.8) Ders Ç2.8'de koruyucu ve üretken bellek görüşleri nasıl tanımlanmıştı? Tanıklığın aktarım görüşü bunlardan hangisine benziyor?
  3. (Ders Ç0.10, Ç1.5) Ders Ç0.10 ve Ç1.5'te gördüğümüz olasılık kuralları, iki bağımsız tanıklığın neden birbirini güçlendirdiğini nasıl açıklıyor?
Cevapları göster
  1. Ders Ç2.1'deki Algı Zinciri, bir algısal inancın oluşumunu, nesneden ortama, duyu organından deneyime ve deneyimden inanca uzanan halkalar boyunca izleyerek, en zayıf halkayı belirlemeye yarıyordu. Tanıklık Zinciri'nin üçüncü adımı, zincirin başındaki kaynağın iddiayı nasıl bildiğini sorar. Kaynak iddiayı algıyla biliyorsa, o algıyı Algı Zinciri ile sınamak gerekir. İki araç birlikte, bir iddianın bize ulaşana kadarki bütün yolculuğunu izler: önce bir algı zinciri, sonra bir tanıklık zinciri. Ders Ç2.1'in çözümlü örneğinde, Murat'ın "kırmızı ışıkta geçti" inancının algı değil çıkarım olduğunu görmüştük; Murat'ın sözünü dinleyen biri için bu, zincirin başındaki halkanın zayıf olduğu anlamına gelir.
  2. Ders Ç2.8'de koruyucu görüş, belleğin gerekçe üretmediğini, yalnızca ilk edinme anındaki gerekçeyi koruduğunu; üretken görüş ise belleğin bazı durumlarda kendi başına gerekçe üretebileceğini savunuyordu. Tanıklığın aktarım görüşü, koruyucu bellek görüşüne benzer: tanıklık, bilgiyi konuşandan dinleyiciye taşır, üretmez; dinleyicinin bilgisi, konuşanınkini aşamaz. Burge, bu benzerliği açıkça kurdu. Lackey ise, iki alanda da üretken görüşü savunarak, hem bellek hem tanıklık için karşı-örnekler önerdi.
  3. Ders Ç0.10'da birleşmenin olasılığının bileşenlerinin olasılığını aşamayacağını, Ders Ç1.5'te de iki bağımsız önermenin birlikte doğru olma olasılığının olasılıklarının çarpımı olduğunu görmüştük. İki tanığın her biri yüzde on olasılıkla yanılıyorsa ve yanılgıları bağımsızsa, ikisinin birlikte yanılma olasılığı yüzde birdir. Üstelik, ikisinin birlikte aynı yanlışı söyleme olasılığı bundan da düşüktür. Bu yüzden iki bağımsız tanıklığın uyuşması, tek bir tanıklıktan çok daha güçlü bir kanıttır. Ama hesap, bağımsızlık varsayımına dayanır; tanıklar birbirinin anlatısını tekrarlıyorsa, yanılgıları bağımsız değildir ve uyuşmaları ek bir kanıt sağlamaz.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Epistemolojide tanıklık nedir?Bir başkasının bir şeyi doğru olarak sunmasına dayanarak ona inanmak; sözlü, yazılı ya da kayıt biçiminde.
Epistemik bağımlılık nedir?Bilmek için başkalarının bilgisine, onları denetleyemeden dayanmak (Hardwig 1985).
Yetkinlik ve içtenlik nedir?Konuşanın doğru inanca sahip olabilecek konumda olması ve inandığını söylemesi; birbirinden bağımsız bozulabilen iki koşul.
Burge'ün kabul ilkesi nedir?Anlaşılır ve doğru olarak sunulan bir sözü, aksine daha güçlü nedenler yoksa, kabul etmeye yetkiliyiz (1993).
Aktarım görüşü nedir?Tanıklığın bilgiyi konuşandan dinleyiciye taşıdığı, üretmediği görüşü; konuşan bilmiyorsa dinleyici de bilemez.
Locke'un tanıklık kuralı nedir?Bir tanıklık asıl gerçekten ne kadar uzaksa, o kadar az kanıt gücü taşır; her halka zayıflatır.
Allport ile Postman'ın söylenti bulguları nelerdir?Seri aktarımda anlatı düzleşir, keskinleşir ve aktaranların beklentilerine göre özümsenir (1947).
Tek zincirin kopyaları neden kanıtı güçlendirmez?Bağımsız değildirler; aynı kaynağın tekrarları yeni bir kanıt sağlamaz (Locke'un uyardığı, aktarıldıkça güçlendiği sanılan iddia).

Okuma listesi

  • John Locke, İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme (1690), Kitap IV, Bölüm 16. Tanıklığa dayanan onayın dereceleri.
  • John Hardwig, "Epistemic Dependence", The Journal of Philosophy 82 (1985). Bilimde ve gündelik hayatta başkalarına bağımlılık.
  • Tyler Burge, "Content Preservation", The Philosophical Review 102 (1993). Kabul ilkesi.
  • Gordon Allport ve Leo Postman, The Psychology of Rumor (1947). Seri aktarımda söylentinin değişimi.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Epistemological Problems of Testimony" maddesi.

Sonraki derse köprü

Bu dersin argümanı, tanıklığın bilgi verebildiğini gösterdi, ama nasıl verdiğini açık bıraktı. En tartışmalı öncül, bir sözü tanıklıktan bağımsız olarak denetleyip denetleyemeyeceğimizi soruyordu. Ders Ç2.14, bu soruya verilen iki klasik cevabı karşı karşıya getiriyor. Hume'a göre, tanıklığa güvenmemiz, insanların sözlerinin gerçeklerle uyuştuğunu kendi deneyimimizde gözlemlememize dayanır; güven, kazanılması gereken bir şeydir. Reid'e göre ise, insanlar doğuştan hem doğruyu söylemeye hem de söyleneni kabul etmeye yatkındır; güven, aksine bir neden çıkana kadar varsayılan bir tutumdur. Ders, bu iki tutumu karşılaştırmak için Güven Varsayılanı adlı bir araç sunuyor.

Günlük sorusu: Son zamanlarda "her yerde yazıyor" ya da "herkes söylüyor" diye inandığın bir şey var mı? O "her yer", gerçekten birbirinden bağımsız kaynaklar mıydı, yoksa tek bir kaynağın kopyaları mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.