İçeriğe geç

Ders Ç1.3 · Çekirdek · Modül Ç1: Bilgi ve inanç

Nasıl-bilgisi bir tür önermesel bilgi mi? Ryle ile Stanley ve Williamson

Araç: Beceri-Önerme Testi · 5K: Karşı-görüş · 6.854 kelime · tamamı yaklaşık 31 dakika okuma

Giriş

Bir anneanne, kırk yıldır yufka açıyor. Torunu üniversitede gıda mühendisliği okuyor ve bir gün anneannesinin yanına oturup her adımı not ediyor: unun ve suyun oranı, hamurun ne kadar dinlendirildiği, oklavanın hamura hangi açıyla sarıldığı, hamurun hangi incelikte bırakıldığı. Defteri dolduruyor. Eve dönüp aynı adımları izliyor ve hamur her seferinde yırtılıyor. Torun anneannesini arayıp soruyor: "Senin bildiğin ama benim bilmediğim ne var?" Anneanne bir süre düşünüyor ve "Bilmiyorum kızım, ellerim biliyor" diyor.

Anneannenin cevabı, felsefenin yaklaşık seksen yıldır tartıştığı bir soruya verilmiş bir cevaptır. Bir şeyi yapmayı bilmek, bir dizi önermeyi bilmek midir? Yoksa önermelerden bağımsız, ellerde, bedende ya da eğilimlerde yaşayan bir şey mi? Önceki derste nasıl-bilgisini önermesel bilgiden ve tanışıklıktan ayırdık. Ayırmamızı sağlayan şey bir sınamaydı: yapmayı bilmek, bir işin başında kendini belli eder, defterde değil. O derste, bu ayrımın bir sınama farkı mı yoksa bir tür farkı mı olduğu sorusunu açık bıraktık. Bu ders o soruya giriyor. Bir yanda Gilbert Ryle var: akıllıca her davranışın arkasında içeride işleyen bir kural bilgisi arayan görüşe "entelektüalist efsane" adını verdi ve onu bir gerileme argümanıyla çürütmeye çalıştı. Öbür yanda Jason Stanley ile Timothy Williamson var: 2001'de, Ryle'ın argümanının sağlam olmadığını (unsound), yani iki öncülünün aynı okumada birlikte doğru olamayacağını ve nasıl-bilgisinin önermesel bilginin bir türü olduğunu savundular. Bu dersin işi, iki tarafı en güçlü hâlleriyle karşı karşıya getirmek ve tartışmanın gerçekte neyle ilgili olduğunu bulmaktır.

Bu dersin kazanımları:

  • Yetenekçi görüşü, entelektüalizmi, Ryle'ın gerileme argümanını ve Stanley ile Williamson'ın pratik sunuş kipi kavramını açıklarsın. (anla)
  • Bir beceri iddiasını Beceri-Önerme Testi ile çözümler, hangi kısmının önermeyle aktarılabildiğini ve hangi kısmının icra gerektirdiğini belirlersin. (uygula)
  • İki görüşün en güçlü argümanlarını ve onlara yöneltilen karşı örnekleri tartarak, anlaşmazlığın gerçekte nerede durduğuna gerekçeli bir hüküm verirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu ders bir tartışma dersidir. Kavramlar iki tarafın konumlarını, her tarafın en güçlü argümanını ve tartışmayı düğümleyen bir aracı kavramı tanımlıyor. Her tanımdan sonra o kavramın tartışmadaki yerini göstereceğiz.

Bu görüşün klasik savunucusu Gilbert Ryle'dır. Ryle, 1945–1946'da Aristotelian Society'de sunduğu "Knowing How and Knowing That" adlı konuşmada ve 1949 tarihli The Concept of Mind kitabının aynı adı taşıyan ikinci bölümünde, nasıl-bilgisinin önermesel bilgiye indirgenemeyeceğini savundu. Ryle'ın görüşünü yalnızca "nasıl-bilgisi yetenektir" diye özetlemek onu fazla basitleştirir. Ryle için akıllıca bir eylem, rastgele bir başarı değildir: akıllıca davranan biri, hatalarını fark eder ve düzeltir, koşullar değiştiğinde davranışını uyarlar, başkalarının hatalarını görebilir. Ryle bu özellikleri eğilimler (dispositions) kavramıyla açıkladı: akıllı olmak, tek bir eylemi yapabilmek değil, çok çeşitli durumlarda uygun biçimde davranma eğilimine sahip olmaktır. Yine de Ryle'ın tezinin özü, nasıl-bilgisinin önermelerin zihinde düşünülmesine dayanmadığıdır. Bu tez, Ders Ç1.2'de ele aldığımız ayrımın bir tür ayrımı olduğunu söyler.

Yetenekçi görüşün sade biçimi bir karşılıklı koşulludur ve Ders Ç0.5'te gördüğümüz gibi, bir karşılıklı koşullu iki yönlü bir iddiadır. Bir yönü şunu söyler: F yapmayı bilen herkes F yapabilir. Öbür yönü şunu söyler: F yapabilen herkes F yapmayı bilir. Tartışmanın büyük kısmı, bu iki yönden birine karşı-örnek bulma çabasıdır.

Entelektüalizmin en etkili çağdaş biçimi, Jason Stanley ile Timothy Williamson'ın 2001'de The Journal of Philosophy'de yayımlanan "Knowing How" adlı makalesidir. Makale iki şey yapar: Ryle'ın gerileme argümanının sağlam olmadığını savunur ve dilbilimsel bir analizle, nasıl-bilgisi atıflarının önermesel bilgi atıflarıyla aynı yapıya sahip olduğunu öne sürer. Ama bu entelektüalizm, Ryle'ın hedef aldığı entelektüalizmden farklıdır. Ryle'ın "entelektüalist efsanesi", her akıllıca eylemden önce bir kuralın zihinde bilinçli olarak düşünüldüğünü söyleyen bir görüştür. Stanley ve Williamson ise böyle bir bilinçli düşünmenin gerektiğini söylemez; yalnızca nasıl-bilgisinin içeriğinin önermesel olduğunu söyler. Bu fark, tartışmanın anlaşılması için kritiktir: Ryle'ın çürüttüğü şey ile Stanley ve Williamson'ın savunduğu şey aynı görüş olmayabilir.

Ryle bu görüşü bir efsane olarak niteledi, çünkü ona göre zihnin bir "iç tiyatro" gibi çalıştığı resmini besliyordu: önce içeride bir düşünme gerçekleşir, sonra dışarıda bir eylem onu izler. Ryle'ın bütün kitabı, zihin ile beden arasındaki bu ikiliğe, kendi deyişiyle "makinedeki hayalet" dogmasına karşı yazılmıştır. Entelektüalist efsane, bu dogmanın zekâ kavramındaki uzantısıdır. Ryle'a göre akıllı bir palyaçonun ustalığı, düşüp kalkmalarının içindedir; düşüşlerin arkasında ayrı bir zihinsel işlem aramak, ustalığın nerede olduğunu yanlış yere koymaktır.

Argümanın yapısı bir sonsuz gerilemedir ve Ders Ç0.2'de gördüğümüz Lewis Carroll'ın Kaplumbağa gerilemesine akrabadır: orada bir çıkarım kuralını öncül olarak eklemek yeni bir kural gerektiriyordu, burada bir önermeyi düşünmek yeni bir düşünme gerektiriyor. Ryle 1946 konuşmasında bağı kendisi kurar: ona göre bir çıkarım kuralını bilmek, fazladan bir bilgi parçasına sahip olmak değil, akıllıca bir işlemi yapabilmektir. Gerileme sorununun bilgi kuramındaki genel biçimi Ders Ç3.1'de işlenecek. Bir koşul, kendisini sağlamak için aynı koşulun bir başka örneğini gerektiriyorsa, koşul hiçbir zaman sağlanamaz. Ryle'a göre entelektüalist bu gerilemeden kaçamaz, çünkü önermeleri düşünmek de daha iyi ya da daha kötü yapılabilen bir iştir; yani o da bir nasıl-bilgisi gerektirir. Gerilemenin tek çıkışı, en azından bazı nasıl-bilgilerinin önermelerin düşünülmesine dayanmadığını kabul etmektir. Argümanın gücü, entelektüalizmin genel bir biçimini değil, onun en doğal okumasını hedef almasıdır: nasıl-bilgisinin önermesel bilgi olduğunu söyleyen kişi, o bilginin eylemde nasıl kullanıldığını açıklamak zorundadır ve en doğal açıklama, önermenin bir şekilde zihinde işlenmesidir.

Bu kavramın neden gerektiğini giriş örneği gösteriyor. Torun, yufkanın nasıl açıldığına dair pek çok önermeyi biliyor. Sade bir entelektüalizm, onun yufka açmayı bildiğini söylemek zorunda kalırdı. Bu açıkça yanlıştır. Stanley ve Williamson bu sorunu şöyle çözer: anneanne ve torun aynı önermeyi biliyor olabilir, yani belirli bir w yolunun yufka açmanın bir yolu olduğunu. Ama anneanne bu önermeyi pratik bir kip altında kavrar, torun ise kavramaz. Stanley ve Williamson bu kipi, birinci kişi ("kendim") ve "burada" gibi belirtisel kavrayış biçimlerine benzetirler: bir yeri "burası" diye kavramak ile aynı yeri bir haritadaki ad olarak kavramak farklıdır; bir kişiyi "kendim" diye kavramak ile aynı kişiyi bir başkası olarak kavramak da öyle. "Ben buradayım" önermesini birinci kişiden kavramak ile aynı olguyu başka biri hakkındaki bir olgu olarak kavramak farklıdır. Ders Ç1.2'nin İtiraz 5'inde gördüğümüz sunuş biçimi tartışması, bu kavramın arka planıdır. Stanley ve Williamson ayrıca pratik bir kip altında düşünmenin, karmaşık eğilimlere sahip olmayı gerektirdiğini kabul ederler. Bu kabul, bu dersin argümanının dayanak noktası olacak.

Ders Ç1.2'de gördüğümüz gibi "nerede", "kim", "neden" gibi sorularla kurulan bilgi atıfları, standart çözümlemede bir sorunun doğru bir cevabını bilmek olarak okunur. Stanley ve Williamson bu çözümlemeyi nasıl-bilgisine uygular: Hannah'nın bisiklete binmeyi bilmesi, "Hannah bisiklete nasıl binebilir?" sorusunun bir doğru cevabını bilmesidir; yani bir w yolu için, w'nin Hannah'nın kendisi için bisiklete binmenin bir yolu olduğunu bilmesidir. Argümanın gücü, dilbilimin bağımsız bir disiplin olarak verdiği sonuçlara dayanmasıdır. Zayıflığı ise bu dersin İtiraz 2'sinde görülecek: argüman İngilizcenin yüzey yapısına sıkı sıkıya bağlıdır ve Türkçe gibi dillerde aynı yapı aynı biçimde görünmez.

Argüman

Bu dersin tezi, iki tarafın tartışmasının sanıldığından daha dar bir alanda yürüdüğüdür. Her iki taraf da en sade biçimiyle karşı-örneklere yenilir; her ikisi de güçlü biçimine geçtiğinde, karşı tarafın vurguladığı unsuru kendi kuramının içine alır. Bunu bir zincir olarak kuralım; ilk iki halka yetenekçi görüşün sade biçimini, sonraki iki halka entelektüalizmin sade biçimini, son iki halka da güçlü biçimlerin yakınlaşmasını ele alıyor.

  1. Yetenekçi görüşün sade biçimi, nasıl-bilgisi ile yeteneği karşılıklı koşulla bağlar: S, F yapmayı ancak ve ancak F yapabiliyorsa bilir.
  2. Bu karşılıklı koşullunun iki yönüne de karşı-örnek vardır: F yapmayı bilip F yapamayan kişiler (hareketi kendisi hiç yapamamış ama öğretebilen bir öğretmen, iki kolunu da kaybetmiş usta bir piyanist) ve F yapabilip F yapmayı bilmeyen kişiler (bir hareketi bir kez şans eseri yapan acemi).
  3. Entelektüalizmin sade biçimi, F yapmayı bilmeyi, F yapmanın bir yolu hakkında bir önermeyi bilmek olarak tanımlar.
  4. Bu sade biçim de karşı-örneğe yenilir: tarifi eksiksiz bilen ama yufka açamayan torun, ilgili önermeyi bilir ama yufka açmayı bilmez.
  5. Entelektüalizmin güçlü biçimi bu karşı-örneği, önermenin pratik bir sunuş kipi altında kavranmasını şart koşarak engeller; ve kendi savunucularına göre bu kip altında düşünmek, karmaşık eğilimlere sahip olmayı gerektirir.
  6. Yetenekçi görüşün güçlü biçimi, Ryle'da olduğu gibi, nasıl-bilgisini anlık bir yetenekle değil, hata düzeltme ve uyarlama içeren karmaşık eğilimlerle açıklar.

Sonuç: Her iki görüşün güçlü biçimi de nasıl-bilgisini karmaşık eğilimlere bağlar. Aralarında kalan gerçek anlaşmazlık, bu eğilimlerin nasıl-bilgisinin kendisi mi olduğu, yoksa önermesel bir içeriği belirli bir biçimde kavramanın koşulu mu olduğudur. Bu anlaşmazlık sınama pratiğini çoğu durumda değil, sınırda ayırır. Ders Ç1.2, metafizik tartışma hangi yöne çıkarsa çıksın beceriyi icranın sınayacağını varsaymıştı; bu ders o varsayımı inceltiyor. İki görüş de tipik durumlarda eğilimlerin kanıtına bakar: icraya, hata düzeltmeye, uyarlamaya. Ama yapamayanın bilgisinde, örneğin kayak öğretmeninde, ayrışırlar: entelektüalist başkasının icrasını teşhis edip sözle düzeltebilmeyi yeterli kanıt sayar, yetenekçi ise bunu ancak ek bir eğilim olarak, kendi icrasının yerine geçmeyen bir kanıt olarak görür.

Argümanın ilk dört öncülü, Ders Ç0.9'daki karşı-örnek yönteminin bir tartışmaya nasıl uygulandığını gösteriyor. Sade bir tanım önerilir, karşı-örnekle düşer, daha karmaşık bir tanım önerilir. Burada ilginç olan, bu sürecin iki taraf için de aynı yöne gitmesidir. Yetenekçi taraf, anlık yetenekten karmaşık eğilimlere geçer; entelektüalist taraf, çıplak önermeden pratik kiple kavranan önermeye geçer. İki taraf da karşı-örneklerden kaçmak için karşı tarafın vurguladığı unsuru kendi kuramına alır, ama farklı bir statüyle: yetenekçi, eğilimlerin zekâ ve uyarlama içerdiğini kabul ederek, eylemin kör bir alışkanlık olmadığını söyler; entelektüalist ise pratik kipin eğilimler gerektirdiğini kabul ederek, bilginin yalnızca zihinde duran bir içerik olmadığını söyler; ama eğilimleri bilginin kurucu öğesi olarak değil, onun bir gerekliliği olarak alır.

Beşinci öncül argümanın merkezidir. Stanley ve Williamson pratik sunuş kipinin ne olduğunu ayrıntılı biçimde açıklamaz; ama onun eğilimler gerektirdiğini açıkça kabul ederler. Bu, onların görüşünü Ryle'ın görüşünden ayıran mesafeyi daraltır. Geriye kalan soru metafizik bir sorudur: nasıl-bilgisinin özü, bu eğilimlerin kendisinde mi, yoksa bu eğilimlerin mümkün kıldığı önermesel kavrayışta mı yatar? Bu soru gerçek bir sorudur ve zihin felsefesi için önemli sonuçları vardır. Ama epistemolojinin pratik sorusu, yani birinin bir şeyi yapmayı bilip bilmediğini nasıl anlayacağımız, tipik durumlarda bu metafizik sorudan bağımsız olarak cevaplanabilir; bağımlı hâle geldiği yer, kişinin artık yapamadığı sınır durumlarıdır.

En tartışmalı öncül: Beşinci öncül. İki farklı yönden tartışmalıdır. Bir yandan, entelektüalistler pratik kipin eğilim gerektirmesinin, nasıl-bilgisinin eğilimlerden ibaret olduğu anlamına gelmediğini haklı olarak vurgular: birinci kişi kavrayışı da belirli eğilimler gerektirir, ama birinci kişi bilgisi yine de önermesel bilgidir. Öbür yandan, eleştirmenler pratik kipin bağımsız bir açıklamasının hiç verilmediğini, kipin yalnızca "nasıl-bilgisine sahip olmanın kipi" olarak tanımlandığını ve bu yüzden açıklamanın döngüsel olduğunu savunur. John Koethe 2002'de yayımlanan bir makalesinde bu tür bir eleştiri geliştirdi. Bu iki itiraz birbirine zıt yönlerde çeker: biri öncülün entelektüalizme fazla yüklendiğini, öbürü entelektüalizmi fazla hafife aldığını söyler. Dersin sonucu, iki itirazın hangisi kabul edilirse edilsin, ayakta kalan pratik bir iddiadır: nasıl-bilgisi eğilimlerin kanıtıyla sınanır.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Ryle'ın gerileme argümanı entelektüalizmi zaten çürütür

Ryle'ın argümanı açıktır. Önermesel bilgiyi bir eylemde kullanmak, o önermeyi bir şekilde zihinde işlemeyi gerektirir. Bu işlem de daha iyi ya da daha kötü yapılabilen bir iştir, yani bir nasıl-bilgisi gerektirir. Nasıl-bilgisi önermesel bilgiyse, bu yeni nasıl-bilgisi de bir önermenin işlenmesini gerektirir ve gerileme başlar. Stanley ve Williamson'ın güçlü entelektüalizmi bu gerilemeden kaçamaz, çünkü ne kadar inceltilirse inceltilsin, sonunda bir önermenin eylemde nasıl kullanıldığını açıklamak zorundadır.

Cevap: Stanley ve Williamson'ın cevabı, gerilemenin gizli bir öncüle dayandığıdır. Ryle'ın argümanı, önermesel bilgiyi her kullanışın niyetli (intentional) bir önermeyi düşünme eylemi olduğunu varsayar. Stanley ve Williamson bu varsayımı reddeder: önermesel bilgi bir eylemde kendini gösterebilir, ama bu gösterim her zaman ayrı bir düşünme eylemini gerektirmez. Carl Ginet'in 1975'teki örneğine benzer bir durum düşün: bir kapıyı açtığında, kapı kolunun aşağı itilince açılacağını bilirsin ve bu bilgi eyleminde kendini gösterir; ama kapıyı açmadan önce "kapı kolu aşağı itilince açılır" önermesini düşünmezsin. Gerileme ancak her bilgi kullanımı ayrı bir eylem olsaydı başlardı. Bu cevap güçlüdür ve bu cevap literatürde geniş kabul gördü, ama ona karşı çıkanlar da var; örneğin Alva Noë 2005'te yayımlanan bir makalesinde Ryle'ın argümanını yeniden savundu. Ama cevabın bir bedeli vardır: entelektüalist, önermesel bilginin eylemde ayrı bir düşünme olmadan nasıl kendini gösterdiğini açıklamak zorundadır ve bu açıklamanın, Ryle'ın eğilimlerine çok benzeyen bir şey olması muhtemeldir. Gerileme argümanı bu yüzden entelektüalizmi çürütmez, ama onu, Argüman bölümünün beşinci öncülünde gördüğümüz yere, yani eğilimleri kabul eden bir entelektüalizme doğru iter.

İtiraz 2: Dilbilimsel argüman İngilizceye bağlıdır

Stanley ve Williamson'ın dilbilimsel argümanı, İngilizcedeki "know how to" yapısının soru tümleçli yapılarla aynı sözdizimine sahip olmasına dayanır. Ama bu, İngilizcenin bir özelliğidir. Türkçede nasıl-bilgisinin en doğal ifadesi "yüzmeyi biliyorum" cümlesidir ve bu bir soru tümleci değil, bir isim-fiil yapısıdır. Türkçede soru tümleçli bir karşılık da kurulabilir, "nasıl yüzüleceğini biliyorum", ama bu cümle "yüzmeyi biliyorum" cümlesiyle aynı şeyi söylemez: yüzme tekniklerini kitaptan öğrenmiş ama suya hiç girmemiş biri birinciyi söyleyebilir, ikinciyi söyleyemez. Bir felsefi tezi tek bir dilin dilbilgisine dayandırmak, Ders Ç1.2'nin İtiraz 1'inde uyardığımız hatadır.

Cevap: Bu itirazın literatürde bir karşılığı vardır. İngiliz filozof Ian Rumfitt, 2003'te yayımlanan "Savoir Faire" adlı makalesinde, Fransızca, Rusça ve Eski Yunanca gibi dillerde nasıl-bilgisi atıflarının çoğu zaman bir soru tümleciyle değil, bir mastar yapısıyla ifade edildiğini savunarak Stanley ve Williamson'ın dilbilimsel argümanına benzer bir eleştiri yöneltti. Fransızcadaki "savoir nager" yapısı, Türkçedeki "yüzmeyi bilmek" yapısına yakındır. Entelektüalistlerin olası cevabı, yüzey sözdiziminin değil, anlambilimsel yapının önemli olduğudur: farklı diller aynı anlamı farklı yüzey yapılarıyla ifade edebilir. Bu cevap ilke olarak mümkündür, ama bedeli ağırdır: dilbilimsel argümanın çekiciliği, felsefi tezin dilbilimin bağımsız sonuçlarından çıkmasıydı. Anlambilimsel yapının yüzey yapıdan farklı olduğunu kabul etmek, argümanı bağımsız kanıt olmaktan çıkarır ve onu, zaten savunulmak istenen tezin bir varsayımına dönüştürme riski taşır. Stanley ve Williamson ise Türkçe örneğe kendi araçlarıyla bir cevap verebilir: "nasıl yüzüleceğini" yapısı, kişisiz biçimiyle, genel okumayı (herhangi biri için yüzmenin bir yolu), "yüzmeyi" yapısı ise kişinin kendisini içeren okumayı (kendisi için bir yol) dile getiriyor olabilir; bu iki okumayı makalelerinde İngilizce için zaten ayırıyorlar. Bu cevap Türkçe örneğin itiraz gücünü azaltır, ama dilbilimsel argümanın bağımsız kanıt olma iddiasını kurtarmaz. Türkçenin bu iki cümle arasında yaptığı ayrım ise bu dersin aracına doğrudan bir ipucu sağlıyor: Beceri-Önerme Testi'nin ikinci adımı, tam olarak bu iki cümle arasındaki farkı sorar.

İtiraz 3: Nasıl-bilgisi Gettier vakalarına kapalıdır

Ders Ç1.11'de göreceğimiz Gettier vakaları, gerekçeli doğru inancın bilgi olmadığı durumlardır: kişi doğru bir şeye iyi bir gerekçeyle inanır, ama doğruluk ile gerekçe arasındaki bağ bir şans eseridir. Önermesel bilgi bu tür vakalara açıktır. Nasıl-bilgisi ise açık görünmüyor. Ted Poston (2009) ve Yuri Cath (2011), nasıl-bilgisinin Gettier şansından sağ çıktığını savundu. Cath'in örneğinde biri, yazarının bilerek yanlış talimatlarla doldurduğu bir el kitabından, tesadüfen doğru kalmış tek talimatla bir ampulü değiştirmeyi öğrenir; ve bu kişi, sezgilere göre, ampul değiştirmeyi bilir. Nasıl-bilgisi Gettier vakalarına önermesel bilgiden farklı tepki veriyorsa, ikisi aynı tür olamaz.

Cevap: Bu itiraz güçlüdür ve henüz Gettier vakalarını görmediğimiz için burada yalnızca yapısını ortaya koyabiliriz. Entelektüalistlerin cevabı ikiye ayrılır. Stanley ve Williamson daha 2001'de kendi Gettier vakalarını kurdular: sahtekâr bir eğitmenden tesadüfen doğru ders alan bir uçuş simülatörü öğrencisi, onlara göre uçmayı bilmez. Stanley 2011'de ikinci bir yol önerdi: önermesel bilginin bazı türleri, örneğin soru tümleçli bilgi de, bu tür şansa çoğu zaman dayanıklıdır; öyleyse şansa dayanıklılık nasıl-bilgisini önermesel bilgiden ayırmaz. Sezgilerin bu durumlarda karışık olduğunu gösteren deneysel çalışmalar da var; örneğin J. Adam Carter, Duncan Pritchard ve Joshua Shepherd'in 2019'da yayımlanan çalışması. Bazıları ise pratik sunuş kipinin, Gettier şansını önemsiz kılan bir koşul getirdiğini düşünür: bir yolu pratik olarak kavramak, o yolun kaynağından bağımsız olarak sana açık bir bağ kurar. Her iki cevap da tartışmalıdır. Itirazın bu dersin argümanı için önemi şudur: nasıl-bilgisi Gettier vakalarına kapalıysa, bu, nasıl-bilgisinin başarı koşulunun önermesel bilgiden farklı olduğunu, yani bir yolun gerçekten işe yaradığının ve kişinin onu güvenilir biçimde uygulayabildiğinin yeterli olduğunu gösterir. Bu, Argüman bölümünün sonucunu destekler: nasıl-bilgisinin sınanması, eğilimlerin, yani güvenilir uygulamanın kanıtına dayanır. Gettier vakaları ile nasıl-bilgisi arasındaki ilişkiye, Gettier vakalarını gördükten sonra Ders Ç1.12'de dönmek mümkün olacak.

İtiraz 4: Bilişsel bilim iki ayrı bellek sistemi buldu

Sinirbilim, uzun süreli belleğin en az iki ayrı sistemden oluştuğunu gösterdi: olguları ve olayları saklayan bildirimsel (declarative) bellek ve becerileri ve alışkanlıkları saklayan işlemsel (procedural) bellek. Bu iki sistem farklı beyin yapılarına dayanır ve birinin hasar görmesi öbürünü etkilemeyebilir. Bu bulgu, Ryle'ın tür ayrımının bilimsel bir doğrulamasıdır: önermesel bilgi bildirimsel bellekte, nasıl-bilgisi işlemsel bellekte yaşar. Felsefecilerin sözdizimi tartışmaları, beyin hakkındaki bu olgu karşısında önemsizdir.

Cevap: Bu itiraz, Örnekler bölümünde ayrıntılı göreceğimiz gerçek bir bulguya dayanıyor ve yetenekçi görüşün en güçlü dayanaklarından biri sayılır. Ama iki sorunu var. Birincisi, bellek sistemleri ile bilgi türleri arasındaki eşleşme kendiliğinden açık değildir. İşlemsel bellek, motor alışkanlıkları ve becerileri saklar; ama nasıl-bilgisi, Ryle'ın kendisinin vurguladığı gibi, kör alışkanlıktan ibaret değildir, hata düzeltme ve uyarlama içerir. Bu uyarlama da büyük olasılıkla bildirimsel belleği kullanır. Jason Stanley ve sinirbilimci John Krakauer, 2013'te yayımlanan ortak bir makalede, motor becerilerin olgulara dair bilgiye de dayandığını, yani becerinin yalnızca işlemsel bellekte yaşamadığını savundu. İkincisi, entelektüalist, önermesel bilginin farklı biçimlerde saklanabileceğini kabul edebilir: pratik kip altında kavranan bir önerme, beyinde bildirimsel bir olgudan farklı bir biçimde kodlanabilir. Bilişsel bilimin bulguları tartışmayı bilgilendirir, ama bu bulguların hangi felsefi teze kanıt olduğu, bulguların kendisinden okunamaz; Ders Ç1.1'de doğallaştırılmış epistemoloji üzerine söylediğimiz gibi, betimleyici bulgular normatif ve kavramsal soruları tek başına çözmez.

İtiraz 5: Pratik sunuş kipi bir adlandırmadan ibarettir

Stanley ve Williamson torun karşı-örneğinden kaçmak için pratik sunuş kipini öneriyor. Ama bu kipin ne olduğunu bağımsız olarak açıklamıyorlar. Anneanne ile torun arasındaki fark nedir? "Anneanne önermeyi pratik kip altında kavrıyor." Pratik kip nedir? "Bir yolu, kendin uygulayabileceğin bir yol olarak düşünmek." Bu, yalnızca "anneanne yufka açmayı biliyor" demenin başka bir yoludur. Açıklanması gereken şey, açıklamanın içine gizlenmiş durumda. Entelektüalizm bu kip olmadan çöker, bu kiple ise boş kalır.

Cevap: Bu, entelektüalizme yöneltilen en güçlü itirazdır ve Argüman bölümünün en tartışmalı öncülünde anılan Koethe'nin eleştirisinin özüdür; Stephen Schiffer'in 2002'de yayımlanan bir makalesi de benzer bir kaygı dile getirdi. Entelektüalistin cevabı, belirtisel kiplerle analojidir. Birinci kişi kipini de bağımsız olarak, yani "ben" kavramını kullanmadan tanımlamak çok zordur; ama bu, birinci kişi kipinin boş bir kavram olduğunu göstermez. Birinci kişi kipinin varlığını, onun davranışta yarattığı farklardan biliriz: John Perry'nin 1979'daki örneğinde süpermarketteki bir adam, yerdeki şeker izini görür ve dökeni uyarmak için izi takip eder; ancak torbası delik olanın kendisi olduğunu, "şekeri döken benim" diye kavradığında durup torbasını düzeltir. Pratik kipin de varlığını, onun eylemde yarattığı farklardan biliriz. Bu cevap itirazı tam olarak karşılamaz: belirtisel kiplerin ne olduğu da tartışmalıdır ve analoji, pratik kipin neden önermesel bilginin bir türü olduğunu, yalnızca bir eğilimler kümesi olmadığını göstermez. Ama cevap, itirazın "boş" suçlamasını zayıflatır: bir kavram tanımlanamasa bile, yarattığı farklar üzerinden incelenebilir. Bu, Argüman bölümünün sonucuyla da uyumludur: pratik kipin kanıtı, eğilimlerin kanıtıyla aynıdır.

Örnekler

Basit örnek: yufka

Giriş örneğine Beceri-Önerme Testi'ni uygulayalım. Torun ile anneanne arasındaki farkı, sözle aktarılabilen ve aktarılamayan parçalara ayırmak istiyoruz.

İlk adım, beceriyi tanımlamak: ince, yırtılmayan bir yufka açmak. İkinci adım, sözle aktarılabilen kısmı ayırmak: un ve suyun oranı, dinlenme süresi, oklavanın kalınlığı, hamurun yaklaşık inceliği. Bunların hepsi torunun defterinde var ve torun bunları biliyor. Üçüncü adım, sözle aktarılamayan kısmı aramak: hamurun kıvamının elle nasıl yoklanacağı, oklavaya sararken ne kadar bastırılacağı, hamurun nerede inceldiğinin nasıl fark edileceği, yırtılmak üzere olan bir hamurun nasıl kurtarılacağı. Anneanne bunları söylemeye çalışabilir: "Kulak memesi kıvamında olacak", "Hamurun altından ışık görünecek kadar." Ama bu sözler ancak tecrübeyle anlam kazanır; kulak memesi kıvamının ne olduğunu, hamura dokunarak öğrenirsin. Dördüncü adım, hata düzeltme sınaması: hamur yırtılmaya başladığında ne yapılır? Anneanne bunu fark eder ve düzeltir; torun yırtıldıktan sonra fark eder.

Bu örnekte iki görüş farklı açıklamalar verir. Yetenekçi görüş: torunun eksiği bir eğilimler kümesidir, eldeki duyarlılık ve hata düzeltme alışkanlığı; bunlar önermeler değildir. Güçlü entelektüalizm: torun önermeyi biliyor ama pratik kip altında kavramıyor; bu kipi edinmek, eğilimleri edinmeyi gerektirir. Pratik sonuç açısından iki görüş aynı şeyi söyler: torunun yufka açmayı öğrenmesi için deftere değil, anneannenin yanında hamura dokunmaya ihtiyacı var.

Orta örnek: ayrılan kıdemli mühendis

Bir yazılım şirketinin en kıdemli mühendisi ay sonunda ayrılıyor. Yıllardır şirketin en karmaşık sistemini o yönetiyor: bir sorun çıktığında nereye bakacağını, hangi uyarının önemsiz olduğunu, hangi değişikliğin sistemi bozacağını biliyor. Yönetim, ayrılmadan önce bütün bilgisini belgelemesini istiyor. Mühendis iki hafta boyunca ayrıntılı belgeler yazıyor. Ayrıldıktan üç ay sonra büyük bir arıza oluyor ve ekip, belgeleri okumasına rağmen sorunu günlerce çözemiyor.

Beceri-Önerme Testi ile bakalım. Belgelere giren kısım, sözle aktarılabilen kısımdır: sistemin mimarisi, bilinen sorunların listesi, yapılandırma ayarları. Bu kısım gerçek ve değerlidir. Belgelere girmeyen kısım ise hata düzeltme ve uyarlama kısmıdır: daha önce hiç görülmemiş bir arızada nereden başlanacağı, birbiriyle çelişen belirtilerden hangisine güvenileceği, bir hipotezin ne zaman bırakılacağı. Mühendis bunları yazmaya çalışsa da, yazdıkları ancak deneyimle anlam kazanan genel kurallar olur: "Önce en son değişikliğe bak." Ama hangi değişikliğin "en son" ve ilgili olduğu, deneyimle bilinir.

Bu örnek, tartışmanın pratik önemini gösteriyor. Yönetim, nasıl-bilgisini önermesel bilgi gibi ele aldı ve belgelenebilir sandı. Daha iyi bir strateji, mühendisin ayrılmadan önce ekiple birlikte gerçek sorunları çözmesi, yani bilginin icra içinde, gözetim altında aktarılmasıydı. Bu strateji, hangi felsefi görüş doğru olursa olsun iyi bir stratejidir: yetenekçi görüşe göre eğilimler ancak birlikte çalışarak edinilir; güçlü entelektüalizme göre pratik kip de ancak bu yolla kazanılır. Felsefi tartışma burada pratik bir yanılgıyı, belgelemenin her şeyi aktarabileceği yanılgısını teşhis etmeye yarıyor.

Gerçek hayat örneği: H.M. ve ayna çizimi

Nöropsikoloji tarihinin en çok incelenen hastalarından biri, uzun yıllar boyunca baş harfleriyle, H.M. olarak anılan Henry Molaison'dır. Molaison, ağır sara nöbetlerini tedavi etmek için 1953'te bir beyin ameliyatı geçirdi; ameliyatta beyninin her iki yanından iç şakak lobunun bazı kısımları, hipokampus dahil, alındı. Nöbetler azaldı, ama Molaison yeni olayları ve olguları uzun süreli belleğe kaydetme yetisini büyük ölçüde kaybetti. Kendisiyle defalarca görüşen araştırmacıları her seferinde ilk kez görüyormuş gibi karşılıyordu.

İngiltere doğumlu Kanadalı nöropsikolog Brenda Milner, 1960'ların başında Molaison'a bir ayna çizimi görevi verdi: bir yıldız şeklinin iki çizgisi arasında, elini yalnızca bir aynadaki yansımasından görerek, bir çizgi çizmek. Bu görev, ters dönmüş görsel geri bildirim yüzünden başlangıçta herkes için zordur. Molaison üç gün boyunca bu görevi tekrar etti ve performansı, sağlıklı kişilerdeki gibi, günden güne iyileşti. Ama her yeni oturumda, bu görevi daha önce hiç yapmadığını söylüyordu.

Bu bulgu, felsefi tartışma için çok çekicidir. Molaison, ayna çizimini yapmayı öğrenmişti, yani bir nasıl-bilgisi edinmişti; ama bu öğrenmeye dair hiçbir önermesel bilgisi, örneğin bu görevi daha önce yaptığına dair bir bilgisi yoktu. Yetenekçi görüş için bu, nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden bağımsız olarak edinilebileceğinin güçlü bir kanıtıdır. Entelektüalistin ilk cevabı kaynaktan gelir: Stanley ve Krakauer 2013'te Milner'in raporuna dikkat çeker; Molaison'a her oturumda görev sözle yeniden anlatıldı ve bu açık bilgi olmadan görevi niyetli olarak yapamazdı, yani becerinin bildirimsel bir bileşeni vardı. İkinci cevap, Molaison'un kaybettiği önermesel bilginin, öğrenme olayına dair bilgi olduğunu, çizimin nasıl yapılacağına dair bilgi olmadığını söyler: Molaison, w yolunun çizimin bir yolu olduğunu pratik kip altında öğrenmiş olabilir, ama bunu ne zaman öğrendiğini hatırlamaz. Bu cevap mantıksal olarak tutarlıdır. Ama yükünü pratik kipe bindirir ve İtiraz 5'teki sorunu yeniden gündeme getirir: Molaison'un edindiği şeyin önermesel olduğunu, onun eğilimlerindeki değişiklikten başka hangi kanıt gösterir? Bu örnek, iki görüşün gerçek anlaşmazlık noktasını, Argüman bölümünün sonucunda belirlediğimiz yeri, açıkça ortaya koyuyor.

Araç kartı: Beceri-Önerme Testi

Satırİçerik
Ne işe yararBir beceri iddiasını, sözle aktarılabilen önermesel parçalarına ve yalnızca icrayla, hata düzeltmeyle ve uyarlamayla gösterilebilen pratik parçalarına ayırır; nasıl-bilgisi tartışmasındaki iki görüşün bu iddia hakkında ne söyleyeceğini karşılaştırır.
Adımlar1) Beceriyi tek bir başarı ölçütüyle tanımla. 2) "F yapmayı bilmek" ile "F'nin nasıl yapılacağını bilmek" cümlelerini ayır: ikincisini bilip birincisini bilmeyen biri olabilir mi? 3) Sözle aktarılabilen parçaları listele: bir başkası bunları yalnızca okuyarak öğrenebilir mi? 4) Aktarılamayan parçaları ara: hata düzeltme, uyarlama, duyarlılık. 5) Karşılıklı koşullunun iki yönünü sına: beceriyi bilip yapamayan, yapıp bilmeyen biri düşünülebilir mi? 6) İki görüşün açıklamasını yan yana yaz ve pratik sonuçlarının ayrışıp ayrışmadığını belirle.
Ne zaman kullanılırBir becerinin nasıl öğretileceğine ya da belgeleneceğine karar verirken; bir uzmanın bilgisinin aktarılabilir olup olmadığını değerlendirirken; nasıl-bilgisine dair felsefi bir argümanı sınarken.
SınırıTest, iki görüşün pratik sonuçlarını karşılaştırır ama aralarındaki metafizik soruyu, yani nasıl-bilgisinin özünün eğilimlerde mi önermesel kavrayışta mı yattığını çözmez. Aktarılamayan parçaları bulmak, onların önermesel olmadığını kanıtlamaz.
5K kapısıKarşı-görüş

Özet

  • Yetenekçi görüş (Ryle) nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden farklı bir tür olduğunu ve eğilimlerle açıklandığını savunur; entelektüalizm (Stanley ve Williamson) onun önermesel bilginin bir türü olduğunu savunur.
  • Ryle'ın gerileme argümanı, her akıllıca eylem bir önermenin önceden düşünülmesini gerektirseydi, hiçbir eylemin başlayamayacağını söyler; Stanley ve Williamson, bilgi kullanımının her zaman ayrı bir düşünme eylemi gerektirmediğini söyleyerek cevap verir.
  • Yetenekçi görüşün sade biçimi, iki yönlü karşı-örneklerle düşer: yapamadan bilmek ve bilmeden yapmak.
  • Entelektüalizmin sade biçimi de düşer: tarifi bilen ama işi yapamayan kişi; güçlü entelektüalizm bunu pratik sunuş kipi ile engeller.
  • Dilbilimsel argüman İngilizcenin yüzey yapısına dayanır; Türkçedeki "yüzmeyi bilmek" ile "nasıl yüzüleceğini bilmek" ayrımı ve Rumfitt'in eleştirisi bu argümanı zayıflatır.
  • Pratik kipin bağımsız bir açıklaması verilmediği için döngüsellik itirazı, entelektüalizmin en ciddi sorunudur.
  • İki görüşün güçlü biçimleri de nasıl-bilgisini karmaşık eğilimlere bağlar; tipik durumlarda beceri iddiaları icra, hata düzeltme ve uyarlamayla sınanır. Ayrıştıkları yer sınır durumlarıdır: yapamayanın bilgisinde entelektüalist sözlü teşhisi yeterli kanıt sayar.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Ryle, The Concept of Mind'ın ikinci bölümünde gerileme argümanını şöyle koyar:

Entelektüalist efsaneye yöneltilecek belirleyici itiraz şudur. Önermeleri değerlendirmek de kendi başına, az ya da çok akıllıca, az ya da çok aptalca yürütülebilen bir işlemdir. Ama herhangi bir işlemin akıllıca yürütülebilmesi için önce kuramsal bir işlemin yapılması ve akıllıca yapılması gerekseydi, herhangi birinin bu çemberin içine girmesi mantıksal olarak imkânsız olurdu.

Alıntının ikinci cümlesi argümanın kilit öncülüdür: önermeleri düşünmek de bir beceridir, akıllıca ya da aptalca yapılabilir. Üçüncü cümle sonucu verir: entelektüalizm doğruysa, her akıllıca eylem önceden akıllıca bir düşünmeyi gerektirir ve bu düşünme de bir öncekini gerektirir. Ryle "çember" kelimesini kullanıyor; argümanın yapısı, Kavramlar bölümünde gördüğümüz gibi, bir sonsuz gerilemedir, ama Ryle'ın vurgusu, bu gerilemenin hiçbir başlangıç noktası bırakmamasıdır. Dikkat edilmesi gereken, Ryle'ın hedef aldığı görüşün ifadesidir: "önce kuramsal bir işlemin yapılması". Ryle'ın hedefi, nasıl-bilgisinin içeriğinin önermesel olduğu görüşü değil, akıllıca eylemden önce ayrı bir kuramsal işlemin gerektiği görüşüdür. Stanley ve Williamson'ın cevabı tam bu farka dayanır.

Stanley ve Williamson, 2001 makalelerinin girişinde kendi tezlerini şöyle özetler:

Nasıl-bilgisi, basitçe, önermesel bilginin bir türüdür.

Bu kısa cümle, Ryle'dan bu yana yaygın kabul gören bir görüşe açık bir meydan okumaydı. "Basitçe" kelimesi önemlidir: Stanley ve Williamson, nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden farklı bir ek unsur içermediğini, önermesel bilginin bir alt türü olduğunu söylüyorlar. Ama aynı makalede pratik sunuş kipini getirmeleri, bu "basitçe" ifadesinin ne kadar taşıyabileceği sorusunu doğurdu. Pratik kip bir ek unsur değil midir? Stanley ve Williamson'a göre değildir, çünkü sunuş kipleri önermesel bilginin zaten sahip olduğu bir özelliktir: aynı önermeyi farklı kiplerle bilebilirsin. Eleştirmenlere göre ise pratik kip, Ryle'ın eğilimlerinin yeni bir adıdır. İki metin yan yana okunduğunda, tartışmanın Ryle'ın "önce" kelimesi ile Stanley ve Williamson'ın "basitçe" kelimesi arasında yürüdüğü görülüyor.

Teknik ayrıntı

Gerilemenin yeniden kuruluşu. Stanley ve Williamson, Ryle'ın argümanını iki öncül üzerinden yeniden kurar. Birinci öncül: biri F yaptığında, F yapmayı bilmeyi kullanır. İkinci öncül: biri p önermesine dair bilgisini kullandığında, p önermesini düşünür. Entelektüalist tez, F yapmayı bilmenin bir p önermesini bilmek olduğunu söylerse, F yapmak p'yi düşünmeyi gerektirir; p'yi düşünmek de bir eylem olduğu için, birinci öncüle göre p'yi düşünmeyi bilmeyi kullanmayı gerektirir; bu da yeni bir önermeyi düşünmeyi gerektirir ve gerileme başlar. Stanley ve Williamson'ın gözlemi, iki öncülün birlikte her eylem için doğru olamayacağıdır. Birinci öncül yalnızca niyetli eylemler için doğrudur. İkinci öncül, "düşünmek" niyetli bir eylem diye okunursa yanlıştır, çünkü bilgi bir eylemde ayrı bir niyetli düşünme olmadan kendini gösterebilir; niyetsiz bir işlem diye okunursa doğru olabilir, ama o zaman birinci öncül ona uygulanmaz ve gerileme başlamaz. İki öncülü birlikte doğru kılan tek bir okuma yoktur; Stanley ve Williamson'ın deyişiyle argüman sağlam değildir. Hangi öncül zayıflatılırsa zayıflatılsın, gerileme durur. Bu yeniden kuruluş, Ders Ç0.2'de gördüğümüz gizli öncül çıkarma yönteminin bir uygulamasıdır: argümanın açık hâle getirilmesi, hangi öncülün tartışmalı olduğunu ortaya koyar.

Gömülü soru çözümlemesi ayrıntısı. Stanley ve Williamson'ın dilbilimsel çözümlemesinde, "Hannah knows how to ride a bicycle" cümlesindeki "how to ride a bicycle" kısmı, örtük bir özne içeren bir soru tümleci olarak çözümlenir. Bu örtük öznenin yorumu, cümlenin anlamını belirler: Hannah'nın kendisinin bisiklete nasıl binebileceği mi, yoksa genel olarak bisiklete nasıl binileceği mi? Stanley ve Williamson iki yorumun da var olduğunu kabul eder, ama nasıl-bilgisi için birinci yorumu, öznenin kendisini içeren yorumu esas alır. Bu teknik ayrıntı önemlidir, çünkü birinci kişi kipine yapılan benzetmenin dilbilimsel dayanağını oluşturur: bir yolun "benim için" bir yol olduğunu bilmek, kendimi birinci kişiden kavramamı gerektirir. Türkçenin "yüzmeyi bilmek" yapısında bu örtük özne, isim-fiilin öznesi olarak yine vardır: yüzen, bilen kişidir. Bu, Türkçenin de birinci kişi yorumunu desteklediğini, ama bunu bir soru tümleci olmadan yaptığını gösteriyor.

Karşılıklı koşullunun iki yönü. Argüman bölümünün ikinci öncülündeki karşı-örnekler iki ayrı yöne işler. Kayak öğretmeni ve piyanist örnekleri, Stanley ve Williamson'ın 2001 makalesinde yer alır ve "F yapmayı bilen F yapabilir" yönüne karşıdır. Şans eseri başarı örneği ise "F yapabilen F yapmayı bilir" yönüne karşıdır. Bu ikinci yön için daha ilginç örnekler de tartışıldı: bir hareketi yanlış bir kurala inanarak ama doğru biçimde yapan bir sporcu, hareketi yapabilir ama onu yapmayı bildiği tartışmalıdır. Yetenekçi bu karşı-örneklere iki yoldan cevap verebilir: yeteneği daha geniş tanımlayarak (piyanist, uygun bir bedende çalma yeteneğini korur) ya da karşılıklı koşulluyu bırakıp yalnızca tipik durumlar için bir bağ öne sürerek. Ryle görüşünü bir karşılıklı koşullu olarak formüle etmedi; Stanley ve Williamson onu "nasıl-bilgisi atfı yalnızca yetenek atfeder" diye okudu, ama bu okuma tartışmalıdır ve Ryle'ın çok yönlü eğilim vurgusu ikinci yola daha yakındır.

Sezgiler ve deney. Karşı-örneklerin gücü, sıradan insanların bu durumlarda ne söyleyeceğine dair sezgilere dayanır. John Bengson, Marc Moffett ve Jennifer Wright 2009'da yayımlanan bir çalışmada bu sezgileri deneysel olarak sınadı ve katılımcıların büyük kısmının, kayak öğretmeni türünden durumlarda, yetenek olmadan nasıl-bilgisi atfettiğini buldu: yaklaşık 190 katılımcının beşte dördü öğretmenin hareketi yapmayı bildiğini ama yapamadığını söyledi. Bu bulgu, sade yetenekçi görüşe karşı karşı-örneklerin, yalnızca filozofların değil sıradan konuşucuların sezgilerine de dayandığını gösterir. Ders Ç0.9'da tartıştığımız gibi, sıradan konuşucuların sezgileri bir felsefi tezi tek başına doğrulamaz; anket bulgusu, karşı-örneğin yalnızca filozoflara özgü olmadığını gösterir.

Güncel tartışma

Beceri ve bilgi bilimi. Stanley ve Krakauer'in 2013 makalesi, tartışmayı felsefeden motor kontrol bilimine taşıdı. Yazarlar, beceri öğrenmenin yalnızca hareketlerin ince ayarından ibaret olmadığını, hangi hareketin hangi koşulda seçileceğine dair bilgiyi de içerdiğini savundu; bu bilginin önemli bir kısmı açıkça öğretilebilir ve sözle aktarılabilir. Bu görüş, beceriyi gündelik dildeki "kas belleği"ne indirgemeyi yetersiz bulur: beceri, bir hareket repertuvarı ile bu repertuvardan seçim yapmayı sağlayan bilginin birleşimidir. Karşı taraf, özellikle Hubert Dreyfus'un geleneğini izleyenler, uzmanlığın en ileri aşamasında kuralların ve olguların bilinçli kullanımının ortadan kalktığını, uzmanın durumu doğrudan "gördüğünü" savunur. Dreyfus'un beceri edinme modeli Ders P5.2'de işlenecek. İki görüş arasındaki tartışma, bu dersin metafizik sorusunun deneysel bir karşılığıdır: uzman bir icrada önermesel bilginin rolü nedir?

Yapay sistemler ve nasıl-bilgisi. Yapay öğrenme sistemlerinin yükselişi tartışmaya yeni bir boyut ekledi. Bir robot kolu, milyonlarca deneme yoluyla bir nesneyi kavramayı öğrenebilir; ama öğrendiği şey, açık kurallar olarak değil, bir sinir ağının ağırlıklarında saklanır. Bu sistem nesneyi kavramayı "biliyor" mu? Yetenekçi görüş, sistemin güvenilir ve uyarlanabilir biçimde kavrayabiliyorsa bir tür nasıl-bilgisine sahip olduğunu söylemeye daha yatkındır. Entelektüalist ise, sistemin pratik kip altında bir önermeyi kavrayıp kavramadığını sormak zorundadır ve bu soru, sistemin bir zihni olup olmadığı sorusuna bağlanır. Büyük dil modelleri ise ters yönde ilginç bir durum yaratır: bir dil modeli, bir programın nasıl yazılacağını sözle ayrıntılı biçimde anlatabilir ve çoğu zaman programı da yazabilir; ama yazdığı programdaki bir hatayı her zaman fark edemez. Ryle'ın ölçütüne göre, hata düzeltme ve uyarlama eğilimleri olmadan, anlatabilmek ve bir kez yapabilmek nasıl-bilgisi için yetmez. Yapay sistemlerin bilgi sahibi olup olmadığı sorusu Ders P3.12 ve Ders P3.13'te işlenecek.

Eğitimde iki model. Tartışmanın bir başka güncel uzantısı eğitimdedir. Mesleki eğitimde, açık bilginin önce öğretilip sonra uygulandığı model ile becerinin baştan icra içinde, bir ustanın gözetiminde edinildiği çıraklık modeli arasındaki gerilim, felsefi tartışmanın kurumsal bir yansımasıdır. Güçlü entelektüalizm ile güçlü yetenekçi görüş arasındaki yakınlaşma, bu iki modelin de tek başına yetersiz olduğunu ve iyi bir eğitimin açık bilgiyi ve gözetimli icrayı birlikte kullanması gerektiğini düşündürür.

Pratik: Çözümlü örnek

İddia: "Bir hemşire, damar yolu açmayı biliyor."

Adım 1, beceriyi tanımla. Başarı ölçütü: hastaya en az acıyla, ilk ya da ikinci denemede, damar dışına sızıntı olmadan bir damar yolu açmak.

Adım 2, iki cümleyi ayır. "Damar yolu açmayı bilmek" ile "damar yolunun nasıl açılacağını bilmek" farklı mı? Evet. Bir tıp öğrencisi, ders kitabından işlemin bütün adımlarını öğrenmiş olabilir, yani damar yolunun nasıl açılacağını bilebilir; ama hiç gerçek bir hastada denememişse, damar yolu açmayı bilmez. Bu ayrım, İtiraz 2'de Türkçenin işaret ettiği ayrımın kendisidir.

Adım 3, sözle aktarılabilen parçalar. Hangi damarın tercih edileceği, iğnenin hangi açıyla sokulacağı, turnikenin ne zaman çözüleceği, enfeksiyon önleme adımları. Bunlar bir ders kitabında yazılıdır ve okuyarak öğrenilebilir.

Adım 4, aktarılamayan parçalar. Görünmeyen bir damarı parmak uçlarıyla bulmak, iğnenin damara girdiği anı elde hissetmek, yaşlı bir hastanın kırılgan damarında baskıyı ayarlamak, ilk deneme başarısız olduğunda neyin yanlış gittiğini fark etmek. Bunlar sözle tarif edilebilir ama tarif, ancak yüzlerce deneme sonrasında anlam kazanır.

Adım 5, karşılıklı koşulluyu sına. Damar yolu açmayı bilip açamayan biri düşünülebilir mi? Evet: eli kırılmış deneyimli bir hemşire, bir öğrenciye adım adım rehberlik ederek işlemi yaptırabilir. Damar yolu açabilip bunu bilmeyen biri düşünülebilir mi? Evet: bir acemi, şans eseri bir kez kolay bir damara isabet edebilir, ama bunu tekrarlayamaz ve neyi doğru yaptığını bilmez.

Adım 6, iki görüşü karşılaştır. Yetenekçi görüş: hemşirenin nasıl-bilgisi, çok çeşitli hastalarda ve koşullarda damar yolunu başarıyla açma ve hataları düzeltme eğilimlerinden oluşur. Güçlü entelektüalizm: hemşire, damar yolu açmanın belirli bir yolunu, kendisi için bir yol olarak pratik kip altında bilir. Pratik sonuç: iki görüş de hemşirenin yetkinliğinin, gözetim altında çok sayıda başarılı uygulamayla sınanması gerektiğini söyler. Bu, hastanelerin yeni hemşireler için uyguladığı gözetimli uygulama dönemlerinin gerekçesidir ve hangi görüş doğru olursa olsun bu gerekçe değişmez. İki görüş ancak Adım 5'teki eli kırık hemşirede ayrışır: entelektüalist, onun öğrenciye adım adım rehberlik edip hataları düzeltebilmesini nasıl-bilgisinin yeterli kanıtı sayar; yetenekçi ise bu rehberliği ayrı bir öğretme eğilimi olarak görür ve hemşirenin damar yolu açmayı hâlâ bildiği iddiasını, eli iyileştiğinde yeniden sınanacak bir iddia olarak bırakır.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu iki cümle arasındaki farkı Beceri-Önerme Testi'nin ikinci adımıyla açıkla: "Ali araba kullanmayı biliyor." ve "Ali arabanın nasıl kullanılacağını biliyor." Birini doğru, öbürünü yanlış kılan bir durum betimle.
  2. Ryle'ın gerileme argümanını, Stanley ve Williamson'ın yeniden kuruluşundaki iki öncülle yaz. Sonra hangi öncülü reddetmenin daha makul olduğunu bir gündelik örnekle savun.
  3. Bir satranç ustasının oyunu, büyük ölçüde açılışlara, oyun sonlarına ve taktik kalıplara dair açıkça öğrenilmiş bilgiye dayanır; ama ustalar çoğu zaman bir hamlenin "doğru hissettirdiğini" söyler. Bu durum yetenekçi görüşü mü, güçlü entelektüalizmi mi destekler? Gerekçeli cevap ver.
Cevapları göster
  1. İkinci cümle, araba kullanmanın adımlarına dair önermesel bilgi bildirir: vitesin nasıl değiştirileceği, frenin nerede olduğu, trafik kuralları. Birinci cümle ise bir beceri bildirir. Durum: sürücü kursunun kuramsal derslerini bitirmiş ama direksiyona hiç geçmemiş biri, ikinci cümleyi doğru, birinciyi yanlış kılar. Tersini kurmak ise zordur: araba kullanabilen biri hakkında "arabanın nasıl kullanılacağını biliyor" demek de genellikle doğrudur. Bu asimetri, testin ikinci adımının tek yönlü işlediğini gösterir: önermesel bilgi becerisiz olabilir, ama beceri, en azından genel okumada, ona eşlik eden önermesel bilgiyi çoğu zaman getirir.
  2. Birinci öncül: biri F yaptığında, F yapmayı bilmeyi kullanır. İkinci öncül: biri p önermesine dair bilgisini kullandığında, p önermesini düşünür. İkinci öncülü reddetmek daha makuldür. Örnek: sabah çay demlerken suyun kaynadığında demliğe döküleceğini bilirsin ve bu bilgi eyleminde kendini gösterir; ama çayı demlerken bu önermeyi zihninde düşünmezsin. Bilgi kullanımı her zaman bir düşünme eylemi değildir. Bu, Stanley ve Williamson'ın cevabıdır; ama dikkat: bu cevap, bilginin eylemde düşünülmeden nasıl kendini gösterdiğini açıklamayı borç olarak bırakır.
  3. Durum iki görüşe de malzeme verir ve bu yüzden tartışmanın Argüman bölümünde belirlenen düğüm noktasını gösterir. Açıkça öğrenilmiş bilginin büyük rolü, Stanley ve Krakauer'in görüşünü, yani becerinin olgulara dair bilgiye dayandığını destekler. "Doğru hissettirme" ise Dreyfus geleneğinin vurguladığı, kuralların bilinçli kullanımının yerini alan doğrudan kavrayışı destekler. Güçlü entelektüalist, bu hissin açık bilginin pratik kip altında kavranmasının bir sonucu olduğunu söyleyebilir; yetenekçi ise bu hissin, önermelere indirgenemeyen bir eğilim olduğunu. Gözlemin kendisi iki yorumu da ayırt etmez; ayırt edici olan, ustanın hissinin ne zaman ve neden yanıldığına dair daha ayrıntılı bir incelemedir.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Beceri: bağlama çalmak. Zayıf çalışma: "Bağlama çalmak hissetmektir, kurallarla olmaz. Ama kurallar da önemlidir. İki görüş de haklı." Bu çalışma iki görüşü de sınamadan uzlaştırıyor. Güçlü çalışma: yetenekçi argüman, perdeler arasındaki geçişlerde parmakların, açıkça hiç düşünülmeyen bir kas koordinasyonuyla hareket ettiğini, bu koordinasyonun sözle tarif edilemediğini ve yeni bir ezgide kendiliğinden uyarlandığını öncüller hâlinde gösterir. Entelektüalist argüman, aynı koordinasyonun "bu geçişin benim için yolu şu" biçiminde pratik bir kavrayış olduğunu, ustanın bir öğrencinin hatasını görüp sözle düzeltebilmesinin bu kavrayışın önermesel yanını gösterdiğini savunur. Hüküm: iki görüş de öğretimde ustanın gözetimi ve çok sayıda tekrar gerektiğini söyler; ayrıştıkları yer, bir öğretmenin açık açıklamalarının ne kadar yararlı olacağı tahminidir ve bu tahmin deneysel olarak sınanabilir.

ÖlçütNe aranır
İki güçlü biçimHer iki görüş sade değil, güçlü biçimiyle savunulmuş
Argüman yapısıHer iki argümanın öncülleri numaralandırılmış ve sonuçları öncüllerden çıkıyor
Ortak parçaİki argüman becerinin aynı parçasını açıklamaya çalışıyor
Pratik sonuçÖğretim için doğurdukları sonuçlar karşılaştırılmış ve ayrıştıkları yer belirlenmiş

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç1.2) Ders Ç1.2'deki icra sınaması ile bu dersin Beceri-Önerme Testi arasındaki fark nedir? Bu ders, icra sınamasını hangi yönden inceltti?
  2. (Ders Ç0.5) Yetenekçi görüşün sade biçimi bir karşılıklı koşulludur. Ders Ç0.5'te gördüğümüz karşılıklı koşullunun doğruluk koşulunu kullanarak, bu iddiayı çürütmek için neden tek bir yöne karşı-örnek bulmanın yettiğini açıkla.
  3. (Ders Ç0.9) Bu dersin Argüman bölümünde Ders Ç0.9'daki karşı-örnek yöntemi iki taraf için de nasıl işledi? Bu süreç, yöntemin bir sınırı hakkında ne gösteriyor?
Cevapları göster
  1. Ders Ç1.2'deki icra sınaması, bir bilgi iddiasının en iyi bir icrayla sınanıp sınanmadığını sorarak nasıl-bilgisini öbür türlerden ayırıyordu. Bu dersin testi, icra sınamasını iki yönden inceltti: birincisi, salt icranın değil hata düzeltme ve uyarlamanın da sınanmasını ekledi, çünkü şans eseri başarılı bir icra nasıl-bilgisi göstermez; ikincisi, "F yapmayı bilmek" ile "F'nin nasıl yapılacağını bilmek" arasındaki ayrımı açık bir adım olarak koydu.
  2. Karşılıklı koşullu, iki tarafı aynı doğruluk değerine sahip olduğunda doğru, farklı olduğunda yanlıştır. "S, F yapmayı bilir ancak ve ancak S, F yapabilir" iddiası, bir tarafın doğru öbürünün yanlış olduğu tek bir durumla yanlışlanır. Kayak öğretmeni, sol tarafın doğru sağ tarafın yanlış olduğu bir durumdur; bu tek durum karşılıklı koşulluyu çürütmeye yeter. Diğer yöne karşı-örnek ayrıca bulunursa, iki yönlü koşulların her biri de ayrı ayrı çürümüş olur.
  3. Karşı-örnek yöntemi, sade bir tanım önerip onu karşı-örnekle düşürmeyi ve daha karmaşık bir tanıma geçmeyi gerektirir. Bu derste yetenekçi taraf anlık yetenekten karmaşık eğilimlere, entelektüalist taraf çıplak önermeden pratik kiple kavranan önermeye geçti. Süreç, yöntemin bir sınırını gösteriyor: karşı-örnekler iki tarafı da daha karmaşık biçimlere ittiğinde, tanımlar birbirine yakınlaşabilir ve hangi tarafın haklı olduğunu karşı-örnekler artık ayırt edemez. O noktada tartışma, başka tür kanıtlara, örneğin açıklayıcı güce ya da bilişsel bilim bulgularına geçmek zorundadır.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Yetenekçi görüş nedir?Nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden farklı bir tür olduğu ve eğilimlerle açıklandığı görüşü; klasik savunucusu Ryle.
Entelektüalizm nedir?Nasıl-bilgisinin önermesel bilginin bir türü olduğu görüşü; çağdaş savunucuları Stanley ve Williamson (2001).
Entelektüalist efsane nedir?Ryle'ın adlandırmasıyla, akıllıca her eylemden önce uygun önermelerin zihinde düşünüldüğü görüşü.
Ryle'ın gerileme argümanı nedir?Önermeleri düşünmek de akıllıca yapılması gereken bir iştir; her akıllıca eylem önceden akıllıca bir düşünme gerektirseydi, hiçbir eylem başlayamazdı.
Stanley ve Williamson gerilemeye nasıl cevap verir?Bilgi kullanımı her zaman ayrı bir düşünme eylemi gerektirmez; gerileme bu gizli öncüle dayanır.
Pratik sunuş kipi nedir?Bir yolu, kendin uygulayabileceğin bir yol olarak kavramak; birinci kişi kipine benzetilir ve eğilimler gerektirir.
Dilbilimsel argümana Türkçeden gelen itiraz nedir?Türkçede "yüzmeyi bilmek" bir soru tümleci değildir ve "nasıl yüzüleceğini bilmek" ile aynı şeyi söylemez.
İki görüş sınama pratiğinde nerede ayrışır?Tipik durumlarda ayrışmaz (icra, hata düzeltme, uyarlama); yapamayanın bilgisinde, örneğin kayak öğretmeninde, entelektüalist sözlü teşhisi yeterli kanıt sayar.

Okuma listesi

  • Gilbert Ryle, "Knowing How and Knowing That", Proceedings of the Aristotelian Society 46 (1945–1946). Gerileme argümanının ilk biçimi.
  • Gilbert Ryle, The Concept of Mind (1949), 2. bölüm. Entelektüalist efsane ve eğilim kavramı.
  • Jason Stanley ve Timothy Williamson, "Knowing How", The Journal of Philosophy 98 (2001). Çağdaş entelektüalizmin kurucu metni.
  • Ian Rumfitt, "Savoir Faire", The Journal of Philosophy 100 (2003). Dilbilimsel argümana diller arası bir eleştiri.
  • Jason Stanley, Know How (Oxford University Press, 2011). Entelektüalizmin kitap boyu savunusu.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Knowledge How" maddesi. Tartışmanın güncel bir haritası.

Sonraki derse köprü

Bu derste eğilim kavramı, nasıl-bilgisinin ne olduğunu açıklamak için öne çıktı ve iki tarafın da sonunda ona başvurduğunu gördük. Ama bu modülün asıl konusu olan önermesel bilgi, bir inanç gerektirir ve inancın kendisinin ne olduğu sorusu açık duruyor. Ders Ç1.4 bu soruya giriyor: inanmak, belirli biçimlerde davranmaya eğilimli olmak mıdır, zihinde dünyayı temsil eden bir durumda bulunmak mıdır, yoksa bir önermeyi bilinçli olarak doğru kabul etmek mi? Bu dersin eğilim tartışması, orada inancın kendisine uygulanacak.

Günlük sorusu: Gerçekten inandığını söylediğin ama davranışlarına yansımayan bir şey düşün. Bu durumda ona inanıyor musun, yoksa yalnızca inandığını mı düşünüyorsun?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.