İçeriğe geç

Ders Ç1.2 · Çekirdek · Modül Ç1: Bilgi ve inanç

Bilgi türleri: önermesel bilgi, tanışıklık, nasıl-bilgisi

Araç: Bilgi Türü Ayırıcı · 5K: Kavram · 6.435 kelime · tamamı yaklaşık 29 dakika okuma

Giriş

Bir iş görüşmesinde aday üç cümle kuruyor. "Bu sektörde en büyük müşterinin kamu kurumları olduğunu biliyorum." "Satış müdürünüz Kerem Bey'i tanıyorum, eski iş yerimde birlikte çalıştık." "Veri tabanı sorgusu yazmayı biliyorum." Görüşmeyi yapan kişi üç cümleyi de not ediyor ve aynı soruyu sormak istiyor: "Bunu nasıl doğrulayabilirim?" Ama soruyu sorar sormaz, üç cümlenin üç ayrı doğrulama yolu istediğini fark ediyor. Birincisini bir sektör raporuna bakarak sınayabilir. İkincisini Kerem Bey'e sorarak sınayabilir; adayın Kerem Bey hakkında ne kadar çok şey anlattığı, onu gerçekten tanıyıp tanımadığını göstermez, çünkü bunları bir yerden okumuş olabilir. Üçüncüsünü ise ancak adaya bir sorgu yazdırarak sınayabilir; aday sorgu yazmayı anlatan bir kitabı ezbere bilse bile, önündeki bilgisayarda bir sorgu yazamıyorsa, görüşmeci ikna olmaz.

Önceki derste epistemolojinin dört sorusunu, bilgi, gerekçe, kaynak ve sınır sorularını, yalnızca "-dığını bilmek" kalıbına sığan iddialar üzerinden kurduk: teyzenin depremin salı günü olacağını bildiği iddiası gibi. Ama gündelik dilde "bilmek" fiili çok daha geniş bir alanı kaplar ve Türkçe, bu alanın bir kısmını ayrı bir fiille, "tanımak" fiiliyle ayırır. Bu ders, bilmenin üç büyük türünü birbirinden ayırıyor: önermeye yönelen bilgi, bir kişiye ya da deneyime yönelen bilgi ve bir icraya yönelen bilgi. Her türün başarı koşulu, kanıtı ve aktarılma biçimi farklıdır. Görüşmecinin sezdiği şey tam da budur: bir bilgi iddiasını sınamadan önce, onun hangi türden bir iddia olduğunu bilmek gerekir.

Bu dersin kazanımları:

  • Önermesel bilgiyi, tanışıklık bilgisini ve nasıl-bilgisini, ayrıca tanışıklık yoluyla bilgi ile betimleme yoluyla bilgi arasındaki ayrımı açıklarsın. (anla)
  • Gündelik ya da kurumsal bir bilgi iddiasını üç türden birine yerleştirir ve o tür için uygun kanıtı ve sınama yöntemini belirlersin. (uygula)
  • Bir bilgi türünün bir başkasına indirgenebileceği iddiasını, aktarılabilirlik ve sınama ölçütleriyle gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu dersin kavramları üç ana türden ve onları ayırmamızı sağlayan iki yardımcı ayrımdan oluşuyor. Önce türleri, sonra ayrımları göreceğiz; ama her türü tanımlarken onu öbürlerinden ayıran bir sınama yöntemini de vereceğiz, çünkü bu dersin aracı tam olarak bu sınamalardan oluşuyor.

Önermesel bilginin nesnesi bir önermedir, yani doğru ya da yanlış olabilen bir içerik. Ders Ç0.1'de gördüğümüz gibi önerme, bir cümlenin dile getirdiği ve doğruluk değeri taşıyan şeydir. Önceki derste gördüğümüz olgusallık bu türün belirleyici özelliğidir: S, p'yi biliyorsa p doğrudur. Önermesel bilginin bir başka önemli özelliği, başkalarının sözüyle aktarılabilmesidir. Ben sana Ankara'nın başkent olduğunu söylersem ve sen bana güvenmek için iyi bir nedene sahipsen, sen de artık bunu bilirsin. Senin bilgin benim bilgimden türemiştir ama tam olarak aynı içeriğe sahiptir. Tanıklık yoluyla bilgi aktarımı, toplumların bilgiyi kuşaktan kuşağa taşımasının temel yoludur ve Modül Ç2'de ayrıntılı işlenecek. Batı epistemolojisinin büyük kısmı, ve bu akademinin çekirdek modüllerinin çoğu, önermesel bilgiyle ilgilenir. Bunun bir nedeni, önermesel bilginin mantıkla en kolay bağlanan tür olmasıdır: önermeler çıkarımların öncülleri ve sonuçları olabilir, birbirleriyle çelişebilir, olasılık alabilir. Ders Ç0'ın bütün araçları önermeler üzerinde çalışır.

Önermesel bilgiyi sınamanın yolu, Ders Ç1.1'deki dört sorudur: önerme doğru mu, inanç gerekçeli mi, kaynağı güvenilir mi, bu tür bir önerme bilinebilir mi? Önermesel bilginin bir alt türü, soru tümleçleriyle ifade edilen bilgidir: "Toplantının nerede olduğunu biliyorum", "Kimin aradığını biliyorum", "Neden geciktiğini biliyorum." Bu cümleler bir önerme yerine bir soruyla kurulmuş gibi görünür. Ama standart çözümlemeye göre bir sorunun cevabını bilmek, o sorunun doğru cevabı olan önermeyi bilmektir: toplantının nerede olduğunu bilmek, örneğin toplantının üçüncü kattaki salonda olduğunu bilmektir. Bu yüzden soru tümleçli bilgi çoğu zaman önermesel bilginin bir biçimi sayılır.

Tanışıklık bilgisinin nesnesi bir önerme değil, bir şeydir: bir kişi, bir yer, bir tat, bir duygu. Bu tür bilgiyi önermesel bilgiden ayıran en açık sınama, aktarılabilirlik sınamasıdır. Biri sana Ayşe hakkında ne kadar çok şey anlatırsa anlatsın, onun dediklerine dayanarak "Ayşe'yi tanıyorum" diyemezsin; ancak "Ayşe hakkında çok şey biliyorum" diyebilirsin. Tanımak, bir karşılaşma gerektirir. Aynı şekilde, kahveyi hiç tatmamış biri, kahvenin tadı hakkında yazılmış bütün metinleri okusa bile, kahvenin tadını tanımaz. Bu, tanışıklığı önermesel bilgiden ayıran bir koşuldur: önermesel bilgi tanıklıkla aktarılabilir, tanışıklık aktarılamaz. Tanışıklık bilgisinin ayrıca bir derecesi vardır: birini "biraz" ya da "çok iyi" tanıyabilirsin. Önermesel bilgi ise genellikle dereceli sayılmaz: Ankara'nın başkent olduğunu ya bilirsin ya bilmezsin; ama bildiğin bir önermeden daha çok ya da daha az emin olabilirsin; dereceli olan bilgi değil, güvendir.

Türkçenin "bilmek" ile "tanımak" arasındaki ayrımı, başka dillerde de benzer biçimde görülür: Fransızcada savoir ile connaître, Almancada wissen ile kennen, İspanyolcada saber ile conocer aynı ayrımı işaretler. Ama Türkçede ayrım kesin değildir: "Bu şehri iyi bilirim" de doğal bir cümledir ve tanışıklık bildirir. Bu yüzden türü belirlemek için fiile değil, sınamaya bakmak gerekir.

Russell bu ayrımı 1910–1911'de Aristotelian Society'ye sunduğu "Knowledge by Acquaintance and Knowledge by Description" adlı makalesinde ve 1912 tarihli The Problems of Philosophy kitabının beşinci bölümünde ortaya koydu. Russell'ın tanışıklık kavramı, gündelik "tanımak" fiilinden çok daha dardır. Russell'a göre doğrudan farkında olduğumuz şeyler, duyu verileri (önümdeki masanın şu anki görünüşü gibi), bellekte hatırlanan geçmiş duyu verileri, içebakışla farkında olduğumuz kendi zihinsel durumlarımız ve tümellerdir, yani "beyazlık" ya da "önce gelme" gibi genel nitelikler ve ilişkiler. Russell, kendimizle tanışık olup olmadığımız sorusunu ise olası ama kesin olmayan bir şey olarak bıraktı. Russell'a göre fiziksel nesnelerle, başka insanlarla, hatta önümdeki masanın kendisiyle tanışık değiliz; onları yalnızca betimleme yoluyla biliyoruz: "şu duyu verilerine neden olan fiziksel nesne". Bu, gündelik dildeki "Ayşe'yi tanıyorum" kullanımından çok farklı bir tablodur. Bu derste "tanışıklık" kelimesini iki anlamda kullanacağız ve hangisini kastettiğimizi her seferinde belirteceğiz: gündelik anlamda, bir kişi, yer ya da deneyimle doğrudan karşılaşma; Russell'cı anlamda, hiçbir çıkarım aracılık etmeden doğrudan farkında olma.

Betimleme yoluyla bilginin en açık örneği, hiç görmediğimiz tarihsel kişilere dair bilgimizdir. Russell'ın kendi örneği Bismarck'tı: Bismarck'ı tanımış olanlar ile onun hakkında yalnızca okumuş olanlar, aynı kişi hakkında konuşur ama ona farklı biçimde ulaşırlar. Bugün bir Türk okuru için benzer bir örnek, Kanuni Sultan Süleyman'dır: onu yalnızca "1520'den 1566'ya kadar hüküm süren Osmanlı padişahı" gibi betimlemeler yoluyla biliriz.

Nasıl-bilgisinin belirleyici özelliği, bir icrada, yani bir eylemin başarılı biçimde yapılmasında kendini göstermesidir. Bisiklete binmeyi bilen biri, bisiklete binmenin fiziğini anlatamayabilir; denge sağlamak için gidonu hangi açıyla çevirdiğini söyleyemeyebilir. Buna karşılık bisiklete binmenin fiziğini çok iyi bilen bir fizikçi, hiç bisiklete binmemişse, bisiklete binmeyi bilmez. Bu iki gözlem, nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden ayrı bir şey olduğunu düşündürür. Nasıl-bilgisini sınamanın en doğal yolu icra sınamasıdır: kişiden işi yapmasını istemek. Bu sınama, giriş örneğindeki görüşmecinin yaptığı şeydir. Ama icra sınaması kusursuz değildir: bir piyanist kollarını kaybettiğinde piyano çalmayı bilmeyi bırakır mı? Bu soru, nasıl-bilgisinin bir yetenekten ibaret olup olmadığı sorusudur ve bir sonraki dersin konusudur. Bu derste yalnızca şunu not ediyoruz: nasıl-bilgisi, en azından tipik durumlarda, icrayla sınanır ve tanıklıkla tam olarak aktarılamaz. Bir usta, çırağına nasıl yapılacağını anlatabilir ama çırak ancak deneyerek, düzeltilerek ve tekrar ederek öğrenir.

Bu sınama, bu dersin aracının merkezindedir. Sınamanın gücü, türlerin dilbilgisel biçimine değil, onların epistemik davranışına bakmasıdır. "Bu şehri bilirim" cümlesi önermesel bilgiye benzeyen bir fiil kullanır ama aktarılabilirlik sınamasından geçmez: biri sana şehri anlatsa, şehri bilmiş olmazsın. Sınamanın sınırları da vardır. Bazı önermesel bilgiler, tanıklıkla aktarılması zor olan bilgilerdir: örneğin karmaşık bir matematiksel ispatın sonucunu bir uzmanın sözüyle bilebilirsin, ama ispatı anlamak için kendin çalışman gerekir. Bu, önermesel bilgi ile anlama arasındaki farkın bir işaretidir ve Ders Ç1.15'te işlenecek. Daha ciddi bir sınır da var: bazı önermesel bilgiler, örneğin bir renk deneyimini içeriden kavrayan ya da "bu" diye bir şeyi gösteren bilgiler, sözle tam aktarılamaz gibi görünür. Bu sınır İtiraz 5'te tartışılıyor; sınama bu yüzden kesin bir ölçüt değil, bir aday belirleme aracıdır.

İcra sınaması, aktarılabilirlik sınamasının tamamlayıcısıdır. Aktarılabilirlik sınaması önermesel bilgiyi öbür ikisinden ayırır; icra sınaması ise nasıl-bilgisini tanışıklıktan ayırır. Birini tanımak bir icra değildir: Ayşe'yi tanıdığını göstermek için yapacağın şey, onu bir kalabalıkta tanımak, sesini telefonda ayırt etmek, onun bir duruma nasıl tepki vereceğini tahmin etmek olabilir. Bunlar icra gibi görünür, ama aslında tanışıklığın sonuçlarıdır; tanışıklığın kendisi, bir karşılaşmanın bıraktığı doğrudan ilişkidir. Bu sınırın tam olarak nerede durduğu tartışmalıdır ve bu dersin İtirazlar bölümünde yeniden ele alınacak.

Argüman

Görüşmecinin sezgisini bir argümana dönüştürelim. İddia şu: bir bilgi iddiasını değerlendirmeden önce onun hangi türden olduğunu belirlemek gerekir, çünkü türler farklı başarı koşullarına ve farklı kanıtlara sahiptir.

  1. Bir bilgi iddiasını değerlendirmek, onu doğru kılacak koşulları ve o koşulların sağlandığını gösterecek kanıtı belirlemeyi gerektirir.
  2. Önermesel bilgi iddiaları, bir önermenin doğruluğunu ve kişinin o önermeye uygun bir epistemik bağla ulaşmış olmasını gerektirir; bu tür bilgi tanıklıkla aktarılabilir.
  3. Tanışıklık iddiaları, kişinin söz konusu şeyle doğrudan bir ilişkiye girmiş olmasını gerektirir; bu ilişki tanıklıkla aktarılamaz ve o şey hakkında çok sayıda önerme bilmek, karşılaşma olmadan, tanışıklık sağlamaz; bu yüzden önermesel bilginin kanıtı tanışıklığın kanıtı değildir.
  4. Nasıl-bilgisi iddiaları, tipik olarak kişinin bir şeyi başarıyla yapabilmesinde kendini gösterir; bir işin nasıl yapıldığına dair önermeleri bilmek, o işi yapmayı bilmeyi kanıtlamaz, ve o işi yapmayı bilen biri onu anlatamayabilir.
  5. Öyleyse üç türün başarı koşulları ve onları gösteren kanıtlar farklıdır.

Sonuç: Bir bilgi iddiası değerlendirilmeden önce türü belirlenmelidir. Türler karıştırıldığında, bir türe uygun kanıt öbür türden bir iddiayı desteklemek için kullanılır ve değerlendirme sistemli biçimde yanılır.

Argümanın gücü, birinci öncülün Ders Ç1.1'in Dört Soru Haritası'nı bir adım geriye taşımasından gelir. Dört soru önermesel bilgi için kurulmuştu. Ama bir tanışıklık iddiasına "kaynağın güvenilir mi?" diye sormak, ya anlamsızdır ya da yanlış bir şeyi ölçer: Kerem Bey'i tanıdığını iddia eden adayın "kaynağı" Kerem Bey'le karşılaşmasıdır, Kerem Bey hakkında okuduğu bir metin değil. Bir nasıl-bilgisi iddiasına "önermen doğru mu?" diye sormak da işin özünü kaçırabilir: bir aşçının yemek yapmayı bilip bilmediği, onun yemek tariflerini doğru anlatıp anlatamadığına değil, yemeği yapıp yapamadığına bağlıdır. Bu yüzden argüman, dört sorudan önce sorulması gereken bir sıfırıncı soru ekler: bu ne tür bir bilgi iddiası?

Sonucun pratik yanı, türlerin karıştırılmasının sistemli hatalar üretmesidir. Okullardaki pek çok sınav, nasıl-bilgisini önermesel sorularla ölçmeye çalışır: yüzmeyi anlatan bir yazılı sınav, yüzme becerisini ölçmez. Bazı işe alım süreçleri, tanışıklığı önermesel bilgiyle karıştırır: bir sektör hakkında çok şey okumuş biri, o sektörde çalışmış biri gibi görünebilir. Bu hatalar Örnekler bölümünde somutlaşacak.

En tartışmalı öncül: Dördüncü öncül. Bu öncül, nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden farklı bir tür olduğunu varsayar. Bu varsayım, Gilbert Ryle'ın 1940'larda geliştirdiği ünlü görüşe dayanır, ama 2001'de Jason Stanley ve Timothy Williamson, nasıl-bilgisinin aslında bir tür önermesel bilgi olduğunu savunan etkili bir makale yayımladı. Onlara göre yüzmeyi bilmek, belirli bir w yolu için, w'nin kişinin kendisi için yüzmenin bir yolu olduğunu, pratik bir sunuş kipi (practical mode of presentation) altında bilmektir. Bu tartışma bir sonraki dersin konusudur. Burada dikkat edilmesi gereken, argümanın sonucunun bu tartışmanın sonucuna bağlı olmamasıdır. Stanley ve Williamson haklı olsa bile, nasıl-bilgisini sınamanın en iyi yolu hâlâ icra sınamasıdır; çünkü onlara göre bile söz konusu önerme, sözle aktarılabilen sıradan bir önerme değil, pratik bir sunuş kipi altında kavranan bir önermedir. Öncülün daha zayıf bir okuması yeterlidir: nasıl-bilgisi, metafizik doğası ne olursa olsun, sıradan önermesel bilgiden farklı biçimde sınanır.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Bu ayrımlar dilin tesadüfleridir

Ders, bilgi türlerini Türkçenin "bilmek" ve "tanımak" fiilleri arasındaki ayrımdan ve "-dığını bilmek" ile "-mayı bilmek" yapılarından yola çıkarak kuruyor. Ama dillerin fiilleri nasıl böldüğü bir tarih ve gelenek meselesidir. İngilizcede "know" tek bir fiildir ve üç kullanımı da kapsar; Türkçede ise ayrım kısmen yapılır. Bir dilin dilbilgisinden bilginin doğası hakkında sonuç çıkarmak, dilbilimi felsefeyle karıştırmaktır.

Cevap: İtiraz, bir uyarı olarak doğrudur: dilbilgisel bir ayrım tek başına bir felsefi ayrımı kanıtlamaz. Bu ders de ayrımı dilbilgisine dayandırmıyor; Kavramlar bölümünde vurgulandığı gibi, türü belirlemek için fiile değil sınamaya bakıyoruz. Aktarılabilirlik sınaması ve icra sınaması, dilden bağımsız epistemik farkları ölçer: bir şeyi tanıklıkla edinip edinemediğimiz ve bir şeyi icrayla gösterip gösteremediğimiz, hangi dili konuştuğumuza bağlı değildir. Bir İngilizce konuşucusu da Ayşe hakkında okuyarak Ayşe'yi tanıyamaz. Dilin rolü ise bir ipucu rolüdür. Pek çok dilin aynı yerde bir ayrım yapması, bu ayrımın insanların bilme pratiklerinde gerçek bir farka işaret ettiğini düşündürür; ama ipucu, kanıtın kendisi değildir. Dilin felsefede ne kadar kanıt değeri taşıdığı, nasıl-bilgisine dair dilbilimsel bir argüman üzerinden Ders Ç1.3'te yeniden açılacak. Dil karşılaştırmasının kendisi de fiile değil sınamaya bakmayı destekler: Fransızcada savoir, İspanyolcada saber yapmayı bilmeyi de kapsar (savoir nager, saber nadar), Almancada ise bir şeyi yapabilmek çoğu zaman können ile söylenir; yani diller sınırı aynı yerden çizmez.

İtiraz 2: Tanışıklık önermesel bilgiye indirgenir

Ayşe'yi tanımak, Ayşe hakkında yeterince çok şey bilmekten başka nedir? Onun yüzünün neye benzediğini, sesinin nasıl olduğunu, neyi sevdiğini, nasıl güldüğünü biliyorsan, onu tanıyorsun demektir. Bunlar önermelerdir. Tanışıklık, ayrı bir tür değil, belirli bir kişi hakkında çok sayıda ve çoğu zaman sözle ifade etmesi zor önermeyi bilmektir.

Cevap: İtiraz, tanışıklığın önermesel bilgiyle iç içe olduğunu doğru biçimde görüyor: birini tanıyan kişi, onun hakkında pek çok şey de bilir. Ama iki tür durum, iki bilginin ayrı olduğunu gösteriyor. Birincisi, bir kişi hakkında çok şey bilip onu tanımamak mümkündür. Bir ünlünün biyografisini okumuş, bütün röportajlarını izlemiş biri, onun hakkında, onun pek çok arkadaşından daha fazla önerme bilebilir; ama o ünlüyü tanımaz ve tanıdığını söylerse yanlış söylemiş olur. İkincisi, bir kişiyi tanıyıp onun hakkında çok az şey bilmek de mümkündür: bir otobüs yolculuğunda iki saat sohbet ettiğin birinin adını bile bilmeyebilirsin, ama onu yeniden görsen tanırsın. Bu iki durum, tanışıklığın belirleyici koşulunun bilinen önermelerin sayısı değil, bir karşılaşmanın gerçekleşmiş olması olduğunu gösteriyor. İtirazın en güçlü biçimi, tanışıklığın önermesel olmayan ama sözle de ifade edilemeyen bir şey bıraktığını kabul edip, bunun "bilgi" değil yalnızca bir aşinalık olduğunu söylemektir. Bu durumda tartışma bir sözcük tartışmasına dönüşür: önemli olan, bu aşinalığın epistemik bir işlev görüp görmediğidir. Görür: Ayşe'yi kalabalıkta tanımak, sesini ayırt etmek, bir sahte mesajın ondan gelmediğini anlamak, hepsi bu aşinalığa dayanır.

İtiraz 3: Nasıl-bilgisi bir bilgi değil, bir yetenektir

Yüzmeyi bilmek, yüzebilmektir. Bisiklete binmeyi bilmek, bisiklete binebilmektir. Bunlar bir yetenek ya da beceridir, bilgi değil. "Bilmek" fiilinin bu kullanımı, dilin gevşek bir kullanımıdır; tıpkı bir köpeğin sahibinin sesini "bildiğini" söylememiz gibi. Epistemoloji yeteneklerle değil, bilgiyle ilgilenir.

Cevap: Bu itiraz aslında Gilbert Ryle'ın görüşüne yakındır: Ryle, nasıl-bilgisinin yeteneklerle, eğilimlerle ve beceriyle yakından bağlantılı olduğunu savundu. Ama Ryle bundan nasıl-bilgisinin "bilgi" olmadığı sonucunu çıkarmadı; tersine, onu bilginin önermesel bilgi kadar meşru bir türü saydı ve zekânın önce önermeleri düşünüp sonra uygulamaktan ibaret olduğunu söyleyen görüşe karşı çıktı. Ryle'ın kendisi nasıl-bilgisini yeteneklerle sıkı bağlasa da, nasıl-bilgisinin anlık yetenekle aynı şey olup olmadığına itiraz eden güçlü örnekler var; bunları Ders Ç1.3'te göreceğiz. İtirazın doğru olduğu yer şudur: nasıl-bilgisi ile yetenek arasındaki ilişki, önermesel bilgi ile doğruluk arasındaki ilişkiden daha karmaşıktır. Bu ilişkinin ne olduğu Ders Ç1.3'ün konusudur. Bu dersin amacı için yeterli olan, nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden farklı biçimde sınandığıdır; ister bilgi ister yetenek denilsin, görüşmecinin ona bir sorgu yazdırması gerekir.

İtiraz 4: Önermesel bilgiye odaklanmak bir önyargıdır

Ders üç türü ayırdıktan sonra, akademinin çekirdek modüllerinin çoğunun önermesel bilgiyle ilgilendiğini söylüyor. Ama bu, bir ustanın, bir annenin, bir sporcunun ya da bir köylünün bilgisini ikinci sınıf bilgi saymak değil midir? İnsanlık tarihinde bilginin büyük kısmı sözle değil, el ve beden yoluyla, çıraklık ve taklit yoluyla aktarıldı. Felsefe, yazıyla ifade edilen bilgiyi merkeze koyarak kendi yazılı geleneğinin değerlerini evrensel bilgi ölçütü gibi sunuyor.

Cevap: İtiraz, bu dersin en güçlü itirazıdır ve kısmen haklıdır. Macar asıllı İngiliz bilim insanı ve filozof Michael Polanyi, 1966 tarihli The Tacit Dimension kitabında, insan bilgisinin önemli bir kısmının "söyleyebildiğimizden fazlasını bilmemiz" olduğunu savundu: bir yüzü milyonlarca yüz arasından tanırız ama onu nasıl tanıdığımızı söyleyemeyiz. Polanyi'nin bu görüşü, bu akademide Modül P5'in ilk dersinde, Ders P5.1'de ayrıntılı işlenecek; aynı modül uzmanlığı, bedensel bilgiyi ve duygusal bilgiyi de ele alıyor. Yani akademi, bu türleri ihmal etmeyi değil, onlara ayrı bir parkur ayırmayı seçiyor. Önermesel bilginin çekirdekte durmasının nedeni ise bir değer yargısı değil, bir yöntem tercihidir: önermesel bilgi, mantığın ve tanıklığın araçlarıyla en kolay incelenen türdür ve öbür türleri incelemek için gereken kavramların çoğu, gerekçe, kaynak, güvenilirlik gibi, önce önermesel bilgi üzerinde netleşmiştir. Ama itiraz bir uyarı olarak geçerliliğini korur: bir bilgi kuramı yalnızca önermesel bilgiyi açıklayıp öbür türleri ya görmezden geliyor ya da önermesel bilgiye indirgemeye zorluyorsa, insan bilgisinin büyük kısmını açıklamamış demektir.

İtiraz 5: Aktarılabilirlik türü değil, sunuş biçimini ayırıyor

Bu dersin ana aracı aktarılabilirlik sınamasıdır: önermesel bilgi sözle aktarılır, öbür türler aktarılmaz. Ama bazı bilgiler önermesel göründüğü hâlde sözle aktarılamaz. "Ben şu an buradayım" diyen birinin bildiği şeyi, aynı cümleyi duyan biri aynı biçimde bilmez: dinleyen kişi "o şu an orada" diye bilir. Bir rengi gösterip "bu renk, şu renkle aynı" dediğinde de, karşındaki rengi görmüyorsa aynı şeyi bilmez. Dersin Güncel tartışma bölümünde ele aldığı Mary tartışmasındaki üçüncü cevap da Mary'nin kırmızıyı görünce yeni bir önermesel bilgi edindiğini, ama bunun sözle aktarılamayacağını söyler. Öyleyse aktarılabilirlik sınaması, önermesel bilgiyi öbür türlerden değil, belirli bir kavrayış biçimini öbürlerinden ayırıyor olabilir; bu durumda sınama, türlerin sınırını yanlış yerden çizer.

Cevap: Bu, dersin aracına yöneltilebilecek en güçlü itirazdır ve kısmen kabul edilmelidir. Aktarılabilirlik sınaması kesin bir ölçüt değildir; Kavramlar bölümünde ve araç kartının sınır satırında bu yüzden bir aday belirleme aracı olarak sunuldu. Ama itirazın örnekleri, sınamanın çöktüğünü değil, inceltilmesi gerektiğini gösteriyor. Birinci kişiden ve gösterme yoluyla bilinen önermelerde aktarılamayan şey, önermenin içeriği değil, ona ulaşma biçimidir: "Ben buradayım" diyen kişinin bildiği olgu, yani belirli bir kişinin belirli bir yerde olduğu, dinleyene aktarılır; aktarılmayan, o olguyu birinci kişiden kavramaktır. Bu yüzden sınamayı şöyle inceltebiliriz: bilginin içeriği sözle aktarılabiliyorsa, kavrayış biçimi aktarılmasa bile önermesel bilgi adayıdır. İçeriğin kendisi sözle aktarılamıyorsa, örneğin birini tanımak ya da bir işi yapabilmek gibi, tanışıklık ya da nasıl-bilgisi adayıdır. Bu incelik, Bilgi Türü Ayırıcı'nın dördüncü adımında, karşılaşma sınamasının neden ayrıca sorulduğunu da açıklıyor: bir bilgi aktarılamıyorsa, önce aktarılamayanın içerik mi yoksa kavrayış biçimi mi olduğu sorulmalıdır. Sunuş biçimi kavramı, Stanley ve Williamson'ın pratik sunuş kipi önerisinin de temelidir ve bir sonraki derste bu tartışmanın merkezine yerleşecek.

Örnekler

Basit örnek: üç "biliyorum"

Bir dedenin torunlarına söylediği üç cümleye bakalım. "Bu köyün, baraj suları altında kalmadan önce aşağıdaki vadide olduğunu biliyorum." "Eski köyün her sokağını bilirim." "Ben fidan aşılamayı bilirim."

Birinci cümle önermesel bir iddiadır: bir önermenin doğru olduğunu bildirir. Aktarılabilirlik sınaması: torunlar bunu dedelerinden öğrenebilir ve artık onlar da bilir. Sınama yöntemi: Dört Soru Haritası; köyün taşınmasına dair kayıtlar, başka tanıklar, belki eski haritalar.

İkinci cümle bir tanışıklık iddiasıdır. Aktarılabilirlik sınaması: dede eski köyü anlatsa, torunlar köyün sokaklarını bilmiş olmaz; köy sular altında olduğu için de artık hiç bilemezler. Bu, tanışıklığın kaybolabilen bir bilgi olduğunu gösteriyor: eski köyü tanıyanlar azaldıkça, bu bilgi yalnızca betimleme yoluyla aktarılabilir hâle gelir. Sınama yöntemi: dedenin anlattıklarının birbirleriyle ve başka tanıkların anlattıklarıyla tutarlılığı; ama bu sınama bile tanışıklığı değil, onun bıraktığı önermesel izi ölçer.

Üçüncü cümle bir nasıl-bilgisi iddiasıdır. İcra sınaması: dedenin bir fidanı aşılaması ve aşının tutması. Aktarılabilirlik sınaması: dede torunlarına aşının nasıl yapıldığını anlatabilir, ama torunlar ancak dedenin yanında deneyerek ve dedenin düzeltmeleriyle öğrenir. Bu örnek, üç türün birbirine nasıl bağlandığını da gösteriyor: dedenin nasıl-bilgisi, yıllar içinde ağaçlarla tanışıklığından gelmiştir ve ona hangi aşının hangi mevsimde tutacağına dair pek çok önermesel bilgi de eşlik eder.

Orta örnek: işe alımda üç tür kanıt

Bir şirket, deneyimli bir saha mühendisi arıyor. İlanda üç koşul var: "İş sağlığı ve güvenliği mevzuatını bilmek", "bölgedeki tedarikçileri tanımak", "inşaat sahasında ekip yönetmeyi bilmek". İnsan kaynakları birimi bütün adayları tek bir yazılı sınavla değerlendirmeyi öneriyor.

Bilgi Türü Ayırıcı ile bakalım. Birinci koşul önermesel bilgidir: mevzuatın ne söylediğini bilmek. Yazılı sınav bunu ölçmek için uygun bir araçtır. İkinci koşul tanışıklıktır: tedarikçileri tanımak, yalnızca onların adlarını ve fiyatlarını bilmek değil, onlarla çalışmış olmak, kimin teslim tarihlerine uyduğunu deneyimle bilmektir. Yazılı sınav bunu ölçemez; bir aday tedarikçi listesini ezberleyebilir. Bunun için referans görüşmeleri ya da adayın önceki işlerine dair somut sorular gerekir. Üçüncü koşul nasıl-bilgisidir: ekip yönetmeyi bilmek. Yazılı sınav, ekip yönetimi hakkında önermesel bilgiyi ölçebilir, ama bir sahada gerçek bir anlaşmazlığı çözme becerisini ölçemez. Bunun için ya önceki işlerdeki icraya dair kanıt, ya da bir durum canlandırması gerekir.

Tek bir yazılı sınav, ikinci ve üçüncü koşul için sistemli bir hata üretir: önermesel bilgisi güçlü ama sahada az çalışmış adayları kayırır, sahada çok çalışmış ama yazılı ifadesi zayıf adayları cezalandırır. Bu, Argüman bölümündeki sonucun somut bir uygulamasıdır: bir türe uygun kanıt, öbür türden bir iddiayı desteklemek için kullanılıyor. Daha iyi bir süreç, her koşul için türüne uygun bir sınama tasarlar. Bu daha pahalıdır; ama yanlış kişiyi işe almanın maliyeti de düşük değildir.

Gerçek hayat örneği: hekimlik eğitiminde yeterliğin ölçülmesi

Tıp eğitimi, bilgi türlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini kurumsal düzeyde fark etmiş alanlardan biridir. Uzun süre tıp öğrencileri ağırlıklı olarak yazılı ve sözlü sınavlarla değerlendirildi. Ama bir hekimin hastalıklar hakkında doğru önermeleri bilmesi, bir hastayı muayene edebileceğini, bir hastaya kötü bir haberi uygun biçimde verebileceğini ya da bir damar yolu açabileceğini göstermez. Bu fark, 1970'lerden itibaren yeni değerlendirme yöntemlerine yol açtı. Bunların en yaygın olanlarından biri, Ronald Harden ve arkadaşlarının 1975'te BMJ'de tanıttığı ve kısa süre sonra Nesnel Yapılandırılmış Klinik Sınav (Objective Structured Clinical Examination, OSCE) adıyla yaygınlaşan sınavdır. Bu sınavda öğrenciler bir dizi istasyonda dolaşır ve her istasyonda belirli bir klinik görevi, örneğin bir hastanın öyküsünü almayı ya da bir fizik muayeneyi, gözlemci önünde yapar. Bu, nasıl-bilgisi için bir icra sınamasıdır.

Bu alandaki bir başka etkili çerçeve, George Miller'ın 1990'da önerdiği yeterlik piramididir. Miller, klinik yeterliği dört basamakta sıraladı: bilir (knows), nasıl yapılacağını bilir (knows how), nasıl yapılacağını gösterir (shows how) ve yapar (does). Bu piramit ilk bakışta bu dersin üç türüyle örtüşüyor gibi görünür, ama dikkatli okumak gerekir. Miller'ın "nasıl yapılacağını bilir" basamağı, Ryle'ın nasıl-bilgisi değildir: bu basamak, bilginin bir vakaya uygulanmasını, örneğin bir hastanın bulgularından hangi testin isteneceğine yazılı olarak karar verebilmeyi anlatır; yani hâlâ önermesel bilginin uygulamalı bir biçimidir. Ryle'ın anlamındaki nasıl-bilgisi, piramidin üst iki basamağında, "gösterir" ve "yapar" basamaklarında ortaya çıkar. Bu fark, felsefi bir ayrımın kurumsal bir uygulamada nasıl kayabileceğini gösteriyor: aynı kelimeler, farklı alanlarda farklı ayrımları işaretleyebilir. Bu yüzden Bilgi Türü Ayırıcı, kelimelere değil sınamalara bakar.

Tanışıklık da bu alanda kendine bir yer bulur: deneyimli hekimlerin bir hastalığı "tanıması", yani pek çok vakayla karşılaşmanın bıraktığı ve sözle tam ifade edilemeyen bir aşinalık, klinik ustalığın önemli bir parçası sayılır. Bu aşinalık ne yazılı sınavla ne de tek bir istasyonla ölçülebilir; ancak zaman içinde, gözetim altında birçok vakayla çalışarak gelişir. Uzmanlık eğitimindeki uzun gözetimli çalışma dönemleri, bu tür bilginin başka bir yolla edinilemeyeceğinin kurumsal kabulüdür. Uzmanlığın nasıl geliştiği Ders P5.2'de işlenecek.

Araç kartı: Bilgi Türü Ayırıcı

Satırİçerik
Ne işe yararBir bilgi iddiasını önermesel bilgi, tanışıklık ya da nasıl-bilgisi olarak sınıflandırır ve her tür için uygun kanıtı ve sınama yöntemini belirler.
Adımlar1) İddiayı yaz ve dilbilgisel ipucunu not et: "-dığını bilmek", "tanımak / nesneyi bilmek", "-mayı bilmek". 2) Aktarılabilirlik sınaması: bu bilgi yalnızca birinin sözüne güvenilerek edinilebilir mi? Evetse önermesel bilgi adayıdır. 3) İcra sınaması: bu bilgi en iyi bir şeyi yaparak mı gösterilir? Evetse nasıl-bilgisi adayıdır. 4) Karşılaşma sınaması: bu bilgi bir kişi, yer ya da deneyimle doğrudan karşılaşma gerektirir mi? Evetse tanışıklık adayıdır. 5) Sonucu dilbilgisel ipucuyla karşılaştır; çatışıyorsa sınamaya güven. 6) Türe uygun kanıtı belirle: önermesel bilgi için Dört Soru Haritası, tanışıklık için karşılaşmanın izleri, nasıl-bilgisi için icra.
Ne zaman kullanılırBir sınav, mülakat ya da değerlendirme tasarlarken; biri "biliyorum" ya da "tanıyorum" dediğinde iddiayı sınamadan önce; bir öğrenme hedefini yazarken; bir uzmanın neyi bildiğini anlamaya çalışırken.
SınırıPek çok gerçek bilgi durumu üç türün karışımıdır; ayırıcı baskın türü belirler ama karışımı ortadan kaldırmaz. Nasıl-bilgisinin önermesel bilgiye indirgenip indirgenemeyeceği tartışmalıdır ve ayırıcı bu tartışmayı çözmez; yalnızca sınama yöntemlerinin farklı olduğunu gösterir. Aktarılamayan önermesel bilgiler (birinci kişiden ve gösterme yoluyla bilinenler) aktarılabilirlik sınamasını yanıltabilir.
5K kapısıKavram

Özet

  • Önermesel bilgi bir önermenin doğru olduğunu bilmektir; olgusaldır ve tanıklıkla aktarılabilir. Soru tümleçli bilgi ("nerede olduğunu bilmek") çoğu zaman onun bir biçimi sayılır.
  • Tanışıklık bilgisi bir kişi, yer ya da deneyimle doğrudan ilişki yoluyla edinilen bilgidir; tanıklıkla aktarılamaz ve dereceli olabilir.
  • Russell, tanışıklık yoluyla bilgi ile betimleme yoluyla bilgiyi ayırdı; onun tanışıklık kavramı gündelik kullanımdan çok daha dardır ve fiziksel nesneleri ve başka insanları dışarıda bırakır.
  • Nasıl-bilgisi bir şeyi yapmayı bilmektir; tipik olarak icrayla gösterilir ve sözle tam aktarılamaz. Önermesel bilgiye indirgenip indirgenemeyeceği tartışmalıdır.
  • Türleri ayırmanın yolu dilbilgisi değil, aktarılabilirlik, icra ve karşılaşma sınamalarıdır.
  • Bir bilgi iddiası değerlendirilmeden önce türü belirlenmelidir; türler karıştırıldığında sınavlar, mülakatlar ve değerlendirmeler sistemli biçimde yanılır.
  • Önermesel bilginin epistemolojinin çekirdeğinde durması bir yöntem tercihidir; örtük ve bedensel bilgi ayrı bir ilgi gerektirir.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Bertrand Russell, 1912'de yayımlanan The Problems of Philosophy kitabının "Knowledge by Acquaintance and Knowledge by Description" başlıklı beşinci bölümünde, tanışıklığı şöyle tanımlar:

Herhangi bir çıkarım sürecinin ya da doğrulara dair herhangi bir bilginin aracılığı olmadan doğrudan farkında olduğumuz her şeyle tanışık olduğumuzu söyleyeceğiz.

Tanımın iki parçası önemlidir. "Herhangi bir çıkarım sürecinin aracılığı olmadan" ifadesi, tanışıklığı çıkarımsal bilgiden ayırır: masanın renginin bir görünüşünü doğrudan görürüm, ama masanın kendisinin var olduğunu, Russell'a göre, bu görünüşlerden çıkarırım. "Doğrulara dair herhangi bir bilginin aracılığı olmadan" ifadesi ise tanışıklığı önermesel bilgiden ayırır: bir şeyle tanışık olmak, onun hakkında herhangi bir önermeyi bilmeyi gerektirmez. Bu, bu dersin İtiraz 2'sine Russell'ın vereceği cevaptır: tanışıklık, önermesel bilgiye indirgenemez, çünkü tanımı gereği önermesel bilginin aracılığı olmadan gerçekleşir.

Aynı bölümde Russell, kitabın belki de en etkili ilkelerinden birini ortaya koyar:

Anlayabildiğimiz her önerme, tümüyle tanışık olduğumuz bileşenlerden oluşmalıdır.

Bu ilke, tanışıklığı önermesel bilginin temeline yerleştirir. Russell'ın kendi örneğiyle, "Bismarck kurnaz bir diplomattı" (Bismarck was an astute diplomatist) yargısında bulunduğumuzda, Bismarck'la tanışık olmadığımız için zihnimizdeki önerme Bismarck'ın kendisini değil, ona dair bir betimlemeyi içerir; o betimlemenin bileşenleri de tanışık olduğumuz nitelik ve ilişkilerdir. Betimleme, tanışık olduğumuz şeylerden hiç karşılaşmadığımız şeylere uzanan bir köprüdür. Bu görüş, bu dersin üç türü arasındaki ilişki hakkında güçlü bir iddiadır: önermesel bilgi ve tanışıklık ayrı türlerdir, ama önermesel bilgi tanışıklığa dayanır. Russell'ın bu ilkesinin ne kadar savunulabilir olduğu, özellikle dilin ve gönderimin felsefesindeki sonraki gelişmeler karşısında, tartışmalıdır ve Ders G3.5'te Frege ile birlikte işlenecek.

Teknik ayrıntı

Türkçede bilgi yapıları. Türkçe, bilgi türlerini ayırmak için zengin bir dilbilgisel araç takımı sunar ama bu takım kesin bir sınıflandırma vermez. "-dığını bilmek" yapısı ("geldiğini biliyorum") neredeyse her zaman önermesel bilgi bildirir. "-mayı bilmek" yapısı ("yüzmeyi biliyorum") çoğu zaman nasıl-bilgisi bildirir, ama "susmayı bilmek" gibi kullanımlarda bir erdem ya da tutum da anlatabilir: "Ne zaman susması gerektiğini bilir" cümlesi hem bir önermesel bilgi, hem bir beceri, hem de bir karakter özelliği olarak okunabilir. Nesne tümleçli "bilmek" ("bu şehri bilirim") ve "tanımak" ("Ayşe'yi tanıyorum") tanışıklık bildirir. Soru tümleçli yapılar ("nerede olduğunu biliyorum") önermesel bilgiye en yakın durandır. "Anlamak" fiili ise ayrı bir kavramı işaretler: bir şeyin neden böyle olduğunu kavramak, ve Ders Ç1.15'te bilgiden ayrı bir bilişsel başarı olarak işlenecek. Bu dilbilgisel zenginlik bir avantajdır, ama İtiraz 1'de gördüğümüz gibi, dilbilgisi bir ipucudur, kanıt değil.

Russell'ın tanışıklık nesneleri. Russell'ın 1912'deki listesi şöyledir: duyu verileri, bellek yoluyla geçmiş duyu verileri, içebakış yoluyla kendi düşünce ve duygularımız ve tümeller; benlikle tanışıklığı ise "olası ama kesin değil" diye bırakır. Bu liste, Russell'ın bilgi kuramının iki yönünü birleştirir. Bir yandan deneyci bir yöndür: bilgimizin temeli, doğrudan deneyimdir. Öte yandan deneyciliğin ötesine geçer: tümellerle, yani soyut nitelik ve ilişkilerle de tanışık olduğumuzu söyler. Bu ikinci yön, büyük ölçüde Russell'ın a priori ve matematiksel bilgiyi açıklama ihtiyacından gelir. Russell'ın listesi bugün çok az filozof tarafından olduğu gibi kabul ediliyor, özellikle duyu verisi kavramı ağır eleştirilere uğradı. Ama tanışıklık kavramının kendisi, özellikle bilinç felsefesinde yeniden ilgi görüyor: kendi deneyimlerimizin niteliğine dair bilgimizin bir tür tanışıklık olduğu, Güncel tartışma bölümünde göreceğimiz gibi, ciddi bir görüş olarak savunuluyor. İçebakışın bilgi kaynağı olarak güvenilirliği Ders Ç2.5'te işlenecek.

Tanıklık ve üç tür. Aktarılabilirlik sınamasının arkasında daha derin bir soru var: tanıklık neyi aktarır? Önermesel bilgi için standart görüş, tanıklığın, uygun koşullarda, konuşanın bilgisini dinleyene aktarabildiğidir. Tanışıklık için tanıklık yalnızca betimleme aktarır: Ayşe'yi anlatan biri, bana Ayşe hakkında betimlemeler verir ve ben Ayşe'yi ancak bu betimlemelere uyan kişi olarak bilirim. Nasıl-bilgisi için tanıklık, bir talimat ya da bir yöntem tarifi aktarır; ama talimatı izlemek, onu uygulama becerisi gerektirir. Bu fark, eğitim kuramında "açık bilgi" ile "örtük bilgi" arasındaki ayrımla da ilişkilidir: açık bilgi sözle aktarılabilir, örtük bilgi ise çoğu zaman yalnızca birlikte çalışma ve taklit yoluyla aktarılır. Usta–çırak ilişkisinin yüzyıllardır sürmesinin bir nedeni budur.

Bilgi türleri ve olgusallık. Önermesel bilgi olgusaldır: yanlış bir önermeyi bilemezsin. Tanışıklık ve nasıl-bilgisi için olgusallığın karşılığı nedir? Tanışıklık için karşılık, var olmayan bir şeyle tanışık olamamaktır: hayalî bir arkadaşla "tanışık" olduğunu sanan bir çocuk, aslında bir hayalle tanışıktır. Nasıl-bilgisi için karşılık, işe yaramayan bir yöntemi "bilememektir": yanlış bir yöntemle ekmek yapan ve ekmeği hep başarısız olan biri, ekmek yapmayı bilmiyordur. Bu benzerlik, üç türün de bir başarı kavramı olduğunu, yani üçünün de dünyayla bir uyum gerektirdiğini gösteriyor.

Güncel tartışma

Mary'nin odası. Avustralyalı filozof Frank Jackson, 1982'de yayımlanan "Epiphenomenal Qualia" makalesinde ünlü bir düşünce deneyi önerdi. Mary, görme konusunda dünyanın en iyi bilim insanıdır; renk görmenin fiziğini ve sinirbilimini eksiksiz bilir. Ama bütün hayatını siyah beyaz bir odada geçirmiş ve hiç renk görmemiştir. Bir gün odadan çıkar ve ilk kez kırmızı bir şey görür. Mary yeni bir şey öğrenir mi? Jackson'a göre öğrenir: kırmızıyı görmenin nasıl bir şey olduğunu öğrenir. Ve Mary her fiziksel olguyu zaten biliyorsa, öğrendiği şey fiziksel olmayan bir olgu olmalıdır. Bu argüman, bilinç felsefesinde fizikselciliğe karşı en çok tartışılan argümanlardan biridir. Ama bu dersin açısından ilginç olan, argümana verilen cevapların bilgi türlerine dayanmasıdır.

Üç cevap, üç tür. Fizikselcilerin Jackson'a verdiği cevapların üçü öne çıkar ve bu cevapların her biri bu dersin bir bilgi türüne karşılık geliyor. "Yetenek hipotezi", David Lewis ve Laurence Nemirow tarafından savunuldu: Mary yeni bir önermesel bilgi edinmez, yeni bir nasıl-bilgisi edinir; kırmızıyı hatırlamayı, hayal etmeyi ve tanımayı öğrenir. "Tanışıklık hipotezi", Earl Conee tarafından savunuldu: Mary yeni bir önermesel bilgi edinmez, kırmızının görünüşüyle tanışık olur. Üçüncü yol ise Mary'nin yeni bir önermesel bilgi edindiğini kabul eder, ama bu bilginin yeni bir olguya değil, eski bir fiziksel olguya yeni bir kavramla, yani deneyimden gelen bir "fenomenal kavramla" ulaşmak olduğunu savunur. Bu tartışma, bu dersin ayrımlarının yalnızca sınıflandırma değil, büyük metafizik soruları çözmenin aracı olabileceğini gösteriyor. Jackson'ın kendisi daha sonra görüşünü değiştirdi ve fizikselciliği kabul etti; ama argüman hâlâ tartışılıyor.

Tanışıklığın geri dönüşü. Russell'ın duyu verisi kuramı yirminci yüzyıl ortasında büyük ölçüde terk edildikten sonra, tanışıklık kavramı uzun süre epistemolojinin kenarında kaldı. Son yıllarda bu kavrama ilgi yeniden arttı: bilinç felsefesindeki tartışmaların yanı sıra, estetik bilgi ve ahlaki bilgi tartışmalarında da tanışıklık bir aday olarak öne çıktı. Örneğin bir sanat eserini, onu görmeden, yalnızca başkalarının tanıklığına dayanarak güzel bulup bulamayacağımız sorusu, estetik bilginin bir tür tanışıklık gerektirip gerektirmediği sorusudur. Bu soru Ders P5.8'de estetik tanıklık başlığı altında işlenecek.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir oto tamircisi müşterisine şöyle diyor: "Bu motoru bilirim. Bu modellerde triger kayışının altmış bin kilometrede değişmesi gerektiğini biliyorum. Ben bu kayışı yarım saatte değiştirmeyi bilirim."

Adım 1, iddiaları yaz ve dilbilgisel ipuçlarını not et. Üç iddia var. "Bu motoru bilirim": nesne tümleçli "bilmek", tanışıklık ipucu. "Kayışın altmış bin kilometrede değişmesi gerektiğini biliyorum": "-dığını bilmek" yapısının bir türü, önermesel ipucu. "Kayışı değiştirmeyi bilirim": "-mayı bilmek", nasıl-bilgisi ipucu.

Adım 2, aktarılabilirlik sınaması. İkinci iddia aktarılabilir: tamirci bunu üreticinin bakım kılavuzundan öğrenmiş olabilir ve müşteri de artık bunu biliyor. Birinci ve üçüncü iddia aktarılamaz: tamirci motoru anlatsa ya da kayış değiştirmeyi tarif etse, müşteri motoru bilmiş ya da kayışı değiştirmeyi öğrenmiş olmaz.

Adım 3, icra sınaması. Üçüncü iddia icrayla sınanır: tamircinin kayışı değiştirmesi ve motorun düzgün çalışması.

Adım 4, karşılaşma sınaması. Birinci iddia bir karşılaşma gerektirir: bu motorla, ya da bu modeldeki motorlarla, birçok kez çalışmış olmak. Burada ilginç bir belirsizlik var: tamirci bu tek motoru mu, yoksa bu motor modelini mi tanıyor? Büyük olasılıkla ikincisini; "bu motoru bilirim" demek, "bu tip motorlarla çok çalıştım" demektir. Bu, tanışıklığın bir türle de kurulabileceğini gösteriyor.

Adım 5, türe uygun kanıt. Önermesel iddia için Dört Soru Haritası: kaynak, aracın kendi bakım kılavuzu; müşteri bunu kendisi kontrol edebilir. Kılavuz farklı bir değer söylüyorsa, tamircinin iddiası yanlıştır ya da başka bir modeli kastediyordur. Tanışıklık iddiası için kanıt: tamircinin bu modelle ilgili ayrıntılı ve doğru gözlemleri, başka müşterilerin deneyimleri. Nasıl-bilgisi iddiası için kanıt: işin yapılması ve sonucu; yarım saat iddiası ayrıca ölçülebilir.

Adım 6, sonuç. Üç iddia birbirini destekliyor ama farklı biçimlerde sınanıyor. Müşterinin en kolay sınayabileceği önermesel iddiadır; en zor sınayabileceği tanışıklık iddiasıdır. Bu, gündelik bir dersi de içeriyor: güvenmek zorunda olduğumuz uzmanlar söz konusu olduğunda, sınayabildiğimiz önermesel iddialar, sınayamadığımız tanışıklık ve beceri iddiaları için bir vekil gösterge işlevi görür. Kılavuzdaki bilgiyi doğru söyleyen bir tamirci, işini de bilme olasılığı daha yüksek olan bir tamircidir; ama bu bir garanti değil, bir kanıttır.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu cümleleri Bilgi Türü Ayırıcı ile sınıflandır: (a) "Annemin yemeklerinin tadını bilirim." (b) "Depremin 1999'da olduğunu biliyorum." (c) "Satranç oynamayı biliyorum." (d) "Kimin haklı olduğunu biliyorum."
  2. "Ne zaman susması gerektiğini bilir" cümlesini üç ayrı okuma altında yeniden yaz: biri önermesel, biri nasıl-bilgisi, biri karakter özelliği olarak. Her okuma için iddiayı sınamanın bir yolunu öner.
  3. Bir okulda, öğrencilerin "bir deney raporu yazmayı bilmesi" hedefleniyor ve bu hedef çoktan seçmeli bir sınavla ölçülüyor. Bu ölçmede neyin yanlış gittiğini bu dersin kavramlarıyla açıkla ve daha iyi bir sınama öner.
Cevapları göster
  1. (a) Tanışıklık: annenin yemeklerinin tadını bilmek, onları tatmış olmayı gerektirir; tanıklıkla aktarılamaz. (b) Önermesel bilgi: tanıklıkla aktarılabilir ve Dört Soru Haritası'yla sınanır. (c) Nasıl-bilgisi: icra sınamasıyla, yani bir oyun oynatarak sınanır; ama satrancın kurallarını bilmek, yani önermesel bilgi, ona eşlik eder. (d) Önermesel bilgi, soru tümleçli biçimde: "kimin haklı olduğunu bilmek", "haklı olanın Ali olduğunu bilmek" gibi bir önermeyi bilmektir. Ama bu bir değer yargısı içerdiği için, ahlaki bilginin mümkün olup olmadığı sorusunu da gündeme getirir.
  2. Önermesel okuma: "Sessiz kalmanın uygun olduğu durumların şunlar olduğunu bilir"; sınama, ona bu durumları sormak. Nasıl-bilgisi okuması: "Uygun anlarda susmayı başarabilir"; sınama, onu gerçek ya da canlandırılmış durumlarda gözlemek. Karakter özelliği okuması: "Ölçülü bir kişidir"; sınama, zaman içinde birçok durumdaki davranışını gözlemek. İlk okumada iyi sonuç veren biri ikinci ya da üçüncü okumada başarısız olabilir: susması gerektiğini bilen ama kendini tutamayan biri, bu ayrımın en tanıdık örneğidir.
  3. "Deney raporu yazmayı bilmek" bir nasıl-bilgisi hedefidir; çoktan seçmeli sınav ise önermesel bilgiyi ölçer, örneğin bir raporun bölümlerinin neler olduğunu. Bu, bir türe uygun kanıtın öbür türden bir iddiayı desteklemek için kullanılmasıdır. Öğrenci rapor bölümlerini ezberleyip sınavı geçebilir ama rapor yazamayabilir; ya da iyi rapor yazıp bölümlerin adlarını karıştırabilir. Daha iyi sınama, öğrenciye gerçek bir rapor yazdırmak ve bunu açık ölçütlerle değerlendirmektir; çoktan seçmeli sınav, önermesel bilginin bir parçasını kontrol etmek için yardımcı olarak kalabilir.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: ehliyet için yapılan direksiyon sınavı. Zayıf çalışma: "Sınav iyi değil çünkü çok stresli." Bu, bir şikâyettir ama bilgi türleriyle ilgili bir değerlendirme değildir. Güçlü çalışma: "1) Güvenli sürücülük üç tür bilgi gerektirir: trafik kurallarını bilmek (önermesel), aracı kullanmayı bilmek (nasıl-bilgisi) ve trafikteki tehlikeli durumları tanımak (tanışıklığa yakın bir aşinalık). 2) Yazılı sınav birinciyi, direksiyon sınavı ikinciyi ölçer. 3) Üçüncüsü, yani tehlikeyi erken tanıma, kısa ve önceden belirlenmiş bir güzergâhta ölçülemez, çünkü bu aşinalık çok sayıda ve çeşitli durumla karşılaşmayı gerektirir. 4) Öyleyse mevcut sınav, üçüncü tür için sistemli bir boşluk bırakıyor. Öneri: tehlike algısını ölçen video tabanlı bir test ya da yeni sürücüler için gözetimli bir deneyim dönemi."

ÖlçütNe aranır
Tür belirlemeDeğerlendirilen bilgi türleri doğru belirlenmiş ve sınamalarla gerekçelendirilmiş
Argüman yapısıÖncüller numaralandırılmış, sonuç öncüllerden çıkıyor
Uygunluk değerlendirmesiHer tür için yöntemin uygun olup olmadığı ayrı ayrı değerlendirilmiş
Sistemli hataYöntemin hangi tür için hangi yönde hata ürettiği gösterilmiş
DüzeltmeTüre uygun, uygulanabilir bir düzeltme önerilmiş

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç1.1) Ders Ç1.1'de bilginin olgusallığı nasıl tanımlandı ve bu ders, olgusallığın tanışıklık ve nasıl-bilgisi için karşılığını nasıl kurdu?
  2. (Ders Ç0.8) Ders Ç0.8'deki anlam kayması safsatası, "bilmek" fiilinin farklı kullanımlarıyla nasıl ortaya çıkabilir? Bir örnek ver.
  3. (Ders Ç0.9) Ders Ç0.9'daki karşı-örnek yöntemi, bu dersin İtiraz 2'sinde tanışıklığın önermesel bilgiye indirgenemeyeceğini göstermek için nasıl kullanıldı?
Cevapları göster
  1. Ders Ç1.1'de olgusallık, bilginin doğruluk gerektirmesi olarak tanımlandı: S, p'yi biliyorsa p doğrudur. Bu ders, Teknik ayrıntı bölümünde, tanışıklık için karşılığın var olmayan bir şeyle tanışık olamamak, nasıl-bilgisi için karşılığın ise işe yaramayan bir yöntemi "bilememek" olduğunu öne sürdü. Üç türün de dünyayla bir uyum gerektiren başarı kavramları olduğu sonucuna varıldı.
  2. Anlam kayması, bir argümanda aynı kelimenin farklı anlamlarda kullanılmasıyla oluşur. Örnek: "Ali yüzmeyi biliyor. Bilgi sözle aktarılabilir. Öyleyse Ali yüzmeyi bize sözle aktarabilir." Birinci öncülde "bilmek" nasıl-bilgisi anlamında, ikinci öncülde önermesel bilgi anlamında kullanılıyor; argüman geçerli görünür ama "bilmek" kelimesinin anlamı kaydığı için sonuç öncüllerden çıkmaz.
  3. Karşı-örnek yöntemi, bir tanımın gerekli ya da yeterli koşulunu çürütmek için tanıma uymayan durumlar arar. İtiraz 2, tanışıklığı "bir kişi hakkında yeterince çok önerme bilmek" olarak tanımlıyordu. Cevap iki karşı-örnek verdi: bir ünlü hakkında çok şey bilip onu tanımamak (önermeleri bilmek yeterli değil) ve otobüste sohbet edilen birini adını bilmeden tanımak (çok önerme bilmek gerekli değil).

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Önermesel bilgi nedir?Bir önermenin doğru olduğunu bilmek; olgusaldır ve tanıklıkla aktarılabilir.
Tanışıklık bilgisi nedir?Bir kişi, yer ya da deneyimle doğrudan ilişki yoluyla edinilen bilgi; tanıklıkla aktarılamaz.
Nasıl-bilgisi nedir?Bir şeyi yapmayı bilmek; tipik olarak icrayla gösterilir.
Russell'ın tanışıklık ile betimleme ayrımı nedir?Tanışıklıkta bir şeyin doğrudan farkındayız; betimlemede onu yalnızca bir betimlemeye uyan şey olarak biliriz.
Russell'a göre neyle tanışığız?Duyu verileri, bellekteki geçmiş duyu verileri, içebakışla kendi zihinsel durumlarımız ve tümeller.
Aktarılabilirlik sınaması nedir?Bir bilginin yalnızca birinin sözüne güvenilerek edinilip edinilemeyeceğini sormak; önermesel bilgiyi öbür türlerden ayırır.
Soru tümleçli bilgi hangi türe girer?Standart çözümlemeye göre önermesel bilgiye: bir sorunun cevabını bilmek, doğru cevap olan önermeyi bilmektir.
Türler karıştırıldığında ne olur?Bir türe uygun kanıt öbür türden bir iddia için kullanılır ve değerlendirme sistemli biçimde yanılır.

Okuma listesi

  • Bertrand Russell, The Problems of Philosophy (1912), 5. bölüm. Tanışıklık yoluyla bilgi ile betimleme yoluyla bilgi ayrımının klasik ifadesi.
  • Gilbert Ryle, The Concept of Mind (1949), 2. bölüm, "Knowing How and Knowing That". Nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden ayrı olduğu görüşü.
  • Michael Polanyi, The Tacit Dimension (1966). Örtük bilgi ve "söyleyebildiğimizden fazlasını bilmek".
  • Frank Jackson, "Epiphenomenal Qualia", The Philosophical Quarterly 32 (1982). Mary'nin odası düşünce deneyi.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Knowledge by Acquaintance vs. Description" maddesi. Ayrımın tarihine ve güncel tartışmalarına genel bakış.

Sonraki derse köprü

Bu derste nasıl-bilgisini, icrayla sınanan ve sözle tam aktarılamayan ayrı bir tür olarak ele aldık ve dördüncü öncülün tartışmalı olduğunu not ettik. Ders Ç1.3 bu tartışmanın kendisine giriyor: Gilbert Ryle'ın, zekâyı önce önermeleri düşünüp sonra uygulamak olarak gören "entelektüalist efsaneye" karşı argümanı ile Jason Stanley ve Timothy Williamson'ın, yüzmeyi bilmenin aslında bir tür önermesel bilgi olduğunu savunan cevabı karşı karşıya gelecek. Soru şu: beceri, önermesel bilginin bir biçimi midir, yoksa ondan bağımsız bir bilme biçimi mi?

Günlük sorusu: Çok iyi yaptığın ama nasıl yaptığını anlatmakta zorlandığın bir şey düşün. Onu birine öğretmeye çalışsan, sözle aktarabildiğin ve aktaramadığın kısımlar neler olurdu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.