Giriş
İki kişi aynı kavşakta bir yabancıya Kadıköy iskelesine giden yolu tarif ediyor. Birincisi otuz yıldır o semtte oturuyor; sokakları, kestirmeleri, hangi yokuşun nereye çıktığını biliyor. İkincisi semte ilk kez gelmiş, yolu bilmiyor ama içinden gelen bir tahminle, rastgele, doğru yönü gösteriyor. Yabancı iki tarifi de dinlese aynı yere varacaktı. Eğer önemli olan yalnızca iskeleye varmaksa, birinci kişinin bilgisi ikincinin tahmininden neden daha değerli olsun?
Bu soru, Platon'un Menon diyaloğunda Sokrates'in Menon'a sorduğu sorunun bugünkü biçimidir; Ders Ç1.1'de onu epistemolojinin beşinci sorusu olarak kısaca anmıştık. Modül Ç1'in önceki dersleri bilginin ne olduğunu sordu: doğru inanç, gerekçe, Gettier vakaları ve şansı dışlayan koşullar. Bu ders başka bir soru soruyor: bütün bu koşulları bulsak bile, onları doğru inanca eklemek neden önemli? Bir bilgi kuramının, bilgiyi tanımlamanın yanında, bilgiye neden değer verdiğimizi de açıklaması gerekir. Birçok çağdaş epistemolog bu açıklamayı yapamayan bir kuramı eksik sayar. Ders, sorunun Platon'daki kaynağını, güvenilircilik için yarattığı "batırma" sorununu ve önerilen üç cevabı, yani durağanlık, olasılık ve başarı cevaplarını inceliyor.
Bu dersin kazanımları:
- Değer sorununun üç düzeyini, araçsal ve nihai değer ayrımını ve batırma sorununu açıklarsın. (anla)
- Bir bilgi kuramını Değer Sorusu ile sınar, kuramın bilgiye doğru inancın ötesinde bir değer kazandırıp kazandırmadığını belirlersin. (uygula)
- Durağanlık, koşullu olasılık ve başarı cevaplarının güçlü ve zayıf yanlarını gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Dersin kavramları üç katmanda ilerliyor: önce değerin türleri, sonra sorunun kendisi ve batırma sorunu, en son da önerilen cevapların dayandığı kavramlar.
Para araçsal değerin tipik örneğidir: değeri, onunla alınabilecek şeylerden gelir. Bir dostluk ya da iyi yapılmış bir iş ise, çoğumuz için, ürettiği sonuçlardan bağımsız olarak da değerlidir. Epistemolojide genellikle doğruluğun temel epistemik değer olduğu varsayılır: bir inancın epistemik açıdan iyi olması, en sonunda doğru olmasıyla ilgilidir. Bu varsayıma "doğruluk tekçiliği" (veritism) denir. Bilginin değeri sorunu, bu varsayımla birlikte düşünüldüğünde keskinleşir. Bilginin doğru inançtan fazlası, yani gerekçe ya da güvenilirlik, yalnızca doğruluğa ulaşmanın bir aracıysa, doğruluk zaten elde edildiğinde bu fazlalık neden ek bir değer taşısın?
İngiliz filozof Duncan Pritchard, Alan Millar ve Adrian Haddock ile birlikte yazdığı 2010 tarihli The Nature and Value of Knowledge kitabında kendi kaleme aldığı bölümlerde sorunu üç düzeye ayırır; birincil ve ikincil ayrımı ilk kez 2007 tarihli "Recent Work on Epistemic Value" makalesinde yer alır. Birincil değer sorunu, bilginin yalnızca doğru inançtan neden daha değerli olduğunu sorar. İkincil sorun, bilginin, doğru inanç artı gerekçe gibi, Gettier vakalarının gösterdiği üzere bilgiye yetmeyen parça birleşimlerinden neden daha değerli olduğunu sorar. Üçüncül sorun ise bilginin bu parçalardan yalnızca derece olarak değil, tür olarak daha değerli olup olmadığını sorar. Bu ayrım önemlidir, çünkü bir kuram birinci soruyu cevaplayıp ikincide ya da üçüncüde başarısız olabilir. Ders Ç1.11–Ç1.13'te aradığımız Gettier-dışlayıcı koşulun değerli olup olmadığı, ikincil sorundur.
Benzer itirazları daha önce Ward Jones (1997) ve Richard Swinburne (1999) da dile getirmişti; ama sorunun en çok anılan biçimini Amerikalı filozof Linda Zagzebski, 2003 tarihli "The Search for the Source of Epistemic Good" makalesinde kurdu. Ders Ç1.10'da onun Gettier vakalarının kaçınılmazlığı argümanını görmüştük. Zagzebski'nin örneğinde, aynı tadı taşıyan iki fincan espresso vardır: biri güvenilir bir makineden, öbürü güvenilmez bir makineden çıkmıştır. Tat aynıysa, güvenilir makineden gelen fincanın daha iyi olduğunu söylemek için bir neden yoktur. Makinenin güvenilirliği, iyi kahve ürettiği ölçüde değerlidir; iyi kahve önünüzde durduğunda, güvenilirlik bu fincana bir şey eklemez. Aynı mantık bilgiye uygulanırsa, inancın güvenilir bir süreçten gelmesi, inanç doğru olduğunda ona ek bir değer katmaz. Sorun özellikle Ders Ç4.4'te göreceğimiz süreç güvenilirciliğini hedefler: bilgiyi güvenilir süreçle oluşmuş doğru inanç olarak tanımlayan bir kuram, bilginin doğru inançtan neden daha değerli olduğunu açıklayamıyor gibi görünür. "Swamping" terimini bu tartışmada yaygınlaştıran, Amerikalı filozof Jonathan Kvanvig'in 2003 tarihli The Value of Knowledge and the Pursuit of Understanding kitabıdır.
Bu cevap doğrudan Platon'dan gelir. Menon'da Sokrates, doğru kanaatleri Daidalos'un bağlanmadıkça kaçıp giden heykellerine benzetir. Onları değerli kılan, "nedenin akıl yürütmesiyle" bağlanmalarıdır; bu bağ onları hem bilgiye dönüştürür hem de kalıcı kılar. Ders Ç1.10'da bu imgeyi Theaitetos'taki logos önerisinin bir akrabası olarak görmüştük. Bu derste imgenin değerle ilgili yanı öne çıkıyor: bağlı bir heykel kaçmadığı için değerlidir; bilgi de kolayca terk edilmediği için değerlidir. Durağanlık cevabının çağdaş bir savunucusu, İngiliz filozof Timothy Williamson'dur. Williamson'un 2000 tarihli Knowledge and Its Limits kitabındaki hırsız örneğinde, evde bir elmas olduğunu bilen hırsız, bunu yalnızca doğru olarak sanan hırsızdan daha uzun süre arar. Bilgiye dayanan inanç, ilk birkaç başarısız denemede bırakılmaz.
Amerikalı filozof Alvin Goldman ve İsveçli filozof Erik Olsson, 2009 tarihli "Reliabilism and the Value of Knowledge" makalesinde bu cevabı geliştirdi. Fikir şudur: bir inancın güvenilir bir süreçten gelmesi, kişinin bu süreci yeniden kullanabileceğini, dolayısıyla gelecekteki benzer inançlarının da doğru olma olasılığının yüksek olduğunu gösterir; kişinin bunu bilmesi gerekmez. Güvenilir bir makineye sahip olan biri, yalnızca bu fincanı değil, yarınki fincanları da iyi yapacaktır. Bu durumda güvenilirlik, tek fincanın değerine bir şey katmasa da, kişinin gelecekteki doğru inançlarının olasılığını artırır ve bu yüzden değerlidir. Goldman ve Olsson buna ek olarak "değerin özerkleşmesi" (value autonomization) adını verdikleri bir psikolojik süreç önerir: başlangıçta araçsal olarak değer verdiğimiz bir şeye zamanla kendisi için değer vermeye başlarız.
Bu cevabı Amerikalı filozof John Greco ve Küba doğumlu Amerikalı filozof Ernest Sosa farklı biçimlerde savundu. Sosa'nın okçu örneğinde, bir okçu hedefi vurur; atış hem isabetlidir, hem okçunun yeteneğini gösterir, hem de isabet bu yetenekten kaynaklanır. Rüzgârın oku önce saptırıp sonra tesadüfen hedefe geri getirdiği bir atış da isabetlidir, ama okçuya bir başarı olarak atfedilmez. Başarı cevabına göre bilgi, okçunun yetenekli isabetine benzer: doğru inanç, kişinin yetkinliğinden kaynaklanır. Başarıların, yalnızca sonuçlarından bağımsız olarak, kendileri için değerli olduğu düşünülür. Kör bir şansla kazanılan bir maç ile yetenekle kazanılan bir maç aynı skorla bitse de, ikincisini daha çok önemseriz. Başarı cevabının ayrıntılı kuramı Ders Ç4.10'da, Sosa'nın yetkinlik kuramı ise Ders Ç4.8'de işlenecek. Bu derste yalnızca değer sorununa verdiği cevabı ele alıyoruz.
Argüman
Bu bölüm, batırma argümanını numaralı biçimde kuruyor. Amaç, değer sorununun güvenilircilik için neden ciddi olduğunu ve hangi öncülün bırakılmasının bir çıkış yolu açtığını görmek.
- Bir inancın epistemik değeri en sonunda doğruluğundan gelir; doğruluk, temel epistemik değerdir.
- Bir inancın güvenilir bir süreçten gelmesinin epistemik değeri araçsaldır: güvenilirlik, doğruluğa ulaşmanın bir aracı olduğu için değerlidir.
- Bir şeyin araçsal değeri, o şeyin hizmet ettiği değer zaten elde edildiğinde, ona ek bir değer katmaz. Espresso zaten iyiyse, makinenin güvenilirliği o fincanı daha iyi yapmaz.
- Güvenilircilik, bilgiyi güvenilir bir süreçten gelen doğru inanç olarak tanımlar.
- Öyleyse güvenilirciliğe göre bilgi, onunla aynı doğrulukta olan ama güvenilmez bir süreçten gelen bir doğru inançtan, epistemik olarak daha değerli değildir.
- Ama bilgi, şans eseri doğru inançtan daha değerlidir; Larissa'ya giden yolu bilen kişi, yola tesadüfen doğru inanan kişiden daha iyi bir epistemik durumdadır.
Sonuç: Birinci, ikinci ve üçüncü öncül birlikte kabul edildikçe, yalın güvenilircilik bilginin doğru inançtan neden daha değerli olduğunu açıklayamaz. Ya bu öncüllerden biri bırakılmalı ya da güvenilirciliğe, değeri yalnızca doğruluğa ulaşmanın aracı olmayan bir öğe eklenmelidir. Önerilen cevapların her biri bu öncüllerden birine saldırır. Durağanlık ve koşullu olasılık cevapları, güvenilirliğin yalnızca bu tek inancın doğruluğuna değil, başka şeylere de hizmet ettiğini söyleyerek ikinci ve üçüncü öncülü daraltır. Başarı cevabı ise birinci öncülü bırakır: doğruluğun yanında, doğruluğa yetkinlikle ulaşmanın da nihai bir epistemik değeri vardır.
Birinci öncül, doğruluk tekçiliğidir. Ders Ç1.9'da gerekçenin iki anlamını, ödev anlamını ve iyi neden anlamını ayırmıştık. Her iki anlamda da gerekçe, doğruluğa yönelen bir şey olarak anlaşılır. Gerekçeli inanmak, doğruya ulaşmak için yapılması gerekeni yapmaktır. Bu öncül çekicidir, çünkü epistemik değerin neden epistemik olduğunu açıklar. Ahlaki ya da pratik değerler değil, doğrulukla ilgili değerler epistemiktir. Ama bu öncülün gücü, aynı zamanda sorunun da kaynağıdır. Doğruluk tek temel değerse, doğruluğa giden her yol yalnızca araçsal olarak değerlidir.
Üçüncü öncül, batırma ilkesidir ve Zagzebski'nin espresso örneğinin genelleştirilmesidir. Bu öncülün bir sınırı vardır. Bir şeyin araçsal değeri, yalnızca hizmet ettiği tek bir sonuçla sınırlı değildir. Güvenilir bir makine, bu fincanı daha iyi yapmasa da, sahibine yarınki fincanlar için de bir güvence verir. Koşullu olasılık cevabının hedef aldığı nokta budur. Batırma ilkesi, değerlendirilen şeyi tek bir inanç olarak sınırlı tuttuğumuzda geçerli görünür. Değerlendirmeyi inancın kişinin bilişsel hayatı içindeki yerine genişlettiğimizde ise zayıflar.
Altıncı öncül, sorunun sezgisel dayanağıdır. Bu öncülü ilk başta Sokrates sorgular. Larissa örneğiyle, doğru kanaatin eylem için bilgiden daha az yararlı olmadığını gösterir. Menon, bilginin her zaman, doğru kanaatin ise yalnızca bazen isabet ettiğini söyleyerek bilgiyi savunur. Sokrates, doğru kanaatin doğru kaldıkça yanılmayacağını gösterince, Menon şaşkınlıkla, bilginin doğru kanaatten neden daha değerli sayıldığını, hatta ikisinin neden farklı olduğunu merak eder. Platon'un cevabı, iki şeyin pratik sonuçlarının aynı olsa bile durağanlıklarının farklı olduğudur. Bu ders, altıncı öncülü kabul ediyor, ama sezginin tam olarak neyi gösterdiği sorusunu açık bırakıyor.
En tartışmalı öncül: Üçüncü öncül, yani batırma ilkesi. Bu ilkenin, değerlendirilen şeyin bir sonuç mu, yoksa bir eylem ya da bir başarı mı olduğuna göre farklı çalıştığı ileri sürülmüştür. Bir sonuç olarak espresso fincanı, nasıl üretildiğinden bağımsız olarak değerlendirilebilir. Ama bir eylem olarak espresso yapmak, ustalıkla yapılmışsa, sonucu aynı olsa bile daha değerli olabilir. Bilgiyi bir sonuç olarak mı, yoksa bir başarı olarak mı gördüğümüz, batırma ilkesinin ona uygulanıp uygulanmayacağını belirler. İtiraz 2 ve İtiraz 3 bu noktayı tartışıyor.
İtirazlar ve cevaplar
İtiraz 1: Durağanlık yanlıştır, çünkü bilgi de kolayca kaybolur ve doğru inanç da inatçı olabilir
Durağanlık cevabı, bilginin doğru inançtan daha kalıcı olduğunu varsayar. Ama bu varsayım genel olarak doğru görünmüyor. İnatçı bir doğru inanç, örneğin hiçbir kanıta açık olmayan dogmatik bir inanç, gerekçeli bir bilgiden daha durağan olabilir. Tersine, iyi gerekçeli bir bilgi, yanıltıcı ama güçlü görünen yeni bir kanıt karşısında makul olarak terk edilebilir. Dogmatik kişinin inancı yerinde dururken, bilen kişi inancını bırakır. Öyleyse durağanlık bilgiye özgü değildir ve bilgiyi değerli kılan şey olamaz.
Cevap: İtiraz, durağanlığın yalın biçimine karşı güçlüdür, ama Platon'un ve Williamson'un iddiası yalın durağanlık değildir. Önemli olan, inancın kaybolmama nedeni ve hangi tür kanıt karşısında kaybolmadığıdır. Dogmatik inanç, her türlü kanıt karşısında durağandır; buna karşı-kanıta kapalılık denir ve epistemik bir erdem değil, bir kusurdur. Bilginin durağanlığı ise, akla uygun biçimde kaybolmamaktır. Bilen kişi, inancını bırakmak için iyi bir neden çıkmadıkça inancını korur ve iyi bir neden çıktığında bırakır. Williamson'un hırsızı, ilk başarısız aramada vazgeçmez, çünkü bilgisi bunun yeterli bir neden olmadığını ona gösterir. Örneği biz biraz uzatırsak: evin sahibinin elması sattığını gösteren bir belge bulsa, vazgeçecektir. Bu nitelikli durağanlık, dogmatizmden farklıdır ve bilgiyle sıkı bir bağı vardır. Yine de itiraz bir şeyi gösteriyor: durağanlık cevabı, durağanlığın "doğru tür"ünü tanımlamak için gerekçe ve bilgi kavramlarına geri dönmek zorundadır. Bu yüzden değeri bağımsız bir yoldan açıklayamayabilir.
İtiraz 2: Koşullu olasılık cevabı, değeri bu inanca değil, gelecekteki inançlara verir
Goldman ve Olsson'un cevabı, güvenilir bir sürecin gelecekte de doğru inançlar üretme olasılığını artırdığını söylüyor. Ama bu, değeri bu inancın kendisine değil, kişinin gelecekteki inançlarına veriyor. Değer sorunu ise bu bilginin, bu doğru inançtan neden daha değerli olduğunu soruyor. Ayrıca güvenilir bir sürecin gelecekte yeniden kullanılmayacağı durumlar vardır. Hayatında yalnızca bir kez, tek bir soru için kullanılan bir yöntem buna örnektir. Bu durumda koşullu olasılık cevabının söyleyecek bir şeyi kalmaz.
Cevap: İtiraz, cevabın kapsamını doğru biçimde sınırlıyor. Koşullu olasılık cevabı, bilginin değerini durumun bütününde, yani kişinin bilişsel hayatına katkısında bulur, tek bir inancın içsel özelliklerinde bulmaz. Goldman ve Olsson bunu açıkça kabul eder ve gerçek değer farkının çoğu durumda bu türden olduğunu savunur. Tek kullanımlık yöntem durumları için ise ikinci mekanizmaları, değerin özerkleşmesi, devreye girer. İnsanlar, güvenilir süreçlere çoğu durumda araçsal değer verdikleri için, zamanla onlara her durumda değer vermeye başlarlar. Ama bu ikinci mekanizma, bilginin neden daha değerli olduğunu değil, neden daha değerli bulunduğunu açıklar. Psikolojik bir açıklama, normatif bir soruyu cevaplamaz. Bu yüzden koşullu olasılık cevabı birincil değer sorununa kısmi bir cevap verir. Pritchard'a göre ise üçüncül soruya, yani bilginin tür olarak daha değerli olup olmadığına, olumsuz cevap verir: fark yalnızca bir derece farkıdır.
İtiraz 3: Başarı cevabı bazı bilgileri dışarıda bırakır, bazı başarısızlıkları içeri alır
Başarı cevabının iki karşı-örnek türü vardır. Birincisi tanıklıktır. Amerikalı filozof Jennifer Lackey, 2007'de yayımlanan "Why We Don't Deserve Credit for Everything We Know" makalesinde şöyle bir vaka anlattı: Chicago'ya ilk kez gelen biri, tren istasyonunda gördüğü ilk yetişkine Sears Kulesi'nin yolunu sorar. Bu kişi tesadüfen şehri çok iyi tanıyan biridir ve kusursuz bir tarif verir. Bu kişi yolu biliyor gibi görünür. Ama doğru inancı, büyük ölçüde onun değil, yolu tarif eden kişinin yetkinliğinden kaynaklanır. Öyleyse bilgi her zaman kişiye atfedilebilen bir başarı değildir. İkincisi, Ders Ç1.12 ve Ç1.13'te gördüğümüz sahte ambar vakasıdır. Pritchard'a göre Hasan'ın değirmeni gördüğüne dair doğru inancı, onun görme yetkinliğinden kaynaklanır ve bu yüzden bir başarıdır. Ama sezgimiz, Hasan'ın bilmediğini söyler. Öyleyse başarı, bilgi için yeterli de değildir.
Cevap: Bu iki karşı-örnek, başarı cevabının en ciddi sınavıdır ve savunucuları farklı cevaplar geliştirdi. Greco, başarının "önemli ölçüde" kişiye atfedilmesinin yettiğini savunur. Tanıklıkta kişinin kimi dinleyeceğini seçmesi, onun yetkinliğinin bir parçasıdır. Sahte ambar vakasında ise, kişinin yetkinliğinin o çevrede güvenilir olmadığını, bu yüzden başarının ona atfedilemediğini öne sürer. Bu cevaplar, "atfedilebilirlik" kavramını esnetme pahasına işler. Pritchard ise, Ders Ç1.13'te gördüğümüz şans karşıtı erdem epistemolojisine yöneldi. Bilgi hem yetkinliğe dayalı hem de güvenli bir inançtır. Bu birleşim karşı-örneklerden kaçar. Ama değer sorununa verdiği cevap zayıflar: bilgi artık tam olarak bir başarı olmadığına göre, başarıların nihai değeri bilgiye de geçmeyebilir. Pritchard bu sonucu kabul edip, değer sorununun asıl hedefinin bilgi değil, kendi başına bir başarı olan "anlama" olabileceğini önerdi. Bu tartışma Ders Ç4.10'da ayrıntılı olarak yeniden açılacak.
İtiraz 4: Sorun yapay bir sorundur, çünkü bilgiye zaten nihai değer vermiyoruz
Belki de bilgi, şans eseri doğru inançtan daha değerli değildir. Gündelik sezgimiz, bilgiyi bir sınav notu gibi değerlendiren bir eğitim sisteminden ya da bilenleri ödüllendiren bir toplumsal düzenden doğmuş olabilir. Kvanvig de, bilginin, ona yetmeyen gerekçeli doğru inançtan daha değerli olmadığını, yani Gettier-dışlayıcı koşulun değer katmadığını, dolayısıyla epistemolojinin bilgiye verdiği merkezi yeri gözden geçirmesi gerektiğini savundu. Bu durumda değer sorunu çözülmesi gereken bir bilmece değil, bırakılması gereken bir varsayımdır.
Cevap: Bu itiraz, sorunun en radikal çözümünü öneriyor ve ciddiye alınmalıdır. Ama iki nedenle tam olarak ikna edici değildir. Birincisi, Kvanvig'in kendisi de birincil sezgiyi, yani bilenin şans eseri doğru inanandan daha iyi durumda olduğunu kabul eder. Larissa örneğinde, yolu tahminle gösteren kişiye bir dahaki sefer yine güvenip güvenmeyeceğimizi sorduğumuzda, bu sezgi netleşir. Tartışma ikincil düzeydedir: Gettier vakalarını dışlayan koşul gerçekten değer katmıyor mu? İkincisi, Kvanvig epistemik değeri reddetmez. Değerin asıl taşıyıcısının bilgi değil, anlama olduğunu savunur. Bu, sorunu kaldırmaz, yer değiştirir. Doğru inançtan daha değerli bir epistemik durum vardır; tartışma, bu durumun bilgi mi, anlama mı, yoksa ikisi mi olduğudur. Bu soru, bir sonraki derste ele alınacak.
Örnekler
Basit örnek: iki tarif
Giriş örneğine dönelim. Kadıköy'de yaşayan Nermin Hanım yabancıya iskele yolunu tarif ediyor. Semte ilk kez gelen Onur ise tahminle, rastgele, aynı yolu gösteriyor. Yabancı ikisinden de aynı bilgiyi alsa aynı yere varacaktı.
Değer Sorusu ile bakalım. Birincisi, iki inanç arasında pratik sonuç bakımından bir fark var mı? Bu durumda yok; ikisi de yabancıyı iskeleye götürür. İkincisi, durağanlık farkı var mı? Var. Yabancı Onur'a "Emin misiniz, bu yokuş ters yöne çıkmıyor mu?" diye sorsa, Onur hemen fikir değiştirebilir. Nermin Hanım ise, yokuşun iskeleye çıktığını bildiği için cevabını korur. Üçüncüsü, gelecek doğru inançlar bakımından fark var mı? Var. Nermin Hanım, yarın başka biri vapura nasıl gidileceğini sorsa, yine doğru tarif verecektir; Onur'un tahmini yarın tutmayabilir. Dördüncüsü, başarı farkı var mı? Var. Nermin Hanım'ın doğru tarifi onun bilgisine atfedilir, Onur'un ise şansına.
Bir ayrıntı daha var. Yabancı, iki kişiden hangisinin yolu bildiğini önceden bilemez. Bir yabancı için değer farkı, ancak tarif edenin bilip bilmediğini anlamasını sağlayan bir işaret, örneğin Nermin Hanım'ın yokuşları ve kestirmeleri ayrıntılı anlatabilmesi, olduğunda işe yarar. Bu, bilginin değerinin bir bölümünün, başkalarına güvenilir bir işaret vermesinde yattığını düşündürür. Bilen kişi, ayrıntı verebilir, soruları cevaplayabilir, tarifini farklı biçimlerde anlatabilir; şans eseri doğru inanan kişi ise genellikle bunu yapamaz. Toplumsal bir varlık olarak, başkalarının bilgisine dayanmak zorunda olduğumuz için, bilginin bu işaret verme işlevi, tek bir inancın doğruluğundan çok daha geniş bir değer taşıyabilir. Bu fikir, Ders Ç2.13'te tanıklık sorununu ele alırken yeniden önem kazanacak.
Sonuç: Tek bir tarif bakımından iki inanç eşit değerlidir. Ama değerlendirmeyi inancın kalıcılığına, gelecekteki inançlara ve kime atfedildiğine genişlettiğimizde fark ortaya çıkar. Bu, Argüman bölümünün üçüncü öncülünün, değerlendirilen şeyi tek bir sonuçla sınırladığımızda neden çekici göründüğünü gösteriyor.
Orta örnek: bir laboratuvar sonucu
Bir biyoloji laboratuvarında iki araştırmacı, aynı hücre kültürünün kirlenip kirlenmediğini test ediyor. Deniz, standart test protokolünü uyguluyor ve kültürün temiz olduğunu buluyor. Kerem ise test kitini yanlış saklamış, kitin raf ömrü dolmuş, ama sonuç tesadüfen doğru çıkıyor: kültür gerçekten temiz. İkisi de aynı sonucu raporluyor.
Değer Sorusu ile bakalım. Birincil düzeyde Deniz'in bilgisi, Kerem'in doğru inancından daha değerli mi? Batırma argümanına göre, kültür temiz olduğu sürece, sonucun güvenilir bir testten gelmesi bu sonuca bir şey katmaz. Ama laboratuvar müdürünün bakışı farklıdır. Deniz'in sonucuna dayanarak bir sonraki deney adımına geçilebilir. Kerem'in sonucu ise, yalnızca tesadüfen doğru olduğu için, tekrarlanmalıdır. Laboratuvar, bir sonucun doğruluğuna değil, onu üreten yöntemin güvenilirliğine dayanarak hareket eder. Çünkü hangi sonucun tesadüfen doğru olduğunu önceden bilemez.
Sonuç: Bu örnek, koşullu olasılık cevabının gücünü gösteriyor. Değer, tek bir inancın doğruluğunda değil, o inanca dayanarak sonraki adımı atabilmekte yatıyor. Ama örnek aynı zamanda İtiraz 2'nin haklı olduğu noktayı da gösteriyor. Değer farkı, Kerem'in sonucunun kendisinde değil, laboratuvarın onu kullanma biçiminde ortaya çıkıyor. Kerem'in sonucu, doğruluğu bilinseydi, Deniz'inki kadar kullanılabilir olurdu.
Gerçek hayat örneği: gerekçeli karar
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesi, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" der. Bir hukuk sistemi, bir mahkemenin yalnızca doğru karar vermesini değil, bu kararın neden doğru olduğunu da göstermesini ister. Bu hükmün anlamı, değer sorunu açısından dikkat çekicidir. Gerekçesiz ama tesadüfen doğru bir karar ile gerekçeli ve doğru bir karar, taraflar için aynı sonucu doğurur. Hukuk sistemi yine de ikincisini zorunlu tutar.
Hukuk literatüründe gerekçe zorunluluğunun birkaç işlevi sayılır. Gerekçe, kararın üst mahkemede denetlenmesini mümkün kılar. Benzer davalarda tutarlı kararlar verilmesini sağlar. Tarafların kararı anlamasını ve gerekirse ona itiraz etmesini sağlar. Hâkimi de keyfî karardan korur. Bu işlevler, bilginin değeri tartışmasındaki üç cevaba şaşırtıcı biçimde karşılık gelir. Denetlenebilirlik ve itiraz edilebilirlik, durağanlıkla ilgilidir: gerekçeli bir karar, keyfî bir itiraz karşısında ayakta kalır ama iyi bir itiraz karşısında değiştirilebilir. Tutarlılık, koşullu olasılık cevabına karşılık gelir: gerekçe, gelecekteki benzer davalarda da doğru kararlar verilmesini sağlar. Hâkimin keyfîlikten korunması ise başarı cevabına yakındır: gerekçeli bir karar, hâkimin hukuki yetkinliğine atfedilebilir.
Örnek, bir sınırı da gösteriyor. Hukuk sisteminin gerekçeye verdiği değer, büyük ölçüde toplumsal ve kurumsaldır. Başkalarının kararı denetleyebilmesi, güvenebilmesi ve ona uyabilmesi içindir. Bilginin değeri sorunu ise genellikle tek bir kişinin epistemik durumu hakkında sorulur. Toplumsal epistemoloji, Modül Ç7'de, bilginin değerinin bu toplumsal boyutunu ayrıca ele alacak. Gerekçe zorunluluğu, toplumların bilgiyi neden doğru inançtan daha değerli bulduğuna dair kurumsal bir tanıktır. Ama bilginin bireysel düzeydeki değerini tek başına kanıtlamaz.
Araç kartı: Değer Sorusu
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir bilgi kuramının ya da bir bilgi iddiasının, doğru inancın ötesinde neden değerli olduğunu sınar. Kuramın birincil, ikincil ve üçüncül değer sorusuna cevap verip veremediğini belirler. |
| Adımlar | 1) Karşılaştırılacak iki durumu yaz: bilgi ve aynı içerikte, şans eseri doğru inanç. 2) Pratik sonuç: iki inanç, bu tek durumda farklı bir sonuç doğuruyor mu? 3) Durağanlık: iki inanç, kötü ve iyi karşı-kanıt karşısında farklı davranıyor mu? 4) Gelecek: iki inancı üreten yöntem, benzer gelecek durumlarda doğru inanç üretme olasılığı bakımından farklı mı? 5) Atıf: doğruluk, kişinin yetkinliğine mi, şansa mı, başkasına mı atfediliyor? 6) Düzey: bulduğun fark birincil mi, ikincil mi, üçüncül mü? Derece farkı mı, tür farkı mı? |
| Ne zaman kullanılır | Yeni bir bilgi kuramını değerlendirirken; bir kurumun ya da kişinin, doğru sonucun yanında yöntemi, gerekçeyi ya da kanıtı neden istediğini anlamaya çalışırken; "sonuç doğruysa yöntem önemli mi?" sorusu sorulduğunda. |
| Sınırı | Araç, değerin kaynağını gösterir ama hangi değerin "epistemik" sayılacağını kendisi belirlemez. Bir durumda pratik ya da toplumsal değer farkı bulmak, bilginin bireysel ve epistemik değerini kanıtlamaz. Durağanlık ölçütü, doğru tür durağanlığı tanımlamak için gerekçe kavramına geri dönmeyi gerektirir. |
| 5K kapısı | Kavram |
Özet
- Değer sorunu, bilginin, onu oluşturan parçalardan, özellikle yalnızca doğru inançtan, neden daha değerli olduğunu sorar; kaynağı Platon'un Menon diyaloğudur.
- Pritchard sorunu üç düzeye ayırır: birincil (doğru inanca karşı), ikincil (bilgiye yetmeyen parça birleşimlerine karşı), üçüncül (tür farkı mı, derece farkı mı).
- Batırma sorunu (Zagzebski, Kvanvig): doğruluk temel değerse, güvenilirliğin araçsal değeri, inanç doğru olduğunda doğruluğun değeri tarafından batırılır.
- Durağanlık cevabı (Platon, Williamson): bilgi, akla uygun biçimde, kolayca kaybolmayan bir durumdur; ama doğru tür durağanlığı tanımlamak gerekçe kavramını gerektirir.
- Koşullu olasılık cevabı (Goldman ve Olsson 2009): güvenilir süreç, gelecekte de doğru inanç olasılığını artırır; değer farkı derece farkıdır.
- Başarı cevabı (Greco, Sosa): bilgi yetkinliğe atfedilebilen bir başarıdır ve başarılar nihai değer taşır; tanıklık ve sahte ambar vakaları onun sınırlarını gösterir.
- Kvanvig'e göre epistemik değerin asıl taşıyıcısı bilgi değil, anlama olabilir.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Platon'un Menon diyaloğunun sonlarına doğru (97a–98a), Sokrates erdemin öğretilip öğretilemeyeceği tartışmasının ortasında, bilgi ile doğru kanaat arasındaki farkı inceler. Önce Larissa örneğiyle iki şeyin pratik açıdan eşit olduğunu gösterir:
Bir kişi Larissa'ya ya da başka bir yere giden yolu bilse, oraya gidip başkalarını da oraya götürse, doğru ve iyi bir rehber olmaz mıydı? [...] Peki yol hakkında doğru bir kanaati olan, ama oraya hiç gitmemiş ve yolu bilmeyen biri de iyi bir rehber olabilir, değil mi?
Menon önce, bilenin her zaman isabet ettiğini, doğru kanaat sahibinin ise yalnızca bazen isabet ettiğini söyleyerek itiraz eder; Sokrates bunu çürütünce şaşırır: bilgi doğru kanaatten neden daha değerli sayılsın, hatta ikisi neden farklı olsun? Sokrates'in cevabı Daidalos'un heykelleridir:
Bağlanmadıkları sürece pek değerli mülk sayılmazlar, çünkü kaçak köleler gibi kaçıp giderler; ama bağlandıklarında çok değerlidirler, çünkü gerçekten güzel eserlerdir. Doğru kanaatlerin doğası da böyledir: yanımızda kaldıkları sürece güzel ve verimlidirler, ama insan ruhundan kaçıp giderler ve uzun süre kalmazlar; bu yüzden nedenin bağıyla bağlanana kadar pek değerli değildirler. [...] Bağlandıklarında ise, önce bilgi niteliği kazanırlar, sonra da kalıcı olurlar. Bilginin doğru kanaatten daha değerli ve üstün olması bu yüzdendir: bir zincirle bağlanmıştır.
Pasajda üç şey dikkat çekiyor. Birincisi, Sokrates değer sorununun birincil biçimini iki bin dört yüz yıl önce kurar: doğru kanaat, eylem için bilgi kadar iyi bir rehberdir. Batırma argümanı, bu sorunun güvenilirciliğe yöneltilmiş çağdaş biçimidir. Menon'un ilk itirazının, yani bilenin her zaman, doğru kanaat sahibinin ise yalnızca bazen isabet ettiğinin, bugünkü koşullu olasılık cevabının ilk biçimine benzemesi de dikkat çekicidir. İkincisi, cevap durağanlık cevabıdır: değer farkı, bir anlık sonuçta değil, zaman içindeki kalıcılıktadır. Üçüncüsü, bağ ile bilgi arasındaki ilişki dikkat çekicidir. Sokrates, bağlanmanın kanaati hem bilgiye dönüştürdüğünü hem de kalıcı kıldığını söyler. Bu sıra, durağanlığın bilginin bir sonucu olduğunu düşündürür. Öyleyse bilginin değerini durağanlıkla açıklamak, İtiraz 1'in cevabında gördüğümüz döngüye benzer bir yapı taşıyabilir. Sokrates'in bağı "anımsama" ile özdeşleştirmesi ise, Platon'un daha geniş bilgi kuramına, ruhun doğumdan önce bildiği şeyleri hatırladığı öğretisine bağlıdır. Bu öğreti Ders Ç2.11'de akılcılık bağlamında ele alınacak.
Teknik ayrıntı
Batırma ilkesinin kesin biçimi. Pritchard batırma ilkesini kabaca şöyle ifade eder. X'in değeri yalnızca Y'ye hizmet etmesinden geliyorsa, Y zaten elde edildiğinde, X'in varlığı, Y ile X'in birleşimine Y'nin tek başına sahip olduğundan fazla değer katmaz. Bu ilke, bir sonucun değeri ile onu üreten sürecin değeri arasındaki bir ilişkiyi tanımlar. Bu ilkeye karşı ileri sürülen başlıca itiraz, ilkenin "değer"i yalnızca bir anlık durumun özelliği olarak almasıdır. Goldman ve Olsson'un cevabı, değerin bir durumun gelecek durumlar üzerindeki olasılıksal etkisini de içerdiğini söyler. Başarı cevabı ise, değerin, bir sonucun nasıl elde edildiğinin, yani tarihinin, bir özelliği olabileceğini söyler. Felsefede bu ikinci fikre bazen "tarihsel" ya da "ilişkisel" değer denir: bir eserin özgün olması, aynı görünümdeki bir kopyadan daha değerli olması gibi.
Koşullu olasılık argümanının yapısı. Goldman ve Olsson'un argümanı olasılık kuramının diliyle şöyle kurulabilir. S'nin p'ye dair doğru inancı güvenilir bir süreç R ile oluşmuşsa, S'nin gelecekte R'yi kullanarak benzer önermelere dair doğru inançlar edinme olasılığı, bu inanç güvenilmez bir süreçle oluşmuş olduğu durumdakinden daha yüksektir. Goldman ve Olsson'un argümanın işlemesi için saydığı koşullardan ikisi burada öne çıkar. Birincisi, R'nin yeniden kullanılabilir olmasıdır: kişi aynı süreci gelecekte de kullanabilmelidir. İkincisi, benzer durumların ortaya çıkmasıdır: R'nin uygulanabileceği yeni sorular gelmelidir. Goldman ve Olsson bu koşulların insan hayatında normal olarak sağlandığını savunur. Ama İtiraz 2'nin gösterdiği gibi, bu koşullar sağlanmadığında argüman bir şey söylemez. Ders Ç4.5'te göreceğimiz genellik sorunu burada da ortaya çıkar: "aynı süreç" ve "benzer durum" ifadelerinin nasıl tanımlanacağı, olasılığın değerini belirler.
Nihai değerin taşıyıcısı. Başarı cevabı, başarıların nihai değer taşıdığını varsayar. Bu varsayım, iki farklı biçimde okunabilir. Güçlü okumaya göre, bütün başarılar nihai değer taşır. Ama bu okuma sorunludur: bir kişinin, gereksiz bir işi büyük yetenekle yapması, örneğin bir telefon rehberindeki numaraları ezberlemesi, bir başarıdır, ama değerli olduğu tartışmalıdır. Zayıf okumaya göre ise, başarılar bir şey olarak nihai değer taşır, ama bu değer, başarının konusunun önemsizliği tarafından aşılabilir. Bu ayrım, başarı cevabının bilginin değeri hakkında söylediğini de sınırlar: önemsiz bir şeyi bilmek, başarı cevabına göre bile pek değerli olmayabilir. Değer sorununun önemli konulara dair bilgiyle mi, yoksa bütün bilgiyle mi ilgili olduğu, tartışmada çoğu zaman açık bırakılır.
Üçüncül sorun ve tür farkı. Pritchard'ın üçüncül sorunu, bilginin, parçalarından derece olarak değil, tür olarak daha değerli olmasını ister. Bu talep, bilgiye epistemolojide verilen ayrıcalıklı yerin gerekçesidir. Bilgi yalnızca derece olarak daha değerliyse, epistemolojinin bilgi üzerine yoğunlaşması keyfî görünebilir. Ders Ç1.5'teki kredi dili ile çalışan bir epistemolog, bilgi yerine dereceli kavramlarla, örneğin doğruluk olasılığıyla, yetinebilir. Pritchard'ın değerlendirmesine göre, koşullu olasılık cevabı bu yüzden üçüncül soruya olumsuz cevap verir. Başarı cevabı ise, başarıların tür olarak farklı bir değer taşıdığını söyleyerek olumlu cevap vermeye çalışır.
Üç cevap hangi öncüle saldırıyor? Argüman bölümündeki altı öncül, üç cevabı birbirinden ayırmak için bir harita işlevi görür. Durağanlık cevabı, ikinci öncülü daraltır: güvenilirliğin, yalnızca bu inancın şimdiki doğruluğuna değil, inancın zaman içinde korunmasına da hizmet ettiğini söyler. Koşullu olasılık cevabı, üçüncü öncülü daraltır: araçsal değerin, hizmet ettiği tek bir sonuç elde edildiğinde tükenmediğini, başka sonuçların olasılığına da yayıldığını söyler. Başarı cevabı ise birinci öncülü bırakır: doğruluğun yanında, doğruluğa yetkinlikle ulaşmanın kendisini de temel bir epistemik değer sayar. Bu harita bir şeyi açıkça gösterir. İlk iki cevap doğruluk tekçiliğini korur ve bu yüzden en fazla bir derece farkı bulabilir. Üçüncül soruya olumlu cevap verebilecek tek yol, doğruluk tekçiliğini bırakmaktan geçer. Bir epistemoloğun değer sorununa hangi cevabı vereceği, büyük ölçüde, doğruluğun tek temel epistemik değer olduğu görüşüne ne kadar bağlı olduğuna bağlıdır.
Güncel tartışma
Değer sorunu ve analiz projesi. Değer sorunu, Gettier sonrası tartışmayla doğrudan bağlantılıdır. Ders Ç1.11'den Ç1.13'e kadar, bilgiyi tanımlamak için doğru inanca eklenecek koşulları aradık. Bu koşullar giderek karmaşıklaştı: yenilmezlik, duyarlılık, güvenlik, yetenek. Değer sorunu bu çabaya yeni bir ölçüt ekler. Önerilen her koşulun, bilgiyi tanımlamanın yanında, bilgiye değer kazandırması da gerekir. Kvanvig, Gettier-dışlayıcı koşulların bu ölçütü geçemediğini savundu. Örneğin bir yenilmezlik koşulu, bilgiyi doğru tanımlasa bile, inanca ayrıca değerli bir şey katmıyor gibi görünür. Kvanvig'e göre bu, değer sorununun ikincil düzeyde çözümsüz olduğunu gösterir. Eğer öyleyse, epistemolojinin bilgiye verdiği merkezi yer sorgulanmalıdır. Bu sonuç, Ders Ç4.11'de göreceğimiz bilgi-önce epistemolojisinin de bir arka planıdır. Williamson, bilgiyi analiz edilemez bir temel kavram olarak alarak, onun değerini parçalarından türetme gereğini ortadan kaldırmaya çalışır.
Anlamaya dönüş. Kvanvig'in önerisi, son yirmi yılda epistemolojide anlama kavramına yönelik büyük bir ilgi doğurdu. Anlama, birçok felsefeciye göre, bilgiden farklı olarak, parçalar arasındaki ilişkileri kavramayı gerektirir. Bu yüzden bir başarı olarak görülmeye daha uygun görünür. Anlamanın Gettier vakalarına karşı bağışık olup olmadığı da tartışılır: şans eseri doğru bilgilere dayanan biri bir konuyu yine de anlayabilir mi? Bu sorular, değer sorununun epistemolojiyi bilginin ötesine, başka bilişsel başarılara doğru genişlettiğini gösteriyor. Bu genişleme, epistemolojinin eğitim felsefesiyle ilişkisini de güçlendirdi. Bir öğrencinin bir konuyu bilmesi ile anlaması arasındaki fark, değer sorununun en somut biçimlerinden biridir. Değerlendirme yöntemlerinin hangisini ölçtüğü sorusu, eğitim tasarımının da temel sorularından biridir.
Doğruluk tekçiliği ve değer çoğulculuğu. Tartışmanın daha derindeki ekseni, epistemik değerin tek bir kaynaktan mı, birden fazla kaynaktan mı geldiğidir. Doğruluk tekçileri, gerekçe, tutarlılık ve anlama gibi bütün öbür epistemik iyilerin değerini en sonunda doğruluğa bağlar. Bu görüş sade ve güçlüdür, ama Teknik ayrıntıda gördüğümüz gibi, bilginin tür olarak daha değerli olduğunu söylemeyi zorlaştırır. Değer çoğulcuları ise birden fazla temel epistemik değer kabul eder: doğruluğun yanında anlama, tutarlılık, açıklayıcılık ya da entelektüel erdemler. Çoğulculuk değer sorununu kolaylaştırır, ama yeni bir soru doğurur. Bu değerler çatıştığında, örneğin daha açıklayıcı ama daha az olası bir kuram ile daha olası ama daha az açıklayıcı bir kuram arasında, hangisi öncelikli olacaktır? Ders Ç0.7'de en iyi açıklamaya çıkarımı tanıtırken, açıklayıcılığın doğruluğun bir işareti mi, yoksa ayrı bir değer mi olduğu sorusunu açık bırakmıştık; değer çoğulculuğu tartışması bu sorunun bir başka biçimidir. Entelektüel erdemlerin kendi başlarına değerli olup olmadığı sorusu ise Ders Ç8.1'de yeniden açılacak. Değer sorunu, bu yüzden yalnızca bilginin değeri hakkında bir bilmece değildir. Epistemolojinin neyi amaçladığına dair temel bir sorunun en keskin biçimidir.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir yazılım şirketinde iki mühendis, bir uygulamadaki hatanın kaynağını arıyor. Selin, kodun ilgili bölümünü satır satır inceliyor, hatanın bir veri tabanı sorgusundan kaynaklandığını gösteren adımları izliyor ve sonuca varıyor. Burak ise, deneme yanılma yoluyla bazı satırları değiştiriyor ve hatanın kaybolduğunu görünce, değiştirdiği son satırın, yani yine aynı veri tabanı sorgusunun, hatanın kaynağı olduğunu söylüyor. İkisi de doğru: hata o sorgudaydı.
Adım 1, iki durum. Selin'in bilgisi: "Hata, bu sorgudan kaynaklanıyor", adımlarla gösterilmiş. Burak'ın doğru inancı: aynı önerme, deneme yanılmayla, şans payı yüksek bir yolla ulaşılmış.
Adım 2, pratik sonuç. Bu tek hatada fark yok: sorgu düzeltilince hata gidiyor.
Adım 3, durağanlık. Bir test mühendisi, "Bu hata belki başka bir modülden de geliyor olabilir" derse, Selin, adımları gösterip inancını gerekçeli olarak koruyabilir. Burak ise inancını savunacak bir şeye sahip değildir. Ya kolayca vazgeçer ya da dayanaksız biçimde direnir. Burak'ın durumu, İtiraz 1'de ayırdığımız yanlış tür durağanlığa düşebilir.
Adım 4, gelecek. Selin'in yöntemi, gelecekteki benzer hatalarda da güvenilir sonuç verecektir. Burak'ın deneme yanılma yöntemi bazen çalışabilir, ama karmaşık hatalarda yanıltıcı olabilir. Bir satırı değiştirmek, hatayı yalnızca gizleyebilir.
Adım 5, atıf. Selin'in doğru inancı, onun hata ayıklama yetkinliğine atfedilir. Burak'ın doğru inancı ise büyük ölçüde şansa atfedilir.
Adım 6, düzey. Birincil düzeyde fark açıktır: Selin'in bilgisi Burak'ın doğru inancından değerlidir. Ama bu farkın derece mi, tür mü olduğu, hangi cevabı benimsediğimize bağlıdır. Koşullu olasılık cevabı derece farkı, başarı cevabı tür farkı der.
Sonuç. Şirketin, Selin'in yöntemini Burak'ınkinden daha değerli bulması, tek bir hatanın sonucuna değil, durağanlık, gelecek ve atıf farklarına dayanır. Değer Sorusu, bu üç farkı ayrı ayrı gösteriyor. Ama hangisinin bilgiyi değerli kılan asıl şey olduğunu tek başına belirlemiyor.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu üç durumu Değer Sorusu ile karşılaştır: (a) Bir öğrencinin bir sınav sorusunun cevabını ezberden doğru vermesi ile aynı cevabı türetebilmesi. (b) Bir hava durumu uygulamasının yarın yağmur yağacağını söylemesi ile bir meteoroloğun aynı tahmini yapması. (c) Bir hastanın doktorundan öğrendiği bir teşhis ile internette rastgele bir sitede okuyup aynı teşhise inanması.
- Zagzebski'nin espresso örneğine benzer, ama kendi alanından bir örnek kur. Bu örnekte batırma ilkesinin geçerli olup olmadığını tartış.
- Bir arkadaşın şöyle diyor: "Sonuç doğruysa, nasıl elde edildiği önemli değil." Bu ilkeyi, Değer Sorusu'nun durağanlık, gelecek ve atıf adımlarıyla değerlendir.
Cevapları göster
- (a) Ezber ile türetme: tek soruda pratik fark yoktur. Ama türetebilen öğrenci, soru biraz değiştirildiğinde de doğru cevaba ulaşır; bu, gelecek farkıdır. Bir itirazla karşılaştığında cevabını savunabilir; bu, durağanlık farkıdır. Başarı da ona atfedilir. Ezberleyen öğrencinin cevabı ise ezberin kaynağına atfedilir. (b) Uygulama ve meteorolog: uygulama güvenilir bir modele dayanıyorsa, ikisi arasında koşullu olasılık bakımından büyük fark olmayabilir. Fark, meteoroloğun tahminini açıklayabilmesinde ve modelin başarısız olduğu durumları tanıyabilmesinde ortaya çıkar. Bu durum, bilginin değerinin bazen insanın kendisinde değil, kullandığı aracın güvenilirliğinde yattığını gösterir. (c) Doktor ve rastgele site: hasta doktorun tanıklığından bilgi edinir, ama doğru inancı büyük ölçüde doktorun yetkinliğine atfedilir. Bu, Lackey'nin tanıklık itirazının bir örneğidir. Rastgele siteden gelen inanç ise şans eseri doğrudur. Değer farkı, kaynakların güvenilirliğinde ve gelecek bakımındadır.
- Örnek cevap: bir terzinin, ölçü almadan, göz kararıyla kestiği bir kumaş, ölçüyle kesilmiş bir kumaşla tam aynı boyda çıkabilir. Tek kumaş bakımından batırma ilkesi geçerli görünür: ölçünün değeri, kumaş doğru çıktığında ona bir şey katmaz. Ama terzinin müşterisi, bir sonraki siparişte göz kararına güvenmez. Bu, ilkenin yalnızca tek bir sonuç değerlendirildiğinde geçerli olduğunu gösterir.
- İlke, pratik sonuç adımında doğrudur: tek bir durumda sonuç doğruysa, yöntem o sonucu değiştirmez. Ama durağanlık adımında, doğru sonucun yöntemle elde edilmesi, onun itirazlar karşısında savunulabilmesini sağlar. Gelecek adımında, iyi bir yöntem, gelecekte de doğru sonuçlar verir. Atıf adımında ise, yöntemle elde edilen sonuç kişinin başarısıdır. Arkadaşın ilkesi, değerlendirmeyi tek bir anla sınırlayan bir ilkedir. Değerlendirme genişletildiğinde ilke çöker. Ama arkadaşın, tek seferlik ve önemsiz durumlarda haklı olabilir.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir matematik sınavında öğretmen, doğru cevabın yanında çözüm yolunu da istiyor ve çözüm yolu olmayan doğru cevaba puan vermiyor. Zayıf çalışma: "Öğretmen kopya çekilmesini önlemek için çözüm yolu istiyor." Bu çalışma tek bir pratik nedene odaklanıyor ve değer sorusunu hiç sormuyor. Güçlü çalışma: "1) Çözüm yolu, cevabın öğrencinin yetkinliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını gösterir; bu, atıf farkıdır. 2) Çözüm yolunu bilen öğrenci, benzer sorularda da doğru cevap verecektir; bu, gelecek farkıdır. 3) Öğretmen, sınavla öğrencinin şu anki cevaplarını değil, gelecekteki yetkinliğini ölçmek istiyor. 4) Öyleyse çözüm yolu talebi, öncelikle gelecek farkına dayanır. Bu fark, Goldman ve Olsson'un koşullu olasılık cevabına karşılık gelir. 5) Ama bu talep tamamen araçsal değildir. Öğretmen, matematiksel düşünmenin kendisini de değerli bulur. Bu, başarı cevabına yakın bir nihai değer iddiasıdır. 6) Sonuç: kurum yöntemi hem başka amaçlar, yani gelecek yetkinlik, için hem de kendisi için istiyor. Bu iki neden birbirinden tam olarak ayrılamaz."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Değer Sorusu | Pratik sonuç, durağanlık, gelecek ve atıf adımları ayrı ayrı uygulanmış |
| Değer türü | Araçsal ve nihai değer ayrımı yapılmış, farkın epistemik mi toplumsal mı olduğu tartışılmış |
| Argüman yapısı | Öncüller numaralandırılmış, sonuç öncüllerden çıkıyor |
| Kuramlarla bağ | Durum, en az bir değer cevabına, yani durağanlık, koşullu olasılık ya da başarı cevabına bağlanmış |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç1.10) Ders Ç1.10'da Menon'daki Daidalos imgesi hangi bağlamda anılmıştı? Bu derste aynı imge hangi soruya cevap olarak kullanıldı?
- (Ders Ç1.13) Ders Ç1.13'te güvenlik koşulunun bilgi için tek başına yeterli olmadığı sonucuna varılmıştı. Hangi ek koşul önerilmişti ve bu ek koşul değer sorununa nasıl bir cevap verebilir?
- (Ders Ç1.9) Ders Ç1.9'da gerekçenin hangi iki anlamı ayrılmıştı? Batırma argümanının birinci öncülü bu iki anlamla nasıl ilişkili?
Cevapları göster
- Ders Ç1.10'da Daidalos imgesi, Theaitetos'taki logos önerisinin bir akrabası olarak anılmıştı. Doğru kanaati bilgiye dönüştüren şeyin, kanaati yerinde tutan bir bağ, "nedenin akıl yürütmesi", olduğunu ima ediyordu. Bu derste aynı imge, bilginin doğru kanaatten neden daha değerli olduğu sorusuna verilen durağanlık cevabının kaynağı olarak kullanıldı. Bağlı heykeller kaçmadığı için değerlidir; bilgi de kolayca kaybolmadığı için değerlidir.
- Ders Ç1.13'te güvenliğin yanına bir yetenek koşulu, yani inancın doğruluğunun kişinin bilişsel yeteneğinden önemli ölçüde kaynaklanması koşulu, eklenmesi önerilmişti; bu, Pritchard'ın şans karşıtı erdem epistemolojisidir. Bu ek koşul, değer sorununa başarı cevabı yoluyla cevap verebilir. Doğruluk kişinin yetkinliğine atfedilirse, inanç bir başarıdır ve başarılar nihai değer taşır. Ama İtiraz 3'te gördüğümüz gibi, Pritchard bu birleşimin bilgiyi tam bir başarı yapmadığını kabul eder. Bu yüzden değer cevabı zayıflar.
- Ders Ç1.9'da gerekçenin ödev anlamı, yani inanırken epistemik ödevlerini yerine getirmek, ile iyi neden anlamı, yani inancın doğruluğa yönelen iyi bir nedene dayanması, ayrılmıştı. Batırma argümanının birinci öncülü, epistemik değerin en sonunda doğruluktan geldiğini söyler. Bu öncül, her iki anlamda da gerekçeyi doğruluğa ulaşmanın bir aracı olarak görür: ödevler doğruya ulaşmak için yapılır, iyi nedenler doğruyu gösterdikleri için iyidir. Bu yüzden her iki anlamda da gerekçe, batırma sorununa açıktır.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Değer sorunu nedir? | Bilginin, onu oluşturan parçalardan, özellikle yalnızca doğru inançtan, neden daha değerli olduğunu açıklama sorunu. |
| Değer sorununun üç düzeyi nedir? | Birincil (doğru inanca karşı), ikincil (bilgiye yetmeyen parça birleşimlerine karşı), üçüncül (tür farkı) (Pritchard). |
| Batırma sorunu nedir? | Güvenilirliğin araçsal değeri, inanç doğru olduğunda doğruluğun değeri tarafından batırılır; ek değer katmaz. |
| Zagzebski'nin espresso örneği neyi gösterir? | Aynı tattaki iki fincandan güvenilir makineden geleni daha iyi değildir; güvenilirlik sonuca değer katmaz. |
| Platon'un Menon'daki cevabı nedir? | Doğru kanaatler Daidalos'un heykelleri gibi kaçar; bilgi, nedenin bağıyla bağlandığı için kalıcıdır. |
| Koşullu olasılık cevabı nedir? | Güvenilir süreçle oluşmuş doğru inanç, gelecekte de doğru inanç olasılığını artırır (Goldman ve Olsson 2009). |
| Başarı cevabı nedir? | Bilgi, yetkinliğe atfedilebilen bir başarıdır; başarılar nihai değer taşır (Greco, Sosa). |
| Lackey'nin tanıklık itirazı neyi gösterir? | Tanıklıkla edinilen bilgide doğruluk büyük ölçüde başkasının yetkinliğine atfedilir; bilgi her zaman kişinin başarısı değildir. |
Okuma listesi
- Platon, Menon 97a–98a. Larissa örneği ve Daidalos'un heykelleri.
- Linda Zagzebski, "The Search for the Source of Epistemic Good", Metaphilosophy 34 (2003). Espresso örneği ve batırma sorunu.
- Jonathan Kvanvig, The Value of Knowledge and the Pursuit of Understanding (Cambridge University Press, 2003). Değer sorunu ve anlamaya dönüş.
- Alvin Goldman ve Erik Olsson, "Reliabilism and the Value of Knowledge", A. Haddock, A. Millar ve D. Pritchard (ed.), Epistemic Value (Oxford University Press, 2009) içinde. Koşullu olasılık cevabı.
- Duncan Pritchard, Alan Millar ve Adrian Haddock, The Nature and Value of Knowledge (Oxford University Press, 2010). Değer sorununun üç düzeyi.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "The Value of Knowledge" maddesi.
Sonraki derse köprü
Bu ders bir yer değiştirmeyle bitti: değer sorununu en ciddiye alan felsefecilerden bazıları, epistemik değerin asıl taşıyıcısının bilgi değil, başka bir bilişsel başarı olabileceğini öne sürdü. Ders Ç1.15, bu başarıları ele alıyor: anlama, bir konunun parçaları arasındaki ilişkileri kavramak olarak, bilgiden nasıl ayrılır, ve bilgelik, ne bilineceğini ve neyin önemli olduğunu ayırt etmek olarak, bilginin ötesinde nasıl bir yer tutar?
Günlük sorusu: Doğru bildiğin ama nedenini açıklayamadığın bir şey düşün. O şeyin nedenini öğrensen, sende ne değişirdi?