İçeriğe geç

Ders Ç1.13 · Çekirdek · Modül Ç1: Bilgi ve inanç

Gettier sonrası II: duyarlılık, güvenlik ve şans karşıtlığı

Araç: Yakın Dünya Testi · 5K: Kesinlik · 6.781 kelime · tamamı yaklaşık 31 dakika okuma

Giriş

Bir fabrikada, bir işçi elini bir pres makinesinin altına uzatıyor ve tam o sırada makine, bir sensör arızası yüzünden, kendiliğinden çalışmaya başlıyor. İşçi elini son anda çekiyor; pres, elinin bir santim yanına iniyor. Kimse yaralanmıyor. İş güvenliği uzmanı olayı rapor ediyor ve fabrika yöneticisi soruyor: "Kimse yaralanmadı, neden rapor ediyoruz?" Uzmanın cevabı: "Bu sefer kimse yaralanmadı, ama çok kolayca yaralanabilirdi. Bir santim fark. Bu sistem güvenli değil."

Uzmanın bu cümlesi, bilginin ne olduğu tartışmasında Gettier'den sonra ortaya çıkan en etkili fikri neredeyse tam olarak ifade ediyor. Ders Ç1.11'de, Gettier vakalarında kişinin inancının doğru çıktığını ama bunun bir şans eseri olduğunu gördük. Ders Ç1.12'de bu şansı yanlış öncül yok ve yenilmezlik koşullarıyla dışlamaya çalıştık ve iki girişimin başarısızlığından olumlu bir ders çıkardık: bilgi, gerekçenin, kişinin bilmediği gerçekler karşısında dayanıklı olmasını ister. Bu ders, aynı fikri başka bir dille kuruyor. Fabrikadaki olay, kazanın gerçekleşmediği ama çok kolayca gerçekleşebileceği bir durumdur. Gettier vakası da, inancın yanlış olmadığı ama çok kolayca yanlış olabileceği bir durumdur. Bilgi, bu bakışa göre, yalnızca doğru bir inanç değil, kolayca yanlış olamayacak bir inançtır. Bu fikri kesin bir biçimde ifade etmek için, Ders Ç0.5'te tanıştığımız olası dünyalar diline ihtiyacımız var: gerçek dünyadan biraz farklı olan durumlarda inancın ne olacağını sormak. Bu ders, bu dille kurulmuş iki koşulu, duyarlılığı ve güvenliği, tanıtıyor, onları Ders Ç1.12'nin bıraktığı sahte ambar vakasıyla sınıyor ve Gettier sonrası tartışmanın, Ders Ç1.11'de ayırdığımız iki stratejinin buluştuğu bir noktaya nasıl vardığını gösteriyor.

Bu dersin kazanımları:

  • Karşı-olgusal koşulluları, duyarlılık ve güvenlik koşullarını, aralarındaki farkı ve epistemik şansın türlerini açıklarsın. (anla)
  • Bir bilgi iddiasını Yakın Dünya Testi ile sınar, inancın yakın olası durumlarda doğru kalıp kalmadığını ve hangi tür şansa dayandığını belirlersin. (uygula)
  • Duyarlılık ve güvenlik koşullarını, Gettier vakaları, şüpheci senaryolar ve piyango durumları karşısında gerekçeli olarak değerlendirir, bilgi ile kesinlik arasındaki farkı açıklarsın. (değerlendir)

Kavramlar

Bu dersin kavramları, önce kullanacağımız mantıksal aracı, sonra o araçla kurulan iki koşulu, en son da bu koşulların dışlamaya çalıştığı şeyi, yani şansı ve onun kesinlikle ilişkisini tanımlıyor.

Karşı-olgusal koşullular, gerçekleşmemiş durumlar hakkında konuşmamızı sağlar: "Ayşe treni kaçırsaydı, toplantıya geç kalırdı." Bu cümleyi değerlendirmek için, Ayşe'nin treni kaçırdığı ama geri kalan her şeyin olabildiğince gerçek dünyadaki gibi olduğu bir durum düşünürüz ve o durumda Ayşe'nin toplantıya geç kalıp kalmadığına bakarız. Ders Ç0.6'da kiplik mantığının olası dünyalar dilini görmüştük: zorunlu olan bütün olası dünyalarda, mümkün olan en az bir olası dünyada doğrudur. Karşı-olgusal koşullular, bu dile bir ölçü ekler: bütün dünyalar değil, gerçek dünyaya yakın olan dünyalar önemlidir. Bu dersin iki koşulu, bu yakınlık ölçüsünü bilgiye uygular. Yakınlığın tam olarak nasıl ölçüleceği tartışmalıdır, ve bu belirsizlik dersin argümanının önemli bir noktası olacak.

Duyarlılık koşulu, Amerikalı filozof Robert Nozick'in 1981 tarihli Philosophical Explanations kitabında savunuldu. Nozick'e göre bilgi, doğruyu "izleyen" (tracking) bir inançtır: inanç, doğrunun peşinden gider; doğru değişirse inanç da değişir. Lewis'in anlambilimiyle söylersek, duyarlılık, p'nin yanlış olduğu en yakın dünyalarda kişinin p'ye inanmamasıdır. Duyarlılık, Gettier vakalarının bir kısmını açıklar. Ders Ç1.11'deki Dharmottara'nın serap örneğinde, gezginin orada su olduğuna dair inancı duyarsızdır: orada su olmasaydı, gezgin aynı serabı görüp aynı inanca varacaktı. Smith'in birinci vakasında da, Smith'in cebinde on para olmasaydı, Smith yine de Jones'un cebindeki paralara dayanarak aynı sonuca inanacaktı. Duyarlılık, bu inançları bilgiden dışlar.

Güvenlik koşulu, Küba doğumlu Amerikalı filozof Ernest Sosa'nın 1999'da yayımlanan "How to Defeat Opposition to Moore" makalesinde, duyarlılığın yerini alması için önerildi; Timothy Williamson ve İngiliz filozof Duncan Pritchard da güvenlik koşulunun farklı biçimlerini savundu. Sosa, güvenliği, duyarlılığın karşı-olgusal karşıt tersi olarak tanımladı: duyarlılık "p yanlış olsaydı, S p'ye inanmazdı" derken, güvenlik "S p'ye inansaydı, p yanlış olmazdı" der. Giriş örneğindeki iş güvenliği uzmanının cümlesi, güvenliğin gündelik bir ifadesidir: bir sistem, kazanın kolayca gerçekleşebileceği yakın durumlar varsa, kaza gerçekleşmese bile güvenli değildir. Bir inanç da, yanlış olabileceği yakın durumlar varsa, doğru olsa bile güvenli değildir.

Bu teknik nokta, duyarlılık ile güvenliğin neden farklı koşullar olduğunu açıklar. Ders Ç0.5'teki Türkçe mantık geleneğinin terimleriyle, bir koşullunun karşıt tersi, öncül ile sonucun yer değiştirip ikisinin de değillendiği koşulludur; ve maddi koşullu ile karşıt tersi her zaman aynı doğruluk değerini alır. Karşı-olgusal koşullular için bu eşdeğerlik çöker: "Bugün yağmur yağsaydı, şiddetli yağmazdı" doğru olabilir; ama karşıt tersi, "Bugün şiddetli yağmur yağsaydı, yağmur yağmazdı", açıkça yanlıştır. İki cümle farklı yakın dünyalarda değerlendirilir ve farklı doğruluk değeri alır; Teknik ayrıntı bölümü bu örneği açıyor. Sosa, güvenliği duyarlılığın karşı-olgusal karşıt tersi olarak tanımladı; karşıt ters geçerli olmadığı için, iki koşul birbirinden ayrılır ve farklı vakalarda farklı sonuç verir. Bu ayrılmanın en önemli örneği, şüpheci senaryolardır ve Argüman bölümünün merkezinde yer alacak.

Pritchard'ın ayrımı, Gettier sorununun ne tür bir şansla ilgili olduğunu kesinleştirir. Bazı şans türleri bilgiyi tehdit etmez. Kişinin kanıta sahip olması şansa bağlı olabilir: bir tanığın tesadüfen olay yerinde bulunması, onun olayı görerek bildiği gerçeğini değiştirmez; buna kanıtsal şans denir. Kişinin bilme yeteneğine sahip olması da şansa bağlı olabilir: iyi gören gözlere sahip olmak bir şanstır, ama gördüğümüzü bilmemizi engellemez. Bilgiyle bağdaşmayan şans türü ise, Pritchard'ın "doğruluk şansı" (veritic luck) dediği türdür: kişinin bilgi edinme sürecinde her şey yerindeyken, inancın doğru çıkmasının şansa bağlı olması. Pritchard, sonraki çalışmalarında, 2009 ve 2010'dan itibaren, bu türü de ikiye ayırır. Araya giren şans, Gettier'in kendi vakalarında olduğu gibi, gerekçe ile doğruluk arasına bir şeyin girip bağı koparması, sonra başka bir şeyin onu tesadüfen yeniden kurmasıdır. Çevresel şans ise, sahte ambar vakasında olduğu gibi, kişinin bağının sağlam olduğu ama çevresinin, onu kolayca yanıltabilecek biçimde, tehlikeli olduğu durumdur. Güvenlik koşulu, her iki türdeki doğruluk şansını da dışlamayı amaçlar.

Ders Ç0.6'da, bir danışmanın "biliyorum" kelimesinin taşıdığı kesinliği "zorunlu" kelimesinin taşıdığı kesinliğe aktararak iki ayrı zayıflığı birleştirdiğini görmüştük ve bilgi ile kesinlik arasındaki ilişkinin bu derste ele alınacağını söylemiştik. Güvenlik koşulu, bu ilişkiyi açıkça kurar. Zorunlu bir önerme, Ders Ç0.6'nın diliyle, bütün olası dünyalarda doğrudur. Kesin bir inanç, yanlış olabileceği hiçbir olası dünyanın bulunmadığı inançtır; bu, Ders Ç1.10'da gördüğümüz yanılmazcılığın istediği şeydir. Güvenli bir inanç ise, yanlış olabileceği yalnızca uzak olası dünyaların bulunduğu inançtır. Arabanın otoparkta olduğuna dair inancın, araba çalındıysa yanlış olacağı bir olası dünya vardır; ama araba çalınmadıysa ve bölgede hırsızlık nadir ise, bu dünya uzaktır. Bu yüzden inanç kesin değildir ama güvenlidir; ve güvenlik anlayışına göre, bilgi olabilir. Bilgi ile kesinlik arasındaki bu fark, Ders Ç1.10'da gördüğümüz yanılabilirciliğin olası dünyalar dilindeki ifadesidir. Yanılabilir bilginin mümkün olup olmadığı sorusu Ders Ç5.18'de, şüphecilik karşısında, yeniden açılacak.

Argüman

Bu bölüm, duyarlılık ile güvenliği aynı vakalar karşısında sınıyor. Sınamalar, Gettier vakaları, sahte ambar, şüpheci senaryolar ve zorunlu doğrular. İddia, güvenliğin, şansı dışlayan bir koşul olarak duyarlılıktan daha başarılı olduğu, ama bilgi için tek başına yeterli olmadığıdır.

  1. Gettier vakalarının ortak özelliği, inancın doğru olması ama kolayca yanlış olabilmesidir: kişinin aynı yolla inandığı yakın durumlarda inanç yanlıştır. Bu yüzden Gettier vakalarındaki inançlar güvenli değildir.
  2. Duyarlılık, Gettier vakalarının bir kısmını dışlar, ama sahte ambar vakasını her zaman dışlamaz: değirmen olmasaydı o noktada boş bir arazi olabilirdi ve kişi değirmen görmeyecekti; bu durumda kişinin inancı duyarlıdır, ama yine de bilgi değildir.
  3. Güvenlik ise sahte ambar vakasını dışlar: kişinin aynı yolla, yani yalnızca bakarak, bir yel değirmeni olduğuna inandığı yakın durumlarda, birkaç saniye önce ya da sonra bir sahte cepheye bakıyor olacaktır ve inancı yanlış olacaktır.
  4. Duyarlılık, şüpheci senaryolar karşısında ağır bir bedel öder: "Kandırılan bir beyin değilim" inancı duyarsızdır, çünkü kandırılan bir beyin olsaydım yine de öyle olmadığıma inanırdım; bu yüzden duyarlılık, sıradan bilgilerimizi kabul edip bu inancı reddetmeyi, yani bilginin çıkarımla korunmasından vazgeçmeyi gerektirir.
  5. Güvenlik bu bedeli ödemez: şüpheci senaryolar, gerçek dünyamız sıradan bir dünyaysa, uzak olası dünyalardır; bu yüzden "kandırılan bir beyin değilim" inancı güvenlidir ve bilgi olabilir.
  6. Ama güvenlik bilgi için yeterli değildir: zorunlu doğrular, örneğin matematiksel doğrular, bütün dünyalarda doğrudur; bu yüzden onlara dair her inanç, yazı tura atılarak oluşturulmuş olsa bile, güvenli sayılır.

Sonuç: Güvenlik, Gettier vakalarındaki ve sahte ambar vakasındaki şansı dışlayan bir koşul olarak duyarlılıktan daha başarılıdır ve şüpheci senaryolar karşısında bilginin çıkarımla korunmasını feda etmez. Bu yüzden şansı dışlayan zorunlu bir koşul olarak en güçlü adaydır. Ama tek başına bilgi için yeterli değildir: inancın doğruluğunun kişinin bilişsel yeteneğinden kaynaklanmasını ayrıca istemek gerekir. Bu sonuç, Ders Ç1.11'de ayırdığımız iki stratejiyi birleştirir: güvenlik, JTB'ye eklenen bir dördüncü koşul olarak başladı, ama kişinin yönteminin yakın durumlarda güvenilir olmasını istediği için, gerekçeyi güvenilirlik olarak yeniden tanımlayan stratejiye yaklaşır.

Birinci öncül, bu dersin temel teşhisidir ve Ders Ç1.11'deki çifte şans yapısının olası dünyalar dilindeki karşılığıdır. Gettier vakalarında, iyi şans gerçek dünyada inancı doğru kılar; ama yakın dünyalarda, iyi şans olmadan, kötü şans inancı yanlış bırakır. Ayşe'nin takvim örneğinde, toplantının yeniden üçe alınmadığı yakın dünya, Ayşe'nin aynı takvime bakıp yanlış saate inandığı bir dünyadır. İkinci ve üçüncü öncül, Ders Ç1.12'de vaat ettiğimiz gibi, sahte ambar vakasını iki koşulun ilk sınavı yapıyor. Amerikalı filozof Saul Kripke'nin, ilk kez 2011'de Philosophical Troubles kitabında yayımlanan "Nozick on Knowledge" yazısında gösterdiği gibi, duyarlılık bu vakada başarısız olabilir: Hasan'ın baktığı noktada değirmen olmasaydı, orada bir sahte cephe değil, boş bir arazi olabilirdi; bu durumda Hasan değirmen görmez ve inancı duyarlıdır. Güvenlik ise, yakın dünyaları Hasan'ın baktığı tek nokta ile sınırlamaz; Hasan'ın aynı yolla inandığı, yani biraz başka bir noktaya baktığı yakın durumları da kapsar, ve bunların çoğunda Hasan bir sahte cepheye bakıyordur.

Dördüncü ve beşinci öncül, iki koşulun en önemli ayrışmasıdır. Duyarlılık, şüpheci senaryolarda bilgiyi reddeder, çünkü şüpheci senaryo tam da kişinin, yanılıyor olsa bile, aynı şeye inanacağı bir durumdur. Nozick bu sonucu kabul etti ve bilginin çıkarımla korunmadığını savundu: kişi elinin olduğunu bilebilir, elinin olması kandırılan bir beyin olmadığını gerektirir, ama kişi kandırılan bir beyin olmadığını bilmez. Amerikalı filozof Keith DeRose, 1995'te yayımlanan bir makalesinde, "Elim olduğunu biliyorum ama elsiz, kandırılan bir beyin olmadığımı bilmiyorum" gibi cümlelere "iğrenç birleşim" (abominable conjunction) adını verdi ve duyarlılığın bu tür cümleleri doğru saymasının onun en ağır bedeli olduğunu savundu. Güvenlik ise, şüpheci senaryoları uzak dünyalar sayarak, bu bedeli ödemez. Kapanış ilkesinin ve onun şüphecilikle ilişkisinin ayrıntısı Ders Ç5.7 ve Ders Ç5.8'de işlenecek.

En tartışmalı öncül: Beşinci öncül, yani şüpheci senaryoların uzak dünyalar olduğu iddiası. Bu iddia, gerçek dünyamızın sıradan bir dünya olduğunu varsayar; ama şüpheci tam da bunu sorgular. Gerçekten kandırılan bir beyinsem, şüpheci senaryo uzak değil, gerçek dünyadır. Güvenlik koşulu, şüpheciliğe karşı bu yüzden bir cevap değil, koşullu bir sonuç verir: gerçek dünya sıradan bir dünyaysa, sıradan inançlarımız güvenlidir ve bilgi olabilir. Bu, Ders Ç5.9'da göreceğimiz Moore'un sağduyu cevabına benzer bir yapı taşır ve şüphecinin "ama dünyanın sıradan olduğunu nereden biliyorsun?" sorusunu cevapsız bırakır. Ayrıca "yakınlık" ölçüsünün belirsizliği, beşinci öncülü sınamayı zorlaştırır: hangi dünyalar yakındır, ve bunu kim, hangi ölçütle belirler? İtiraz 3 ve İtiraz 4, bu belirsizliğin sonuçlarını tartışıyor.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Duyarlılık, yönteme göre görelileştirilirse kurtarılabilir

Nozick, duyarlılığın yalın biçiminin sorunlarını görmüş ve onu, kişinin inancını oluşturduğu yönteme göre görelileştirmişti. Nozick'in kendi örneğinde, bir büyükanne, ziyarete gelen torununu görür ve onun iyi olduğunu bilir; ama torun hasta ya da ölmüş olsaydı, aile, büyükanneyi üzmemek için ona torunun iyi olduğunu söyleyecekti. Yalın duyarlılık, büyükannenin bilmediğini söyler, çünkü torun iyi olmasaydı, büyükanne yine de iyi olduğuna inanacaktı. Ama büyükanne torununu gözleriyle görüyor; Nozick'e göre, görme yöntemi kullanıldığında, torun iyi olmasaydı büyükanne bunu görecekti. Yönteme göre görelileştirilmiş duyarlılık, büyükannenin bildiğini doğru biçimde söyler. Aynı görelileştirme, sahte ambar ve şüpheci senaryo sorunlarını da çözebilir.

Cevap: Yönteme göre görelileştirme, duyarlılık kuramını önemli ölçüde güçlendirir ve büyükanne örneğinde gerçekten doğru sonucu verir. Ama iki sorunu çözmez. Birincisi, şüpheci senaryo sorunu kalır: kandırılan bir beyin, aynı yöntemi, yani algıyı, kullanır ve yine de kandırılmadığına inanır; yöntem sabit tutulduğunda bile inanç duyarsızdır. Nozick bu sonucu kabul etti ve kapanışı reddetti; bu, Argüman bölümünün dördüncü öncülündeki bedeldir. İkincisi, Kripke'nin gösterdiği bir başka sorun vardır: sahte ambar vakasında, sahte cepheler her zaman yeşil, gerçek ambarlar her zaman kırmızı olsaydı, ve kişi rengin bir şey ifade ettiğini bilmeseydi, kişinin "kırmızı bir ambar görüyorum" inancı duyarlı olurdu, çünkü kırmızı ambar olmasaydı yeşil bir cephe görecek ve kırmızı bir ambar gördüğüne inanmayacaktı; ama "bir ambar görüyorum" inancı duyarsız olurdu. Oysa sezgisel olarak iki inanç da aynı şekilde bilgiden yoksundur. Duyarlılık, aynı durumda, birbirine çok yakın iki inanca farklı sonuçlar veriyor; bu, onun şansı doğru yerde yakalamadığını gösterir.

İtiraz 2: Güvenlik zorunlu doğrular için boştur

Argümanın altıncı öncülü güvenliğin bir sorununu gösteriyor, ama sorun öncülde söylendiğinden daha derindir. Matematik, mantık ve belki ahlak gibi alanlardaki doğrular, bütün olası dünyalarda doğrudur. Bu alanlarda güvenlik koşulu hiçbir şey dışlamaz: bir öğrenci, bir matematik teoreminin doğru olduğuna yazı tura atarak inansa bile, inancı güvenlidir. Öyleyse güvenlik, en kesin bilgi alanlarımızda hiçbir iş görmeyen bir koşuldur; bu, onun bilginin doğası hakkında temel bir şeyi kaçırdığını gösterir.

Cevap: Bu itiraz ciddidir, ve güvenlik kuramcıları ona bir cevap geliştirdi. Pritchard ve başkaları, güvenliği yalnızca belirli bir önerme için değil, kişinin aynı yolla inandığı benzer önermeler için tanımlamayı önerdi: yazı tura atarak bir teoremin doğru olduğuna inanan öğrenci, aynı yolla, yani yazı turayla, başka teoremlere de inanacaktır, ve bu teoremlerin bir kısmı yanlış olacaktır. Öyleyse öğrencinin yöntemi, yakın dünyalarda, benzer önermeler hakkında yanlış inançlar üretir; ve bu, inancı güvensiz kılar. Bu düzeltme, zorunlu doğrular sorununu büyük ölçüde çözer, ama bedeli, güvenliği tek bir önermeye değil bir yönteme ve bir önermeler ailesine bağlamaktır. Bu bağlama, güvenliği Ders Ç4.4'te göreceğimiz süreç güvenilirciliğine çok yaklaştırır: bir inancın güvenli olması, onu üreten yöntemin, benzer durumlarda güvenilir olması demektir. Bu yakınlaşma, Sonuç'ta belirttiğimiz iki stratejinin buluşmasının somut biçimidir. Hangi önermelerin "benzer" sayılacağı ise, güvenilirlik kuramındaki genellik sorununa benzer bir sorun doğurur ve Ders Ç4.5'te işlenecek.

İtiraz 3: Güvenliğin karşı-örnekleri vardır

Güvenlik de karşı-örneklerden kurtulamaz. Arjantinli filozof Juan Comesaña, 2005'te yayımlanan bir makalesinde şöyle bir vaka kurdu: bir parti düzenleyicisi, yeri bulunması zor evine gelen konuklara yolu tarif etmesi için Judy adlı birini yol ayrımına koyar. Ama Michael adlı birinin partiye gelmesini istemez: Judy'ye, Michael'ı görürse ona da herkese söylediği aynı yolu tarif etmesini, ama hemen haber vermesini tembihler; parti o zaman başka bir eve taşınacaktır. Michael hiç gelmez. Bir konuk, gerçekçi bir Michael kostümü giymeyi ciddi olarak düşünmüş, son anda vazgeçmiştir. Judy ona doğru yolu tarif eder ve konuk partinin orada olduğuna inanır. Comesaña'ya göre konuk partinin yerini bilir; ama inancı güvenli değildir, çünkü kostümü giydiği çok yakın bir dünyada Judy ona yine aynı yolu tarif edecek, parti ise taşınmış olacaktı.

Cevap: Comesaña'nın vakası, güvenliğin "yakınlık" ölçüsüne dair ciddi bir soruyu gündeme getiriyor. Güvenlik kuramcısının olası cevabı, konuğun kostüm giydiği dünyanın, epistemik açıdan ilgili bir anlamda yakın olmadığını söylemektir: o dünyada konuğun eylemi, yani Michael kılığına girmesi, ev sahibinin planını bizzat tetikler; dünyanın ilgili olguları gerçek dünyadakinden büyük ölçüde ayrılır. Konuğun yöntemi ise, yani Judy'nin tanıklığı, iki dünyada da aynıdır; bu yüzden cevap yöntemi değil, yakınlık ölçüsünü ayarlamak zorundadır. Bu cevap mümkündür, ama yakınlık ölçüsünü, karşı-örneklerden kaçmak için ayarlanabilen bir parametre hâline getirme riski taşır. Bu, güvenlik kuramının belki de en temel sorunudur: güvenlik, yakınlık ölçüsü verilmeden kesin bir koşul değildir, ve bu ölçü, Ders Ç0.5'te gördüğümüz karşı-olgusal anlambilimindeki benzerlik ölçüsü gibi, büyük ölçüde sezgilerimize dayanır. Bazı felsefeciler bunu bir zayıflık değil, bir dürüstlük sayar: bilgi kavramının kendisi belirsizdir, ve güvenlik, bu belirsizliği doğru yerde gösterir. Ders Ç0.9'da gördüğümüz sınır belirsizliği burada da işler: bazı inançlar açıkça güvenli, bazıları açıkça güvensizdir, ve aradaki sınır durumları, bilgi kavramının da sınır durumlarıdır.

İtiraz 4: Piyango, güvenliği zor durumda bırakır

Ders Ç1.5'teki piyango durumunu hatırlayalım: bin biletlik bir piyangoda bir bilet alan biri, biletinin kaybedeceğine inanır ve bilet gerçekten kaybeder. Sezgimiz, bu kişinin, çekiliş yapılmadan, biletinin kaybedeceğini bilmediğini söyler. Güvenlik bunu açıklayabilir mi? Pritchard'a göre evet: biletin kazandığı dünya, gerçek dünyaya çok yakındır, çünkü çekilişte küçük bir farklılık, örneğin bir topun biraz farklı yuvarlanması, yeterlidir. Öyleyse kişinin "biletim kaybedecek" inancı güvensizdir. Ama bu cevap bir soruna yol açar. Ertesi yıl tatile gideceğime dair sıradan inancım da, bir kaza ya da bir hastalık gibi, küçük farklılıklarla yanlış olabilir. Bu dünyalar da yakınsa, sıradan bilgilerimizin çoğu güvensiz olur. İngiliz doğumlu filozof John Hawthorne, 2004 tarihli Knowledge and Lotteries kitabında bu sorunu ayrıntılı tartıştı. Güvenlik, piyangoyu açıklamak için yakın dünyaları geniş tutarsa, sıradan bilgiyi kaybeder; dar tutarsa, piyangoyu açıklayamaz.

Cevap: Hawthorne'un ortaya koyduğu sorun, güvenlik kuramının karşı karşıya olduğu en zorlu sınavdır ve bu ders onu tam olarak çözdüğünü iddia etmiyor. Güvenlik kuramcılarının bir cevabı, piyango dünyası ile kaza dünyası arasında bir fark görmektir: piyangoda, kazanma ihtimali, sistemin kendisinin tasarımından doğar ve bilet sahibi bu ihtimalin tam olarak farkındadır; kaza ise sıradan dünyanın istisnai bir sapmasıdır. Bu fark, yakınlık ölçüsünün yalnızca fiziksel benzerliğe değil, olasılık yapısına da duyarlı olabileceğini düşündürür. Ama bu fark, keskin bir ölçüte dönüştürülmesi zor bir farktır. Daha dikkatli bir sonuç şudur: piyango durumları, güvenliğin olasılıkla, yani Ders Ç1.5'teki kredi diliyle ilişkisinin henüz tam anlaşılmadığını gösterir. Piyango paradoksunun bilgi açısından ayrıntılı tartışması Ders Ç6.1'de yapılacak.

Örnekler

Basit örnek: Hasan'ın değirmeni yeniden

Ders Ç1.12'de vaat ettiğimiz gibi, sahte ambar vakasını iki koşulla sınayalım. Önerme: "Şu gördüğüm bir yel değirmeni."

Duyarlılık: Hasan'ın baktığı noktada yel değirmeni olmasaydı ne olurdu? Bu, o noktada başka neyin olabileceğine bağlıdır. Kripke'nin uyardığı gibi, o nokta bir sahte cephe dikilmesine uygun değilse, değirmen olmasaydı orada boş bir arazi olurdu ve Hasan değirmen görmezdi; inanç duyarlıdır. O nokta bir sahte cepheye uygunsa, değirmen olmasaydı orada bir sahte cephe olabilirdi ve Hasan yine değirmen gördüğüne inanırdı; inanç duyarsızdır. Duyarlılığın sonucu, vakanın ayrıntılarına bağlı.

Güvenlik: Hasan'ın aynı yolla, yani yalnızca bakarak, bir yel değirmeni olduğuna inandığı yakın durumlar hangileri? Birkaç saniye önce ya da sonra başka bir noktaya bakması, yolun biraz farklı bir kıvrımından geçmesi. Bu yakın durumların çoğunda, Hasan bir sahte cepheye bakıyor ve inancı yanlış. Güvenlik koşulu sağlanmıyor.

Sonuç: Güvenlik, sahte ambar vakasını, vakanın ayrıntılarından bağımsız olarak dışlıyor; duyarlılık ise ayrıntılara bağlı olarak dışlıyor ya da dışlamıyor. Sezgimiz, Hasan'ın bilmediğini, ayrıntılardan bağımsız olarak söylüyor. Bu, Argüman bölümünün ikinci ve üçüncü öncülünün somut biçimidir. Ama Ders Ç1.12'de gördüğümüz gibi, sahte ambar sezgisinin kendisi de ayrıntılara duyarlı olabilir; güvenliğin bu vakadaki başarısı, sezginin ne kadar sağlam olduğuna bağlıdır.

Orta örnek: piyango ve gazete

İki durumu karşılaştıralım. Birinci durumda Elif, bin biletlik bir piyangodan bir bilet almış ve çekilişten önce biletinin kaybedeceğine inanıyor. İkinci durumda Kerem, çekilişten sonra, güvenilir bir gazetede kazanan numaraları okuyor ve kendi biletinin kazanmadığını görüyor; biletinin kaybettiğine inanıyor. İkisinin de inancı doğru: biletleri kaybetti. Ama sezgimiz, Kerem'in bildiğini, Elif'in ise bilmediğini söylüyor. Elif'in kanıtı, yani kaybetme olasılığının binde dokuz yüz doksan dokuz olması, Kerem'in kanıtından, yani gazetenin, belki binde bir hata yapma olasılığı olan haberinden, istatistiksel olarak daha zayıf değil.

Yakın Dünya Testi ile bakalım. Elif: Elif'in aynı yolla, yani olasılığa dayanarak, biletinin kaybedeceğine inandığı yakın dünyalar var mı ki orada bilet kazanıyor olsun? Evet: çekilişte küçük bir farklılık yeterli. Elif'in yöntemi, kazanan bilet sahiplerinde de aynı inancı üretir; o kişiler için inanç yanlıştır. Güvenlik sağlanmıyor. Kerem: Kerem'in aynı yolla, yani gazeteyi okuyarak, biletinin kaybettiğine inandığı yakın dünyalarda, bilet kazanmış olabilir mi? Ancak gazete bir hata yapmışsa; ve güvenilir bir gazetenin hata yapması, sıradan dünyanın istisnai bir sapmasıdır, yakın bir dünya değildir. Güvenlik sağlanıyor.

Sonuç: Bu karşılaştırma, güvenliğin, salt olasılıktan farklı bir şeyi ölçtüğünü gösteriyor. İki kişinin kredisi benzer olabilir, ama birinin inancı, onu üreten yöntem nedeniyle, kolayca yanlış olabilecek bir yapıdadır, öbürününki değildir. Bu, Ders Ç1.5'te gördüğümüz istatistiksel kanıt sorununun bilgi açısından bir başka yüzüdür. Ama İtiraz 4'te gördüğümüz gibi, bu açıklamanın sıradan bilgilerimizi tehdit etmeden nasıl genelleştirileceği açık bir sorudur.

Gerçek hayat örneği: ramak kala olaylar

Giriş örneğindeki iş güvenliği uzmanının mantığı, gerçek bir kurumsal uygulamanın temelidir. İş sağlığı ve güvenliği alanında, zarara yol açmadığı hâlde zarara yol açma potansiyeli taşıyan olaylara "ramak kala olay" (near miss) denir, ve modern güvenlik yönetimi, bu olayların kaydedilmesini ve incelenmesini temel bir uygulama sayar. Türkiye'deki iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı da bu kavramı tanımlar ve işverenden ramak kala olayları incelemesini ve raporlamasını ister. Havacılık bu yaklaşımın en gelişmiş örneklerinden birini sunar: Amerika Birleşik Devletleri'nde 1976'dan beri işleyen Havacılık Güvenliği Raporlama Sistemi (Aviation Safety Reporting System), pilotların, kontrolörlerin ve başka havacılık çalışanlarının, kazaya dönüşmemiş tehlikeli durumları gizli olarak bildirmesini sağlar.

Bu uygulamanın arkasındaki düşünce, güvenlik koşulunun tam olarak kurumsal bir karşılığıdır. Bir ramak kala olay, kazanın gerçekleşmediği ama çok yakın bir olası dünyada gerçekleştiği bir durumdur. Güvenlik uzmanları için, kazanın gerçekleşmemesi, sistemin güvenli olduğunu göstermez; tersine, ramak kala olay, sistemin güvensiz olduğunun kanıtıdır, çünkü sistemin, küçük bir farklılıkla, kazaya yol açabileceğini gösterir. Gettier vakası da epistemik bir ramak kala olaydır: inanç yanlış çıkmadı, ama çok yakın bir dünyada yanlış çıktı; bu yüzden inancı üreten süreç güvenli değildir ve inanç bilgi değildir.

Örnek, aynı zamanda, güvenlik koşulunun "yakınlık" ölçüsünün pratikte nasıl belirlendiğini de gösteriyor. Güvenlik uzmanları, bir olayın ramak kala olup olmadığına, küçük ve olası bir farklılığın kazaya yol açıp açmayacağına bakarak karar verir: bir santimlik fark, bir saniyelik gecikme, bir sensörün arızalanması. Uzak ve olağanüstü senaryolar, örneğin bir göktaşının fabrikaya düşmesi, ramak kala sayılmaz. Bu pratik ölçüt, felsefecilerin "yakın dünya" kavramına verdiği sezgisel içerikle örtüşür, ve İtiraz 3'teki yakınlık belirsizliği sorununun, pratikte, deneyim ve uzlaşıyla nasıl yönetildiğini gösterir. Ama örneğin bir sınırı da vardır: güvenlik uzmanının amacı kazaları önlemek, epistemoloğun amacı ise bilgiyi tanımlamaktır; iki alandaki "yakınlık" ölçüleri benzer ama özdeş olmayabilir.

Araç kartı: Yakın Dünya Testi

Satırİçerik
Ne işe yararBir bilgi iddiasını, inancın gerçek durumdan biraz farklı olası durumlarda doğru kalıp kalmadığına bakarak sınar; inancın duyarlı ve güvenli olup olmadığını ve hangi tür şansa dayandığını belirler.
Adımlar1) Önermeyi, kişiyi ve kişinin inancı oluşturduğu yöntemi yaz. 2) Duyarlılık: önerme yanlış olsaydı, en yakın durumda kişi aynı yöntemle yine ona inanır mıydı? İnanırsa inanç duyarsızdır. 3) Güvenlik: kişinin aynı yöntemle bu önermeye ya da benzer önermelere inandığı yakın durumları listele; bunların çoğunda inanç doğru mu? Bir yakın durumda bile yanlışsa, inanç güvensizdir. 4) Şans türünü belirle: inancın doğruluğu kanıtsal ya da yetenek şansına mı (bilgiyle bağdaşır), yoksa araya giren ya da çevresel doğruluk şansına mı (bilgiyle bağdaşmaz) dayanıyor? 5) Kesinlik ile karıştırma: inanç güvenli ama kesin değilse, bunu bilgi için bir eksiklik sayma. 6) Yakınlık ölçünü açıkça yaz: hangi farklılıkları "küçük" saydın ve neden?
Ne zaman kullanılırDoğru çıkan bir inancın şans eseri mi doğru olduğunu sınarken; bir sürecin, bir kaynağın ya da bir sistemin güvenilirliğini, tek bir başarıdan bağımsız olarak değerlendirirken; bir "ramak kala" durumundan ders çıkarırken; bilgi iddiasını kesinlik iddiasından ayırırken.
Sınırı"Yakın durum" kavramı belirsizdir ve sonuç, bu kavramın nasıl doldurulduğuna bağlıdır. Zorunlu doğrular için güvenlik ancak benzer önermeler hesaba katılırsa iş görür. Güvenlik bilgi için yeterli değildir; yeteneğe dair ek bir koşul gerekir. Piyango durumları, aracın sıradan bilgiyi ne kadar geniş tutacağı konusunda açık bir soru bırakır.
5K kapısıKesinlik

Özet

  • Karşı-olgusal koşullular, olası dünyalar anlambilimiyle, gerçek dünyaya yakın dünyalarda ne olacağına bakılarak değerlendirilir (Ders Ç0.5).
  • Duyarlılık (Nozick 1981), p yanlış olsaydı kişinin ona inanmamasını ister; bazı Gettier vakalarını dışlar ama sahte ambar vakasında ayrıntılara bağlı kalır ve şüpheci senaryolar karşısında kapanışın reddini gerektirir.
  • Güvenlik (Sosa 1999, Williamson, Pritchard), kişinin aynı yolla inandığı yakın durumlarda inancın yanlış olmamasını ister; Gettier ve sahte ambar vakalarını dışlar, şüpheci senaryoları uzak saydığı için kapanışı korur.
  • Duyarlılık ile güvenlik, karşı-olgusal karşıt tersin geçersiz olması yüzünden birbirinden ayrılır.
  • Bilgiyle bağdaşmayan şans, doğruluk şansıdır: Gettier'deki araya giren şans ve sahte ambardaki çevresel şans (Pritchard).
  • Güvenlik, kesinlik gerektirmez: kesinlik bütün olası dünyalarda, güvenlik yalnızca yakın dünyalarda doğruluk ister.
  • Güvenlik, şansı dışlayan zorunlu bir koşul olarak en güçlü adaydır, ama yeterli değildir; zorunlu doğrular, Comesaña'nın vakası ve piyango durumları onun sınırlarını gösterir.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Robert Nozick, 1981 tarihli Philosophical Explanations kitabının bilgi ve şüphecilik üzerine üçüncü bölümünde, bilginin koşullarını şöyle sıralar:

(1) p doğrudur. (2) S, p'ye inanır. (3) p doğru olmasaydı, S p'ye inanmazdı. (4) p doğru olsaydı, S p'ye inanırdı.

Nozick'in üçüncü koşulu, bu dersin duyarlılık koşuludur; dördüncü koşul ise, kişinin, önermenin doğru olduğu yakın durumlarda da ona inanmaya devam etmesini ister ve Nozick ikisini birlikte "doğruyu izleme" (tracking) olarak adlandırır. Dikkat çekici olan, Nozick'in listesinde gerekçe koşulunun bulunmamasıdır. Nozick, Ders Ç1.11'deki iki stratejiden birincisini, yani gerekçeyi başka bir koşulla değiştirmeyi seçer: bilgiyi, gerekçeli doğru inanç olarak değil, doğruyu izleyen doğru inanç olarak tanımlar. Bu, Goldman'ın 1967'deki nedensel kuramına benzer bir hamledir: ikisi de, kişinin içinden bakıldığında erişilebilir bir gerekçe yerine, inanç ile dünya arasındaki bir bağı koyar. Nozick'in kuramı bu yüzden dışsalcı bir kuramdır; ve dördüncü koşul, bu bağın yalnızca yanlışlığa değil, doğruluğa da duyarlı olmasını isteyerek, inancın dünyayı kararlı biçimde izlemesini sağlamaya çalışır.

Ernest Sosa ise 1999'daki makalesinde, Nozick'in üçüncü koşulunun yerine bir başka karşı-olgusal koşul önerir. Sosa'nın formülü, Nozick'inkinin karşı-olgusal karşıt tersidir:

S, p'ye inansaydı, p yanlış olmazdı.

Sosa'nın formülü ilk bakışta Nozick'inkinden pek farklı görünmez; maddi koşullu için ikisi aynı şeyi söylerdi. Ama Kavramlar bölümünde gördüğümüz gibi, karşı-olgusal koşullular için karşıt ters geçerli değildir, ve iki formül farklı yakın dünyalara bakar. Nozick'in formülü, p'nin yanlış olduğu en yakın dünyalara bakar; ve bu dünyalar, şüpheci senaryolar gibi, kişinin hiç ayırt edemeyeceği uzak dünyalar olabilir. Sosa'nın formülü ise, kişinin p'ye inandığı yakın dünyalara bakar; ve bu dünyalar, gerçek dünya sıradan bir dünyaysa, şüpheci senaryoları içermez. Sosa, standart karşı-olgusal anlambiliminde önceli doğru bir koşullunun kendiliğinden doğru çıktığını da gördü ve formülünü farklı bir biçimde okudu: kişinin p'ye inandığı, gerçek dünyaya yakın bütün dünyalarda p'nin doğru olması. Bu ifade, bu dersin güvenlik tanımıdır.

Teknik ayrıntı

Karşı-olgusal karşıt tersin geçersizliği. Maddi koşullu için "P ise Q" ile "Q değilse P değil" eşdeğerdir; bu, Ders Ç0.5'teki doğruluk tablosundan doğrudan çıkar. Karşı-olgusal koşullu için bu eşdeğerlik geçerli değildir. Kavramlar bölümündeki örneği açalım: "Bugün yağmur yağsaydı, şiddetli yağmazdı" doğru olabilir, çünkü yağmurun yağdığı en yakın dünyada hafif bir yağmur yağar. Ama karşıt tersi, "Bugün şiddetli yağmur yağsaydı, yağmur yağmazdı", saçmadır. İki cümle farklı yakın dünyalara bakar: birincisi yağmurun yağdığı en yakın dünyaya, ikincisi şiddetli yağmurun yağdığı en yakın dünyaya. Duyarlılık ile güvenlik arasındaki fark, aynı yapıya dayanır: duyarlılık, p'nin yanlış olduğu en yakın dünyaya, güvenlik ise kişinin p'ye inandığı yakın dünyalara bakar.

Gerçek öncüllü karşı-olgusallar sorunu. Lewis ve Stalnaker'ın anlambilimine göre, öncülü gerçek dünyada doğru olan bir karşı-olgusal koşullu, sonucu gerçek dünyada doğruysa doğrudur, çünkü gerçek dünya kendisine en yakın dünyadır. Bu, güvenliğin karşı-olgusal biçimi için bir sorun yaratır: S gerçekten p'ye inanıyorsa ve p gerçekten doğruysa, "S p'ye inansaydı, p yanlış olmazdı" koşullusu kendiliğinden doğrudur. Bu durumda her doğru inanç güvenli sayılır ve koşul hiçbir şeyi dışlamaz. Sosa ve öbür güvenlik kuramcıları bu yüzden güvenliği, karşı-olgusal biçimiyle değil, "kişinin p'ye inandığı bütün yakın dünyalarda p doğrudur" biçimiyle tanımlar; bu tanım, gerçek dünyanın yanında başka yakın dünyaları da hesaba katar. Birincil metin bölümünde değindiğimiz gibi, Sosa bunun farkındaydı.

Güvenlik ve yöntem. Güvenliğin hemen her ciddi biçimi, yakın dünyaları, kişinin aynı yöntemle inandığı dünyalarla sınırlar. Bu sınırlama gereklidir: sahte ambar vakasında, Hasan'ın değirmeni gözleriyle değil, örneğin bir haritadan öğrendiği yakın dünyalar, onun gözüne dayanan inancının güvenliği için ilgisizdir. Ama yöntemin nasıl bireyselleştirileceği, yani "aynı yöntem" ifadesinin ne kadar geniş ya da dar okunacağı, sonucu değiştirir. Hasan'ın yöntemi "bakmak" mı, "Ege'de araba sürerken bakmak" mı, yoksa "bu belirli yolda, bu belirli saatte bakmak" mı? Ne kadar dar tanımlanırsa, yakın dünyalar o kadar azalır ve inanç o kadar kolay güvenli çıkar. Bu, Ders Ç4.5'te işlenecek genellik sorununun güvenlik kuramındaki biçimidir.

Bilgi ile kesinlik arasındaki kipsel fark. Kavramlar bölümünde söylediğimiz gibi, kesinlik bütün olası dünyalarda, güvenlik yalnızca yakın dünyalarda doğruluk ister. Bu fark, kipsel mantığın diliyle kesin olarak ifade edilebilir. Ders Ç0.6'daki "□" işareti bütün erişilebilir dünyalarda doğruluk anlamına gelir; güvenlik, erişilebilirlik ilişkisini "yakınlık" ilişkisiyle değiştirir ve böylece, zorunluluktan daha zayıf ama doğruluktan daha güçlü bir kipsel özellik tanımlar. Bu ara özellik, yanılabilir bilgiyi mümkün kılan şeydir: bilgi, zorunluluk kadar güçlü bir şey gerektirmez, ama yalnızca gerçek dünyada doğru olmaktan fazlasını gerektirir.

Güvenlik bir tanım mı, bir koşul mu? Güvenlik kuramcıları, güvenliğin rolü konusunda ayrışır. Pritchard, güvenliği, yetenek koşuluyla birlikte, bilginin bir çözümlemesinin parçası olarak kullanır: bilgi, bu koşulların toplamıdır. İngiliz filozof Timothy Williamson ise 2000 tarihli Knowledge and Its Limits kitabında, bilginin daha basit kavramlara ayrıştırılamayacağını, en genel olgusal (factive) zihin durumu olduğunu savunur; Williamson için güvenlik, bilginin zorunlu bir koşuludur ama bilgiyi tanımlamaz. Williamson'a göre bir durumun yakın olup olmadığına karar verirken, o durumda kişinin bilip bilmediğine dair sezgilerimize başvurmamız kaçınılmazdır; bu yüzden güvenlik, bilgiyi açıklayan bağımsız bir ölçüt olamaz. Bu ayrışma, Ders Ç1.11'de sorduğumuz sorunun bir başka biçimidir: bilgi parçalarına ayrılabilir mi, yoksa Gettier sonrası tartışmanın başarısızlıkları, bilginin kendisinin temel bir kavram olduğunu mu gösteriyor? Bilgi-önce yaklaşımı Ders Ç4.11 ve Ders Ç4.12'de ayrıntılı olarak ele alınacak.

Güncel tartışma

Şans karşıtı erdem epistemolojisi. Argüman bölümünün sonucu, güvenliğin bilgi için yeterli olmadığını ve bir yetenek koşuluna ihtiyaç duyduğunu söyledi. Duncan Pritchard, 2012'de yayımlanan "Anti-Luck Virtue Epistemology" makalesinde, tam olarak bu birleşimi savundu: bilgi, hem güvenli bir inançtır hem de doğruluğu, kişinin bilişsel yeteneğinden önemli ölçüde kaynaklanan bir inançtır. Pritchard'a göre bu iki koşul birbirini tamamlar: güvenlik koşulu, sahte ambar gibi çevresel şansı dışlar, ki bu tür vakalarda kişinin yeteneği tam olarak işler; yetenek koşulu ise, kişinin kendi bilişsel çabası olmadan, örneğin dışarıdan yönlendirilerek güvenli inançlar edindiği durumları dışlar. Bu birleşim, Ders Ç1.9'da kısaca değindiğimiz ve Ders Ç4.8'de ayrıntılı işlenecek erdem epistemolojisi ile güvenlik kuramını bir araya getirir.

Yapay zekâda karşıt örnekler. Güvenlik kavramının çarpıcı bir modern karşılığı, makine öğrenmesindeki "karşıt örnekler" (adversarial examples) sorunudur. Christian Szegedy ve arkadaşlarının 2013'te arXiv'de yayımlanan ve 2014'te ICLR konferansında sunulan "Intriguing Properties of Neural Networks" makalesi, görüntü sınıflandıran yapay sinir ağlarının, bir görüntüyü doğru sınıflandırdığı hâlde, insan gözünün fark edemeyeceği kadar küçük bir değişiklikle aynı görüntüyü tamamen yanlış sınıflandırabildiğini gösterdi. Böyle bir ağ, doğru cevabı veriyor, ama gerçek görüntüye çok yakın olan görüntülerde yanlış cevap veriyor. Bu, güvenlik koşulunun diliyle, ağın sınıflandırmasının güvensiz olduğu anlamına gelir: doğru, ama kolayca yanlış olabilecek bir sınıflandırma. Yapay sistemlerin "bilip bilmediği" sorusu, Ders P3.12 ve Ders P3.13'te işlenecek; ama karşıt örnekler, güvenlik kavramının yalnızca felsefi bir yapı olmadığını, güvenilir sistemlerin tasarımında somut bir ölçüt olabileceğini gösteriyor. Araştırmacıların bu sorunu ölçmek için kullandığı "dayanıklılık" (robustness) kavramı, bir sistemin girdideki küçük değişikliklere karşı doğru kalmasıdır ve güvenlik koşulunun teknik bir akrabasıdır.

Şansın kipsel açıklaması tartışmada. Güvenlik kuramının arkasında, Pritchard'ın Epistemic Luck kitabında savunduğu bir şans anlayışı yatar: bir olay, gerçek dünyada gerçekleşiyor ama yakın olası dünyaların geniş bir kısmında, başlangıç koşulları aynı kalırken, gerçekleşmiyorsa şanslıdır. Bu kipsel şans anlayışı, şansı olasılıkla değil, yakınlıkla tanımlar. Tartışmanın güncel bir ekseni, bu anlayışın doğru olup olmadığıdır. Eleştirmenler, şansın yalnızca kipsel bir mesele olmadığını, kişinin kontrolüyle ve olayın kişi için önemiyle de ilgili olduğunu öne sürer: bir dağdaki kayanın yuvarlanmaması da kipsel olarak kırılgan bir olaydır, ama kimse kayanın şanslı olduğunu söylemez. Pritchard, 2005'teki ilk biçiminde, bu yüzden şansı kişi için önemli olaylarla sınırlayan bir koşul ekler; sonraki çalışmalarında bu koşuldan vazgeçmiştir. Bu tartışma, bilgi kuramını genel bir şans kuramına bağlar ve İtiraz 4'teki piyango sorununu, olasılık ile yakınlığın ilişkisini, yeniden gündeme getirir: piyangoyu kazanmak, düşük olasılıklı ama kipsel olarak çok yakın bir olaydır; ve bu iki ölçünün ayrışması, güvenlik kuramının hem gücü hem de zorluğudur.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir öğretmen, bir öğrencinin matematik sınavındaki zor bir soruya doğru cevap verdiğini görüyor. Öğrenci, sorunun cevabının 42 olduğuna inanmış ve doğru. Öğretmen, öğrencinin cevabı bilip bilmediğini anlamak istiyor.

Adım 1, önerme, kişi ve yöntem. Önerme: "Bu sorunun cevabı 42." Kişi: öğrenci. Yöntem: öğrenci, soruyu çözmek için bir formül kullandı; ama öğretmen, öğrencinin formülü yanlış hatırladığını, yanlış formülün bu soruda tesadüfen doğru sonucu verdiğini fark ediyor.

Adım 2, duyarlılık. Cevap 42 olmasaydı, örneğin soru biraz farklı olsaydı ve cevap 45 olsaydı, öğrenci yine 42'ye mi inanırdı? Bu, yanlış formülün farklı soruda ne vereceğine bağlı. Diyelim ki yanlış formül, farklı soruda 45 vermiyor, 39 veriyor; öğrenci 39'a inanırdı, 42'ye değil. Bu durumda öğrencinin inancı, teknik olarak, duyarlıdır: cevap 42 olmasaydı, öğrenci 42'ye inanmazdı. Ama bu duyarlılık yanıltıcıdır, çünkü öğrenci doğru cevaba da inanmazdı; Nozick'in dördüncü koşulunu da sınamak gerekir.

Adım 3, güvenlik. Öğrencinin aynı yöntemle, yani yanlış formülle, benzer sorulara inandığı yakın durumlar: sınavdaki benzer başka sorular, aynı konunun farklı sayılarla sorulmuş biçimleri. Bu durumların çoğunda yanlış formül yanlış sonuç verir; öğrencinin inancı yanlış olur. Güvenlik sağlanmıyor. Bu, İtiraz 2'deki zorunlu doğrular sorununun bir örneğidir: "bu sorunun cevabı 42" önermesi matematiksel olarak zorunludur, bu yüzden yalnızca bu önermeye bakan bir güvenlik koşulu boş kalırdı; benzer önermeleri hesaba katmak, öğrencinin yönteminin güvensizliğini gösteriyor.

Adım 4, şans türü. Öğrencinin inancının doğruluğu, araya giren doğruluk şansına dayanıyor: yanlış formül, gerekçe ile doğruluk arasına girip bağı koparıyor, ama bu soruda tesadüfen doğru sonucu veriyor.

Adım 5, kesinlik. Matematiksel bir önerme olarak cevap kesin; ama öğrencinin bu cevaba dair inancı kesin değil, güvenli bile değil. Bilgi için gereken, önermenin kesinliği değil, inancın güvenliğidir.

Adım 6, yakınlık ölçüsü. Yakın durumlar olarak, aynı sınavdaki ve aynı konudaki benzer soruları saydık; uzak durumlar olarak, tamamen farklı konulardaki soruları dışarıda bıraktık.

Sonuç. Öğrenci cevabı bilmiyor. Öğretmenin bunu anlamanın pratik yolu da güvenlik koşulunun mantığını izler: öğrenciye aynı konudan birkaç benzer soru sormak. Öğrenci gerçekten biliyorsa, yöntemi benzer sorularda da işe yarar; bilmiyorsa, yakın durumlarda yanılır. Bu, iyi bir sınav tasarımının, tek bir doğru cevaba değil, yöntemin güvenliğine bakması gerektiğini gösteriyor.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu inançları duyarlılık ve güvenlik açısından ayrı ayrı değerlendir: (a) "Kandırılan bir beyin değilim." (b) Güvenilir bir doktorun, bir kan testine dayanarak "Hastanın kolesterolü yüksek" inancı. (c) Bir öğrencinin, adı bilinmeyen birinin bir forumda yazdığına dayanarak "Sınav salı günü" inancı; forumda yazanların yaklaşık yarısı yanlış bilgi veriyor ve bu sefer yazılan doğru.
  2. Kendi hayatından bir "epistemik ramak kala" durumu yaz: bir inancın doğru çıktığı ama çok küçük bir farklılıkla yanlış çıkabileceği bir an. Bu durumun hangi tür şansa dayandığını belirt.
  3. Bir arkadaşın şöyle diyor: "Bir şeyi bilmek için, onun kesin olması gerekir; yanılabileceğim bir şeyi bildiğimi söyleyemem." Güvenlik ile kesinlik arasındaki farkı kullanarak bu görüşe bir cevap yaz.
Cevapları göster
  1. (a) Duyarlılık: kandırılan bir beyin olsaydım, yine de kandırılan bir beyin olmadığıma inanırdım; inanç duyarsızdır. Güvenlik: gerçek dünya sıradan bir dünyaysa, kandırılan bir beyin olduğum dünyalar uzaktır; inanç güvenlidir. Bu, Argüman bölümünün dördüncü ve beşinci öncülünün tam örneğidir. (b) Duyarlılık: kolesterol yüksek olmasaydı, güvenilir test bunu gösterir ve doktor yüksek olduğuna inanmazdı; duyarlı. Güvenlik: doktorun aynı yöntemle, yani güvenilir bir teste dayanarak, kolesterol yüksek olduğuna inandığı yakın durumlarda kolesterol gerçekten yüksektir; güvenli. Doktor biliyor. (c) Duyarlılık: sınav salı günü olmasaydı, forumdaki yazar yine de salı yazabilirdi, çünkü forum doğrulukla bağı zayıf bir kaynak; öğrenci yine salıya inanırdı. İnanç duyarsızdır. Güvenlik: öğrencinin aynı yolla, yani bu foruma dayanarak, sınav tarihlerine inandığı yakın durumların yaklaşık yarısında inanç yanlıştır. İnanç güvensizdir. Doğruluk, kaynağın tesadüfen doğru yazmasına dayanıyor; bu, araya giren türden bir doğruluk şansıdır. Öğrenci bilmiyor; resmî duyuruya bakması gerekir.
  2. Örnek bir cevap: bir kişi, otobüs durağında bekleyen arkadaşını uzaktan görüp tanıdığına inanıyor ve gerçekten o arkadaşı. Ama o gün durakta, arkadaşına çok benzeyen biri de bekliyormuş ve kişi bir saniye önce baksaydı onu görüp arkadaşı sanacakmış. Bu, çevresel doğruluk şansıdır: kişinin görme yeteneği tam olarak işliyor, ama çevresi onu kolayca yanıltabilecek biçimde tehlikeli. Sahte ambar vakasının gündelik bir biçimidir.
  3. Arkadaşının görüşü yanılmazcılıktır: bilgi, yanılma olasılığını tamamen dışlayan bir kesinlik gerektirir. Güvenlik anlayışına göre ise bilgi, bütün olası durumlarda değil, yalnızca yakın olası durumlarda doğru olmayı gerektirir. Yanılabileceğin uzak durumlar, örneğin kandırılan bir beyin olduğun bir durum, bilgini ortadan kaldırmaz; yeter ki yakın durumlarda yanılmayasın. Arkadaşının görüşü kabul edilirse, neredeyse hiçbir şey bilmediğimizi kabul etmemiz gerekir; çünkü algı, bellek ve tanıklıkla edindiğimiz hiçbir bilgi kesin değildir. Güvenlik, gündelik bilgimizi korurken, onu şanstan ayırmanın bir yolunu sunar. Ama arkadaşın, Ders Ç5.18'de göreceğimiz gibi, yanılabilir bilginin tutarlılığına dair ciddi itirazlar geliştirebilir.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: bir hastanede, hastaların düşme riskini tahmin eden bir puanlama sistemi kullanılıyor; sistem bir hastayı düşük riskli gösteriyor ve hasta gerçekten düşmüyor. Zayıf çalışma: "Sistem doğru tahmin etti, öyleyse güvenilir." Bu çalışma, tek bir doğru sonucu güvenlikle karıştırıyor. Güçlü çalışma: "1) Sistem bu hasta için doğru sonuç verdi. 2) Güvenlik, sistemin benzer hastalarda da doğru sonuç vermesini ister; yakın durumlar olarak aynı yaş grubundaki, aynı ilaçları kullanan hastaları sayıyorum. 3) Hastane kayıtları, sistemin bu grupta önemli bir oranda yüksek riskli hastaları düşük riskli gösterdiğini ortaya koyuyor. 4) Öyleyse sistemin bu hasta için verdiği doğru sonuç güvenli değil; yakın durumlarda aynı yöntem yanlış sonuç veriyor. 5) Hemşire, bu hastanın düşmeyeceğini, sistemin sonucuna dayanarak bilmiyordu; doğru sonuç bir şanstı. Öneri: sistemin sonucu, yakın durumlardaki başarısızlıkları bilinene kadar, tek başına bir karar dayanağı olmamalı."

ÖlçütNe aranır
Yakın Dünya TestiDuyarlılık ve güvenlik ayrı ayrı sınanmış, yöntem açıkça belirtilmiş
Yakınlık ölçüsüHangi durumların yakın sayıldığı açıkça yazılmış ve gerekçelendirilmiş
Argüman yapısıÖncüller numaralandırılmış, sonuç öncüllerden çıkıyor
Pratik sonuçSürecin güvenliği hakkında, tek bir başarıdan bağımsız bir değerlendirme yapılmış

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç0.5) Ders Ç0.5'te karşıt ters ilişkisi nasıl tanımlandı? Bu ilişki maddi koşullu için geçerliyken karşı-olgusal koşullu için neden geçerli değil, ve bu, duyarlılık ile güvenlik arasındaki fark için ne anlama geliyor?
  2. (Ders Ç1.12) Ders Ç1.12'de sahte ambar vakası hangi koşulun çok zayıf olduğunu gösteriyordu? Bu derste aynı vaka, duyarlılık ve güvenlik karşısında nasıl sonuç verdi?
  3. (Ders Ç1.5) Ders Ç1.5'teki piyango durumu bu derste nasıl yeniden ortaya çıktı? Güvenlik koşulu piyango durumunu açıklayabiliyor mu?
Cevapları göster
  1. Ders Ç0.5'te, Türkçe mantık geleneğinin terimleriyle, "P ise Q" koşullusunun karşıt tersi "Q değilse P değil" olarak tanımlandı ve maddi koşullu için ikisinin her zaman aynı doğruluk değerini aldığı gösterildi. Karşı-olgusal koşullular için bu eşdeğerlik geçerli değildir, çünkü bir karşı-olgusal koşullu ile karşıt tersi, farklı yakın dünyalara bakar: biri öncülün doğru olduğu en yakın dünyaya, öbürü sonucun yanlış olduğu en yakın dünyaya. Sosa'nın güvenlik formülü, Nozick'in duyarlılık formülünün karşı-olgusal karşıt tersidir; karşıt ters geçerli olmadığı için, iki koşul farklı vakalarda farklı sonuç verir. En önemli farkı şüpheci senaryolarda gösterir.
  2. Ders Ç1.12'de sahte ambar vakası, yanlış öncül yok koşulunun çok zayıf olduğunu gösteriyordu: kişinin inancı hiçbir yanlış öncülden geçmiyordu, ama yine de bilgi değildi. Bu derste aynı vaka, duyarlılık karşısında ayrıntılara bağlı bir sonuç verdi: değirmenin olmadığı en yakın dünyada o noktada ne olduğuna bağlı olarak inanç duyarlı ya da duyarsız çıkıyordu. Güvenlik karşısında ise kesin bir sonuç verdi: kişinin aynı yolla inandığı yakın durumların çoğunda, bir sahte cepheye bakıyor ve inancı yanlış oluyor; güvenlik sağlanmıyor. Bu, Ders Ç1.12'de vaat ettiğimiz gibi, sahte ambarın iki koşulun ilk sınavı olduğunu ve güvenliğin bu sınavı daha iyi geçtiğini gösterdi.
  3. Ders Ç1.5'te piyango, Lockeçu tez ile birleşme altında kapalılığın birlikte tutulamayacağını göstermek için kullanılmıştı. Bu derste, bilet sahibinin biletinin kaybedeceğini bilmediği sezgisini açıklama sorunu olarak yeniden ortaya çıktı. Güvenlik, kazanılan dünyanın yakın olduğunu söyleyerek bu sezgiyi açıklayabilir; ama bu açıklama, sıradan bilgilerimizi, yani küçük farklılıklarla yanlış çıkabilecek inançlarımızı da güvensiz kılma riskini taşır. İtiraz 4'te gördüğümüz gibi, bu, güvenlik kuramının henüz tam çözülmemiş bir sorunudur.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Duyarlılık koşulu nedir?P yanlış olsaydı, S p'ye inanmazdı (Nozick 1981).
Güvenlik koşulu nedir?S'nin aynı yolla p'ye inandığı bütün yakın dünyalarda p doğrudur (Sosa 1999, Williamson, Pritchard).
Duyarlılık ile güvenlik neden farklıdır?Karşı-olgusal koşullular için karşıt ters geçerli değildir; iki koşul farklı yakın dünyalara bakar.
Duyarlılık şüpheci senaryolarda hangi bedeli öder?"Kandırılan bir beyin değilim" inancını duyarsız bulur; bilginin çıkarımla korunmasından vazgeçmeyi gerektirir.
Güvenlik şüpheci senaryolarda ne söyler?Gerçek dünya sıradansa, şüpheci senaryolar uzak dünyalardır; "kandırılan bir beyin değilim" inancı güvenlidir.
Doğruluk şansının iki türü nedir?Araya giren şans (Gettier'in vakaları) ve çevresel şans (sahte ambar) (Pritchard).
Güvenlik ile kesinlik arasındaki fark nedir?Kesinlik bütün olası dünyalarda, güvenlik yalnızca yakın dünyalarda doğruluk ister; bilgi kesinlik gerektirmez.
Güvenlik neden bilgi için yeterli değildir?Zorunlu doğrular her dünyada doğrudur; ayrıca inancın doğruluğunun kişinin yeteneğinden kaynaklanması gerekir.

Okuma listesi

  • Robert Nozick, Philosophical Explanations (Harvard University Press, 1981), 3. bölüm. Duyarlılık ve doğruyu izleme.
  • Ernest Sosa, "How to Defeat Opposition to Moore", Philosophical Perspectives 13 (1999). Güvenlik koşulu.
  • Duncan Pritchard, Epistemic Luck (Oxford University Press, 2005). Şans türleri ve güvenlik.
  • John Hawthorne, Knowledge and Lotteries (Oxford University Press, 2004). Piyango durumları ve bilgi.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "The Analysis of Knowledge" maddesi, duyarlılık ve güvenlik bölümleri.

Sonraki derse köprü

Bu derste bilgiyi, güvenli ve kişinin yeteneğinden doğan bir doğru inanç olarak tanımlamaya yaklaştık. Ama bu tanım, Platon'un Menon diyaloğunda sorduğu çok eski bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: bilgi, doğru inançtan neden daha değerlidir? Larissa'ya giden yolu bilen biri ile doğru yola şans eseri inanan biri, aynı yere varır. Ders Ç1.14, bilginin değeri sorununu ele alıyor: doğru inanca eklenen güvenlik ya da yetenek gibi koşullar, inancın kendisine ayrı bir değer katıyor mu, yoksa değerli olan yalnızca doğruluk mu?

Günlük sorusu: Doğru çıkan bir inancının, çok küçük bir farklılıkla yanlış çıkabileceğini fark ettiğin bir an hatırlıyor musun? O an, o inancı "bildiğini" söyler miydin?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.