Giriş
Hasan, Ege'de bir kasabaya araba sürüyor. Yol boyunca yel değirmenleri görüyor ve her birinin yanından geçerken "işte bir yel değirmeni" diye düşünüyor. Hasan'ın bilmediği bir şey var: bu bölgede, bir turizm projesi için, yolun kenarına çok sayıda sahte yel değirmeni cephesi yapılmış. Uzaktan bakıldığında gerçeğinden ayırt edilemeyen, ama arkası boş, yalnızca ön yüzleri olan yapılar. Bölgedeki tek gerçek yel değirmeni, tesadüfen, Hasan'ın tam o an baktığı değirmen. Hasan, "Şu gördüğüm bir yel değirmeni" diye düşünüyor. İnancı doğru; gözüne güvenmek için de iyi bir nedeni var, çünkü yel değirmenlerini tanımakta çok deneyimli. Ama Hasan, o gördüğünün bir yel değirmeni olduğunu biliyor mu? Birkaç saniye önce ya da sonra bakmış olsaydı, bir sahte cepheye bakıp aynı inanca varacaktı.
Ders Ç1.11'de Gettier'in, gerekçeli doğru inancın bilgi için yetmediğini gösterdiğini gördük. Gettier'in kendi vakalarında, kişinin doğru inancı yanlış bir öncülden çıkarılıyordu: Smith, işi Jones'un alacağına dair yanlış bir inançtan, işi alacak kişinin cebinde on para olduğu sonucunu çıkarmıştı. Bu gözlem, ilk onarım girişimini doğal olarak önerir: bilgiye, inancın yanlış bir öncülden geçmemesi koşulunu eklemek. Ama Hasan'ın durumunda hiçbir öncül yok; Hasan bir şey çıkarmıyor, yalnızca bakıyor. Yine de bilmediği sezgisi güçlü. Bu ders, Gettier sonrası epistemolojinin ilk iki büyük onarım girişimini, yanlış öncül yok koşulunu ve yenilmezlik koşulunu, en güçlü hâlleriyle tanıtıyor; sonra her birinin, kendi karşı-örnekleriyle nasıl zorlandığını gösteriyor. Ders Ç1.11'de, Gettier sorununun ya gerekçeyi yeniden tanımlayarak ya da bilgiye bir dördüncü koşul ekleyerek çözülebileceğini söylemiştik; bu ders, ikinci yolun ilk iki adımıdır. Ama sınır keskin değildir: Lehrer ile Paxson'ın makalesinin başlığı, yani "yenilmemiş gerekçelendirilmiş doğru inanç", koşulun iki okumaya da açık olduğunu gösterir: dördüncü bir koşul olarak ya da gerekçenin yeniden tanımı, yani yenilmemiş gerekçe olarak.
Bu dersin kazanımları:
- Yanlış öncül yok koşulunu, yenilmezlik koşulunu, yenici kanıtı ve yanıltıcı yenici kavramını açıklarsın. (anla)
- Bir Gettier türü vakada Yenilgi Arayıcı ile kişinin gerekçesini yenecek doğru olguları ararsın ve bunların gerçek mi yoksa yanıltıcı mı yeniciler olduğunu belirlersin. (uygula)
- İki onarım girişimini, onlara karşı kurulan karşı-örnekler üzerinden değerlendirerek, her birinin Gettier sorunu hakkında neyi doğru gördüğüne gerekçeli bir hüküm verirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu tartışma dersinin kavramları, iki onarım girişimini ve onları sınayan karşı-örnekleri adlandırıyor. Her kavramı tanımlarken, onu hangi Gettier vakasının motive ettiğini ve hangi vakanın zorladığını da göstereceğiz.
Bu koşul, Gettier'in makalesinin hemen ardından önerildi. İngiliz filozof Michael Clark, 1963'te, Gettier'in makalesiyle aynı dergide yayımlanan "Knowledge and Grounds" adlı kısa yorumunda, Smith'in inancının dayandığı zincirde yanlış bir halka bulunduğunu ve bilginin "tam dayanaklı" (fully grounded) olmasını, yani kişinin başvurduğu her dayanağın doğru olmasını gerektirdiğini öne sürdü. Gilbert Harman ise 1973 tarihli Thought kitabında benzer bir ilkeyi savundu ve "yanlış öncül yok" adı genellikle onunla anılır. Koşulun çekiciliği açıktır: Gettier'in iki vakası da yanlış bir öncülden geçer; birinci vakada "işi Jones alacak", ikinci vakada "Jones'un bir Ford'u var" önermeleri. Bu öncüller yanlış olduğu için, onlara dayanan sonuçlar, doğru çıksalar bile, bilgi olmaz. Ders Ç1.11'de Gettier'in kendi vakalarındaki sorunun, inancın yanlış bir önermeden geçmesi gibi göründüğünü söylemiştik; bu koşul, o sezgiyi bir tanıma dönüştürüyor.
Bu vaka, Amerikalı filozof Alvin Goldman'ın 1976'da yayımlanan "Discrimination and Perceptual Knowledge" makalesinde ortaya kondu; Goldman vakayı Carl Ginet'e borçlu olduğunu belirtir. Giriş örneğindeki Hasan'ın yel değirmenleri, bu vakanın bir biçimidir. Vakanın önemi, yanlış öncül yok koşuluna doğrudan karşı-örnek olmasıdır: Hasan bir şey çıkarmıyor, yalnızca görüyor; inancı, yanlış bir öncülden değil, doğrudan algıdan doğuyor. Yine de bilmiyor. Vaka, Ders Ç1.11'de gördüğümüz durmuş saat ve tarladaki koyun örneklerinden bir bakımdan farklıdır: orada kişinin algıladığı şey, yani durmuş saat ya da köpek, yanıltıcıydı; burada ise Hasan'ın algıladığı şey gerçek bir yel değirmenidir. Sorun algının nesnesinde değil, çevrededir: Hasan, gerçeği sahteden ayırt edemeyeceği bir ortamdadır.
Yenici kavramı, gerekçenin, kişinin elindeki kanıta göre değil, o kanıtın dünyadaki öbür gerçekler karşısındaki dayanıklılığına göre değerlendirilmesini sağlar. Smith'in birinci vakasında, "İşi Jones değil, Smith alacak" önermesi doğrudur; ve Smith'in kanıtına eklenseydi, Smith'in "işi alacak kişinin cebinde on para var" inancının gerekçesi çökerdi, çünkü Smith kendi cebindeki paraları saymamıştı. Bu önerme, Smith'in gerekçesinin bir yenicisidir. Hasan'ın durumunda, "Bu bölgede çok sayıda sahte yel değirmeni cephesi var" önermesi doğrudur ve Hasan'ın kanıtına eklenseydi, Hasan'ın "şu gördüğüm bir yel değirmeni" inancına güvenmesi için yeterli neden kalmazdı. Bu da bir yenicidir. Amerikalı filozof John Pollock'un, asıl olarak kişinin sahip olduğu nedenler için kurduğu bir ayrımı burada olgusal yenicilere uyarlayabiliriz: bazı yeniciler önermenin yanlış olduğunu gösterir (rebutting), bazıları ise kanıt ile önerme arasındaki bağı koparır (undercutting). Hasan'ın durumundaki yenici ikinci türdendir: değirmenin sahte olduğunu değil, Hasan'ın gözünün bu bölgede güvenilir bir gösterge olmadığını gösterir. Bu ayrım Ders Ç3.10'da ayrıntılı işlenecek.
Bu koşulun en etkili ilk savunusu, Amerikalı filozoflar Keith Lehrer ile Thomas Paxson'ın 1969'da yayımlanan "Knowledge: Undefeated Justified True Belief" adlı makalesidir; Amerikalı filozof Peter Klein da 1971'de benzer bir tanım önerdi. Koşulun gücü, hem Gettier'in vakalarını hem de sahte ambar vakasını açıklamasıdır. Smith'in vakalarında, doğru ama Smith'in bilmediği olgular, onun gerekçesini yener. Hasan'ın vakasında, bölgedeki sahte cepheler olgusu, onun gerekçesini yener. Hiçbir yanlış öncül gerektirmeden, yenilmezlik koşulu, kişinin gerekçesinin, bilmediği gerçekler karşısında ayakta kalıp kalmayacağını sorar. Sezgisel olarak bu çok anlamlıdır: bilmek, eldeki kanıtın, eksik olan gerçekler eklendiğinde de seni aynı sonuca götürmesidir.
Lehrer ve Paxson, kendi koşullarına yöneltilebilecek bu sorunu kendileri ortaya koydu ve bir örnekle gösterdi. Bu örnek, Örnekler bölümünde Türkçeleştirilmiş biçimiyle ele alınacak: bir kütüphanede bir kitabı çaldığını gördüğün bir tanıdık hakkında, onun annesinin, oğlunun o gün başka bir yerde olduğunu ve ikiz kardeşinin kütüphanede olduğunu söylemesi; oysa anne saplantılı bir yalancıdır ve böyle bir ikiz kardeş yoktur, ikiz onun zihninde kurduğu bir kurgudur. "Annesi böyle söyledi" önermesi doğrudur, ve senin kanıtına eklenseydi, tanıdığın kitabı çaldığına dair inancının gerekçesini sarsardı. Ama sezgisel olarak, sen onun kitabı çaldığını biliyorsun; annenin sözü, başka gerçeklerle, yani annenin yanıldığı ya da yalan söylediği gerçeğiyle, etkisizleşen yanıltıcı bir yenicidir. Yanıltıcı yeniciler, yenilmezlik koşulunun en ciddi sorunudur ve Argüman bölümünün merkezindedir.
Argüman
Bu bölüm, iki onarım girişimini sırayla sınıyor. Her birinin, ilk Gettier vakalarını açıkladığını, ama kendine özgü bir karşı-örnek türüyle zorlandığını gösteriyor. Sonunda, iki girişimin başarısızlığından çıkan olumlu bir dersi adlandırıyor.
- Gettier'in kendi vakalarında, kişinin doğru inancı yanlış bir öncülden çıkarılır; yanlış öncül yok koşulu bu vakaları bilgiden dışlar.
- Ama sahte ambar vakasında, kişinin inancı hiçbir öncülden çıkarılmaz, doğrudan algıdan doğar; yine de sezgisel olarak bilgi değildir. Öyleyse yanlış öncül yok koşulu, Gettier türü bütün vakaları dışlamaya yetmez: çok zayıftır.
- Yenilmezlik koşulu, hem Gettier'in vakalarını hem sahte ambar vakasını dışlar, çünkü her ikisinde de kişinin gerekçesini yenecek doğru bir olgu vardır.
- Ama yanıltıcı yeniciler, gerçek bilgi durumlarında da bulunabilir: kitap hırsızlığı vakasında, annenin yanlış sözü doğru bir olgu olarak, kişinin gerekçesini yenecektir; oysa kişi biliyor. Öyleyse yenilmezlik koşulu, yalın biçimiyle, çok güçlüdür.
- Bu sorunu çözmek için, yanıltıcı yenicileri gerçek yenicilerden ayıran bir ölçüt gerekir; önerilen ölçütler, yanıltıcı yeniciyi etkisizleştiren başka gerçeklere başvurur ve hızla karmaşıklaşır.
Sonuç: Yanlış öncül yok koşulu çok zayıf, yenilmezlik koşulu ise yalın biçimiyle çok güçlüdür; incelikli biçimleri ise, yanıltıcı yenicileri ayıklamak için gereken karmaşıklık yüzünden, sade ve açıklayıcı bir bilgi tanımı olmaktan uzaklaşır. Ama iki girişim, birlikte, Gettier sorununun gerçek hedefini doğru biçimde gösterir: bilgi, kişinin gerekçesinin, ilgili gerçekler karşısında dayanıklı olmasını ister. Bu dayanıklılık fikri, bir sonraki derste, kişinin inancının olabilecek başka durumlarda ne olacağını soran kipsel koşullarla yeniden kurulacak.
Birinci ve ikinci öncül, yanlış öncül yok koşulunun hem gücünü hem sınırını gösteriyor. Koşul, Gettier'in kendi vakalarını açıklar, çünkü bu vakalar özel olarak bir çıkarım zinciri üzerine kurulmuştur. Ama Gettier sorununun özü, Ders Ç1.11'de gördüğümüz gibi, çıkarım değil, gerekçe ile doğruluk arasındaki bağın şansla kurulmasıdır; ve bu şans, çıkarım olmadan, doğrudan algıda da ortaya çıkabilir. Sahte ambar vakası, şansın yerini çıkarımdan çevreye taşır: Hasan'ın gözü iyi çalışıyor, gördüğü şey gerçek; ama içinde bulunduğu ortam, gözünün güvenilirliğini, Hasan'ın bilmediği bir biçimde, bozuyor.
Üçüncü ve dördüncü öncül, yenilmezlik koşulunun hem gücünü hem sınırını gösteriyor. Yenilmezlik, çevreyi hesaba katar: Hasan'ın bilmediği olgular, onun gerekçesini yener. Ama aynı özellik, koşulu çok güçlü kılar: dünyada, kişinin bilmediği sayısız doğru olgu vardır ve bunlardan bazıları, yanıltıcı da olsa, kişinin gerekçesini sarsabilir. Annenin yanlış sözü, kitap hırsızlığına tanık olan kişinin bilgisini ortadan kaldırmamalıdır; ama yalın yenilmezlik koşulu onu ortadan kaldırır. Beşinci öncül, bu sorunun çözümünün neden zor olduğunu söylüyor: yanıltıcı yenici, başka bir gerçek tarafından etkisizleştirilen yenicidir; ama "etkisizleştirmek" kavramını tanımlamak, yeni yenicileri, yenicilerin yenicilerini ve bunların yenicilerini hesaba katmayı gerektirir.
En tartışmalı öncül: Dördüncü öncül, yani kitap hırsızlığı vakasında kişinin bildiği sezgisi. Bu sezgi, yenilmezlik koşulunun yalın biçimini yıkmak için kullanılır, ama herkes onu paylaşmaz. Gilbert Harman, 1973 tarihli Thought kitabında kitap hırsızlığı vakasının kendisini ele aldı: anne ifadesini, ona inanabilecek bir dinleyici önünde, örneğin bir disiplin kurulunda verirse, Harman'a göre tanık bilmez; anne herkesçe bilinen hastalıklı bir yalancıysa ve sözüne kimse kulak asmıyorsa, bilir. Aynı ayrımı bir suikast vakasıyla da kurdu: bir siyasi lider suikaste kurban gidiyor; çevresi, darbe korkusuyla, ülke çapında televizyondan suikastın başarısız olduğunu ve kurşunun bir korumayı vurduğunu duyuruyor; olay yerindeki bir muhabirin gerçek haberi ise gazetenin son baskısına girmiş. Gazeteyi okuyan ama televizyon duyurusunu duymayan biri, çevresindeki herkes duyurunun etkisindeyken, liderin öldürüldüğünü biliyor mu? Harman'a göre bilmez: toplumda yaygın biçimde dolaşan yanıltıcı bir kanıt, kişinin bilgisini ortadan kaldırabilir. Bu sezgi doğruysa, yanıltıcı yeniciler her zaman etkisiz değildir, ve yenilmezlik koşulunun yalın biçimi, kitap hırsızlığı vakasında, anne sözünü inanan bir dinleyici önünde söylemişse haklı olabilir. Ayrıca İkinci öncül de tartışmalıdır: Güncel tartışma bölümünde göreceğimiz deneysel bulgular, sahte ambar sezgisinin de sanıldığı kadar sağlam olmadığını düşündürüyor. Yenici sezgilerinin vakadan vakaya değişmesi, yenilmezlik kuramının en zor sorunlarından biridir ve İtiraz 3'te ayrıntılı ele alınacak.
İtirazlar ve cevaplar
İtiraz 1: Sahte ambar vakasında örtük bir yanlış öncül vardır
Hasan bir şey çıkarmıyor gibi görünür, ama aslında örtük bir öncüle dayanıyor: "Bu bölgede yel değirmeni gibi görünen şeyler yel değirmenidir." Bu öncül yanlıştır, çünkü bölgede çok sayıda sahte cephe var. Öyleyse Hasan'ın inancı, örtük de olsa, yanlış bir öncülden geçer ve yanlış öncül yok koşulu sahte ambar vakasını da dışlar. Aynı şekilde, Ders Ç1.11'deki durmuş saat vakasında, kişi örtük olarak "saat çalışıyor" öncülüne dayanıyordu. Örtük öncüller hesaba katıldığında, yanlış öncül yok koşulu yeterince güçlüdür. Harman, Thought'ta bu savunmanın en güçlü biçimini kurdu: her çıkarım, "elimde olmayan, bilgimi baltalayan bir kanıt yok" ara sonucunu da içerir; bu ara sonuç yanlışsa, yanlış öncül yok ilkesi bilgiyi dışlar.
Cevap: Bu, yanlış öncül yok koşulunun en güçlü savunusudur ve Ders Ç1.11'de bu derse bıraktığımız soruyu, yani durmuş saat örneğinin örtük bir yanlış inanca dayanıp dayanmadığını, doğrudan cevaplamayı gerektirir. Saat vakasında savunma makuldür: saate bakan kişi, saatin çalıştığına gerçekten inanıyordur, ve bu inanç yanlıştır. Ama sahte ambar vakasında savunma zorlanır. Hasan, "bu bölgede yel değirmeni gibi görünen şeyler yel değirmenidir" önermesini hiç düşünmemiştir; ona inandığını söylemek, Ders Ç1.4'teki örtük inanç kavramını çok geniş kullanmaktır. Daha önemlisi, örtük öncüller sınırsız biçimde çoğaltılabilir: her algısal inanç, "koşullar normaldir", "bu bir yanılsama değildir" gibi sayısız örtük öncüle dayanıyor sayılabilir. Bu öncüllerin herhangi biri yanlış olduğunda bilgiyi reddetmek, yanlış öncül yok koşulunu, kişinin farkında olmadığı her olguya bağlar; ve bu, aslında yenilmezlik koşulunu başka bir adla yeniden kurmaktır. İtiraz, böylece, yanlış öncül yok koşulunu kurtarmaya çalışırken onu yenilmezlik koşuluna dönüştürüyor. Harman'ın ara sonuç önerisi de bu dönüşümün açık bir biçimidir: "elimde olmayan baltalayıcı kanıt yok" önermesinin ne zaman yanlış olduğunu belirlemek, hangi kanıtın bilgiyi baltaladığını, yani bir yenicinin ne olduğunu belirlemeyi gerektirir; ve Harman bunun ölçütlerini formüle edemediğini kendisi kabul eder.
İtiraz 2: Yanlış öncül yok koşulu kolayca atlatılabilir
Yanlış öncül yok koşulu yalnızca çok zayıf değil, Gettier'in kendi vakalarını açıklamak için bile kırılgandır. Keith Lehrer, 1965'te yayımlanan bir makalesinde, Nogot adlı bir iş arkadaşının bir Ford'u olduğuna dair güçlü kanıta sahip olan ve bundan "ofiste bir Ford'u olan biri var" sonucunu çıkaran bir kişiden söz etti; Nogot'un Ford'u yoktur, ama ofisteki başka biri, Havit, tesadüfen bir Ford'a sahiptir. Amerikalı filozof Richard Feldman, 1974'te yayımlanan bir makalesinde, kişinin "ofiste bir Ford'u olan biri var" sonucuna, yanlış "Nogot'un bir Ford'u var" önermesinden geçmeden de varabileceğini gösterdi: doğrudan kanıttan, yani "Nogot bana bir Ford'u olduğuna dair kanıt sundu" gibi doğru önermelerden, varoluşsal genellemeyle "ofisteki biri bana bir Ford'u olduğuna dair kanıt sundu" sonucuna, oradan da "ofiste bir Ford'u olan biri var" sonucuna varabilir; zincirin her halkası doğrudur. Bu durumda zincirde hiçbir yanlış öncül yoktur, ama vaka hâlâ bir Gettier vakasıdır.
Cevap: Feldman'ın gözlemi güçlüdür ve yanlış öncül yok koşulunun yalnızca algısal vakalarda değil, çıkarımsal vakalarda da kırılgan olduğunu gösterir. Koşulu savunmak için, Harman'ın Nogot vakasında yaptığı gibi, kişinin "aslında" yanlış öncülden geçtiğini, yani "ofiste bir Ford'u olan biri var" sonucuna varırken "Nogot'un bir Ford'u var" önermesine dayandığını söylemek gerekir. Ama bu, İtiraz 1'deki sorunun aynısıdır: kişinin hangi öncüllere "gerçekten" dayandığını belirlemek, kişinin bilinçli akıl yürütmesini aşan bir sorudur. Ders Ç1.9'daki önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrımı burada işe yarar: kişinin inanç gerekçesi, fiilen neye dayandığına bağlıdır, ve bunu belirlemek, kişinin içinden bakıldığında bile kolay değildir. Feldman'ın vakası, yanlış öncül yok koşulunun, gerekçenin yapısı hakkında, kişinin akıl yürütmesinin kendisinden okunamayan bir bilgiye dayandığını gösterir.
İtiraz 3: Yanıltıcı yenicileri ayırt etmek mümkündür
Yenilmezlik koşulunun yanıltıcı yeniciler sorunu çözülebilir. Peter Klein, 1976'da yayımlanan "Knowledge, Causality, and Defeasibility" makalesinde ve 1981 tarihli Certainty kitabında, gerçek yenicileri yanıltıcı yenicilerden ayırmak için bir ölçüt önerdi: yanıltıcı bir yenici, gerekçeyi ancak içinde yanlış bir önerme bulunan bir çıkarım zinciri üzerinden yener; gerçek bir yenicinin ise yalnızca doğru önermelerden geçen bir zinciri vardır. Kitap hırsızlığı vakasında, annenin sözü, kişinin gerekçesini yalnızca "tanıdığımın bir ikizi var" gibi yanlış bir önermeden geçen bir zincirle yener; bu yüzden yanıltıcıdır. Sahte ambar vakasında ise, sahte cepheler olgusu, Hasan'ın gerekçesini yalnızca doğru önermelerden geçen bir zincirle, yani "bu bölgede Hasan'ın gözü güvenilir bir gösterge değil" yoluyla yener; bu yüzden gerçek bir yenicidir. Bu ölçütle, yenilmezlik koşulu doğru sonuçları verir.
Cevap: Klein'ın önerisi, yanıltıcı yeniciler sorununa verilen en dikkatli cevaplardan biridir ve bu ders onu ciddiye alıyor. Ama iki zorlukla karşılaşır. Birincisi, En tartışmalı öncül bölümünde gördüğümüz Harman'ın suikast vakası, ölçütün sezgilerle her zaman uyuşmadığını gösterir: liderin çevresinin televizyon duyurusu, gerekçeyi yalnızca yanlış bir önermeden, yani liderin yaşadığı önermesinden geçen bir zincirle yener, yani Klein'ın ölçütüne göre yanıltıcıdır; ama Harman'ın sezgisine göre, kişinin bilgisini yine de ortadan kaldırır. Yenici sezgileri, bir yenicinin ne kadar yaygın, ne kadar erişilebilir olduğuna da duyarlı görünür; Klein'ın ölçütü bu duyarlılığı yakalamaz. İkincisi, ölçütün kendisi, her yeni karşı-örnek karşısında inceltilmek zorunda kaldı; yenilmezlik literatürü, bu inceltmelerin her birine karşı yeni vakalar kurulmasıyla, Gettier'in kendisini izleyen tarihe benzer bir döngüye girdi. Bu, yenilmezlik fikrinin yanlış olduğunu göstermez; ama onu sade bir tanım olarak kullanmanın zor olduğunu gösterir. Argüman bölümünün sonucu bu yüzden yenilmezliği reddetmiyor, onun asıl katkısını bir tanım olarak değil, bir yön olarak görüyor.
İtiraz 4: Dördüncü koşul eklemek baştan yanlış bir stratejidir
Bu dersin iki girişimi de JTB'ye bir dördüncü koşul eklemeye çalışıyor. Ama Ders Ç1.10'da Zagzebski'nin ikilemini, Ders Ç1.11'de ise Williamson'ın bilgi-önce görüşünü görmüştük: doğruluktan bağımsız bir dördüncü koşul her zaman yeni bir Gettier vakasına açıktır, ve belki de bilgi, daha basit kavramlarla analiz edilemez. Bu dersin iki girişiminin başarısızlığı, bu genel tezin bir doğrulamasıdır; yeni koşullar aramaya devam etmek, boşa çaba harcamaktır.
Cevap: Bu itirazın gücü, onun genelliğindedir: iki somut başarısızlığı genel bir ilkeye bağlıyor. Ama başarısızlıklardan çıkan ders, yalnızca olumsuz değildir. Yanlış öncül yok koşulunun başarısızlığı, Gettier sorununun çıkarımla değil, gerekçe ile doğruluk arasındaki bağla ilgili olduğunu gösterdi. Yenilmezlik koşulunun başarısızlığı ise, bu bağın, kişinin bilmediği gerçekler karşısında dayanıklılıkla ilgili olduğunu, ama bu dayanıklılığın "doğru olgular eklendiğinde ne olur" diye değil, başka bir biçimde ifade edilmesi gerektiğini gösterdi. Bu iki ders, bir sonraki derste göreceğimiz kipsel koşullara doğrudan yol açar: kişinin inancının, gerçek durumdan biraz farklı olabilecek durumlarda doğru kalıp kalmayacağını soran güvenlik ve duyarlılık koşulları. Bu koşulların da kendi karşı-örnekleriyle karşılaşıp karşılaşmadığı, ve bilgi-önce görüşünün daha iyi bir yol olup olmadığı, sonraki derslerin sorusudur. Ders Ç1.11'de ayırdığımız iki stratejiyle söylersek: bu ders dördüncü koşul stratejisinin ilk iki adımını gösterdi; bir sonraki ders, bu stratejinin en gelişmiş biçimlerini ve gerekçeyi yeniden tanımlama stratejisiyle ilişkisini gösterecek.
Örnekler
Basit örnek: yel değirmenleri
Giriş örneğine Yenilgi Arayıcı'yı uygulayalım. Önerme: "Şu gördüğüm bir yel değirmeni."
Üç koşul: Doğruluk: Hasan'ın baktığı yapı gerçek bir yel değirmeni; sağlanıyor. İnanç: Hasan buna inanıyor. Gerekçe: Hasan'ın algısına dayanıyor ve Hasan yel değirmenlerini tanımakta iyi; gerekçeli.
Yanlış öncül: Hasan'ın inancı bir çıkarımdan değil, doğrudan algıdan doğuyor; açık bir yanlış öncül yok. Yanlış öncül yok koşulu sağlanıyor; bu koşula göre Hasan bilir.
Yenici arama: Hasan'ın bilmediği hangi doğru olgu, onun kanıtına eklenseydi, gerekçesini yenerdi? "Bu bölgede çok sayıda sahte yel değirmeni cephesi var." Bu olgu doğru ve Hasan'ın kanıtına eklenseydi, Hasan'ın gözüne güvenmek için yeterli neden kalmazdı.
Yanıltıcı mı? "Hasan'ın baktığı yapı bölgedeki tek gerçek değirmen" önermesi doğrudur ve gerekçeyi geri kuruyor gibi görünür; bu yüzden yalnızca "başka bir gerçek etkisizleştiriyor mu?" diye soran bir ölçüt, Hasan'a bilgi verebilir. Ama Klein'ın ölçütüne göre, yenicinin, Hasan'ın gözünün bu bölgede güvenilmez olduğunu söyleyen ve yalnızca doğru önermelerden geçen bir zinciri vardır; bu yüzden gerçek bir yenici.
Sonuç: Yanlış öncül yok koşulu Hasan'ın bildiğini söylüyor; yenilmezlik koşulu bilmediğini söylüyor. Felsefecilerin yaygın sezgisi yenilmezlik koşuluyla uyuşuyor. Bu örnek, Argüman bölümünün ikinci ve üçüncü öncülünün somut biçimidir.
Orta örnek: kütüphanedeki kitap
Bir üniversite kütüphanesinde çalışan Zeynep, raflar arasında yürürken, yıllardır tanıdığı bir öğrencinin, Can'ın, bir kitabı ceketinin içine sakladığını ve kütüphaneden çıktığını görüyor. Zeynep, Can'ın kitabı çaldığına inanıyor. İnancı doğru: Can kitabı gerçekten çaldı. Gerekçeli: Zeynep onu çok iyi tanıyor ve olayı açıkça gördü. Zeynep'in bilmediği bir şey var: aynı gün, Can'ın annesi, bir komşusuna, Can'ın o gün başka bir şehirde olduğunu ve onun tıpatıp ikizinin kütüphanede olduğunu söyledi. Ama annenin söylediği yanlış: Can'ın ikizi yok; anne, çevresince bilinen saplantılı bir yalancı ve ikiz, onun kafasında kurduğu bir kurgu. Annenin sözüne kimse kulak asmıyor.
Yenilgi Arayıcı ile bakalım. Yenici arama: "Can'ın annesi, Can'ın başka bir şehirde olduğunu ve ikizinin kütüphanede olduğunu söyledi." Bu önerme doğru: anne gerçekten bunu söyledi. Zeynep'in kanıtına eklenseydi, Zeynep'in gördüğü kişinin Can olduğundan emin olması için yeterli nedeni sarsardı.
Yanıltıcı mı? Bu yenici, Zeynep'in gerekçesini yalnızca yanlış bir önermeden, yani "Can'ın bir ikizi var" önermesinden geçen bir zincirle yener. Ayrıca başka bir gerçek tarafından etkisizleşir: annenin saplantılı bir yalancı olduğu ve Can'ın ikizi olmadığı gerçeği. Klein'ın ölçütüne göre yanıltıcı bir yenici. Harman'ın ayrımıyla da sonuç aynıdır: annenin sözüne kimse inanmıyor ve söz yaygınlaşmıyor.
Sonuç: Yalın yenilmezlik koşulu, Zeynep'in bilmediğini söyler, çünkü doğru bir yenici var. Ama sezgimiz, Zeynep'in bildiğini söyler: Can'ı tanıyor, olayı açıkça gördü, ve annenin yalanı bu bilgiyi ortadan kaldırmamalı. Bu, Lehrer ve Paxson'ın kendi örneğinin Türkçeleştirilmiş biçimidir ve Argüman bölümünün dördüncü öncülünün somut hâlidir. Klein'ın ölçütü bu vakada doğru sonuç verir; ama İtiraz 3'te gördüğümüz gibi, Harman'ın suikast vakasında aynı ölçüt sezgilerle çatışır.
Gerçek hayat örneği: yargılamanın yenilenmesi
Hukuk sistemleri, yenici kavramının kurumsal bir biçimini uzun süredir kullanır. Türkiye'deki Ceza Muhakemesi Kanunu, kesinleşmiş bir hükmün, belirli koşullarda yeniden yargılanabileceğini öngörür. Kanunun 311. maddesi, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri arasında, hükme esas alınan bir belgenin sahte olduğunun anlaşılmasını, yeminle dinlenmiş bir tanığın ya da bilirkişinin, hükme etkili olacak biçimde kasıt veya taksirle gerçeğe aykırı tanıklık ettiğinin ya da görüş bildirdiğinin anlaşılmasını ve önceki delillerle birlikte göz önüne alındığında sanığın beraatini ya da daha hafif bir ceza hükmüyle mahkûmiyetini gerektirecek yeni olayların ya da delillerin ortaya konmasını sayar.
Bu düzenleme, yenilmezlik kuramının diliyle okunabilir. Bir mahkemenin kesinleşmiş hükmü, mahkemenin gerekçeli bir inancıdır; ve hukuk sistemi, bu inancın, mahkemenin karar anında bilmediği gerçekler karşısında dayanıklı olmasını ister. Sahte bir belge, yalan bir tanıklık ya da yeni bir delil, hükmün gerekçesini yenecek doğru olgulardır; yani yenicilerdir. Kanun, bu yeniciler ortaya çıktığında, hükmün yeniden incelenmesini öngörerek, hükmün bilgi değeri taşıyıp taşımadığını yeniden sorgulamayı mümkün kılar.
Ama hukuk sistemi, yanıltıcı yenicilerin de farkındadır. Her yeni iddia, yargılamanın yenilenmesine yol açmaz; yeni delilin, önceki delillerle birlikte tartıldığında beraati ya da daha hafif cezayı gerektirecek nitelikte olması, yani gerçek bir yenici olması aranır. Kitap hırsızlığı vakasındaki annenin yalanı gibi, bir hükmü sarsar görünen ama başka gerçeklerle etkisizleşen iddialar, yargılamanın yenilenmesi için yeterli sayılmaz. Kanunun, yeni delili önceki delillerle birlikte tartma şartı, yeniciyi toplam kanıt içinde değerlendirmeyi, yani yanıltıcı yenicileri ayıklamaya benzer bir işi mahkemeye yükler. Bu ayrımın uygulamada ne kadar zor olduğu, yenilmezlik kuramının felsefi zorluğunun kurumsal bir yansımasıdır. Hukuki kanıtın epistemolojisi Ders P4.3'te ayrıntılı işlenecek.
Araç kartı: Yenilgi Arayıcı
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Gerekçeli doğru bir inancın, kişinin bilmediği doğru olgular karşısında dayanıklı olup olmadığını sınar; gerekçeyi yenecek doğru olguları arar ve bunların gerçek mi yoksa yanıltıcı mı yeniciler olduğunu ayırt eder. |
| Adımlar | 1) Önermeyi ve kişiyi yaz; JTB'nin üç koşulunu sına (Ders Ç1.10). 2) Yanlış öncül ara: kişinin inancı, açık ya da örtük, yanlış bir öncülden geçiyor mu? 3) Yenici ara: kişinin bilmediği hangi doğru olgu, onun kanıtına eklenseydi, gerekçesini yenerdi? Çevreye, kaynağın güvenilirliğine ve kişinin bilmediği alternatiflere bak. 4) Yenicinin önermenin yanlış olduğunu mu gösterdiğini, yoksa kanıt ile önerme arasındaki bağı mı kopardığını kısaca not et (ayrıntı: Ders Ç3.10). 5) Yanıltıcılık sına: yenici, kişiyi yanlış bir önermeye inandırarak mı yeniyor? Başka bir gerçek onu etkisizleştiriyor mu? 6) Hüküm: gerçek bir yenici varsa kişi bilmiyor; yalnızca yanıltıcı yeniciler varsa, kişi büyük olasılıkla biliyor; sezgilerin belirsiz kaldığı durumları ayrıca not et. |
| Ne zaman kullanılır | Doğru çıkan bir inancın bilgi olup olmadığını değerlendirirken; bir kararın, ileride ortaya çıkabilecek yeni bilgiler karşısında ne kadar sağlam olduğunu sınarken; bir haberin, bir hükmün ya da bir bilimsel sonucun yeni kanıt karşısında yeniden incelenmesi gerekip gerekmediğini değerlendirirken. |
| Sınırı | Yanıltıcı yenicileri gerçek yenicilerden ayıran ölçütler tartışmalıdır ve araç bu tartışmayı çözmez. Kişinin bilmediği doğru olguların sayısı sınırsızdır; araç, bunların hepsini değil, yalnızca ilgili görünenleri sınar ve "ilgili" kavramı belirsizdir. Yenici sezgileri, yenicinin toplumda ne kadar yaygın olduğuna duyarlı olabilir. |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
Özet
- Yanlış öncül yok koşulu, bilgiye, inancın yanlış bir öncülden geçmemesini ekler (Clark 1963, Harman 1973); Gettier'in kendi vakalarını açıklar.
- Sahte ambar vakası (Goldman 1976, Ginet), hiçbir yanlış öncül içermeyen ama bilgi olmayan bir algısal vakadır; yanlış öncül yok koşulunun çok zayıf olduğunu gösterir.
- Feldman, Gettier türü çıkarımsal vakaların bile yanlış bir öncülden geçmeden kurulabileceğini gösterdi.
- Yenici, kişinin kanıtına eklendiğinde gerekçeyi ortadan kaldıracak doğru bir önermedir; yenilmezlik koşulu, kişinin gerekçesinin hiçbir doğru yenicisi bulunmamasını ister (Lehrer ve Paxson 1969, Klein 1971).
- Yanıltıcı yeniciler, yalın yenilmezlik koşulunu çok güçlü kılar: kitap hırsızlığı vakasında annenin yalanı, gerçek bir bilgiyi ortadan kaldırmamalıdır.
- Yanıltıcı yenicileri ayırt etmeye yönelik ölçütler, örneğin Klein'ın zincir ölçütü, sezgilerle her zaman uyuşmaz (Harman'ın suikast vakası) ve hızla karmaşıklaşır.
- İki girişimin başarısızlığı olumlu bir ders verir: bilgi, gerekçenin ilgili gerçekler karşısında dayanıklı olmasını ister; bu fikir bir sonraki derste kipsel koşullarla yeniden kurulacak.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Bertrand Russell, 1912 tarihli The Problems of Philosophy kitabının "Bilgi, Yanılgı ve Olası Kanaat" başlıklı on üçüncü bölümünde, bilginin ne olduğunu sorarken, Gettier'den elli yıl önce, yanlış bir inançtan çıkarılan doğru inanç sorununu ortaya koyar:
Çok önemsiz bir örnek verelim: bir adam, merhum Başbakan'ın soyadının B ile başladığına inanıyorsa, doğru olana inanıyordur, çünkü merhum Başbakan Sir Henry Campbell Bannerman'dı. Ama merhum Başbakan'ın Bay Balfour olduğuna inanıyorsa, yine de merhum Başbakan'ın soyadının B ile başladığına inanacaktır; ama bu inanç, doğru olsa da, bilgi sayılmayacaktır.
Russell aynı paragrafta, bir savaşın sonucunu telgraf gelmeden tahminle duyuran bir gazete örneğini de ekledikten sonra bir ilke çıkarır:
Öyleyse doğru bir inancın, yanlış bir inançtan çıkarıldığında bilgi olmadığı açıktır.
İki paragraf sonra, ilkeyi inceltirken:
Dolayısıyla tanımımızı, bilginin bilinen öncüllerden geçerli olarak çıkarılan şey olduğunu söyleyerek düzeltmek zorunda kalacağız. Ancak bu döngüsel bir tanımdır: "bilinen öncüller"in ne demek olduğunu zaten bildiğimizi varsayar.
Bu üç pasaj, bu dersin tartışmasının neredeyse bütün yapısını, Gettier'den yarım yüzyıl önce ortaya koyuyor. Birinci pasaj, bir Gettier türü vakadır: Balfour'un Başbakan olduğuna inanan adam, yanlış bir öncülden, doğru bir sonuca, yani Başbakan'ın soyadının B ile başladığına varıyor; ve Russell'a göre bilmiyor. Russell'ın örneği, bilgiyi "doğru inanç" diye tanımlamaya karşı kurulmuştur ve adamın gerekçesinden söz etmez; ama Russell aynı sayfada olumlu bir tanıma da yönelir, bilinen öncüllerden geçerli çıkarıma; ama adamın Balfour'un Başbakan olduğuna inanmak için iyi bir nedeni olduğu düşünüldüğünde, örnek tam bir Gettier vakasıdır. İkinci pasaj, yanlış öncül yok koşulunun, Clark'tan ve Harman'dan çok önceki bir ifadesidir: doğru bir inanç, yanlış bir inançtan çıkarıldığında bilgi değildir.
Üçüncü pasaj ise en ilginç olanıdır. Russell, yanlış öncül yok koşulunu daha da güçlendirerek, bilginin bilinen öncüllerden çıkarılması gerektiğini söyler; ama bu tanımın döngüsel olduğunu kendisi fark eder. Bu, Ders Ç1.10'da gördüğümüz Platon'un döngüsellik itirazının, yirmi üç yüzyıl sonraki bir yankısıdır: bilgiyi tanımlamak için bilgiye başvurmak. Russell'ın çözümü, bilgiyi ikiye ayırmaktır: başka bilgilerden çıkarılan türetilmiş bilgi ve doğrudan, sezgiyle edinilen bilgi. Türetilmiş bilgiyi sezgisel bilgiyle tanımlamak döngüsel değildir, ama sezgisel bilginin tanımını açık bırakır. Russell'ın bu ayrımı, Modül Ç3'te göreceğimiz temelci gerekçe kuramının bir biçimidir.
Teknik ayrıntı
Yenilmezliğin biçimsel tanımı. Yenilmezlik koşulunun yalın biçimi şöyle yazılabilir: S'nin p'ye inanma gerekçesi E olsun. S, p'yi bilir ancak ve ancak p doğruysa, S p'ye inanıyorsa, E p'yi gerekçelendiriyorsa ve öyle bir doğru q önermesi yoksa ki E ile q'nun birleşimi p'yi gerekçelendirmesin. Bu tanımın sorunu, q'nun kapsamının sınırsız olmasıdır. Yanıltıcı yenicileri dışlamak için tanıma bir ek koşul eklenir: q, kendisi bir başka doğru r önermesiyle etkisizleşmiyorsa, yani E ile q ile r'nin birleşimi p'yi yeniden gerekçelendirmiyorsa, gerçek bir yenicidir. Ama r'nin kendisi de bir başka doğru s ile etkisizleşebilir, ve tanım, sonsuz bir dizi yenici, yenicinin yenicisi ve onun yenicisinden oluşan bir yapıya dönüşür. Bu yapının tutarlı biçimde nasıl kurulacağı, yenilmezlik literatürünün en teknik sorunudur. Bu "yeniden gerekçelendirme" ölçütünün bilinen bir kusuru da var: sahte ambar vakasında "Hasan'ın baktığı yapı tek gerçek değirmen" önermesi doğrudur ve gerekçeyi geri kurar; ölçüt bu hâliyle Hasan'a bilgi verir. Klein'ın zincir ölçütü, bu kusuru gidermek için geliştirildi.
Yenici ile kanıt arasındaki ilişki. Yenilmezlik koşulu, kişinin elindeki kanıtın, dünyadaki bütün doğru olgular karşısında nasıl davranacağını sorar. Bu, Ders Ç1.9'daki iyi neden anlayışının bir uzantısıdır: iyi neden, yalnızca kişinin elindeki kanıta göre değil, o kanıtın dünyanın geri kalanıyla ilişkisine göre değerlendirilir. Bu açıdan yenilmezlik, içselci ve dışsalcı unsurları birleştirir: kişinin elindeki kanıt içseldir, ama onu yenen doğru olgular dışsaldır, kişinin bilmediği şeylerdir. Bu karma yapı, yenilmezlik kuramını Modül Ç4'teki içselcilik ve dışsalcılık tartışmasının tam ortasına yerleştirir.
Nasıl-bilgisi ve yeniciler. Ders Ç1.3'te, Gettier vakaları ile nasıl-bilgisi arasındaki ilişkiye bu derste döneceğimizi söylemiştik. Orada Yuri Cath'in, yazarının bilerek yanlış talimatlarla doldurduğu bir el kitabından tesadüfen doğru kalmış tek talimatla ampul değiştirmeyi öğrenen kişisinden söz etmiştik; ve bu kişinin, sezgilere göre, ampul değiştirmeyi bildiğini görmüştük. Bu dersin kavramlarıyla bakıldığında, bu vaka ilginç bir sonuç verir: kişinin öğrenme sürecinin bir yenicisi vardır, yani "el kitabının yazarı talimatların çoğunu bilerek yanlış yazdı" önermesi; bu önerme kişinin kanıtına eklenseydi, kişinin talimata güvenmesi sarsılırdı. Yalın yenilmezlik koşuluna göre kişi bilmez. Ama sezgiler, kişinin ampul değiştirmeyi bildiğini söyler. Bu çatışma, ya nasıl-bilgisinin önermesel bilgiden farklı olduğunu ve yenicilere daha az duyarlı olduğunu, ya da yeniden gerekçelendirme ölçütünü benimseyip ("yöntem gerçekten işe yarıyor") aynı ölçütün sahte ambarda da Hasan'a bilgi vereceğini kabul etmeyi gerektirir. Klein'ın zincir ölçütüne göre ise "el kitabı kasten yanlış yazıldı, öyleyse bu kaynak güvenilmez" zinciri yalnızca doğru önermelerden geçer ve yenici gerçektir. Bu, Ders Ç1.3'teki tartışmaya, yetenekçi görüş lehine bir ipucu ekler: nasıl-bilgisi, yöntemin kaynağından çok, yöntemin işe yaramasına duyarlı görünür.
Yanlış öncül yok koşulunun güçlendirilmiş biçimleri. Yanlış öncül yok koşulunu kurtarmaya yönelik bir başka girişim, Lehrer'in 1965'te önerdiği gibi, onu "temel olarak yanlış bir öncül yok" biçiminde güçlendirmektir, yani kanıttan atılamayan ve atıldığında kanıtı ciddi biçimde zayıflatan yanlışların bulunmamasını istemektir: kişinin inancı, yalnızca açık öncüllerden değil, gerekçesinin dayandığı hiçbir esaslı yanlış önermeden geçmemelidir. Bu biçim, İtiraz 1'deki örtük öncülleri kapsamaya çalışır, ama hangi yanlış önermelerin "esaslı" olduğunu belirlemek, yenilmezlik koşulundaki "ilgili" yeniciyi belirlemek kadar zordur. İki koşulun güçlendirilmiş biçimlerinin birbirine yaklaşması, onların aynı sezgiyi, yani gerekçenin dünyanın gerçek durumuna dayanması gerektiği sezgisini, farklı dillerle ifade ettiğini düşündürür.
Güncel tartışma
Toplumsal yeniciler. Harman'ın suikast vakası, bilginin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir boyutu olabileceğini düşündürür: kişinin bilip bilmediği, toplumda dolaşan ve kişinin kolayca erişebileceği kanıta bağlı olabilir. Bu fikir, son yıllarda dijital bilgi ortamı tartışmalarında yeni bir önem kazandı. Bir kişi, doğru bir haberi güvenilir bir kaynaktan öğrenir; ama aynı anda sosyal medyada bu haberi yalanlayan, yaygın biçimde paylaşılan yanlış bir iddia dolaşır. Kişi bu iddiayı görmemiştir. Kişi haberin doğru olduğunu biliyor mu? Harman'ın sezgisi, toplumda dolaşan yanıltıcı kanıtın kişinin bilgisini zayıflatabileceğini söyler; Klein'ın ölçütü ise, yanıltıcı olduğu için onu etkisiz sayar. Bu tartışma, bilginin toplumsal ortamla ilişkisini inceleyen toplumsal epistemolojinin konusudur ve Modül Ç7'de işlenecek.
Yenicilerin geri dönüşü. Yenilmezlik, bir bilgi tanımı olarak büyük ölçüde terk edilse de, yenici kavramı epistemolojide merkezi bir yere yerleşti. Gerekçe kuramlarının çoğu, bugün, bir inancın gerekçeli olması için yalnızca iyi bir dayanağa sahip olmasını değil, bu dayanağın yenilmemiş olmasını da ister. Özellikle Amerikalı filozof John Pollock'un yenen ve kesen yeniciler arasında yaptığı ayrım, gerekçe kuramlarının, yapay zekâdaki yenilebilir akıl yürütme sistemlerinin ve hukuki kanıt kuramlarının ortak bir aracı hâline geldi. Bu ayrım, Ders Ç3.10'da ayrıntılı işlenecek. Bu tarih, bir kavramın, bir tanımın parçası olarak başarısız olsa bile, başka bir rolde kalıcı bir değer kazanabileceğini gösteriyor; bu, Ders Ç1.8'de hakikat kuramları için gördüğümüz tanım, ölçüt ve işlev ayrımına benzer bir durumdur.
Sahte ambar sezgisi ne kadar sağlam? Bu dersin argümanı, yanlış öncül yok koşulunu sahte ambar vakasıyla sınadı ve vakadaki "Hasan bilmiyor" sezgisini veri olarak aldı. Ama bu sezginin kendisi de tartışma konusu oldu. Tamar Szabó Gendler ile John Hawthorne, 2005'te yayımlanan ve esprili bir alt başlık taşıyan "The Real Guide to Fake Barns" makalesinde, vakanın küçük ayrıntılarını değiştirerek sezgilerin ne kadar oynadığını gösterdi: sahte cepheler bölgenin ne kadarını kaplıyor, kişi onlara ne kadar yakından geçiyor, sahte yapılar ne kadar kolay var olabilirdi? David Colaço, Wesley Buckwalter, Stephen Stich ve Edouard Machery'nin 2014'te yayımlanan çalışması da, katılımcıların, sahte ambar vakalarında, sorunsuz vakalardan daha az ama yine de belirgin biçimde bilgi atfettiğini buldu. Bu bulgular, sahte ambar vakasının, Gettier'in kendi vakaları kadar sağlam bir sezgiye dayanmadığını düşündürür. Bu, yanlış öncül yok koşulunu kurtarmaz, çünkü Feldman'ın vakası ayrıca onu zorlar; ama bir sonraki derste güvenlik koşulu tartışılırken, bu sezginin hangi ayrıntılara bağlı olduğu belirleyici olacak.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir gazeteci, bir şirketin üst düzey yöneticisinin istifa ettiğine dair bir habere ulaşıyor. Kaynağı, yıllardır güvenilir bilgi veren bir şirket çalışanı. Gazeteci haberi yayımlıyor. Haber doğru: yönetici gerçekten istifa etti. Ama gazetecinin bilmediği bir şey var: o gün, şirketin halkla ilişkiler birimi, istifanın gerçekleşmediğini söyleyen bir yalanlama hazırlamış, ama henüz yayımlamamıştı; yalanlama, yöneticinin istifasını birkaç gün gizli tutmak için hazırlanmıştı ve sonunda hiç yayımlanmadı.
Adım 1, önerme ve üç koşul. Önerme: "Yönetici istifa etti." Doğruluk: istifa gerçekleşti; sağlanıyor. İnanç: gazeteci buna inanıyor. Gerekçe: güvenilir bir kaynağa dayanıyor; gerekçeli.
Adım 2, yanlış öncül. Gazetecinin inancı, kaynağının güvenilir olduğu öncülüne dayanıyor; bu öncül doğru. Açık bir yanlış öncül yok.
Adım 3, yenici arama. "Şirket, istifanın gerçekleşmediğini söyleyen bir yalanlama hazırladı." Bu önerme doğru. Gazetecinin kanıtına eklenseydi, gazetecinin haberinden emin olması sarsılırdı.
Adım 4, yenicinin türü. Bu yenici, önermenin, yani istifanın, yanlış olduğunu göstermeye yönelik; ayrımın ayrıntısı Ders Ç3.10'da.
Adım 5, yanıltıcılık sınaması. Yalanlama, gazetecinin gerekçesini yalnızca yanlış bir önermeden, yani istifanın gerçekleşmediği önermesinden geçen bir zincirle yenerdi. Ayrıca başka bir gerçek onu etkisizleştirir: yalanlamanın, istifayı gizlemek için hazırlanmış bir yanlış olduğu ve hiç yayımlanmadığı gerçeği. Klein'ın ölçütüne göre yanıltıcı bir yenici.
Adım 6, hüküm. Yalnızca yanıltıcı bir yenici olduğu için, gazeteci büyük olasılıkla istifayı biliyordu. Ama bu vakada Harman'ın sezgisi de bir şey söyler: yalanlama yayımlanmış ve yaygınlaşmış olsaydı, gazetecinin bilgisi zayıflar mıydı? Yalanlama yayımlanmadığı için Harman'ın kaygısı burada doğmaz; Harman'ın kendi "hiç gönderilmeyen mektuplar" çeşitlemesinde de bilgi korunur. Yayımlanıp yaygınlaşsaydı sezgiler bölünürdü. Örneğin pratik dersi şudur: bir haberin doğruluğu, yalnızca kaynağın güvenilirliğine değil, aynı konuda dolaşan karşıt iddiaların gerçek mi yanıltıcı mı olduğuna da bağlıdır; iyi bir gazeteci, yayından önce bu karşıt iddiaları da arar.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu durumları yanlış öncül yok koşulu ve yenilmezlik koşulu ile ayrı ayrı değerlendir: (a) Bir kişi, ünlü bir sanatçının cumartesi konser vereceğini sanatçının resmî hesabındaki bir duyurudan öğreniyor. Hesap o sabah ele geçirilmiş ve duyuruyu ele geçirenler şaka olsun diye yazmış; sanatçı ise, tesadüfen, gerçekten o cumartesi konser verecek. (b) Bir kişi, saatinin çalıştığını düşünerek saatin üç olduğuna inanıyor; saat çalışıyor ve saat gerçekten üç.
- Kitap hırsızlığı vakasını, annenin sözünün yanıltıcı değil gerçek bir yenici olacağı biçimde değiştir. Bu değişiklik, Zeynep'in bilgisini nasıl etkiler?
- Russell'ın "bilgi, bilinen öncüllerden geçerli olarak çıkarılan şeydir" tanımının neden döngüsel olduğunu açıkla ve bu döngüyü Ders Ç1.10'daki Platon'un döngüsellik itirazıyla karşılaştır.
Cevapları göster
- (a) Yanlış öncül yok koşulu: kişinin inancı "bu duyuruyu sanatçı ya da ekibi yaptı" öncülüne dayanıyor ve bu öncül yanlış; yanlış öncül yok koşulu vakayı dışlar, çünkü öncül en azından kolayca açık hâle gelir. Yenilmezlik koşulu: "Hesap o sabah ele geçirildi" önermesi doğru ve kişinin kanıtına eklenseydi gerekçesini yenerdi; gerçek bir yenici. Kişi bilmiyor. (b) Bu bir Gettier vakası değil. Saat çalışıyor, kişinin "saat çalışıyor" öncülü doğru; yanlış öncül yok. Kişinin gerekçesini yenecek bir doğru olgu da yok. Kişi saatin üç olduğunu biliyor. Bu, Ders Ç1.11'deki durmuş saat vakasının tersidir.
- Değişiklik: Can'ın gerçekten bir ikizi var, ve o gün kütüphanede olan, ceketine kitabı saklayan ikizdi; Can ise gerçekten başka bir şehirdeydi. Bu durumda Zeynep'in "Can kitabı çaldı" inancı yanlış olurdu, yani bir Gettier vakası bile olmazdı; doğruluk koşulu sağlanmazdı. Daha ilginç bir değişiklik: Can'ın gerçekten bir ikizi var ve o gün kütüphanedeydi, ama kitabı çalan yine Can'dı; anne bu kez yalnızca "Can'ın tıpatıp bir ikizi var ve o gün o da kütüphanedeydi" diyor, ve söylediği her şey doğru. Bu yenicinin zinciri yalnızca doğru önermelerden geçer: Zeynep gördüğü kişinin Can mı ikizi mi olduğunu ayırt edemezdi. Bu yenici gerçek bir yenicidir: Zeynep gördüğü kişinin Can mı yoksa ikizi mi olduğunu ayırt edemezdi. Zeynep'in inancı doğru ve gerekçeli, ama gerçek bir yenici olduğu için Zeynep bilmiyor; bu, sahte ambar vakasının bir biçimidir.
- Russell'ın tanımı, bilgiyi "bilinen" öncüllerden çıkarım olarak tanımlıyor; ama "bilinen" kelimesi, tanımlanmak istenen kavramı, yani bilgiyi, tanımın içinde kullanıyor. Bu, bilgiyi bilgiyle tanımlamaktır. Ders Ç1.10'daki Platon'un itirazı da aynı yapıdaydı: logos "farkın bilgisi" olarak anlaşılırsa, bilgi "farkın bilgisiyle birlikte doğru kanaat" olarak tanımlanıyor ve tanım bilgiyi bilgiyle açıklıyordu. İki döngünün farkı, Russell'ın bir çıkış yolu önermesidir: bilgiyi türetilmiş ve sezgisel olarak ikiye ayırıp türetilmiş bilgiyi sezgisel bilgiyle tanımlamak. Bu, Ders Ç1.10'daki İtiraz 5'te gördüğümüz özyinelemeli okumaya benzer: döngü, bir temel duruma, yani sezgisel bilgiye, ulaştığı için kısır değildir. Ama sezgisel bilginin tanımı açık kalır.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir hekim, bir hastaya laboratuvar sonucuna dayanarak bir teşhis koyuyor; teşhis doğru, ama sonradan aynı laboratuvarın o hafta birçok numuneyi karıştırdığı ortaya çıkıyor, hastanın numunesi ise karışmamış. Zayıf çalışma: "Teşhis doğruydu, öyleyse hekim biliyordu." Bu çalışma, yenici sorusunu hiç sormuyor. Güçlü çalışma: "Bildiğini savunan argüman: 1) Hekimin inancı, hastanın kendi numunesine dayanıyordu. 2) Bu numune karışmamıştı; açık ya da örtük bir yanlış öncül yok. 3) Öyleyse yanlış öncül yok koşulu sağlanıyor ve hekim biliyordu. Bilmediğini savunan argüman: 1) 'Laboratuvar o hafta birçok numuneyi karıştırdı' önermesi doğru. 2) Hekimin kanıtına eklenseydi, hekimin sonuca güvenmesi sarsılırdı. 3) Bu yenici yanıltıcı değil: hekimi yanlış bir şeye inandırmıyor, laboratuvar gerçekten güvenilmezdi. 4) Öyleyse yenilmezlik koşulu sağlanmıyor ve hekim bilmiyordu. Hüküm: ikinci argüman daha güçlü, çünkü durum bir sahte ambar vakasının yapısını taşıyor; hekimin elindeki sonuç doğruydu, ama hekim, doğru sonucu yanlıştan ayırt edemeyeceği bir ortamdaydı."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Yenici analizi | Yenici bulunmuş, türü ve yanıltıcı olup olmadığı belirlenmiş |
| İki argüman | Biri yanlış öncül yok koşuluna, öbürü yenilmezlik koşuluna dayanan iki argüman kurulmuş |
| Argüman yapısı | Öncüller numaralandırılmış, sonuçlar öncüllerden çıkıyor |
| Hüküm | Hangi argümanın daha güçlü olduğuna, vakanın yapısına dayanarak karar verilmiş |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç1.11) Ders Ç1.11'de Gettier vakalarının ortak yapısı hangi kavramla adlandırıldı? Sahte ambar vakası bu yapıya uyuyor mu?
- (Ders Ç1.10) Ders Ç1.10'daki Platon'un döngüsellik itirazı ile bu dersteki Russell'ın döngüsellik gözlemi arasındaki benzerlik nedir? Russell'ın önerdiği çıkış yolu, Ders Ç1.10'daki hangi itirazın cevabına benziyor?
- (Ders Ç1.9) Ders Ç1.9'daki önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrımı, İtiraz 2'deki Feldman vakasının değerlendirilmesinde neden önemli?
Cevapları göster
- Ders Ç1.11'de Gettier vakalarının ortak yapısı çifte şans olarak adlandırıldı: bir kötü şans kişinin gerekçesini yanıltır, bir iyi şans inancı yine de doğru kılar. Sahte ambar vakası bu yapıya uyar, ama farklı bir biçimde: kötü şans, Hasan'ın bir sahte cepheler bölgesinde olmasıdır, yani gözünün bu bölgede güvenilir olmaması; iyi şans ise tam o an tek gerçek değirmene bakmasıdır. Farkı, kötü şansın Hasan'ın gerekçesini yanlış bir öncüle değil, güvenilmez bir ortama bağlamasıdır.
- İkisi de bilgiyi tanımlarken bilgiye başvurur: Platon'da logos "farkın bilgisi" olarak, Russell'da öncüller "bilinen öncüller" olarak. Russell'ın çıkış yolu, bilgiyi türetilmiş ve sezgisel olarak ayırıp türetilmiş bilgiyi sezgisel bilgiyle tanımlamaktır. Bu, Ders Ç1.10'daki İtiraz 5'in, yani döngünün kısır olmadığı itirazının cevabına benzer: döngü bir temel duruma ulaşıyorsa özyinelemelidir, kısır değildir; ama temel durumun, yani sezgisel bilginin, ayrıca tanımlanması gerekir.
- Feldman'ın vakasında kişi, "ofiste bir Ford'u olan biri var" sonucuna, yanlış "Nogot'un bir Ford'u var" önermesinden geçmeden, doğrudan doğru kanıttan varabilir. Önerme gerekçesi açısından, kişinin sahip olduğu kanıt, yanlış öncülden geçmeyen bir yolla sonucu destekler. Ama inanç gerekçesi, kişinin fiilen neye dayandığına bağlıdır: kişi, fiilen, "Nogot'un bir Ford'u var" önermesine dayanarak mı sonuca vardı, yoksa doğrudan kanıta dayanarak mı? Yanlış öncül yok koşulunun bu vakaya uygulanması, bu sorunun cevabına bağlıdır, ve Ders Ç1.9'da gördüğümüz gibi, inanç gerekçesinin ne olduğunu belirlemek her zaman kolay değildir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Yanlış öncül yok koşulu nedir? | Bilgiye, inancın yanlış bir öncülden çıkarılmamış olmasını ekleyen koşul (Clark 1963, Harman 1973). |
| Sahte ambar vakası nedir? | Sahte ambar cepheleriyle dolu bir bölgede tesadüfen tek gerçek ambarı görüp "bu bir ambar" diye inanan kişi; yanlış öncül yok, ama bilgi de yok (Goldman 1976, Ginet). |
| Yenici nedir? | Kişinin kanıtına eklendiğinde, gerekçesini ortadan kaldıracak doğru bir önerme. |
| Yenilmezlik koşulu nedir? | Kişinin gerekçesinin hiçbir doğru yenicisi bulunmamasını isteyen koşul (Lehrer ve Paxson 1969, Klein 1971). |
| Yanıltıcı yenici nedir? | Gerekçeyi yenecek ama kendisi başka bir gerçekle etkisizleşen doğru önerme; örneğin kitap hırsızlığı vakasında annenin yalanı. |
| Klein'ın yanıltıcılık ölçütü nedir? | Yanıltıcı bir yenici, gerekçeyi yalnızca yanlış bir önermeden geçen bir çıkarım zinciriyle yener; gerçek yenicinin zinciri yalnızca doğru önermelerden geçer. |
| Harman'ın suikast vakası neyi gösterir? | Toplumda dolaşan yanıltıcı kanıtın, kişinin bilgisini yine de zayıflatabileceği sezgisini; yenici sezgileri yenicinin yaygınlığına duyarlıdır. |
| İki onarım girişiminden çıkan ders nedir? | Bilgi, gerekçenin, kişinin bilmediği ilgili gerçekler karşısında dayanıklı olmasını ister. |
Okuma listesi
- Bertrand Russell, The Problems of Philosophy (1912), 13. bölüm. Yanlış öncülden çıkarılan doğru inanç ve bilinen öncüller tanımı.
- Alvin I. Goldman, "Discrimination and Perceptual Knowledge", The Journal of Philosophy 73 (1976). Sahte ambar vakası.
- Keith Lehrer ve Thomas Paxson, "Knowledge: Undefeated Justified True Belief", The Journal of Philosophy 66 (1969). Yenilmezlik koşulu ve yanıltıcı yeniciler.
- Gilbert Harman, Thought (Princeton University Press, 1973). Yanlış öncül yok ilkesi ve toplumsal yeniciler.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "The Analysis of Knowledge" maddesi, yanlış öncül yok ve yenilmezlik bölümleri.
Sonraki derse köprü
Bu derste iki onarım girişiminin başarısızlığından olumlu bir ders çıkardık: bilgi, gerekçenin, kişinin bilmediği ilgili gerçekler karşısında dayanıklı olmasını ister. Ama bu dayanıklılığı "doğru olgular eklendiğinde ne olur" diye ifade etmek, yanıltıcı yeniciler yüzünden zorlaştı. Ders Ç1.13 aynı fikri başka bir dille kuruyor: kişinin inancının, gerçek durumdan biraz farklı olabilecek durumlarda ne olacağını sorarak. Duyarlılık koşulu, önerme yanlış olsaydı kişinin ona inanmayacağını; güvenlik koşulu ise kişinin, yakın olası durumlarda, aynı yolla p'ye inandığında yanılmayacağını ister. Sahte ambar vakası, iki koşulun da ilk sınavı olacak.
Günlük sorusu: Doğru bir şeye inandığın ama o anda bilmediğin bir olgunun inancını sarsabileceği bir durum düşün. O olgu ortaya çıksaydı inancını bırakır mıydın, yoksa onun yanıltıcı olduğunu mu düşünürdün?