İçeriğe geç

Ders Ç1.10 · Çekirdek · Modül Ç1: Bilgi ve inanç

Theaitetos ve gerekçelendirilmiş doğru inanç

Araç: JTB Kontrol Listesi · 5K: Kavram · 6.496 kelime · tamamı yaklaşık 30 dakika okuma

Giriş

Bir üniversite sınavında iki öğrenci aynı çoktan seçmeli soruya aynı doğru cevabı veriyor. Soru, bir kimyasal tepkimenin ürününü soruyor. Birinci öğrenci, Elif, tepkimenin mekanizmasını adım adım hesaplıyor ve doğru şıkkı buluyor. İkinci öğrenci, Kaan, soruyu hiç anlamıyor; ama içinden bir ses ona C şıkkını söylüyor, ve Kaan C'nin doğru olduğuna gerçekten inanıyor. İkisi de doğru cevaba inanıyor; ikisinin inancı da doğru. Ama çoğumuzun sezgisi, Elif'in cevabı bildiğini, Kaan'ın ise bilmediğini söyler. Aralarındaki fark ne?

Bu, Batı felsefesinin bilgiye dair en eski ve en kalıcı sorularından birinin gündelik bir biçimidir. Platon'un Theaitetos diyaloğunda Sokrates ile genç matematikçi Theaitetos, bilginin ne olduğunu sorar ve üç tanım dener: bilgi algıdır; bilgi doğru kanaattir; bilgi, bir açıklamayla, yani bir logosla birlikte olan doğru kanaattir. Ders Ç1.1'de bu diyaloğun açılışını okumuş ve üçüncü tanımın, bilginin gerekçelendirilmiş doğru inanç olduğu görüşünün atası sayıldığını söylemiştik. Ders Ç1.9'da ise gerekçe kavramını iki anlamına ayırmıştık. Bu ders, ikisini birleştiriyor: bilginin, gerekçelendirilmiş doğru inanç (justified true belief, kısaca JTB) olduğu tanımını, Platon'daki kaynağından başlayarak inceliyor. Elif'i Kaan'dan ayıran şey, Elif'in inancının bir gerekçeye dayanması gibi görünüyor. Ama bu ders, Platon'un kendisinin de gördüğü bir tehlikeyi gösterecek: gerekçe koşulu ya bilgiyi önceden varsayar ve tanım döngüsel olur, ya da bilgiyi varsaymaz ve o zaman gerekçe ile doğruluk arasında bir boşluk kalabilir.

Bu dersin kazanımları:

  • Gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımının üç koşulunu, her birinin neden gerekli görüldüğünü, Platon'daki kaynağını ve modern biçimlerini açıklarsın. (anla)
  • Bir bilgi iddiasını JTB Kontrol Listesi ile sınar ve hangi koşulun sağlandığını ya da eksik kaldığını belirlersin. (uygula)
  • JTB'nin bilgi için yeterli olup olmadığını, Platon'un döngüsellik itirazı ve gerekçe ile doğruluk arasındaki boşluk üzerinden gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu dersin kavramları, bir tanımın yapısını adım adım kuruyor: önce tanımın biçimi, sonra üç koşulu ayrı ayrı, en son da Platon'un kendi terimleri ve tanıma yöneltilen ilk itiraz.

Bu tanım, Ders Ç0.9'da gördüğümüz klasik tanım biçimindedir: bilgi kavramını, birlikte yeterli ve tek tek gerekli koşullarla tanımlar. "S, p'yi bilir ancak ve ancak (1) p doğrudur, (2) S, p'ye inanır ve (3) S'nin p'ye inancı gerekçelidir." Bu biçim, iki ayrı iddia içerir. Her koşulun gerekli olduğu iddiası: üç koşuldan biri eksikse bilgi yoktur. Ve koşulların birlikte yeterli olduğu iddiası: üçü birden sağlanıyorsa bilgi vardır. İki iddia birbirinden bağımsızdır ve farklı itirazlarla karşılaşır. Gerekli koşullar iddiası, yirminci yüzyılın büyük kısmında geniş kabul gördü; yeterlilik iddiası ise, bir sonraki dersin konusu olan 1963 tarihli kısa bir makaleyle büyük ölçüde çöktü.

Doğruluk koşulu, üç koşul arasında en az tartışılanıdır. Yanlış bir şeyi bildiğini sanabilirsin, ama yanlış bir şeyi bilemezsin. Bir kişi "Dünya'nın düz olduğunu biliyordum" derse, onu "inanıyordun" diye düzeltiriz. Ders Ç1.7 ve Ç1.8'de hakikat kavramını incelemiştik; doğruluk koşulu, bu kavramın bilgi tanımına girdiği yerdir. Tekabül kuramı doğruysa, doğruluk koşulu bilgiyi dünyaya bağlar: bilmek, dünyanın senin inandığın gibi olmasını gerektirir. Bu koşul, bilgiyi gerekçeli inançtan ayıran ilk şeydir: gerekçeli bir inanç yanlış olabilir, bilgi olamaz.

İnanç koşulu sezgiseldir: bir şeyi bildiğini söyleyip ona inanmadığını söylemek, Ders Ç1.4'teki Moore paradoksuna yakın bir tuhaflık taşır. Ama bu koşul, doğruluk koşulundan daha çok tartışılmıştır. Ders Ç1.1'in Teknik ayrıntı bölümünde değindiğimiz Colin Radford'un 1966 tarihli örneğinde, sınavda tarih soruları karşısında kendini bilgisiz sanan bir kişi, cevapları uydurduğunu düşünür; ama verdiği tarihler doğrudur ve Radford'a göre bu kişi tarihleri bilir, oysa onlara inanmaz. Bu itiraz, İtirazlar bölümünde ele alınacak. İnanç koşulunun hangi inanç türünü gerektirdiği de bir sorudur: tam inanç mı, yoksa yüksek bir kredi mi? Ders Ç1.5'te gördüğümüz piyango durumları burada da işe yarar: kaybedeceğine çok yüksek bir krediyle inanan biri, yaygın sezgiye göre kaybedeceğini bilmez. Bunun inanç eksikliğinden mi, başka bir eksikten mi kaynaklandığı Ders Ç6.1'in konusudur.

Gerekçe koşulu, tanımın en çok tartışılan ve en çok iş yüklenen parçasıdır. Giriş örneğindeki Kaan'ın inancı doğru, ama gerekçesiz: içinden gelen bir ses, doğruya götüren bir yol değildir. Elif'in inancı ise doğru ve gerekçeli: hesaplaması, doğruya ulaşmanın güvenilir bir yoludur. Gerekçe koşulu, tam da bu farkı yakalamak için tanıma eklenir. Ama Ders Ç1.9'da gördüğümüz gibi, "gerekçe" kelimesinin en az iki anlamı vardır: ödev anlamında suçlanamazlık, iyi neden anlamında doğruluğa elverişli bir temel. JTB tanımındaki gerekçe hangisi? Tanımı savunan modern felsefecilerin çoğu, bu soruyu açıkça cevaplamadı; ve bu belirsizlik, tanımın kırılganlığının bir kaynağıdır.

Theaitetos'taki üçüncü tanım, "bilgi, logosla birlikte doğru kanaattir" biçimindedir. Modern JTB tanımıyla bu tanım arasında bir benzerlik vardır, ama ikisi özdeş değildir. Birincisi, Platon'un "kanaat" (doxa) kavramı, modern "inanç" kavramıyla tam olarak örtüşmez. İkincisi, "logos" kelimesi, modern "gerekçe" kelimesinden çok daha geniştir: Sokrates diyalogda logosun üç olası anlamını dener: düşünceyi sözle ifade etmek, bir şeyi öğelerine ayırarak saymak ve bir şeyi öbür şeylerden ayıran farkı belirtmek. Bu üç anlamın hiçbiri, modern "gerekçe" kavramıyla tam olarak aynı değildir. Bu yüzden, Platon'un JTB tanımını savunduğunu ya da reddettiğini söylemek, dikkatli bir yorum gerektirir. Üç anlamın ayrıntılı incelemesi, Platon'un bilgi kuramıyla birlikte Ders G1.6'da yapılacak; bu ders yalnızca üçüncü anlama ve onun yol açtığı döngüye odaklanıyor.

Döngüsellik itirazı, Ders Ç0.9'un karşılaştırma örneğinde, "doğal" kelimesinin kendi tanımında kullanılmasında gördüğümüz döngüsel tanım kusurunun, bilgi tanımına uygulanmasıdır. Sokrates'in itirazı, yalnızca logosun bir anlamına yöneliktir, ama çok daha genel bir derse işaret eder: bilgiyi tanımlamak için eklenen her üçüncü koşul, ya bilgiyi önceden varsayar ve döngüsel olur, ya da bilgiyi varsaymaz ve o zaman, doğru inancı bilgiye dönüştürmeye gerçekten yetip yetmediği sorusuyla karşılaşır. Bu iki tehlike, bu dersin argümanının merkezindedir.

Yanılabilircilik, JTB tanımının arka planındaki ve çoğu zaman açıkça söylenmeyen varsayımdır. Bir kişi, saatin doğru çalıştığına dair iyi kanıtı varsa, saatinin gösterdiği zamanı bilebilir; ama saatinin bu sabah durmuş olması da mantıksal olarak mümkündür. Yanılmazcıya göre bu olasılık, bilgiyi dışlar; yanılabilirciye göre dışlamaz. Gündelik bilgimizin neredeyse tamamı yanılabilir türdendir: algıya, belleğe, tanıklığa ve tümevarıma dayanır ve bunların hiçbiri doğruluğu garanti etmez. Bu yüzden, yanılmazcılığı kabul eden biri, ya çok az şey bildiğimizi ya da hiçbir şey bilmediğimizi kabul etmek zorunda kalır; bu, Modül Ç5'teki şüpheciliğin bir kaynağıdır. JTB tanımı, yanılabilirciliği benimseyerek bu bedelden kaçar. Ama Argüman bölümünde göreceğimiz gibi, tam da bu kabul, tanımı bir boşluğa açık bırakır: gerekçe doğruluğu garanti etmiyorsa, ikisi arasında şansa yer kalır. Yanılabilircilik ile şüphecilik arasındaki ilişki Ders Ç5.18'de, yanılabilirciliğin felsefe tarihindeki önemli savunucularından biri olan Peirce'ın görüşü ise Ders G3.1'de işlenecek.

Argüman

Elif ile Kaan arasındaki fark sezgisel olarak açıktır; zor olan, bu farkı, bilgiyi yeniden kullanmadan adlandırmaktır. Bu bölüm, JTB tanımının üç koşulunun her birinin neden gerekli göründüğünü kuruyor, sonra Platon'un kendi itirazından yola çıkarak, yeterlilik iddiasının iki tehlike arasında sıkıştığını gösteriyor.

  1. Bilgi doğruluk gerektirir: yanlış bir şey bilinemez.
  2. Bilgi inanç gerektirir: bir şeyi bilip ona hiç inanmamak, en azından tipik durumlarda, mümkün görünmez.
  3. Doğru inanç bilgi için yetmez: Kaan gibi tahminle doğruya ulaşan, ya da Sokrates'in örneğindeki gibi yalnızca ikna edilerek doğru bir yargıya varan biri bilmez.
  4. Eksik koşul, inancın bir açıklamaya ya da gerekçeye dayanması olarak önerilir.
  5. Bu koşul, ya bilgiyi önceden varsayan bir biçimde anlaşılır ve o zaman tanım döngüsel olur, ya da bilgiyi varsaymayan bir gerekçe kavramı olarak anlaşılır.
  6. İkinci seçenekte gerekçe ya doğruluğu gerektirir, yani yanılmazcıdır, ve gündelik bilgimizin çoğunu dışlar; ya da doğruluğu gerektirmez, ve o zaman, Ders Ç1.9'da gördüğümüz gibi, inancın doğruya tesadüfen ulaşmadığını tek başına garanti etmez; gerekçe ile doğruluk arasında bir boşluk kalabilir.

Sonuç: Gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımı, bilginin gerekli koşullarının en makul adaylarını bir araya getirir. Ama yanılabilir bir bilgi anlayışı içinde, tanımın yeterlilik iddiası iki tehlike arasında sıkışır: gerekçe koşulu ya bilgiyi önceden varsayar ve tanım döngüsel olur, ya da bilgiyi varsaymaz ve gerekçe ile doğruluk arasındaki bir boşluk, gerekçeli bir doğru inancın yine de şans eseri doğru olmasına yer bırakır. Platon birinci boynuzu açıkça gördü, ikincisinin de erken bir biçimini sezdi (207e–208b). Gerekçeli bir inancın şans eseri doğru çıktığı durumları somut olarak kurmak ise bir sonraki dersin konusu olacak.

İlk iki öncül, bu modülün önceki derslerine dayanıyor. Birinci öncül Ders Ç1.1'deki olgusallık, ikinci öncül Ders Ç1.4'teki inanç kavramıdır. Üçüncü öncül, tanımın neden üçüncü bir koşula ihtiyaç duyduğunu gösteriyor ve iki örneğe dayanıyor: giriş örneğindeki Kaan ve Birincil metin bölümünde okuyacağımız, Sokrates'in mahkeme örneği. Sokrates'in örneğinde, bir suça tanık olmamış yargıçlar, hatiplerin ve avukatların, bir su saatinin (klepsydra) ölçtüğü kısa sürede söyledikleri ikna edici sözlerle doğru bir yargıya varırlar; ama Sokrates'e göre bilmezler, çünkü yalnızca ikna edilmişlerdir, öğretilmemişlerdir.

Beşinci ve altıncı öncül, argümanın asıl katkısıdır. Beşinci öncülün birinci seçeneği, Platon'un Theaitetos'un sonunda gösterdiği döngüdür: logos "farkın bilgisi" ise, bilgi "farkın bilgisiyle birlikte doğru kanaattir" ve tanım bilgiyi bilgiyle açıklar. İkinci seçenek, modern JTB tanımının seçtiği yoldur: gerekçe, bilgiyi varsaymayan bir kavram olarak anlaşılır; örneğin, iyi kanıta sahip olmak. Ama altıncı öncül, bu seçeneğin bedelini gösteriyor: iyi kanıta sahip olmak, kanıtın doğruya götürdüğünü garanti etmez. Ders Ç1.9'un Teknik ayrıntı bölümünde gördüğümüz gibi, doğruluğa elverişli bir temel de, belirli bir durumda, doğruya tesadüfen ulaşabilir. Bu boşluk, gerekçeli bir doğru inancın bilgi olmamasına yer bırakır. Boşluğun kaynağı, Kavramlar bölümünde tanımladığımız yanılabilirciliktir: gerekçe doğruluğu garanti etmiyorsa, gerekçe ile doğruluk birbirinden bağımsız olarak sağlanabilir. Yanılmazcı bir gerekçe bu boşluğu kapatırdı, ama gündelik bilgimizin neredeyse tamamını bilgi olmaktan çıkarırdı. Altıncı öncül, bu yüzden, yanılabilir bilgi isteyen herkesin karşılaşmak zorunda olduğu bir sorunu dile getiriyor.

En tartışmalı öncül: Beşinci ve altıncı öncülün birlikte kurduğu ikilemin tam olup olmadığı; İtiraz 5, döngünün kısır olmayabileceğini tartışıyor. Üçüncü öncül de, özellikle Sokrates'in mahkeme örneğine dayanan kısmıyla, tartışmalıdır, ama Kaan örneği onu ayrıca destekler. Sokrates'in örneği, bazı şeylerin ancak görerek bilinebileceği, tanıklık yoluyla bilinemeyeceği varsayımına dayanır. Bu varsayım, çağdaş epistemolojide geniş kabul görmez: Ders Ç2.13'te ele alınacak tanıklık epistemolojisinin büyük kısmı, başkalarının sözünün, uygun koşullarda, bilgi aktarabileceğini savunur. Bir yargıç, güvenilir tanıkların ifadelerine dayanarak, olayı görmeden bilebilir. Ama örnek, bu varsayım olmadan da işler: Sokrates'in vurgusu, yargıçların "öğretilmeden", yalnızca bir hatibin ustalığıyla "ikna edilmesi" üzerinedir. Bir hatibin ustalığı, kanıtın gücünden bağımsız olarak ikna edebilir; ve bu durumda varılan doğru yargı, Kaan'ın tahmini gibi, doğruya güvenilir bir yoldan ulaşmamıştır. Üçüncü öncül bu okumayla korunur, ama örneğin Platon'daki biçiminin tanıklık hakkında tartışmalı bir görüş taşıdığı not edilmelidir.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: JTB hiçbir zaman "geleneksel" tanım olmadı

Epistemoloji ders kitapları sık sık, gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımının Platon'dan yirminci yüzyıla kadar "geleneksel" bilgi tanımı olduğunu, ve 1963'te bir makaleyle çöktüğünü anlatır. Ama bu anlatı tarihsel olarak yanlıştır. Platon'un kendisi, bu dersin Birincil metin bölümünde göreceğimiz gibi, üçüncü tanımı da reddeder; diyalog sonuçsuz biter. Fransız filozof Julien Dutant, 2015'te yayımlanan "The Legend of the Justified True Belief Analysis" makalesinde, Gettier'den önceki geleneğin büyük kısmının bilgiyi gerekçeli doğru inanç olarak değil, yanılmaz ya da kesin bir kavrayış olarak tanımladığını savundu. Öyleyse JTB'yi "geleneksel tanım" olarak sunmak, bir efsaneyi tekrarlamaktır.

Cevap: İtirazın tarihsel noktası haklıdır ve bu ders onu kabul ediyor: Platon JTB'yi savunmadı, tersine onun bir biçimini reddetti; ve felsefe tarihinin büyük kısmında bilgi, gerekçeli doğru inançtan çok daha güçlü bir şey, kesinlik ya da yanılmazlık gerektiren bir şey olarak anlaşıldı. Ama bu tarihsel nokta, JTB tanımının felsefi önemini ortadan kaldırmaz. Yirminci yüzyılın ortasında, İngiliz filozof A. J. Ayer'in 1956 tarihli The Problem of Knowledge kitabında ve Amerikalı filozof Roderick Chisholm'un 1957 tarihli Perceiving kitabında, JTB'ye çok yakın tanımlar açıkça savunuldu; bir sonraki dersin konusu olan makale, tam da bu iki tanımı hedef aldı. JTB'nin önemi, onun geleneğin tanımı olmasından değil, yanılmazlık gerektirmeden bilgiyi tanımlamaya çalışan en doğal aday olmasından gelir. Bilginin kesinlik gerektirmediği kabul edildiğinde, yani yanılabilir bir bilgi anlayışı benimsendiğinde, JTB, ilk akla gelen tanımdır.

İtiraz 2: Bilgi inanç gerektirmez

İkinci öncül, bilginin inanç gerektirdiğini söylüyor. Ama Radford'un örneği bunun tersini gösteriyor: tarihleri bilmediğini sanan ve tahmin ettiğini düşünen biri, yine de bu tarihleri bildiği için doğru veriyor. Bu kişi tarihlere inanmıyor, en azından inandığını düşünmüyor; ama onları biliyor. Öyleyse inanç, bilginin gerekli bir koşulu değildir.

Cevap: Radford'un örneği, inanç koşulunun en çok tartışılan meydan okumasıdır, ama çoğu felsefeci tarafından inanç koşulunu çürüttüğü kabul edilmez. En yaygın cevap, Ders Ç1.4'teki inanç kuramlarına dayanır. Eğilimci bir inanç kuramına göre, kişi, tarihleri doğru verme eğilimine sahip olduğu için, bir anlamda onlara inanmaktadır; yalnızca bu inancının farkında değildir. Kişinin "tahmin ediyorum" demesi, onun inançsız olduğunu değil, kendi inancına dair bir yanılgı içinde olduğunu gösterir. Ders Ç1.4'teki aradalık kavramı da burada işe yarar: kişinin sözel onay eğilimi zayıf, ama doğru cevap verme eğilimi güçlüdür; bu, inanç ile inançsızlık arasında bir ara durumdur. Bu cevaplar tartışmalıdır, ama Radford'un örneğinin, inanç koşulunu reddetmekten çok, inancın ne olduğunu daha dikkatli düşünmeyi gerektirdiğini gösteriyor. Bu ders, inanç koşulunu, bu incelikle birlikte, kabul ediyor.

İtiraz 3: Gerekçe gereksizdir, doğru inanç yeter

Bazı felsefeciler, gerekçe koşulunun gereksiz olduğunu savundu. Amerikalı filozof Crispin Sartwell, 1992'de yayımlanan "Why Knowledge Is Merely True Belief" makalesinde, bilginin yalnızca doğru inanç olduğunu ve gerekçenin, bilginin bir bileşeni değil, bilgiye ulaşmanın bir ölçütü olduğunu öne sürdü. Kaan örneği ise yanıltıcıdır: Kaan, C şıkkının doğru olduğuna gerçekten inanmıyordur, yalnızca bir tahminde bulunuyordur. Gerçekten inanan biri, doğru inandığı sürece, bilir.

Cevap: Sartwell'in görüşü cesurdur ve tartışmayı keskinleştirir, ama sezgilerimizin büyük kısmıyla çatışır. Kaan'ın durumunu değiştirelim: Kaan, içinden gelen sese tam bir güvenle inanıyor ve C'nin doğru olduğundan hiç şüphe etmiyor. Bu durumda Kaan, Sartwell'e göre bilir. Ama çoğumuzun sezgisi, Kaan'ın inancının ne kadar kesin olursa olsun, şansla doğru olduğunu ve bilgi olmadığını söyler. Sokrates'in mahkeme örneği de aynı sezgiye dayanır: hatibin ustalığıyla ikna edilen yargıçlar, yargılarından ne kadar emin olurlarsa olsunlar, bilmezler. Sartwell'in önerisi, gerekçeyi bir ölçüte indirgerken, Ders Ç1.8'de hakikat için gördüğümüz tanım ile ölçüt ayrımını bilgiye uyguluyor; ama bu uygulama, bilginin doğruya şans eseri ulaşmayan bir doğru inanç olduğu sezgisini açıklayamıyor. Gerekçe koşulunun işlevi, bu şansı dışlamaktır; Sartwell'in tanımında bu işlevi görecek bir şey yoktur.

İtiraz 4: Her gerekçe koşulu ya döngüsel ya yetersizdir

Argüman bölümünün sonucu bir ikilem kuruyor: gerekçe ya bilgiyi varsayar, ya da doğrulukla arasında bir boşluk bırakır. Ama bu ikilem, yalnızca JTB'ye değil, bilgiyi tanımlamaya yönelik her girişime uygulanabilir. Amerikalı filozof Linda Zagzebski, 1994'te yayımlanan "The Inescapability of Gettier Problems" makalesinde, doğruluğu gerektirmeyen herhangi bir koşulun, doğru inanca eklendiğinde, şans eseri doğru bir inancı dışlamaya yetmeyeceğini savundu; doğruluğu gerektiren bir koşul ise doğruluk koşulunu gereksiz kılar. Bu doğruysa, bilgiyi "doğru inanç artı doğruluktan bağımsız bir koşul" diye analiz etme projesi başarısızlığa mahkûmdur.

Cevap: Bu itiraz, dersin sonucunu genelleştiriyor ve ona karşı değil, onun yönünde işliyor; ama sonucu daha karamsar bir yere taşıyor. İki tepki mümkündür. Birincisi, Zagzebski'nin ikilemini kabul edip bilgiyi analiz etme projesinden vazgeçmektir: Ders Ç1.1'de değindiğimiz ve Ders Ç4.11'de işlenecek bilgi-önce epistemolojisi, tam olarak bunu önerir: bilgi temel bir kavramdır ve daha basit kavramlarla tanımlanamaz. İkincisi, ikilemin bir boynuzunu dikkatli biçimde inceltmektir: doğruluğu gerektiren bir koşulu kabul etmek ve doğruluk koşulunun gereksizleşmesini bir bedel saymamak; örneğin inancın doğruluğunun kişinin yetkinliğinden kaynaklanmasını istemek. Zagzebski'nin kendisi de bu yolu seçti ve doğruluğu içeren bir erdem koşulu önerdi (Ders Ç4.9). Ders Ç1.9'da kısaca değindiğimiz erdem epistemolojisi bu ikinci yolu dener. Bu ders, hangi tepkinin doğru olduğunu söylemiyor; ama Platon'un döngüsellik itirazının, yirmi dört yüzyıl sonra hâlâ bilgi tanımı tartışmasının merkezinde olduğunu gösteriyor. Bu tartışmanın iki ders boyunca sürecek bir sonraki aşaması, Gettier'in somut karşı-örnekleriyle başlıyor.

İtiraz 5: Döngü kısır değildir

Argümanın ikilemi, Platon'un döngüsellik itirazına dayanıyor. Ama bu döngü gerçekten kısır mı? "Farkın bilgisi", tanımlanan şeyin, yani x'in bilgisi değil, başka bir şeyin, x'i öbür şeylerden ayıran özelliğin bilgisidir. Bir tanımın, tanımlanan kavramı daha basit ya da farklı bir nesne için kullanması, özyinelemeli tanımlarda olduğu gibi, kısır bir döngü değildir: matematikte bir sayının faktöriyeli, bir önceki sayının faktöriyeliyle tanımlanır ve bu tanım, bir temel duruma, birin faktöriyeline ulaştığı için sağlamdır. Bilgi tanımı da, temel bilgi durumlarına ulaşan bir zincir olarak okunabilirse, döngü zararsızdır. Gail Fine, 1979'da yayımlanan "Knowledge and Logos in the Theaetetus" makalesinde, Platon'un bilgiyi birbirine bağlı bilgiler ağı olarak düşündüğünü savunan bir yorumu bu yönde geliştirdi.

Cevap: İtiraz, beşinci öncüldeki ikilemin tam olmayabileceğini doğru biçimde gösteriyor ve bu dersin En tartışmalı öncül bölümü bu yüzden ikilemin tamlığını işaret ediyor. Döngü ancak, farkın bilgisi kendisi ayrıca, temel durumlara ulaşan bir yolla açıklanamıyorsa kısırdır. Bu açıklama verilebilirse, Platon'un itirazı bir çürütme olmaktan çıkar ve bilginin yapısı hakkında bir öneriye dönüşür: bilgi, başka bilgilere dayanan bilgidir. Bu öneri, bir sonraki modülde gerekçenin yapısı tartışılırken, temelcilik ile tutarlılıkçılık arasındaki seçim olarak yeniden karşımıza çıkacak: zincirin bir temele mi ulaştığı, yoksa bir ağ mı oluşturduğu. Bilgi-önce epistemolojisi de, Ders Ç4.11'de göreceğimiz gibi, bilgiyi bilgiyle açıklamayı kısır saymaz. Ama bu cevap JTB'yi kurtarmaz: döngü zararsız sayılırsa, tanım artık "doğru inanç artı bilgiyi varsaymayan bir gerekçe" değil, bilgiyi kendi içinde barındıran bir yapı olur. Platon yorumunun ayrıntısı Ders G1.6'da ele alınacak.

Örnekler

Basit örnek: Elif ve Kaan

Giriş örneğine JTB Kontrol Listesi'ni uygulayalım. Önerme: "Bu tepkimenin ürünü C şıkkındaki bileşiktir."

Doğruluk: Önerme doğru; C doğru şık. Hem Elif hem Kaan için koşul sağlanıyor.

İnanç: Elif, hesaplamasının sonucuna inanıyor. Kaan, içinden gelen sese inanıyor; giriş örneğinde, gerçekten inandığını söyledik. İki öğrenci için de koşul sağlanıyor.

Gerekçe, ödev anlamında: Elif, kendisinden beklenen her şeyi yaptı: tepkimeyi hesapladı. Kaan, soruyu anlamaya çalışmadı ve bir içgüdüye güvendi; sınav bağlamında bu, epistemik bir ödev ihmali sayılabilir.

Gerekçe, iyi neden anlamında: Elif'in inancı, tepkime mekanizmasının hesaplanmasına, yani doğruya ulaşmanın güvenilir bir yoluna dayanıyor. Kaan'ın inancı ise bir içgüdüye dayanıyor ve içgüdünün bu tür sorularda güvenilir olduğuna dair hiçbir neden yok.

Sonuç: Elif için üç koşul da sağlanıyor ve sezgimiz de onun bildiğini söylüyor. Kaan için gerekçe koşulu, iki anlamda da sağlanmıyor ve sezgimiz onun bilmediğini söylüyor. JTB, bu basit durumda sezgilerimizle uyumlu çalışıyor: gerekçe koşulu, tam da Elif'i Kaan'dan ayırmak için gereken işi yapıyor.

Orta örnek: yol tarifine güvenmek

Ankara'da yaşayan Murat, ilk kez gittiği bir semtte bir adres arıyor. Telefonundaki harita uygulaması ona, sağa dönüp iki sokak ilerlemesini söylüyor. Murat buna güveniyor ve adresin iki sokak ileride olduğuna inanıyor. Gerçekten de adres orada.

JTB Kontrol Listesi ile bakalım. Doğruluk: adres gerçekten iki sokak ileride. İnanç: Murat buna inanıyor. Gerekçe: Murat'ın inancı, genellikle güvenilir olan bir harita uygulamasına dayanıyor. Ödev anlamında, bir yabancı semtte yol bulmak için bir harita uygulamasına güvenmek makul bir davranıştır. İyi neden anlamında, harita uygulamaları güncel olduklarında büyük ölçüde güvenilirdir.

Bu örnekte JTB, sıradan bir durumda doğru sonucu veriyor: Murat, adresin nerede olduğunu biliyor. Bu örneğin önemi, JTB'nin gündelik bilgimizin büyük kısmını, yani araçlardan, kaynaklardan ve başkalarının sözünden edindiğimiz bilgileri, iyi açıklamasıdır. Sokrates'in mahkeme örneğindeki karamsarlık, yani olayı görmeyen birinin bilemeyeceği düşüncesi, burada geçerli değil: Murat adresi daha önce hiç görmedi, ama güvenilir bir kaynağa dayanarak biliyor. Bu, En tartışmalı öncül bölümündeki yorumu destekliyor: sorun tanıklıkta değil, kaynağın güvenilir olup olmamasında. Ama bu örneği akılda tutmak, bir sonraki derste önemli olacak: Murat'ın kaynağı, bu sefer güvenilir olmasaydı ve Murat yine de şans eseri doğru adrese varsaydı ne olurdu?

Gerçek hayat örneği: gerekçeli karar ve maddi gerçek

Sokrates'in mahkeme örneği, yirmi dört yüzyıl sonra, modern mahkemelerin yapısında şaşırtıcı biçimde yankılanır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesi, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını öngörür. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesi ise hâkimin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceğini ve bu delillerin hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edileceğini söyler. Ceza muhakemesi hukukunda yaygın olarak ifade edilen bir ilkeye göre, yargılamanın amacı maddi gerçeğin, yani olayın gerçekte nasıl olduğunun ortaya çıkarılmasıdır.

Bu düzenlemeler, JTB'nin üç koşulunu kurumsal bir yapıya dönüştürüyor gibidir. Maddi gerçeğe ulaşma amacı, doğruluk koşulunun karşılığıdır: mahkemenin kararı, olayın gerçekte nasıl olduğuna karşılık gelmelidir. Hâkimin vicdani kanaati, inanç koşulunun karşılığıdır: hâkim, verdiği karara inanmalıdır. Ve gerekçeli karar yükümlülüğü ile delillere dayanma zorunluluğu, gerekçe koşulunun karşılığıdır: hâkimin kanaati, tartışılmış delillere dayanmalı ve bu dayanak yazılı olarak gösterilmelidir. Sokrates'in kaygısı, yani hatibin ustalığıyla ikna edilen yargıçların doğru ama bilgisiz bir yargıya varması, tam da bu yükümlülüklerin önlemeye çalıştığı şeydir: gerekçeli karar, kararın hatibin ustalığına değil, kanıta dayandığını göstermeyi amaçlar.

Ama örnek, JTB'nin sınırlarını da gösteriyor. Bir mahkeme, bütün delilleri dikkatle değerlendirip gerekçeli bir karar verebilir ve yine de yanılabilir; bu durumda karar gerekçeli ama yanlıştır, yani bilgi değildir. Hukuk sistemleri bu olasılığı, kanun yolları, yargılamanın yenilenmesi gibi düzeltme mekanizmalarıyla tanır. Daha ilginci, bir mahkeme, delilleri yanlış değerlendirip yanlış bir gerekçeye dayanarak, şans eseri doğru bir karara da varabilir. Bu durumda karar doğru ve bir anlamda gerekçelidir, ama gerekçesi ile doğruluğu arasında bir bağ yoktur. Bu, argümanın altıncı öncülündeki boşluğun kurumsal bir örneğidir ve bir sonraki derste bu boşluğun felsefi önemi açıkça görülecek. Hukuki kanıt standartlarının epistemolojisi Ders P4.3'te ayrıntılı işlenecek.

Araç kartı: JTB Kontrol Listesi

Satırİçerik
Ne işe yararBir bilgi iddiasını gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımının üç koşuluna göre sınar; hangi koşulun sağlandığını, hangisinin eksik kaldığını ve gerekçe ile doğruluk arasında bir boşluk olup olmadığını gösterir.
Adımlar1) Bilgi iddiasını "S, p'yi bilir" biçiminde yaz. 2) Doğruluk: p doğru mu? Bunu nasıl biliyorsun? Doğruluk koşulunu kanıttan ayır (Ders Ç1.7). 3) İnanç: S, p'ye inanıyor mu? Tam inanç mı, yüksek kredi mi, aradalık mı? (Ders Ç1.4, Ç1.5). 4) Gerekçe: S'nin inancı gerekçeli mi? Hangi anlamda: ödev mi, iyi neden mi? (Ders Ç1.9). 5) Dayanak: S'nin fiilî inancı bu gerekçeye mi dayanıyor, yoksa başka bir şeye mi? 6) Boşluk: gerekçe, p'nin doğruluğuyla bağlantılı mı, yoksa S doğruya, gerekçesine rağmen, şans eseri mi ulaştı? Bir boşluk görüyorsan işaretle; bir sonraki dersin konusu bu boşluktur.
Ne zaman kullanılırBiri "biliyorum" dediğinde iddiayı sınarken; kendi bilgi iddialarını gözden geçirirken; bir kurumun, örneğin bir mahkemenin ya da bir bilim kurulunun, bir sonuca "ulaştığını" söylemesinin ne anlama geldiğini incelerken.
SınırıListe, JTB tanımının yeterli olduğunu varsaymaz; altıncı adım, tam da yeterliliğin çöktüğü yeri işaretlemek için vardır. Gerekçenin hangi anlamının bilgi için gerektiği tartışmalıdır. İnanç koşulunun tam inanç mı yoksa yüksek kredi mi gerektirdiği de açık bir sorudur.
5K kapısıKavram

Özet

  • Gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımına göre S, p'yi ancak ve ancak p doğruysa, S p'ye inanıyorsa ve S'nin inancı gerekçeliyse bilir.
  • Doğruluk koşulu en az tartışılan koşuldur; inanç koşulu Radford türünden örneklerle tartışılmıştır; gerekçe koşulu ise doğru inancı şanslı tahminden ayırmak için eklenir.
  • Tanımın kökü, Platon'un Theaitetos'undaki "bilgi, logosla birlikte doğru kanaattir" önerisidir; ama logos, modern gerekçe kavramından daha geniştir.
  • Platon, bu önerinin bir biçimini döngüsellik itirazıyla reddeder: logos "farkın bilgisi" ise, tanım bilgiyi bilgiyle açıklar.
  • JTB "geleneksel" tanım değildi; ama yanılabilir bir bilgi anlayışının en doğal tanım adayıdır (Ayer 1956, Chisholm 1957).
  • JTB'nin yeterlilik iddiası iki tehlike arasında sıkışır: gerekçe ya bilgiyi varsayar, ya da gerekçe ile doğruluk arasında şansa yer bırakan bir boşluk kalır.
  • Zagzebski, bu ikilemin bilgiyi analiz etmeye yönelik her girişime uygulanabileceğini savundu.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Platon'un Theaitetos'unda, bilginin doğru kanaat olduğu ikinci tanımı sınayan Sokrates, mahkemelerden bir örnek verir:

Öyleyse yargıçlar, ancak görerek bilinebilecek, başka hiçbir yolla bilinemeyecek konularda haklı olarak ikna edildiklerinde ve bu konularda duyduklarına dayanarak doğru bir kanaate vardıklarında, bilgisiz yargıda bulunurlar; ama iyi yargıladılarsa, doğru biçimde ikna edilmişlerdir. Ve yine de, dostum, mahkemelerdeki doğru kanaat ile bilgi aynı şey olsaydı, kusursuz yargıç bilgi olmadan doğru yargılayamazdı; öyleyse bunların aynı şey olmadığı sonucunu çıkarmalıyım.

Theaitetos bu ayrıma hemen bir öneriyle karşılık verir:

Bu, Sokrates, birinden duyduğum ama unuttuğum bir ayrımdı. O kişi, logosla birlikte doğru kanaatin bilgi olduğunu, logostan yoksun kanaatin ise bilginin alanı dışında kaldığını söylüyordu…

Diyaloğun sonunda, logosun üç anlamını sınadıktan sonra, Sokrates üçüncü tanımı şu sözlerle reddeder:

Bilgi nedir diye sorulduğunda, cevabın yalnızca "farkın ya da herhangi bir şeyin bilgisiyle birlikte doğru kanaat" olması ne kadar saçma! Öyleyse, Theaitetos, bilgi ne algıdır, ne doğru kanaattir, ne de doğru kanaate eşlik eden ve ona eklenen bir tanım ve açıklamadır, öyle değil mi?

Theaitetos, "Sanırım değil" diye onaylar.

Üç pasaj birlikte, bu dersin argümanının bütün yapısını Platon'un kendi metninde gösteriyor. Birinci pasaj, argümanın üçüncü öncülünün kaynağıdır: doğru kanaat bilgi için yetmez, çünkü bir yargıç ikna edilerek doğru bir kanaate varabilir ama bilmez. Bu pasajın dikkatli okunması gereken bir yanı vardır: Sokrates, "ancak görerek bilinebilecek" konulardan söz eder, yani bazı olguların tanıklıkla bilinemeyeceğini varsayar. En tartışmalı öncül bölümünde gördüğümüz gibi, bu varsayım çağdaş epistemolojide tartışmalıdır. İkinci pasaj, üçüncü tanımın, JTB'nin uzak atasının, nasıl ortaya çıktığını gösterir: Theaitetos onu bir başkasından duyduğunu söyler; tanım, diyalogda bir öneri olarak, sınanmak üzere ortaya konur. Üçüncü pasaj ise argümanın beşinci öncülünün birinci boynuzunu, yani döngüyü, açıkça dile getirir: bilginin tanımında "bilgi" kelimesinin yeniden görünmesi, tanımı boşa çıkarır.

Dikkat çekici olan, Platon'un döngüyü yalnızca logosun bir anlamı, farkın bilgisi anlamı için göstermesidir; Sokrates bu tanımı, yani logosla birlikte doğru kanaati, tam bu noktada "bilgi tanımlarının en umut vericisi" diye anar (209e). Platon bilgiyi varsaymayan logos anlamlarını da sınamıştır. İkinci anlamda, yani öğeleri sıralamak anlamında, doğru kanaate logos eklenmiş ama bilgi doğmamış bir durum kurar: bir adı doğru heceleyen ama aynı heceyi başka bir adda yanlış yazan öğrenci (207e–208b). Bu, ikinci boynuzun erken bir biçimidir. Ama öğrencinin doğruluğu bir yönteme değil, kararsız bir alışkanlığa dayanır; şans ile gerekçeli inanç arasındaki modern boşluk henüz adlandırılmamıştır. Diyaloğun sonuçsuz bitmesi, bu açıdan bir başarısızlık değil, bilgi tanımının yapısal zorluğunun dürüst bir kaydıdır. Sokrates diyaloğu, bu araştırmadan sonra Theaitetos'un bilmediği şeyi bildiğini sanmayacak kadar ölçülü olacağını söyleyerek kapatır (210c).

Teknik ayrıntı

Ayer ve Chisholm'un tanımları. Bir sonraki dersin hedef alacağı iki modern tanım, JTB'nin farklı biçimleridir. Ayer, 1956 tarihli The Problem of Knowledge kitabında, bilmenin üç koşulunu şöyle sıraladı: bilinen şey doğrudur, kişi ondan emindir ve kişinin ondan emin olmaya hakkı vardır. Ayer'in "emin olma hakkı" ifadesi, gerekçe koşulunun ödev anlayışına yakın bir biçimidir: hak, bir izin kavramıdır. Chisholm ise 1957 tarihli Perceiving kitabında, bir kişinin bir önermeyi bilmesini, o önermeyi kabul etmesi, onun için yeterli kanıta sahip olması ve önermenin doğru olması olarak tanımladı. Chisholm'un "yeterli kanıt" ifadesi, gerekçe koşulunun kanıtçı bir biçimidir. İki tanım, gerekçe koşulunu farklı biçimlerde ifade eder; ama ikisi de, bu dersin argümanının ikinci boynuzuna açıktır: emin olma hakkı da, yeterli kanıt da, doğruluğu garanti etmez.

Menon'daki bağlama. Platon'un Menon diyaloğunda, bilgi ile doğru kanaat arasındaki fark başka bir imgeyle anlatılır: doğru kanaatler, efsanevi heykeltıraş Daidalos'un, bağlanmadıkça kaçıp giden heykelleri gibidir; onları bilgiye dönüştüren, "nedenin akıl yürütmesiyle" (aitias logismos) bağlanmalarıdır. Bu imge, Theaitetos'taki logos önerisinin bir başka biçimi olarak okunabilir, ve doğru kanaati bilgiye dönüştüren şeyin, kanaati yerinde tutan, onu kararlı kılan bir bağ olduğunu ima eder. Menon'daki bu pasaj, aynı zamanda bilginin neden doğru kanaatten daha değerli olduğu sorusunun da kaynağıdır ve Ders Ç1.14'te bilginin değeri sorunu ele alınırken birincil metin olarak okunacak.

Gerekli ve yeterli koşullar mantığı. JTB tanımının mantıksal yapısı, Ders Ç0.9'daki klasik tanım biçimindedir ve iki tür karşı-örnekle sınanabilir. Birinci tür, bilgi olup bir koşulu sağlamayan durumlardır; bunlar, o koşulun gerekli olmadığını gösterir. Radford'un örneği, inanç koşuluna karşı böyle bir örnek olarak önerildi. İkinci tür, üç koşulu da sağlayıp bilgi olmayan durumlardır; bunlar, koşulların birlikte yeterli olmadığını gösterir. Bir sonraki dersin konusu, bu ikinci tür karşı-örneklerdir. İki türün önemi farklıdır: gereklilik karşı-örnekleri, bir koşulun çıkarılmasını; yeterlilik karşı-örnekleri ise yeni bir koşulun eklenmesini önerir. JTB'nin yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki tarihi, büyük ölçüde, bu ikinci tür önerilerin tarihidir.

Bilgi ve kesinlik. İtiraz 1'de değindiğimiz gibi, Gettier'den önceki felsefe geleneğinin önemli bir kısmı, bilgiyi kesinlik ya da yanılmazlık gerektiren bir şey olarak anladı. Descartes, Ders Ç1.6'da yanılgı kuramını okuduğumuz IV. meditasyonda, yanılgıdan kaçınmanın yolunu yalnız açık ve seçik algılananı onaylamakta bulur; bilgiyi böylece yanılmaz bir kavrayışa bağlar. Bu yanılmazcı anlayışta, JTB'nin ikinci boynuzu bir sorun değildir: gerekçe doğruluğu gerektiriyorsa, ikisi arasında boşluk kalmaz. Ama yanılmazcılığın bedeli, çok az şeyi bilebilmemizdir. JTB, bu bedeli ödememek için doğruluğu gerektirmeyen bir gerekçeyi kabul eder; ve tam da bu kabul, onu ikinci boynuza açık bırakır. Yanılmazcılık ile yanılabilircilik arasındaki seçim, Modül Ç5'teki şüphecilik tartışmasının da merkezindedir ve Kavramlar bölümünde tanımladığımız yanılabilircilik, JTB tanımının bu seçimde hangi tarafta durduğunu açıkça gösterir.

Güncel tartışma

JTB efsanesi ve tarih yazımı. İtiraz 1'de değindiğimiz Dutant'ın makalesi, epistemoloji tarih yazımında önemli bir tartışma başlattı. Dutant'a göre, Gettier'den önceki felsefecilerin büyük kısmı, bilgiyi gerekçeli doğru inanç olarak değil, yanılmaz bir kavrayış olarak tanımladı; ve "geleneksel JTB tanımı" fikri, Gettier'in makalesinden sonra, ders kitaplarında geriye dönük olarak kurulmuş bir efsanedir. Bu tez, epistemolojinin kendi tarihini nasıl anlattığına dair önemli bir uyarıdır: bir felsefi sorunun "geleneksel" çözümü olarak sunulan şey, bazen, o sorunu ortaya koyan makalenin hedef aldığı birkaç çağdaş tanımın genelleştirilmesinden ibaret olabilir.

JTB'nin ötesinde: Batı dışı gelenekler. Bilginin doğru inanç ile bir ek koşulun birleşimi olduğu fikri, yalnızca Batı felsefesine özgü değildir. Hint felsefesinin bilgi kuramı geleneğinde, bilgi (pramā), geçerli bir bilgi aracından, yani bir pramāṇadan doğan doğru bir bilişsel durum olarak tanımlanır; bu tanım, JTB'nin gerekçe koşulunu, inancın kaynağının güvenilirliğiyle ifade eden dışsalcı bir biçimine benzer. Bu gelenekte de, doğru ama şans eseri doğru olan bilişsel durumlar tartışılmıştır; örneğin Budist filozof Dharmottara sekizinci yüzyılda ve Nyāya karşıtı Śrīharṣa on ikinci yüzyılda bu tür örnekler üzerinde durdu. Bu tartışmaların ayrıntısı, bir sonraki dersin ve Hint epistemolojisinin işlendiği Modül G4'ün konusudur. Burada önemli olan, bilgiyi doğru inanç ile bir ek koşulun birleşimi olarak tanımlama girişiminin, farklı geleneklerde bağımsız olarak ortaya çıkmış olmasıdır; bu, sorunun bir kültürün tesadüfü değil, bilgi kavramının yapısından kaynaklandığını düşündürür.

Deneysel felsefe ve bilgi atfı. Son yirmi yılda deneysel felsefeciler, sıradan insanların hangi durumlarda bilgi atfettiğini ampirik olarak araştırdı. Bu araştırmalar, JTB'nin koşullarının sıradan konuşucuların bilgi kavramıyla ne ölçüde uyuştuğunu sınamayı amaçlar. Ders Ç0.9'da değindiğimiz gibi, bu çalışmaların bazıları kültürler arası farklılıklar öne sürdü, sonraki ve daha büyük çalışmalar ise bilgi sezgilerinin kültürler arasında şaşırtıcı ölçüde benzer olduğunu buldu. Ders Ç0.9'da değindiğimiz, üç kıtadaki dört ülkeden katılımcıları kapsayan kültürler arası çalışma, özellikle bir sonraki dersin konusu olan türden durumlara, yani gerekçeli doğru inancın bilgi sayılmadığı durumlara verilen tepkilerin farklı dil ve kültürlerden katılımcılarda büyük ölçüde benzer olduğunu buldu. Bu bulgular, bir sonraki derste Gettier'in karşı-örneklerinin sezgisel gücü değerlendirilirken yeniden önem kazanacak.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir haber spikeri, canlı yayında bir seçim sonucunu açıklıyor: "Kesin olmayan sonuçlara göre, X partisinin adayı seçimi kazandı." Evdeki izleyici, Selin, bu habere dayanarak X partisinin adayının kazandığına inanıyor. Ertesi gün kesin sonuçlar açıklanıyor ve aday gerçekten kazanmış.

Adım 1, iddia. "Selin, X partisinin adayının seçimi kazandığını biliyordu."

Adım 2, doğruluk. Kesin sonuçlara göre aday kazandı; önerme doğru. Doğruluk koşulunu kanıttan ayıralım: doğruluk, adayın gerçekten kazanmış olmasıdır; kesin sonuçlar bunun kanıtıdır.

Adım 3, inanç. Selin, habere dayanarak adayın kazandığına inanıyor. Ama spiker "kesin olmayan sonuçlar" dedi; Selin'in inancı tam inanç mı, yoksa yüksek bir kredi mi? Ders Ç1.5'in diliyle: Selin muhtemelen soruyu kapatmış, adayın kazandığını kabul etmiş; ama kesin olmayan sonuçlardan söz edildiğini de biliyor. Bu ince bir durumdur.

Adım 4, gerekçe. Ödev anlamında: Selin, güvenilir bir haber kaynağının açıklamasına dayandı; bu makul bir davranış. İyi neden anlamında: kesin olmayan sonuçlar, genellikle sayımın büyük kısmı tamamlandığında açıklanır ve çoğu zaman kesin sonuçlarla uyuşur; ama her zaman değil. Gerekçe güçlü ama yanılmaz değil.

Adım 5, dayanak. Selin'in fiilî inancı bu habere dayanıyor; önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi aynı yönde.

Adım 6, boşluk. Gerekçe, yani kesin olmayan sonuçlar, doğrulukla bağlantılı mı? Evet: kesin olmayan sonuçlar, kesin sonuçların erken bir aşamasıdır ve aynı oylardan türetilmiştir. Selin'in inancı, şans eseri değil, gerçek sonuçla nedensel olarak bağlantılı bir kanıt yüzünden doğru. Burada boşluk görünmüyor.

Sonuç. Selin'in durumu, JTB'nin sıradan bir başarısıdır: üç koşul sağlanıyor ve gerekçe ile doğruluk arasında bağ var. Ama bu örneği değiştirmek kolaydır: kesin olmayan sonuçlarda bir sayım hatası olsaydı ve aday, o hatadan bağımsız olarak, başka sandıklardaki oylarla yine kazansaydı, Selin'in inancı doğru ve gerekçeli olurdu, ama gerekçesi ile doğruluğu arasındaki bağ kopmuş olurdu. Bu değiştirilmiş durum, altıncı adımın neden gerektiğini gösteriyor ve bir sonraki dersin sorusunu önceden haber veriyor.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu durumları JTB Kontrol Listesi ile sınıflandır ve hangi koşulun eksik olduğunu belirt: (a) Bir öğrenci, yanlış bir formülle hesap yapıp tesadüfen doğru sonucu buluyor. (b) Bir kişi, bozuk olduğunu bilmediği bir saate bakıp saatin kaç olduğuna inanıyor; saat yanlış gösteriyor. (c) Bir kişi, yeni duyduğu bir tarihi, kendine hiç güvenmeden, "galiba" diyerek söylüyor ve tarih doğru.
  2. Sokrates'in mahkeme örneğini modern bir mahkemeye uyarla: hangi durumda bir yargıcın doğru kararı bilgi sayılmaz? Bu durumu, bugünkü gerekçeli karar yükümlülüğü nasıl önlemeye çalışır?
  3. Platon'un döngüsellik itirazını kendi sözlerinle açıkla ve bilgiyi tanımlamaya çalışan bir arkadaşının şu önerisine uygula: "Bilgi, doğru olduğunu anladığın doğru inançtır."
Cevapları göster
  1. (a) Doğruluk: sonuç doğru, sağlanıyor. İnanç: öğrenci sonuca inanıyor, sağlanıyor. Gerekçe: yanlış bir formül, doğruya ulaşmanın güvenilir bir yolu değildir; iyi neden anlamında sağlanmıyor. Öğrenci bilmiyor. Öğrenci formülün doğru olduğuna güvenmek için makul bir nedene sahipse, örneğin formülü ders kitabından yanlış aktardıysa, inancı ödev anlamında gerekçeli olur; o zaman durum, gerekçe ile doğruluk arasındaki boşluğun bir örneğine dönüşür: öğrenci doğruya yöntemi sayesinde değil, tesadüfen ulaştı. (b) Doğruluk: saat yanlış gösteriyor, kişinin inancı yanlış; doğruluk koşulu sağlanmıyor. Kişi bilmiyor. Ama gerekçe, saatin bozuk olduğunu bilmediği için, ödev anlamında sağlanıyor: saatine güvenmesi makul. İyi neden anlamında ise sağlanmıyor: bozuk bir saat, doğruluğa elverişli bir temel değildir; kişinin suçsuz olması bunu değiştirmez. Ama sonuç iki okumada da aynıdır: doğruluk eksik olduğu için bilgi yoktur. Bu, ödev anlamında gerekçeli ama yanlış bir inanç örneğidir. (c) Doğruluk ve gerekçe sağlanıyor olabilir, eğer kişi tarihi güvenilir bir kaynaktan duyduysa. İnanç koşulu ise tartışmalı: "galiba" demek, tam inanç değil, belki yüksek bir kredi ya da aradalık. Bu, İtiraz 2'deki Radford türünden bir durumdur.
  2. Bir yargıç, delilleri dikkatle değerlendirmek yerine bir avukatın etkileyici konuşmasına kapılarak doğru bir karara varırsa, kararı doğru ama bilgiye dayanmayan bir karardır; Sokrates'in deyişiyle, yargıç "ikna edilmiş, öğretilmemiştir". Gerekçeli karar yükümlülüğü, yargıcın kararını hangi delillere dayandırdığını yazılı olarak göstermesini isteyerek, kararın bir konuşmanın etkisine değil, tartışılmış delillere dayanmasını sağlamaya çalışır. Ama Ders Ç1.9'da gördüğümüz gibi, yazılı gerekçe de, kararın fiilen o delillere dayandığını tam olarak garanti etmez; karar önce verilip gerekçe ona sonradan giydirilebilir.
  3. Döngüsellik itirazı, bir tanımın, tanımlamaya çalıştığı kavramı tanımın içinde kullanmasının, tanımı boşa çıkardığını söyler: bilgiyi "farkın bilgisiyle birlikte doğru kanaat" diye tanımlamak, bilginin ne olduğunu açıklamaz, çünkü "bilgi" kelimesi tanımın içinde yeniden görünüyor. Arkadaşının önerisinde, "anlamak" kelimesi, eğer "doğru olduğunu bilmek" anlamına geliyorsa, aynı döngüye düşer: bilgi, doğru olduğunu bildiğin doğru inanç olur. Eğer "anlamak" bilgiden daha zayıf bir şey anlamına geliyorsa, örneğin "doğru olduğunu düşünmek", o zaman tanım, inanç koşulunu tekrar ediyor ve gerekçe koşulunu karşılamıyor demektir. Arkadaşının önerisi, Platon'un ikileminin iki boynuzu arasında sıkışıyor.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: "Arkadaşımın doğum gününün 15 Mart olduğunu biliyordum, çünkü her yıl o gün kutluyorduk." Zayıf çalışma: "Doğruydu, inanıyordum ve bir nedenim vardı, öyleyse biliyordum." Bu çalışma, koşulları listeliyor ama gerekçe ile doğruluk arasındaki bağı sınamıyor. Güçlü çalışma: "1) Doğruluk: arkadaşımın kimliğinde doğum tarihi 15 Mart; önerme doğru. 2) İnanç: buna tam olarak inanıyordum. 3) Gerekçe: her yıl o gün kutlamamız, iyi neden anlamında güçlü bir kanıt; ödev anlamında da makul. 4) Dayanak: inancım bu kutlamalara dayanıyordu. 5) Boşluk: kutlamalar neden 15 Mart'taydı? Çünkü arkadaşımın ailesi o gün kutluyordu ve bu da gerçek doğum tarihine dayanıyordu. Gerekçem ile doğruluk arasında nedensel bir bağ var. 6) Öyleyse biliyordum. Ama dikkat: arkadaşımın ailesi, kayıt hatası yüzünden yıllarca yanlış günü kutlamış ve kimlikteki tarih de tesadüfen 15 Mart olsaydı, inancım doğru ve gerekçeli olurdu, ama gerekçem ile doğruluk arasındaki bağ kopmuş olurdu."

ÖlçütNe aranır
Üç koşulDoğruluk, inanç ve gerekçe ayrı ayrı sınanmış
Gerekçenin anlamıGerekçenin hangi anlamda (ödev, iyi neden) değerlendirildiği belirtilmiş
Boşluk sınamasıGerekçe ile doğruluk arasındaki bağ ayrıca değerlendirilmiş
Argüman yapısıÖncüller numaralandırılmış ve hüküm öncüllerden çıkıyor

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç1.1) Ders Ç1.1'de Theaitetos'un hangi pasajı okundu ve bu ders aynı diyaloğun hangi pasajlarını okudu? İki pasaj arasındaki ilişki nedir?
  2. (Ders Ç1.9) Ders Ç1.9'da gerekçenin iki anlamı ayrıldı. JTB tanımındaki gerekçe koşulu için bu ayrım neden önemlidir? Ayer ve Chisholm'un tanımları hangi anlama daha yakındır?
  3. (Ders Ç0.9) Ders Ç0.9'daki klasik tanım ve karşı-örnek yöntemi, JTB tanımına nasıl uygulanır? Gereklilik ve yeterlilik karşı-örnekleri arasındaki fark nedir?
Cevapları göster
  1. Ders Ç1.1'de Theaitetos'un açılışı, 145d–146a okundu: Sokrates'in "bilgi aslında nedir?" diye kafasının karıştığını söylediği yer. Bu derste ise diyaloğun ilerleyen ve son kısımları, 201a–d, 207e–208b ve 209e–210c okundu: mahkeme örneği, üçüncü tanımın ortaya çıkışı ve onun döngüsellik itirazıyla reddedilmesi. İki pasaj arasındaki ilişki, bir sorunun ortaya konması ile onun çözülememesidir: Ç1.1'deki pasaj soruyu sorar, bu dersteki pasajlar ise en umut verici cevabın neden başarısız olduğunu gösterir. Diyalog, sorunun açık kaldığını kabul ederek biter.
  2. Ders Ç1.9'da gerekçe, ödev anlamında suçlanamazlık ve iyi neden anlamında doğruluğa elverişli bir temel olarak ayrıldı. JTB tanımı için bu ayrım önemlidir, çünkü tanımın yeterliliği, gerekçenin doğruluğa ne ölçüde bağlı olduğuna bağlıdır: ödev anlamındaki gerekçe doğrulukla çok gevşek bağlıdır; iyi neden anlamındaki gerekçe daha sıkı bağlıdır ama yine de doğruluğu garanti etmez. Ayer'in "emin olma hakkı" ödev anlayışına, Chisholm'un "yeterli kanıt" ifadesi ise kanıtçı bir iyi neden anlayışına daha yakındır.
  3. Ders Ç0.9'daki klasik tanım yöntemi, bir kavramı gerekli ve birlikte yeterli koşullarla tanımlar ve tanımı karşı-örneklerle sınar. JTB'ye uygulandığında iki tür karşı-örnek aranır. Gereklilik karşı-örnekleri, bilgi olup bir koşulu sağlamayan durumlardır, örneğin Radford'un inanç koşuluna karşı önerdiği örnek; bunlar bir koşulun çıkarılmasını önerir. Yeterlilik karşı-örnekleri ise üç koşulu da sağlayıp bilgi olmayan durumlardır; bunlar yeni bir koşulun eklenmesini önerir. Bir sonraki dersin konusu, bu ikinci tür karşı-örneklerdir.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
JTB tanımı nedir?S, p'yi ancak ve ancak p doğruysa, S p'ye inanıyorsa ve S'nin inancı gerekçeliyse bilir.
Doğruluk koşulu neden gereklidir?Yanlış bir şey bilinemez; bilgi olgusaldır (Ders Ç1.1).
Gerekçe koşulu neden eklenir?Doğru inancı şanslı bir tahminden ayırmak için.
Theaitetos'taki üçüncü tanım nedir?Bilgi, logosla, yani bir açıklamayla birlikte doğru kanaattir.
Sokrates'in mahkeme örneği neyi gösterir?Hatibin ustalığıyla ikna edilip doğru yargıya varan yargıçların bilmediğini; doğru kanaat bilgi için yetmez.
Platon'un döngüsellik itirazı nedir?Logos "farkın bilgisi" ise, bilgi "farkın bilgisiyle birlikte doğru kanaat" olur ve tanım bilgiyi bilgiyle açıklar.
JTB'nin yeterlilik iddiası hangi ikilemle karşılaşır?Gerekçe ya bilgiyi varsayar ve tanım döngüsel olur, ya da bilgiyi varsaymaz ve gerekçe ile doğruluk arasında şansa yer bırakan bir boşluk kalır.
Ayer ve Chisholm'un JTB biçimleri nedir?Ayer (1956): doğru, emin ve emin olma hakkı. Chisholm (1957): kabul, yeterli kanıt ve doğruluk.

Okuma listesi

  • Platon, Theaitetos, özellikle 201a–210b. Doğru kanaat, logos ve döngüsellik itirazı.
  • A. J. Ayer, The Problem of Knowledge (1956), 1. bölüm. Emin olma hakkı tanımı.
  • Roderick M. Chisholm, Perceiving: A Philosophical Study (1957), 1. bölüm. Yeterli kanıt tanımı.
  • Julien Dutant, "The Legend of the Justified True Belief Analysis", Philosophical Perspectives 29 (2015). JTB'nin "geleneksel" olduğu fikrinin eleştirisi.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "The Analysis of Knowledge" maddesi. JTB'nin koşulları ve tartışma.

Sonraki derse köprü

Bu derste gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımının yeterlilik iddiasının bir ikilemle karşılaştığını gördük ve ikilemin ikinci boynuzunu, yani gerekçe ile doğruluk arasındaki boşluğu, yalnızca soyut olarak gösterdik. Ders Ç1.11, bu boşluğu somut olarak gösteren 1963 tarihli makaleye giriyor: Edmund Gettier'in, üç sayfalık bir makalede, üç koşulu da sağlayan ama sezgisel olarak bilgi olmayan iki durum kurduğu ve böylece bir sorunu epistemolojinin merkezine yerleştirdiği yere. Soru şu: gerekçeli bir doğru inanç, gerekçesi yanlış bir öncülden geçiyorsa, bilgi olabilir mi?

Günlük sorusu: Doğru bir şeye inandığın ama oraya nasıl vardığını düşününce bunun biraz şans eseri olduğunu fark ettiğin bir an hatırlıyor musun? O an, gerçekten "biliyor" muydun?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.