İçeriğe geç

Ders Ç1.1 · Çekirdek · Modül Ç1: Bilgi ve inanç

Epistemolojinin soruları: bilgi, gerekçe, kaynak, sınır

Araç: Dört Soru Haritası · 5K: Kavram · 6.464 kelime · tamamı yaklaşık 29 dakika okuma

Giriş

Bir aile kahvaltı masasında. Teyze telefonundan bir mesaj okuyor: "Önümüzdeki hafta salı günü İstanbul'da büyük bir deprem olacakmış, bir uzman açıklamış. Ben biliyorum, geçen sefer de söylemişlerdi." Masada bir sessizlik oluyor. Lise son sınıftaki yeğen soruyor: "Nereden biliyorsun?" Teyze cevap veriyor: "Herkes paylaşıyor, adam profesörmüş." Babaanne başka bir şey söylüyor: "Depremi kimse önceden bilemez, Allah bilir." Baba ise ekliyor: "Bilemesek de hazırlıklı olmak gerekir."

Bu kısa konuşmada, bu akademinin yüzlerce ders boyunca inceleyeceği dört soru iç içe geçmiş durumda. Teyze "biliyorum" diyor: ama bilmek ne demek, bir şeye kuvvetle inanmaktan farkı ne? Yeğen "nereden biliyorsun" diye soruyor: inancın bir gerekçesi var mı, varsa yeterli mi? Teyzenin cevabı bir kaynağa işaret ediyor: sosyal medyada dolaşan bir mesaj ve bir uzmanın sözü; bu kaynaklar bilgi verebilir mi? Babaanne ise en derin soruyu soruyor: bazı şeyler ilke olarak bilinemez mi, bilgimizin bir sınırı var mı? Önceki modülde bir iddiayı nasıl ayıklayacağımızı, sınayacağımızı ve ona ne derecede inanacağımızı öğrendik. Bu modül, o araçların hizmet ettiği asıl soruyla başlıyor: bilgi nedir? Ve bu ilk ders, o sorunun etrafındaki dört büyük soruyu bir harita olarak önüne koyuyor.

Bu dersin kazanımları:

  • Epistemolojinin dört temel sorusunu (bilgi, gerekçe, kaynak, sınır), betimleyici ve normatif soru ayrımını ve ölçüt sorununu açıklarsın. (anla)
  • Gündelik bir bilgi iddiasını dört soruya ayırır ve her soru için hangi tür kanıtın gerektiğini belirlersin. (uygula)
  • Dört sorudan birine verilen cevabın öbürlerini nasıl sınırladığını, somut bir iddia üzerinde gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu derste yedi kavramla çalışacağız. İlki alanın kendisini adlandırır; sonraki dördü alanın dört temel sorusudur; son ikisi bu soruların türünü ve aralarındaki en eski bilmeceyi adlandırır.

Epistemoloji, felsefenin en eski dallarından biridir ama adı yenidir. "Epistemoloji" kelimesi on dokuzuncu yüzyılda, İskoç filozof James Frederick Ferrier'in kullanımıyla yaygınlaşmaya başladı. Sorduğu sorular ise çok daha eskidir: Platon'un diyaloglarında, Hint düşüncesinin bilgi araçları kuramında, İslam düşüncesinin ilim tartışmalarında, Çin düşüncesinin "bilmek" üzerine tartışmalarında bu sorular yüzyıllardır sorulur. Epistemolojinin konusu yalnızca bilim insanlarının ya da filozofların bilgisi değildir. Bir annenin çocuğunun hasta olduğunu bilmesi, bir şoförün yolun kaygan olduğunu bilmesi, senin bu cümleyi okuduğunu bilmen de onun konusudur. Epistemoloji, bu gündelik bilmelerin ne olduğunu, ne zaman başarılı olduklarını ve nerede yanıldıklarını sorar.

Teyze "biliyorum" dediğinde, depremin olacağına çok güçlü biçimde inandığını söylüyordu. Ama güçlü bir inanç, bilgi midir? Bunu ilk düşündüğümüzde bir şey hemen dikkatimizi çeker: deprem salı günü olmazsa, teyzenin onu "bildiğini" söylemeyiz. Bilgi, inançtan farklı olarak, bilinen şeyin doğru olmasını gerektirir. Yanlış bir şeyi "bildiğimi" sanabilirim, ama bilemem. Felsefeciler bu özelliğe bilginin olgusallığı (factivity) der. Ama doğru bir inanç da her zaman bilgi değildir. Teyze, gerekçesiz bir mesaja dayanarak depremin salı günü olacağına inansa ve deprem gerçekten salı günü olsa, onun depremi "bildiğini" söyler miyiz? Çoğumuz söylemeyiz; teyze şanslıydı ama bilmiyordu. Bu iki gözlem, bilginin hem doğruluk hem de doğruluktan fazlasını gerektirdiğini düşündürür. O fazlanın ne olduğu, bu modülün ana sorusudur ve Ders Ç1.10 ile Ders Ç1.11'de ayrıntılı işlenecek.

Yeğenin "nereden biliyorsun?" sorusu, gerekçe sorusunun gündelik biçimidir. Gerekçe sorusu, bir inancın doğru olup olmadığını değil, ona inanmak için iyi bir nedenimiz olup olmadığını sorar. Bu fark önemlidir. Gerekçeli bir inanç yanlış çıkabilir: en iyi meteoroloji kurumunun yarın güneşli olacağını söylemesi, ona inanmak için iyi bir nedendir, ama yarın yağmur yağabilir. Gerekçesiz bir inanç da doğru çıkabilir: teyzenin depremi tutturması gibi. Gerekçe, bilgi ile şanslı tahmini ayıran şeyin en doğal adayıdır. Gerekçenin ne olduğu, yani bir inancın gerekçesinin kişinin zihnine erişebilir bir şey mi, yoksa inancın güvenilir bir süreçten gelmesi mi olduğu, epistemolojinin en büyük tartışmalarından biridir. Bu tartışmaya Modül Ç3 ve Modül Ç4 ayrılmıştır.

Teyzenin inancının kaynağı, sosyal medyada dolaşan bir mesaj ve o mesajda adı geçen bir uzmandı. Bu, kaynak sorusunun en tanıdık biçimidir: başkalarının sözü. Bildiklerimizin büyük kısmı başkalarından gelir. Dünyanın yuvarlak olduğunu, kendi doğum tarihimizi, uzak ülkelerin başkentlerini, bir ilacın etkisini çoğumuz başkalarının söylediklerinden biliriz. Ama başkalarının sözü bize ne zaman bilgi verir? Her söz eşit değildir. Bir uzmanın kendi alanındaki açıklaması, aynı uzmanın alanı dışındaki bir konudaki görüşü ve adı bile doğrulanamayan bir "uzmanın" sosyal medyada paylaşılan sözü farklı ağırlıklar taşır. Başkalarının sözünün yanında algı, bellek, akıl ve içebakış da bilginin başlıca kaynakları sayılır. Bu kaynakların her birinin nasıl çalıştığı, hangi koşullarda güvenilir olduğu ve nasıl yanıltabildiği, Modül Ç2'nin konusudur.

Babaannenin "depremi kimse önceden bilemez" sözü, sınır sorusunun bir örneğidir ve ilginç bir biçimde, bugünkü bilimsel bilgiyle de büyük ölçüde örtüşür: sismologlar bir bölgede uzun vadede büyük bir deprem olasılığının yüksek olduğunu söyleyebilir, ama bir depremin hangi gün olacağını güvenilir biçimde önceden bildirmenin bugün bilinen bir yöntemi yoktur. Bu, belirli bir alanda bilgimizin bir sınırıdır. Ama sınır sorusu çok daha radikal bir biçim de alabilir. Rüya görmediğimizi, bir bilgisayar simülasyonunun içinde olmadığımızı nereden biliyoruz? Bu soruları ciddiye alan şüpheci argümanlar, en sıradan bilgilerimizi, örneğin elimizin olduğunu, bile sorgulamaya açar. Şüpheciliğin türleri ve ona verilen cevaplar, Modül Ç5'in konusudur.

Teyzenin depreme neden inandığı betimleyici bir sorudur: belki korkusu, belki mesajı paylaşan kişilerin sayısı, belki uzman unvanının etkisi. Bu soru psikolojinin ve sosyolojinin cevaplayabileceği bir sorudur. Teyzenin depreme inanması gerekip gerekmediği ise normatif bir sorudur: eldeki kanıt bu inancı destekliyor mu? Epistemoloji öncelikle normatif bir alandır. "Bilmek", "gerekçeli olmak", "akılcı olmak" kelimeleri, yalnızca bir durumu betimlemez, onu değerlendirir. Bir inancı "gerekçesiz" diye nitelemek, bir eleştiridir. Bu, epistemolojiyi etiğe benzetir: etik insanların nasıl davranması gerektiğini, epistemoloji ise insanların nasıl inanması gerektiğini sorar. Ama epistemoloji betimleyici bilgiyi de görmezden gelemez: insanların nasıl düşündüğünü bilmeden, nasıl düşünmeleri gerektiğine dair gerçekçi normlar koymak zordur. Bu iki soru türünün ilişkisi, Ders Ç4.13'te doğallaştırılmış epistemoloji işlenirken yeniden açılacak.

Bu bilmece Antik Çağ şüphecilerine kadar uzanır ve Sextus Empiricus onu bir şüphecilik argümanı olarak kullanmıştır. Yirminci yüzyılda Amerikalı filozof Roderick Chisholm onu ayrıntılı biçimde yeniden ortaya koydu ve iki cevap türü ayırdı. "Yöntemciler" (methodists) önce bir ölçüt belirler, sonra o ölçüte göre neyi bildiğimizi sınarlar. Chisholm'a göre bu yaklaşım, örneğin bütün bilgimizin duyu deneyiminden gelmesi gerektiği ölçütünü koyan deneycilerde görülür. "Tikelciler" (particularists) ise önce belirli bilgi örneklerinden, örneğin elimin olduğunu bildiğimden, emin olarak başlar ve ölçütü bu örneklere uyacak biçimde kurar. Chisholm kendisini, G. E. Moore ve Thomas Reid gibi, tikelcilerin yanında gördü. İki yaklaşımın da bir bedeli vardır: yöntemci, ölçütünü neye dayanarak seçtiğini açıklamakta zorlanır; tikelci ise başlangıçtaki örneklerinin neden güvenilir olduğunu açıklamakta zorlanır. Ders Ç0.9'da gördüğümüz yansıtıcı denge yöntemi, iki yaklaşımı birleştirmenin bir yolu olarak önerilir: örnekler ile ölçütler karşılıklı olarak birbirini düzeltir.

Argüman

Bu dersin tezi, epistemolojinin dört sorusunun birbirinden bağımsız olarak cevaplanamayacağı ve bir bilgi iddiasını değerlendirmenin dördünü birlikte sormayı gerektirdiğidir. Bu tezi beş öncüllü bir zincir olarak yazalım; her öncül, bir sorudan ötekine geçen bir halkadır.

  1. Bir bilgi iddiasını değerlendirmek, söz konusu inancın bilgi olup olmadığını, olmadığı durumda ne kadar iyi gerekçelendirildiğini sormaktır.
  2. Bir inancın bilgi olup olmadığı, bilginin ne olduğuna, yani bilgi sorusuna verilen cevaba bağlıdır.
  3. Bilginin ne olduğuna dair yaygın görüşler, bilgiyi gerekçe ya da güvenilirlik gibi bir koşula bağlar; bu koşulun sağlanıp sağlanmadığı ise inancın hangi kaynaktan ve nasıl geldiğine, yani kaynak sorusuna bağlıdır.
  4. Bir kaynağın gerekçe ya da bilgi verip vermediği sorusu, o kaynağın yanılabileceği durumları, yani sınır sorusunu gündeme getirir.
  5. Sınır sorusuna verilecek cevap ise bilginin ne kadar güçlü bir koşul taşıdığına, yani yeniden bilgi sorusuna bağlıdır: bilgi yanılmazlık gerektiriyorsa çok az şey bilinir, gerektirmiyorsa daha çok şey bilinebilir.

Sonuç: Epistemolojinin dört sorusu bir döngü oluşturur ve birine verilen cevap ötekileri sınırlar. Bu yüzden bir bilgi iddiası değerlendirilirken dört soru birlikte sorulmalı ve her birine verilen cevap öbürlerine verilen cevaplarla tutarlılık açısından sınanmalıdır. Bu sonuç, bir iddiayı kabul etmeden önceki değerlendirme için geçerlidir; İtiraz 5, reddetmenin neden daha ucuz olduğunu tartışıyor.

Argüman dört sorunun birbirine nasıl bağlandığını adım adım gösteriyor. İkinci öncül bilgi sorusunu merkeze koyar. Üçüncü öncül, bilgi sorusunun cevabının gerekçe ve kaynak sorularına nasıl uzandığını gösterir: bilgiyi gerekçeli doğru inanç gibi bir şey olarak düşünürsek, bir inancın bilgi olup olmadığını öğrenmek için onun gerekçesine ve gerekçenin kaynağına bakmak zorundayız. Dördüncü öncül, kaynakların yanılabilirliğinin sınır sorusunu doğurduğunu söyler: algı yanıltabilir, bellek yeniden kurulur, tanıklar yalan söyleyebilir. Beşinci öncül ise döngüyü kapatır: bu yanılabilirliğin bilgiyi imkânsız kılıp kılmadığı, bilginin ne kadar güçlü bir koşul taşıdığına bağlıdır. Bu döngü, Kavramlar bölümündeki ölçüt sorununa benzer bir yapı taşır.

Bu döngü bir kısır döngü değildir; bir değerlendirme yöntemine işaret eder. Giriş örneğinde teyzenin iddiasını değerlendirirken dört soruyu birlikte sorarız. Kaynak: sosyal medyada adı geçen bir uzman. Gerekçe: bu kaynak, bir depremin tarihini önceden bilmek için yeterli mi? Sınır: deprem tarihlerinin önceden bilinebilirliği hakkında bugün ne biliyoruz? Bilgi: bu koşullarda teyzenin inancı, doğru çıksa bile, bilgi olur mu? Her soru öbürlerinin cevabını etkiler: sınır sorusuna verilen cevap, yani depremin gününün bugün güvenilir biçimde önceden bilinemediği, kaynağın güvenilirliği hakkında da bir şey söyler. Böyle bir şey bildirdiğini iddia eden bir kaynak, büyük olasılıkla güvenilir değildir.

En tartışmalı öncül: Üçüncü öncül. Bu öncül, bilginin gerekçe ya da güvenilirlik gibi bir koşul gerektirdiğini varsayar. Bu, epistemolojide yaygın bir görüştür ama tartışmasız değildir. Timothy Williamson gibi bazı filozoflar, bilginin gerekçe gibi daha temel kavramlarla analiz edilemeyeceğini, tersine bilginin kendisinin daha temel bir kavram olduğunu savunur; bu görüş "bilgi-önce" (knowledge first) epistemolojisi olarak anılır ve Ders Ç4.11'de işlenecek. Bu görüşe göre gerekçe bilginin bir bileşeni değil, belki bilgiyle tanımlanan bir şeydir. Öncül bu yüzden şöyle okunmalıdır: hangi kuram benimsenirse benimsensin, bir inancın bilgi olup olmadığını değerlendirmek, onun nasıl oluştuğuna ve hangi kaynağa dayandığına bakmayı gerektirir. Bu daha zayıf okuma, argümanın sonucu için yeterlidir.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Döngü bir başlangıç noktası bırakmaz

Ders, dört sorunun bir döngü oluşturduğunu söylüyor. Ama bir döngünün içinde nereden başlayacağız? Bilgiyi tanımlamak için gerekçeyi, gerekçeyi anlamak için kaynakları, kaynakları değerlendirmek için sınırları, sınırları belirlemek için de bilgiyi bilmemiz gerekiyorsa, hiçbir sorudan başlayamayız. Bu, Kavramlar bölümündeki ölçüt sorununun ta kendisidir ve ders onu çözmeden sadece adlandırıyor.

Cevap: İtiraz ölçüt sorununu doğru biçimde öne sürüyor ve ders onu kesin olarak çözdüğünü iddia etmiyor. Ama iki şey söylenebilir. Birincisi, döngünün içinde bir yerden başlamak, döngünün hiçbir çıkış vermediği anlamına gelmez. Tikelci yaklaşım, kesin olarak bildiğimizi düşündüğümüz belirli örneklerden, örneğin bu sayfayı okuduğumuzdan, başlar ve dört soruyu bu örneklere uyan cevaplarla sınar. Bu başlangıç keyfî değildir: bu örneklerden, onları sorgulayan herhangi bir felsefi argümanın öncüllerinden daha emin olduğumuzu düşünebiliriz. Ders Ç0.4'te gördüğümüz Moore'cu hamle tam olarak budur. İkincisi, döngü bir tutarlılık testi olarak işe yarar. Dört soruya verilen cevaplar birbiriyle uyuşmuyorsa, en az biri yanlıştır. Bu, Ders Ç0.9'daki yansıtıcı dengenin epistemolojinin kendisine uygulanmasıdır. Ölçüt sorunu, epistemolojinin bir kuram olarak nasıl gerekçelendirileceği sorusudur ve bu akademinin farklı modüllerinde, özellikle Modül Ç3'te ve Ders Ç4.14'te yeniden açılacak.

İtiraz 2: Bilgi kavramı gereksizdir

Önceki modülün son dersi, inançların dereceli olduğunu ve olasılıkla ifade edilebileceğini gösterdi. Eğer inançlarımızı inanç dereceleriyle ifade edebiliyorsak, neden ayrıca "bilgi" kavramına ihtiyaç duyalım? Bazı formel epistemologlar, bilgi kavramının olasılık ve inanç derecesi kavramları yanında gereksiz olduğunu, epistemolojinin asıl işinin inanç derecelerinin kanıtla nasıl güncellenmesi gerektiğini incelemek olduğunu savunur. Bu doğruysa, dersin merkeze koyduğu bilgi sorusu yanlış bir sorudur.

Cevap: Bu itiraz ciddi bir felsefi görüşü temsil ediyor ve Ders Ç6.8'de inanç dereceleri ile tam inanç arasındaki ilişki işlenirken yeniden ele alınacak. Ama bilgi kavramının gündelik ve kurumsal hayatta oynadığı rollerin hiçbiri inanç dereceleriyle kolayca karşılanamaz. Bir şeyi öne sürmemiz için onu bilmemiz gerektiği, bir eylemi bilgiye dayandırmanın onu olasılığa dayandırmaktan farklı olduğu ve başkalarının sözüne güvenmemizin onların bildiklerini söylemesine dayandığı tartışılır; bu roller Ders Ç6.3 ve Ders Ç6.4'te işlenecek. Filozof Edward Craig, 1990 tarihli Knowledge and the State of Nature kitabında, bilgi kavramının neden var olduğunu soran bir yaklaşım önerdi: Craig, bilgi kavramının çekirdek işlevini kurgusal bir "doğa durumu" üzerinden şöyle önerdi: güvenilir bilgi vericileri (good informant) işaretlemek. Craig'e göre kavram zamanla bu çekirdekten uzaklaşır, çünkü bilen biri ulaşılamaz durumda olabilir ya da yalan söyleyebilir; yine de "bilen" dediğimiz kişi, ilk elde, o konuda başvurulabilecek kişinin modelidir. Bu işlev, bir olasılık sayısının taşıyamayacağı bir toplumsal işlevdir. İnanç dereceleri bir kişinin bilgi durumunu ince biçimde betimler; bilgi kavramı ise o durumun toplumsal ve pratik sonuçlarını taşır.

İtiraz 3: Dört soru Batı felsefesinin sorularıdır

Bilgi, gerekçe, kaynak ve sınır, Batı felsefesinin, özellikle modern Avrupa felsefesinin kendi sorularıdır. Başka gelenekler bilgiyle ilgili farklı sorular sorar ya da aynı soruları farklı bir sırayla sorar. Dört soruyu evrensel bir harita gibi sunmak, bir geleneğin kategorilerini öbürlerine dayatmaktır.

Cevap: İtirazın kaygısı meşrudur ve bu akademi onu ciddiye alıyor: Modül G4, Modül G5, Modül G6 ve Modül G7, farklı geleneklerin bilgi sorularını kendi terimleriyle işlemeye ayrılmıştır. Ama dört soru, sanıldığından daha geniş bir yayılıma sahiptir. Hint felsefesinin Nyāya okulu, bilgi kuramını doğrudan kaynak sorusuyla, yani hangi bilgi araçlarının (pramāṇa) geçerli olduğu sorusuyla başlatır; Ders Ç0.1'de bu okulun beş üyeli çıkarımını görmüştük. Sünnî kelâm geleneği, örneğin Necmeddin en-Nesefî'nin Akāid'i, bilginin sebeplerini sağlam duyular, doğru haber ve akıl olarak sayar. Antik şüpheciler ise sınır sorusunu radikal biçimde sordular. Farklı olan, soruların sırası ve vurgusudur: Nyāya kaynakla başlar, Platon bilgi sorusuyla başlar; Descartes ise şüpheyi bir yöntem olarak kullanarak sınır sorusundan gerekçenin temeline uzanır. Bu fark gerçektir ve öğreticidir. Dört soruyu bir harita olarak kullanmak, onların tek bir sırayla ya da tek bir biçimde sorulması gerektiği anlamına gelmez; farklı geleneklerin bu haritanın hangi bölgelerinde durduğunu görmemizi sağlar.

İtiraz 4: Epistemoloji bilişsel bilime bırakılmalıdır

W. V. O. Quine 1969'da yayımlanan "Epistemology Naturalized" makalesinde, geleneksel epistemolojinin bilgiyi kesin temellere dayandırma projesinin başarısız olduğunu ve epistemolojinin psikolojinin bir bölümü olarak yeniden kurulması gerektiğini savundu. İnsanların gerçekte nasıl bilgi edindiğini bilişsel bilim inceleyebiliyorsa, felsefenin bu alanda söyleyecek ayrı bir şeyi kalır mı?

Cevap: Quine'ın önerisi epistemolojinin yönünü önemli ölçüde değiştirdi ve bu akademi bilişsel bilimin bulgularını sık sık kullanıyor; önceki modülde inanç yanlılığından kalibrasyon araştırmalarına kadar pek çok bulgu gördük. Ama bilişsel bilim, Kavramlar bölümündeki ayrımla, betimleyici soruları cevaplar. İnsanların nasıl inandığını söyler; nasıl inanmaları gerektiğini tek başına söylemez. Bir deneyin insanların taban oranlarını göz ardı ettiğini göstermesi, bunun bir hata olduğunu ancak olasılık kurallarının bir norm olarak kabul edilmesiyle gösterir; o norm ise deneyin kendisinden çıkmaz. Quine'ın kendisinin de epistemolojideki normatif boyutu tamamen terk edip etmediği tartışmalıdır. Çoğu doğalcı epistemolog bugün, normatif soruların bilişsel bilimin bulgularıyla bilgilendirilmesi gerektiğini, ama onlara indirgenemeyeceğini savunur. Bu tartışma Ders Ç4.13'te ayrıntılı işlenecek.

İtiraz 5: Tek bir soru çoğu zaman yeter

Tez dört sorunun birlikte sorulmasını istiyor. Ama dersin kendi basit örneğinde, deprem mesajını çürütmek için sınır sorusu tek başına yetiyor: bir depremin günü bugün güvenilir biçimde önceden bildirilemiyorsa, kaynağa ya da gerekçeye bakmaya gerek kalmaz. Değerlendirme pahalı bir iştir; en ucuz çürüten soruyu bulup orada durmak daha akılcı değil midir?

Cevap: İtiraz, değerlendirmenin iki türünü ayırmamızı sağlıyor. Bir iddiayı reddetmek için tek bir soru yetebilir: dört koşuldan biri açıkça sağlanmıyorsa, iddia bilgi değildir. Ama bir iddiayı kabul etmek, dört sorunun her birinden geçmesini gerektirir; çünkü kaynağı güvenilir, gerekçesi güçlü görünen bir iddia, sınır sorusunda hâlâ düşebilir. Ayrıca reddederken bile öbür soruları sormanın bir değeri vardır: teyzeye yalnızca "depremin günü bilinemez" demek, onun bir sonraki mesajda neye dikkat etmesi gerektiğini göstermez; kaynağın neden yanıldığını da göstermek, gelecekteki iddiaları değerlendirmenin aracını verir. Argümanın sonucu bu yüzden kabul için yapılan değerlendirmeyle sınırlandırıldı. Bu asimetri Ders Ç0.4'teki sağlamlık tanımına benzer: bir argümanın sağlam olmadığını göstermek için tek bir yanlış öncül yeter, sağlam olduğunu göstermek için ise bütün öncüllerin doğru olması gerekir.

Örnekler

Basit örnek: deprem mesajı

Giriş örneğindeki teyzenin iddiasını dört soruya ayıralım.

Bilgi sorusu: Teyze depremin salı günü olacağını "biliyor" mu? Bilgi olgusaldır; deprem salı günü olmazsa, teyze bilmiyordu. Deprem salı günü olsa bile, aşağıdaki sorulara verilen cevaplar onun bildiğini değil, şanslı olduğunu gösterebilir.

Gerekçe sorusu: Teyzenin inancının gerekçesi nedir? İki şey sunuyor: mesajın çok paylaşılması ve mesajda adı geçen kişinin profesör olması. Ders Ç0.8'deki araçlarla bakarsak, birincisi bir çoğunluğa başvuru, ikincisi bir otoriteye başvurudur. Otoriteye başvuru meşru olabilir, ama ancak kaynak gerçekten o konuda uzmansa, gerçekten bunu söylemişse ve alanındaki uzlaşıyı temsil ediyorsa.

Kaynak sorusu: Kaynak kim? Mesajı ilk kim yazdı? "Profesör" gerçekten var mı, gerçekten bunu söyledi mi, ve hangi alanda profesör? Bu soruların cevabı belirsizse, kaynak tanıklık zincirinin pek çok halkası kopuktur. Ayrıca teyzenin "geçen sefer de söylemişlerdi" sözü ilginç bir şeye işaret ediyor: geçen sefer söylenen şey doğru çıktı mı? Bir kaynağın geçmiş başarısı, onun güvenilirliği hakkında bir kanıttır.

Sınır sorusu: Bir depremin gününü önceden bilmek bugün mümkün mü? Kavramlar bölümünde gördüğümüz gibi, bugünkü bilimsel bilgiye göre bunun güvenilir bir yöntemi yoktur. Bu, dört sorunun en güçlü cevabıdır ve öbürlerini belirler: bir depremin gününü kimse güvenilir biçimde önceden bilemiyorsa, bunu bildirdiğini iddia eden bir kaynak, profesör olsa bile, büyük olasılıkla ya yanlış aktarılmıştır ya da yanılmaktadır. Babanın "bilemesek de hazırlıklı olmak gerekir" sözü ise epistemolojiden pratik akla geçen önemli bir adımdır: bir şeyi bilmesek de, onun olasılığına göre davranabiliriz. Bu adım Ders Ç6.4'te bilgi ile eylem arasındaki ilişki işlenirken incelenecek.

Orta örnek: ürün yöneticisinin "biliyoruz"u

Bir yazılım şirketinin ürün yöneticisi bir toplantıda şöyle diyor: "Müşterilerimizin bu yeni özelliği istediğini biliyoruz. Satış ekibi her görüşmede bunu duyuyor ve rakiplerimizin hepsi bu özelliği eklemiş." Ekip bu özelliği geliştirmek için üç ay harcamaya hazırlanıyor.

Dört soruyu uygulayalım. Bilgi: "biliyoruz" çok güçlü bir kelime. Ürün yöneticisi gerçekten biliyor mu, yoksa güçlü bir inanca mı sahip? Gerekçe: iki gerekçe sunuluyor. Satış ekibinin duydukları ve rakiplerin davranışı. Kaynak: satış ekibi bir tanıklık kaynağıdır ve bu kaynağın bilinen bir yanlılığı olabilir. Satış ekibi en çok, satın almayı düşünen ve bir eksiklikten şikâyet eden müşterilerle konuşur; mevcut müşterilerin çoğuyla ya da ürünü kullanmayı bırakanlarla konuşmaz. Bu, Ders Ç0.7'deki yanlı örneklem sorununun bir örneğidir. Rakiplerin davranışı ise ayrı bir kaynaktır ve onlar da aynı yanlı bilgiye dayanıyor olabilir. Sınır: müşterilerin ne istediğini bilmek mümkün mü? İnsanların bir özelliği istediklerini söylemeleri ile onu gerçekten kullanmaları farklı şeylerdir; söylenen tercihler ile gösterilen davranış arasındaki fark, bu tür bilginin bir sınırıdır.

Bu örnekte dört sorunun cevapları birbirini etkiliyor. Kaynak sorusunun cevabı, yani satış ekibinin yanlı bir örneklemle konuşması, gerekçe sorusunun cevabını zayıflatıyor. Sınır sorusunun cevabı, yani söylenen ile yapılan arasındaki fark, hangi kaynağın daha iyi olacağını gösteriyor: mevcut müşterilerin ürünü nasıl kullandığına dair veriler. Bu verilerle desteklenmiş bir inanç, belki hâlâ "bilgi" olmaz, ama üç aylık bir yatırım kararı için çok daha iyi bir gerekçedir. Toplantının vereceği en iyi karar, belki özelliği hemen geliştirmek değil, onun bilgi iddiasını sınamak için küçük bir deneme yapmaktır.

Gerçek hayat örneği: görgü tanığının "biliyorum"u

Bir mahkemede bir görgü tanığı, sanığı olay yerinde gördüğünü söylüyor: "Onu gördüm, yüzünü biliyorum, kesinlikle o." Görgü tanığı tanıklığı, mahkemelerin uzun süre çok güçlü bir kanıt saydığı bir kanıt türüdür. Ama yirminci yüzyılın sonlarından itibaren biriken iki tür kanıt, bu güveni sarstı. Birincisi, psikoloji araştırmaları: Elizabeth Loftus ve başka araştırmacıların çalışmaları, insan belleğinin bir kayıt cihazı gibi değil, yeniden kurulan bir süreç gibi çalıştığını ve olaydan sonra verilen bilgilerin, örneğin yönlendirici soruların, hatıraları değiştirebileceğini gösterdi. İkincisi, adli hatalar: DNA analizinin yaygınlaşmasıyla birlikte, ABD'de daha önce mahkûm edilmiş ve sonradan DNA kanıtıyla aklanan kişilerin davaları incelendi ve bu davaların yaklaşık üçte ikisinde yanlış görgü tanığı teşhisinin rol oynadığı ortaya çıktı; Innocence Project'in derlemesinde bu, yanlış mahkûmiyete en sık katkıda bulunan etkendir.

Dört soru bu durumu açıkça ayırır. Bilgi: tanık sanığı gerçekten "biliyor" mu, yoksa kendinden emin bir inanca mı sahip? Kesinlik duygusu tek başına bilginin güvencesi değildir, ama araştırmalar burada bir ayrım yapar. Adil yürütülmüş bir ilk teşhiste dile getirilen yüksek güven, doğrulukla güçlü biçimde ilişkilidir; adil teşhiste sıralamada tek bir şüpheli bulunur ve teşhisi yöneten kişi şüphelinin kim olduğunu bilmez. Güven teşhisten sonra, örneğin bir geri bildirimle ya da duruşma salonunda yükseldiğinde ise doğruluğun göstergesi olmaktan çıkar. Tanığın mahkemedeki "kesinlikle o" cümlesi bu ikinci türdendir; asıl soru, ilk teşhiste ne kadar emin olduğudur. Gerekçe: tanığın inancının gerekçesi, olay anındaki algısı ve o algının belleğidir. Kaynak: algı ve bellek, iki ayrı kaynak olarak, her biri kendi koşullarında güvenilir ya da güvenilmez olabilir. Işık nasıldı, mesafe ne kadardı, tanık ne kadar süre baktı, stres altında mıydı, olaydan sonra kendisine ne gösterildi? Sınır: belirli koşullarda, örneğin kısa bir bakış ve yüksek stres altında, bir yüzü güvenilir biçimde tanımanın bir sınırı var mı?

Bu örnek, dört sorunun yalnızca felsefi değil, insan hayatlarını etkileyen sorular olduğunu gösteriyor. Mahkemelerin görgü tanığı tanıklığını değerlendirme biçimleri, bu araştırmalar ışığında bazı ülkelerde değiştirildi: teşhis işlemlerinin nasıl yapılacağına dair kurallar konuldu, tanığın ilk teşhis anındaki güven düzeyinin kaydedilmesi önerildi. Bu değişiklikler, kaynak ve sınır sorularına verilen bilimsel cevapların, bilgi ve gerekçe sorularına verilen kurumsal cevapları nasıl dönüştürebildiğinin bir örneğidir. Tanıklık ve bellek, Modül Ç2'de ayrıntılı işlenecek.

Araç kartı: Dört Soru Haritası

Satırİçerik
Ne işe yararBir bilgi iddiasını epistemolojinin dört temel sorusuna ayırır; her soru için hangi kanıtın gerektiğini ve bir sorunun cevabının öbürlerini nasıl etkilediğini gösterir.
Adımlar1) İddiayı tek bir önerme olarak yaz ve kimin "bildiğini" iddia ettiğini belirle. 2) Bilgi: iddia doğru mu, doğruysa bu doğruluk şansla mı tutturulmuş? 3) Gerekçe: inanç hangi nedene dayanıyor ve bu neden iddiayı ne ölçüde destekliyor? 4) Kaynak: inanç hangi kaynaktan geliyor (algı, bellek, akıl, içebakış, tanıklık) ve bu kaynak bu tür bir iddia için ne kadar güvenilir? 5) Sınır: bu tür bir şey ilke olarak ya da bugünkü imkânlarla bilinebilir mi? 6) Dört cevabı yan yana koy ve tutarlılıklarını sına: bir sorunun cevabı öbürünü zayıflatıyor ya da güçlendiriyor mu?
Ne zaman kullanılırBiri bir şeyi "bildiğini" söylediğinde; bir haber, bir uzman görüşü ya da bir yapay zekâ cevabı kesin bir iddia sunduğunda; kendi kesin inançlarından birini sınamak istediğinde.
SınırıHaritanın kendisi her soruya cevap vermez; her soru, akademinin ilgili modüllerinin araçlarını gerektirir. Dört soru bir döngü oluşturur ve hangisinden başlanacağı tartışmalıdır; harita bu döngüyü çözmez, görünür kılar.
5K kapısıKavram

Özet

  • Epistemoloji, bilginin doğasını, kaynaklarını, gerekçelendirilmesini ve sınırlarını inceleyen felsefe dalıdır; konusu yalnızca bilimsel değil, gündelik bilgidir.
  • Bilgi sorusu bilmenin ne olduğunu sorar: bilgi olgusaldır, yani doğruluk gerektirir, ama doğru inanç da her zaman bilgi değildir.
  • Gerekçe sorusu bir inanca inanmak için iyi bir neden olup olmadığını sorar; gerekçeli bir inanç yanlış, gerekçesiz bir inanç doğru çıkabilir.
  • Kaynak sorusu bilginin algı, bellek, akıl, içebakış ve tanıklık gibi kaynaklardan hangi koşullarda gelebileceğini sorar.
  • Sınır sorusu neyin bilinebilir olduğunu sorar; şüphecilik bu soruya verilebilecek en radikal cevaptır.
  • Epistemoloji öncelikle normatif bir alandır: insanların nasıl inandığını değil, nasıl inanmaları gerektiğini sorar, ama betimleyici bulgularla bilgilenir.
  • Ölçüt sorunu, bilginin ölçütünü bilmek için neyi bildiğimizi, neyi bildiğimizi bilmek için de ölçütü bilmemiz gerekiyormuş gibi görünmesidir; yöntemciler ölçütten, tikelciler örneklerden başlar.
  • Dört soru bir döngü oluşturur; bir bilgi iddiası değerlendirilirken birlikte sorulmalı ve cevapları tutarlılık açısından sınanmalıdır.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Platon'un Theaitetos diyaloğu, bilginin ne olduğu sorusunu açıkça ve doğrudan soran ilk metinlerden biridir. Diyaloğun başında Sokrates, genç matematikçi Theaitetos'a, öğrenmenin bilgelikte ilerlemek, bilgeliğin de bilgi ile aynı şey olduğunu hatırlatır ve şunu söyler:

İşte tam da bu konuda kafam karışık ve kendi başıma yeterince kavrayamıyorum: bilgi aslında nedir?

Bu basit cümle, epistemolojinin bilgi sorusunun ilk açık ifadelerinden biridir. Diyaloğun geri kalanında Theaitetos üç tanım önerir: bilgi algıdır, bilgi doğru kanaattir ve bilgi açıklamalı doğru kanaattir. Sokrates her birini sınar ve diyalog, Euthyphron gibi, kesin bir tanıma ulaşmadan biter. Bu tanımlardan sonuncusu, bilginin gerekçelendirilmiş doğru inanç olduğu görüşünün atası sayılır ve Ders Ç1.10'da ayrıntılı ele alınacak. Diyaloğun sonuçsuz bitmesi, bu dersin döngüsünün bir erken örneğidir: bilgiyi tanımlama girişimi, algı (bir kaynak) ve açıklama (bir gerekçe) gibi öbür soruların cevaplarına dayanmak zorunda kalır.

Dört sorunun birlikte açıkça ifade edildiği erken modern metinlerden biri ise John Locke'un 1690'da yayımlanan İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'sinin giriş bölümüdür. Locke kitabının amacını şöyle tanımlar:

Amacım, insan bilgisinin kökenini, kesinliğini ve kapsamını, inancın, kanaatin ve onayın dayanaklarıyla ve dereceleriyle birlikte soruşturmaktır.

Locke'un cümlesi, bu dersin dört sorusunu neredeyse tam olarak içerir. Bilginin "kökeni" kaynak sorusudur; Locke'un kitabının büyük bir kısmı, bütün düşüncelerimizin deneyimden geldiğini göstermeye ayrılmıştır. "Kesinliği" ve "kapsamı" bilgi ve sınır sorularıdır: bilgi ne kadar kesindir ve nereye kadar uzanır? "Dayanaklar" gerekçe sorusudur. "Dereceler" ise önceki modülün son dersinde gördüğümüz dereceli inanç fikridir: Locke'a göre bilginin ulaşamadığı yerde, yani olasılık alanında, onay kanıtın gücüne göre derecelenir (IV. kitap, 15–16. bölümler). Bu açıdan Locke, dört soruyu yalnızca birlikte sormakla kalmaz, onları bilgi ile olasılık arasındaki ilişki sorusuna da bağlar. Chisholm'un sınıflandırmasında Locke bir yöntemcidir: bilginin kökeninin deneyim olduğu ölçütüyle başlar ve neyi bildiğimizi bu ölçüte göre belirler.

Teknik ayrıntı

"S, p'yi biliyor" şeması. Çağdaş epistemolojide bilgi sorusu çoğu zaman bir şema üzerinden sorulur: "S, p'yi biliyor", burada S bir özne, p bir önermedir. Bu şema, Ders Ç1.2'de göreceğimiz gibi, bilginin yalnızca bir türünü, önermesel bilgiyi, kapsar: "Ali, Ankara'nın başkent olduğunu biliyor." Şemanın soruları şunlardır: "S, p'yi biliyor" önermesi hangi koşullarda doğrudur? Olgusallık, bu koşulların ilkidir: S, p'yi biliyorsa, p doğrudur. İkinci yaygın koşul inançtır: S, p'yi biliyorsa, S p'ye inanır. Bu koşul da tartışılmıştır; örneğin Colin Radford 1966'da, İngiliz tarihini bilmediğini sanan ama sorulan tarihleri, mesela I. Elizabeth'in 1603'te öldüğünü, tahmin ettiğini düşünerek doğru veren birinin bu tarihleri bildiğini ama onlara inanmadığını öne sürdü. Üçüncü koşul, bu modülün ana tartışma konusudur: doğru inancı bilgiye dönüştüren şey nedir?

Ölçüt sorununun tarihi. Ölçüt sorununun en eski açık ifadelerinden biri Sextus Empiricus'un Pyrrhonculuğun Ana Hatları'ndadır. Sextus, bir ölçüt hakkındaki anlaşmazlığın bir ölçütle çözülmesi gerektiğini, ama o ölçütün de bir ölçüte ihtiyaç duyacağını ve bunun sonsuz bir gerilemeye ya da bir döngüye yol açtığını savunur. Antik şüpheciler bu döngüye "karşılıklı kip" (Yunanca diallēlos tropos) adını verdi; Sextus onu Agrippa'ya atfedilen beş şüphe kipinden biri olarak sayar (I. kitap, 164–169) ve ölçüt tartışmasında kullanır (II. kitap, 18–20). Roderick Chisholm bu sorunu 1973'te verdiği "The Problem of the Criterion" başlıklı konferansta yeniden ele aldı ve yöntemcilik ile tikelcilik ayrımını ortaya koydu. Chisholm, Moore'un daha önceki sağduyu cevabını ve Reid'i tikelci tutumun öncülleri olarak okudu; tikelcilik bugün şüpheciliğe karşı başlıca tutumlardan biri olarak tartışılır. Ders Ç0.4'teki Moore'cu tersine çevirme ile Ders Ç5.9'daki Moore'un sağduyu cevabı, bu tutumun iki uygulamasıdır.

Bilginin değeri sorusu. Dört sorunun yanında, epistemolojinin son yıllarda öne çıkan bir beşinci sorusu daha vardır: bilgi neden değerlidir? Doğru bir inancın pratik değeri açıktır: Larissa'ya giden yolu bilmek de, ona dair doğru bir inanca sahip olmak da seni Larissa'ya götürür. Bu örnek Platon'un Menon diyaloğundan gelir. Peki bilgi, doğru inançtan neden daha değerli sayılır? Bu "değer sorusu", bilginin ne olduğuna dair kuramları sınamak için bir ölçüt olarak kullanılır: iyi bir bilgi kuramı, bilginin neden doğru inançtan daha değerli olduğunu açıklayabilmelidir. Bu soru Ders Ç1.14'te ayrıntılı işlenecek.

Bireysel ve toplumsal epistemoloji. Dört soru geleneksel olarak bireysel bir bilen özne açısından sorulur: bir kişi neyi, nasıl bilir? Ama bildiklerimizin büyük kısmı başkalarına dayandığı için, yirminci yüzyılın sonlarından itibaren bu sorular toplumsal bir düzlemde de sorulmaya başlandı. Bir grup ya da bir kurum bir şeyi bilebilir mi? Bilimsel bir topluluğun bilgisi, onun üyelerinin bilgilerinin toplamından ibaret midir? Toplumsal yapılar, örneğin kimin sözüne güvenildiği, bilgiyi nasıl etkiler? Bu sorular, Modül Ç7'de toplumsal epistemolojinin konusu olarak işlenecek.

Epistemik ve pratik nedenler. Gerekçe sorusu, bir inanca inanmak için "iyi bir neden" olup olmadığını sorar; ama nedenler iki türlüdür. Epistemik bir neden, bir önermenin doğru olduğunu destekleyen nedendir: kanıt, güvenilir bir tanık, geçerli bir çıkarım. Pratik bir neden ise bir şeye inanmanın yararlı olduğunu gösteren nedendir: hastalığının iyileşeceğine inanmanın moral vermesi, bir arkadaşın sadakatine inanmanın ilişkiyi korması gibi. Teyzenin depreme inanmasının pratik bir yararı olabilir, örneğin onu deprem çantası hazırlamaya yöneltebilir; ama bu yarar, depremin salı günü olacağına dair bir kanıt değildir. Epistemolojinin gerekçe kavramı geleneksel olarak yalnızca epistemik nedenleri sayar. Pratik nedenlerin inancı gerekçelendirip gerekçelendiremeyeceği ve inancın iradeye ne kadar bağlı olduğu, Ders Ç1.6'daki inanç etiği tartışmasının konusudur.

Güncel tartışma

Bilgi-önce epistemolojisi. Argümanın en tartışmalı öncülünde değindiğimiz gibi, Timothy Williamson 2000 tarihli Knowledge and Its Limits kitabında, epistemolojinin geleneksel sırasını tersine çevirmeyi önerdi. Geleneksel yaklaşım bilgiyi inanç, doğruluk ve gerekçe gibi daha temel kavramlarla tanımlamaya çalışır. Williamson ise bilginin kendisinin temel bir kavram olduğunu, gerekçe ve kanıt gibi kavramların bilgiyle açıklanması gerektiğini savunur; ünlü önerilerinden biri, kişinin kanıtının onun bildiği şeylerden ibaret olduğudur. Bu yaklaşım, dersin dört soru arasındaki ilişkiyi farklı bir biçimde kurar: bilgi sorusu öbürlerinin cevabına bağlı değil, onların cevabını belirleyen soru olur. Bu tartışma, ölçüt sorununun bir çağdaş versiyonudur ve Ders Ç4.11 ile Ders Ç4.12'de işlenecek.

Epistemolojinin işlevi. İtiraz 2'nin cevabında değindiğimiz Edward Craig'in yaklaşımı, son yıllarda yeniden ilgi gördü. Craig'in önerisi, bir kavramı onun tanımını arayarak değil, onun hangi ihtiyaçtan doğduğunu sorarak anlamaktı. Bu yaklaşım, kavram analizinin Ders Ç0.9'da gördüğümüz sınırlarına bir alternatif sunar: bilginin klasik bir tanımı olmasa bile, bilgi kavramının ne işe yaradığını anlamak mümkündür. Craig'in yaklaşımı, kavram mühendisliği tartışmasıyla da bağlantılıdır: bilgi kavramı bizim ihtiyaçlarımıza hizmet ediyorsa, bu ihtiyaçlar değiştiğinde kavramın da değişmesi gerekebilir mi?

Yapay zekâ bilir mi? Büyük dil modellerinin ortaya çıkması, dört soruyu yeni bir biçimde sormayı gerektiriyor. Bir dil modeli "Ankara Türkiye'nin başkentidir" dediğinde, bir şey biliyor mudur? Bilgi sorusu açısından: model bir şeye "inanır" mı, inancın bilginin bir koşulu olduğu varsayılırsa? Gerekçe sorusu açısından: modelin cevabı bir gerekçeye mi, yoksa yalnızca eğitim verisindeki istatistiksel örüntülere mi dayanıyor? Kaynak sorusu açısından: model bir tanıklık kaynağı olarak mı değerlendirilmeli, ve öyleyse hangi koşullarda güvenilirdir? Sınır sorusu açısından: modelin bilmediği şeyleri bildiğini sanmasının, yani akıcı ama yanlış cevaplar üretmesinin, sınırları nerededir? Bu sorular felsefede canlı bir tartışmanın konusudur ve Ders P3.12 ile Ders P3.13'te ayrıntılı işlenecek. Burada şunu söylemek yeter: dört soru, yeni bir bilgi kaynağıyla karşılaştığımızda onu değerlendirmenin ilk çerçevesini verir.

Kimin sözü bilgi sayılır? Kaynak sorusu tarafsız bir soru gibi görünür: bir tanığın sözü güvenilir mi, değil mi? Ama İngiliz filozof Miranda Fricker, 2007 tarihli Epistemic Injustice kitabında, bu sorunun toplumsal önyargılardan etkilendiğini savundu. Fricker'a göre bir dinleyici, konuşanın kimliğine dair bir önyargı yüzünden onun sözüne hak ettiğinden daha az güvendiğinde, konuşana bilen biri olarak bir haksızlık yapar; Fricker buna tanıklık haksızlığı adını verdi. Bu öneri, dört sorudan kaynak sorusunun yalnızca kaynağın özelliklerine değil, onu dinleyenin tutumlarına da bağlı olduğunu gösterir. Babaannenin ya da teyzenin sözüne masada nasıl bir ağırlık verildiği bile bu sorunun küçük bir örneğidir. Tartışma Ders Ç7.8'de ayrıntılı işlenecek.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir arkadaşın şunu söylüyor: "Biliyorum ki bu bitki çayı uykusuzluğa iyi geliyor. Annem yıllardır içiyor ve çok iyi uyuyor. Bir sağlık sitesinde de okudum."

Adım 1, iddiayı yaz. Önerme: "Bu bitki çayı uykusuzluğa iyi gelir." Bildiğini iddia eden: arkadaşın.

Adım 2, bilgi sorusu. İddia doğru mu? Bunu henüz bilmiyoruz. Doğru olsa bile, arkadaşının inancı bilgi mi, yoksa şanslı bir tahmin mi? Bu, aşağıdaki sorulara bağlı.

Adım 3, gerekçe sorusu. İki gerekçe sunuluyor. Birincisi, annenin deneyimi: annesi çayı içiyor ve iyi uyuyor. Bu, Ders Ç0.8'de gördüğümüz "ondan sonra, o hâlde onun yüzünden" kalıbına yakındır: anne çayı içmese de iyi uyuyor olabilir. Ayrıca tek bir kişinin deneyimi, Ders Ç0.7'nin ölçütleriyle çok küçük bir örneklemdir. İkinci gerekçe, bir sağlık sitesinde okunan bilgidir.

Adım 4, kaynak sorusu. Annenin deneyimi bir tanıklık kaynağıdır ve arkadaşının kendi gözlemine de dayanır. Sağlık sitesi başka bir tanıklık kaynağıdır. Bu sitenin güvenilirliği ne? Kim yazmış, hangi araştırmaya dayanıyor, bitki çayı satan bir şirketle bağlantısı var mı? Bu sorular Kaynak kapısının sorularıdır.

Adım 5, sınır sorusu. Bir bitki çayının uykusuzluğa iyi gelip gelmediği bilinebilir mi? Evet, ilke olarak bilinebilir: kontrollü çalışmalar, çayı içenlerle içmeyenleri karşılaştırarak bu soruyu cevaplayabilir. Ama uyku, beklenti etkisine, yani bir şeyin işe yarayacağına inanmanın kendisinin etkisine çok duyarlı bir alandır. Bu, kontrollü çalışmaların bile dikkatli tasarlanmasını gerektiren bir sınırdır.

Adım 6, tutarlılığı sına. Dört cevabı yan yana koyduğumuzda bir tablo ortaya çıkıyor. Sınır sorusunun cevabı, bu iddianın bilinebilir olduğunu ama doğru kanıtın kontrollü çalışmalar olduğunu söylüyor. Gerekçe ve kaynak sorularının cevabı ise arkadaşının elinde bu tür bir kanıt olmadığını gösteriyor. Bu yüzden arkadaşının inancı, doğru çıksa bile, bilgi olarak nitelenmek için zayıf bir gerekçeye dayanıyor. Ama bu, çayın işe yaramadığını göstermez; yalnızca arkadaşının bunu "bildiğini" söylemek için yeterli nedeni olmadığını gösterir. Daha ölçülü bir ifade şöyle olurdu: "Annem bu çayı içiyor ve iyi uyuyor; belki işe yarıyordur, ama emin olmak için araştırmalara bakmak gerekir." Bu bir sağlık tavsiyesi değildir; uyku sorunu süren biri bir hekime danışmalıdır.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu iddiaları, dört sorudan en çok hangisinin öne çıktığına göre sınıflandır: (a) "Rüya görmediğimi nereden bilebilirim?" (b) "Bu habere inanmalı mıyım, kaynağı belli değil." (c) "Doğru bir tahmin ile bilgi arasındaki fark nedir?" (d) "Bu konuda bana yeterli kanıt verdin mi?"
  2. Betimleyici ve normatif bir soru çifti yaz: aynı konu hakkında biri betimleyici, öbürü normatif olsun. Örneğin bir komplo kuramına inanan insanlar hakkında.
  3. Ölçüt sorununa karşı tikelci bir tutum alan biri, "Elimin olduğunu biliyorum" önermesinden başlayabilir. Bu başlangıç noktasının avantajını ve olası bir dezavantajını yaz.
Cevapları göster
  1. (a) Sınır sorusu: bu, şüpheci bir sorudur ve bilginin olanağını sorgular. (b) Kaynak sorusu: haberin kaynağının güvenilirliğini sorar; kaynak belli değilse, gerekçe sorusu da etkilenir. (c) Bilgi sorusu: bilginin ne olduğunu, doğru inançtan farkını sorar. (d) Gerekçe sorusu: bir inancın kanıtla yeterince desteklenip desteklenmediğini sorar. Dört soru birbirine bağlı olduğu için, her örnekte öbür sorular da arka planda durur.
  2. Betimleyici: "İnsanlar neden komplo kuramlarına inanır? Hangi psikolojik ve toplumsal etkenler bu inançları güçlendirir?" Normatif: "Belirli bir komplo kuramına inanmak, eldeki kanıt karşısında akılcı mıdır?" Birinci soruyu psikoloji ve sosyoloji araştırmaları cevaplayabilir; ikincisi, kanıtın değerlendirilmesini ve epistemik normları gerektirir. İki soru birbirini etkiler: insanların neden inandığını bilmek, onlara nasıl yaklaşılacağını gösterebilir, ama inançlarının akılcı olup olmadığına tek başına karar vermez. Komplo kuramlarının ne zaman makul olabileceği Ders P3.6'da işlenecek.
  3. Avantaj: bu önerme, ona karşı kurulabilecek herhangi bir felsefi argümanın öncüllerinden daha kesin görünür; bu yüzden bir şüpheci argüman bu önermeyi reddetmemi gerektiriyorsa, argümanın bir öncülünü reddetmek daha akılcı olabilir. Dezavantaj: tikelci başlangıç noktasını neye dayanarak seçtiğini açıklamakta zorlanabilir; neden bu örneğin güvenilir olduğunu söyleyemezse, başlangıcı keyfî görünebilir. Ayrıca tikelcilik, belirli bir kültürün ya da kişinin kesin bulduğu şeyleri bilgi saymaya açık olabilir; bu yüzden başlangıç örnekleri de yansıtıcı dengede sınanmalıdır.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. İddia: "Kızım bu okulda mutlu değil." Zayıf çalışma: "Biliyorum, çünkü annesiyim; annelik içgüdüsü yanılmaz." Bu çalışma tek bir gerekçeye yaslanıyor ve sınır sorusunu hiç sormuyor. Güçlü çalışma: "Kaynak: kızımın söyledikleri, davranışları ve öğretmeninin gözlemleri. Gerekçe: son iki ayda okula gitmek istememesi ve ödevlerinden kaçınması. Sınır: bir çocuğun iç durumunu tam bilmek mümkün mü? Kendi tahminim, kızımın davranışlarını kendi kaygılarım ışığında okumamdan etkilenebilir. Tutarlılık: davranış kanıtları güçlü ama başka açıklamalar da mümkün, örneğin bir arkadaşlık sorunu ya da bir dersin zorluğu. Ölçülü iddia: 'Kızım bu okulda bir sorun yaşıyor gibi görünüyor; ne olduğunu onunla ve öğretmeniyle konuşarak anlamam gerekiyor.'"

ÖlçütNe aranır
İddianın netliğiİddia tek bir önerme olarak yazılmış ve kimin bildiğini iddia ettiği belirtilmiş
Dört soruBilgi, gerekçe, kaynak ve sınır soruları ayrı ayrı cevaplanmış
Kanıt türüHer soru için hangi tür kanıtın gerektiği belirtilmiş
TutarlılıkCevapların birbirini nasıl etkilediği gösterilmiş
Ölçülü hükümBilgi iddiası için yeterli neden olup olmadığına karar verilmiş ve gerekirse daha ölçülü bir iddia yazılmış

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç0.8) Ders Ç0.8'deki otoriteye uygunsuz başvuru safsatası, bu dersin dört sorusundan hangisiyle en doğrudan ilişkilidir? Açıkla.
  2. (Ders Ç0.9) Ders Ç0.9'da gördüğümüz klasik tanım ve karşı-örnek yöntemi, bu dersin bilgi sorusuyla nasıl bağlantılıdır?
  3. (Ders Ç0.10) Ders Ç0.10'daki inanç derecesi kavramı, bu dersin İtiraz 2'sinde bilgi kavramına karşı nasıl kullanıldı ve bu itiraza nasıl cevap verildi?
Cevapları göster
  1. En doğrudan kaynak sorusuyla ilişkilidir. Otoriteye başvuru, bir inancın kaynağı olarak başka birinin sözünü kullanmaktır; bu sözün uygunsuz olup olmadığı, kaynağın o konuda uzman olup olmadığına, gerçekten bunu söyleyip söylemediğine ve çıkar çatışması bulunup bulunmadığına bağlıdır. Bu sorular, kaynak sorusunun tanıklık bölümünün sorularıdır. Ama gerekçe sorusuyla da ilişkilidir: uygunsuz bir kaynak, inanç için iyi bir gerekçe vermez.
  2. Bilgi sorusu "bilgi nedir?" sorusudur ve bu soruya verilecek cevaplar çoğu zaman klasik tanım biçimindedir: "S, p'yi ancak ve ancak şu koşullar sağlanırsa bilir." Ders Ç0.9'da gördüğümüz karşı-örnek yöntemi, bu tür tanımları sınamanın yoludur: tanıma uyan ama bilgi olmayan ya da bilgi olan ama tanıma uymayan durumlar aranır. Bu modülün ilerleyen derslerinde, özellikle Ders Ç1.11'de, bu yöntemin felsefe tarihindeki en ünlü uygulamalarından biri ele alınacak.
  3. İtiraz 2, inançlarımızı olasılık derecesiyle ifade edebiliyorsak, ayrıca bir bilgi kavramına ihtiyaç olmadığını öne sürdü; inanç dereceleri, Ders Ç0.10'da gördüğümüz gibi, bir kişinin bilgi durumunu ince biçimde betimleyebilir. Cevap, bilgi kavramının inanç derecelerinin taşıyamadığı toplumsal ve pratik işlevleri olduğunu söyledi: öne sürme, eyleme gerekçe verme ve güvenilir bilgi vericileri işaretleme. Craig'in yaklaşımına göre bilgi kavramı, tam da bu son işlev için var olmuştur.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Epistemolojinin dört temel sorusu nedir?Bilgi (bilmek nedir), gerekçe (bir inanç ne zaman gerekçelidir), kaynak (bilgi nereden gelir) ve sınır (ne bilinebilir).
Bilginin olgusallığı nedir?Bilginin doğruluk gerektirmesi: S, p'yi biliyorsa p doğrudur; yanlış bir şey bilinemez.
Gerekçeli inanç ile doğru inanç nasıl ayrılır?Gerekçeli bir inanç yanlış çıkabilir; gerekçesiz bir inanç doğru çıkabilir.
Bilginin başlıca kaynakları nelerdir?Algı, bellek, akıl, içebakış ve başkalarının sözü (tanıklık).
Betimleyici ve normatif soru nasıl ayrılır?Betimleyici soru insanların nasıl inandığını, normatif soru nasıl inanmaları gerektiğini sorar.
Ölçüt sorunu nedir?Neyi bildiğimizi bilmek için ölçütü, ölçütü bilmek için de neyi bildiğimizi bilmemiz gerekiyormuş gibi görünmesi.
Yöntemci ile tikelci nasıl ayrılır?Yöntemci önce bir ölçüt belirleyip örnekleri ona göre sınar; tikelci belirli bilgi örneklerinden başlayıp ölçütü onlara uyacak biçimde kurar.
Dört soru neden birlikte sorulmalıdır?Birine verilen cevap ötekileri sınırlar; bir bilgi iddiasını değerlendirmek dördünün tutarlı cevaplarını gerektirir.

Okuma listesi

  • Platon, Theaitetos. Bilgi sorusunun ilk sistemli incelemelerinden biri; algı, doğru kanaat ve açıklamalı doğru kanaat tanımları.
  • John Locke, An Essay Concerning Human Understanding (1690), I. kitap, 1. bölüm. Bilginin kökeni, kesinliği, kapsamı ve inancın dayanakları üzerine bir program.
  • Roderick M. Chisholm, The Problem of the Criterion (Marquette University Press, 1973). Yöntemcilik ve tikelcilik ayrımı.
  • Edward Craig, Knowledge and the State of Nature: An Essay in Conceptual Synthesis (Oxford University Press, 1990). Bilgi kavramının işlevi üzerine.
  • Duncan Pritchard, What is this thing called Knowledge?, 5. baskı (Routledge, 2023). Epistemolojinin temel sorularına erişilebilir bir giriş.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Epistemology" maddesi. Alanın sorularına ve kavramlarına güncel bir genel bakış.

Sonraki derse köprü

Bu derste "bilmek" fiilini tek bir anlamda, bir önermenin doğru olduğunu bilmek anlamında kullandık. Ama Türkçede bu fiil çok farklı biçimlerde kullanılır: "Ankara'nın başkent olduğunu biliyorum", "Ayşe'yi biliyorum", "yüzmeyi biliyorum". Ders Ç1.2 bu kullanımları birbirinden ayırıyor: bir şeyin böyle olduğunu bilmek (önermesel bilgi), bir kişiyi ya da yeri tanımak (tanışıklık) ve bir şeyi yapmayı bilmek (nasıl-bilgisi). Bu ayrım, epistemolojinin hangi tür bilgiyle ilgilendiğini netleştirecek.

Günlük sorusu: Bu hafta "biliyorum" dediğin bir şeyi hatırla. O şeyi gerçekten biliyor muydun, yoksa ona kuvvetle mi inanıyordun? Dört sorudan hangisi bu ayrımı yapmana en çok yardım ediyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.