İçeriğe geç

Ders Ç0.9 · Çekirdek · Modül Ç0: Mantık ve argüman

Kavram analizi ve karşı-örnek yöntemi

Araç: Gerekli-Yeterli Koşul Tablosu · 5K: Kavram · 6.974 kelime · tamamı yaklaşık 32 dakika okuma

Giriş

Bir şirketin insan kaynakları birimi yeni bir izin yönetmeliği hazırlıyor: "Çalışanlar, birinci derece aile üyelerinin vefatı hâlinde üç gün ücretli izin kullanır." Yönetmelik yürürlüğe girdikten bir hafta sonra ilk başvurular geliyor. Bir çalışan, kendisini büyüten teyzesinin vefatı için izin istiyor. Bir başkası, on beş yıldır birlikte yaşadığı ama resmî olarak evli olmadığı partnerinin annesi için. Bir üçüncüsü, evlat edindiği çocuğunun biyolojik babası için. İnsan kaynakları müdürü her başvuruda aynı soruyla karşılaşıyor: "Bu kişi birinci derece aile üyesi mi?" Yönetmeliği yazanlar bu kelimenin ne demek olduğunu bildiklerini sanıyorlardı. Ama kelime, gerçek durumlarla karşılaştığında, sınırlarının hiç de açık olmadığını gösterdi.

Bu deneyim felsefenin en eski yöntemlerinden birinin gündelik bir versiyonudur. Bir kavramı tanımlamaya çalışırsın; tanımın uymadığı bir durum çıkar; tanımı düzeltirsin; yeni bir durum çıkar. Sokrates bu yöntemi Atina sokaklarında "cesaret nedir?", "dindarlık nedir?", "bilgi nedir?" sorularıyla uyguladı. Bu ders, o yöntemi bir araç olarak öğretiyor: bir kavramın uygulanması için gerekli ve yeterli koşulları aramak ve önerilen her tanımı bir karşı-örnekle sınamak. Bu aracı burada öğrenmenin bir nedeni var. Bir sonraki modülde "bilgi" kavramını tam bu yöntemle inceleyeceğiz. Felsefe tarihinin en ünlü karşı-örneklerinden bazıları o modülde karşımıza çıkacak ve bu dersin aracı olmadan onları anlamak zordur.

Bu dersin kazanımları:

  • Gerekli ve yeterli koşul, klasik tanım, karşı-örneğin iki türü, aile benzerliği ve sınır belirsizliği kavramlarını açıklarsın. (anla)
  • Önerilen bir tanımı gerekli-yeterli koşullar biçiminde yazar ve onu her iki yönden çürüten karşı-örnekler kurarsın. (uygula)
  • Bir tanımın başarısızlığının yanlış koşullardan mı, yoksa kavramın klasik tanıma uymamasından mı kaynaklandığına gerekçeli karar verirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu derste sekiz kavramla çalışacağız. İlk dördü yöntemin kendisini kurar: koşullar, klasik tanım, karşı-örnek ve düşünce deneyi. Sonraki dördü yöntemin sınırlarını gösterir: tanım türleri, aile benzerliği, prototipler ve sınır belirsizliği.

Bu iki kavramla Ders Ç0.5'te koşullu önermeler üzerinden tanışmıştık: "P ise Q" ifadesinde P, Q için yeterli; Q, P için gerekli koşuldur. Kavramlar için de aynı ilişki geçerlidir. Üçgen olmak için üç kenarlı olmak gereklidir: üç kenarı olmayan hiçbir şey üçgen değildir. Bir kare olmak, bir dikdörtgen olmak için yeterlidir: her kare bir dikdörtgendir. Ama kare olmak dikdörtgen olmak için gerekli değildir, çünkü kare olmayan dikdörtgenler vardır. Üç kenarlı olmak da üçgen olmak için yeterli değildir: üç kenarı olup kenarları birbirine değmeyen bir şekil, üçgen değildir. Bir koşulun gerekli mi yeterli mi olduğunu karıştırmak, kavramlarla ilgili akıl yürütmenin en sık hatalarından biridir; Ders Ç0.5'teki "yalnızca ... ise" tuzağı bu hatanın dil düzeyindeki biçimiydi.

Felsefe kitaplarındaki en bilinen klasik tanım örneği İngilizcedeki "bachelor" kelimesidir: bir kişi ancak ve ancak evlenmemiş, yetişkin bir erkekse "bachelor"dır. Bu tanım her koşulu tek tek gerekli sayar: evli bir erkek, bir çocuk ya da evlenmemiş bir kadın "bachelor" sayılmaz. Bütün koşulları birlikte de yeterli sayar. Türkçedeki "bekâr" ise daha geniştir: Türk Dil Kurumu onu "evlenmemiş kimse" diye tanımlar ve cinsiyet koşulu koymaz. Aynı tanımın bir dilde tutup ötekinde tutmaması, bir sözlük tanımına karşı-örneğin kelimenin fiilî kullanımına göre kurulduğunu gösterir. Bu tanım biçimi Ders Ç0.6'da gördüğümüz tümel niceleyiciyle ve Ders Ç0.5'teki karşılıklı koşulluyla yazılabilir: her x için, x "bachelor"dır ancak ve ancak x evlenmemiştir, x yetişkindir ve x erkektir. Bu biçimsel yapı önemlidir, çünkü bir sonraki kavramın, yani karşı-örneğin, neden bu kadar güçlü bir araç olduğunu açıklar. Klasik tanım bir tümel iddiadır ve Ders Ç0.6'da gördüğümüz gibi, tümel bir iddia tek bir karşı-örnekle çürür.

Klasik tanımın kökeni Antik Yunan'a, özellikle Platon'un Sokratik diyaloglarına uzanır. Sokrates muhataplarına "X nedir?" diye sorar ve onların örnek vermesini kabul etmez; örneklerin hepsini X yapan ortak şeyi ister. Aristoteles ise tanımı cins ve tür farkı (genus ve differentia) üzerinden kurdu: insan, akıllı bir hayvandır; "hayvan" cinsi, "akıllı" tür farkıdır. Bu yaklaşım iki bin yıldan uzun süre mantığın ve bilimin tanım anlayışına yön verdi ve hâlâ sözlüklerin, yasaların ve bilimsel sınıflandırmaların büyük kısmının arkasında durur.

Ders Ç0.4'te karşı-örneği bir argüman biçiminin geçersizliğini göstermek için kullandık. Burada aynı fikir bir tanımı sınamak için kullanılıyor, ama iki yönde. Birinci yön, tanımın fazla geniş olduğunu gösterir: tanım, kavrama girmeyen bir şeyi de içeri alıyor. "İnsan, iki ayaklı tüysüz bir hayvandır" tanımına, Antik Çağ'dan kalma bir anekdota göre, Diyojen tüyleri yolunmuş bir tavukla cevap vermiş: "İşte Platon'un insanı." Tavuk tanımın koşullarını sağlıyor ama insan değil; tanım yeterli değildir. İkinci yön, tanımın fazla dar olduğunu gösterir: tanım, kavrama giren bir şeyi dışarıda bırakıyor. "Kitap, ciltlenmiş basılı sayfalardan oluşan bir eserdir" tanımı, bir e-kitabı ya da el yazması bir kitabı dışarıda bırakır. Bunlar kitap sayılıyorsa, "basılı" ve "ciltlenmiş" koşulları gerekli değildir.

İki yönü ayırmak, bir tanımı nasıl düzelteceğimizi gösterdiği için önemlidir. Tanım fazla genişse, yeni bir koşul eklemek gerekir: Diyojen'in tavuğuna karşı "geniş ve yassı tırnakları olan" koşulunun eklendiği anlatılır, ama bu ekleme de bir yamadan öteye geçmez. Tanım fazla darsa, bir koşulu çıkarmak ya da gevşetmek gerekir. Bir tanım bir yönden düzeltildiğinde öbür yönden yeni bir karşı-örneğe açık hâle gelebilir. Kavram analizi bu iki yön arasında gidip gelen bir süreçtir. Bazen bu süreç bir dengeye ulaşır; bazen hiçbir tanım her iki yönden gelen karşı-örneklere aynı anda dayanamaz.

Bir tanımı sınamak için gerçek bir karşı-örnek bulmak gerekmez; tutarlı bir biçimde tasarlanabilen bir durum yeter. Çünkü klasik tanım, Ders Ç0.6'daki kiplik diliyle, yalnızca fiilî durumlar hakkında değil, olası bütün durumlar hakkında konuşur: "x bekârdır ancak ve ancak..." ifadesi, bütün olası bekârlar için geçerli olmayı iddia eder. Bu yüzden felsefeciler, gerçekte hiç yaşanmamış ama tutarlı biçimde düşünülebilen durumlar kurarlar. Bu durumların değeri, onlar hakkındaki yargılarımızdan, yani kavramın o duruma uygulanıp uygulanmadığına dair sezgilerimizden gelir. "Bu kişi bu durumda bir şey biliyor mu?" sorusuna çoğumuzun aynı cevabı vermesi, o cevabın kavram hakkında bir şey gösterdiği varsayımına dayanır. Bu varsayım tartışmalıdır ve aşağıda birinci itiraz olarak ele alınıyor.

Her tanım aynı türden değildir ve bir tanıma karşı-örnek kurmanın ne anlama geldiği, onun türüne bağlıdır. Bir sözlük tanımına karşı-örnek, kelimenin gerçek kullanımında tanıma uymayan bir durumdur. Ama şartlı bir tanıma karşı-örnek kurulamaz. Bir matematikçi "bu kitapta 'küme' kelimesini şu anlamda kullanacağım" diyorsa, onun tanımı doğru ya da yanlış değildir, yalnızca kullanışlı ya da kullanışsızdır. Kesinleştirici tanım ise ikisinin arasındadır: giriş örneğindeki izin yönetmeliği, "aile" gibi belirsiz bir kelimeye, ücretli izin hakkı gibi belirli bir amaç için bir sınır çizmeye çalışıyordu. Böyle bir tanım, kelimenin gündelik kullanımına tamamen uymak zorunda değildir; ama amacına hizmet etmesi ve keyfî görünmemesi gerekir. Kuramsal tanım, felsefenin en çok ilgilendiği türdür: "bilgi, gerekçelendirilmiş doğru inançtır" önerisi bir kuramsal tanımdır ve bilginin ne olduğu hakkında bir iddiada bulunur. Kavram analizinin karşı-örnek yöntemi en çok sözlük ve kuramsal tanımlara uygulanır.

Wittgenstein, ölümünden sonra 1953'te yayımlanan Felsefi Soruşturmalar'da, klasik tanım anlayışına güçlü bir itiraz yöneltti. Oyunları düşün, dedi: tahta oyunları, kart oyunları, top oyunları, yarışma oyunları. Hepsinde ortak bir şey var mı? Bazılarında kazanma ve kaybetme var, ama tek başına oynanan bazı oyunlarda yok. Bazıları beceri ister, bazıları şans. Bazılarında rekabet var, bir çocuğun topu duvara atıp tutmasında yok. Wittgenstein'a göre oyunları birbirine bağlayan şey ortak bir öz değil, bir ailenin üyeleri arasındaki benzerlikler gibi, birbirine örtüşen ve kesişen benzerliklerin bir ağıdır: bir kardeşin gözleri babasına, burnu annesine, yürüyüşü dedesine benzer, ama ailenin bütün üyelerinde ortak tek bir özellik yoktur. Bu itiraz doğruysa, bazı kavramlar için gerekli ve yeterli koşullar aramak boşuna bir çabadır: bulunacak bir öz yoktur.

Wittgenstein'ın felsefi itirazı, 1970'lerde psikolojide deneysel bir destek buldu. Psikolog Eleanor Rosch ve arkadaşlarının çalışmaları, insanların kategorileri eşit üyeliklerle değil, merkezden çevreye doğru derecelenen üyeliklerle düşündüğünü gösterdi. Katılımcılar serçeyi, penguen ya da tavuktan "daha iyi bir kuş örneği" olarak değerlendirdiler; bir sandalyeyi, bir telefondan "daha iyi bir mobilya örneği" saydılar; Rosch'un 1975 tarihli mobilya listesinde telefon altmış öğenin sonuncusuydu. Klasik tanım anlayışında bir şey ya kuştur ya değildir; penguen de serçe kadar kuştur. Prototip kuramına göre ise kategoriler iç yapılıdır ve çoğu zaman bulanık sınırlıdır: bazı üyeler daha merkezî, bazıları daha kenardadır. Bu bulgu kavram analizi için önemlidir. Bir kavramın kenarındaki durumlar hakkında insanların sezgileri belirsiz ya da tutarsız olabilir. Karşı-örnek yöntemi sık sık bu kenar durumlarla çalıştığı için, zaman zaman sezgilerin en az güvenilir olduğu yerde iş görmek zorunda kalır. Ama dikkat: Sharon Armstrong, Lila Gleitman ve Henry Gleitman 1983'te aynı tipiklik etkisini "tek sayı" gibi kesin tanımlı bir kavramda da buldular; katılımcılar 3'ü 447'den daha iyi bir tek sayı örneği saydı. Tipiklik tek başına klasik tanımın yokluğunu göstermez.

Ders Ç0.2'de muğlaklık (vagueness) adıyla kısaca gördüğümüz ve anlam kaymasından ayırdığımız olguyu bu derste, kavram analizindeki rolünü vurgulamak için sınır belirsizliği diye anıyoruz. Ders Ç0.8'deki belirsizlik safsataları ise çok anlamlılıktan (ambiguity), yani anlam kayması ile bütün ve parça ilişkisindeki belirsizlikten doğuyordu. Burada sınır belirsizliğini, kavram analizi için ciddi bir sorun olarak ele alıyoruz. Antik Çağ'dan beri bilinen yığın paradoksu (sorites) bu sorunu çarpıcı biçimde gösterir. Bir milyon kum tanesi bir yığındır. Bir yığından tek bir tane çıkarmak, onu yığın olmaktan çıkarmaz. Bu iki öncülü tekrar tekrar uygularsak, tek bir kum tanesinin, hatta hiç tanenin, bir yığın olduğu sonucuna varırız. Her adım geçerli görünür ve öncüller doğru görünür, ama sonuç açıkça yanlıştır. Ders Ç0.4'teki tablo bize söylüyor ki geçerli bir argümanın sonucu yanlışsa öncüllerden biri yanlış olmalıdır. Hangisi? Kesin bir sınır çizmek, yani "şu kadar taneden azı yığın değildir" demek keyfî görünür. Sınır çizmemek ise paradoksu kabul etmek demektir. Sınır belirsizliği, klasik tanımın "ancak ve ancak" diliyle temsil edilmesi zor bir olgudur. "Kel" kavramına gerekli ve yeterli koşullarla bir tanım vermek, kesin bir saç sayısı belirlemeyi gerektirir ve bu, kavramın gündelik kullanımına sadık değildir.

Argüman

Bu dersin tezi iki parçalıdır: karşı-örnek yöntemi bir tanımı çürütmek için güçlü bir araçtır, ama her kavramın klasik bir tanımı olduğunu varsaymamalıyız. Tezi standart biçimde kuralım.

  1. Gerekli ve yeterli koşullarla verilen bir tanım bir tümel iddiadır: her olası durum için, bir şey o kavrama ancak ve ancak tanımın koşullarını sağlıyorsa girer.
  2. Bir tümel iddia, tek bir karşı-örnekle çürür.
  3. Bir kavramın yetkin kullanıcılarının, belirli bir durumun o kavrama girip girmediğine dair yargıları, kavramın içeriği hakkında güvenilir bir kanıttır.
  4. (Ara sonuç, 1–3'ten) Önerilen bir tanım, ona uyan ama kavrama girmeyen ya da kavrama giren ama ona uymayan tek bir durumla, gerçek ya da tutarlı biçimde düşünülebilen, çürütülebilir.
  5. Bazı kavramların örneklerinde ortak bir öz bulunmaz ya da kavramın sınırları ilke olarak belirsizdir.
  6. Bir kavramın klasik tanımı olup olmadığı önceden bilinemez; tanım girişimlerinin farklı yönlerden sistemli biçimde başarısız olması, kavramın 5'teki türden olduğuna dair bir kanıttır.

Sonuç: Karşı-örnek yöntemi, bir kavrama önerilen klasik tanımı çürütmek için güçlü bir araçtır; ama bir kavramı klasik biçimde tanımlama girişimlerinin art arda başarısız olması, her zaman doğru tanımın henüz bulunamadığını değil, kavramın klasik tanıma uymadığını da gösterebilir.

Argümanın ilk dört satırı karşı-örnek yönteminin gücünü kurar. Birinci öncül, klasik tanımın mantıksal yapısını hatırlatır. İkinci öncül, Ders Ç0.6'nın tümel önermeler hakkındaki dersidir. Üçüncü öncül, yöntemin dayandığı kanıt kaynağını söyler: kavram kullanıcılarının durumlar hakkındaki yargıları. Bu üçü birlikte, bir tanımın tek bir iyi seçilmiş durumla çürütülebileceği sonucunu verir. Beşinci öncül ise bu gücün sınırını çizer. Wittgenstein'ın aile benzerliği fikri doğruysa, bazı kavramlar için gerekli ve yeterli koşullar aramak, var olmayan bir şeyi aramaktır. Sınır belirsizliği gerçekse, bazı kavramların kenar durumları için kesin bir "evet" ya da "hayır" yoktur. Sonuç bu iki gerçeği birleştirir: yöntem, dayandığı sezgi sağlam olduğu ölçüde, bir tanımı çürütmede güçlüdür, ama başarısızlıkların birikmesi iki farklı biçimde yorumlanabilir.

Bu son ayrım pratikte önemlidir. Bir kavramı tanımlama girişimleri art arda karşı-örneklere çarpıyorsa, iki tepki mümkündür. Birincisi, "daha iyi bir tanım bulmalıyız" demektir. İkincisi, "belki bu kavramın klasik bir tanımı yoktur; belki onu başka türlü, prototiplerle, örneklerle ya da bir benzerlik ağıyla anlamalıyız" demektir. Hangi tepkinin doğru olduğu kavramdan kavrama değişir. Matematik kavramları, örneğin "asal sayı", kesin klasik tanımlara sahiptir. "Oyun" gibi gündelik kavramlar belki sahip değildir. Felsefenin büyük kavramlarının, örneğin bilgi, adalet, nedensellik kavramlarının hangi gruba girdiği ise tartışmalıdır ve bu tartışma, akademinin bir sonraki modülünde "bilgi" kavramı için yeniden açılacak.

En tartışmalı öncül: Üçüncü öncül. Kavram analizinin bütün yöntemi, insanların belirli durumlar hakkındaki yargılarına, yani sezgilerine güvenir. Bir felsefeci bir düşünce deneyi kurar ve "bu kişi bu durumda bir şey biliyor mu?" diye sorar; okuyucuların çoğu "hayır" derse, bu cevap tanımın bir karşı-örneği sayılır. Ama bu sezgiler kimin sezgileridir? Felsefe profesörlerinin mi, belirli bir kültürün mü, belirli bir dilin konuşucularının mı? Sezgiler kişiden kişiye ya da kültürden kültüre değişiyorsa, onları bir kavramın evrensel içeriği hakkında kanıt saymak zorlaşır. Bu soru son yirmi beş yılda deneysel felsefe adlı bir hareketin merkezine oturdu ve aşağıda birinci itiraz olarak ele alınıyor. Öncül bu yüzden daha ölçülü okunmalıdır: kavram kullanıcılarının yargıları güvenilir bir kanıttır, ama yanılmaz değildir. Belirli bir yargının ne kadar yaygın ve ne kadar sağlam olduğu ayrıca sınanabilir.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Sezgiler kültüre göre değişir

Kavram analizi, felsefecilerin belirli düşünce deneyleri hakkındaki sezgilerini veri olarak kullanır. Ama 2001'de Jonathan Weinberg, Shaun Nichols ve Stephen Stich'in yayımladığı bir çalışma, bilgiyle ilgili ünlü bir düşünce deneyine verilen cevapların katılımcıların kültürel arka planına göre değiştiğini öne sürdü. Eğer sezgiler kültüre göre değişiyorsa, felsefecilerin "sezgilerimiz" dediği şey aslında belirli bir grubun, çoğunlukla Batılı ve eğitimli bir azınlığın sezgileridir ve bir kavramın evrensel içeriği hakkında hiçbir şey söylemez.

Cevap: Bu itiraz kavram analizine yöneltilen en ciddi itirazlardan biridir ve deneysel felsefe hareketini başlatan önemli çalışmalardan biri oldu. Ama sonraki araştırmalar tabloyu karmaşıklaştırdı. Edouard Machery ve arkadaşlarının 2017'de yayımladığı ve Brezilya, Hindistan, Japonya ve ABD'den, yani üç kıtadaki dört ülkeden katılımcıları kapsayan bir çalışma, aynı türden bir düşünce deneyine verilen cevapların kültürler arasında şaşırtıcı ölçüde benzer olduğunu buldu. Üstelik 2001 çalışmasını aynı vaka metniyle doğrudan tekrarlayan iki çalışma, Minsun Kim ile Yuan Yuan'ın ve Hamid Seyedsayamdost'un 2015 tarihli çalışmaları, kültürler arası farkı bulamadı. Ama tartışma kapanmış değildir: bazı sezgiler kültürler arasında sağlam görünürken, bazıları cevaplayanın kişiliğine, soruların sırasına ya da düşünce deneyinin anlatılış biçimine duyarlı çıkabilir. Bu itirazdan çıkarılacak ders, sezgileri terk etmek değil, onları sınanabilir veriler olarak ele almaktır. Bir sezginin bir karşı-örnek olarak kullanılmasından önce, onun ne kadar yaygın ve ne kadar sağlam olduğu sorulabilir; deneysel felsefe tam olarak bu soruyu sormanın yollarını geliştiriyor. Sezgilerin kanıt değeri Ders Ç2.12'de ayrıntılı işlenecek.

İtiraz 2: Bazı kavramların ortak bir özü yoktur, bu yüzden yöntem boşa çalışır

Wittgenstein'ın oyun örneği, bazı kavramların gerekli ve yeterli koşullarla tanımlanamayacağını gösteriyor. Karşı-örnek yöntemi her yeni tanım önerisini çürütür ve sonunda elimizde hiçbir tanım kalmaz. Bu, yöntemin sonsuz bir çürütme döngüsüne girdiği ve hiçbir olumlu sonuç üretmediği anlamına gelir. Bu durumda yöntem, kavramı anlamamıza değil, yalnızca onu anlayamadığımızı tekrar tekrar görmemize yarar.

Cevap: İtirazın iki zayıf noktası var. Birincisi, Wittgenstein'ın kendi örneğine, yani "oyun" kavramına bile, klasik bir tanım önerilmiştir. Filozof Bernard Suits, 1978'de yayımlanan The Grasshopper adlı kitabında, oyun oynamayı "gereksiz engelleri aşmaya yönelik gönüllü bir girişim" olarak tanımladı ve bu tanımı Wittgenstein'ın saydığı türlü oyunlara karşı savundu. Suits'in tanımının başarılı olup olmadığı tartışmalıdır, ama örnek, bir kavramın tanımsız olduğu hükmünün kendisinin de karşı-örneklere açık olduğunu gösterir: tanımsız sanılan bir kavram için iyi bir tanım bulunabilir. İkincisi, yöntemin başarısızlıkları da olumlu bir bilgi üretir. Bir tanım önerisinin hangi karşı-örnekle neden çöktüğünü görmek, kavramın hangi özelliklere duyarlı olduğunu gösterir. "Bilgi" kavramına yönelik başarısız tanım girişimleri, bir sonraki modülde göreceğimiz gibi, bilginin şansla ilişkisi hakkında çok şey öğretti. Hiçbir tanım ayakta kalmasa bile, karşı-örnekler kavramın haritasını çizer.

İtiraz 3: Analizin paradoksu

Bir kavram analizi doğruysa, analiz eden ifade ile analiz edilen ifade aynı anlama gelir. O zaman analiz bilgi vermez: "bekâr, evlenmemiş kimsedir" demek, "bekâr, bekârdır" demekle aynıdır. Analiz bilgi veriyorsa, iki ifade farklı anlama gelir ve o zaman analiz yanlıştır. Demek ki bir analiz ya doğru ama önemsiz, ya da önemli ama yanlıştır. Bu ikilem ilk kez 1942'de, C. H. Langford'un G. E. Moore'un felsefesi üzerine yazdığı bir yazıda açıkça ortaya kondu ve "analizin paradoksu" adıyla bilinir.

Cevap: Bu paradoksa önerilen en yaygın cevap, Ders Ç0.1'in teknik katmanında karşılaştığımız Frege'nin anlam ve gönderim ayrımına dayanır. Analiz eden ifade ile analiz edilen ifade aynı şeyi gösterebilir ama bunu farklı biçimlerde, farklı bir yoldan gösterebilir. "Sabah yıldızı akşam yıldızıdır" cümlesi, iki ifade aynı gezegeni gösterdiği için doğrudur; ama bilgi verir, çünkü aynı gezegene iki farklı yoldan ulaşırız. Benzer biçimde, "bilgi, gerekçelendirilmiş doğru inançtır" önerisi doğru olsaydı bile bilgi verirdi, çünkü "bilgi" kelimesini kullanan herkesin, bu kavramın bu üç bileşene ayrılabildiğini açıkça bilmesi gerekmez. Kavramı yetkin biçimde kullanmak ile onun yapısını açıkça ifade edebilmek farklı yeteneklerdir. Bir kişi dilbilgisi kurallarını açıkça bilmeden dilini doğru konuşabilir; kavram analizi, örtük olarak bildiğimiz bir şeyi açık hâle getirmeye çalışır. Bu cevap paradoksu tamamen çözüp çözmediği konusunda tartışmalıdır, ama analizin neden hem doğru hem bilgilendirici olabileceğine dair makul bir açıklama sunar.

İtiraz 4: Yanlış olan tanım değil, sezgi olabilir

Ders, bir tanıma uymayan tek bir sezgisel durumun tanımı çürüttüğünü söylüyor. Ama neden sezgiyi tanımdan daha güvenilir sayalım? Filozof Brian Weatherson, 2003'te yayımlanan "What Good Are Counterexamples?" makalesinde, basit, sistemli ve güçlü bir kuramın, ona aykırı tek bir sezgiye karşı korunmaya değer olabileceğini savundu. Weatherson'a göre bir kuram yeterince iyiyse, ona aykırı sezgiyi reddetmek, yani felsefecilerin deyişiyle "kurşunu ısırmak", akılcı bir seçenek olabilir. Bu doğruysa, karşı-örnek yönteminin "tek karşı-örnek yeter" ilkesi fazla güçlüdür.

Cevap: İtiraz, yöntemin dayandığı varsayımı açığa çıkarıyor: karşı-örneğin gücü, onun dayandığı sezginin gücüne bağlıdır. Bu dersin ikinci öncülü mantıksal bir ilkedir ve doğrudur: bir tümel iddia, gerçekten geçerli bir karşı-örnekle çürür. Tartışılan şey, belirli bir durumun gerçekten bir karşı-örnek olup olmadığıdır. Bunu belirleyen sezgidir ve sezgi yanılabilir. Felsefede bu durum için önerilen yöntem, John Rawls'tan beri "yansıtıcı denge" (reflective equilibrium) diye anılır: sezgiler ile genel ilkeler karşılıklı olarak birbirini düzeltir. Bazen sezgi kuramı düzeltir, bazen kuram sezgiyi. Hangisinin ağır basacağı, sezginin ne kadar yaygın ve ne kadar sağlam olduğuna ve kuramın ne kadar açıklayıcı olduğuna bağlıdır. Neredeyse herkesin paylaştığı, düşündükçe güçlenen bir sezgiyi reddetmenin bedeli yüksektir. Belirsiz bir kenar durumundaki bir sezgiyi reddetmek ise ucuzdur. Bu tartışma bir sonraki modülde, bilgi kavramına yönelik ünlü karşı-örnekler üzerinden ve Ders Ç2.12'de sezgilerin kanıt değeri üzerinden yeniden açılacak.

Örnekler

Basit örnek: kitap nedir?

Bir kütüphane, koleksiyonuna neyi "kitap" olarak kaydedeceğine karar vermek istiyor. İlk öneri: "Kitap, ciltlenmiş basılı sayfalardan oluşan, bir yazarın yazdığı bir eserdir." Bu tanımı gerekli-yeterli koşullar biçiminde yazalım. Bir şey ancak ve ancak (1) ciltlenmiş, (2) basılı sayfalardan oluşan ve (3) bir yazarın yazdığı bir eserse kitaptır.

Şimdi iki yönden karşı-örnek arayalım. Tanımın fazla dar olup olmadığını sormak için, kitap saydığımız ama tanıma uymayan durumları düşünelim. Bir e-kitap: ciltlenmiş değil, basılı da değil, ama çoğumuz onu bir kitap sayarız; o hâlde (1) ve (2) gerekli olmayabilir. El yazması bir Orta Çağ kitabı: basılı değil; o hâlde (2) gerekli değildir. Birden çok yazarın ya da anonim bir geleneğin ürünü olan bir kitap: tek bir yazarı yok; (3) gerekli değildir. Tanımın fazla geniş olup olmadığını sormak için, tanıma uyan ama kitap saymadığımız durumları düşünelim. Ciltlenmiş, basılı bir telefon rehberi ya da bir muhasebe defteri: tanıma uyuyor, ama çoğumuz onu bir "kitap" olarak değil, bir "rehber" ya da "defter" olarak düşünürüz.

İkinci yöndeki karşı-örnek ilginç bir şey gösteriyor: belki telefon rehberinin kitap sayılıp sayılmadığı konusunda kesin bir sezgimiz yoktur. Bu, bir kenar durumudur ve prototip kuramının öngördüğü türden bir belirsizliktir: roman bir kitabın prototipidir, telefon rehberi kenardadır. Kütüphane için pratik ders şudur: amacına hizmet eden kesinleştirici bir tanım yapmak gerekir. Kütüphane "kitap" kavramının evrensel özünü bulmak zorunda değildir; kendi koleksiyonu için hangi nesneleri hangi kategoriye koyacağını belirleyen, amacına uygun ve tutarlı bir kural koyması yeter.

Orta örnek: izin yönetmeliğinde "aile"

Giriş örneğine dönelim. Yönetmelik "birinci derece aile üyesi" diyordu. İnsan kaynakları birimi şu tanımı öneriyor: "Bir kişi, çalışanın ancak ve ancak anne, baba, eşi, kardeşi ya da çocuğuysa birinci derece aile üyesidir." Bu liste, Türkiye'de İş Kanunu'nun ölüm izni tanıdığı yakınlarla örtüşür; bir şirket yönetmeliği yasal asgarinin üstüne çıkabilir, altına inemez.

Tanımı başvurularla sınayalım. Birinci başvuru: çalışanı büyüten teyze. Tanıma göre birinci derece aile üyesi değil. Ama yönetmeliğin amacı, çalışanın hayatındaki en yakın kişilerin kaybında ona yas tutma zamanı tanımaksa, bu teyze çalışan için bir anne gibidir. Bu, tanımın fazla dar olduğunu gösteren bir karşı-örnektir, ama yalnızca yönetmeliğin amacı bakımından. İkinci başvuru: on beş yıllık partnerin annesi. Bu kişi tanımın hiçbir koşulunu sağlamıyor ve evli bir çalışanın kayınvalidesi de tanıma girmiyor; tanım burada tutarlı. Üçüncü başvuru: evlat edinilmiş çocuğun biyolojik babası. Tanım "çocuk" diyor ama ölen kişi çocuk değil, çocuğun biyolojik babası; tanıma girmiyor. Ama başka bir soru doğuyor: "anne, baba" ifadesi biyolojik ebeveynleri mi, yasal ebeveynleri mi, yoksa ikisini birden mi kapsıyor? Evlat edinilmiş bir çalışan, biyolojik ya da yasal ebeveyninin vefatında izin alabilir mi?

Bu örnek, kesinleştirici tanımın karşı-örnekle sınanmasının farklı bir mantık taşıdığını gösteriyor. Sözlük tanımında karşı-örnek, kelimenin gerçek kullanımına uymayan bir durumdur. Kesinleştirici tanımda ise karşı-örnek, tanımın amacına aykırı sonuç veren bir durumdur. Teyze örneği "aile" kelimesinin gündelik anlamına göre bir karşı-örnek olmayabilir, ama yönetmeliğin amacına göre bir karşı-örnektir. İyi bir kesinleştirici tanım bu yüzden iki kaynaktan beslenir: kelimenin gündelik anlamı ve kuralın amacı. Pratik bir çözüm, katı bir listeyle birlikte bir değerlendirme ilkesi koymaktır: "anne, baba, eş, çocuk ve çalışanın fiilen bu rollerde gördüğü kişiler; değerlendirme yöneticinin takdirindedir." Böyle bir çözüm kesinliği biraz feda eder ama tanımın amacına sadakati artırır.

Gerçek hayat örneği: parka araç girmez

Hukuk felsefesinin en ünlü örneklerinden biri, İngiliz hukuk felsefecisi H. L. A. Hart'ın 1958'de Harvard Law Review'da yayımlanan "Positivism and the Separation of Law and Morals" makalesinde ortaya koyduğu bir kuraldır: parka araç sokmayı yasaklayan bir kural. Hart'ın sorusu şuydu: bu kural otomobili açıkça yasaklar, peki bisiklet, paten ve oyuncak araba? Ya uçak? Kuralın açık bir çekirdeği vardır: bir otomobil açıkça bir araçtır ve parka giremez. Ama kenarda, Hart'ın "yarı gölge" (penumbra) dediği bir bölge vardır. Bu bölgede kelimenin anlamı tek başına bir cevap vermez ve hâkimin bir karar vermesi gerekir.

Aynı dergi sayısında Lon Fuller, Hart'a bir cevap yazdı ve kendi ünlü karşı-örneğini kurdu: bir grup vatansever, parka bir savaş anıtı olarak, çalışır durumda ama kullanılmayan bir askerî kamyonu kaide üzerine yerleştirmek istiyor. Bu kamyon kelimenin en açık anlamıyla bir araçtır, ama kuralın akla yatkın herhangi bir amacı, örneğin parkta gürültüyü ve tehlikeyi önlemek, onu yasaklamayı gerektirmez. Fuller'ın karşı-örneği, kavram analizinin iki yönünü birleştirir: kamyon "araç" kelimesinin çekirdeğindedir, ama kuralın amacı bakımından kenarda kalır. Fuller'a göre bu, bir kuralın kelimelerinin anlamının ondan bağımsız bir amaçla birlikte okunması gerektiğini gösterir.

Hart ile Fuller arasındaki bu tartışma, kavram analizinin hukuktaki karşılığıdır ve bu dersin argümanının iki yarısını somutlaştırır. Bir yandan, karşı-örnekler gerçekten tanımların sınırlarını gösterir: ne kadar dikkatli yazılırsa yazılsın, "araç" kelimesinin bir kurala uygulanmasında öngörülmemiş durumlar çıkar. Öte yandan, bu durumların varlığı, kavramın tamamen tanımsız ya da keyfî olduğunu göstermez. Otomobilin bir araç olduğu konusunda herkes anlaşır; tartışma kenardadır. Sınır belirsizliği, kavramın bir çekirdeği olmadığı anlamına gelmez; çekirdeğin kenarlarının bulanık olduğu anlamına gelir. Hukukçular bu kenar durumlarla, kuralın amacını, benzer durumlarda verilmiş kararları ve hakkaniyeti birlikte gözeterek baş eder. Bu, kavram analizinin tek başına cevap veremediği yerlerde kararın nasıl verildiğine dair bir örnektir.

Araç kartı: Gerekli-Yeterli Koşul Tablosu

Satırİçerik
Ne işe yararBir kavrama önerilen tanımı, gerekli ve yeterli koşullar biçiminde yazıp her iki yönden gelen karşı-örneklerle sınar; tanımın fazla geniş mi, fazla dar mı olduğunu gösterir.
Adımlar1) Tanımı "x, K'dir ancak ve ancak C1, C2, ... Cn" biçiminde yaz. 2) Tanımın türünü belirle: sözlük, şartlı, kesinleştirici, kuramsal. 3) Fazla darlık için: kavrama girdiğine emin olduğun ama bir koşulu sağlamayan durumları ara; her biri o koşulun gerekli olmadığını gösterir. 4) Fazla genişlik için: bütün koşulları sağlayan ama kavrama girmediğine emin olduğun durumları ara; her biri koşulların yeterli olmadığını gösterir. 5) Her karşı-örnek için sezgin kesin mi, yoksa bir kenar durumu mu, işaretle. 6) Tanımı düzelt ve yeniden sına; art arda başarısızlık varsa, kavramın klasik bir tanımı olup olmadığını sor.
Ne zaman kullanılırBir tartışmada taraflar aynı kelimeyi farklı anlamlarda kullanıyor gibi göründüğünde; bir kural, yönetmelik ya da sözleşmedeki bir kavramın sınırlarını sınamak istediğinde; bir felsefi tanımı değerlendirirken; bir sınıflandırma kararının tutarlı olup olmadığını görmek istediğinde.
SınırıSezgilere dayanır ve sezgiler kenar durumlarda belirsiz ya da tartışmalı olabilir. Şartlı tanımlara karşı-örnek kurulamaz. Bazı kavramların gerekli-yeterli koşullarla tanımlanabilir bir özü olmayabilir; o zaman yöntem bir tanım değil, kavramın bir haritasını üretir.
5K kapısıKavram

Özet

  • Gerekli koşul, sağlanmadığında kavrama girilemeyen koşuldur; yeterli koşul, sağlandığında kavrama girmeye yeten koşuldur.
  • Klasik tanım, bir kavramı tek tek gerekli ve hepsi birlikte yeterli koşullarla verir; mantıksal olarak bir tümel iddiadır ve tek bir karşı-örnekle çürür.
  • Karşı-örnek iki türlüdür: tanıma uyup kavrama girmeyen durum, tanımın fazla geniş olduğunu; kavrama girip tanıma uymayan durum, tanımın fazla dar olduğunu gösterir.
  • Düşünce deneyleri, tutarlı biçimde düşünülebilen karşı-örnekler kurmayı sağlar; değerleri, onlar hakkındaki sezgilerin güvenilirliğine bağlıdır.
  • Tanımlar farklı türlerdendir: sözlük, şartlı, kesinleştirici ve kuramsal; kesinleştirici bir tanımda karşı-örnek, tanımın amacına aykırı sonuç veren durumdur.
  • Aile benzerliği ve prototip kuramları, bazı kavramların ortak bir özü olmayabileceğini ve kategorilerin merkezden kenara derecelenebileceğini gösterir.
  • Sınır belirsizliği, bazı kavramların kenar durumları için ilke olarak kesin bir cevap olmamasıdır; yığın paradoksu bunun klasik örneğidir.
  • Bir kavramı tanımlama girişimlerinin art arda başarısız olması, ya doğru tanımın henüz bulunamadığını ya da kavramın klasik tanıma uymadığını gösterebilir.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Platon'un Euthyphron diyaloğunda Sokrates, babasını cinayetle suçlamak üzere mahkemeye giden ve bunu dindarca bir iş sayan Euthyphron'a dindarlığın ne olduğunu sorar. Euthyphron ilk olarak bir örnek verir: kendisinin yaptığı şey, yani suç işleyeni kim olursa olsun kovuşturmak, dindarlıktır. Sokrates bu cevabı kabul etmez:

Hatırla, senden birçok dindarca davranıştan birini ya da ikisini bana öğretmeni istemedim; bütün dindarca davranışları dindarca kılan o biçimin kendisini istedim. Çünkü dindarca olmayan davranışların dindarca olmayan, dindarca olanların ise dindarca olduğunu tek bir biçim sayesinde söylüyordun. Hatırlamıyor musun?

Bu pasaj, klasik tanım anlayışının en eski ve en açık ifadelerinden biridir. Sokrates bir örnek değil, bir öz ister: bütün dindarca davranışları dindarca yapan ve dindarca olmayanlardan ayıran tek bir şey. Bu, bu dersin "gerekli ve yeterli koşullar" dediği şeyin felsefi kökenidir. Diyaloğun geri kalanında Euthyphron birkaç tanım önerir ve Sokrates her birini karşı-örneklerle ya da iç çelişkilerle çürütür. En ünlüsü, "dindarlık, tanrıların sevdiği şeydir" tanımına yönelik sorudur: bir şey dindarca olduğu için mi tanrılar onu sever, yoksa tanrılar sevdiği için mi o şey dindarca olur? Diyalog bir tanıma ulaşmadan biter. Bu sonuçsuzluk, Sokratik yöntemin tipik bir özelliğidir ve İtiraz 2'nin cevabındaki noktayı gösterir: bir tanıma ulaşılamasa bile, çürütülen tanımlar kavramın neyi gerektirdiği hakkında bir şey öğretir.

Yirmi dört yüzyıl sonra Ludwig Wittgenstein, Felsefi Soruşturmalar'da Sokrates'in bu talebine doğrudan karşı çıkar. "Oyun" kavramını ele alır ve okuruna şunu söyler:

"Ortak bir şey olmalı, yoksa hepsine 'oyun' denmezdi" deme; bak, bakalım hepsinde ortak olan bir şey var mı. Çünkü onlara bakarsan, hepsinde ortak olan bir şey görmeyeceksin, ama benzerlikler, akrabalıklar göreceksin, hem de bir dizi. Dediğim gibi: düşünme, bak!

Wittgenstein'ın "düşünme, bak!" uyarısı, Sokrates'in yöntemine yöneltilmiş bir eleştiridir. Sokrates, bir kavramın bütün örneklerinde ortak bir öz olması gerektiğini önceden varsayar ve onu arar. Wittgenstein ise bu varsayımı sorgulamayı, örneklere önyargısız bakmayı ve gerçekten ortak bir şey olup olmadığını görmeyi önerir. İki pasaj birlikte, bu dersin argümanının iki yarısını temsil eder: Sokrates karşı-örnek yönteminin gücünü, Wittgenstein onun sınırını. Hangi kavramın hangi tarafa düştüğü, felsefenin sürekli bir sorusudur.

Teknik ayrıntı

Klasik tanımın biçimsel yapısı. Gerekli ve yeterli koşullarla verilen bir tanım, birinci dereceden mantıkta şu biçimde yazılır: her x için, K(x) ancak ve ancak C1(x) ve C2(x) ve ... Cn(x). Bu biçimin iki yönü vardır. Soldan sağa okunduğunda, her Ci koşulunun K için gerekli olduğunu söyler: K olan her şey C1'i, C2'yi ve öbürlerini sağlar. Sağdan sola okunduğunda, koşulların birleşiminin K için yeterli olduğunu söyler: bütün koşulları sağlayan her şey K'dir. Fazla darlığı gösteren bir karşı-örnek, birinci yönü çürütür: K olduğu hâlde bir Ci'yi sağlamayan bir a bulunur. Fazla genişliği gösteren bir karşı-örnek ise ikinci yönü çürütür: bütün Ci'leri sağladığı hâlde K olmayan bir b bulunur. Bu iki yönü ayrı ayrı sınamak, kavram analizinde bir disiplindir: bir tanımın neden başarısız olduğunu tam olarak gösterir.

Kavramlar kuramları. Bilişsel bilim ve felsefede kavramların ne olduğuna dair birkaç rakip kuram vardır. Klasik kuram, kavramları gerekli ve yeterli koşulların listeleri olarak görür. Prototip kuramı, Eleanor Rosch'un 1970'lerdeki çalışmalarına dayanarak, kavramları bir kategorinin tipik özelliklerinin ağırlıklı bir listesi olarak görür; bir şey, bu özelliklerin yeterince çoğunu taşıyorsa kategoriye girer ve ne kadar çoğunu taşıdığına göre daha merkezî ya da daha kenarda durur. Örnek kuramı (exemplar theory), kavramların soyut bir prototip değil, belleğimizdeki belirli örneklerin bir koleksiyonu olduğunu söyler. Kuram kuramı (theory theory) ise kavramların, dünya hakkındaki örtük kuramlarımızın parçaları olduğunu öne sürer: bir şeyi kuş saymamız, onun tipik özelliklerinden çok, kuşların neden o özelliklere sahip olduğuna dair örtük bir açıklamaya dayanır. Bu kuramların her biri farklı deneysel bulguları açıklamakta başarılıdır ve kavramların tek bir kuramla tam olarak açıklanıp açıklanamayacağı açık bir sorudur.

Sınır belirsizliğinin kuramları. Yığın paradoksuna önerilen başlıca üç cevap vardır. Birincisi, epistemik görüştür: Timothy Williamson'ın 1994 tarihli Vagueness kitabında savunduğu bu görüşe göre "yığın" kelimesinin gerçekten kesin bir sınırı vardır, ama biz onun nerede olduğunu bilemeyiz. Bu görüş klasik mantığı korur ama sezgilere aykırı görünür. İkincisi, süperdeğerleme (supervaluationism) görüşüdür: belirsiz bir kelimenin birçok olası kesinleştirmesi vardır ve bir cümle ancak bütün kesinleştirmelerde doğruysa doğrudur. Bu görüşte "a ya kel ya da kel değil" her zaman doğrudur, ama kenar durumdaki bir kişi için ne "kel" ne de "kel değil" doğrudur. Üçüncüsü, derece görüşüdür: doğruluk iki değerli değil, sıfır ile bir arasında derecelidir ve "kel" bir kişiye, saç sayısına göre farklı derecelerde uygulanır. Bu görüş bulanık mantıkla (fuzzy logic) ilişkilidir. Üç görüşün her biri farklı bir bedel öder: epistemik görüş sezgiden, süperdeğerleme klasik mantığın bazı ilkelerinden, derece görüşü ise iki değerli doğruluk anlayışından feragat eder.

Kavram analizi ve zorunluluk. Klasik bir tanım, yalnızca fiilî dünyada değil, bütün olası dünyalarda geçerli olmayı iddia eder; Ders Ç0.6'nın kiplik diliyle, zorunlu bir eşdeğerliktir. Bu yüzden bir tanıma karşı-örnek kurmak için o durumun fiilen gerçekleşmesi gerekmez; mantıksal olarak mümkün olması yeter. "Bütün kalbi olan canlıların böbreği de vardır" önermesi fiilen doğru olabilir, ama "kalbi olan canlı" ile "böbreği olan canlı" aynı kavram değildir, çünkü kalbi olup böbreği olmayan bir canlı tutarlı biçimde düşünülebilir. Bu örnek, W. V. O. Quine'ın 1951 tarihli "Deneyciliğin İki Dogması" makalesindeki "yürekli canlı" ve "böbrekli canlı" örneğine benzer. Quine örneği, kaplamı aynı olan iki terimin aynı anlamda olmayabileceğini göstermek için kullanır; makalenin asıl iddiası ise eşanlamlılık ve analitik doğru kavramlarının açık bir ölçütle tanımlanamadığıdır; bu tartışma Ders Ç2.10'da yeniden açılacak.

Güncel tartışma

Deneysel felsefe. İtiraz 1'de değindiğimiz deneysel felsefe hareketi, 2000'lerin başından itibaren felsefecilerin sezgilerini sistemli deneylerle sınamaya başladı. Hareket iki kola ayrıldı. "Olumsuz program", felsefi sezgilerin kültür, kişilik, sıra etkisi ya da sunuş biçimi gibi ilgisiz etkenlere duyarlı olduğunu göstererek, onların kanıt değerini sorguladı. "Olumlu program" ise sezgileri, onları üreten bilişsel süreçleri anlamak için incelendi. Sonraki yıllarda bazı erken bulguların tekrarlanmasında güçlükler yaşandı; bazı sezgilerin ise şaşırtıcı ölçüde sağlam olduğu görüldü. Bu tartışmanın kavram analizi için sonucu, sezgileri yanılmaz veriler olarak değil, sınanabilir ve bazen düzeltilmesi gereken kanıtlar olarak ele almaktır.

Kavram mühendisliği. Son yıllarda felsefede, kavramların ne olduğunu betimlemekle yetinmeyip onların nasıl olması gerektiğini soran bir alan gelişti: kavram mühendisliği. Bu yaklaşıma göre bir kavramın klasik tanımını bulamamak her zaman bir başarısızlık değildir; bazen kavramı bir amaca daha iyi hizmet edecek biçimde değiştirmek, yani bir kesinleştirici tanım önermek, daha verimlidir. Giriş örneğindeki izin yönetmeliği ve Hart ile Fuller'ın "araç" tartışması, bu yaklaşımın gündelik ve hukuki karşılıklarıdır. Herman Cappelen'in 2018 tarihli Fixing Language kitabı bu alanın sistemli ilk savunularından biridir. Kavram mühendisliği Ders Ç8.5'te ayrıntılı işlenecek.

Yapay zekâda kavram sınırları. İçerik denetimi, belge sınıflandırma ve benzeri yapay zekâ uygulamaları, sürekli olarak kavram sınırlarıyla karşılaşır. Bir platformun "nefret söylemi", "yanıltıcı bilgi" ya da "şiddet içeriği" gibi kategorileri nasıl tanımlayacağı, bu dersin sorusunun büyük ölçekteki bir uygulamasıdır. Bu kategoriler çoğu zaman klasik tanımlara uymaz: çekirdek örnekler açıktır, kenar durumlar ise tartışmalıdır. Bir sınıflandırma modeli bu kenar durumlarda tutarsız kararlar verebilir ve bunun bir nedeni, modelin eğitildiği örneklerin, yani insan değerlendiricilerin kararlarının, kendisinin kenar durumlarda tutarsız olabilmesidir. Hart'ın "yarı gölge" kavramı bu bağlamda yeniden önem kazanıyor: bir kategorinin kenarında, kural tek başına bir karar vermez ve bir yargı gerekir. Bu yargının bir makineye mi, bir insana mı, yoksa ikisinin birlikte çalışmasına mı bırakılacağı, hem epistemolojik hem etik bir sorudur. Hukuktaki içtihat birikimine benzer biçimde, kenar durumlarda verilen kararların gerekçeleriyle birlikte kaydedilmesi, bir kategorinin sınırlarının zamanla daha tutarlı ve denetlenebilir hâle gelmesini sağlayabilir.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir arkadaşın şöyle diyor: "Sanat, insanlarda güçlü duygular uyandıran bir insan yapımıdır."

Adım 1, tanımı biçimsel olarak yaz. Bir şey ancak ve ancak (1) insan yapımıysa ve (2) insanlarda güçlü duygular uyandırıyorsa sanattır.

Adım 2, tanımın türünü belirle. Arkadaşın "sanat" kelimesinin ne anlama geldiğini söylemeye çalışıyor; bu bir kuramsal tanım ya da en azından bir sözlük tanımı denemesidir. Şartlı değildir, çünkü kelimeye yeni bir anlam vermiyor.

Adım 3, fazla darlık için karşı-örnek ara. Sanat olduğundan emin olduğumuz ama tanıma uymayan durumlar var mı? İkinci koşula bakalım: insanlarda güçlü duygular uyandırmayan ama sanat sayılan eserler. Sakin, ölçülü bir geometrik desen ya da izleyenlerin çoğunu duygusal olarak etkilemeyen ama biçimsel yenilikleri nedeniyle önemli sayılan deneysel bir eser düşünülebilir. Bunlar sanatsa, ikinci koşul gerekli değildir. Birinci koşula bakalım: insan yapımı olmayan ama sanat sayılan bir şey var mı? Bu daha tartışmalıdır. Bir sanatçının bulup sergilediği bir doğal taş ya da bir yapay zekâ sisteminin ürettiği bir resim, kenar durumlardır.

Adım 4, fazla genişlik için karşı-örnek ara. Tanıma uyan ama sanat olmadığından emin olduğumuz durumlar var mı? Bir ölüm ilanı insan yapımıdır ve güçlü duygular uyandırır. Bir trafik kazasının fotoğrafı, bir vergi cezası mektubu, bir siyasi slogan da öyle. Bunların çoğunu sanat saymayız. Tanım fazla geniştir; güçlü duygu uyandırmak, sanat için yeterli değildir.

Adım 5, sezgilerin kesinliğini işaretle. Ölüm ilanı ve vergi mektubu karşı-örnekleri güçlüdür: neredeyse herkes bunların sanat olmadığı konusunda anlaşır. Geometrik desen daha az kesindir: bazıları onu dekoratif bir nesne, bazıları sanat sayabilir. Yapay zekâ resmi ise bugün gerçekten tartışmalı bir kenar durumudur.

Adım 6, düzelt ya da sorgula. Tanımı düzeltmek için bir koşul eklenebilir: "sanat, estetik bir deneyim yaratmak amacıyla yapılmış ve insanlarda güçlü duygular uyandıran bir insan yapımıdır." Bu ekleme ölüm ilanını dışarıda bırakır, ama "estetik deneyim" kavramının kendisi tanımlanmayı bekler ve yeni karşı-örneklere açıktır. Sanat felsefesinin bu kavramı tanımlama girişimlerinin uzun ve tartışmalı bir tarihi vardır; bazı felsefeciler, Wittgenstein'ın izinden giderek, sanatın klasik bir tanımı olmadığını, bir aile benzerliği kavramı olduğunu savunmuştur. Bu örnekte yöntem bir tanıma ulaşmadı, ama arkadaşının önerisinin neden yetersiz olduğunu fazla genişlik yönünden güçlü, fazla darlık yönünden ise daha zayıf karşı-örneklerle gösterdi ve daha iyi bir tanımın hangi soruyu cevaplaması gerektiğini ortaya koydu.

Pratik: Alıştırmalar

  1. "Bir kişi ancak ve ancak bir yükseköğretim kurumuna kayıtlıysa öğrencidir" tanımına iki yönden birer karşı-örnek kur.
  2. Şu tanımın türünü belirle ve ona karşı-örnek kurmanın ne anlama geldiğini açıkla: "Bu araştırmada, haftada en az üç gün spor salonuna giden kişilere 'düzenli sporcu' diyeceğiz."
  3. "Kel" kavramını kullanarak yığın paradoksunun bir versiyonunu kur ve hangi öncülün en şüpheli olduğunu söyle.
Cevapları göster
  1. Fazla darlık: bir lise öğrencisi, bir dil kursuna giden yetişkin ya da bir ilkokul öğrencisi öğrencidir ama yükseköğretim kurumuna kayıtlı değildir; "yükseköğretim" koşulu gerekli değildir. Fazla genişlik: bir üniversiteye kaydını yaptırmış ama yıllardır derslere girmeyen, kaydını sildirmeyi unutmuş biri tanıma uyar, ama gündelik anlamda öğrenci sayılmayabilir; bu daha zayıf bir karşı-örnektir ve bir kenar durumudur. Daha güçlü bir fazla genişlik örneği bulmak zordur, çünkü "kayıtlı olmak" öğrenci olmanın merkezî bir koşuludur; bu, tanımın asıl sorununun fazla darlık olduğunu gösterir.
  2. Bu bir şartlı tanımdır: araştırmacı "düzenli sporcu" ifadesine bu araştırma için belirli bir anlam veriyor. Şartlı bir tanıma karşı-örnek kurulamaz, çünkü tanım bir kullanım iddiası değil, bir karardır. Ama tanımın kullanışlı olup olmadığı sorulabilir: haftada iki gün yüzen ve her gün koşan biri bu tanımla "düzenli sporcu" sayılmaz. Bu bir karşı-örnek değil, tanımın araştırmanın amacına hizmet edip etmediğine dair bir eleştiridir. Araştırma yalnızca spor salonu kullanımını ölçüyorsa tanım uygundur; genel fiziksel aktiviteyi ölçüyorsa yanıltıcıdır.
  3. Paradoks: "Başında yüz bin saç teli olan kişi kel değildir. Kel olmayan bir kişinin başından tek bir saç teli eksilirse, o kişi kel olmaz. O hâlde (bu öncülü doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz kez uygulayarak) başında tek bir saç teli olan kişi kel değildir." Sonuç açıkça yanlıştır. En şüpheli öncül ikincisidir: "tek bir telin farkı bir kişiyi kel yapmaz" öncülü her tek adımda doğru görünür, ama bütün adımlar boyunca doğru olamaz. Klasik mantıkta bu öncülü reddetmek ise bir yerde, tek bir telin bir kişiyi kel olmaktan kel olmaya geçirdiği kesin bir sınır olduğunu kabul etmek demektir. Teknik katmandaki üç görüş, bu ikilemden farklı çıkış yolları önerir.

Pratik: Argüman görevi

Neyin arandığını görmek için kısa bir karşılaştırma. Kavram: "doğal ürün". Zayıf çalışma: "Doğal ürün, katkı maddesi içermeyen üründür. Bu tanım doğrudur, çünkü katkı maddeleri doğal değildir." Bu çalışma karşı-örnek aramamış ve "doğal" kelimesini tanımın içinde döngüsel biçimde kullanmış. Güçlü çalışma: "Tanım: bir ürün ancak ve ancak katkı maddesi içermiyorsa doğaldır. Fazla darlık: meyvenin kendi pektini katılarak koyulaştırılmış ev reçeli, mevzuata göre bir katkı maddesi içerir, ama çoğumuz onu doğal sayarız; kenar durumu. Fazla genişlik: laboratuvarda sentezlenmiş ama katkı maddesi içermeyen bir şeker tanıma uyar ama doğal sayılmaz; güçlü karşı-örnek. Sonuç: 'doğal' bir prototip kavramına benziyor; çekirdek örnekler, yani taze meyve ve sebze, açık, ama kenarları geniş ve pazarlamada kolayca istismar ediliyor."

ÖlçütNe aranır
Biçimsel tanımTanım "ancak ve ancak" biçiminde, koşulları ayrı ayrı yazılmış; türü belirlenmiş
İki yönlü sınamaHem fazla darlık hem fazla genişlik için en az ikişer karşı-örnek kurulmuş
Sezgi işaretlemeHer karşı-örneğin güçlü mü yoksa kenar durumu mu olduğu belirtilmiş
DüzeltmeTanım karşı-örneklere göre düzeltilmiş ve yeniden sınanmış
Kavram türü kararıKavramın klasik mi, aile benzerliği mi, prototip mi olduğuna gerekçeli bir hüküm verilmiş

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç0.6) Klasik bir tanım neden tek bir karşı-örnekle çürür? Ders Ç0.6'daki tümel ve tikel önermeler ayrımını kullanarak açıkla.
  2. (Ders Ç0.7) Bir tanımı karşı-örneklerle sınamak, Ders Ç0.7'deki çıkarım türlerinden hangisine benzer? Bir tanımın binlerce örnekle uyumlu olması onun doğru olduğunu gösterir mi?
  3. (Ders Ç0.8) Ders Ç0.8'deki anlam kayması safsatası ile bu dersteki sınır belirsizliği arasındaki fark nedir?
Cevapları göster
  1. Klasik bir tanım bir tümel önermedir: "her x için, x K'dir ancak ve ancak x bu koşulları sağlar." Ders Ç0.6'da gördüğümüz gibi, "bütün S'ler P'dir" önermesinin çelişiği "bazı S'ler P değildir"dir ve bu tikel önermeyi doğrulamak için tek bir örnek yeter. Bir tanıma uyup kavrama girmeyen ya da kavrama girip tanıma uymayan tek bir durum, tanımın tümel iddiasının çelişiğini doğrular ve tanımı çürütür.
  2. Bir tanımı karşı-örnekle çürütmek tümdengelimlidir: tanım tümel bir iddiadır ve tek bir karşı-örnek onu mantıksal olarak çürütür. Ama bir tanımı doğrulamak, Ders Ç0.7'deki tümevarıma benzer: binlerce örnekle uyumlu olması, tanımı güçlü biçimde destekleyebilir, ama doğruluğunu garanti etmez. Henüz düşünülmemiş bir durum, tıpkı Avustralya'daki siyah kuğular gibi, tanımı çürütebilir. Bu asimetri, tümel önermelerin doğrulanması ve yanlışlanması arasındaki farkın kavram analizindeki karşılığıdır.
  3. Anlam kayması, bir kelimenin bir argümanın farklı adımlarında farklı anlamlarda kullanılmasıdır; "kimyasal madde" örneğinde kelimenin iki ayrı ve her biri kendi içinde belirli anlamı vardı. Sınır belirsizliği ise tek bir anlamın kendi içinde bulanık sınırlara sahip olmasıdır; "kel" kelimesinin iki ayrı anlamı yoktur, ama tek anlamı kenar durumlar için kesin bir cevap vermez. Anlam kayması, iki anlamı ayırıp her birini ayrı bir kelimeyle yazarak giderilir; sınır belirsizliği ise bu yolla giderilemez, çünkü ayrılacak iki anlam yoktur.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Gerekli koşul ile yeterli koşul nasıl ayrılır?Gerekli koşul sağlanmadan kavrama girilemez; yeterli koşul sağlandığında kavrama girmek için yeter.
Klasik tanım nedir?Bir kavramı tek tek gerekli ve hepsi birlikte yeterli koşulların bir listesiyle vermek.
Karşı-örneğin iki türü nedir?Tanıma uyup kavrama girmeyen durum (tanım fazla geniş) ve kavrama girip tanıma uymayan durum (tanım fazla dar).
Şartlı tanıma neden karşı-örnek kurulamaz?Bir kullanım iddiası değil, bir karardır; doğru ya da yanlış değil, yalnızca kullanışlı ya da kullanışsızdır.
Aile benzerliği nedir?Örneklerin ortak bir özü olmadığı, ama birbirine örtüşen ve kesişen benzerliklerle bağlandığı durum.
Prototip kuramı ne öne sürer?Kategoriler gerekli-yeterli koşullarla değil, tipik bir örneğe benzerlik derecesiyle düşünülür; bazı üyeler daha merkezî, bazıları daha kenardadır.
Yığın paradoksu neyi gösterir?Sınırı belirsiz kavramlarda, her adımı doğru görünen bir zincirin yanlış bir sonuca varabileceğini.
Analizin paradoksu nedir?Bir analiz doğruysa önemsiz, önemliyse yanlış görünür; yaygın cevap, aynı şeyi farklı yollardan göstermenin bilgi verebileceğidir.

Okuma listesi

  • Platon, Euthyphron. Sokratik tanım arayışının ve karşı-örnek yönteminin klasik örneği.
  • Ludwig Wittgenstein, Felsefi Soruşturmalar (1953), §65–77. Aile benzerliği ve klasik tanım anlayışının eleştirisi.
  • Bernard Suits, The Grasshopper: Games, Life and Utopia (1978). Oyun kavramına klasik bir tanım önerisi.
  • H. L. A. Hart, "Positivism and the Separation of Law and Morals" ve Lon L. Fuller, "Positivism and Fidelity to Law", Harvard Law Review 71 (1958). "Parka araç girmez" tartışması.
  • Timothy Williamson, Vagueness (Routledge, 1994). Sınır belirsizliğinin epistemik kuramı.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Concepts" maddesi. Kavramlar kuramlarına güncel bir giriş.

Sonraki derse köprü

Bu derste kavramların bazen kesin sınırları olmadığını gördün: bir kişi biraz kel, bir taş yığını biraz yığın olabilir. İnançlarımız da derecelidir, ama başka bir anlamda: "biraz kel" kişinin kendisi hakkında bir derecedir, "muhtemelen kel" ise bizim ondan ne kadar emin olduğumuz hakkında. Bir şeye "kesinlikle" inanabiliriz, "muhtemelen" inanabiliriz ya da yalnızca "olabilir" diyebiliriz. Ders Ç0.10, bu dereceli inanç dilini olasılığın diline çevirmeyi ele alıyor: "muhtemelen", "büyük olasılıkla", "neredeyse kesin" gibi ifadelerin sayısal karşılıklarını ve bir inancın derecesini olasılıkla ifade etmenin neyi kazandırdığını.

Günlük sorusu: Bu hafta bir kelimenin anlamı konusunda biriyle anlaşamadığın bir anı hatırla: "Bu bir 'tartışma' mıydı, yoksa 'kavga' mı?" gibi. Anlaşmazlığınız kelimenin çekirdeğinde miydi, yoksa kenarında mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.