Giriş
Apartman yöneticisi aidat toplantısında söz alıyor: "Asansör bakım sözleşmesini yenilemeyelim. Geçen yıl bakım yaptırdık, yine üç kez bozuldu. Bu firma işini bilmiyor, zaten bakım dediğin para tuzağı." Salonda başlar sallanıyor, biri itiraz ediyor, bir başkası telefonundan eski faturaları arıyor. Toplantı yirmi dakika sonra oylamaya gidiyor ve kimse yöneticinin aslında ne söylediğini, hangi gerekçeyle söylediğini tam olarak masaya koymuş değil. Oylanan şey bir öneri; tartışılan şey ise birbirine karışmış üç dört ayrı iddia.
Bu karışıklık her gün yaşanır. Bir haber başlığı, bir uzman görüşü, bir arkadaşın sesli mesajı ya da bir yapay zekâ cevabı önümüze geldiğinde, çoğu zaman ilk tepkimiz ona katılmak ya da karşı çıkmaktır. Oysa bir iddiaya iyi bir tepki vermenin ilk adımı, onun ne söylediğini ve neye dayandığını ayırmaktır. Bu ders o ilk adımın dersidir: bir metinden iddiayı, önermeyi ve argümanı çekip çıkarmayı öğreneceksin. Akademinin geri kalanında yapacağın her denetim bu ayıklamanın üstüne kurulur.
Bu dersin kazanımları:
- İddia, önerme, cümle, argüman, öncül ve sonuç kavramlarını tanımlar, aralarındaki farkı örnekle açıklarsın. (anla)
- Günlük bir metindeki argümanı öncüllerine ve sonucuna ayırır, argüman olmayan kısımları (açıklama, süs, duygu ifadesi) ayıklarsın. (uygula)
- Bir metnin argüman mı yoksa açıklama mı olduğuna, gerekçesini göstererek karar verirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Epistemoloji bilginin felsefesidir: neyi bildiğimizi, nasıl bildiğimizi, bir inanca ne zaman hakkımız olduğunu sorar. Bu sorulara geçmeden önce, bilgi iddialarının hangi biçimde önümüze geldiğini açıkça adlandırmamız gerekiyor. Altı kavramla başlıyoruz ve her birini bir sonrakinden ayırarak kuruyoruz.
İddia kavramının iki yüzü var. Bir yüzü söyleme eylemidir: yönetici "bu firma işini bilmiyor" dediğinde bir şey yapar, salondakilerin karşısına bir sözle çıkar ve o sözün arkasında durur. Öbür yüzü söylenen şeyin içeriğidir: firmanın işini bilmediği. Günlük dil bu ikisini aynı kelimeyle anar ve çoğu zaman sorun çıkmaz. Ama bilgi tartışmasında ikisini ayırmak gerekir, çünkü bir iddianın doğru olup olmadığı içeriğine, söyleyenin güvenilir olup olmadığı ise eylemin kendisine ait bir sorudur. Kimin söylediğini soran Kaynak kapısı ile neyin söylendiğini soran Kavram kapısı bu yüzden ayrı kapılardır.
Önerme ile cümleyi ayırmanın en kolay yolu iki gözlemdir. Birincisi, farklı cümleler aynı önermeyi ifade edebilir. "Ankara Türkiye'nin başkentidir", "Türkiye'nin başkenti Ankara'dır" ve İngilizce "Ankara is the capital of Turkey" üç ayrı cümledir; ama dünyanın aynı durumunu söylerler ve biri doğruysa öbürleri de doğrudur. İkincisi, aynı cümle farklı bağlamlarda farklı önermeleri ifade edebilir. "Ben açım" cümlesini sen söylersen senin açlığına dair bir önerme, ben söylersem benimkine dair bir önerme ifade eder; biri doğru, öbürü yanlış olabilir. Demek ki doğruluk ve yanlışlık asıl olarak cümlelere değil, cümlelerin bir bağlamda söylediği şeye aittir.
Her cümle önerme ifade etmez. "Kapıyı kapat" bir emirdir; doğru ya da yanlış değildir, yerine getirilir ya da getirilmez. "Saat kaç?" bir sorudur; cevabı doğru ya da yanlış olabilir ama sorunun kendisi değildir. "Keşke bugün yağmur yağmasa" bir dilektir. Bu ayrım küçük görünür ama bir metni çözümlerken büyük iş görür: metindeki emirleri, soruları ve dilekleri bir kenara koyduğunda, değerlendirilecek önermeler ortaya çıkar. Retorik sorular buradaki tuzaktır. "Bu firmaya bir yıl daha mı para vereceğiz?" diye soran kişi aslında bir şey öne sürmektedir: "Bu firmaya bir yıl daha para vermemeliyiz." Çözümlemede retorik soruyu, ima ettiği önermeye çevirerek yazarız.
Önerme kavramı epistemoloji için bir başka nedenle de merkezîdir: inanmak, şüphe etmek, ummak, bilmek gibi zihinsel durumların hepsi önermelere yönelir. "Asansörün yine bozulacağına inanıyorum", "Asansörün yine bozulacağından şüpheliyim" ve "Asansörün yine bozulmayacağını umuyorum" cümleleri aynı önermeye (asansörün yine bozulacağı) üç farklı tutum alır. Felsefede bunlara önermesel tutum (propositional attitude) denir. Bu akademinin büyük sorusu, bu tutumlardan birinin, yani inancın, ne zaman bilgiye dönüştüğüdür. İnanç Ders Ç1.4'te ayrıntılı işlenecek; şimdilik şunu not etmek yeterli: neye inandığımızı açıkça söyleyemiyorsak, inancımızın iyi bir nedene dayanıp dayanmadığını da soramayız. Önermeyi açık yazmak, inancı sınanabilir kılmanın ön koşuludur.
Gündelik dilde "argüman" çoğu zaman kavga, tartışma ya da laf yarışı anlamına gelir. Mantıkta ve epistemolojide anlamı daha dardır: argüman, bir iddiayı gerekçeleriyle birlikte sunmaktır. Yöneticinin konuşmasında bir argüman var: "Geçen yıl bakım yaptırdık ve asansör yine üç kez bozuldu; o hâlde bu firma işini bilmiyor." Burada bir önerme (firmanın işini bilmediği) başka bir önermeye (bakıma rağmen bozulmaya) dayandırılıyor. Bu dayandırma iyi ya da kötü olabilir; argümanın kötü olması onu argüman olmaktan çıkarmaz. Bir argümanın iyi olup olmadığı ayrı bir sorudur ve sonraki derslerin konusudur. Bu dersin sorusu daha temeldir: burada bir argüman var mı, varsa parçaları neler?
Argümanı ikna etmekle de karıştırmamak gerekir. Birini bir şeye inandırmanın ya da bir şey yaptırmanın pek çok yolu vardır ve bunların çoğu argüman değildir. Tehdit eden ("Bu sözleşmeye imza atmazsan işten çıkarsın"), ödül vaat eden, sesini yükselten, herkesin zaten öyle düşündüğünü ima eden ya da yalnızca aynı cümleyi defalarca tekrarlayan kişi ikna etmeye çalışır ama karşısındakine sonuca inanmak için bir neden sunmaz. Tehdit, imza atmak için bir neden verir; sözleşmenin iyi olduğuna inanmak için bir neden vermez. Bu ayrım epistemolojinin özünde durur. Bir argüman, sonucun doğru olduğuna dair bir neden sunmaya çalışır; ikna ise yalnızca birinin o sonucu kabul etmesini hedefler. İkna edici ama argümansız metinlerle her gün karşılaşırız ve onları tanımanın ilk yolu, ayıkladığımızda elimizde öncül olarak hiçbir önerme kalmadığını görmektir.
Öncül ve sonuç, önermelerin kendi özellikleri değil, argüman içindeki rolleridir. "Bu firma işini bilmiyor" önermesi yöneticinin ilk argümanında sonuçtur. Ama hemen ardından aynı önerme yeni bir argümanın öncülü olur: "Bu firma işini bilmiyor; o hâlde sözleşmeyi yenilememeliyiz." Gerçek metinlerde argümanlar böyle zincirlenir. Bir sonucun bir sonraki adımda öncüle dönüştüğü noktaya ara sonuç denir. Zinciri görmek, bir konuşmanın nerede güçlü nerede zayıf olduğunu bulmanın yoludur: zincir, en zayıf halkası kadar dayanır.
Türkçede çıkarım göstergeleri yalnız bağlaçlarla değil, eklerle de kurulur. "Geçen yıl bozulduğuna göre bakım işe yaramıyor" cümlesinde öncülü "-duğuna göre" eki işaretler. "Madem bu firma güvenilmez, başkasını bulalım" cümlesinde "madem" öncülü önden getirir ve sonuç bir öneri biçiminde gelir. Göstergeler yararlıdır ama yanıltıcı da olabilir. Birincisi, birçok argüman hiç gösterge taşımaz: "Asansör yine bozuldu. Bu firma işini bilmiyor." İki cümle yan yana durur ve okur aradaki dayandırma ilişkisini kendisi kurar. İkincisi, "çünkü" kelimesi argümanda da açıklamada da kullanılır. Bu ikinci tuzak ayrı bir kavramı gerektiriyor.
"Yol ıslak, çünkü gece yağmur yağdı" cümlesini iki durumda düşün. Birinci durumda sabah kapıdan çıkıyorsun, yolu ıslak görüyorsun ve komşuna nedenini söylüyorsun. Yolun ıslak olduğu tartışmalı değildir; sen onun nedenini veriyorsun. Bu bir açıklamadır. İkinci durumda gece hiç uyanmadın, yağmur yağıp yağmadığını bilmiyorsun ve şöyle düşünüyorsun: "Gece yağmur yağmış olmalı, çünkü yol ıslak." Burada tartışmalı olan yağmurdur ve yolun ıslaklığı ona inanmak için bir neden olarak sunuluyor. Bu bir argümandır. Ayırt edici soru şudur: "çünkü"den önceki kısım zaten kabul ediliyor mu, yoksa "çünkü"den sonraki kısım onu kabul ettirmek için mi orada? İlki açıklama, ikincisi argümandır. Ayrım önemlidir, çünkü ikisine farklı sorular sorarız. Bir argümana "öncüller doğru mu ve sonucu destekliyor mu?" diye sorarız; bir açıklamaya "gerçek neden bu mu, başka bir neden olamaz mı?" diye sorarız.
Argüman
Bu dersin kendisi de bir iddia öne sürüyor: bir bilgi iddiasını değerlendirmeden önce onu taşıyan argümanı ayıklamak gerekir. Bu iddiayı bir argümanın sonucu olarak standart biçimde yazalım. Standart biçim, öncülleri numaralı satırlar hâlinde alt alta, sonucu ise en altta ayrı bir satırda yazmaktır; bir sonraki ders bu biçimi ayrıntılı işleyecek.
- Bir iddiayı kabul etmek ya da reddetmek akılcı olacaksa, o iddiaya inanmak için iyi bir neden olup olmadığına bakmak gerekir.
- Bir iddia için sunulan nedenler, ancak iddiadan ayrılıp açık önermeler olarak yazıldığında tek tek sınanabilir.
- Gündelik konuşmada ve yazıda nedenler ile iddia çoğu zaman iç içe, eksik ya da süsle örtülü biçimde gelir.
Sonuç: Gerekçesi sorgulanan bir iddiayı akılcı biçimde kabul etmek ya da reddetmek için, önce onu taşıyan argümanı ayıklamak, yani öncüllerini ve sonucunu ayrı önermeler olarak yazmak gerekir.
Argümanın işleyişine bakalım. Birinci öncül, akılcı kabul ile neden arasındaki bağı kurar: bir iddiaya yalnızca hoşumuza gittiği ya da söyleyeni sevdiğimiz için katılmak, onu akılcı biçimde kabul etmek değildir. İkinci öncül, nedenleri sınamanın bir koşulunu söyler: bir nedeni sınamak için onun ne olduğunu açıkça görmek gerekir. Üçüncü öncül, gündelik metinlerin bu koşulu kendiliğinden sağlamadığını gözlemler. Üçü birlikte, ayıklama işinin atlanamayacağı sonucuna götürür: nedenler açık değilse ve sınama açıklık gerektiriyorsa, akılcı değerlendirme önce açıklığı üretmek zorundadır.
En tartışmalı öncül: İkinci öncül. Her nedenin sınanmak için ayrı bir önerme olarak yazılması gerekiyor mu? Masada bir fincan kahve gördüğünde, kahvenin orada olduğuna inanmanın nedeni görsel deneyimindir ve bu deneyimi bir önerme olarak yazmadan da ona dayanırsın. Algıya, belleğe ve başkalarının sözüne dayanan inançlarımızın büyük kısmı böyle işler. Bu itiraz ciddidir ve aşağıda ele alınıyor. Argümanın kapsamını daraltarak savunulabilir: ayıklama, nedeni sorgulanan ya da tartışmalı olan iddialar için gereklidir, her gündelik inanç için değil. Aynı örnek birinci öncülü de zorlar: bazı epistemologlara (dışsalcılar) göre bir algı inancının akılcı olması için öznenin bir nedene "bakması" gerekmez, inancın güvenilir bir süreçten doğması yeter. Birinci öncül bu yüzden içselci bir varsayım taşır; bu tartışma Modül Ç4'ün konusudur.
Birinci öncül de sorgusuz geçmemeli. Bazı filozoflar, kimi durumlarda iyi bir kanıt olmadan da bir inancı benimsemenin akılcı olabileceğini savundu. William James "The Will to Believe" (1896) denemesinde, seçeneğin "gerçek" olduğu, yani canlı, kaçınılmaz ve önemli olduğu durumlarda, soru doğası gereği aklî gerekçeyle karara bağlanamıyorsa tutkusal doğamızın karar vermesinin meşru, hatta kaçınılmaz olduğunu savundu. Bu tartışmayı Modül P6'da (din epistemolojisi) ayrıntılı ele alacağız. Ama James'in argümanı bile bir argümandır: hangi koşullarda kanıtsız inancın meşru olduğunu nedenlerle savunur. Bu yüzden onu tartışmak için de önce ayıklamak gerekir. Yani James haklı olsa bile, onun argümanını değerlendirmek için ayıklama gerekir; ama James haklıysa, bazı inançlar için birinci öncül ve onunla birlikte bu dersin sonucu geçerliliğini yitirir. Sonucu "gerekçesi sorgulanan iddialar" ile sınırlamamızın bir nedeni de budur.
Argümanın sonucunu doğru anlamak için neyi söylemediğine de bakmak gerekir. Sonuç, argümanı ayıklamanın iddiayı değerlendirmek için yeterli olduğunu söylemiyor; yalnızca gerekli bir ilk adım olduğunu söylüyor. Ayıkladıktan sonra iki soru daha kalır: öncüller doğru mu, ve öncüller doğruysa sonucu ne ölçüde destekliyorlar? Bu soruların ilki akademinin büyük kısmının konusudur (kaynaklar, kanıt, gerekçe); ikincisi mantığın konusudur ve bu modülün geri kalanında işlenir. Ayıklama, bu iki soruyu sorulabilir hâle getiren hazırlıktır.
İtirazlar ve cevaplar
İtiraz 1: İnançlarımızın çoğu argümana dayanmaz
Pencereden bakıp dışarıda kar yağdığına inanırım. Annemin adını bilirim. İki artı ikinin dört ettiğini bilirim. Bu inançların hiçbirine bir argümanın sonucu olarak varmadım; doğrudan algıladım, hatırladım ya da kavradım. Bu dersin argümanı, her bilgi iddiasının arkasında bir argüman olduğunu varsayıyor gibi görünüyor. Eğer inançlarımızın çoğu argümansız gerekçelendiriliyorsa, argüman ayıklamak epistemolojinin merkezinde değil, kenarında durur.
Cevap: İtirazın gözlemi doğrudur ve bu akademi onu ciddiye alır: algı, bellek ve akıl Modül Ç2'de ayrı bilgi kaynakları olarak işlenir ve bazı epistemologlar bu kaynakların argümansız gerekçe sağladığını savunur. Ama itiraz, bu dersin sonucuyla çelişmez. Sonuç akılcı kabul ya da ret sorusunun gündeme geldiği iddialar hakkındadır. Dışarıda kar yağdığına dair inancım sorgulanmadıkça bir argümana ihtiyaç duymaz. Biri "Emin misin, o kar değil uçuşan polen olabilir" dediği anda ise ya bir argüman kurarım ("Hava sıfırın altında, taneler yere düşünce erimiyor, beyaz bir örtü oluşuyor") ya da inancımı askıya alırım. Sorgulanan bir inancın savunması bir argümandır. Ayrıca bu akademide karşılaşacağın iddiaların çoğu haber, uzman görüşü, istatistik, yapay zekâ cevabı gibi başkasının sunduğu iddialardır. Bunlar zaten ya bir argümanla gelir ya da bir argüman eksikliğiyle göze batar.
İtiraz 2: Ayıklamak metni yoksullaştırır
Bir konuşmayı öncül-sonuç satırlarına indirmek, onu anlamlı kılan her şeyi atar: tonu, bağlamı, imayı, konuşanın kim olduğunu, dinleyenle ilişkisini. Yöneticinin "bakım dediğin para tuzağı" sözü belki bir öncül değil, yıllardır biriken bir güvensizliğin ifadesidir. Onu kuru bir önermeye çevirmek, hem yöneticiye haksızlık eder hem de toplantıda gerçekten olanı gözden kaçırır.
Cevap: Ayıklama metnin yerine geçmez; metni sınamak için kullanılan bir araçtır. Bir harita araziyi yoksullaştırır ama yolu bulmamızı sağlar; harita ile araziyi karıştırmadıkça bir kayıp yoktur. Ayıklamanın iki özelliği bu kaygıyı ayrıca hafifletir. Birincisi, ayıklama ima edilen öncülleri de yazar; konuşanın açıkça söylemediği ama argümanının dayandığı varsayımları görünür kılar. Bu, metni yoksullaştırmak değil, örtük olanı açığa çıkarmaktır ve bir sonraki dersin konusudur. İkincisi, iyi bir ayıklama konuşanı en güçlü hâliyle okur; bunu hayırseverlik ilkesi düzenler ve Ders Ç0.3'te işlenir. Tonun ve duygunun kendisi de bilgi taşıyabilir: yöneticinin güvensizliği, firmanın geçmişteki davranışına dair bir kanıtın izi olabilir. O zaman doğru hamle onu atmak değil, "bu firma geçmişte bize yanlış fatura kesti" gibi sınanabilir bir öncüle çevirmeyi denemektir.
İtiraz 3: Ayıklama bir yerde durmalı, ama nerede?
Bir argümanın öncüllerini ayıkladım. Peki o öncüller neye dayanıyor? Her öncül için yeni bir argüman istersem sonsuza kadar geriye giderim. İstemezsem, öncülleri sorgulamadan kabul etmiş olurum ve ayıklamanın akılcılık vaadi boşa çıkar.
Cevap: Bu itiraz epistemolojinin en eski sorunlarından birine, gerekçe zincirinin nerede duracağı sorusuna dokunur ve Modül Ç3'ün bütününü kaplar. Burada iki şey söylemek yeterli. Birincisi, bu dersin sonucu ayıklamanın akılcı değerlendirme için gerekli olduğunu söyler, sonsuza kadar sürmesi gerektiğini söylemez. Pratikte ayıklama, tarafların üzerinde anlaşmadığı öncüle ulaşıldığında durur. Asansör tartışmasında kimse asansörün geçen yıl bozulduğundan şüphe etmiyorsa, o öncül için ayrı bir argüman gerekmez; tartışma "bozulmalar bakımın kötülüğünden mi kaynaklanıyor?" sorusunda yoğunlaşır. İkincisi, ayıklama gerilemeyi yaratmaz, görünür kılar. Ayıklamadan da her inancımız bir yerde durur; ayıklamak yalnızca nerede durduğumuzu görmemizi sağlar.
İtiraz 4: Uzmana güvenmek argüman gerektirmez
Bir hekimin tavsiyesini, bir hava durumu tahminini ya da bir ansiklopedi maddesini kabul ederken argümanlarını ayıklamayız; çoğu zaman ayıklasak bile değerlendiremeyiz, çünkü konuyu bilmeyiz. Bu iddiaları akılcı biçimde kabul etmemizin dayanağı argümanın kendisi değil, kaynağın güvenilirliğidir. Bu dersin örnekleri arasında sayılan haberler, uzman görüşleri ve yapay zekâ cevapları tam da bu türdendir. O hâlde ayıklama, en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde işe yaramıyor gibi görünür.
Cevap: İtiraz önemli bir şeyi doğru görür: başkasının sözüne dayanmak, bilgi edinmenin başlıca yollarından biridir ve her şeyi kendimiz denetleyemeyiz. Ama kaynağa güvenmek de bir argümanın sonucu olarak yazılabilir: "Bu kaynak bu konuda güvenilirdir; bu kaynak şunu söylüyor; o hâlde bunu kabul etmek için iyi bir nedenim var." Bu argüman da ayıklanabilir ve sınanabilir; asıl yük birinci öncüldedir, yani kaynağın neden ve hangi konuda güvenilir olduğunda. Ayıklama burada konunun argümanını değil, güvenin argümanını görünür kılar. Tanıklık ve uzmanlık Modül Ç2 ile Modül Ç7'de ayrıntılı işlenecek.
Örnekler
Basit örnek: aidat toplantısı
Yöneticinin konuşmasına dönelim: "Asansör bakım sözleşmesini yenilemeyelim. Geçen yıl bakım yaptırdık, yine üç kez bozuldu. Bu firma işini bilmiyor, zaten bakım dediğin para tuzağı."
Önce önerme olmayanları ayırıyoruz. "Yenilemeyelim" bir öneridir; önerme olarak "Bakım sözleşmesini yenilememeliyiz" diye yazılır. Ardından göstergelere bakıyoruz. Gösterge yok; ilişkiyi biz kuruyoruz. En genel iddia, yani her şeyin desteklediği önerme, sözleşmeyi yenilememek gerektiğidir. Onu destekleyen iki ayrı hat var. Birinci hat: "Geçen yıl bakım yaptırdık" ve "Asansör yine üç kez bozuldu" öncüllerinden "Bu firma işini bilmiyor" ara sonucuna gidiyor. İkinci hat: "Bakım genel olarak para tuzağıdır" öncülü doğrudan ana sonucu destekliyor.
Ayıklama iki şeyi hemen gösteriyor. Birincisi, iki hat birbiriyle gerilim içinde: firma işini bilmiyorsa çözüm başka bir firmadır; bakım genel olarak işe yaramıyorsa firma değiştirmek de bir şey çözmez. Yönetici iki farklı argümanı tek nefeste söylemiş. İkincisi, "bakım dediğin para tuzağı" öncülü salonun en az sorguladığı ama en geniş öncüldür: bütün bakım hizmetleri hakkında bir genelleme yapıyor ve hiçbir nedene dayanmıyor. Toplantı bu iki noktayı ayırabilseydi, yirmi dakikalık tartışma iki soruya inerdi: bozulmaların nedeni bakım mı, ve başka firmalar ne kadar iyi?
Orta örnek: bir haber başlığı ve altındaki metin
Bir haber sitesinde şu başlığı okuduğunu düşün: "Her gün kahve içenler daha uzun yaşıyor." Başlığın altında şu paragraf var: "Araştırmacılar on yıl boyunca takip ettikleri gönüllüler arasında, günde en az bir fincan kahve içenlerin bu süre içinde ölme olasılığının içmeyenlere göre daha düşük olduğunu buldu. Uzmanlar, kahvenin içindeki bazı bileşiklerin hücreleri koruyabileceğini söylüyor."
Bu metinde bir argüman var mı? Başlık tek başına bir iddiadır. Paragrafı okuyunca bir argüman beliriyor ama çoğu örtük kalıyor. Açık olan öncül bir gözlemdir: bir grup insanda kahve içenler on yıl içinde daha az öldü. Başlığın ima ettiği sonuç ise daha güçlüdür: kahve içmek ömrü uzatır, yani okur için de geçerli olan bir neden-sonuç ilişkisi. Aradaki boşluğu dolduran örtük öncül şudur: "Kahve içenlerle içmeyenler arasında, ölüm oranını etkileyen başka önemli bir fark yoktur." Bu öncül yazılmadıkça sınanamaz. Yazıldığında ise hemen sorular doğar: kahve içenler daha çok mu çalışıyor, daha mı sağlıklı, sağlık sorunu olanlar kahveyi bırakmış olabilir mi?
Paragrafın ikinci cümlesi ilginç bir rol oynuyor. "Bileşiklerin hücreleri koruyabileceği" bir açıklama girişimidir: kahvenin ömrü uzattığını zaten varsayıp bunun nasıl olabileceğini söyler. Ama okurun zihninde bir öncül gibi çalışır ve sonuca destek veriyormuş gibi görünür. Ayıklama bu kaymayı yakalar: akla yatkın bir mekanizma, açıkladığı şeyin doğru olduğunu tek başına göstermez. Bu örneğe Modül P2'de (bilimsel bilgi) ve korelasyon ile nedensellik ayrımında yeniden döneceğiz.
Gerçek hayat örneği: bir yapay zekâ cevabı
Bir sohbet asistanına "Plüton neden artık gezegen sayılmıyor?" diye sorduğunu düşün. Cevap şöyle: "Plüton 2006'dan beri gezegen sayılmıyor, çünkü Uluslararası Astronomi Birliği (IAU) o yıl gezegen için bir tanım kabul etti. Bu tanıma göre gezegen Güneş'in etrafında dolanan, kendi kütleçekimiyle yaklaşık küresel bir biçim almış ve yörüngesinin çevresini başka cisimlerden temizlemiş bir gök cismidir. Plüton son koşulu sağlamadığı için cüce gezegen olarak sınıflandırıldı."
Bu metin önce bir açıklama gibi görünür; soru "neden" diye sorulmuştur. Ama içinde açık bir argüman yatar ve ayıklayınca güzel bir yapı ortaya çıkar:
- Bir gök cismi gezegendir ancak ve ancak Güneş'in etrafında dolanıyorsa, yaklaşık küresel biçimdeyse ve yörüngesinin çevresini temizlemişse (IAU tanımı).
- Plüton yörüngesinin çevresini temizlememiştir.
- Dolayısıyla Plüton gezegen değildir.
Ayıklama, cevabın gücünün nereden geldiğini gösteriyor. Birinci öncül bir gözlem değil, bir tanımdır; doğruluğu bir kurumun kararına dayanır. İkinci öncül ise gözleme dayanan bir olgu önermesidir. Böylece "Plüton gezegen mi?" sorusunun iki ayrı yüzü belirir: gezegeni nasıl tanımlamalıyız (bir kavram sorusu) ve Plüton bu tanımı karşılıyor mu (bir olgu sorusu). Plüton tartışmasındaki gerçek anlaşmazlık, ikinci soruda değil birinci sorudadır. Bu tür ayrımları Ders Ç0.9'da (kavram analizi) ve Modül Ç8'de (kavram mühendisliği) inceleyeceğiz. Bir yapay zekâ cevabını değerlendirmenin ilk adımı da budur: hangi cümlesi tanım, hangisi olgu, hangisi sonuç?
Araç kartı: Argüman Ayıklayıcı
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir metinden değerlendirilecek önermeleri ve aralarındaki destek ilişkisini çıkarır; argümanı süsten, açıklamadan ve önerme olmayan cümlelerden ayırır. |
| Adımlar | 1) Emir, soru ve dilekleri ayır; retorik soruları önermeye çevir. 2) Metnin en genel iddiasını, yani her şeyin desteklediği sonucu bul. 3) Çıkarım göstergelerini işaretle; gösterge yoksa "bu, neye inanmak için bir neden olarak sunuluyor?" diye sor. 4) "Çünkü"den önceki kısım zaten kabul görüyorsa açıklama, tartışmalıysa argüman olarak etiketle. 5) Öncülleri ve sonucu ayrı satırlara yaz; ara sonuçları işaretle. |
| Ne zaman kullanılır | Bir iddiaya katılmadan ya da karşı çıkmadan önce; tartışma uzayıp tarafların ne üzerinde anlaşmadığı belirsizleştiğinde; bir haber, uzman görüşü ya da yapay zekâ cevabını değerlendirmeye başlarken. |
| Sınırı | Ayıklama argümanın iyi olup olmadığını söylemez; yalnızca neyin değerlendirileceğini görünür kılar. Tartışmalı olmayan algı ve bellek inançlarına uygulamak gereksizdir. |
| 5K kapısı | Kavram |
Özet
- İddia bir şeyin böyle olduğunu ileri sürme eylemidir; önerme o iddianın doğru ya da yanlış olabilen içeriğidir.
- Önerme cümle değildir: farklı cümleler aynı önermeyi, aynı cümle farklı bağlamlarda farklı önermeleri ifade edebilir. Emirler, sorular ve dilekler önerme ifade etmez; retorik sorular ise ima ettikleri önermeye çevrilir.
- Argüman, bir önermeyi (sonuç) başka önermelere (öncüller) dayanarak destekleme girişimidir. Kötü bir argüman da argümandır.
- Öncül ve sonuç önermelerin rolleridir: bir argümanın sonucu bir sonrakinin öncülü olabilir (ara sonuç).
- Çıkarım göstergeleri ("o hâlde", "çünkü", "-dığına göre", "madem") yol gösterir ama her argüman gösterge taşımaz ve "çünkü" açıklamada da kullanılır.
- Açıklama zaten kabul edilen bir şeyin nedenini verir; argüman tartışmalı bir şeye inanmak için neden verir.
- Bir iddiayı akılcı biçimde değerlendirmek için önce onu taşıyan argümanı ayıklamak gerekir; ayıklama yeterli değil, gerekli bir ilk adımdır.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Önerme ile doğruluk arasındaki bağı ilk kez sistemli biçimde kuran metinlerden biri Aristoteles'in Peri Hermeneias (Önermeler Üzerine) adlı kısa eseridir. Aristoteles her anlamlı sözün doğru ya da yanlış olmadığını, doğruluk ve yanlışlığın yalnızca belirli bir söz türüne ait olduğunu söyler:
Her söz anlamlıdır […], ama her söz bildirme sözü değildir; yalnız doğru ya da yanlış söylemenin içinde bulunduğu söz bildirme sözüdür. Bu her sözde bulunmaz: örneğin dua bir sözdür ama ne doğrudur ne yanlış.
Aristoteles'in "bildirme sözü" (apophantikos logos) dediği şey, bu derste önerme ifade eden cümle dediğimiz şeye çok yakındır. Örneği de dikkat çekicidir: dua, anlamlı ama doğruluk değeri taşımayan sözün örneğidir; bizim emir ve dilek örneklerimizin akrabasıdır. Aynı yazar Birinci Analitiklerin açılışında akıl yürütmenin en sıkı türünü, tasımı (syllogismos) şöyle tanımlar:
Tasım, bazı şeyler ortaya konduğunda, konanlardan başka bir şeyin, onların böyle olması sayesinde zorunlu olarak çıktığı bir sözdür.
Çeviride "söz" diye karşıladığımız kelime Yunanca logos'tur ve bu kelimenin söz, akıl, oran, gerekçe gibi geniş bir anlam alanı vardır. Aristoteles burada onu dil yoluyla ortaya konan anlamlı bir bütün anlamında kullanıyor. Bu çok anlamlılık, Yunan düşüncesinde konuşmak ile gerekçe vermenin birbirine yakın durduğunu düşündürür; bu akademinin argüman kavramı da o yakınlığın mirasçısıdır.
Bu tanımda bu dersin argüman kavramının üç parçası açıkça görünür: ortaya konan şeyler (öncüller), onlardan başka olan şey (sonuç) ve ikisi arasındaki "sayesinde" bağı (destek ilişkisi). Aristoteles'in tanımı daha dardır, çünkü sonucun zorunlu olarak çıkmasını ister. Bu, bugün geçerli tümdengelimli argüman dediğimiz türe yakındır ama ondan da dardır: Aristoteles sonucun öncüllerden farklı olmasını ve öncüllerin sonucu yalnızca kendileri sayesinde vermesini de ister. Günlük argümanların çoğu böyle bir zorunluluk sağlamaz ve bu fark Ders Ç0.4 ile Ders Ç0.7'nin konusudur.
Argümanın parçalarını adlandırma çabası yalnız Yunan'a ait değildir. Hint mantığının kurucu metni sayılan Nyāya-sūtra, tartışmada kullanılacak çıkarımı beş üyeli bir yapı olarak tanımlar:
Üyeler şunlardır: sav, neden, örnek, uygulama ve sonuç.
Sonraki Nyāya el kitaplarının (örneğin Annambhaṭṭa'nın Tarkasaṃgraha'sı) standartlaştırdığı örnekle bu beş üye şöyle dizilir; en eski yorumcu Vātsyāyana ise beş üyeyi "ses ezelî değildir, çünkü üretilmiştir; çömlek gibi" örneğiyle açıklar. Sav (pratijñā): "Tepede ateş var." Neden (hetu): "Çünkü tepede duman var." Örnek (udāharaṇa): "Dumanın olduğu her yerde ateş vardır, mutfaktaki ocakta olduğu gibi." Uygulama (upanaya): "Tepede de böyle bir duman var." Sonuç (nigamana): "Öyleyse tepede ateş var." Bu yapı bizim standart biçimimizden iki noktada ayrılır. Birincisi, sonuç başta bir sav olarak ilan edilir ve sonda yeniden söylenir; bu, argümanın bir tartışmada karşı tarafa sunulduğunu, yani diyalektik bir bağlamda yaşadığını gösterir. İkincisi, genel ilke ("dumanın olduğu her yerde ateş vardır") tek başına değil, somut bir örnekle birlikte verilir; genellemenin dayandığı deneyim argümanın içine yazılır. Nyāya'nın bilgi araçları kuramını ve bu çıkarım biçimini Ders G4.2 ile Ders G4.3'te ayrıntılı işleyeceğiz.
Teknik ayrıntı
Önermenin ne olduğu tartışmalıdır. Bu derste önermeyi "doğru ya da yanlış olabilen içerik" diye tanımladık ve bu tanım çoğu iş için yeterlidir. Ama felsefede önermelerin ne tür şeyler olduğu üzerine birkaç rakip görüş vardır. Gottlob Frege önermeye benzeyen şeye "düşünce" (Gedanke) adını verdi ve onu zihinden bağımsız, cümlenin anlamı (Sinn) olan soyut bir nesne olarak düşündü; Frege'de cümlenin gönderimi (Bedeutung) ise doğruluk değeridir. Bertrand Russell'ın bir dönem savunduğu görüşe göre önermeler, sözünü ettikleri nesnelerin kendisini içeren yapılardır: "Ankara Türkiye'nin başkentidir" önermesi Ankara şehrinin kendisini içerir. Olası dünyalar anlambiliminde ise bir önerme, onun doğru olduğu olası dünyaların kümesiyle özdeşleştirilir. Bu görüşler farklı sorularda farklı sonuçlar verir; örneğin "2 + 2 = 4" ile "üçgenin üç kenarı vardır" önermeleri bütün olası dünyalarda doğrudur, dolayısıyla olası dünyalar görüşünde aynı önerme sayılırlar. Bu sonucun kabul edilebilir olup olmadığı tartışmalıdır. Bu akademide önerme kavramını teorik açıdan tarafsız kullanacağız: hangi görüş doğru olursa olsun, doğru ya da yanlış olabilen içerik ile onu taşıyan cümle arasındaki ayrım ayakta kalır.
Argümanın biçimsel tanımı. Mantık kitaplarında bir argüman çoğu zaman bir çift olarak tanımlanır: bir öncüller kümesi (Γ) ve bir sonuç (φ), kısaca ⟨Γ, φ⟩. Bu tanım bilinçli olarak sadedir. Argümanı birinin öne sürüp sürmediğine, ikna etmeye çalışıp çalışmadığına bakmaz; yalnızca önermeler arasındaki ilişkiyi inceler. Bu derste kullandığımız tanım ise bir "destekleme girişimi" içerir ve bu yüzden konuşanın niyetine de yer açar. İki tanımın farkı pratikte önemlidir: biçimsel tanımda herhangi bir önermeler kümesi ile herhangi bir önerme bir argüman oluşturur, saçma olsa bile. Gündelik tanımda ise birinin o öncülleri o sonuca destek olarak sunması gerekir.
Öne sürme bir söz edimidir. J. L. Austin, ölümünden sonra 1962'de yayımlanan How to Do Things with Words adlı derslerinde, konuşmanın yalnızca bir şeyi betimlemek değil, aynı zamanda bir şey yapmak olduğunu gösterdi: söz vermek, uyarmak, emretmek, özür dilemek. Öne sürmek (assertion) de böyle bir edimdir. Bu derste iddiayı bir eylem olarak tanımlamamızın arka planı budur. Ayrımın pratik bir sonucu var: aynı önerme farklı edimlerle ortaya konabilir. "Firma değişecek" önermesi bir öngörü, bir söz, bir tehdit ya da bir duyuru olarak söylenebilir. Ayıklama önermeyi çıkarır; ama hangi edimle söylendiğini not etmek, konuşanın neyin arkasında durduğunu anlamak için gereklidir. Bir öngörüde yanılmak ile bir sözü tutmamak farklı başarısızlıklardır.
Söylenen ile ima edilen. Paul Grice'ın 1967'de verdiği ve 1975'te "Logic and Conversation" başlığıyla yayımlanan çalışması, bir cümlenin kelimenin tam anlamıyla söylediği ile konuşanın ima ettiği (implicature) arasında ayrım yaptı. "Öğrencilerin bazısı sınavı geçti" diyen kişi, kelimesi kelimesine yalnızca en az bir öğrencinin geçtiğini söyler; ama dinleyen, hepsinin geçmediğini anlar, çünkü hepsi geçmiş olsaydı konuşanın bunu söylemesi beklenirdi. Grice bu çıkarımları konuşmanın işbirliği ilkesine ve onun altındaki ilkelere (nicelik, nitelik, ilgi, tarz) dayandırdı. Argüman ayıklamada bu ayrım iki yönde iş görür. Bir yandan, ima edilen önermeler çoğu zaman argümanın gerçek öncülleridir ve yazılmaları gerekir; reklamlar ve siyasi konuşmalar bu yüzden ima yoluyla çalışmayı sever, çünkü ima edilen bir iddianın sorumluluğu söylenen bir iddianınkinden kolay reddedilir. Öte yandan, ima her zaman iptal edilebilir: "Bazısı geçti, hatta hepsi geçti" demek çelişki değildir. Ayıklarken bir öncülü konuşanın söylediği mi yoksa ima ettiği mi olarak yazdığını işaretlemek, hem dürüst hem de tartışmayı kolaylaştıran bir alışkanlıktır.
Bağlı ve yakınsak destek. Öncüller sonucu iki ayrı biçimde destekleyebilir. Bağlı destekte (linked support) öncüller yalnızca birlikte iş görür: "Bütün memeliler akciğerle solur" ve "Balina memelidir" öncüllerinin hiçbiri tek başına "Balina akciğerle solur" sonucuna destek vermez. Yakınsak destekte (convergent support) her öncül sonuca bağımsız bir neden verir: "Firma değiştirmeliyiz, çünkü bu firma pahalı; ayrıca arızaları geç gideriyor." Ayrım, bir öncül çürüdüğünde argümanın ne kadarının ayakta kalacağını belirler. Bağlı destekte bir öncülün düşmesi bütün desteği götürür; yakınsak destekte yalnızca o hattı. Aidat toplantısı örneğindeki iki hat yakınsak destek gibi sunulmuştu ama aralarındaki gerilim, aslında birbirini zayıflattıklarını gösteriyordu.
Argüman ile akıl yürütme aynı şey değildir. Bu derste argümanı önermeler arasında kurulan bir destek ilişkisi olarak ele aldık. Akıl yürütme (reasoning) ise bir zihnin bir inançtan ötekine geçtiği, ya da inançlarını değiştirdiği süreçtir. Gilbert Harman 1986'da yayımlanan Change in View kitabında bu ikisini karıştırmanın yol açtığı bir hatayı gösterdi: mantık hangi önermelerin hangilerinden çıktığını söyler, ama ne düşünmemiz gerektiğini doğrudan söylemez. Bir önermenin inançlarımızdan mantıksal olarak çıkması, ona inanmamız gerektiği anlamına gelmez; bazen o sonucu görünce, öncüllerden birini bırakmak daha akılcıdır. Birinin "bunu kabul ediyorsan şunu da kabul etmelisin" demesi karşısında iki yol açıktır: sonucu kabul etmek ya da kabul ettiğini sandığın öncülü yeniden düşünmek. Argüman ayıklama, bu seçimi bilinçli yapmanın aracıdır; seçimi kendisi yapmaz.
Toulmin modeli. Stephen Toulmin 1958'de yayımlanan The Uses of Argument kitabında, öncül-sonuç ikiliğinin gündelik argümanları anlatmakta yetersiz kaldığını savundu ve daha zengin bir şema önerdi: iddia (claim), veri (data), veriden iddiaya geçişi meşrulaştıran geçiş ilkesi (warrant), geçiş ilkesinin dayanağı (backing), iddianın gücünü sınırlayan niteleyici (qualifier, "muhtemelen" gibi) ve iddianın geçerli olmadığı istisnalar (rebuttal). Toulmin'in geçiş ilkesi, bu akademide bir sonraki derste "gizli öncül" adıyla göreceğimiz şeyin akrabasıdır. Niteleyici ise kesinlik kapısıyla doğrudan ilgilidir: bir iddianın ne kadar güçlü öne sürüldüğü, argümanın parçasıdır.
Güncel tartışma
Argüman bir ürün mü, bir süreç mi? Argümantasyon kuramında Joseph Wenzel'e dayanan yaygın bir ayrım, argümanı üç açıdan inceler: mantıksal açıdan bir ürün (önermeler ve aralarındaki ilişki), diyalektik açıdan bir prosedür (karşılıklı soru, itiraz ve cevap kuralları) ve retorik açıdan bir süreç (belirli bir dinleyiciyi ikna etme etkinliği). Bu ders ağırlıklı olarak birinci açıyı kullandı. Ama diğer iki açı da epistemolojiyle ilgilidir. Diyalektik açı, bir argümanın kime karşı ve hangi itirazlar karşısında savunulduğunu sorar ve Ders Ç0.3'teki hayırseverlik ilkesinin arka planıdır. Retorik açı ise neden kötü argümanların sıkça ikna ettiğini anlamamıza yardım eder.
Pragma-diyalektik. Frans van Eemeren ve Rob Grootendorst'un geliştirdiği pragma-diyalektik yaklaşım, argümantasyonu bir görüş ayrılığını makul biçimde çözmeye yönelik söz edimleri olarak inceler. Bu yaklaşımda iyi bir tartışmanın kuralları vardır: taraflar birbirinin görüş öne sürmesini engellememeli, savunma yükünden kaçmamalı, karşı tarafa söylemediği bir görüşü atfetmemelidir. Safsatalar bu kuralların ihlali olarak yeniden tanımlanır. Bu çerçeve, ayıklamanın neden bir saygı biçimi olduğunu da açıklar: karşı tarafın ne dediğini doğru yazmak, onunla tartışmanın ön koşuludur.
Akıl yürütme argüman için mi evrildi? Bilişsel bilimciler Hugo Mercier ve Dan Sperber, 2011'de yayımladıkları bir makalede ve 2017 tarihli The Enigma of Reason kitabında, insan akıl yürütmesinin işlevinin yalnız başına doğruyu bulmak değil, başkalarına argüman sunmak ve onların argümanlarını değerlendirmek olduğunu savundular. Bu "argümantatif akıl yürütme kuramı"na göre, kendi görüşümüzü desteklemek için argüman üretirken taraflıyız ama başkalarının argümanlarını değerlendirirken daha titiziz. Kuram tartışmalıdır ve eleştirmenleri vardır. Ama bu ders için bir çıkarımı önemlidir: argümanı ayıklamak, onu başkasının argümanıymış gibi değerlendirebilmek için kendi düşüncemizden bir mesafe almanın da yoludur. Kendi akıl yürütmemizi standart biçime yazdığımızda, onu bir başkası yazmış gibi okuyabiliriz.
Öne sürmenin normu. Bir şeyi öne sürmek bir edimse, bu edimin doğru ya da yanlış yapılmasının ölçütü nedir? Timothy Williamson 1996'da yayımlanan "Knowing and Asserting" makalesinde, bir önermeyi ancak onu biliyorsak öne sürmemiz gerektiğini savundu (öne sürmenin bilgi normu). Rakip görüşler daha gevşek normlar önerir: önermenin doğru olması yeter, ya da ona inanmak için makul bir nedenimizin olması yeter. Tartışma canlıdır ve Ders Ç6.3'te ayrıntılı ele alınacak. Ama bu dersle bağı açıktır: iddiayı bir eylem olarak gördüğümüz anda, o eylemin bir sorumluluk taşıdığını da görürüz. Argümanını açıkça ortaya koyan kişi bu sorumluluğu üstlenir; karşısındakine "nedenlerim bunlar, sınayabilirsin" der.
Argüman evrensel bir pratik mi? Argümanın parçalarını adlandırma çabası, büyük ölçüde birbirinden bağımsız gelişmiş birkaç gelenekte karşımıza çıkar. Yunan'da Aristoteles'in tasımı, Hindistan'da Nyāya'nın beş üyeli çıkarımı, Çin'de ise Geç Mohist düşünürlerin "bian" (辯) adını verdikleri tartışma pratiği, bir şeyin "bu" mu "bu değil" mi olduğunu ayırt etme kuralları üzerine kuruludur. Karşılaştırmalı felsefe bu benzerliklerin ne kadar derine indiğini tartışır: bazı araştırmacılar ortak bir akılcılık çekirdeği görür, bazıları ise benzer görünen kavramların farklı işler gördüğünü vurgular. Bu akademi iki uyarıyı birlikte taşır: benzerlik gerçek olabilir, ama bir geleneği öbürünün kavramlarıyla okumak, onu yanlış okumanın en kolay yoludur. Modül G7 bu yöntem sorusuna ayrılmıştır.
Yapay zekâ ve argüman ayıklama. Büyük dil modelleri, metinden argüman yapısı çıkarma (argument mining) işinde son yıllarda yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Bu, ayıklama becerisinin gereksizleştiği anlamına gelmez; tersine, bir modelin ayıkladığı yapının doğru olup olmadığını denetleyebilmek için aynı beceriye ihtiyaç vardır. Bu akademinin argüman koçu da bu ilkeyle çalışır: yazdığın argümanı standart biçime çevirir ama çevirinin senin kastettiğin şey olup olmadığına sen karar verirsin. Aynı ilke bir yapay zekâ cevabını okurken de geçerlidir: cevabın akıcı ve kendinden emin olması, içindeki argümanın sağlam olduğunu göstermez. Akıcılık bir üslup özelliğidir; sağlamlık ise öncüllerin doğruluğuna ve sonuçla bağlarına bakılarak anlaşılır.
Pratik: Çözümlü örnek
Şu metni ayıklayalım. Bir veli okul grubuna yazıyor: "Arkadaşlar, okulun kantininde şekerli içecek satışı yasaklansın diye dilekçe verelim. Çocuklarımız zaten evde yeterince şeker alıyor. Hem bu yaşta alışkanlık kazanılıyor, şimdi bırakmazlarsa ileride hiç bırakamazlar. Komşu okulda yasaklandı, kimse şikâyet etmedi."
Adım 1, önerme olmayanları ayır. "Dilekçe verelim" bir öneridir. Onu önermeye çeviriyoruz: "Okulun kantininde şekerli içecek satışının yasaklanması için dilekçe vermeliyiz." "Arkadaşlar" bir hitaptır; atılır.
Adım 2, en genel iddiayı bul. Her şeyin desteklediği önerme, dilekçe verilmesi gerektiğidir. Onun hemen altında daha somut bir iddia yatar: "Kantinde şekerli içecek satışı yasaklanmalıdır." Dilekçe, bu iddiayı gerçekleştirmenin aracıdır.
Adım 3, göstergeleri işaretle. "Zaten" ve "hem" kelimeleri ek neden getirildiğini gösteriyor. "Şimdi bırakmazlarsa ileride hiç bırakamazlar" cümlesi kendi içinde bir koşullu öncül taşıyor.
Adım 4, argüman mı açıklama mı? Yasağın gerekli olduğu tartışmalı bir iddiadır ve öteki cümleler onu kabul ettirmek için orada. Bu bir argümandır.
Adım 5, standart biçime yaz.
- Çocuklar evde yeterince şeker alıyor.
- Bu yaşta şekerli içecek alışkanlığını bırakmayan çocuk ileride onu bırakamaz.
- Komşu okulda aynı yasak uygulandı ve şikâyet olmadı.
- (Ara sonuç) Kantinde şekerli içecek satışı yasaklanmalıdır.
- (Ana sonuç) Bu yasak için dilekçe vermeliyiz.
Ayıklama üç ayrı yakınsak hat gösteriyor. Birinci öncül, çocukların şeker alımının evde zaten yüksek olduğunu söylüyor. İkinci öncül bir gelecek tahmini yapıyor ve en güçlü ifadeyi taşıyor ("hiç bırakamazlar"). Üçüncü öncül ise yasağın uygulanabilir olduğunu gösteriyor ama yararlı olduğunu göstermiyor; şikâyet olmaması, yasağın işe yaradığının kanıtı değildir. Böylece tartışmanın nereye yoğunlaşması gerektiği belirginleşiyor: ikinci öncülün aşırı iddiası ve üçüncü öncülün sonuçla bağının zayıflığı.
Adım 6, sadakati denetle. Ayıklanmış argümanı özgün metnin yanına koy ve iki soru sor. Veli bu satırları okusa "evet, demek istediğim buydu" der mi? Ve ayıklarken metne olmayan bir şey ekledin mi? Burada bir risk var: ikinci öncülü "bu yaşta kazanılan beslenme alışkanlıkları ileride değiştirilemez" diye yazsaydık, velinin şekerli içecek hakkındaki iddiasını bütün beslenmeye genişletmiş olurduk. İfadenin gücünü korumak yetmez, kapsamını da korumak gerekir. Aynı biçimde, birinci öncülü "çocukların ek şekere ihtiyacı yok" diye yazsaydık, velinin söylemediği bir beslenme iddiasını ona yüklemiş olurduk. Sadakat denetimi bu tür kaymaları yakalar.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu metinde önerme ifade etmeyen cümleleri bul ve retorik soruyu önermeye çevir: "Bu kadar trafikte kim bisiklete biner? Belediye yeni bisiklet yolu yapmasın. Parayı otoparka harcasınlar!"
- Şu iki metinden hangisi argüman, hangisi açıklamadır? Gerekçeni yaz. (a) "Ekmek bayatlamış, çünkü poşetin ağzı açık kalmış." (b) "Fırıncı bu ekmeği bugün pişirmemiş olmalı, çünkü kabuğu sertleşmiş ve içi kurumuş."
- Şu metni standart biçime yaz ve ara sonucu işaretle: "Bu çalışanın raporları üç aydır geç geliyor; demek ki iş yükü fazla. O hâlde ona yeni bir proje verilmemeli."
Cevapları göster
- "Bu kadar trafikte kim bisiklete biner?" retorik bir sorudur ve şu önermeye çevrilir: "Bu kadar trafikte kimse bisiklete binmez" (ya da daha hayırsever bir okumayla: "Bu trafikte bisiklete binecek kişi sayısı azdır"). "Belediye yeni bisiklet yolu yapmasın" bir öneridir: "Belediye yeni bisiklet yolu yapmamalıdır." "Parayı otoparka harcasınlar!" de bir öneridir: "Bu para otoparka harcanmalıdır." Metnin sonucu bisiklet yolunun yapılmaması gerektiğidir; ana öncül, retorik sorudan çevrilen önermedir.
- (a) bir açıklamadır: ekmeğin bayat olduğu zaten kabul ediliyor, cümle bunun nedenini veriyor. (b) bir argümandır: ekmeğin bugün pişirilmediği tartışmalı bir iddiadır ve kabuğun sertliği ile içinin kuruluğu ona inanmak için neden olarak sunuluyor. Ayırt edici soru, "çünkü"den önceki kısmın zaten kabul görüp görmediğidir.
- Öncül: "Bu çalışanın raporları üç aydır geç geliyor." Ara sonuç: "Bu çalışanın iş yükü fazladır" ("demek ki" göstergesi). Ana sonuç: "Ona yeni bir proje verilmemelidir" ("o hâlde" göstergesi). Ara sonuç bir açıklama denemesine dayanıyor: gecikmenin nedeni iş yükü olabilir ama motivasyon kaybı, yeni bir yazılımla uğraşmak ya da evdeki bir sorun da olabilir. Argümanın gücü, iş yükünün bu rakip açıklamalardan daha iyi olup olmadığına bağlıdır. Bu boşluk Ders Ç0.7'deki en iyi açıklamaya çıkarımın konusudur. Ayrıca ana sonuca geçişte yazılmamış bir öncül var: "İş yükü fazla olan çalışana yeni proje verilmemelidir." Bu öncül çoğu kişiye makul gelir ama bir yönetim tercihidir ve tartışılabilir.
Pratik: Argüman görevi
Neyin arandığını somutlaştırmak için aynı metnin iki ayıklamasına bak. Metin: "Bu telefonu al, herkes alıyor, ayrıca kamerası müthiş." Zayıf ayıklama: "1. Herkes bu telefonu alıyor. 2. Kamerası müthiş. Sonuç: Telefon iyi." Bu ayıklama sonucu yanlış seçiyor (metin bir öneri yapıyor, telefonun iyi olduğunu söylemiyor) ve iki öncülün farklı türden nedenler olduğunu görmüyor. Güçlü ayıklama: "1. Bu telefonu çok sayıda kişi satın alıyor. 2. Bu telefonun kamerası çok iyidir. Sonuç: Bu telefonu satın almalısın. Not: 1. öncül popülerliğe başvuran zayıf bir nedendir; kaç kişinin aldığı, telefonun ihtiyacına uygun olup olmadığını söylemez. 2. öncül gerçek bir neden sunar ama 'müthiş' belirsizdir: neye göre, kimin ölçüsüyle?" Fark, ayıklamanın metne sadık kalıp onu sınanabilir kılmasındadır.
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Önerme ayırma | Emir, soru ve dilekler ayrılmış; retorik sorular önermeye çevrilmiş |
| Sonucu bulma | En genel iddia doğru seçilmiş; ara sonuçlar ana sonuçtan ayrılmış |
| Argüman ya da açıklama | Karar verilmiş ve gerekçesi "zaten kabul görüyor mu?" sorusuyla gösterilmiş |
| Standart biçim | Öncüller numaralı, sonuç ayrı satırda, metne sadık |
| Değerlendirme | Ayıklamanın gösterdiği somut bir zayıflık ya da güç adlandırılmış |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| İddia ile önerme arasındaki fark nedir? | İddia bir şeyi ileri sürme eylemidir; önerme o iddianın doğru ya da yanlış olabilen içeriğidir. |
| Önerme neden cümle ile aynı şey değildir? | Farklı cümleler aynı önermeyi, aynı cümle farklı bağlamlarda farklı önermeleri ifade edebilir. |
| Hangi cümle türleri önerme ifade etmez? | Emirler, sorular ve dilekler. Retorik sorular ima ettikleri önermeye çevrilir. |
| Argüman nedir? | Bir önermeyi (sonuç) başka önermelere (öncüller) dayanarak destekleme girişimi. |
| Ara sonuç nedir? | Bir argümanın sonucu olup bir sonraki argümanda öncül olarak kullanılan önerme. |
| Argüman ile açıklama nasıl ayrılır? | "Çünkü"den önceki kısım zaten kabul görüyorsa açıklama, tartışmalıysa ve kabul ettirilmeye çalışılıyorsa argümandır. |
| Bağlı destek ile yakınsak destek arasındaki fark nedir? | Bağlı destekte öncüller yalnızca birlikte destek verir; yakınsak destekte her öncül bağımsız bir neden sunar. |
| Argüman ayıklamak neden gereklidir ama yeterli değildir? | Neyin değerlendirileceğini görünür kılar; ama öncüllerin doğru olup olmadığını ve sonucu ne kadar desteklediklerini söylemez. |
Okuma listesi
- Aristoteles, Peri Hermeneias (Önermeler Üzerine), bölüm 4 ve Birinci Analitikler, I. kitap, 1. bölüm. Önerme ve tasım kavramlarının ilk sistemli tanımları.
- Stephen Toulmin, The Uses of Argument (Cambridge University Press, 1958). Öncül-sonuç şemasının ötesinde gündelik argümanın parçaları.
- Frans H. van Eemeren ve Rob Grootendorst, A Systematic Theory of Argumentation: The Pragma-Dialectical Approach (Cambridge University Press, 2004). Tartışmanın kuralları ve safsataların bu kurallarla yeniden tanımı.
- Hugo Mercier ve Dan Sperber, The Enigma of Reason (Harvard University Press, 2017). Akıl yürütmenin argüman üretmek ve değerlendirmek için evrildiği tezi.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Argument and Argumentation" maddesi. Catarina Dutilh Novaes'in yazdığı, argüman türleri (tümdengelim, tümevarım, en iyi açıklamaya çıkarım) ve argümantasyon türleri üzerine güncel bir özet.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Propositions" maddesi. Önermelerin ne tür şeyler olduğuna dair Fregeci, Russellcı ve olası dünyalar görüşlerinin karşılaştırması; bu dersin teknik katmanının devamı.
Sonraki derse köprü
Ayıkladığın argümanlarda bir şey dikkatini çekmiş olabilir: konuşanın açıkça söylemediği ama argümanın onsuz yürümediği varsayımlar. Kahve haberindeki "iki grup arasında başka önemli bir fark yok" varsayımı buna bir örnekti. Ders Ç0.2 bu örtük parçaları ele alıyor: argümanı standart biçime eksiksiz yazmanın kurallarını ve söylenmemiş öncülü bulup yazmanın yolunu.
Günlük sorusu: Bu hafta kendi söylediğin bir şeyi düşün: bir tartışmada savunduğun, bir mesajda yazdığın bir görüşü. Onu ayıkladığında hangi öncüller çıkıyor ve bunlardan hangisini hiç sorgulamadan kabul ettiğini fark ediyorsun?