Giriş
1983 baharında bir Alman haber dergisi, dünya basınına büyük bir keşif duyurdu: Adolf Hitler'in kendi eliyle tuttuğu altmıştan fazla ciltlik günlük bulunmuştu. Dergi, günlükler için büyük bir para ödemişti. Tanınmış bir İngiliz tarihçi, defterleri inceledikten sonra gerçek olduklarına inandığını açıkladı. Birkaç gün içinde tablo değişti. Tarihçi tereddüt etmeye başladı; Almanya'da yapılan adli incelemeler, defterlerin kâğıdında, cildinde ve yapıştırıcısında savaştan sonra üretilmiş maddeler buldu. Günlükler, yakın zamanda yazılmış bir sahtekârlıktı. Uzman bir tarihçi, deneyimli editörler ve büyük bir yayın kuruluşu nasıl bu kadar yanılabildi?
Önceki derste mahkemenin tanıkları ve belgeleri nasıl tarttığını gördük. Bu ders aynı soruyu, mahkemenin zorlayıcı araçlarına sahip olmayan iki meslek açısından soruyor: gazetecilik ve tarihçilik. Gazeteci bugünü, tarihçi geçmişi anlatır; ikisi de doğrudan göremedikleri olayları, başkalarının bıraktığı izlerden kurar. Bu derste kaynak eleştirisinin temel yöntemlerini, kasıtlı ve kasıtsız tanıklık arasındaki farkı, kaynakların bağımsızlığı sorununu, hatalı bir hatıranın bile nasıl bir kanıt olabileceğini ve arşivlerin neyi sakladığını, neyi susturduğunu inceleyeceksin.
Bu dersin kazanımları:
- Dış ve iç kaynak eleştirisini, kasıtlı ve kasıtsız tanıklık ayrımını ve arşiv sessizlikleri kavramını açıklarsın. (anla)
- Bir iddiayı birden çok kaynakla sınamak için Kaynak Üçgenleme aracını uygularsın. (uygula)
- Birbirini doğruluyormuş gibi görünen kaynakların gerçekten bağımsız olup olmadığını ve bir kaynağın susturduklarını değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Kaynak eleştirisinin iki yüzü
Modern tarihçilik, on dokuzuncu yüzyılda, kaynakları sistemli olarak sorgulamayı bir yöntem hâline getirdi. Alman tarihçi Leopold von Ranke, 1824'te yayımlanan ilk kitabının önsözünde, tarihçinin görevinin geçmişi yargılamak değil, onun gerçekte nasıl olduğunu göstermek olduğunu yazdı. Bu cümle, belki de Ranke'nin düşündüğünden daha naif bir biçimde anlaşıldı; ama arkasındaki yöntem kalıcı oldu: tarih, bir belgenin güvenilirliği sorgulanmadan yazılamaz.
Fransız tarihçiler Charles-Victor Langlois ve Charles Seignobos, 1898'de yayımlanan Tarih Çalışmalarına Giriş'te bu yöntemi iki aşamaya ayırdı. Dış eleştiri, belgenin kendisini sorgular: kim tarafından, ne zaman, nerede yazıldı; özgün mü, sonradan değiştirilmiş mi, sahte mi? İç eleştiri ise belgenin içeriğini sorgular: yazar anlattığı olayı nasıl biliyordu; doğrudan tanık mıydı, duyduğunu mu aktarıyordu; yanılmak ya da yanıltmak için bir nedeni var mıydı; anlattıkları kendi içinde ve başka kaynaklarla tutarlı mı?
Dış eleştirinin en ünlü başarılarından biri, on beşinci yüzyılda gerçekleşti. İtalyan hümanist Lorenzo Valla, 1440'ta yazdığı bir incelemede, Roma İmparatoru Konstantin'in dördüncü yüzyılda Batı Roma topraklarını papalığa bağışladığını gösterdiği iddia edilen belgenin sahte olduğunu gösterdi. Valla'nın en güçlü argümanı dildi: belgenin Latincesinde, dördüncü yüzyılda kullanılmayan, çok daha sonraki dönemlere ait kelimeler ve ifadeler vardı. Bir belgenin kendi dönemine ait olmayan bir unsur taşıması, yani anakronizm, sahteliğin en güçlü işaretlerinden biridir. Hitler günlüklerindeki savaş sonrası maddeler, aynı mantığın kimyasal bir biçimiydi.
İsnad: bir aktarım zincirini sorgulamak
Kaynak eleştirisinin köklü bir biçimi, İslam ilim geleneğinde gelişti. Hadis ilminde bir rivayet, onu aktaranların zinciriyle, yani isnadıyla birlikte kaydedilirdi: "Bunu bana falan anlattı, ona filan anlatmış, o da onu doğrudan duymuş." Alimler, bu zincirdeki her halkayı ayrı ayrı değerlendirdi: aktaran kişi güvenilir ve dikkatli miydi, öncekiyle gerçekten karşılaşmış olabilir miydi, belleği sağlam mıydı? Bu değerlendirme, aktaranların güvenilirliğini ve kusurlarını inceleyen cerh ve ta'dil adlı ayrı bir disiplin doğurdu.
Epistemolojik açıdan isnad incelemesi, tanıklık dersinde ve epistemik bağımlılık dersinde gördüğümüz tanıklık zincirlerinin sistemli bir değerlendirmesidir. Zincirin gücü en zayıf halkasının gücünü aşamaz; bir halkanın kopuk ya da güvenilmez olması, bütün zinciri zayıflatır. Aynı ilke, bugün bir haberin "kaynağın kaynağına" kadar izlenmesinde de geçerlidir.
Tanıklar, kendilerine rağmen
Fransız tarihçi Marc Bloch, İkinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı ve ölümünden sonra 1949'da Tarihçinin Zanaatı adıyla yayımlanan kitabında, tarihçinin en değerli kaynaklarının çoğu zaman kendi istekleri dışında tanıklık eden kaynaklar olduğunu yazdı. Bir hükümdarın zaferlerini anlatan bir kitabe, gelecek kuşakları etkilemek için yazılmıştır; yazarı bir şey göstermek ister. Ama aynı dönemden kalan bir vergi kaydı, bir tüccarın hesap defteri ya da bir mahkeme tutanağı, kimseyi etkilemek için değil, gündelik bir işi görmek için tutulmuştur. Bu tür belgeler, farkında olmadan, yazarlarının söylemeyi amaçlamadıkları şeyleri gösterir.
Osmanlı tarihçileri için bu ilkenin iyi bir örneği tahrir defterleridir. Bu defterler, devletin vergi toplamak amacıyla belirli bölgelerdeki köyleri, haneleri ve üretimi kaydettiği sayımlardır. Onları hazırlayan görevliler, gelecekteki tarihçilere bir hikâye anlatmak niyetinde değildi. Ama bugün bu defterler, dönemin nüfusu, tarımı ve yerleşim düzeni hakkında en değerli kaynaklar arasında sayılır. Kasıtsız tanıklık da hatasız değildir; vergi kayıtları, vergiden kaçanları ya da vergi dışı tutulanları göstermeyebilir. Ama çarpıtmaları, bir kitabenin çarpıtmalarından farklı türdendir ve daha kolay tahmin edilebilir.
Hatalı hatıra da bir kanıttır
İtalyan tarihçi Alessandro Portelli, 1991'de yayımlanan sözlü tarih çalışmasında şaşırtıcı bir olguya dikkat çekti. İtalya'nın Terni kentinde, 1949'da bir işçi gösterisinde polisle çıkan çatışmada genç bir işçi, Luigi Trastulli, hayatını kaybetmişti. Portelli'nin görüştüğü pek çok eski işçi, bu olayı 1953'e, yani fabrikada büyük işten çıkarmaların yaşandığı döneme yerleştiriyor, ölümü o dönemin grevleri sırasında olmuş gibi anlatıyordu. Tarihsel belgeler açısından bu hatıralar yanlıştı.
Portelli'nin önerisi, bu yanlışlığı atmak yerine onu bir kanıt olarak okumaktı. İşçilerin belleği, Trastulli'nin ölümünü, kendileri için daha anlamlı bir olayın, işten çıkarmaların yarattığı yenilgi duygusunun içine taşımıştı. Hatıranın yanlışlığı, olayın ne zaman olduğunu değil, topluluğun o olayı nasıl anlamlandırdığını gösteriyordu. Terapide bilgi dersinde gördüğümüz Spence'in iki tür doğruluğu burada toplumsal bir boyut kazanır: bir hatıra, tarihsel olarak yanlış olduğu hâlde, anlatısal olarak değerli bir kanıt olabilir. Ama bunun için tarihçinin önce tarihsel doğruyu başka kaynaklardan bilmesi gerekir; sapmanın anlamını ancak sapmayı fark eden görebilir.
Doğrulama disiplini
Gazetecilik, tarihçilikten farklı bir zaman baskısı altında çalışır: tarihçi yıllarca bir arşivde kalabilir, gazeteci ise çoğu zaman saatler içinde yayın kararı vermek zorundadır. Amerikalı gazeteciler Bill Kovach ve Tom Rosenstiel, 2001'de yayımlanan Gazeteciliğin Unsurları'nda, gazeteciliğin özünü tek bir kavramla tanımladı: doğrulama disiplini. Onlara göre gazeteciliği eğlenceden, propagandadan ve kurgudan ayıran şey, iddiaları yayımlamadan önce onları sistemli olarak sınama çabasıdır.
Bu disiplin çiğnendiğinde sonuçları ağır olabilir. 1980'de Amerikan gazetesi Washington Post, uyuşturucu bağımlısı sekiz yaşında bir çocuğun hikâyesini anlatan bir haber yayımladı; haber ertesi yıl gazetecilik alanının en prestijli ödüllerinden birini kazandı. Kısa süre sonra, haberin yazarı Janet Cooke'un çocuğu uydurduğu ortaya çıktı ve ödül iade edildi. Editörler, kaynağın kimliğini koruma gerekçesiyle, çocuğun gerçekten var olup olmadığını hiç doğrulamamıştı. Bu vaka, gazetecilikteki bir gerilimi açıkça gösterir: kaynakları korumak meşru ve çoğu zaman zorunlu bir görevdir, ama bu görev, doğrulama zincirinde görünmez bir boşluk yaratabilir.
Bağımsızlık: iki kaynak, bir köken
Pek çok haber kuruluşu, bir iddiayı yayımlamak için birbirinden bağımsız iki ayrı kaynağın onayını şart koşar. Bu kural, tanıklık dersinde gördüğümüz bir ilkeye dayanır: iki bağımsız tanığın aynı şeyi söylemesi, tek bir tanığın söylemesinden belirgin biçimde ağır basar, çünkü ikisinin aynı hatayı rastlantıyla yapma olasılığı düşüktür. Ama kuralın gücü, "bağımsız" kelimesinde yatar.
Bugünün bilgi ortamında, bu bağımsızlığı sağlamak sanıldığından zordur. Bir iddia bir haber sitesinde yayımlanır; bir başka site onu kaynak göstermeden aktarır; bir üçüncüsü ikinciyi kaynak gösterir; bir süre sonra bir ansiklopedi maddesi üçüncüyü kaynak göstererek iddiayı kaydeder ve ilk site, kendi iddiasını doğrulamak için ansiklopediyi gösterir. Dışarıdan bakıldığında dört farklı kaynak iddiayı destekliyor gibidir; oysa hepsi tek bir kökene dayanır. Bu olguya dairesel haber denir. Grup bilgisi dersinde gördüğümüz bilgi çağlayanları, burada kaynak zincirleri üzerinden işler.
Yanal okuma
Bu soruna karşı geliştirilmiş en işe yarar yöntemlerden biri, Amerikalı eğitim araştırmacısı Sam Wineburg ve arkadaşlarının Stanford Üniversitesi'nde yaptığı çalışmalardan çıktı. Araştırmacılar, profesyonel doğruluk denetçilerini, tarih profesörlerini ve üniversite öğrencilerini, bilinmeyen web sitelerinin güvenilirliğini değerlendirirken gözlemledi. Tarihçiler ve öğrenciler, bir sitenin içeriğini dikkatle, yukarıdan aşağıya okuyor, sitenin görünüşüne, "hakkımızda" sayfasına ve kendi sunduğu kanıtlara bakıyordu. Doğruluk denetçileri ise siteye çok az zaman ayırıyor, hemen yeni sekmeler açarak sitenin kendisi hakkında başkalarının ne söylediğini araştırıyordu: bu kuruluşu kim finanse ediyor, arkasında kim var, başka kaynaklar onun hakkında ne diyor?
Wineburg, bu yönteme yanal okuma adını verdi. Denetçiler, daha az zaman harcayarak daha isabetli sonuçlara ulaşıyordu. Yanal okuma, Goldman'ın uzman seçme ölçütlerini dijital ortama taşır: bir kaynağın içeriğini tek başına değerlendiremiyorsak, onun kim olduğunu, kimin tarafından desteklendiğini ve başkalarının ona ne kadar güvendiğini değerlendirebiliriz.
Açık kaynak doğrulama
Son yıllarda, gazetecilikte doğrulamanın yeni bir biçimi gelişti: kamuya açık bilgilerden yararlanarak olayları yeniden kurmak. 2014'te İngiliz araştırmacı Eliot Higgins tarafından kurulan Bellingcat gibi girişimler, sosyal medyada paylaşılan fotoğrafları ve videoları, uydu görüntüleri, gölge uzunlukları, arka plandaki binalar ve yol işaretleri gibi ayrıntılarla karşılaştırarak, bir görüntünün nerede ve ne zaman çekildiğini belirlemeye çalışır.
Bu yöntem, Bloch'un kasıtsız tanıklık fikrinin çağdaş bir uygulamasıdır. Bir fotoğrafı paylaşan kişi belirli bir mesaj vermek isteyebilir; ama fotoğrafın arka planındaki bir tabela, gölgelerin açısı ya da hava durumu, onun istemediği bilgileri de taşır. Bir iddiayı destekleyen bir görüntü, kasıtsız ayrıntılarıyla o iddiayı çürütebilir. Açık kaynak doğrulamanın kendi riskleri de vardır: yanlış eşleştirmeler, acele sonuçlar, çevrim içi toplulukların kalabalık hatası. Doğrulama yöntemi, doğrulanmayı hak eden bir yöntemdir.
Arşivin sessizlikleri
Kaynak eleştirisi, genellikle var olan kaynakların güvenilirliğini sorar. Ama tarihçi, var olmayan kaynakları da düşünmek zorundadır. Haitili antropolog Michel-Rolph Trouillot, 1995'te yayımlanan Geçmişi Susturmak'ta, tarihin dört ayrı aşamada sessizlikler ürettiğini savundu: olaylar yaşanırken hangi kaynakların üretildiği, hangi kaynakların arşivlere alınıp saklandığı, hangi kaynakların anlatılara dahil edildiği ve hangi anlatıların tarih olarak önem kazandığı. Her aşamada bazı sesler kaybolur.
Bir arşivde kadınların, yoksulların, okuma yazma bilmeyenlerin ya da yenilenlerin sesi azsa, bu onların tarihte önemsiz olduğunu değil, belge üreten ve saklayan kurumların onları kaydetmediğini gösterir. Epistemik adaletsizlik dersinde gördüğümüz hermenötik adaletsizlik, burada zamana yayılır: bir grubun deneyimini anlatacak kavramlar yoksa, o deneyim belgelere de geçmez. Tarihçinin görevi, bu sessizlikleri fark etmek ve mümkünse kasıtsız tanıklıklar, sözlü tarih ya da dolaylı izler yoluyla onları kısmen de olsa duyulur kılmaktır.
Kaynak Üçgenleme
Bu dersin aracı, bir iddiayı birden çok kaynakla sınarken izlenecek adımları düzenler. Önce iddiayı açıkça yazarsın. İkinci olarak kaynakları sıralar ve türlerini belirlersin: hangisi birincil, yani olayın doğrudan tanığı ya da izi; hangisi ikincil, yani başkalarının aktarımı; hangisi kasıtlı bir anlatı, hangisi kasıtsız bir tanıklık? Üçüncü olarak her kaynağa dış ve iç eleştiri uygularsın: kim, ne zaman, nerede üretti; kaynak olaya nasıl erişti; bir çıkarı ya da nedeni var mı; içinde anakronizm ya da tutarsızlık var mı? Dördüncü olarak bağımsızlığı sınarsın: bu kaynaklar birbirinden mi besleniyor, ortak bir kökene mi dayanıyor; yanal okuma ile arkalarında kim olduğunu araştırdın mı? Son olarak kesişimi ve sessizliği değerlendirirsin: kaynaklar nerede örtüşüyor, nerede ayrışıyor ve bu konuda kimin sesi hiç yok?
Araç Kaynak kapısında işler: bir iddianın kaç kaynakta geçtiğini değil, kaynakların türünü, güvenilirliğini ve bağımsızlığını sorar. Sonuç, iddianın "doğru" ya da "yanlış" olduğundan çok, hangi yönlerinin sağlam, hangilerinin zayıf desteklendiğini gösteren bir haritadır.
Örnekler
Basit örnek: fabrika kapanıyor mu?
Bir kasabada, mahalle sohbetlerinde kasabanın en büyük fabrikasının birkaç ay içinde kapanacağı konuşuluyor. Fabrikada çalışan birinin eşi olarak bu söylentiye ne kadar inanmalısın? Kaynak Üçgenleme'yi uygulayalım. İddia: fabrika birkaç ay içinde kapanacak. Kaynaklar: bir komşunun "kesin haber" diye anlattığı hikâye, yerel bir sosyal medya grubundaki paylaşımlar ve fabrikanın yakın zamanda birkaç büyük siparişi iptal ettiğine dair bir yerel haber. Dış ve iç eleştiri: komşu bu bilgiyi nereden aldığını söyleyemiyor; sosyal medya paylaşımları da kaynak göstermiyor; yerel haber ise fabrika yönetiminden bir açıklamaya dayanıyor ve yalnızca sipariş iptalinden söz ediyor, kapanıştan değil. Bağımsızlık: komşunun anlattıkları ile sosyal medya paylaşımları büyük olasılıkla aynı söylentinin iki yankısı; bağımsız değiller. Kesişim ve sessizlik: tek bağımsız ve birincil kaynak, sipariş iptali haberi; kapanış iddiası bu gerçek olgunun üzerine eklenmiş bir yorum olabilir. Sessiz olan ses, fabrika yönetiminin gelecek planı ve çalışanların sendikası. Sonuç: fabrikanın zorlandığına dair zayıf ama gerçek bir kanıt var; kapanacağına dair ise yalnızca yankılanan bir söylenti. Doğru adım, paniğe kapılmak değil, sendikaya ya da yönetime doğrudan sormak.
Orta örnek: dedenin savaş hikâyesi
Bir üniversite öğrencisi, aile tarihini araştırırken, dedesinin her bayram anlattığı bir hikâyeyi doğrulamak istiyor: dedesi, gençliğinde bir sınır bölgesinde askerlik yaparken, çıkan bir çatışmada yaralanmış ve bir köyde aylarca bakılmış. Kaynak Üçgenleme'yi uygulayalım. İddia: dede, belirli bir yılda belirli bir bölgede askerlik yaparken yaralandı. Kaynaklar: dedenin kendi anlatısı; ailede saklanan, dedenin askerlik yıllarında annesine yazdığı birkaç mektup; nüfus kayıtlarındaki askerlik bilgileri ve dedenin askerlik belgesi. Dış ve iç eleştiri: dedenin anlatısı onlarca yıl sonra yapılıyor ve bellek dersinde gördüğümüz gibi, her anlatımda yeniden kurulmuş olabilir. Mektuplar dönemin kendisine ait birincil kaynaklar; ama bir askerin annesini endişelendirmemek için bazı şeyleri anlatmamış olması mümkün. Askerlik belgesi resmî ve kasıtsız bir tanıklık, ama ayrıntı içermiyor. Bağımsızlık: üç kaynak birbirinden bağımsız. Kesişim ve sessizlik: belge, askerliğin yılını ve birliğini doğruluyor. Mektuplardan biri, dedenin "biraz rahatsızlandığını ve bir süre bir köyde kaldığını" söylüyor; yaralanmadan söz etmiyor. Sonuç: dedenin o yıllarda o bölgede askerlik yaptığı ve bir süre bir köyde kaldığı sağlam biçimde destekleniyor. Yaralanmanın bir çatışmada olup olmadığı ise yalnızca dedenin geç dönem anlatısına dayanıyor. Portelli'nin önerisini izleyen öğrenci, bu farkı dedesini yalanlamak için değil, onun hikâyeyi nasıl anlamlandırdığını anlamak için kullanabilir: belki mektuptaki "rahatsızlık" gerçekten bir yaraydı ve annesine söylenmemişti; belki de yıllar içinde anlatı, dedenin kendisi için daha anlamlı bir biçim kazandı.
Gerçek hayat örneği: Hitler günlükleri
Girişteki vakaya geri dönelim ve Kaynak Üçgenleme'yi, 1983'te günlükleri değerlendiren birinin yapması gerektiği biçimde, geriye dönük olarak uygulayalım. İddia: bu defterler, Hitler'in kendi eliyle tuttuğu günlüklerdir. Kaynaklar: defterlerin kendisi; defterleri dergiye getiren kişinin anlattığı bulunuş hikâyesi, yani savaşın son günlerinde düşen bir uçaktan kurtarılıp yıllarca saklandıkları; defterleri inceleyen el yazısı uzmanlarının raporları. Dış eleştiri, bu vakanın kilit noktasıdır: defterlerin kâğıdı, cildi ve mürekkebi, iddia edilen döneme ait mi? Bu soru ciddi biçimde sorulduğunda, savaş sonrası maddeler bulundu. İç eleştiri: defterlerin içeriği, büyük ölçüde zaten yayımlanmış kaynaklardan derlenmiş sıradan bilgiler içeriyordu ve bazı olgusal hatalar taşıyordu. Bağımsızlık: el yazısı uzmanlarının karşılaştırma için kullandığı örneklerin bir kısmı, aynı sahtekârın elinden çıkmıştı; yani "bağımsız" karşılaştırma, sahte belgeyi sahte belgeyle doğruluyordu. Bu, dairesel doğrulamanın en çarpıcı örneklerinden biridir. Kesişim ve sessizlik: günlüklerin varlığından, Hitler'in çevresindeki hiçbir tanık ya da belge söz etmiyordu. Sonuç: günlüklerin sahteliği, dış eleştiri ve bağımsızlık adımları dikkatle uygulansaydı çok daha erken fark edilebilirdi. Dergi, rakiplerinden önce yayımlama baskısı altında, doğrulama disiplinini hızın arkasına koymuştu.
Vakaya dönüş
Modülün vakasındaki öğretmen, aylar süren belirsizlikten sonra bir romatoloji uzmanıyla görüşmeye hazırlanıyor. Bu kez kendi hastalığının tarihçisi olmaya karar veriyor: uzmana, önceki hekimlerin göremediği bir tablo sunmak istiyor. Kaynak Üçgenleme'yi uygulayalım.
İddia: belirtilerim rastlantısal değil, belirli bir düzen içinde ortaya çıkıyor. Kaynaklar: kendi hatıraları; telefonundaki fotoğraflar; aylar içinde yapılmış tahlil sonuçları; eşinin ve iş arkadaşlarının gözlemleri. Dış ve iç eleştiri: öğretmenin hatıraları, bellek dersinde gördüğümüz gibi, sonradan yeniden kurulmuş olabilir; özellikle "stres" yorumunu duyduktan sonra, belirtilerini stresli günlerle ilişkilendirmeye yatkın hâle gelmiş olabilir. Buna karşılık telefonundaki fotoğraflar, Bloch'un anlamında kasıtsız tanıklardır: tatil fotoğraflarında, güneşli bir günün akşamında yüzündeki kızarıklık görülüyor ve her fotoğrafın tarihi ve saati kayıtlı. Bu fotoğraflar, belgelemek için değil, anı biriktirmek için çekilmişti; ama şimdi bir örüntüyü gösteriyor.
Bağımsızlık: fotoğraflar, tahlil sonuçları ve eşinin gözlemleri birbirinden bağımsız kaynaklar. Eşi, belirtilerin okulun yoğun dönemleriyle değil, güneşe maruz kalınan günlerle ve mevsim geçişleriyle arttığını fark ettiğini söylüyor. Tahlil sonuçları, tek tek "hemen hemen normal" olsa da, aylar boyunca aynı değerlerde küçük ama tutarlı sapmalar gösteriyor. Kesişim ve sessizlik: üç bağımsız kaynak, belirtilerin güneş ve mevsimle ilişkili bir örüntü izlediğinde kesişiyor. Sessiz olan ise, önceki hekimlerin hiçbirinin sormadığı sorular: güneşe duyarlılık, ailede benzer hastalıklar. Öğretmen, bu haritayı uzmana götürdüğünde, kendi anlatısını tek bir hastanın şikâyeti olmaktan çıkarıp, belgelenmiş ve üçgenlenmiş bir kanıt dosyasına dönüştürmüş oluyor.
Araç kartı: Kaynak Üçgenleme
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir iddiayı birden çok kaynakla sınarken kaynakların türünü, güvenilirliğini, bağımsızlığını ve susturduklarını değerlendirerek iddianın hangi yönlerinin sağlam desteklendiğini gösterir |
| 5K kapısı | Kaynak |
| Adımlar | 1) İddiayı açıkça yaz. 2) Kaynakları sırala ve türlerini belirle: birincil mi ikincil mi, kasıtlı mı kasıtsız mı? 3) Dış ve iç eleştiri uygula: kim, ne zaman, nasıl biliyor; çıkarı, anakronizmi, tutarsızlığı var mı? 4) Bağımsızlığı sına: ortak bir kökene mi dayanıyorlar; yanal okuma yaptın mı? 5) Kesişimi ve sessizliği değerlendir: nerede örtüşüyor, nerede ayrışıyor, kimin sesi yok? |
| Ne zaman kullanılır | Bir haberi paylaşmadan önce; bir söylentiye inanıp inanmamaya karar verirken; aile ya da kurum tarihini araştırırken; kendi sağlık, hukuk ya da iş sorununu bir uzmana belgelerle sunmaya hazırlanırken |
| Sık hata | Kaynak sayısını kanıt gücüyle karıştırmak; birbirini kaynak gösteren yayınları bağımsız saymak; kasıtlı bir anlatıyı kasıtsız bir iz kadar güvenilir saymak; hiç kaydedilmemiş sesleri hesaba katmamak |
Egzersiz
Bu iddiaya Kaynak Üçgenleme'nin beş adımını uygula. Özellikle dördüncü adımda, kaynaklarının gerçekten bağımsız olup olmadığını izle: iddiayı üç farklı yerden duyduysan, bu üç yerin hepsi aynı ilk kaynağa mı dayanıyor? Bir kaynağı değerlendirmek için en az bir kez yanal okuma yap: kaynağın kendisine değil, onun hakkında başkalarının söylediklerine bak. Günlüğüne, rehberine eklenecek bir kural yaz. Örneğin: "Bir iddiayı yayımlamadan ya da ona göre karar vermeden önce, onu destekleyen kaynakların en az ikisinin birbirinden bağımsız olduğunu doğrularım."
Mini test
- Dış ve iç kaynak eleştirisi arasındaki fark nedir? Valla'nın Konstantin Bağışı çalışması hangisinin örneğidir?
- Bloch'un kasıtsız tanıklık kavramı nedir ve tahrir defterleri bu kavramı nasıl örnekler?
- Portelli'nin Terni işçileriyle yaptığı sözlü tarih çalışması, hatalı bir hatıranın nasıl bir kanıt olabileceğini nasıl gösterir?
- Dairesel haber nedir ve yanal okuma bu soruna karşı nasıl bir yol önerir?
- Bir sosyal medya hesabı, bir doğal afet bölgesinden olduğunu söylediği ve büyük bir yıkımı gösteren bir fotoğraf paylaşıyor; fotoğraf binlerce kez paylaşılıyor ve birkaç haber sitesinde de yer alıyor. Kaynak Üçgenleme ile değerlendir.
Cevapları göster
- Dış eleştiri, belgenin kendisini sorgular: kim, ne zaman, nerede üretti, özgün mü? İç eleştiri, içeriğini sorgular: yazar olaya nasıl erişti, bir çıkarı var mı, anlattıkları tutarlı mı? Valla, belgenin dilindeki anakronizmleri göstererek sahteliğini ortaya koydu; bu esas olarak bir dış eleştiri örneğidir.
- Bir belgenin, üreticisinin gelecek kuşaklara bir şey anlatma niyeti olmadan, gündelik bir amaçla oluşturulduğu hâlde geçmiş hakkında bilgi vermesidir. Tahrir defterleri vergi toplamak için tutulmuştu; ama bugün dönemin nüfusu, tarımı ve yerleşim düzeni hakkında en değerli kaynaklar arasındadır.
- İşçiler, 1949'daki bir ölümü, işten çıkarmaların yaşandığı 1953'e yerleştiriyordu. Bu hata, olayın ne zaman olduğunu değil, topluluğun onu nasıl anlamlandırdığını gösteriyordu. Ama sapmanın anlamını görmek için tarihçinin önce tarihsel doğruyu başka kaynaklardan bilmesi gerekir.
- Bir iddianın, birbirini kaynak gösteren çok sayıda yayında yer alarak bağımsız biçimde doğrulanmış gibi görünmesi, oysa hepsinin tek bir ilk kaynağa dayanmasıdır. Yanal okuma, bir kaynağın içeriğine değil, kaynağın kendisi hakkında başkalarının söylediklerine bakarak onun arkasında kim olduğunu ve neye dayandığını araştırmayı önerir.
- İddia: fotoğraf bu afet bölgesinden, bu afet sırasında çekildi. Kaynaklar: paylaşan hesap ve fotoğrafı aktaran haber siteleri. Dış eleştiri: fotoğrafın ilk ne zaman ve nerede paylaşıldığı, tersine görsel arama ile daha eski bir afetten olup olmadığı. İç eleştiri: fotoğraftaki tabelalar, bitki örtüsü, hava durumu ve gölgeler iddia edilen yer ve zamanla uyumlu mu? Bağımsızlık: haber sitelerinin hepsi fotoğrafı aynı sosyal medya paylaşımından alıyorsa, bağımsız doğrulama değildir. Kesişim ve sessizlik: bölgedeki yerel kaynakların ya da resmî açıklamaların benzer bir yıkımdan söz edip etmediği. Binlerce paylaşım, kaynağın bağımsızlığını değil, yalnızca yayılmasını gösterir.
Özet
- Kaynak eleştirisi, belgenin kendisini sorgulayan dış eleştiri ile içeriğini sorgulayan iç eleştiriden oluşur (Langlois ve Seignobos); Valla anakronizmle bir sahteliği, 1983'teki inceleme Hitler günlüklerini ortaya çıkardı.
- Hadis ilmindeki isnad ve cerh ve ta'dil incelemesi, bir aktarım zincirini halka halka değerlendirmenin köklü bir biçimidir.
- Bloch'un kasıtsız tanıklık kavramı, gündelik amaçla üretilmiş belgelerin, örneğin tahrir defterlerinin, çoğu zaman kasıtlı anlatılardan daha az çarpıtılmış kanıt sunduğunu vurgular.
- Portelli, tarihsel olarak yanlış bir hatıranın, bir topluluğun geçmişi nasıl anlamlandırdığının kanıtı olabileceğini gösterdi.
- Kovach ve Rosenstiel'e göre gazeteciliğin özü doğrulama disiplinidir; dairesel haber bağımsızlığı sahte biçimde çoğaltır, yanal okuma (Wineburg) ve açık kaynak doğrulama bu soruna karşı araçlar sunar.
- Trouillot'nun arşiv sessizlikleri, tarihin kaydedilmeyenlerden de biçimlendiğini hatırlatır. Kaynak Üçgenleme, kaynakların türünü, güvenilirliğini, bağımsızlığını ve sessizliklerini değerlendirir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Dış kaynak eleştirisi? | Belgenin kimin tarafından, ne zaman, nerede üretildiğini ve özgünlüğünü sorgulamak |
| Konstantin Bağışı'nın sahteliğini gösteren? | Lorenzo Valla, 1440 |
| İsnad? | Bir rivayeti aktaranların zinciri |
| Kasıtsız tanıklık kavramı kimin? | Marc Bloch, Tarihçinin Zanaatı |
| Luigi Trastulli hatıraları çalışması kimin? | Alessandro Portelli, 1991 |
| Kovach ve Rosenstiel'e göre gazeteciliğin özü? | Doğrulama disiplini (2001) |
| Yanal okuma? | Bir kaynağı değerlendirmek için onun hakkında başkalarının söylediklerine bakmak (Wineburg) |
| Geçmişi Susturmak kimin, ne zaman? | Michel-Rolph Trouillot, 1995 |
Sonraki derse köprü
Kaynaklar üçgenlendi, tanıklar sorgulandı, arşivler tarandı; ama çoğu zaman yine de bir belirsizlik kalır. Gazeteci, bir iddiayı yayımlamadan önce ne kadar beklemeli; beklerse haber başkasının olacak, yayımlarsa yanılabilir. Vakadaki öğretmenin uzmanı, bir tanı kesinleşmeden, yan etkileri olan bir tedaviye başlamayı önerirse ne yapılmalı? Bu kararlar, kanıtın ötesine geçmeyi değil, kanıtın bıraktığı belirsizliğin içinde seçim yapmayı gerektirir. Olası sonuçların değerini ve olasılığını tartmak bir yoldur; ama insanlar, yalnızca beklenen değere değil, yanlış seçimin ardından hissedecekleri pişmanlığa da bakarak karar verir. Ders 9.5, belirsizlik altında karar vermeyi inceleyecek ve sana Beklenen Değer ve Pişmanlık Analizi'ni verecek.
Günlük sorusu: Son zamanlarda "herkes söylüyor" diye inandığın bir şey oldu mu? O "herkes"in kaç ayrı kaynaktan oluştuğunu hiç kontrol ettin mi?
Tarihte bu tartışma
Tanıkları ve kaynakları sorgulama çabası antik çağa uzanır. Yunan tarihçi Tukidides, Peloponnesos Savaşı'nda, olayları anlatırken kendi gözlemlerine ve tanıkların anlattıklarına dayandığını, ama bu anlatıları mümkün olduğunca sınadığını yazdı. İslam ilim geleneğinde hadis alimleri, rivayet zincirlerini değerlendirmek için ayrıntılı yöntemler geliştirdi. İbn Haldun, 1377'de tamamladığı Mukaddime'de, tarihçilerin haberleri eleştirmeden aktarmasını eleştirdi ve bir haberin olabilirliğini, toplumsal ve doğal koşullara uygunluğuyla sınamayı önerdi. 1440'ta Valla, Konstantin Bağışı'nın sahteliğini gösterdi. 1824'te Ranke eleştirel tarih yönteminin simgesi hâline geldi; 1898'de Langlois ve Seignobos dış ve iç eleştiriyi sistemleştirdi; 1949'da Bloch'un Tarihçinin Zanaatı yayımlandı. 1981'de Cooke skandalı, 1983'te Hitler günlükleri, gazetecilikte doğrulamanın zayıf noktalarını gösterdi. 1991'de Portelli sözlü tarihin kanıt değerini yeniden tartıştı; 1995'te Trouillot arşiv sessizliklerini kavramsallaştırdı. 2001'de Kovach ve Rosenstiel doğrulama disiplinini tanımladı; 2014'te Bellingcat kuruldu; 2010'ların sonunda Wineburg ve arkadaşları yanal okuma üzerine çalışmalarını yayımladı. Bugün kaynak eleştirisi, sahte görüntülerin ve yapay zekâ ile üretilmiş metinlerin yaygınlaştığı bir ortamda, her zamankinden daha geniş bir kitlenin ihtiyaç duyduğu bir beceri hâline geldi.