İçeriğe geç

Ders 8.5 · Modül 8: Din, Mistik Deneyim ve Anlam Epistemolojisi

Anlama ve bilgelik: bilginin ötesindeki hedefler

Araç: Anlama Derinliği Testi · 5K: Kavram · 3.485 kelime · yaklaşık 16 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Bir ansiklopedinin bütün maddelerini ezbere bilen birini düşün. Her tarihi, her tanımı, her formülü sorduğunda doğru cevabı veriyor. Şimdi bir de, çok daha az şey bilen ama bildiklerinin birbirine nasıl bağlandığını gören, zor bir durumda neyin önemli olduğunu seçebilen, kendi yanılabileceğini hesaba katan birini düşün. Hangisine bir hayat kararında danışmak isterdin? Çoğumuz ikincisini seçeriz. Oysa epistemolojinin büyük kısmı, birincisinin sahip olduğu şeyi, yani doğru, gerekçeli önermelerin sayısını incelemekle geçti.

Modülün dört dersi, sahil metnini hep aynı türden bir soruyla sınadı: bu bir bilgi mi? Ama yazarın o akşamdan sonra dünyaya başka türlü baktığını söylemesi, belki de yeni bir önermeyi bilmekten çok, bir şeyi anlamak ya da hayatın bütününde neyin önemli olduğunu görmek anlamına geliyordu. Menon problemi dersinde anlamanın, tek tek önermeleri bilmenin ötesinde bir değer taşıyabileceğini görmüştük. Bu ders o fikri derinleştiriyor: anlamanın türlerini, anlamayı ölçmenin yollarını, anlamanın doğrulukla şaşırtıcı ilişkisini ve epistemolojinin belki de en eski hedefi olan bilgeliği inceleyeceksin. Modülün projesi de bu derste tamamlanacak.

Bu dersin kazanımları:

  • Açıklayıcı anlama, konu anlama ve bir insanı anlama arasındaki farkı ve bilgeliğin başlıca kuramlarını açıklarsın. (anla)
  • Bir konudaki kavrayışının derinliğini, Anlama Derinliği Testi'nin yetenek sorularıyla sınarsın. (uygula)
  • Bir anlam ya da bakış değişikliğinin epistemik olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini, anlama ve bilgelik kavramlarıyla tartışırsın. (değerlendir)

Ana anlatım

Anlamanın üç yüzü

Türkçede "anlamak" fiili çok farklı şeyler için kullanılır ve bu farklar epistemoloji için önemlidir. Birincisi, bir şeyin nedenini anlamaktır: köprünün neden çöktüğünü, bir hastalığın neden yayıldığını anlamak. Buna felsefede açıklayıcı anlama denir. İkincisi, bir konuyu anlamaktır: bir dili, bir oyunun kurallarını, bir bilim dalını, bir şehrin işleyişini anlamak. Burada tek bir nedenden değil, bir alanın bütününden söz ederiz; bu konu anlama olarak adlandırılır. Üçüncüsü, bir insanı ya da bir anlamı anlamaktır: bir arkadaşın neden öyle davrandığını, bir şiirin ne söylediğini, bir geleneğin bir ritüele neden önem verdiğini anlamak.

Bu üçüncü tür, Alman düşünür Wilhelm Dilthey'in on dokuzuncu yüzyılın sonunda yaptığı ünlü bir ayrıma dayanır. Dilthey'e göre doğa bilimleri olayları açıklar: onları genel yasalara bağlar. İnsan bilimleri ise insan davranışlarını ve ürünlerini anlar: onların iç anlamını, onları yapanların bakış açısından kavramaya çalışır. Bu ayrım, sosyolojiden tarihe, psikolojiden edebiyat incelemesine kadar geniş bir alanda iz bıraktı. Modül 8'in sorusu da büyük ölçüde bu üçüncü türle ilgilidir: sahildeki metni ve farklı geleneklerin mistik anlatılarını anlamak, onları bir yasaya bağlamaktan farklı bir iştir.

Anlamak, bağımlılıkları kavramaktır

Açıklayıcı anlamanın ne olduğu konusunda çağdaş epistemolojide yaygın bir görüş vardır: bir şeyi anlamak, onun neye bağlı olduğunu kavramaktır. Amerikalı felsefeci Stephen Grimm, bu kavrayışı bir tür tutma olarak tarif eder: anlayan kişi, bir olgunun hangi etkenlere nasıl bağlı olduğunu, o etkenler değişseydi olgunun nasıl değişeceğini görür. Bir çocuk, tencere kapağı kapalıyken suyun daha çabuk kaynadığını bilir; ama neden böyle olduğunu anlayan kişi, ısının kaçışının kapağın açıklığına nasıl bağlı olduğunu kavrar ve kapak yarı açık olsaydı ne olacağını tahmin edebilir.

Bu görüşün önemli bir sonucu vardır: anlama, bir yetenek gerektirir. Yalnızca "su şu nedenle kaynar" cümlesini bilmek yetmez; o cümleyi kullanabilmek, onunla yeni durumlar hakkında akıl yürütebilmek gerekir. İngiliz felsefeci Alison Hills, 2016'da yayımlanan "Nedenini Anlamak" makalesinde bu yetenekleri sıraladı. Hills'e göre bir şeyin nedenini anlayan kişi, bir açıklamayı izleyebilir; onu kendi sözleriyle yeniden kurabilir; açıklamadan benzer durumlar için sonuç çıkarabilir; koşullar farklı olsaydı ne olacağını söyleyebilir; ve bir sonuçtan geriye doğru giderek onun açıklamasını kurabilir. Bu yetenekler, bu dersin aracının temelini oluşturur.

Bilgi olmadan anlama, anlama olmadan bilgi

Menon problemi dersinde, anlamanın bilgiden farklı olarak bazı şans türlerine daha az duyarlı göründüğünü görmüştük. Hills'in yetenek görüşü, iki kavram arasındaki farkın başka bir yüzünü ortaya çıkarır: bir kişi bir önermeyi bilip onu anlamayabilir. Güvenilir bir öğretmenin tanıklığıyla, "iklim değişikliği kutuplardaki buzulları eritiyor" önermesini bilen bir öğrenci, bu önermenin neden doğru olduğunu açıklayamayabilir, yeni bir durum hakkında onunla akıl yürütemeyebilir. Tanıklık dersinde gördüğümüz gibi, bilgi ikinci elden aktarılabilir. Ama anlama, aynı biçimde aktarılamaz; her kişinin bağlantıları kendisi kurması gerekir.

Bu fark, eğitim için önemli bir sonuç doğurur. Bir öğretmen öğrencilerine bilgiyi aktarabilir; anlamayı ise ancak mümkün kılabilir. Ezber ile anlama arasındaki fark, bu yüzden yalnızca bir derinlik farkı değil, bir tür farkıdır. Bir ansiklopediyi ezbere bilen biri çok şey bilir, ama anlamış olmayabilir.

Yararlı yanlışlar

Anlamanın doğrulukla ilişkisi, bilginin doğrulukla ilişkisinden daha karmaşıktır. Bilgi, tanımı gereği doğruluk gerektirir: yanlış bir şeyi bilemeyiz. Ama anlama için de her ayrıntının doğru olması gerekir mi? Amerikalı felsefeci Catherine Elgin, 2017'de yayımlanan Yeterince Doğru kitabında, bu soruya şaşırtıcı bir cevap verdi. Bilimin en güçlü anlama araçlarından bazıları, bilerek yapılmış basitleştirmelerdir: ideal gaz yasası, sürtünmesiz düzlem, tam rasyonel ekonomik aktör. Bunların hiçbiri gerçek dünyayı birebir anlatmaz; hatta düz anlamıyla yanlıştır. Ama bir sistemin en önemli bağımlılıklarını öne çıkarır ve ötekileri geri plana iterek anlamayı mümkün kılar.

Elgin'e göre bu, anlamanın bilgiden farklı bir epistemik başarı olduğunu gösterir: anlama, bir alanın bütününe dair bir kavrayıştır ve bu kavrayış, bazı ögeleri bilinçli olarak yanlış olan modellere dayanabilir. Ama bu, her yanlışın yararlı olduğu anlamına gelmez. Yararlı bir yanlış, neyi basitleştirdiğini bilen birinin elinde işe yarar; basitleştirmenin sınırlarını unutan biri, modeli gerçekliğin kendisi sanır. Bu ayrım, Modül 8'in mistik anlatılarına da uygulanabilir: bir benzetmenin, bir imgenin ya da bir sembolün, düz anlamıyla doğru olmasa da bir şeyi anlamaya yardım edip edemeyeceği sorusu, epistemolojinin hemen dışlayamayacağı bir sorudur.

Bilgelik: bilginin en eski hedefi

Anlamanın ötesinde, felsefenin adında bile saklı olan bir hedef daha vardır: felsefe, kelime anlamıyla bilgelik sevgisidir. Yine de epistemolojinin bilgeliği sistemli olarak incelemesi görece yenidir. Sokrates'in bilgeliği, Platon'un Savunma'sında, bilmediğini bilmek olarak anlatılır: kâhinin Sokrates'i en bilge insan ilan etmesinin nedeni, onun kendi cehaletinin farkında olmasıydı. Aristoteles ise, bilgi türleri dersinden hatırlayacağın üzere, teorik bilgeliği, yani en yüce şeylere dair kavrayışı, pratik bilgelikten, yani iyi yaşamak için neyin yapılması gerektiğini görme becerisinden ayırdı.

Çağdaş felsefede bilgeliğin ne olduğuna dair birkaç kuram önerildi. Amerikalı felsefeci Sharon Ryan bunları sınıflandırdı. Alçakgönüllülük kuramı, Sokrates'i izleyerek bilgeliği, kişinin kendi bilgisinin sınırlarının farkında olması olarak görür. Ama bu yeterli değildir: bilmediğinin farkında olan ama hiçbir şey bilmeyen biri bilge sayılmaz. Bilgi kuramları, bilgeliği belirli türden bir bilgiye, örneğin nasıl iyi yaşanacağına dair bilgiye bağlar. Amerikalı felsefeci Robert Nozick, 1989'da yayımlanan Sınanmış Hayat'ta, bilgeliği, neyin önemli olduğunu bilmek ve bu bilgiye göre yaşamak olarak tanımladı. Ryan'ın kendisi ise, bilgeliği bilgi, rasyonellik ve bunları hayatın bütününe uygulama yeteneğinin birleşimi olarak gören karma bir kuram savundu.

Bilgelik ölçülebilir mi?

Psikologlar da bilgeliği incelemeye çalıştı. Almanya'da Max Planck Enstitüsü'nde Paul Baltes ve Ursula Staudinger'in yürüttüğü ve Berlin bilgelik paradigması olarak bilinen çalışmalarda, katılımcılara zor hayat durumları, örneğin intihar etmeyi düşünen bir arkadaştan gelen bir telefon, sunuldu ve cevapları beş ölçüte göre puanlandı: hayat hakkında olgusal bilgi, hayatla nasıl başa çıkılacağına dair yöntem bilgisi, bir durumu kişinin hayat evresi ve bağlamı içinde görme, farklı değerlere karşı hoşgörü ve belirsizliği tanıyıp onunla başa çıkabilme. Baltes ve Staudinger, 2000'de yayımladıkları bir makalede, bilgeliği hayatın temel sorunlarında uzmanlık olarak tanımladı.

Psikologlar Igor Grossmann ve Ethan Kross, 2014'te yayımladıkları bir çalışmada ilginç bir olguya dikkat çekti: insanlar, başkalarının ilişki sorunları hakkında, kendi benzer sorunları hakkında olduğundan daha bilgece akıl yürütüyordu; daha alçakgönüllü, başka bakış açılarına daha açık, uzlaşmaya daha yatkındılar. Araştırmacılar bu olguya, bilgeliğiyle ünlü ama kendi hayatında hatalar yapan kral Süleyman'a atıfla Süleyman paradoksu adını verdi. Aynı çalışmada, katılımcılar kendi sorunlarını üçüncü kişinin gözünden düşünmeye yönlendirildiğinde, bu farkın küçüldüğü bildirildi. Bilgelik, bu bulguya göre, yalnızca bir kişinin sahip olduğu bir özellik değil, bir bakış mesafesiyle de ilgilidir.

Bu bulgu, önceki modüllerin birçok aracıyla bağlantılıdır. Akran anlaşmazlığı dersinde kendi görüşümüzü bir akranın gözünden değerlendirmeyi, duygu epistemolojisi dersinde duygularımızın uygunluğunu dışarıdan sınamayı öğrenmiştik. Bilgelik, bu becerilerin kendi hayatımıza uygulanmasıdır: kendi durumumuza, bir başkasının durumuna bakıyormuş gibi bakabilmek.

Anlam ve değer: bakış değişikliği değerlendirilebilir mi?

Modülün son sorusu budur: sahildeki akşam gibi bir deneyimden sonra kişinin dünyaya başka türlü bakmaya başlaması, epistemik olarak değerlendirilebilir mi? Bir bakış değişikliği yerinde ya da yersiz olabilir mi?

Amerikalı felsefeci Susan Wolf, 2010'da yayımlanan Hayatta Anlam ve Neden Önemlidir kitabında, bir hayatın anlamlı olması için iki koşulun birlikte bulunması gerektiğini savundu: kişinin öznel olarak bir şeye bağlı ve ondan etkilenmiş olması ve o şeyin nesnel olarak değerli olması. Yalnızca öznel bağlılık yetmez; bir kişi, hiçbir değeri olmayan bir şeye derinden bağlanabilir. Yalnızca nesnel değer de yetmez; değerli bir işi hiçbir bağlılık duymadan yapan bir hayat anlam eksikliği çekebilir. Wolf'un bu çerçevesi, bir bakış değişikliğini değerlendirmek için bir ölçüt sunar: yeni bakış, kişiyi gerçekten değerli olan şeylere mi yöneltiyor, yoksa yalnızca yoğun bir duyguyu mu sürdürüyor?

Nozick'in bilgelik tanımıyla birleştirildiğinde, bu şu soruya dönüşür: kişi, yeni bakışıyla, neyin önemli olduğunu daha iyi mi görüyor? Bu soru, bir önermenin doğruluğu sorusundan daha zordur; ama bütünüyle öznel de değildir. Bir bakış değişikliğinin kişiyi daha dikkatli, daha şefkatli, kendi sınırlarının daha farkında hâle getirip getirmediği, onu tanıyanlar tarafından da gözlenebilir. Tasavvuf geleneğinde bilgi, marifet ve zevk arasında yapılan ayrımlar da benzer bir sorunun etrafında döner; bu ayrımları Tarih Hattı'nın İbn Arabî dersinde ayrıntılı inceleyeceğiz.

Anlama Derinliği Testi

Bu dersin aracı, bir konudaki kavrayışının derinliğini, Hills'in yetenek listesinden türetilmiş sorularla sınar. Önce kendi sözlerinle açıklama sorusunu sorarsın: konuyu, bir kaynaktan ezberlediğin cümleleri tekrarlamadan, kendi sözlerinle açıklayabiliyor musun? İkinci olarak bağımlılık sorusunu sorarsın: olgunun hangi etkenlere bağlı olduğunu gösterebiliyor musun? Üçüncü olarak karşı olgusal soruyu sorarsın: bu etkenlerden biri değişseydi ne olurdu? Dördüncü olarak aktarım sorusunu sorarsın: bu kavrayışı, daha önce görmediğin benzer bir duruma uygulayabiliyor musun? Son olarak sınır ve önem sorusunu sorarsın: bu kavrayışın nerede işe yaramadığını, hangi basitleştirmelere dayandığını biliyor musun ve bu konu, hayatının ya da işinin bütününde ne kadar önemli?

Araç Kavram kapısında işler: "anladım" ile "biliyorum" arasındaki farkı görünür kılar. Son soru, aracı bilgeliğe de açar: bir konuyu derinlemesine anlamak ile o konunun ne kadar önemli olduğunu doğru görmek ayrı başarılardır ve bilgelik, ikisini birlikte gerektirir.

Örnekler

Basit örnek: gökyüzü neden mavi?

Bir çocuk soruyor: "Gökyüzü neden mavi?" Anne, okulda öğrendiği cevabı veriyor: "Güneş ışığı havadaki moleküllere çarpınca mavi ışık daha çok saçılır." Çocuk "peki gün batımında neden kızıl?" diye sorunca, anne duraksıyor. Anlama Derinliği Testi'ni uygulayalım. Kendi sözlerinle açıklama: anne cevabı tekrarlayabiliyor, ama kendi sözleriyle açmakta zorlanıyor. Bağımlılık: mavi rengin saçılmanın dalga boyuna bağlı olmasından kaynaklandığını, kısa dalga boylu ışığın daha güçlü saçıldığını söyleyebiliyor mu? Karşı olgusal: ışık atmosferde daha uzun bir yol kat etseydi ne olurdu? İşte gün batımının cevabı buradadır: güneş ufka yakınken ışık daha uzun bir yol alır, mavi ışık yolda büyük ölçüde saçılıp kaybolur, geriye kızıl tonlar kalır. Aktarım: aynı ilkeyle, uzaktaki dağların neden mavimsi göründüğünü açıklayabilir mi? Sınır: bu açıklamanın bulutların neden beyaz olduğunu açıklamadığını, orada farklı bir saçılma türünün devreye girdiğini biliyor mu? Sonuç: anne gökyüzünün neden mavi olduğunu biliyordu; ama çocuğun ikinci sorusu, bunu anlamadığını ortaya çıkardı. Bilgiyi anlamaya dönüştüren şey, bağımlılık ilişkisini kavrayıp onu yeni bir soruya uygulamaktır.

Orta örnek: metro haritası

İstanbul'da ya da başka bir büyük şehirde metroya binen biri, istasyonların renkli çizgilerle ve düzgün açılarla gösterildiği bir şema kullanır. Bu tür şemaların öncüsü, İngiliz teknik ressam Harry Beck'in 1933'te Londra metrosu için tasarladığı haritadır. Beck'in şeması, istasyonlar arasındaki gerçek mesafeleri ve hatların gerçek kıvrımlarını bilerek bozar; şehir merkezini büyütür, kenarları küçültür. Coğrafi olarak yanlıştır. Anlama Derinliği Testi'ni bu şemayı kullanan birine uygulayalım. Kendi sözlerinle açıklama: yolcu, hangi hattan hangisine aktarma yapacağını kendi sözleriyle anlatabiliyor. Bağımlılık: yolcu, bir yolculuğun hangi aktarmalara bağlı olduğunu görüyor; şema tam da bu bağımlılıkları öne çıkarıyor. Karşı olgusal: bir hat kapalı olsaydı hangi alternatif yolun kullanılabileceğini söyleyebiliyor. Aktarım: aynı mantıkla, hiç gitmediği bir istasyona nasıl gideceğini bulabiliyor. Sınır: işte kritik soru. Şemaya bakıp iki istasyon arasındaki yürüme mesafesini tahmin eden biri yanılabilir; şemada birbirinden uzak görünen iki istasyon, gerçekte birkaç dakikalık yürüme mesafesinde olabilir. Sonuç: metro şeması, Elgin'in yararlı yanlışının gündelik bir örneğidir. Coğrafi olarak yanlış olduğu hâlde, bir ulaşım ağını anlamayı kolaylaştırır; ama yalnızca neyi basitleştirdiğini bilen birinin elinde.

Gerçek hayat örneği: başkalarına akıl veren arkadaş

Arkadaş çevresinde, ilişki sorunlarında en iyi tavsiyeyi veren kişi olarak bilinen biri var. Başkalarının tartışmalarını dinlerken sakin kalıyor, her iki tarafın bakış açısını görüyor, acele kararları yavaşlatıyor. Ama kendi evliliğinde bir kriz yaşadığında, bu becerilerin hiçbirini kullanamıyor: öfkeyle tepki veriyor, eşinin bakış açısını görmekte zorlanıyor, ilk aklına gelen yorumda ısrar ediyor. Bu, Grossmann ve Kross'un Süleyman paradoksunun tam bir örneğidir. Anlama Derinliği Testi'ni uygulayalım. Kendi sözlerinle açıklama: ilişkilerin nasıl işlediğine dair kendi sözleriyle zengin açıklamalar yapabiliyor. Bağımlılık ve karşı olgusal: başkalarının durumlarında, bir tartışmanın hangi yanlış anlamalara bağlı olduğunu ve farklı bir tepkinin neyi değiştirebileceğini görebiliyor. Aktarım: işte burada kopuyor. Aynı kavrayışı kendi durumuna aktaramıyor. Sınır ve önem: kendi krizinde, neyin gerçekten önemli olduğunu, yani evliliğini korumak mı yoksa tartışmayı kazanmak mı, göremiyor. Sonuç: bu kişi ilişkiler hakkında çok şey anlıyor; ama bu anlama, bilgeliğe tam dönüşmemiş. Eksik olan, kendi durumuna dışarıdan bakabilme mesafesi. Grossmann ve Kross'un bulgusu, bu mesafenin bazen basit bir teknikle, örneğin kendi durumunu üçüncü kişi ağzından anlatmakla, kısmen kurulabileceğini düşündürür.

Vakaya dönüş

Modülün vakasına son kez dönelim ve dört dersin bulgularını bu dersin sorusuyla birleştirelim. Sahildeki akşamın yazarı, bir şeyi bildiğini söylüyor. Önceki derslerde bu iddiayı sınadık: deneyim yazarın kendisi için bir görünüş sunuyor, ama tanıklık olarak başkaları için sınırlı bir kanıt değeri taşıyor; temel bir inanç olarak tutulabilir, ama bozuculara açık; yorum katmanlarında "şefkatli bir varlık" gibi düşük dallanmalı ama tarafsız olmayan kavramlar taşıyor; ve belki de önce bir bağlılık, ancak ondan sonra bir bilgi iddiası olarak okunmalı.

Bu ders, farklı bir okuma önerir. Yazarın o gece edindiği şey, belki bir önermenin bilgisi değil, bir anlama ya da bir bakıştı. Anlama Derinliği Testi'ni uygulayalım. Kendi sözlerinle açıklama: yazar, "anlatmaya çalıştıkça küçülüyor" diyor; bu, açıklayıcı anlamanın ilk yeteneğinde bir sınıra işaret eder. Bağımlılık ve karşı olgusal: yazar, deneyiminin neye bağlı olduğunu açıklamıyor; bu, bir nedenin kavranmasından çok, bir bütünün farklı görülmesine benziyor. Aktarım: yazarın dünyaya başka türlü bakması, belki de bu deneyimin başka durumlara aktarıldığının işaretidir; ama nasıl aktarıldığını bilmiyoruz. Sınır ve önem: burada Wolf'un ve Nozick'in soruları devreye girer. Yeni bakış, yazarı gerçekten değerli olana mı yöneltti? Yazar, neyin önemli olduğunu daha iyi mi görüyor?

Bu soruların cevabı metinde yok. Ama modülün vardığı sonuç şudur: sahildeki akşam gibi bir deneyimin değeri, yalnızca "bu bir bilgi mi?" sorusuyla ölçülemez. Deneyim, bir önermenin kanıtı olarak zayıf olabilir ve yine de bir hayatı daha anlamlı, daha dikkatli, daha bilge hâle getirebilir. Ya da getirmeyebilir; deneyimin yoğunluğu, bunu tek başına göstermez. Epistemolojinin bu noktada sunabileceği en değerli şey, bu farklı soruları birbirinden ayırmaktır: deneyim ne kadar kanıttır, ne kadar yorumdur, ne kadar bağlılıktır, ne kadar anlamadır.

Araç kartı: Anlama Derinliği Testi

AlanAçıklama
Ne işe yararBir konudaki kavrayışın, önerme bilgisinin ötesinde anlamaya dönüşüp dönüşmediğini yetenek sorularıyla sınar; son sorusuyla anlamanın önemini, yani bilgelik boyutunu da yoklar
5K kapısıKavram
Adımlar1) Kendi sözlerinle açıklayabiliyor musun? 2) Bağımlılık: olgunun hangi etkenlere bağlı olduğunu gösterebiliyor musun? 3) Karşı olgusal: bir etken değişseydi ne olurdu? 4) Aktarım: kavrayışı yeni bir duruma uygulayabiliyor musun? 5) Sınır ve önem: kavrayışın nerede işe yaramadığını ve bu konunun bütünde ne kadar önemli olduğunu biliyor musun?
Ne zaman kullanılırBir konuyu "anladım" dediğinde bunu sınamak istediğinde; bir öğrencinin ya da çalışanın ezber mi anlama mı sahibi olduğunu değerlendirirken; kendi hayatındaki önemli bir karar için başkalarına verdiğin tavsiyeleri kendine uygulayıp uygulayamadığını görmek istediğinde
Sık hataBir açıklamayı tekrarlayabilmeyi anlamak sanmak; yararlı bir basitleştirmeyi gerçekliğin kendisi saymak; bir konuyu derinlemesine anlamayı, onun ne kadar önemli olduğunu doğru görmekle karıştırmak

Egzersiz

Raporun sonuna bir paragraf ekle: bu modül boyunca, kendi dini ya da dünya görüşüne dair inançlarından hangisini farklı bir katmanda görmeye başladın? Ardından Anlama Derinliği Testi'ni kendi hayatından bir konuya uygula: çok iyi anladığını düşündüğün bir şeyi seç ve beş soruyu cevapla. Özellikle beşinci soruda dürüst ol: bu konu, hayatının bütününde gerçekten ne kadar önemli?

Mini test

  1. Açıklayıcı anlama, konu anlama ve bir insanı ya da anlamı anlama arasındaki fark nedir ve Dilthey'in ayrımı üçüncüsüyle nasıl ilişkilidir?
  2. Hills'e göre bir şeyin nedenini anlamak hangi yetenekleri gerektirir ve bu, anlamanın tanıklıkla aktarılmasını neden zorlaştırır?
  3. Elgin'in yararlı yanlış kavramı nedir ve anlama ile doğruluğun bağına dair ne öğretir?
  4. Bilgeliğin alçakgönüllülük kuramı neden yetersizdir ve Nozick bilgeliği nasıl tanımlar?
  5. İş yerinde bir yönetici, ekibindeki çatışmaları çözme konusunda başkalarına kurslar veriyor, ama kendi ekip arkadaşıyla yaşadığı bir anlaşmazlıkta yıllardır ilerleme kaydedemiyor. Anlama Derinliği Testi ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Açıklayıcı anlama bir olgunun nedenini, konu anlama bir alanın bütününü, üçüncü tür ise bir insanın davranışının ya da bir ürünün iç anlamını kavramaktır. Dilthey, doğa bilimlerinin olayları yasalara bağlayarak açıkladığını, insan bilimlerinin ise onları yapanların bakış açısından anladığını savundu; üçüncü tür bu ikinci yola karşılık gelir.
  2. Bir açıklamayı izleyebilmek, onu kendi sözleriyle yeniden kurabilmek, benzer durumlar için sonuç çıkarabilmek, koşullar farklı olsaydı ne olacağını söyleyebilmek ve bir sonuçtan geriye doğru açıklamasını kurabilmek. Bu yetenekler kişinin kendi kurması gereken bağlantılara dayandığı için, bir önermenin bilgisi gibi tanıklıkla doğrudan aktarılamaz.
  3. Düz anlamıyla doğru olmadığı hâlde, en önemli özellikleri öne çıkarıp gereksiz ayrıntıları dışarıda bırakarak anlamaya katkıda bulunan basitleştirmelerdir. Anlamanın, bilgiden farklı olarak, her ögesi doğru olmayan modellere dayanabileceğini; ama bunun ancak basitleştirmenin sınırlarını bilen biri için geçerli olduğunu gösterir.
  4. Bilmediğinin farkında olan ama hiçbir şey bilmeyen biri bilge sayılmaz; alçakgönüllülük gerekli ama yeterli değildir. Nozick, bilgeliği neyin önemli olduğunu bilmek ve bu bilgiye göre yaşamak olarak tanımlar.
  5. Kendi sözleriyle açıklama: yönetici çatışma çözümünü kendi sözleriyle öğretebiliyor. Bağımlılık ve karşı olgusal: başkalarının çatışmalarında, sorunun hangi yanlış anlamalara bağlı olduğunu ve farklı bir tepkinin neyi değiştireceğini görebiliyor. Aktarım: kendi durumuna aktaramıyor; bu, Süleyman paradoksunun bir örneği. Sınır ve önem: kendi anlaşmazlığında neyin gerçekten önemli olduğunu, ilişkiyi mi yoksa haklı çıkmayı mı, göremiyor olabilir. Yöneticinin çatışmalar hakkında anlaması güçlü, ama bu anlama kendi hayatında bilgeliğe dönüşmemiş; kendi durumuna üçüncü kişi gözüyle bakmak gibi bir mesafe tekniği yardımcı olabilir.

Özet

  • Anlama üç biçimde kullanılır: bir olgunun nedenini anlamak (açıklayıcı anlama), bir alanın bütününü anlamak (konu anlama) ve bir insanı ya da anlamı anlamak; üçüncüsü Dilthey'in açıklama ile anlama ayrımına dayanır.
  • Açıklayıcı anlama, bir olgunun neye bağlı olduğunu kavramaktır ve Hills'in sıraladığı yetenekleri gerektirir; bu yüzden bilgiden farklı olarak tanıklıkla doğrudan aktarılamaz.
  • Elgin'in yararlı yanlışları, anlamanın düz anlamıyla doğru olmayan basitleştirmelere dayanabileceğini gösterir; ama yalnızca basitleştirmenin sınırlarını bilen biri için.
  • Bilgelik, Sokrates'ten beri kişinin sınırlarının farkında olmasıyla ilişkilendirilir; Nozick onu neyin önemli olduğunu bilmek olarak tanımlar, Ryan bilgi, rasyonellik ve uygulamayı birleştiren karma bir kuram savunur.
  • Berlin bilgelik paradigması bilgeliği hayatın temel sorunlarında uzmanlık olarak ölçer; Süleyman paradoksu, kendi durumumuz hakkında başkalarınınkinden daha az bilgece düşündüğümüzü gösterir. Wolf'a göre anlamlı bir hayat, öznel bağlılık ile nesnel değerin buluşmasıdır.
  • Anlama Derinliği Testi, bir kavrayışın derinliğini açıklama, bağımlılık, karşı olgusal, aktarım ve sınır-önem sorularıyla sınar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Açıklayıcı anlama?Bir olgunun neye bağlı olduğunu ve etkenler değişseydi nasıl değişeceğini kavramak
Açıklama ile anlama ayrımını yapan?Wilhelm Dilthey
"Nedenini Anlamak" makalesi kimin, ne zaman?Alison Hills, 2016
Yararlı yanlış kimin kavramı?Catherine Elgin, Yeterince Doğru, 2017
Nozick'e göre bilgelik?Neyin önemli olduğunu bilmek ve buna göre yaşamak
Berlin bilgelik paradigmasının kurucuları?Paul Baltes ve Ursula Staudinger
Süleyman paradoksu?Başkalarının sorunları hakkında kendi sorunlarımızdan daha bilgece akıl yürütmemiz (Grossmann ve Kross, 2014)
Wolf'a göre anlamlı hayatın iki koşulu?Öznel bağlılık ve nesnel değer

Sonraki derse köprü

Bu modülde bilginin en uç sınırlarında, doğrulanması en zor deneyimlerin epistemolojisini inceledik. Bir sonraki modül ise tam ters yöne, bilginin her gün hayati sonuçlar doğurduğu yerlere dönüyor. Bir hekim, belirtileri belirsiz bir hastanın karşısında, hem istatistiklere, hem klinik deneyimine, hem de hastanın kendi anlatısına dayanarak karar vermek zorundadır. Kanıta dayalı tıp, bu kararın en iyi araştırma kanıtlarıyla desteklenmesini ister; ama hastanın hikâyesini dinlemek, Dilthey'in anlama dediği şeye daha yakındır. Ders 9.1 Modül 9'u açıyor; tıpta bilginin nasıl üretildiğini, kanıta dayalı tıp ile hasta anlatısı arasındaki ilişkiyi ve tanısal belirsizlikle nasıl yaşanacağını inceleyecek; araç kutuna da Tanısal Belirsizlik Kartı'nı ekleyecek.

Günlük sorusu: Başkalarına kolayca verdiğin ama kendi hayatında uygulamakta zorlandığın bir tavsiye var mı? Aradaki fark bilgide mi, anlamada mı, yoksa mesafede mi?

Tarihte bu tartışma

Bilgelik, felsefenin adında yer alacak kadar eski bir hedeftir. Platon'un Savunma'sında Sokrates'in bilgeliği, bilmediğini bilmek olarak anlatılır; Aristoteles, teorik bilgelik ile pratik bilgeliği ayırdı. Ortaçağ İslam ve Hıristiyan düşüncesinde bilgelik, hem akli hem manevi bir olgunluk olarak görüldü; tasavvufta ilim, marifet ve hikmet arasında ayrımlar yapıldı. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Dilthey, insan bilimlerinin yöntemi olarak anlamayı açıklamadan ayırdı. Yirminci yüzyılın büyük bölümünde epistemoloji bilgiye ve gerekçelendirmeye odaklandı; bilgelik ve anlama geri planda kaldı. 1989'da Nozick bilgeliği yeniden felsefenin konusu yaptı; 1990'larda Baltes ve Staudinger bilgeliği psikolojik olarak ölçmeye çalıştı. 2001'de Zagzebski anlamanın epistemolojiye geri dönmesi gerektiğini savundu; 2003'te Kvanvig anlamanın bilgiden değerli olabileceğini öne sürdü. 2000'li ve 2010'lu yıllarda Grimm, Hills ve Elgin anlamanın doğasını, yetenek boyutunu ve doğrulukla ilişkisini incelediler; 2014'te Grossmann ve Kross Süleyman paradoksunu tanımladı. Bugün anlama ve bilgelik, epistemolojinin en canlı araştırma alanları arasındadır.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.