Giriş
Karşında oturan arkadaşının bir zihni olduğuna, onun da senin gibi düşündüğüne, sevindiğine, acı çektiğine inanıyorsun. Bu inancın kanıtı nedir? Onun davranışlarını görüyorsun, sözlerini duyuyorsun; ama zihnini hiçbir zaman doğrudan görmedin. "Onun da bir zihni var" sonucuna, kendi durumundan yola çıkan bir benzetmeyle mi vardın? Muhtemelen hayır. Bu inanç sende, hiçbir çıkarım yapmadan, onunla konuştuğun ilk andan beri vardı. Ve bu inançta haklı olduğundan da şüphe etmiyorsun.
Modülün ilk dersi, Tanrı inancını bir deneyimin, yani bir kanıtın desteğiyle ayakta durup duramayacağı açısından ele aldı. Amerikalı felsefeci Alvin Plantinga, bu tartışmanın varsayımını sorguladı: Tanrı inancı neden bir kanıta dayanmak zorunda olsun? Başka zihinlere olan inancımız gibi, bazı inançlar kanıtlardan çıkarılmadan da akla uygun olabilir. Bu derste Plantinga'nın uygun temel inanç kavramını, bu kavramın dayandığı temelcilik eleştirisini, uygun işlev kuramını ve bu görüşe yöneltilen başlıca itirazları inceleyeceksin. Bir önceki dersteki gibi, amaç dini bir inancın doğru olup olmadığına karar vermek değil, gerekçelendirme durumunu anlamaktır.
Bu dersin kazanımları:
- Kanıtçı itirazı, uygun temel inanç kavramını ve Plantinga'nın uygun işlev kuramını açıklarsın. (anla)
- Bir inancın temel mi çıkarımsal mı olduğunu, dayanağını ve bozucularını Uygun Temellilik Sorusu ile çözümlersin. (analiz et)
- Uygun temellilik savunmasının neyi başardığını ve neyi başaramadığını, Büyük Balkabağı itirazı ve eşlik argümanı üzerinden değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Kanıtçı itiraz
Batı felsefesinde yirminci yüzyılın büyük bölümünde, dini inanca yöneltilen en güçlü itiraz, onun yanlış olduğu değil, yeterli kanıta dayanmadığı idi. İngiliz matematikçi W. K. Clifford, 1877'de yayımlanan "İnancın Ahlakı" makalesinde bu itirazın ilkesini keskin bir cümleyle koymuştu: yetersiz kanıta dayanarak herhangi bir şeye inanmak, her zaman, her yerde ve herkes için yanlıştır. İngiliz felsefeci Antony Flew, 1976'da yayımlanan Ateizm Varsayımı'nda, tartışmada ispat yükünün Tanrı'nın varlığını savunanda olduğunu, kanıt gösterilmedikçe varsayılan tutumun inanmamak olması gerektiğini savundu.
Bu itirazın dikkat çekici bir özelliği vardır: Tanrı'nın var olmadığını iddia etmez. Yalnızca, Tanrı'ya inanan kişinin bu inancı için yeterli bir gerekçesi olmadığını söyler. Yani itiraz, felsefecilerin de jure soru dediği sorudur: bu inanç akla uygun, gerekçeli, sorumlu bir inanç mı? Tanrı'nın gerçekten var olup olmadığı ise de facto sorudur. Kanıtçı itiraz, de facto soruyu açık bırakıp de jure soruda inananı mahkûm etmeye çalışır.
Plantinga'nın sorusu: neden kanıt?
Plantinga, 1967'de yayımlanan Tanrı ve Başka Zihinler'de, kanıtçı itiraza ilk cevabını bir benzetmeyle verdi. Başka zihinlerin varlığına olan inancımız için de ikna edici bir argüman yoktur; felsefe tarihinde önerilen benzetme argümanları, pek çok felsefeciye göre başarısızdır. Yine de bu inancı akla aykırı saymayız. Öyleyse, Tanrı inancı için de bir argüman bulunamaması, onu akla aykırı yapmaz. Plantinga'nın ifadesiyle, biri akla uygunsa, öteki de öyledir.
1980'lerin başında Plantinga bu fikri, epistemolojinin yapısına dair bir tez olarak geliştirdi. Temelcilik dersinde gördüğümüz gibi, inançlarımızın bir kısmı başka inançlardan çıkarılır, bir kısmı ise temeldir: onları başka bir şeyden çıkarmayız. Kanıtçı itiraz, örtük olarak klasik temelciliğe dayanır: bir inanç ancak apaçık, yanılmaz ya da duyulara açıksa temel olabilir; Tanrı inancı bunların hiçbiri değildir; öyleyse ancak bir kanıttan çıkarılırsa akla uygun olur.
Plantinga'nın bu ölçüte yönelttiği itirazı temelcilik dersinde görmüştün: "yalnızca apaçık, yanılmaz ya da duyulara açık inançlar temel olabilir" ilkesinin kendisi, bu üç özellikten hiçbirini taşımaz. İlke kendi ölçütünü karşılamaz. Klasik temelcilik çökerse, kanıtçı itirazın dayanağı da çöker. O zaman şu soru açılır: hangi inançlar uygun biçimde temel olabilir?
Temel ama dayanaksız değil
Plantinga'nın görüşü sık sık yanlış anlaşılır: temel bir inancın hiçbir şeye dayanmadığı sanılır. Oysa Plantinga, temel inançların kanıtlara değil, dayanaklara oturduğunu vurgular. "Bir ağaç görüyorum" inancım, başka bir inançtan çıkmaz; ama ağacın görsel deneyimine dayanır. "Bu sabah kahvaltı ettim" inancım, bir hatırlama deneyimine dayanır. Deneyim, inancı gerekçelendirir, ama bir argümanın öncülü olarak değil; inancı doğrudan uygun kılan koşul olarak.
Plantinga'ya göre Tanrı inancı da böyle dayanaklar üzerinde oluşabilir. Yıldızlı bir gökyüzüne bakan biri, "bütün bunları Tanrı yarattı" diye düşünebilir; bir kötülük yaptıktan sonra derin bir suçluluk duyan biri, "Tanrı yaptığımı onaylamıyor" diye hissedebilir; tehlikeli bir durumdan kurtulan biri, "Tanrı beni korudu" diye şükredebilir. Bu inançlar bir argümanın sonucu değildir; ama belirli deneyimlere karşılık olarak ortaya çıkarlar. Plantinga, bu tür inançları doğuran yetiye, on altıncı yüzyıl ilahiyatçısı Jean Calvin'den aldığı bir terimle ilahi duyu adını verdi. Benzer bir fikir, farklı geleneklerde de bulunur; İslam düşüncesinde insanın Tanrı'yı tanımaya yatkın bir yaratılışla doğduğunu anlatan fıtrat kavramı bunlardan biridir.
Önemli bir nokta daha vardır: temel inançlar bozulabilir. Bir ağaç gördüğüme inanıyorum; ama bana o sabah göz damlası nedeniyle görüşümün bozulduğu söylenirse, bu inancım bir bozucuyla karşılaşır. Tanrı inancı da, Plantinga'ya göre, bozuculara açıktır: kötülük sorunu en ciddi aday bozucudur. Uygun temel bir inancı tutan kişi, bu bozuculara cevap verebilmelidir; ama bu cevap, Tanrı'nın varlığını kanıtlamak değil, bozucunun inancı gerçekten çürütmediğini göstermektir. Plantinga, kötülük sorununa karşı bu türden bir savunma da geliştirdi.
Büyük Balkabağı itirazı
Plantinga, 1981'de yayımlanan bir makalede, kendi görüşüne yöneltilebilecek bir itirazı da kendisi adlandırdı: Büyük Balkabağı itirazı. Çocuklara yönelik bir çizgi romandan alınan örnekte, küçük bir karakter, her yıl belirli bir gece Büyük Balkabağı'nın bahçeye geleceğine inanır. Eğer Tanrı inancı temel olabiliyorsa, neden Büyük Balkabağı inancı da olmasın? Uygun temellilik, her türlü tuhaf inanca kapı açmaz mı?
Plantinga'nın cevabı iki adımlıdır. Birincisi, bazı inançları uygun temel sayıp bazılarını saymamak için, uygun temelliliğin tam bir tanımına sahip olmamız gerekmez. "Anlamsız bir cümle" kavramının tanımını veremesek de, bazı cümlelerin anlamsız olduğunu biliriz. Uygun temellilik ölçütleri de, açıkça uygun temel olan ve açıkça olmayan örneklerden yola çıkarak, adım adım, tümevarımla kurulur. İkincisi, hangi örneklerin açıkça uygun temel olduğu konusunda farklı topluluklar farklı başlangıç noktalarına sahip olabilir. Hıristiyan bir topluluk Tanrı inancını bu örnekler arasında sayabilir; bu, Büyük Balkabağı inancını da saymasını gerektirmez.
Amerikalı felsefeci Michael Martin, 1990'da bu cevaba bir karşı itiraz yöneltti ve buna Büyük Balkabağı'nın oğlu adını verdi: Plantinga'nın cevabı, Tanrı inancını Büyük Balkabağı inancından ayırabilir; ama başka herhangi bir dini topluluğun, örneğin bir büyü geleneğinin, kendi inançlarını aynı yolla uygun temel ilan etmesini engelleyemez. Her topluluk kendi başlangıç örneklerini seçebiliyorsa, uygun temellilik, her topluluğun kendi inançlarını dış eleştiriden korumasına izin veren bir kalkana dönüşür. Bu kaygı, yankı odaları dersinde gördüğümüz, önceden bağışıklık kazandırılmış inanç sistemlerine dair kaygının felsefi bir biçimidir.
Uygun işlev: garanti nedir?
1990'larda Plantinga, epistemolojiye kalıcı bir katkı yaptı. 1993'te yayımlanan iki kitabında ve 2000'de yayımlanan Garantili Hıristiyan İnancı'nda, bir inancı bilgiye dönüştüren şeye garanti adını verdi ve onu şöyle tanımladı: bir inanç, onu üreten bilişsel yetiler uygun biçimde işliyorsa, bu yetiler uygun bir ortamda çalışıyorsa ve doğruya yönelik iyi bir tasarım planına göre işliyorsa garantilidir.
Bu kuram, güvenilircilik dersinde ve erdem epistemolojisi dersinde gördüğümüz dışsalcı yaklaşımların bir akrabasıdır: garanti, kişinin iç bakışla erişebildiği gerekçelere değil, yetilerinin gerçekte nasıl işlediğine bağlıdır. Kuramın özgün yanı, tasarım planı kavramıdır. Bir kalp, kan pompalamak için "tasarlanmıştır"; kalp bu işi yapıyorsa uygun biçimde işliyordur. Plantinga, bu tasarımın bir yaratıcıdan ya da evrimden gelip gelmediğini kuramın kendisinde açık bırakmaya çalıştı, ama yaratıcı bir tasarımın kuramı en iyi açıkladığını da savundu.
De jure soru de facto soruya bağlıdır
Uygun işlev kuramı, Plantinga'yı din felsefesinde çarpıcı bir sonuca götürdü. Eğer Tanrı varsa ve insanları kendisini tanıyabilecek bir ilahi duyuyla yarattıysa, bu duyu uygun biçimde işlediğinde ortaya çıkan Tanrı inancı büyük olasılıkla garantilidir. Eğer Tanrı yoksa, Tanrı inancı ya bozuk işleyen bir yetiden ya da doğruya değil başka bir amaca, örneğin teselliye yönelik bir yetiden çıkıyordur; o zaman büyük olasılıkla garantili değildir.
Bu, kanıtçı itirazın ayırmaya çalıştığı iki soruyu birbirine bağlar. Tanrı inancının garantili olup olmadığı sorusu, Tanrı'nın var olup olmadığı sorusundan bağımsız cevaplanamaz. Öyleyse, Tanrı'nın var olmadığını göstermeden, Tanrı inancının garantisiz olduğunu göstermek mümkün değildir. Plantinga'ya göre bu, kanıtçı itirazın başarısız olduğunu gösterir. Eleştirmenler ise sonucun her iki yöne de kestiğini belirtti: aynı akıl yürütmeyle, Tanrı'nın var olduğunu göstermeden, Tanrı inancının garantili olduğu da gösterilemez. Plantinga bunu kabul etti; amacı Tanrı inancını kanıtlamak değil, ona karşı yöneltilen belirli bir itirazın başarısız olduğunu göstermekti.
Doğalcı açıklamalar yeniden
Bir önceki derste doğalcı açıklamaların dini deneyimi boşa çıkarıp çıkarmadığını sormuştuk. Aynı soru, uygun işlev kuramı için de sorulur. Bilişsel din bilimi, insanların dini inançlara neden bu kadar kolay yatkın olduğunu açıklamaya çalışır. Amerikalı psikolog Justin Barrett, 2004'te yayımlanan İnsanlar Neden Tanrı'ya İnanır? kitabında, insan zihninin çevrede fail algılamaya aşırı duyarlı olduğunu öne sürdü: çalıların hışırtısında bir hayvan, bir gölgede bir insan görmeye yatkınızdır, çünkü bir faili kaçırmak, yokken varmış sanmaktan daha tehlikelidir. Bu yatkınlık, doğada görünmez failler görme eğilimini açıklayabilir.
Bu açıklama, Tanrı inancını boşa çıkarır mı? Plantinga'nın kuramına göre cevap, yine de facto soruya bağlıdır. Eğer Tanrı yoksa, bu mekanizma doğruya değil hayatta kalmaya yönelik bir mekanizmadır ve ürettiği Tanrı inancı garantisizdir. Eğer Tanrı varsa, bu mekanizma Tanrı'nın insanları kendisine yönelttiği yollardan biri olabilir. Justin Barrett'ın kendisi de, açıkladığı mekanizmaların Tanrı inancını çürütmediğini savunan bir inanan olarak bilinir. Bu tartışma, bir inancın kökeni ile doğruluğu arasındaki ilişki üzerine yaygın bir hatayı da hatırlatır: bir inancın nasıl ortaya çıktığını bilmek, tek başına onun yanlış olduğunu göstermez; ama bir inancın doğruluktan bağımsız bir mekanizmayla oluştuğunu bilmek, ona olan güvenimizi azaltmak için bir neden olabilir.
Epistemolojik ders: her inanç sistemi bir yerden başlar
Plantinga'nın katkısının en genel sonucu, din felsefesinin ötesine uzanır. Hiçbir inanç sistemi, her şeyi kanıtlayarak başlayamaz; Agrippa'nın üçleminde gördüğümüz gibi, bir yerde durmak zorundayız. Soru, nerede durmaya hakkımız olduğudur. Plantinga, bu sorunun cevabının, herkes için aynı, tarafsız bir listeyle verilemeyeceğini düşündü. Eleştirmenleri ise, tarafsız bir liste olmasa bile, bazı ortak ölçütlerin, örneğin bir inancın bozuculara ne kadar dayanıklı olduğunun, akranlarla ne kadar paylaşıldığının ve farklı geleneklerden gelen itirazlara nasıl cevap verdiğinin, konuşmayı sürdürmek için gerekli olduğunu savundu.
Bu tartışma, temelcilik ve bağdaşımcılık derslerinde gördüğümüz yapısal sorunun somut bir uygulamasıdır. Dini inançlar hakkında düşünen biri, aynı soruyu kendi dini olmayan temel inançlarına da sormalıdır: başka zihinlere, ahlaki gerçeklere, geçmişin varlığına, doğanın düzenliliğine olan inancımızı nereden alıyoruz ve bunları neden temel sayıyoruz?
Uygun Temellilik Sorusu
Bu dersin aracı, bir inancın temel olarak tutulup tutulamayacağını adım adım sınar. Önce inancı açıkça yazarsın. İkinci olarak yapı sorusunu sorarsın: bu inanç başka bir inançtan çıkarılıyor mu, yoksa doğrudan mı tutuluyor? Üçüncü olarak dayanağı belirlersin: inanç hangi deneyime ya da koşula karşılık olarak ortaya çıkıyor? Dördüncü olarak eşlik sınaması yaparsın: bu inancı, temel saydığın başka inançlarla karşılaştır; aynı savunma, saçma olduğunu düşündüğün bir inancı da koruyor mu? Koruyorsa, ikisini ayıran fark nedir? Son olarak bozucuları tararsın: bu inanca karşı bilinen ciddi bir bozucu var mı ve ona cevap verilebiliyor mu?
Araç Kanıt kapısında işler: "kanıtın nerede?" sorusunu kör bir dayatma olmaktan çıkarır ve onu daha incelikli bir soruya çevirir: bu inanç temelse, dayanağı nedir, eşleri kimlerdir ve bozuculara karşı ne yapıyor?
Örnekler
Basit örnek: kapıyı kilitledim mi?
Evden çıkıp otobüs durağına yürürken, kapıyı kilitlediğine inanıyorsun. Uygun Temellilik Sorusu'nu uygulayalım. İnanç: "kapıyı kilitledim". Yapı: bu inancı başka bir inançtan çıkarmıyorsun; doğrudan tutuyorsun. Dayanak: anahtarı çevirdiğine dair belirsiz bir hatırlama deneyimi. Eşlik sınaması: bu, "bu sabah kahvaltı ettim" ya da "dün annemle konuştum" gibi bellek inançlarıyla aynı türdendir; bellek inançlarını temel saymak gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bozucular: kapıyı kilitlemek o kadar alışkanlık hâline gelmiş bir eylemdir ki, dün kilitlediğin anı bugünkünden ayırt etmek zor olabilir; bu, bellek dersinde gördüğümüz karışma sorunudur. Bozucu ciddi değil ama gerçektir. Sonuç: inanç uygun temeldir, ama bozucu, önemli bir durumda, örneğin tatile giderken, geri dönüp kontrol etmeyi haklı kılar. Uygun temel bir inanç, sınanamaz bir inanç değildir.
Orta örnek: ahlaki bir temel inanç
"Masum bir çocuğa yalnızca eğlence için eziyet etmek yanlıştır." Bu inancı bir argümanın sonucu olarak mı tutuyorsun? Uygun Temellilik Sorusu'nu uygulayalım. Yapı: çoğu insan bu inancı hiçbir etik kuramdan çıkarmaz; tersine, bir etik kuramın bu yargıyla çelişmesi, kuramın yanlış olduğunun işareti sayılır. Dayanak: böyle bir eylemi düşündüğümüzde ortaya çıkan güçlü bir ahlaki görünüş, belki bir tiksinti ya da öfke. Eşlik sınaması: bu inanç, algı ve bellek inançlarıyla bir açıdan benzer, doğrudan bir görünüşe dayanır; bir açıdan farklı, görünüşün kaynağı olan "ahlaki algının" nasıl işlediği tartışmalıdır. Ama bu inancı temel saymamanın bedeli yüksektir: onu bir argümana dayandırmak zorunda kalırsak, argümanın öncülleri bu inançtan daha az kesin olacaktır. Bozucular: kültürel çeşitlilik argümanı, yani farklı toplumların farklı ahlaki yargılara sahip olması; ama bu özel yargı, kültürler arasında en geniş kabul gören yargılardan biridir. Sonuç: bu örnek, Plantinga'nın eşlik argümanının gücünü gösterir. Pek çok insan, dini olmayan bazı inançlarını, kanıt göstermeden ama haklı olarak, temel tutar. Tanrı inancının bu inançlardan farklı olduğunu savunan biri, farkın ne olduğunu göstermek zorundadır.
Gerçek hayat örneği: iki komşunun temel inançları
Aynı apartmanda oturan iki komşu düşün. Birinci komşu, ilk çocuğu doğduğunda yaşadığı derin şükran duygusuyla Tanrı'nın varlığından emin olduğunu, bu inancı hiçbir argümana dayandırmadığını söylüyor. İkinci komşu ise dedesinden kalan bir yüzüğün uğur getirdiğine, sınavlara bu yüzükle girdiğinde başarılı olduğuna inanıyor ve bu inancı da hiçbir argümana dayandırmıyor. Birinci komşu, ikincisinin inancını batıl sayıyor. İkinci komşu ise "senin inancın da kanıtsız, ne farkı var?" diye soruyor.
Uygun Temellilik Sorusu'nu iki inanca da uygulayalım. Yapı: ikisi de temel olarak tutuluyor. Dayanak: birincisinde derin bir şükran ve huşu deneyimi; ikincisinde yüzükle girilen sınavlarda başarılı olma deneyimi. Eşlik sınaması ve bozucular burada ayrışır. Yüzük inancı, dünyada sınanabilir bir iddia içerir: yüzükle girilen sınavlar ile yüzüksüz girilen sınavlar karşılaştırılabilir. Komşu yalnızca yüzükle başarılı olduğu sınavları hatırlıyorsa, bu, seçici hatırlamanın tipik bir örneğidir. İnanç, kolayca erişilebilen bir bozucuya açıktır. Tanrı inancı ise böyle doğrudan sınanabilir bir öngörü içermez; ona karşı yöneltilen en ciddi bozucu olan kötülük sorunu ise felsefi olarak tartışmalıdır. Sonuç: bu iki inanç, yapı bakımından benzer olsa da, bozuculara karşı durumları farklıdır. Birinci komşunun inancı bu araçla kanıtlanmış olmaz; ama ikinci komşunun "ne farkı var?" sorusuna bir cevap verilebilir. Aynı zamanda araç, birinci komşuyu da kendi inancının bozucularıyla, özellikle kötülük sorunuyla ve dini çeşitlilikle yüzleşmeye davet eder.
Vakaya dönüş
Modülün vakasındaki kişi, sahilde yaşadığının gerçek olduğunu o an da bildiğini, bugün de bildiğini söylüyor. Bir önceki derste bu iddiayı bir deneyimin kanıt değeri açısından okumuştuk. Plantinga'nın çerçevesi, aynı iddiayı farklı okur: belki kişi, bir varlığın şefkatle kuşattığı inancını o deneyimden çıkarmıyor; deneyim, bu inancı doğrudan doğurmuş olabilir.
Uygun Temellilik Sorusu'nu uygulayalım. İnanç: "bir varlık, sonsuz bir şefkatle beni kuşattı". Yapı: kişinin anlatımı bir çıkarım değil, doğrudan bir kavrayış gibi. Dayanak: sahildeki deneyimin kendisi. Eşlik sınaması: bu inanç, bir yıldızlı gökyüzüne bakıp "bunları biri yarattı" diye hisseden birinin inancına benzer; Plantinga'ya göre bunlar, ilahi duyunun tipik ürünleridir. Aynı zamanda, bir yas tutanın ölen eşinin varlığını hissetmesine de benzer; bir önceki derste bu tür hislerin, nesneleri olmadan da ortaya çıkabildiğini görmüştük. Bozucular: vakadaki kişi hiçbir bozucuyla karşılaştığından söz etmiyor. Ama deneyimi başka birine anlattığında, farklı geleneklerden gelen, aynı güçte ama farklı yorumlanmış deneyimlerle karşılaşabilir.
Plantinga'nın çerçevesinden çıkan sonuç şudur: eğer bu kişinin bilişsel yetileri, onu kuşatan gerçek bir varlığa doğru uygun biçimde işlediyse, inancı garantilidir; eğer öyle bir varlık yoksa, inancı başka bir mekanizmanın ürünüdür. Bu soru, epistemolojinin kendi başına cevaplayabileceği bir soru değildir. Ama epistemoloji, kişinin inancının, yalnızca bir kanıt bulunmadığı için akla aykırı sayılamayacağını gösterebilir. Metnin ölçülü dili, "bir varlık" deyip bir geleneğin adını anmaması, bir sonraki dersin sorusunu da açar: deneyim ile onu adlandıran gelenek arasındaki ilişki nedir?
Araç kartı: Uygun Temellilik Sorusu
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir inancın kanıttan çıkarılmadan, temel olarak akla uygun biçimde tutulup tutulamayacağını dayanak, eşlik ve bozucular üzerinden sınar |
| 5K kapısı | Kanıt |
| Adımlar | 1) İnancı açıkça yaz. 2) Yapı: başka bir inançtan mı çıkarılıyor, doğrudan mı tutuluyor? 3) Dayanak: hangi deneyime ya da koşula karşılık ortaya çıkıyor? 4) Eşlik sınaması: aynı savunma saçma bir inancı da koruyor mu, farkı ne? 5) Bozucular: bilinen ciddi bir bozucu var mı, ona cevap verilebiliyor mu? |
| Ne zaman kullanılır | Birine ya da kendine "kanıtın ne?" diye sorulduğunda ve inanç bir argümana dayanmıyorsa; dini, ahlaki ya da gündelik temel inançları karşılaştırırken |
| Sık hata | Temel inancı dayanaksız ya da sınanamaz sanmak; ya da tersine, uygun temellilik savunmasını her inancı dış eleştiriden koruyan bir kalkan olarak kullanmak |
Egzersiz
Ardından kendi inançlarına dön. Temel olarak tuttuğun, yani hiçbir argümana dayandırmadığın hâlde bırakmak için bir neden görmediğin üç inanç yaz: biri gündelik, biri ahlaki, biri dünya görüşünle ilgili olsun. Her biri için eşlik sınamasını yap: aynı savunma, saçma bulduğun bir inancı da koruyor mu? Günlüğüne, bu üç inancı ayırt eden şeyin ne olduğunu ve bunun seni şaşırtıp şaşırtmadığını yaz.
Mini test
- Kanıtçı itiraz nedir ve de jure soru ile de facto soru arasındaki ayrım bu itirazı anlamak için neden önemlidir?
- Plantinga, klasik temelciliğe karşı hangi itirazı yöneltti ve bu itiraz kanıtçı itirazı nasıl etkiler?
- Temel bir inancın "dayanaksız" olmadığını Plantinga nasıl açıklar ve bozucular bu çerçevede nasıl işler?
- Büyük Balkabağı itirazı ve Martin'in "Büyük Balkabağı'nın oğlu" karşı itirazı neyi amaçlar?
- Bir arkadaşın, evrenin bir amacı olduğuna, bunu hiçbir argümana dayandırmadan inandığını, "bu benim için bir başlangıç noktası" dediğini söylüyor. Uygun Temellilik Sorusu ile değerlendir.
Cevapları göster
- Kanıtçı itiraz, Tanrı inancının yeterli kanıta dayanmadığı için akla uygun olmadığını söyler. Tanrı'nın var olmadığını iddia etmez; yalnızca inancın gerekçeli olup olmadığını (de jure) sorgular. Tanrı'nın gerçekten var olup olmadığı ise de facto sorudur. Plantinga, bu iki sorunun birbirinden bağımsız olmadığını savunur.
- "Yalnızca apaçık, yanılmaz ya da duyulara açık inançlar temel olabilir" ilkesinin kendi ölçütünü karşılamadığını gösterdi. Kanıtçı itiraz örtük olarak klasik temelciliğe dayandığı için, bu ölçüt çökerse itirazın dayanağı da zayıflar.
- Temel inançlar başka inançlardan çıkarılmaz ama deneyimlere dayanır: bir ağaç görme deneyimi, bir hatırlama deneyimi. Bu inançlar bozulabilir; kişi karşılaştığı bozuculara cevap verebilmelidir. Tanrı inancı için en ciddi aday bozucu kötülük sorunudur.
- Büyük Balkabağı itirazı, uygun temellilik savunmasının her tuhaf inancı koruyabileceğini öne sürer. Plantinga, ölçütlerin açık örneklerden tümevarımla kurulabileceğini söyler. Martin ise bu cevabın, her topluluğun kendi inançlarını aynı yolla koruyabileceği bir kalkana dönüştüğünü savunur.
- İnanç: "evrenin bir amacı var". Yapı: doğrudan tutuluyor. Dayanak: arkadaşına sorulmalı; hangi deneyim bu inancı doğuruyor? Eşlik sınaması: bu inanç, "doğa düzenlidir" gibi başka dünya görüşü inançlarına benzer mi, yoksa aynı savunmayla korunabilecek tuhaf bir inançtan nasıl ayrılır? Bozucular: evrendeki anlamsız görünen acılar, doğalcı açıklamalar ve farklı dünya görüşlerinden akranların anlaşmazlığı. Arkadaşının inancı bir başlangıç noktası olarak akla aykırı olmayabilir; ama başlangıç noktası olması onu bozuculardan muaf kılmaz.
Özet
- Kanıtçı itiraz, Tanrı inancının yeterli kanıta dayanmadığı için akla uygun olmadığını söyler (Clifford, Flew); bu, bir de jure sorudur.
- Plantinga, başka zihinlere olan inancımız gibi, bazı inançların kanıtsız ama akla uygun olabileceğini savundu ve klasik temelciliğin kendi ölçütünü karşılamadığını gösterdi.
- Uygun temel inançlar başka inançlardan çıkarılmaz ama deneyimlere dayanır ve bozulabilir; Plantinga, Tanrı inancının ilahi duyu yoluyla böyle bir inanç olabileceğini öne sürdü.
- Büyük Balkabağı itirazı ve Martin'in karşı itirazı, uygun temellilik savunmasının bir kalkana dönüşme tehlikesini gösterir.
- Plantinga'nın uygun işlev kuramına göre garanti, yetilerin doğruya yönelik bir tasarım planına göre uygun ortamda işlemesidir; bu kuram de jure soruyu de facto soruya bağlar.
- Uygun Temellilik Sorusu, bir inancın yapısını, dayanağını, eşlerini ve bozucularını sınar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| "İnancın Ahlakı" kimin, ne zaman? | W. K. Clifford, 1877 |
| Kanıtçı itiraz? | Tanrı inancının yeterli kanıta dayanmadığı için akla uygun olmadığı itirazı |
| De jure ve de facto soru? | İnancın gerekçeli olup olmadığı ile doğru olup olmadığı |
| Tanrı ve Başka Zihinler kimin, ne zaman? | Alvin Plantinga, 1967 |
| Uygun temel inanç? | Başka inançlardan çıkarılmadan tutulan ama akla uygun inanç |
| İlahi duyu terimi kimden alındı? | Jean Calvin |
| Büyük Balkabağı'nın oğlu itirazı kimin? | Michael Martin, 1990 |
| Plantinga'ya göre garanti? | Yetilerin doğruya yönelik tasarım planına göre, uygun ortamda, uygun biçimde işlemesi |
Sonraki derse köprü
Plantinga'nın çerçevesinde bir Tanrı inancı, belirli deneyimlere karşılık doğrudan ortaya çıkar: yıldızlı gökyüzü, suçluluk, şükran. Ama bu deneyimler, onları yaşayan kişinin geleneği tarafından önceden biçimlendirilmiş olabilir mi? Hıristiyan bir mistik İsa'yı, bir sufi Allah'ı, bir Budist boşluğu deneyimliyorsa, bu onların aynı şeyi farklı dillerle anlattığını mı, yoksa gerçekten farklı şeyler deneyimlediklerini mi gösterir? Amerikalı felsefeci Steven Katz, yorumsuz bir deneyimin olmadığını, her mistik deneyimin kişinin geleneği tarafından baştan kurulduğunu savundu; Robert Forman ise bazı meditatif hâllerde her türlü kavramdan arınmış saf bir bilinç deneyiminin mümkün olduğunu. Ders 8.3, bu tartışmayı inceleyecek ve deneyim ile yorumu katmanlara ayırmak için sana Yorum Katmanı Ayırıcı'yı verecek.
Günlük sorusu: Hiçbir argümana dayandırmadığın ama bırakmayı düşünmediğin bir inancın hangisi? Onu bırakmanı gerektirecek bir şey hayal edebiliyor musun?
Tarihte bu tartışma
Tanrı'nın varlığının kanıtlanıp kanıtlanamayacağı ve inancın kanıta dayanması gerekip gerekmediği, ortaçağ felsefesinden beri tartışılır; Tanrı'nın varlığına dair kanıtlar İbn Sînâ'dan Aquinas'a kadar pek çok düşünür tarafından geliştirildi. Jean Calvin, 1559'da son biçimini verdiği Hıristiyan Dininin Esasları'nda insanın doğuştan bir ilahi duyuya sahip olduğunu yazdı. İskoç felsefeci Thomas Reid, 1764'te algı ve tanıklık gibi yetilerimize başlangıçta güvenmenin akla uygun olduğunu savundu; Plantinga bu fikri Reid'den devraldığını açıkça belirtir. 1877'de Clifford kanıtçılığın en keskin ifadesini verdi, 1896'da William James ona cevap verdi. 1976'da Flew ispat yükünün inananda olduğunu savundu. 1967'de Plantinga Tanrı ve Başka Zihinler'i yayımladı; 1983'te Plantinga ile Amerikalı felsefeci Nicholas Wolterstorff'un derlediği İnanç ve Akılsallık, reformcu epistemolojinin kurucu metni oldu. 1990'da Martin, Büyük Balkabağı itirazını keskinleştirdi. 1993'te ve 2000'de Plantinga garanti üçlemesini tamamladı. Bugün reformcu epistemoloji, din felsefesinin en etkili akımlarından biri olmayı sürdürüyor; bilişsel din bilimiyle ilişkisi ise yeni bir tartışma alanı açtı.