İçeriğe geç

Ders 7.5 · Modül 7: Beden, Örtük Bilgi ve Duygu

Ustalık bilgisi: cerrah, müzisyen, terapist ne bilir?

Araç: Usta Soruları Protokolü · 5K: Kaynak · 3.512 kelime · yaklaşık 16 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Üç kişi düşün. Biri yirmi yıldır ameliyat yapan bir cerrah, biri yirmi yıldır sahneye çıkan bir kemancı, biri yirmi yıldır danışan kabul eden bir terapist. Üçü de mesleklerinde "usta" sayılıyor. Ama bu üç ustalık aynı türden mi? Cerrah bir ameliyatın iyi gidip gitmediğini çoğu zaman birkaç gün içinde öğrenir. Kemancı yanlış bir notayı çaldığı anda duyar. Terapist ise bir danışanının iyileşip iyileşmediğini bazen hiç öğrenemez; danışan gelmeyi bıraktığında bunun iyileştiği için mi, umudunu yitirdiği için mi olduğunu bilmeyebilir.

Bu modül boyunca bilginin bedenle, sezgiyle, iç sinyallerle ve duygularla nasıl iç içe geçtiğini inceledik. Bu son ders hepsini bir araya getiren soruyu soruyor: bir usta ne bilir ve o bilgi nasıl oluşur? Bu derste Dreyfus kardeşlerin beceri edinimi modelini, ustalığın bir önerme bilgisi mi yoksa ayrı bir tür mü olduğu tartışmasını ve en önemlisi, deneyimin ne zaman ustalığa dönüştüğünü, ne zaman dönüşmediğini inceleyeceksin.

Bu dersin kazanımları:

  • Dreyfus kardeşlerin beş aşamalı beceri edinimi modelini ve kasıtlı pratik kavramını açıklarsın. (anla)
  • Bir ustanın yargısını Usta Soruları Protokolü ile sorgulayarak onun hangi ipuçlarına dayandığını ve nerede yanılabileceğini ortaya çıkarırsın. (uygula)
  • Bir alanda deneyimin güvenilir ustalık üretip üretmediğini, geri bildirim koşullarına bakarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Acemiden uzmana beş basamak

Amerikalı felsefeci Hubert Dreyfus ile yöneylem araştırmacısı olan kardeşi Stuart Dreyfus, 1980'de ABD Hava Kuvvetleri için hazırladıkları bir raporda ve 1986'da yayımladıkları Makineye Karşı Zihin kitabında, bir becerinin edinilmesini beş aşamada tarif etti. Model, pilotların, satranç oyuncularının ve sürücülerin nasıl öğrendiğine dair gözlemlere dayanıyordu.

Acemi, bağlamdan bağımsız kurallar izler: "vitesi motor devri şu değere gelince değiştir." Kural durumdan habersizdir; acemi de öyle. İleri acemi, deneyimle bazı durumsal özellikleri tanımaya başlar: motorun sesinden vites değiştirme zamanını anlamak gibi. Bu özellikler kurallarla tam tarif edilemez, örneklerle öğrenilir. Yetkin kişi, durumun pek çok unsuru karşısında bunalmamak için bir plan seçer ve neye dikkat edeceğine bu plana göre karar verir. Dreyfus kardeşler, bu aşamada önemli bir değişim gördü: yetkin kişi kendi seçtiği planın sonucundan sorumlu hisseder; başarı ona sevinç, hata ona üzüntü verir. Duygusal katılım, öğrenmenin motoru hâline gelir. Bir önceki derste gördüğümüz, duyguların dikkati yakalayan işlevi burada öğrenmenin işine koşulur.

Yetkin ötesi aşamada kişi durumu artık parça parça değil, bütün olarak görür: bir bakışta "burada bir sorun var" der; ama ne yapacağına hâlâ düşünerek karar verir. Uzman ise yalnızca durumu değil, ne yapılacağını da görür. Deneyimli bir sürücü, virajın yağmurda kaygan olduğunu hissettiğinde ayağını gazdan çekmeyi düşünmez; ayağı zaten çekilmiştir.

Modelin epistemolojik sonucu çarpıcıdır: ustalık ilerledikçe kurallara daha az başvurulur. Bu, bilginin kurallardan oluştuğunu ve uzmanın en çok kural bilen kişi olduğunu varsayan resmi tersine çevirir. Uzmana "hangi kuralı uyguladın?" diye sormak çoğu zaman yanlış sorudur; çünkü uzman, bir kural uygulamamış, bir durumu tanımıştır. Modülün ilk dersindeki söze dökülemeyen bilgi, bu modelde bir gelişim çizgisine yerleşir.

Hemşirenin gördüğü

Amerikalı hemşirelik kuramcısı Patricia Benner, 1984'te yayımlanan Acemiden Uzmana'da Dreyfus modelini hemşireliğe uyguladı. Benner'in görüştüğü deneyimli hemşireler, bir hastanın kötüleşeceğini ölçümler henüz değişmeden fark ettiklerini anlatıyordu: hastanın rengi, huzursuzluğu, soruları cevaplama biçimi. Yeni mezun hemşireler aynı hastaya bakıp kontrol listesindeki değerleri normal buluyordu.

Benner'in çalışmasının önemli bir sonucu, uzman bilgisinin kurumlar tarafından görünmez kılınabilmesiydi. Hastane kayıtları, ölçülebilen değerleri kaydediyordu; hemşirenin "bu hasta iyi görünmüyor" yargısının kaydedileceği bir yer yoktu. Benner, bu tür yargıların vaka anlatıları olarak toplanması, meslektaşlarla paylaşılması ve eğitimde kullanılması gerektiğini savundu. Grup bilgisi dersinde kurumsal hafıza için sorduğumuz soru burada yeniden karşımıza çıkar: ölçülemeyen bilgi kayda geçmezse, onu taşıyan kişiyle birlikte kaybolur.

Satranç ustasının belleği

Hollandalı psikolog ve satranç oyuncusu Adriaan de Groot, 1946'da yayımlanan çalışmasında, satranç ustalarının bir oyun konumuna birkaç saniye baktıktan sonra onu büyük bir isabetle yeniden kurabildiğini gösterdi. Amerikalı araştırmacılar William Chase ve Herbert Simon, 1973'te bu bulguyu önemli bir kontrolle sınadı: taşlar gerçek bir oyundan değil de tahtaya rastgele dağıtılmışsa, ustaların avantajı büyük ölçüde kayboluyordu.

Bu bulgu, ustalığın ne olmadığını gösterir: ustalar genel olarak daha iyi bir belleğe ya da daha keskin bir göze sahip değildir. Ne olduğunu da gösterir: ustalar, alanlarına özgü binlerce örüntüyü tanır ve bir konumu tek tek taşlar olarak değil, anlamlı öbekler olarak görür. Ustalık, alana bağlı bir algı değişimidir. Bu, 4E biliş dersinde gördüğümüz affordans fikrine yakındır: usta, acemiye görünmeyen olanakları görür, çünkü onun için dünya farklı bir biçimde düzenlenmiştir.

Kasıtlı pratik ve on bin saat efsanesi

İsveçli psikolog K. Anders Ericsson ve arkadaşları, 1993'te yayımlanan bir çalışmada, Berlin'deki bir müzik akademisinde okuyan kemancıları inceledi. En başarılı öğrencilerin, yirmi yaşına kadar tek başına, belirli zayıflıkları düzeltmeye yönelik çalışmaya daha fazla zaman ayırdığını buldular. Ericsson bu tür çalışmaya kasıtlı pratik dedi: sıradan tekrar değil, performansın zayıf bir yanını hedef alan, anında geri bildirim içeren, genellikle zor ve keyifsiz bir çalışma.

Bu araştırma, popüler kültürde "on bin saat kuralı" diye yaygınlaştı: herhangi bir alanda on bin saat çalışan uzman olur. Ericsson kendisi bu özetin yanıltıcı olduğunu söyledi. Sayı bir ortalamaydı, bir eşik değil; ve önemli olan saatin kendisi değil, o saatlerde yapılan pratiğin türüydü. 2014'te Brooke Macnamara, David Hambrick ve Frederick Oswald'ın yayımladığı bir meta-analiz daha da ileri gitti: kasıtlı pratik, performanstaki farkların ancak bir kısmını açıklıyordu ve bu kısım alana göre çok değişiyordu; oyunlarda ve müzikte görece büyük, mesleki performansta ise çok küçüktü. Ustalığın yalnızca çalışma süresiyle açıklanamayacağı, yetenek, başlama yaşı ve öğretmenin niteliği gibi etmenlerin de rol oynadığı bugün geniş ölçüde kabul görüyor.

Deneyim ne zaman ustalığa dönüşmez?

Bu dersin en önemli sorusu buradadır. Yirmi yıllık deneyim, her alanda ustalık üretir mi? Psikoterapi araştırmaları bu soruya rahatsız edici bir cevap verdi. 2016'da Simon Goldberg ve arkadaşları, bir üniversite danışmanlık merkezinde yıllar boyunca izlenen çok sayıda terapistin danışan sonuçlarını inceledi. Terapistlerin danışan sonuçları deneyim yılları arttıkça iyileşmiyordu; ortalamada hafif bir gerileme bile görülüyordu. Terence Tracey ve arkadaşları, 2014'te yayımlanan bir makalede, psikoterapide uzmanlığın "ele geçmez bir hedef" olabileceğini tartıştı.

Bu bulguyu açıklamak için sezgi dersinde gördüğümüz Kahneman ve Klein koşullarına dönmek gerekir: uzman sezgisi, ortamın yeterince düzenli olduğu ve kişinin hatalarından hızlı ve net geri bildirim aldığı yerlerde güvenilir hâle gelir. Psikolog Robin Hogarth, 2001'de yayımlanan Sezgiyi Eğitmek'te bu ayrımı nazik ve hırçın öğrenme ortamları olarak adlandırdı. Nazik ortamlarda geri bildirim hızlı, doğru ve açıktır; kemancı yanlış notayı hemen duyar. Hırçın ortamlarda geri bildirim gecikir, eksik kalır ya da yanıltıcıdır; terapist danışanının neden gelmeyi bıraktığını çoğu zaman öğrenemez.

Hırçın ortamda deneyim, yalnızca güveni artırır. Terapist yıllar içinde daha rahat, daha emin, daha akıcı olur; ama bu güvenin isabetle ilişkisi zayıf kalabilir. Bu, interosepsiyon dersinde gördüğümüz duyarlılık ile doğruluk arasındaki ayrımın mesleki bir karşılığıdır: kendini usta hissetmek ile usta olmak ayrı şeylerdir. Bu yüzden terapi alanında, danışanlardan her seansta kısa ölçüm formları toplayıp terapiste geri bildirim veren sistemler geliştirildi. Michael Lambert ve arkadaşlarının araştırmaları, bu tür geri bildirimin özellikle kötüye giden danışanların sonuçlarını iyileştirebildiğini gösterdi. Hırçın bir ortam, bilinçli olarak geri bildirim eklenerek biraz daha nazik hâle getirilebilir.

Cerrahın becerisi görülebilir mi?

Cerrahi, terapiye göre daha nazik bir ortamdır, ama sanıldığı kadar değil. Komplikasyonlar bazen günler sonra ortaya çıkar ve nedenleri çok etkenlidir. 2013'te John Birkmeyer'in yönettiği bir araştırmada, obezite cerrahisi yapan cerrahlar ameliyatlarından birinin videosunu gönderdi; videolar, cerrahın kim olduğunu bilmeyen başka cerrahlar tarafından teknik beceri açısından puanlandı. Puanlar cerrahlar arasında geniş bir yelpazeye yayıldı ve düşük puan alan cerrahların hastalarında komplikasyonların daha sık olduğu görüldü.

Bu çalışma, ustalığın epistemolojisi için iki şey söyler. Birincisi, örtük bir beceri bile başka ustalar tarafından görülebilir ve değerlendirilebilir; beceri sözle tarif edilemese de, gözle tanınabilir. İkincisi, yıllarca çalışan ve kendilerini deneyimli sayan cerrahlar arasında bile beceri farkları büyük olabilir. Amerikalı cerrah ve yazar Atul Gawande, 2011'de yazdığı bir denemede, yıllarca ameliyat yaptıktan sonra ameliyatlarını izleyip geri bildirim vermesi için emekli bir cerrahı koç olarak tuttuğunu anlattı. Usta bile, kendi ameliyatını kendi gözüyle göremez.

Ustalık bir önerme bilgisi mi?

Felsefede bu tartışmanın bir de kavramsal yüzü vardır. Bilgi türleri dersinde gördüğümüz gibi Ryle, beceri bilgisinin önermesel bilgiye indirgenemeyeceğini savunmuştu. Amerikalı felsefeci Jason Stanley ile İngiliz felsefeci Timothy Williamson, 2001'de yayımlanan "Nasıl Bilmek" makalesinde bu ayrıma itiraz etti. Onlara göre bisiklet sürmeyi bilmek, "şu yol, bisiklet sürmenin bir yoludur" önermesini bilmektir; ama bu önerme, pratik bir kavrayış biçimiyle, yani onu yapabilen birinin kavradığı biçimde bilinir. Bu görüşe entelektüalizm denir.

Karşı taraf, ustalığın pratik bir yetenek olduğunu, kişinin ne yaptığını söyleyemese de yapabildiğini ve bunun bir önerme bilgisi olarak anlaşılmasının zorlama olduğunu savunur. Tartışma sürüyor. Ama bu ders açısından önemli olan, iki tarafın da kabul ettiği bir noktadır: ustanın bilgisi, onun sözlerinden çok eylemlerinde ve algısında görünür. Ustayı değerlendirmek için ona ne bildiğini sormak yetmez; ne gördüğünü, neyi fark ettiğini, neyi beklediğini sormak ve sonuçlarına bakmak gerekir.

Düşünen uygulayıcı

Amerikalı düşünür Donald Schön, 1983'te yayımlanan Düşünen Uygulayıcı'da, ustalığın bir başka yüzüne dikkat çekti: usta yalnızca sezgisel olarak eylemez, eylem sırasında beklenmedik bir şeyle karşılaştığında durup düşünür. Schön buna eylem içinde düşünme dedi. Bir mimar, bir çizimde beklemediği bir sorunla karşılaştığında, çizimi değiştirerek sorunu anlamaya çalışır; bir öğretmen, dersin tutmadığını fark ettiğinde planını anında değiştirir.

Bu, Dreyfus modeline önemli bir tamamlayıcıdır. Uzman çoğu zaman düşünmeden eyler, ama işler beklenmedik biçimde gittiğinde düşünmeye döner. Kötü bir usta, sezgisi yanıldığında bunu fark etmeyen ya da fark ettiğinde durmayan ustadır. Cerrahın "içimden bir ses" dediği an, belki de tam böyle bir geçiştir: sezgisel akışın içinde bir şey takılır ve cerrah durup düşünmeye başlar.

Ustayı sorgulamak

Ustanın bilgisini ortaya çıkarmanın sistemli yolları da geliştirildi. Gary Klein ve arkadaşları, 1989'da yayımladıkları bir çalışmada kritik karar yöntemi adını verdikleri bir görüşme tekniği önerdi. Bu teknikte ustadan zor bir vakayı anlatması istenir ve anlatı belirli sorularla derinleştirilir: o anda neyi fark ettin, ne bekliyordun, bir acemi neyi kaçırırdı, durum şöyle olsaydı ne yapardın? Bu sorular, ustanın kendisinin de farkında olmadığı ipuçlarını görünür kılar.

Bu dersin aracı bu soruları temel alır, ama onlara epistemolojik bir soru ekler: bu ustanın yargısı güvenilir mi? Bir ustanın ne bildiğini ortaya çıkarmak ile o bilginin ne kadar güvenilir olduğunu tartmak iki ayrı iştir ve ikincisi, alanın geri bildirim koşullarına bakmayı gerektirir.

Usta Soruları Protokolü

Önce geri bildirim sorusunu sorarsın: bu alanda bir yargının sonucu ne kadar hızlı, ne kadar açık ve ne kadar doğru biçimde geri döner; ortam nazik mi, hırçın mı? İkinci olarak ipucu sorusunu sorarsın: usta, o anda neyi fark etti, hangi işaretlere baktı? Üçüncü olarak acemi sorusunu sorarsın: aynı durumda bir acemi neyi görmezdi, neyi yanlış yorumlardı? Dördüncü olarak beklenti sorusunu sorarsın: usta ne bekliyordu ve durum beklentisinden nerede saptı? Son olarak sınır sorusunu sorarsın: bu ustanın yargısının yanıldığı ya da kurallarının işlemediği durumlar hangileri, ve usta bunları nereden biliyor?

Kaynak kapısına bağlı bu protokol, bir ustayı bir bilgi kaynağı olarak ele alır ve hem bilgisinin içeriğini hem de o bilginin güvenilirliğini değerlendirir. Ustanın ünvanı, yılları ya da kendinden emin oluşu değil, hangi koşullarda öğrendiği ve sınırlarını ne kadar bildiği önemlidir.

Örnekler

Basit örnek: yeni bir dil öğrenen biri

Türkçe öğrenen bir yabancı öğrencinin yolculuğunu Dreyfus modeliyle izleyelim. Acemi aşamasında kurallar ezberlenir: "ünlü uyumuna göre -ler ya da -lar eklenir." Öğrenci her kelimede kuralı bilinçli olarak uygular ve konuşması yavaştır. İleri acemi aşamasında bazı kalıpları kural düşünmeden tanır: "teşekkür ederim" artık bir kural değil, bir durumun gereğidir. Yetkin aşamada bir konuşmanın amacına göre üslup seçer: resmî bir yazışmada farklı, arkadaşlarıyla farklı konuşur ve yanlış bir üslup seçtiğinde bunu utançla fark eder. Yetkin ötesi aşamada bir cümlenin "yanlış kulağa geldiğini" hemen duyar, ama nasıl düzelteceğini düşünür. Uzman aşamasında ise ana dili gibi konuşur; bir cümlenin neden doğru olduğunu sorsanız, belki de hiçbir kural söyleyemez. Usta Soruları Protokolü'nün ilk sorusunu uygulayalım: geri bildirim. Dil öğrenmek görece nazik bir ortamdır; yanlış bir cümle kurulduğunda karşıdaki kişinin yüzündeki şaşkınlık, çoğu zaman anında geri bildirimdir. Ama kibar dinleyiciler hatayı düzeltmediğinde ortam hırçınlaşır: öğrenci yıllarca aynı hatayı yapıp fark etmeyebilir. Dil öğrenenlerin kendilerini düzelten bir arkadaş aramaları, ortama bilinçli olarak geri bildirim eklemektir.

Orta örnek: gece nöbetindeki hemşire

Bir yoğun bakım ünitesinde gece nöbetinde deneyimli bir hemşire, bir hastanın ölçümleri normal sınırlarda olduğu hâlde doktoru çağırıyor. Doktor gelip bakıyor ve bir süre sonra hastada gerçekten bir komplikasyonun başladığı anlaşılıyor. Ertesi gün bir eğitim sorumlusu Usta Soruları Protokolü ile hemşireyle konuşuyor. Geri bildirim: yoğun bakımda bir hastanın durumu saatler içinde netleşir; hemşire yıllar boyunca yargılarının sonuçlarını görmüş, yani görece nazik bir ortamda öğrenmiş. İpucu: hemşire, hastanın her zamankinden daha huzursuz olduğunu, aynı soruyu iki kez sorduğunu ve renginin biraz soluk göründüğünü söylüyor. Acemi: yeni bir hemşire muhtemelen ölçümlere bakıp her şeyin normal olduğunu düşünürdü. Beklenti: hemşire bu saatte hastanın uyumasını bekliyordu; hasta uyumuyordu. Sınır: hemşire, bu tür sezgilerinin bazen yorgunluktan ve kendi kaygısından kaynaklandığını, bu yüzden her zaman bir ölçümle ya da bir meslektaşla sınadığını söylüyor. Görüşmenin sonunda eğitim sorumlusu, "huzursuzluk ve tekrarlanan sorular" gibi ipuçlarını yeni hemşirelere öğretilecek bir vaka anlatısına dönüştürüyor. Benner'in önerdiği şey tam budur.

Gerçek hayat örneği: deneyimli ama gelişmeyen danışman

Bir şirkette yıllardır çalışan bir kariyer danışmanı, çalışanlara hangi pozisyona başvurmaları gerektiği konusunda tavsiye veriyor. Kendini çok deneyimli görüyor ve tavsiyelerine güveniyor. Yeni bir insan kaynakları müdürü Usta Soruları Protokolü ile danışmanın bilgisini değerlendirmek istiyor. Geri bildirim sorusu belirleyici çıkıyor: danışman, tavsiye verdiği çalışanların yeni pozisyonlarında ne kadar başarılı olduğunu hiç izlememiş. Tavsiyesine uyup başarılı olanlar bazen teşekkür etmeye gelmiş; uyup başarısız olanlar ise genellikle hiçbir şey söylememiş ya da şirketten ayrılmış. Bu, tipik bir hırçın ortamdır: danışmanın gördüğü geri bildirim, başarılı vakalara doğru çarpık. İpucu ve acemi soruları, danışmanın gerçekten bazı ipuçlarına dikkat ettiğini gösteriyor; ama bu ipuçlarının işe yarayıp yaramadığı bilinmiyor. Sınır sorusuna danışman cevap veremiyor: hangi tavsiyelerinin yanlış çıktığını bilmiyor. Müdürün çözümü, tavsiyeleri ve sonuçlarını bir yıl boyunca kaydetmek oluyor. Bu, terapistler için geliştirilen geri bildirim sistemlerinin aynı mantığıdır: deneyimin ustalığa dönüşmesi için, sonuçların görülebilir hâle gelmesi gerekir.

Vakaya dönüş

Modülün süregelen vakasını son kez ele alalım ve bu kez beş dersin araçlarını bir araya getirelim. Cerrahın iç sesi, örtük bir tanıma becerisinin ifadesiydi; bu beceri bedeninde ve alet-ortam bütünlüğünde yaşıyordu; bir bedensel sinyal olarak belirmişti; bir kaygı olarak nesnesine uygundu. Şimdi son soruyu sorabiliriz: bu cerrahın iç sesine, genel olarak, ne kadar güvenilmeli?

Usta Soruları Protokolü'nü uygulayalım. Geri bildirim: cerrahi, yarı nazik bir ortamdır; bazı hatalar hemen, bazıları günler sonra görünür. Cerrahın kendi uyarılarının sonuçlarını sistemli olarak izleyip izlemediği önemlidir. İpucu: sonradan yapılan bir görüşmede cerrah, dokunun renginde ve aletin ucunda hissettiği dirençte küçük bir değişiklik fark ettiğini söyleyebilir. Acemi: bir asistan aynı anda ekrana ve monitörlere bakar, dokunun kendisindeki değişikliği görmezdi. Beklenti: cerrah bu aşamada dokunun belli bir biçimde davranmasını bekliyordu; davranmadı. Schön'ün diliyle, sezgisel akış takıldı ve cerrah eylem içinde düşünmeye başladı. Sınır: cerrah, bu tür uyarılarının ne sıklıkla boşa çıktığını biliyor mu? Bilmiyorsa, sesin şiddeti tek başına güveni haklı kılmaz; biliyorsa ve kaydı iyiyse, ses bir kanıt değeri kazanır.

Modülün cevabı böylece şekillenir: "içimden bir ses" ne mistik bir önsezi ne de değersiz bir histir. Doğru koşullarda, yani düzenli bir ortamda, geri bildirimle eğitilmiş ve sınırlarını bilen bir ustada, ses güvenilir bir bilgi kaynağıdır. Bu koşullar yoksa, ses yalnızca güvenin sesidir. Cerrahın yaptığı en doğru şey, sesine hem kulak vermek hem de onu ucuz bir kontrolle sınamaktı.

Araç kartı: Usta Soruları Protokolü

AlanAçıklama
Ne işe yararBir ustanın yargısının dayandığı ipuçlarını ortaya çıkarır ve o yargının güvenilirliğini, ustanın öğrendiği ortamın geri bildirim koşullarına bakarak değerlendirir
5K kapısıKaynak
Adımlar1) Geri bildirim: bu alanda sonuçlar ne kadar hızlı, açık ve doğru döner; ortam nazik mi, hırçın mı? 2) İpucu: usta neyi fark etti? 3) Acemi: bir acemi neyi kaçırırdı? 4) Beklenti: usta ne bekliyordu, durum nerede saptı? 5) Sınır: ustanın yanıldığı durumlar hangileri ve bunu nereden biliyor?
Ne zaman kullanılırGerekçesini tam söyleyemeyen bir uzmanın yargısını değerlendirirken; bir ustanın bilgisini kuruma ya da öğrencilere aktarmak isterken; kendi deneyiminin seni gerçekten geliştirip geliştirmediğini sorarken
Sık hataDeneyim yılını ustalık saymak; ustanın kendinden emin oluşunu isabetin kanıtı saymak; geri bildirimin olmadığı bir alanda yılların yargıyı kendiliğinden iyileştireceğini varsaymak

Egzersiz

Sonra, mümkünse, aynı alanda senden daha deneyimli birini bul ve ona protokolün beş sorusunu sor; bir zor vakasını anlatmasını iste. Onun cevaplarını kendi haritanla karşılaştır. Son olarak haritanın altına bir paragraf yaz: bu becerinde güvenebileceğin iç sesler hangileri, hangilerini her zaman sınaman gerekiyor ve geri bildirimi artırmak için neyi değiştirebilirsin? Bu paragraf, modülün projesinin sonucudur.

Mini test

  1. Dreyfus modelinin beş aşaması nelerdir ve yetkin aşamada hangi önemli değişim olur?
  2. Chase ve Simon'ın satranç çalışması, ustalığın doğası hakkında ne gösterdi?
  3. Kasıtlı pratik nedir ve "on bin saat kuralı" neden yanıltıcı bir özettir?
  4. Terapistlerin deneyimle gelişmediğini gösteren bulgular, Hogarth'ın nazik ve hırçın ortam ayrımıyla nasıl açıklanabilir?
  5. Bir şarap tadımcısı, yirmi yıllık deneyimine dayanarak bir şarabın on yıl sonra çok değerli olacağını söylüyor. Usta Soruları Protokolü ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Acemi, ileri acemi, yetkin, yetkin ötesi ve uzman. Yetkin aşamada kişi bir plan seçer ve sonucundan sorumlu hisseder; başarı ve hata duygusal olarak yaşanır ve bu duygusal katılım öğrenmenin motoru olur.
  2. Ustalar gerçek oyun konumlarını çok iyi hatırlarken, rastgele dağıtılmış taşlarda avantajlarını büyük ölçüde yitirdi. Ustalık genel bir bellek üstünlüğü değil, alana özgü örüntü tanımaya dayanan bir algı değişimidir.
  3. Kasıtlı pratik, belirli bir zayıflığı hedef alan, anında geri bildirim içeren, zorlayıcı bir çalışmadır. On bin saat bir ortalamaydı, eşik değil; önemli olan saatin kendisi değil pratiğin türüdür ve sonraki araştırmalar pratiğin performans farklarının yalnızca bir kısmını açıkladığını gösterdi.
  4. Terapide geri bildirim gecikir, eksik ve çarpıktır: terapist danışanın neden gelmeyi bıraktığını çoğu zaman öğrenemez. Bu hırçın bir ortamdır ve orada deneyim isabeti değil güveni artırır. Seans seans ölçüm ve geri bildirim eklemek, ortamı daha nazik hâle getirebilir.
  5. Geri bildirim: şarabın on yıl sonraki değeri on yıl sonra belli olur; bu, yavaş ve hırçın bir ortamdır. İpucu: tadımcı hangi özelliklere bakıyor? Acemi: bir acemi neyi kaçırırdı? Beklenti ve sınır: tadımcının geçmişteki benzer tahminlerinden kaçı tuttu ve bunu kaydetmiş mi? Kayıt yoksa, yirmi yıllık deneyim bu özel tahmin türünde güveni artırmış olabilir ama isabeti kanıtlamaz. Tadımcının şarabın bugünkü niteliği hakkındaki yargısı, anında geri bildirim alınabildiği için çok daha güvenilir olabilir.

Özet

  • Dreyfus modeli, beceri edinimini acemiden uzmana beş aşamada tarif eder; ustalık ilerledikçe kurala başvurma azalır, durumun bütüncül kavranışı artar.
  • Benner modeli hemşireliğe uyguladı ve uzman yargısının kayıt sistemlerinde görünmez kalabildiğini gösterdi; de Groot ile Chase ve Simon, ustalığın alana özgü örüntü tanıma olduğunu gösterdi.
  • Kasıtlı pratik ustalığın önemli bir kaynağıdır, ama "on bin saat" yanıltıcı bir özettir; pratik, performans farklarının yalnızca bir kısmını açıklar.
  • Hogarth'ın nazik ve hırçın öğrenme ortamı ayrımı, deneyimin ne zaman ustalık, ne zaman yalnızca güven ürettiğini açıklar; terapist araştırmaları bunun çarpıcı bir örneğidir.
  • Birkmeyer çalışması örtük becerinin başka ustalarca görülebildiğini; Stanley ve Williamson ile Ryle arasındaki tartışma ustalığın önerme bilgisi olup olmadığını; Schön ustanın eylem içinde düşünmesini gösterir.
  • Usta Soruları Protokolü, bir ustanın ipuçlarını ortaya çıkarır ve yargısının güvenilirliğini geri bildirim koşullarına göre değerlendirir.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Dreyfus modelinin beş aşaması?Acemi, ileri acemi, yetkin, yetkin ötesi, uzman
Acemiden Uzmana kimin, ne zaman?Patricia Benner, 1984
Chase ve Simon'ın rastgele konum bulgusu?Ustaların avantajı rastgele dizilimde büyük ölçüde kaybolur
Kasıtlı pratik?Belirli bir zayıflığı hedef alan, geri bildirimli, zorlayıcı çalışma (Ericsson)
Nazik ve hırçın ortam kimin ayrımı?Robin Hogarth, 2001
Terapistlerin deneyimle gelişmediğini gösteren 2016 çalışması?Goldberg ve arkadaşları
Entelektüalizm (nasıl bilmek)?Nasıl bilmenin pratik biçimde kavranan bir önerme bilgisi olduğu görüşü (Stanley ve Williamson, 2001)
Eylem içinde düşünme kimin kavramı?Donald Schön, 1983

Sonraki derse köprü

Bu modül boyunca, sözle tam ifade edilemeyen iç deneyimlerin bir bilgi kaynağı olup olamayacağını sorduk ve bir cevaba ulaştık: bazı koşullarda olabilir, ama güvenilirlikleri başarı kaydıyla ve geri bildirimle sınanmalıdır. Peki, hiçbir başarı kaydının tutulamadığı, geri bildirimin bu dünyada hiç gelmediği bir iç deneyim söz konusu olduğunda ne olur? Pek çok insan, hayatının bir anında aşkın bir varlığın huzurunu hissettiğini, ondan emin olduğunu anlatır. William James, bu tür deneyimleri sistemli olarak inceledi; William Alston, onların bir tür algı olabileceğini savundu; Richard Swinburne, bir şeyin bize göründüğü gibi olduğunu, aksine bir neden yoksa kabul etmemiz gerektiğini öne sürdü. Ders 8.1, yeni bir modülü açarak dini deneyimin kanıt olup olamayacağını inceleyecek ve araç kutuna Deneyim–Kanıt Ayırıcı'yı ekleyecek.

Günlük sorusu: İyi olduğunu düşündüğün bir becerinde, en son ne zaman yanıldığını fark ettin ve bunu sana kim ya da ne söyledi?

Tarihte bu tartışma

Ustalık bilgisi, antik felsefede zanaat bilgisi ve pratik bilgelik tartışmalarında yer aldı; Aristoteles, zanaatkârın bilgisini kuralların bilgisinden ayrı bir tür olarak ele aldı. Ortaçağ loncalarının çıraklık–kalfalık–ustalık düzeni, bu bilginin kişiden kişiye nasıl aktarıldığının kurumsal biçimiydi. Yirminci yüzyılda Ryle 1949'da Zihin Kavramı'nda beceri bilgisini önerme bilgisinden ayırdı; de Groot 1946'da ve Chase ile Simon 1973'te satranç ustalığını deneysel olarak inceledi. Dreyfus kardeşler 1980'de beceri edinimi modelini bir rapor olarak, 1986'da kitap olarak yayımladı; 1983'te Schön düşünen uygulayıcıyı, 1984'te Benner hemşirelikte ustalığı tarif etti. 1989'da Klein ve arkadaşları kritik karar yöntemini geliştirdi; 1993'te Ericsson ve arkadaşları kasıtlı pratik kavramını ortaya koydu. 2001'de Hogarth nazik ve hırçın ortamları ayırdı, Stanley ile Williamson nasıl bilmenin önermesel olduğunu savundu. 2010'larda terapist ve cerrah araştırmaları, deneyimin kendiliğinden ustalık getirmediğini gösterdi. Bugün ustalık araştırması, meslek eğitiminden yapay zekâya kadar pek çok alanda sürmektedir.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.