Giriş
Bir arkadaşın, sana söylediği bir sözü unuttuğu için doğum gününe gelmedi. İçinde bir kırgınlık var. Başka biri, aynı durumda omuz silkip geçebilirdi; bir üçüncüsü günlerce konuşmayabilirdi. Hangisi haklı? Belki şöyle cevap verirsin: "Duygu duygudur, doğrusu yanlışı olmaz." Ama aynı kişi, bir örümcekten dehşete düşen birine "korkacak bir şey yok" demekte tereddüt etmez. Korkunun yanılabildiğini kabul ediyorsak, kırgınlığın, öfkenin, gururun, utancın da yanılabileceğini kabul etmemiz gerekmez mi?
Duygu epistemolojisine giriş dersinde duyguları bir sinyal olarak okumayı öğrenmiştin: duygu bir şeye dikkat çeker, ama o şeyin ne olduğunu kanıtlamaz. Bir önceki derste de bedensel sinyali, ona verilen yorumdan ayırdık. Bu ders daha iddialı bir soruyu soruyor: bir duygunun kendisi, bir inanç gibi isabetli ya da isabetsiz olabilir mi? Olabilirse, isabetin ölçütü nedir ve isabetli bir duygu bize dünya hakkında bir şey bildirebilir mi? Bu derste duyguların uygunluğunu, duyguların algı mı yoksa yargı mı olduğu tartışmasını ve duyguların bilgideki yerine dair üç rakip görüşü inceleyeceksin.
Bu dersin kazanımları:
- Duyguların uygunluğu kavramını, biçim ve boyut ayrımını ve ahlakçı yanılgıyı açıklarsın. (anla)
- Bir duygunun nesnesine uygun olup olmadığını Duygu Uygunluk Testi ile adım adım çözümlersin. (analiz et)
- Duyguların bir inancı gerekçelendirip gerekçelendiremeyeceğine dair algı görüşünü ve dikkat görüşünü karşılaştırarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Her duygunun bir ölçütü var
İngiliz felsefeci Anthony Kenny, 1963'te yayımlanan Eylem, Duygu ve İrade'de, ortaçağ felsefesinden gelen bir kavramı yeniden canlandırdı: duyguların biçimsel nesnesi. Korkunun nesnesi bir köpek, bir sınav ya da bir hastalık olabilir; ama ne olursa olsun, korku onu tehlikeli olarak kavrar. Öfke nesnesini haksızlık yapan olarak, üzüntü kayıp olarak, utanç kişinin kendi kusuru olarak, kıskançlık kişinin sahip olduğu bir şeyi tehdit eden olarak kavrar. Her duygu, nesnesine belli bir değer özelliği yükler.
Bu kavram, duyguların isabet sorusunu mümkün kılar. Bir inanç, dünyadaki bir durumu doğru ya da yanlış temsil eder. Bir duygu da nesnesine bir özellik yükler ve nesne o özelliğe sahip olabilir ya da olmayabilir. Zararsız bir örümceğe duyulan korku, nesnesine sahip olmadığı bir tehlikeyi yükler; bu anlamda isabetsizdir. Arkadaşının sözünü unutması gerçekten bir ihmalse, kırgınlık nesnesine gerçek bir özelliği yüklüyordur. Duygu epistemolojisine girişte bu değer yüküne "örtük değerlendirme" demiştik. Kenny'nin kavramı, o değerlendirmenin her duyguda sabit bir biçimi olduğunu ve dolayısıyla sınanabileceğini gösterir.
Uygunluk: biçim ve boyut
Amerikalı felsefeciler Justin D'Arms ve Daniel Jacobson, 2000'de yayımladıkları iki makalede bu fikri sistemli hâle getirdi. Onlara göre bir duygu, nesnesi duygunun yüklediği değer özelliğine gerçekten sahipse uygundur (fitting). Uygunluğun iki boyutu vardır. Biçim sorusu, doğru türde bir duygu duyulup duyulmadığını sorar: bir kayıp karşısında üzüntü uygun biçimdedir, ama öfke olmayabilir. Boyut sorusu ise duygunun şiddetinin durumla orantılı olup olmadığını sorar: küçük bir ihmal karşısında hafif bir kırgınlık uygun boyuttadır, günlerce süren bir küskünlük olmayabilir.
Bu ayrım gündelik hayatta sık karıştırılan iki itirazı birbirinden ayırır. "Neden kızıyorsun ki?" sorusu bazen biçime itirazdır: bu durumda kızılacak bir haksızlık yoktur. Bazen de boyuta itirazdır: haksızlık vardır, ama bu kadar kızmayı gerektirmez. İlk itiraza cevap vermek için haksızlığın varlığını göstermek gerekir; ikincisine cevap vermek için haksızlığın büyüklüğünü.
Ahlakçı yanılgı
D'Arms ve Jacobson'ın en çok tartışılan katkısı bir uyarıdır. Bir duygunun uygun olup olmadığı sorusu, o duyguyu duymanın ahlaken doğru ya da yararlı olup olmadığı sorusuyla karıştırılmamalıdır. Onların örneği espridir. Kaba ama gerçekten zekice kurulmuş bir espri komiktir; ona gülmek ise ahlaken uygunsuz olabilir. "Bu espri kaba, o hâlde komik değil" demek, ahlaki bir yargıdan uygunluk yargısına geçen bir hatadır. D'Arms ve Jacobson bu hataya ahlakçı yanılgı dediler.
Duygu epistemolojisine girişte uygun duygu ile yararlı duyguyu ayırmıştık. Ahlakçı yanılgı bu ayrımın bir adım ötesidir: yalnızca yararlılık değil, ahlaki doğruluk da uygunluğun yerine geçemez. Rakibinin başarısızlığına sevinmek ahlaken çirkin olabilir; ama bu sevinç, rakibin gerçekten başarısız olduğu ve bunun kişinin çıkarına olduğu bir durumda, nesnesine uygun olabilir. Epistemoloji açısından bu ayrım önemlidir, çünkü ahlaki bir tercihle bir olgu hakkındaki yargıyı karıştırmamızı engeller. Bir duyguyu hoş karşılamamak, onun dünya hakkında yanlış bir şey söylediğini göstermez.
İnatçı duygular
Duyguların isabeti tartışmasında en öğretici olgu, inatçı duygulardır: kişinin bilgisine ve kararına rağmen süren duygular. Uçmanın otomobille yolculuktan çok daha güvenli olduğunu bilen ve buna içtenlikle inanan biri, uçak kalkarken yine de korkabilir. Arkadaşının bir özrünü kabul ettiğini söyleyen biri, kırgınlığının hâlâ sürdüğünü fark edebilir.
Bu olgu, duyguların ne olduğu konusunda bir ipucu verir. Müller-Lyer yanılsamasında, uçlarında içe ve dışa dönük oklar olan iki eşit çizgi farklı uzunlukta görünür; iki çizginin eşit olduğunu ölçüp öğrendikten sonra bile yanılsama sürer. Algı, bilgiden bağımsız işler. İnatçı korku da böyledir: kişi uçağın güvenli olduğunu bilir, ama korkusu uçağı tehlikeli olarak "görmeye" devam eder. Bu benzerlik, duyguların bir tür algı olduğu görüşünün en güçlü dayanaklarından biridir.
Duygu bir yargı mı, bir algı mı?
Duyguların doğası hakkında iki büyük aile vardır. Yargı görüşü, Stoacılara kadar uzanır ve yirminci yüzyılda Amerikalı felsefeciler Robert Solomon ile Martha Nussbaum tarafından savunuldu. Nussbaum, 2001'de yayımlanan Düşüncenin Sarsıntıları'nda duyguları, kişinin kendi hayatı için önemli olan şeylere dair değer yargıları olarak tanımladı: bir yakının ölümüne duyulan yas, "benim için çok değerli biri geri dönmemek üzere gitti" yargısıdır.
Yargı görüşünün en büyük zorluğu inatçı duygulardır. Korku bir yargıysa, uçağın güvenli olduğunu bilen ama korkan kişi aynı anda "uçak tehlikelidir" ve "uçak tehlikeli değildir" diye yargılıyor olmalıdır. Bu, kişiyi açık bir çelişkiye düşürür; ama inatçı korku yaşayan biri çelişkiye düşmüş bir akıl yürütücüye benzemez, daha çok bir yanılsamayı gören birine benzer.
Algı görüşü bu zorluğu çözer. İsviçreli felsefeci Christine Tappolet ve Alman felsefeci Sabine Döring, duyguların değer özelliklerinin bir tür algısı olduğunu savundu: korku tehlikeyi, öfke haksızlığı, hayranlık yüceliği algılar. Algı nasıl bilgiden bağımsız sürebiliyorsa, duygu da yargıdan bağımsız sürebilir. Bu görüşün epistemolojik sonucu cesurdur: algılar, aksi bir kanıt yokken, algılanan şeye dair inançları ilk bakışta gerekçelendirir. Bir masayı görmek, "orada bir masa var" inancı için bir gerekçedir. Duygular da algıysa, bir durumun haksız olduğunu hissetmek, "bu durum haksızdır" inancı için ilk bakışta bir gerekçe sağlar.
Dikkat görüşü: duygu gerekçe değil, soru üretir
Felsefeci Michael Brady, 2013'te yayımlanan Duygusal Kavrayış'ta algı görüşüne güçlü bir itiraz yöneltti. Brady'ye göre algı ile duygu arasında önemli bir fark vardır: bir masayı gördüğümüzde, "gerçekten bir masa var mı?" diye sormaya genellikle gerek duymayız ve görmemiz sorunun cevabıdır. Ama bir durumu haksız bulduğumuzda, çoğu zaman öfkemizin haklı olup olmadığını sormaya ihtiyaç duyarız. Duygu, soruyu kapatmaz; açar.
Brady'ye göre duyguların epistemik görevi, dikkati yakalayıp tutmaktır. Korku, dikkatimizi tehlike olabilecek şeye kilitler ve onu incelemeye iter; öfke, haksızlık olabilecek şeye dönmemizi sağlar. Bu inceleme sonunda bulduğumuz nedenler inancı gerekçelendirir; duygunun kendisi değil. Duygular, bu anlamda gerekçelerin kaynağı değil, gerekçe arayışının motorudur. Bu görüş, duyguyu bir sinyal olarak okuma ilkesine yakındır, ama ona bir açıklama ekler: duygular bizi yanlış yönlendirebilir, ama doğru yönlendirdiklerinde, bunu bize bir kanıt vererek değil, bir kanıtı aramaya zorlayarak yaparlar.
İki görüş arasındaki fark pratikte önemlidir. Algı görüşüne göre bir haksızlık hissi, aksine bir kanıt yoksa, haksızlık olduğuna inanmak için yeterli olabilir. Dikkat görüşüne göre ise his, yalnızca bakılacak yeri gösterir; inanmak için, bakınca ne bulduğumuz önemlidir. Tartışma sürüyor; ama iki görüş de, duygunun ne kör bir tepki ne de sorgulanamaz bir tanık olduğunda birleşir.
Uygun ama gerekçesiz, gerekçeli ama uygunsuz
Uygunluk ile gerekçelendirmeyi ayırmak, bu tartışmanın en işe yarar sonucudur. Bir duygu nesneye göre uygun olabilir, ama kişinin elindeki kanıta göre gerekçesiz olabilir. Karanlık bir otoparkta arabasına yürüyen biri, hiçbir işaret yokken aniden korkuya kapılsın ve sonradan gerçekten biri tarafından izlendiği ortaya çıksın. Korkusu nesnesine uygundu: gerçekten bir tehlike vardı. Ama o anda buna dair bir kanıtı yoksa, korku şans eseri isabetliydi. Gettier dersinde gördüğümüz, doğru ama şansa bağlı inançların bir duygu karşılığıdır bu.
Tersi de mümkündür. Birkaç hafta boyunca aynı arabanın evinin önünde beklediğini gören biri korkabilir; eldeki kanıt korkuyu gerekçelendirir. Ama arabanın yalnızca komşunun misafirine ait olduğu ortaya çıkarsa, korku nesnesine uygun değildi. Kişinin duygusu makuldü, ama isabetsizdi. Bu ayrım, duygulara yönelik iki farklı eleştiriyi birbirinden ayırır: "yanıldın" demek ile "o anda başka türlü hissetmen beklenemezdi" demek aynı anda doğru olabilir.
Tiksinti bilge midir?
Bu tartışmanın kamusal hayattaki en keskin örneklerinden biri tiksintidir. Amerikalı biyoetikçi Leon Kass, 1997'de yayımlanan "Tiksintinin Bilgeliği" makalesinde, insan klonlama gibi uygulamalara duyulan derin tiksintinin, akılla tam olarak ifade edilemeyen bir ahlaki bilgiyi taşıyabileceğini savundu. Nussbaum ise 2004'te yayımlanan İnsanlıktan Saklanmak'ta buna karşı çıktı: tarih boyunca tiksinti, belli insan gruplarını dışlamak için kullanılmış ve sonradan haksız olduğu anlaşılan ayrımcılıkları beslemişti.
Duygu Uygunluk Testi açısından bu tartışma şunu gösterir: tiksintinin biçimsel nesnesi kirliliktir. Bir yemeğin bozulmuş olduğunu tiksintiyle fark etmek, çoğu zaman güvenilir bir uyarıdır, çünkü duygu burada evrimsel olarak ayarlandığı alanda çalışır. Ama tiksinti bir insan grubuna ya da yeni bir uygulamaya yöneldiğinde, nesnenin gerçekten kirli olup olmadığı sorusu çok daha zordur ve duygunun geçmişteki başarı kaydı kötüdür. Bir duygunun isabeti, hangi alanda kullanıldığından bağımsız değerlendirilemez. Beden–Bağlam Kontrolü'nün taşınabilirlik sorusu burada duygulara uygulanır.
Eminlik de bir duygudur
Epistemolojinin kendisini en doğrudan ilgilendiren duygular, epistemik duygulardır: merak, şaşkınlık, kuşku, kafa karışıklığı ve eminlik hissi. Bu duygular dünyadaki bir nesneye değil, bizim bilgimizin durumuna yönelir. Şaşkınlık, beklentimizin bozulduğunu; merak, bir boşluk olduğunu; kafa karışıklığı, elimizdeki parçaların birbirine uymadığını bildirir.
Amerikalı nörolog Robert Burton, 2008'de yayımlanan Emin Olmak Üzerine'de, "biliyorum" hissinin kendisinin, bilmenin kanıtı değil, beynin ürettiği bir duygu olduğunu savundu: insanlar yanlış olduklarını gösteren kanıtla karşılaştıktan sonra bile güçlü bir eminlik hissi taşıyabilir. Bu gözlem, 5K'nın Kesinlik kapısıyla doğrudan ilişkilidir. Eminlik hissinin biçimsel nesnesi "bu doğru ve sorgulamaya gerek yok"tur ve bu his de, her duygu gibi, uygun ya da uygunsuz olabilir. Kesinliğin derecesini kanıtla ayarlamak, eminlik duygusunun boyutunu sınamaktır.
Duygular eğitilebilir mi?
Aristoteles, Nikomakhos'a Etik'in ikinci kitabında, erdemli kişiyi doğru şeye, doğru kişiye karşı, doğru zamanda, doğru ölçüde ve doğru biçimde duygu duyan kişi olarak tarif etti. Bu, uygunluğun hem biçim hem boyut sorusunu içeren eski bir formülüdür ve önemli bir iddia taşır: uygun duygu duymak, öğrenilen bir beceridir.
Duygular algıya benziyorsa, algı gibi eğitilebilir. Deneyimli bir hekimin bir hastanın durumundaki kötüleşmeye duyduğu kaygı, yıllar içinde isabetini artırmış bir duygudur; bir acemininki ise hem daha sık yanlış alarm verir hem de gerçek tehlikeyi daha sık kaçırır. Duyguların eğitimi, bir önceki derste gördüğümüz kalibrasyonun duygular düzeyindeki karşılığıdır: duygunun ne zaman isabetli olduğunu geçmiş kayıtla karşılaştırmak ve eşiği buna göre ayarlamak.
Duygu Uygunluk Testi
Bu dersin aracı, bir duygunun nesnesine uygun olup olmadığını adım adım sınar. Önce duyguyu ve nesnesini adlandırırsın: ne hissediyorsun ve neye karşı? İkinci olarak biçimsel nesneyi yazarsın: bu duygu nesneye hangi değer özelliğini yüklüyor; tehlike, haksızlık, kayıp, kusur? Üçüncü olarak biçim sorusunu sorarsın: nesne gerçekten bu özelliğe sahip mi, bunu gösteren kanıt nedir? Dördüncü olarak boyut sorusunu sorarsın: duygunun şiddeti, özelliğin büyüklüğüyle orantılı mı? Son olarak karışma kontrolü yaparsın: uygunluk sorusunu, bu duyguyu duymanın ahlaken doğru ya da yararlı olup olmadığı sorusundan ayırdın mı; duygu bilgine rağmen sürüyor mu, yani inatçı mı?
Araç Kanıt kapısında işler: duyguyu, nesnesine bir özellik yükleyen ve bu yüzden sınanabilen bir iddia olarak ele alır. Sonuç iki biçimde olabilir: duygu, sınandıktan sonra bir inancı destekleyen bir kanıt adayı olarak kalır; ya da yalnızca bakılacak yeri gösteren bir araştırma çağrısına dönüşür.
Örnekler
Basit örnek: kalkış anında korku
Havalimanında bekleyen bir yolcu, istatistikleri biliyor ve uçmanın güvenli olduğuna inanıyor; ama uçak pistte hızlandığında avuçları terliyor ve içini bir korku kaplıyor. Duygu Uygunluk Testi'ni uygulayalım. Duygu ve nesne: kalkış anına duyulan korku. Biçimsel nesne: tehlike. Biçim: ticari havacılık, kilometre başına ölüm riski açısından en güvenli ulaşım türlerinden biri olarak kabul edilir; bu kalkışta özel bir tehlike işareti de yok. Korku, biçim açısından zayıf bir dayanağa sahip. Boyut: hafif bir gerginlik, alışılmadık bir durumda anlaşılır olabilir; yoğun bir dehşet ise orantısız. Karışma kontrolü: korku, yolcunun bilgisine rağmen sürüyor, yani inatçı. Bu, Müller-Lyer yanılsaması gibi bir durumdur: korkuyu yok etmek gerekmez, ama ona inanç düzeyinde güvenmek de gerekmez. Yolcu korkusunu hissedebilir ve yine de uçabilir; kararını duygusuna değil, bildiğine dayandırır.
Orta örnek: toplantıda gülünen şaka
Bir iş yemeğinde bir çalışan, orada olmayan bir meslektaşı hakkında zekice ama incitici bir şaka yapıyor. Masadakilerin yarısı gülüyor. Sen de gülme isteği duyuyorsun, ama bir yandan rahatsız oluyorsun. Duygu Uygunluk Testi'ni uygulayalım. Duygu ve nesne: şakaya duyulan eğlenme. Biçimsel nesne: komiklik. Biçim: şaka, beklenmedik bir bağlantı kurduğu için gerçekten komik olabilir; burada duygu, nesnesine uygun olabilir. Boyut: kısa bir gülümseme, şakanın zekâsıyla orantılı. Karışma kontrolü: burada ahlakçı yanılgıdan kaçınmak gerekir. "Bu şaka incitici, o hâlde komik değil" demek hatalıdır; şaka komik olabilir ve yine de ona gülmek, orada olmayan birini küçük düşürmeye katılmak anlamına geldiği için yanlış olabilir. Doğru tutum, uygunluk sorusunu ve ahlak sorusunu ayrı ayrı cevaplamaktır: "Evet, zekiceydi; ama gülmeyeceğim ve belki bir şey söyleyeceğim." Bu ayrım, kendini kandırmadan ahlaki bir tercih yapmayı mümkün kılar: şakanın komik olmadığına kendini inandırmak zorunda kalmazsın.
Gerçek hayat örneği: mahalleye kurulan anten
Bir apartmanın çatısına, sakinlere danışılmadan bir cep telefonu baz istasyonu kuruluyor. Apartman sakinlerinden bazıları çocuklarının sağlığı için yoğun bir korku, bazıları da öfke duyuyor. Duygu Uygunluk Testi'ni iki duyguya ayrı ayrı uygulayalım. Korku: biçimsel nesnesi sağlık tehlikesi. Biçim: Dünya Sağlık Örgütü'ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı, 2011'de radyofrekans elektromanyetik alanları "insanlar için olası kanserojen" grubunda sınıflandırdı; bu grup, kanıtın sınırlı olduğu etkenleri kapsar. Baz istasyonlarının yakınında yaşayanlar için yasal sınırlar içindeki maruziyetin sağlığa zarar verdiğine dair tutarlı bir kanıt bulunmamaktadır. Korkunun biçimi zayıf bir dayanağa sahip. Boyut: çocuklar için duyulan yoğun kaygı, mevcut kanıtla orantılı değil.
Öfke ise farklı bir sonuç verir. Biçimsel nesnesi haksızlık. Biçim: sakinlerin yaşadıkları binada kendilerine danışılmadan bir karar alınması, gerçekten bir haksızlık olarak görülebilir; öfke biçim açısından uygun olabilir. Boyut: bu, bir müzakere ve açıklama talebiyle orantılı bir öfkedir. Karışma kontrolü: burada tehlikeli bir kayma vardır. Uygun olan öfke, uygun olmayan korkuya destek veriyormuş gibi algılanabilir: "bize sormadılar, demek ki bir şey saklıyorlar, demek ki tehlikeli." Duygu Uygunluk Testi bu iki duyguyu ayırarak, sakinlerin haklı bir itirazı, zayıf dayanaklı bir sağlık iddiasına bağlamadan dile getirmesini sağlar.
Vakaya dönüş
Cerrahın ameliyatı durduran iç sesi, bu dersin diliyle bir duygudur: ani bir kaygı, belki bir tedirginlik. Duygu Uygunluk Testi'ni uygulayalım. Duygu ve nesne: işlemin o anına duyulan kaygı. Biçimsel nesne: yakın bir tehlike. Biçim: ek kontroller, gerçekten yaklaşmakta olan bir kanamayı ortaya çıkardı; kaygı, nesnesine uygundu. Ama bu dersin ayrımı burada önemli bir soru sorar: kaygı yalnızca nesneye göre mi uygundu, yoksa cerrahın o anki kanıtına göre de gerekçeli miydi? Eğer cerrah, bilinçli olarak adlandıramasa da, dokudaki küçük bir değişikliği fark etmişse, kaygı bir kanıta dayanıyordu. Eğer hiçbir şey fark etmemiş ve yorgunluk nedeniyle kaygılanmışsa, kaygı otoparktaki korku gibi şans eseri isabetliydi.
Brady'nin dikkat görüşü, cerrahın yaptığını iyi açıklar. Cerrah kaygısını bir kanıt olarak alıp ameliyatı tamamen bırakmadı; kaygının dikkatini yakalamasına izin verdi ve ek kontroller isteyerek gerekçeyi dışarıda aradı. Kanıtı sağlayan kontroller oldu; kaygı ise onları başlatan motordu. Boyut açısından da cerrahın tepkisi orantılıydı: işlemi kısa bir süre durdurmak, paniğe kapılmak değil. Aristoteles'in formülüyle, cerrah doğru şeye, doğru zamanda ve doğru ölçüde kaygılandı. Bu ölçünün nasıl öğrenildiği ise bir sonraki dersin konusu.
Araç kartı: Duygu Uygunluk Testi
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir duygunun, nesnesine yüklediği değer özelliğine göre isabetli olup olmadığını biçim ve boyut açısından sınar; uygunluğu ahlaki ve pratik sorulardan ayırır |
| 5K kapısı | Kanıt |
| Adımlar | 1) Duyguyu ve nesnesini adlandır. 2) Biçimsel nesneyi yaz: duygu nesneye hangi değer özelliğini yüklüyor? 3) Biçim: nesne bu özelliğe gerçekten sahip mi, kanıt ne? 4) Boyut: duygunun şiddeti özelliğin büyüklüğüyle orantılı mı? 5) Karışma kontrolü: uygunluğu ahlaki ve pratik sorulardan ayırdın mı, duygu bilgine rağmen sürüyor mu? |
| Ne zaman kullanılır | Güçlü bir duygu bir karara ya da bir inanca yön vermeye başladığında; bir başkasının duygusunu "yersiz" bulduğunda; aynı olaya birden çok duygu karıştığında |
| Sık hata | Bir duyguyu hoş karşılanmadığı için isabetsiz saymak (ahlakçı yanılgı); biçim ile boyutu karıştırmak; uygun bir duygunun yanındaki uygunsuz bir duyguya güç vermesine izin vermek |
Egzersiz
Örtük bilgi haritanı bu kez duygular açısından genişlet: çalışırken sende hangi duygular beliriyor ve bunların hangisi, geçmişte, bir tehlikeyi ya da fırsatı isabetli biçimde haber verdi? Bir usta aşçının "bu sos bir şeyden yoksun" huzursuzluğu, bir öğretmenin "bu ders bugün tutmadı" hayal kırıklığı, biçimsel nesnesi olan ve sınanabilen duygulardır.
Mini test
- Kenny'nin biçimsel nesne kavramı nedir ve duyguların isabet sorusunu nasıl mümkün kılar?
- D'Arms ve Jacobson'ın uygunluk kavramındaki biçim ve boyut ayrımını birer örnekle açıkla.
- Ahlakçı yanılgı nedir ve espri örneği bunu nasıl gösterir?
- İnatçı duygular neden yargı görüşü için bir sorundur ve algı görüşü bu sorunu nasıl çözer?
- Bir öğrenci, sınıf arkadaşının kendisinden daha yüksek not almasına içerliyor ve "hoca ona torpil geçti" diye düşünüyor. Duygu Uygunluk Testi ile değerlendir.
Cevapları göster
- Biçimsel nesne, bir duygunun, somut nesnesi ne olursa olsun ona yüklediği değer özelliğidir: korkuda tehlike, öfkede haksızlık. Duygu nesnesine bir özellik yüklediği için, nesnenin bu özelliğe sahip olup olmadığı sorulabilir ve duygu bu anlamda isabetli ya da isabetsiz olabilir.
- Biçim, doğru türde bir duygunun duyulup duyulmadığıdır: bir kayba üzüntü uygun biçimdedir, öfke olmayabilir. Boyut, duygunun şiddetinin durumla orantılı olup olmadığıdır: küçük bir ihmale hafif kırgınlık uygun boyuttadır, günlerce süren küslük olmayabilir.
- Bir duyguyu duymanın ahlaken yanlış olmasından, duygunun nesnesine uygun olmadığı sonucunu çıkarmaktır. Kaba ama zekice bir espri komik olabilir; ona gülmek ise ahlaken uygunsuz olabilir. "Kaba, o hâlde komik değil" demek iki soruyu karıştırır.
- Duygu bir yargıysa, uçağın güvenli olduğunu bilip korkan kişi aynı anda iki çelişik yargıya sahip olmalıdır. Algı görüşüne göre duygu, Müller-Lyer yanılsaması gibi bilgiden bağımsız sürebilen bir algıdır; kişi çelişkiye düşmez, yalnızca bir yanılsamayı görmeye devam eder.
- Duygu ve nesne: arkadaşın notuna duyulan içerleme. Biçimsel nesne: haksızlık. Biçim: torpil olduğuna dair kanıt var mı; iki sınav kâğıdını karşılaştırmak, hocanın puanlama ölçütlerine bakmak gerekir. Boyut: kanıt yoksa yoğun içerleme orantısız. Karışma kontrolü: içerlemenin altında haksızlık değil, kıskançlık yatıyor olabilir; kıskançlığın biçimsel nesnesi haksızlık değil, kişinin istediği bir şeye bir başkasının sahip olmasıdır. Duyguyu doğru adlandırmak, onun isabetini sınamanın ilk adımıdır.
Özet
- Her duygunun bir biçimsel nesnesi vardır: nesnesine yüklediği değer özelliği (Kenny, 1963). Bu yüzden duygular, inançlar gibi isabetli ya da isabetsiz olabilir.
- D'Arms ve Jacobson'a göre bir duygu, nesnesi yüklediği özelliğe sahipse uygundur; uygunluğun biçim ve boyut boyutları vardır.
- Ahlakçı yanılgı, bir duyguyu duymanın ahlaken yanlış olmasından onun isabetsiz olduğu sonucunu çıkarmaktır.
- İnatçı duygular, bilgiye rağmen sürer; bu, yargı görüşünü (Solomon, Nussbaum) zorlar ve duyguları değer algısı sayan algı görüşünü (Tappolet, Döring) destekler.
- Brady'nin dikkat görüşüne göre duygular gerekçe değil, gerekçe arayışının motorudur. Bir duygu nesneye göre uygun ama kanıta göre gerekçesiz olabilir, ya da tersi.
- Tiksinti tartışması, bir duygunun isabetinin kullanıldığı alana bağlı olduğunu; eminlik hissi ise epistemik duyguların da sınanması gerektiğini gösterir. Duygu Uygunluk Testi, bir duygunun biçimini, boyutunu ve karışmaları sınar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Biçimsel nesne? | Bir duygunun nesnesine yüklediği değer özelliği (korku: tehlike) |
| Uygunluk (fittingness)? | Nesnenin duygunun yüklediği özelliğe gerçekten sahip olması |
| Biçim ile boyut farkı? | Doğru türde duygu mu, şiddeti orantılı mı |
| Ahlakçı yanılgı kimin kavramı? | D'Arms ve Jacobson, 2000 |
| İnatçı duygu? | Kişinin bilgisine ve kararına rağmen süren duygu |
| Duyguların yargı olduğunu savunan iki isim? | Robert Solomon ve Martha Nussbaum |
| Brady'nin dikkat görüşü? | Duygular gerekçe değil, gerekçe arayışını başlatan motordur (2013) |
| "Tiksintinin Bilgeliği" kimin? | Leon Kass, 1997 |
Sonraki derse köprü
Aristoteles'in formülünü hatırla: doğru şeye, doğru zamanda, doğru ölçüde duygu duymak. Bu ölçü doğuştan gelmez; yıllar içinde, çoğu zaman bir ustanın yanında edinilir. Cerrahın kaygısını isabetli kılan, fırıncının avucunu, teknisyenin kulağını güvenilir kılan şeyle aynı olabilir: uzun bir ustalık süreci. Ama bu süreç nasıl işler, acemi ile usta arasında neler değişir ve bir ustanın bildiği şey ne tür bir bilgidir? Hubert ve Stuart Dreyfus, beceri ediniminin acemilikten uzmanlığa uzanan beş aşamasını tarif etti. Ders 7.5, cerrahın, müzisyenin ve terapistin bilgisini bu aşamalar üzerinden inceleyecek, modülün projesini tamamlayacak ve araç kutuna Usta Soruları Protokolü'nü ekleyecek.
Günlük sorusu: Bir zamanlar çok güçlü hissettiğin ama sonradan isabetsiz olduğunu anladığın bir duygu var mı? Onu isabetsiz yapan biçimi miydi, boyutu mu?
Tarihte bu tartışma
Duyguların akılla ilişkisi antik felsefenin merkezî sorularındandı. Aristoteles, Retorik'in ikinci kitabında öfke, korku, utanç gibi duyguları, her birinin hangi durumlara ve kişilere yöneldiğini inceleyerek tanımladı; Nikomakhos'a Etik'te doğru ölçüde duygu duymayı erdemin parçası saydı. Stoacılar ise duyguları yanlış değer yargıları olarak görüp onlardan arınmayı öğütledi. İskoç felsefeci David Hume, 1739'da aklın tutkuların kölesi olduğunu ve olması gerektiğini yazdı. Yirminci yüzyılda Kenny 1963'te biçimsel nesne kavramını canlandırdı, Solomon 1976'da Tutkular'da duyguların yargı olduğunu savundu, de Sousa 1987'de duyguların rasyonelliğini inceledi. 2000'de D'Arms ve Jacobson uygunluk ve ahlakçı yanılgı kavramlarını ortaya koydu; 2001'de Nussbaum yargı görüşünü en kapsamlı biçimiyle savundu. 2000'li yıllarda Tappolet ve Döring algı görüşünü geliştirdi; 2013'te Brady dikkat görüşüyle ona itiraz etti. Bugün duyguların epistemik rolü, etik, epistemoloji ve psikoloji arasında canlı bir tartışma alanıdır.