İçeriğe geç

Ders 7.1 · Modül 7: Beden, Örtük Bilgi ve Duygu

Polanyi: söyleyebildiğimizden fazlasını biliriz

Araç: Örtük Bilgi Haritalama · 5K: Kaynak · 3.124 kelime · yaklaşık 14 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Geri dönüş

Bedenin ve becerinin bilgisine geçmeden önce Modül 6'nın toplumsal bilgi araçlarını yokla. Önce beş soruyu kendin cevapla, sonra aşağıdaki paragrafa bak.

  1. Hardwig'e göre epistemik bağımlılık neden uzmanlar arasında da vardır?
  2. Goldman'ın beş ölçütünden hangisi en güçlü sayılır ve neden?
  3. Eşit ağırlık görüşü bir akran anlaşmazlığında ne yapmamızı söyler?
  4. Tanıksal ve hermenötik adaletsizlik arasındaki fark nedir?
  5. Epistemik balon ile yankı odasından çıkmanın yolları nasıl ayrılır?

Cevaplar sırasıyla şöyle: modern araştırmalar o kadar çok uzmanlık gerektirir ki her katkıcı, kendi payının dışında kalan kısımları meslektaşlarının emeğine yaslanarak kabul eder. Goldman'ın listesinde en ağır basan, geçmişte tutan öngörülerdir; acemi uzmanın iç dünyasına giremese de sonuçların ortaya çıktığı yerde onu izleyebilir. Eşit ağırlık görüşü, akranın görüşüne kendi görüşümüzle eşit ağırlık verip güvenimizi azaltmamızı ister. Tanıksal adaletsizlik bir konuşma anında kimlik önyargısıyla güvenin esirgenmesi, hermenötik adaletsizlik ise bir deneyimi anlatacak kavramların toplumda bulunmamasıdır. Son olarak balonu genişletmek için farklı seslere kulak vermek yeterli olabilir; odadan çıkmak ise kimin güvenilir olduğuna dair öğrenilmiş kalıbı baştan kurmayı gerektirir. Dördünde ya da beşinde takılmadıysan, bu modülün sorusuna geçebilirsin.

Giriş

Kalabalık bir tren istasyonunda, yıllardır görmediğin bir arkadaşını uzaktan, bir anda tanıyorsun. Binlerce yüzün arasında onunkini seçtin. Ama biri sana onu nasıl tanıdığını sorsa, ne söyleyebilirsin? "Burnu şöyle, gözleri böyle" diye başlarsın, ama bu betimlemelerle bir başkası onu aynı kalabalıkta bulamaz. Onu tanıdığını kesin olarak biliyorsun; nasıl tanıdığını ise söyleyemiyorsun.

Macar asıllı kimyager ve felsefeci Michael Polanyi, 1966'da yayımlanan Örtük Boyut kitabına tam bu örnekle başladı ve bir cümle yazdı: söyleyebildiğimizden fazlasını biliriz. Bilgi türleri dersinde "…olduğunu bilmek" ile "…meyi bilmek" arasındaki ayrımı ve Ryle'ın bu ayrımını görmüştük. Polanyi daha ileri gider: ona göre bütün bilgimiz, önermesel olanı da dahil, söze dökülemeyen bir temele dayanır. Bu derste Polanyi'nin örtük bilgi kavramını, bilginin yapısına dair "-den -e" modelini ve bu fikrin uzmanlık, öğretme ve yapay zekâ tartışmalarındaki yerini inceleyeceksin. Bu modülün sorusu da burada başlıyor: bedenle, beceriyle ve duyguyla bilinen şeylerin epistemolojik değeri nedir?

Bu dersin kazanımları:

  • Polanyi'nin örtük bilgi kavramını, odak ve yardımcı farkındalık ayrımını açıklarsın. (anla)
  • Bir beceride söylenebilen ve söylenemeyen bileşenleri ayırarak bir örtük bilgi haritası çıkarırsın. (uygula)
  • Örtük bir yargıya ne zaman güvenilebileceğini, söze dökülememesinin onun güvenilmezliği anlamına gelip gelmediğini değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Söyleyebildiğimizden fazlası

Polanyi'nin yüz örneği basit görünür, ama geniş bir iddianın kapısını açar. Yüzleri tanıma, bir dili konuşma, bir aleti kullanma, bir hastalığı teşhis etme, bir makineyi sesinden tanıma gibi pek çok becerimizde, yaptığımızı tam olarak açıklayamayız. Bu açıklayamama, bir tembellik ya da dikkatsizlik değildir. Polanyi'ye göre bilginin bir kısmı, doğası gereği, açık kurallara çevrilemez.

Polanyi bu iddiayı bir örnekle sınadı. Polis, tanıkların şüphelinin yüzünü tarif edebilmesi için, farklı burun, göz, ağız ve alın biçimlerini içeren bir resim takımı kullanır. Tanık, bu parçaları birleştirerek yüzü yeniden kurabilir. Bu, örtük bilginin bir kısmının dışa aktarılabileceğini gösterir. Ama Polanyi'ye göre bu yöntem bile, tanığın parçaları tanımasına dayanır; o tanıma da söze dökülemez. Açık hâle getirdiğimiz her bilgi, onu kullanabilmemiz için yine örtük bir yeteneğe yaslanır.

Bisikletçinin bilmediği kural

Polanyi'nin en ünlü örneklerinden biri, 1958'de yayımlanan Kişisel Bilgi kitabında yer alır. Bisiklet süren biri dengesini nasıl korur? Polanyi, fizikçilerin bu soruya bir cevabı olduğunu belirtti: bisikletli, dengesini yitirmeye başladığında gidonu o yöne çevirir ve bisikletin yaptığı kavisin eğriliği, belirli bir dengesizlik açısı için hızın karesiyle ters orantılıdır. Bu kural doğrudur. Ama hiçbir bisikletli bu kuralı bilerek bisiklet sürmez; ve kuralı öğrenmek, kimseye bisiklet sürmeyi öğretmez.

Bu örnek, beceri bilgisi ile önermesel bilgi arasındaki ilişkiye yeni bir ışık tutar. Bir becerinin altında yatan kurallar önermesel olarak ifade edilebilir; ama becerinin sahibi bu önermeleri bilmez ve onları bilmek, beceriyi kazanmaya yetmez. Beceri, kuralların bilgisi değil, kuralların bedende uygulanmasıdır. Bilgi türleri dersinde gördüğümüz Stanley ve Williamson'ın beceri bilgisini önermesel bilgiye indirgeme girişimine karşı, Polanyi'nin örneği güçlü bir sezgi sunar: burada, kişinin sahip olmadığı bir önerme, sahip olduğu bir beceriyi açıklıyor.

Odak ve yardımcı farkındalık

Polanyi, örtük bilginin yapısını açıklamak için iki tür farkındalığı ayırdı. Bir çiviyi çekiçle çaktığını düşün. Dikkatin çividedir: çivinin başına, onun tahtaya girişine bakarsın. Buna odak farkındalık der. Ama aynı anda çekicin avucundaki ağırlığını, sapın elindeki hissini de fark edersin; bu farkındalık dikkatinin merkezinde değildir, ama vuruşunu yönlendirir. Buna da yardımcı farkındalık der.

Bu iki farkındalık arasında önemli bir ilişki vardır: yardımcı olanı odağa çekersen, beceri bozulur. Polanyi, bir piyanistin çalarken dikkatini parmaklarına yöneltirse çalamaz hâle gelebileceğini, bir konuşmacının cümlesinin dilbilgisine odaklanırsa konuşmasının takılabileceğini belirtti. Beceri, dikkatin yardımcı ipuçlarından geçerek bir hedefe yönelmesiyle işler. Bu, bir beceriyi söze dökmenin neden zor olduğunu da açıklar: söze dökmek, yardımcı olanı odağa çekmeyi gerektirir ve bu, becerinin kendisini değiştirir.

"-den -e" yapısı ve içinde yaşama

Polanyi, örtük bilginin bu yapısını "-den -e" ilişkisi olarak betimledi: yardımcı ipuçlarından bir odak anlama doğru ilerleriz. Görme engelli biri bastonuyla yürürken, avucundaki titreşimleri ayrı ayrı hissetmez; bastonun ucundaki kaldırımı, taşı, basamağı hisseder. Baston, onun bedeninin bir uzantısı gibi işler. Polanyi buna içinde yaşama adını verdi: bir aleti, bir dili ya da bir kuramı ustalıkla kullandığımızda, onun içinde yaşar ve onun aracılığıyla dünyaya uzanırız.

Bu fikir, Polanyi'nin bilim felsefesine de yansır. Ona göre bir bilim insanı, alanının kuramlarını ve yöntemlerini yalnızca kurallar olarak öğrenmez; onların içinde yaşamayı öğrenir. Bir tıp öğrencisi, bir röntgen görüntüsünde ilk başta yalnızca gölgeler görür; aylarca süren eğitimden sonra aynı görüntüde bir akciğerin yapısını ve bir hastalığın izlerini görmeye başlar. Kuram yüklü gözlem dersinde gördüğümüz fikir, Polanyi'de örtük bir öğrenmenin ürünü olarak betimlenir.

Örtük bilgi nasıl aktarılır?

Örtük bilgi açık kurallara çevrilemiyorsa, nasıl öğretilir? Polanyi'nin cevabı, ustalık ve çıraklıktır. Bir ustanın yanında çalışan çırak, ustasını izler, onu taklit eder, hata yapar, düzeltilir ve zamanla ustanın söyleyemediği şeyi kendi bedeninde yeniden üretmeye başlar. Bu süreç, Polanyi'ye göre bir tür güven gerektirir: çırak, ustasının neden öyle yaptığını anlamadan önce, onun yaptığını ciddiye alıp taklit etmelidir. Tıpta asistanlık, zanaatlarda kalfalık ve pek çok meslekte gözetimli staj, bu eski ilişkinin bugün de sürdüğünü gösterir.

İngiliz sosyolog Harry Collins, 1970'lerde yaptığı bir araştırmada, bu ilkenin bilimde de geçerli olduğunu gösterdi. O dönemde yeni geliştirilen bir tür lazeri kurmaya çalışan laboratuvarları inceledi. Yayımlanmış makalelerdeki ayrıntılı talimatları izleyen ekipler çoğu zaman başarısız oldu; lazeri başarıyla kuranlar, çoğunlukla onu daha önce kurmuş bir laboratuvarı ziyaret etmiş ya da oradan biriyle doğrudan çalışmış olanlardı. Makalelerde yazılı olmayan, belki de yazılamayan ayrıntılar, kişiden kişiye aktarılmıştı. Bu bulgu, replikasyon krizi dersinde gördüğümüz yöntem açıklamalarının yetersizliği sorununa da farklı bir açıdan ışık tutar.

Üç tür örtük bilgi

Collins, 2010'da yayımlanan Örtük ve Açık Bilgi kitabında, "örtük bilgi" adı altında çok farklı şeylerin toplandığını savundu ve üç türü ayırdı. İlişkisel örtük bilgi, ilke olarak söylenebilecek ama pratikte söylenmeyen bilgidir: bir usta bir ayrıntıyı önemsiz sandığı için ya da bir şirket sırrı olduğu için aktarmaz. Bedensel örtük bilgi, bisiklet sürmek gibi, bedenin fiziksel yapısına ve alışkanlıklarına yerleşmiş bilgidir. Kolektif örtük bilgi ise bir topluluğun pratiklerine gömülü bilgidir: kalabalık bir caddede başkalarıyla çarpışmadan yürümek ya da bir dilde nazik olmanın incelikleri gibi.

Collins'e göre bu türlerin aktarım biçimleri farklıdır. İlişkisel bilgi, doğru sorular sorulursa açık hâle gelebilir; bedensel bilgi, uzun pratikle kazanılır; kolektif bilgi ise ancak o topluluğun içinde yaşayarak edinilebilir. Bu ayrım, bir önceki modülde gördüğümüz grup bilgisi ve kurumsal hafıza sorularıyla da bağlantılıdır.

Kişisel bilgi

Polanyi'nin 1958 tarihli kitabının adı bilinçli bir seçimdi: Kişisel Bilgi. Polanyi, bilimin tamamen kişisiz, her türlü bireysel yargıdan arınmış bir etkinlik olduğu idealini reddetti. Ona göre her bilgi eylemi, bir kişinin yargısını, bağlılığını ve sorumluluğunu içerir: bir bilim insanı hangi problemi önemli bulacağına, hangi kanıtı güvenilir sayacağına, bir kuramın ne zaman yeterince iyi olduğuna, örtük bir yargıyla karar verir. Bu, bilginin keyfi olduğu anlamına gelmez; ama bilginin bir kişinin sorumluluk üstlenmesini gerektirdiği anlamına gelir. Bu fikir, bir önceki modülde gördüğümüz Haraway'in hiçbir yerden bakışa yönelttiği eleştiriyle akrabadır.

Örtük bilgi ve makineler

Polanyi'nin fikri, yirminci yüzyılın ikinci yarısında yapay zekâ tartışmalarının merkezine yerleşti. Amerikalı felsefeci Hubert Dreyfus, 1972'de yayımlanan Bilgisayarların Yapamadıkları kitabında, insan uzmanlığının büyük ölçüde açık kurallara çevrilemeyen örtük bir beceriye dayandığını ve kurallarla programlanan bilgisayarların bu yüzden insan uzmanlığını taklit edemeyeceğini savundu. Amerikalı ekonomist David Autor ise 2014'te, pek çok işin otomasyona direnmesini açıklamak için Polanyi paradoksu ifadesini kullandı: insanlar pek çok işi, nasıl yaptıklarını açıkça söyleyemedikleri için makinelere kurallarla öğretemez.

Son yıllarda örneklerden öğrenen yapay zekâ sistemleri, bu tartışmaya yeni bir boyut kattı. Bu sistemler, yüz tanıma gibi, insanların açıklayamadığı pek çok beceriyi, açık kurallar yerine çok sayıda örnekten öğrenerek kazanabiliyor. Ama ilginç bir biçimde, bu sistemler de çoğu zaman neyi nasıl yaptıklarını açıklayamıyor. Polanyi'nin paradoksu, bir anlamda makinelere de taşınmış durumda: onlar da söyleyebildiklerinden fazlasını "biliyor" olabilir. Bu, açıklanamayan bir yargıya ne zaman güvenileceği sorusunu yeniden önemli hâle getirir.

Örtük yargıya ne zaman güvenilir?

Örtük bilginin epistemolojik sorunu şudur: bir uzman bir yargıda bulunur, ama gerekçesini söyleyemez. Bu yargıya güvenmeli miyiz? Sezgi dersinde, Kahneman ve Klein'ın uzman sezgisinin iki koşul altında güvenilir olabileceğini söylediğini görmüştük: ortamın yeterince düzenli olması ve uzmanın hızlı, net geri bildirimle uzun süre pratik yapmış olması. Polanyi'nin örtük bilgisi, bu koşulları sağlayan ortamlarda gelişir: bir satranç ustası, bir itfaiyeci, bir radyolog.

Ama örtük bilginin söze dökülememesi, onun güvenilmez olduğu anlamına gelmez; yalnızca güvenilirliğinin başka bir yoldan sınanması gerektiği anlamına gelir. Bir uzman gerekçesini söyleyemiyorsa, onun yargılarının başarı kaydına bakabiliriz. Goldman'ın listesindeki geçmiş kayıt ölçütü, örtük bilgi söz konusu olduğunda neredeyse tek dayanak hâline gelir: gerekçesi görünmeyen bir yargının güvenilirliği, ancak sonuçlarından okunabilir. Bu, dışsalcılık dersindeki güvenilirlik fikrine de bağlanır: bir yargının gerekçesi kişinin erişemediği bir süreçte yatıyor olabilir.

Örtük Bilgi Haritalama

Bu dersin aracı, bir beceride ya da yargıda neyin söylenebilir, neyin örtük olduğunu ayırt eder. Önce beceriyi ya da yargıyı yazarsın. Sonra söylenebilir kısmı listelersin: kurallar, adımlar, bir başkasına yazıyla aktarabileceğin bilgiler. Üçüncü olarak örtük kısmı yazarsın: yaparken dikkat ettiğin ama söyleyemediğin şeyler; odak farkındalığın neye yöneliyor, hangi yardımcı ipuçları onu yönlendiriyor? Dördüncü olarak aktarım yolunu belirlersin: bu örtük kısım nasıl öğretilebilir; gösterme, birlikte yapma, geri bildirim?

Son olarak güvenilirlik adımını uygularsın: bu örtük yargının başarı kaydı nedir; hangi koşullarda güvenilir, hangi koşullarda yanıltıcı olabilir? Araç, Kaynak kapısında çalışır: bir bilgi kaynağı olarak örtük yargıyı, söze dökülemediği için hemen reddetmeden, ama kör bir güvenle de kabul etmeden değerlendirmeyi sağlar.

Örnekler

Basit örnek: hamurun kıvamı

Bir fırıncı, ekmek hamurunu yoğururken, hamurun "hazır" olduğunu elinin altındaki hissinden anlıyor. Çırağına "Hamur şu kıvama gelince bırak" diyor, ama çırak o kıvamın ne olduğunu anlamıyor. Örtük Bilgi Haritalama'yı uygulayalım. Söylenebilir kısım: un, su, maya oranları, yoğurma süresi, oda sıcaklığı. Örtük kısım: hamurun elastikiyeti, yüzeyinin parlaklığı, elin altında verdiği direnç; fırıncının odak farkındalığı "hazır olup olmadığı" sorusuna yönelirken, yardımcı farkındalığı parmak uçlarındaki hisler üzerinden işliyor. Aktarım yolu: çırak, fırıncının "hazır" dediği hamura dokunmalı, sonra kendi hamurunu yoğurup ona göstermeli, fırıncı da "biraz daha" ya da "tamam" demeli. Güvenilirlik: fırıncının yıllardır ürettiği ekmeklerin kalitesi, bu örtük yargının başarı kaydıdır. Tarif kitapları bu süreci "hamur pürüzsüz ve elastik hâle gelene kadar" gibi ifadelerle anlatmaya çalışır; ama bu ifadeler, onları anlayacak örtük bilgiye zaten sahip olanlar için anlamlıdır.

Orta örnek: ekmek makinesi ve fırıncı ustası

Japon yönetim araştırmacıları Ikujiro Nonaka ve Hirotaka Takeuchi, 1995'te yayımlanan Bilgi Yaratan Şirket kitabında, bir Japon elektronik şirketinin evde kullanılacak bir ekmek makinesi geliştirme sürecini anlattı. Mühendislerin ilk makineleri, iyi ekmek yapamıyordu. Bir yazılım geliştiricisi, İkuko Tanaka, sorunu çözmek için bir otelin usta fırıncısının yanında çıraklık yaptı ve ustanın hamuru yoğururken hamuru yalnızca bastırmakla kalmayıp aynı zamanda gerdiğini fark etti. Bu gözlem, makinenin tasarımına aktarıldı. Örtük Bilgi Haritalama'yı uygulayalım. Söylenebilir kısım: mühendislerin başlangıçta bildiği tarif ve yoğurma süreleri. Örtük kısım: ustanın söze dökmediği bir el hareketi. Aktarım yolu: yanında çalışarak gözlem ve taklit. Bu örnek, örtük bilginin bazen açık hâle getirilebileceğini, ama bunun ancak onun içinde yaşayan birinin yanında zaman geçirerek mümkün olduğunu gösterir. Nonaka ve Takeuchi, bu süreci kurumların bilgi üretmesinin temel bir biçimi olarak gördü.

Gerçek hayat örneği: bir makineyi sesinden tanımak

Bir fabrikada deneyimli bir bakım teknisyeni, üretim bandındaki bir motorun sesini dinleyip "bu rulman bir hafta içinde bozulacak" diyor. Genç mühendis, titreşim ölçüm cihazlarının herhangi bir sorun göstermediğini söylüyor. Bir hafta sonra rulman gerçekten bozuluyor. Örtük Bilgi Haritalama'yı uygulayalım. Söylenebilir kısım: teknisyen, "sesin tonu biraz değişti" diyebiliyor, ama bunu ölçülebilir bir kurala çeviremiyor. Örtük kısım: yıllar içinde yüzlerce motorun sesini dinlemekle edinilmiş, hangi ses değişikliğinin neyi haber verdiğine dair bir tanıma becerisi. Aktarım yolu: genç mühendis, teknisyenle birlikte motorları dinleyebilir; teknisyenin uyarılarını kaydedip sonuçlarını izleyebilir. Güvenilirlik: teknisyenin önceki uyarılarının ne kadarının doğru çıktığı, onun örtük yargısının başarı kaydıdır. Bu kayıt tutulursa, fabrika teknisyenin emekliliğinden sonra da bu bilgiyi kısmen koruyabilir: kayıtlar, belki de titreşim cihazlarının hangi sinyallere daha dikkatle bakması gerektiğini gösterebilir. Bu, kurumsal hafıza dersinde gördüğümüz sorunun beceri düzeyindeki bir karşılığıdır.

Vakaya dönüş

Bu modülün süregelen vakası, deneyimli bir cerrahın ameliyat sırasında "içimden bir ses durmamı söyledi" diyerek bir işlemi durdurmasıdır. Cerrah, o anda hiçbir ölçüm ya da görüntüde açık bir sorun görmemiştir; ama bir şeylerin yolunda olmadığını hissetmiştir. İşlemi durdurup ek kontroller istemiş ve beklenmedik bir kanamanın başlamak üzere olduğu fark edilmiştir. Örtük Bilgi Haritalama'yı uygulayalım. Söylenebilir kısım: cerrah, sonradan "dokunun rengi biraz farklıydı, doku elimin altında alışılmadık biçimde davrandı" diyebilir; ama bu açıklamalar, onun o anda yaşadığı tanımanın tamamını kapsamaz. Örtük kısım: binlerce ameliyatta edinilmiş, çoğu yardımcı farkındalıkta işleyen bir tanıma becerisi.

Bu vaka, modülün sorusunu açıkça ortaya koyar: "içimden bir ses" dediğimiz şey, bir bilgi kaynağı mıdır? Polanyi'ye göre bu ses, gizemli bir önsezi değil, söze dökülemeyen bir bilginin ifadesi olabilir. Ama bu, her iç sesin güvenilir olduğu anlamına gelmez. Cerrahın iç sesinin güvenilirliği, onun deneyiminin niteliğine, ameliyat ortamının düzenliliğine ve geçmişteki benzer uyarılarının ne kadarının doğru çıktığına bağlıdır. Modülün sonraki dersleri, bu sesin bedenle, bedensel sinyallerle ve duygularla nasıl ilişkili olduğunu ve ne zaman ona güvenilebileceğini adım adım inceleyecek.

Araç kartı: Örtük Bilgi Haritalama

AlanAçıklama
Ne işe yararBir beceride ya da yargıda söylenebilir ve örtük bileşenleri ayırır, örtük kısmın nasıl aktarılabileceğini ve ne kadar güvenilir olduğunu belirler
5K kapısıKaynak
Adımlar1) Beceriyi ya da yargıyı yaz. 2) Söylenebilir kısmı listele: kurallar, adımlar, yazıyla aktarılabilecek bilgiler. 3) Örtük kısmı yaz: odak farkındalık neye yöneliyor, hangi yardımcı ipuçları onu yönlendiriyor? 4) Aktarım yolunu belirle: gösterme, birlikte yapma, geri bildirim. 5) Güvenilirliği değerlendir: örtük yargının başarı kaydı nedir, hangi koşullarda yanıltıcı olabilir?
Ne zaman kullanılırBir uzmanın gerekçesini söyleyemediği bir yargıyla karşılaştığında; bir beceriyi öğretmeye ya da öğrenmeye çalışırken; deneyimli bir çalışanın bilgisinin kurumda korunması gerektiğinde
Sık hataSöze dökülemeyen bir yargıyı bu yüzden güvenilmez saymak; ya da tersine, her "içimden gelen" hissi, başarı kaydına bakmadan uzman bilgisi saymak

Egzersiz

Bu egzersiz, çoğu zaman şaşırtıcı bir sonuç verir: en iyi bildiğimiz şeyleri anlatmakta en çok zorlanırız. Bu, bilgimizin eksikliği değil, bilginin bir kısmının bedenimize ve alışkanlıklarımıza yerleşmiş olmasının işaretidir.

Mini test

  1. Polanyi'nin "söyleyebildiğimizden fazlasını biliriz" cümlesi ne anlama gelir ve yüz örneği bunu nasıl gösterir?
  2. Bisiklet örneği, beceri bilgisi ile önermesel bilgi arasındaki ilişki hakkında ne gösterir?
  3. Odak ve yardımcı farkındalık nedir ve yardımcı olanı odağa çekmek neden beceriyi bozabilir?
  4. Collins'in lazer araştırması, örtük bilginin aktarımı hakkında ne gösterdi?
  5. Deneyimli bir öğretmen, bir öğrencinin sınıfta sessizleşmesini fark edip "bu çocuğun evde bir sorunu var" diyor, ama nedenini açıklayamıyor. Örtük Bilgi Haritalama ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Bilgimizin bir kısmının açık kurallara ya da önermelere çevrilemeyeceği anlamına gelir. Bir yüzü binlerce yüz arasından tanırız, ama nasıl tanıdığımızı başkasının aynı yüzü bulabileceği biçimde söyleyemeyiz.
  2. Bir becerinin altında yatan kural önermesel olarak ifade edilebilir, ama becerinin sahibi bu kuralı bilmez ve kuralı öğrenmek beceriyi kazandırmaz; beceri, kuralların bilgisi değil bedende uygulanmasıdır.
  3. Odak farkındalık, dikkatin yöneldiği nesneye dairdir; yardımcı farkındalık, o nesneye yönelmemizi sağlayan ipuçlarına ve bedensel hislere dairdir. Beceri dikkatin yardımcı ipuçlarından geçerek hedefe yönelmesiyle işlediği için, yardımcı olanı odağa çekmek bu akışı bozar.
  4. Yayımlanmış talimatları izleyen ekiplerin çoğu zaman başarısız olduğunu, başaranların ise lazeri kurmuş bir laboratuvarla doğrudan temas kurmuş olduğunu gösterdi; bazı bilgiler yazıyla değil kişiden kişiye aktarılır.
  5. Söylenebilir kısım: öğrencinin sessizleşmesi, belki ödev alışkanlığındaki değişiklik. Örtük kısım: yıllar içinde pek çok öğrenciyle edinilmiş, küçük davranış değişikliklerini tanıma becerisi. Güvenilirlik: öğretmenin benzer sezgilerinin geçmişte ne kadar doğru çıktığı önemlidir. Bu yargı göz ardı edilmemeli, ama tek başına bir sonuç da sayılmamalı; öğretmen öğrenciyle ya da okul psikolojik danışmanıyla konuşarak yargıyı düşük maliyetli bir yoldan sınamalıdır.

Özet

  • Polanyi'ye göre söyleyebildiğimizden fazlasını biliriz: bilgimizin bir kısmı açık kurallara çevrilemeyen örtük bilgidir.
  • Bisiklet örneği, bir becerinin altında yatan kuralı bilmenin beceriyi kazandırmadığını ve becerinin sahibinin o kuralı bilmediğini gösterir.
  • Odak ve yardımcı farkındalık ayrımı, örtük bilginin yapısını açıklar; yardımcı ipuçlarını odağa çekmek beceriyi bozar.
  • Örtük bilgi, "-den -e" yapısıyla işler ve içinde yaşama yoluyla bilimsel gözleme de yansır; ustalık ve çıraklıkla aktarılır.
  • Collins'in lazer araştırması, bilimde de bazı bilgilerin yalnızca kişiden kişiye aktarılabildiğini gösterdi; Dreyfus ve Polanyi paradoksu, örtük bilgiyi yapay zekâ tartışmalarının merkezine taşıdı.
  • Örtük bir yargının söze dökülememesi güvenilmez olduğu anlamına gelmez; güvenilirliği başarı kaydıyla sınanır. Örtük Bilgi Haritalama, söylenebilir ve örtük bileşenleri ayırır.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
"Söyleyebildiğimizden fazlasını biliriz" kimin?Michael Polanyi, Örtük Boyut, 1966
Örtük bilgi?Kişinin kullandığı ama tam olarak söze dökemediği bilgi
Bisiklet örneği neyi gösterir?Becerinin altındaki kuralı bilmek beceriyi kazandırmaz
Odak ve yardımcı farkındalık?Dikkatin yöneldiği nesne ile onu yönlendiren ipuçları
"İçinde yaşama"?Bir aleti, dili ya da kuramı bedenin uzantısı gibi kullanmak
Collins'in lazer araştırmasının bulgusu?Bazı bilgiler yazıyla değil kişiden kişiye aktarılır
Polanyi paradoksu ifadesini kim kullandı?David Autor, 2014
Örtük yargının güvenilirliği nasıl sınanır?Başarı kaydıyla

Sonraki derse köprü

Polanyi, örtük bilginin bedenle iç içe olduğunu gösterdi: görme engelli birinin bastonu, piyanistin parmakları, fırıncının avucu. Ama beden, bilginin yalnızca bir aracı mıdır, yoksa bilmenin kendisi bedenli bir süreç midir? Fransız felsefeci Maurice Merleau-Ponty, algının bedenden bağımsız bir zihnin değil, dünyada hareket eden bir bedenin işi olduğunu savundu; çağdaş bilişsel bilim ise bu fikri, bilişin bedenlenmiş, yerleşik, genişlemiş ve eyleme dönük olduğu görüşüne dönüştürdü. Ders 7.2, bedenlenmiş bilişi, Merleau-Ponty'den dört boyutlu biliş yaklaşımlarına kadar inceleyecek ve araç kutuna Beden–Bağlam Kontrolü'nü ekleyecek.

Günlük sorusu: En iyi yaptığın işte, "nasıl yapıyorsun?" sorusuna cevap veremediğin bir an oldu mu? O cevap veremediğin şey, gerçekten bildiğin bir şey miydi?

Tarihte bu tartışma

Bilmenin söze dökülemeyen bir yanı olduğu fikri, Aristoteles'in pratik bilgelik ve zanaat bilgisi üzerine düşüncelerine kadar uzanır; ama yirminci yüzyılda sistemli bir biçim kazandı. İngiliz felsefeci Gilbert Ryle, 1949'da bilmek-nasıl ile bilmek-olduğunu ayırdı. Michael Polanyi, uzun yıllar kimya alanında çalıştıktan sonra felsefeye yöneldi; 1958'de Kişisel Bilgi'yi, 1966'da Örtük Boyut'u yayımladı. 1972'de Dreyfus, örtük bilgiyi yapay zekâ eleştirisinin merkezine koydu ve 1986'da kardeşi Stuart Dreyfus ile birlikte, acemilikten ustalığa uzanan bir beceri edinim modeli önerdi; bu modeli ustalık bilgisi dersinde ayrıntılı ele alacağız. 1995'te Nonaka ve Takeuchi, örtük bilgiyi kurumların bilgi üretme süreçlerinin merkezine yerleştirdi. 2010'da Collins, örtük bilgi türlerini sistemli olarak sınıflandıran bir kitap yayımladı. Bugün örtük bilgi kavramı, tıp eğitiminden yapay zekâya, meslek eğitiminden kurumsal yönetime kadar geniş bir alanda kullanılmaktadır.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.