İçeriğe geç

Ders 6.8 · Modül 6: Sosyal Epistemoloji

Deneysel felsefe: sezgiler kültüre göre değişir mi?

Araç: Sezgi Çeşitliliği Kontrolü · 5K: Karşı-görüş · 3.060 kelime · yaklaşık 14 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Bir felsefe seminerinde öğretim üyesi, bir Gettier vakası anlatıyor: Bob'un arkadaşı Jill yıllardır Amerikan yapımı bir araba kullanıyor. Bob bunu biliyor ve Jill'in Amerikan arabası kullandığına inanıyor. Ama Jill'in arabası kısa süre önce çalınmış ve yerine, Bob'un haberi olmadan, başka bir Amerikan arabası almış. Bob'un inancı doğru ve gerekçeli, ama doğruluğu şansa bağlı. Öğretim üyesi soruyor: "Bob, Jill'in Amerikan arabası kullandığını gerçekten biliyor mu, yoksa yalnızca inanıyor mu?" Sınıftaki herkes "yalnızca inanıyor" diyor. Öğretim üyesi başını sallıyor: "Sezgimiz açık."

Ama bu sezgi kimin sezgisi? Seminerdeki öğrencilerin çoğu aynı ülkede, benzer okullarda, benzer felsefe derslerinde yetişmiş. 2001'de Amerikalı felsefeciler Jonathan Weinberg, Shaun Nichols ve Stephen Stich, tam bu vakayı farklı kültürel geçmişlerden katılımcılara sundu ve cevapların farklılaşabildiğini bildirdi. Bu çalışma, deneysel felsefe denen bir hareketin başlangıç noktalarından biri oldu. Sezgi dersinde, felsefecilerin sezgilere veri gibi dayandığını ve bu sezgilerin ne kadar evrensel olduğunun sınanabilir bir soru olduğunu söylemiş ve bu soruyu sosyal epistemoloji modülüne bırakmıştık. Bu derste o sözü yerine getirecek ve Modül 6'yı kapatacağız.

Bu dersin kazanımları:

  • Deneysel felsefenin yöntemini, olumsuz ve olumlu programlarını ve Gettier sezgisinin kültürler arası araştırmalarını açıklarsın. (anla)
  • Bir felsefi sezginin ne kadar paylaşıldığını ve hangi etkenlere duyarlı olduğunu çözümlersin. (analiz et)
  • Bir sezgiye kanıt olarak ne ölçüde dayanabileceğini, çeşitlilik ve kararlılık bulgularını tartarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Koltuk felsefesi ve sezgiler

Felsefenin geleneksel yöntemlerinden biri, düşünce deneyleridir: bir vaka tasarlanır ve bu vaka hakkında ne söyleyeceğimiz sorulur. Gettier vakaları, kavanozdaki beyin, sahte ahırlar, kâhin Norman, bu akademinin derslerinde defalarca kullandığımız bu tür vakalardır. Bu vakalar hakkındaki yargılarımız, çoğu zaman bir kuramın doğru olup olmadığını sınamak için bir veri gibi kullanılır. Gettier vakaları, bilginin gerekçeli doğru inanç olduğu kuramını, çoğumuzun "bu kişi bilmiyor" sezgisine dayanarak çürüttü.

Bu yöntem, felsefecilere çoğu zaman koltuk felsefesi denen bir çalışma biçimi kazandırdı: felsefeci, vakalar hakkında kendi sezgilerine danışır ve bu sezgilerin başkaları tarafından da paylaşıldığını varsayar. Deneysel felsefeciler bu varsayımı sorguladı. Onlara göre bir sezginin paylaşılıp paylaşılmadığı, masa başında değil, anketlerle ve deneylerle cevaplanması gereken deneysel bir sorudur. Yirmi birinci yüzyılın başında bu soruyu sistemli olarak sormaya başlayan felsefeciler, psikolojinin yöntemlerini felsefenin sorularına uyguladı.

2001: kültürler arası fark iddiası

Weinberg, Nichols ve Stich'in 2001'de yayımlanan çalışması, Gettier araba vakasını ABD'deki üniversite öğrencilerine sundu. Katılımcıları kendi bildirdikleri kültürel geçmişe göre gruplandırdılar. Batı kökenli katılımcıların büyük çoğunluğu, felsefecilerin beklediği gibi, Bob'un yalnızca inandığını söyledi. Ama Doğu Asya ve Güney Asya kökenli katılımcıların önemli bir kısmının, Bob'un gerçekten bildiğini söylediği bildirildi.

Bu bulgu, felsefe için çarpıcı bir sonuç doğuruyordu. Gettier sezgisi evrensel değilse, onu bilginin doğasına dair bir veri olarak kullanmak, belirli bir kültürel grubun sezgilerini evrenselmiş gibi sunmak olabilirdi. Yazarlar, epistemolojinin, farklı gruplar arasında değişen sezgilere dayanarak bilginin tek bir doğru tanımını arayamayacağını savundu. Bu, bir önceki derslerde gördüğümüz konumlu bilgi tartışmasının sezgiler üzerindeki bir yansımasıydı.

Tekrar çalışmaları ne buldu?

Ama bu bulgu, bir önceki modülün replikasyon dersinde gördüğümüz sınavdan geçmek zorundaydı. Sonraki yıllarda bu çalışmayı tekrarlama girişimleri, özgün sonucu doğrulamadı. 2015'te yayımlanan bir tekrar çalışması, Minsun Kim ve Yuan Yuan tarafından yürütüldü ve Gettier araba vakasında kültürler arası bir fark bulamadı. Daha kapsamlı bir çalışma, Edouard Machery ve bir grup araştırmacının 2017'de yayımlanan "Kültürler Arası Gettier" başlıklı makalesiydi. Araştırmacılar, Brezilya, Hindistan, Japonya ve ABD gibi birbirinden çok farklı dilleri konuşan ülkelerde, katılımcıların gerekçeli ve doğru ama şansa bağlı inançları bilgi saymadığını buldu.

Aynı araştırmacıların Güney Amerika'dan Asya'ya kadar yirmi üç ülkeyi kapsayan bir başka çalışması da bu sonucu destekledi. Machery ve arkadaşları, Gettier sezgisinin kültürlere göre değişmeyen, belki de insanlara özgü ortak bir halk epistemolojisinin parçası olabileceğini öne sürdü. Deneysel felsefenin en ünlü "kültürel fark" bulgularından biri, böylece deneysel felsefenin kendi yöntemleriyle sorgulanmış oldu. Bu hikâye, bilimin kendini düzeltmesinin felsefe içinde de işlediğini gösterir.

Sezgilerin kararsızlığı

Kültürler arası fark iddiası büyük ölçüde sarsılsa da, deneysel felsefe sezgilerin başka türden bir kırılganlığını ortaya koydu: sıra ve çerçeve etkileri. Amerikalı felsefeciler Stacey Swain, Joshua Alexander ve Jonathan Weinberg, 2008'de yayımlanan bir çalışmada, dışsalcılık dersinde tanıdığımız, beynine sıcaklık ölçen bir cihaz yerleştirilmiş kişi vakasını katılımcılara sundu. Katılımcıların bu kişinin bilip bilmediğine dair yargıları, vakadan önce hangi vakaları okuduklarına bağlı olarak değişti: bilgi olduğu açık bir vakadan sonra okuyanlar ile bilgi olmadığı açık bir vakadan sonra okuyanlar farklı cevaplar verdi.

Bu tür bulgular, sezgilerin önemsiz görünen koşullara duyarlı olabileceğini gösterir. Bir sezgi, vakanın hangi sırayla sunulduğuna, hangi kelimelerle anlatıldığına ya da katılımcının o anki ruh hâline göre değişiyorsa, onu bir kuramı sınamak için güvenilir bir veri saymak zorlaşır. Bu, Modül 5'te gördüğümüz ölçüm sorununun felsefedeki bir karşılığıdır: bir ölçüm aracı, ölçmek istediği şeyden başka şeylere de duyarlıysa, sonuçları dikkatle yorumlanmalıdır.

Anket neyi ölçüyor?

Deneysel felsefenin bulgularını yorumlarken bir yöntem sorusu da sorulmalıdır: bir ankette katılımcıların verdiği cevap, gerçekten onların sezgisini mi ölçüyor? Katılımcılar vakayı yanlış anlamış, soruyu felsefecinin kastettiğinden farklı yorumlamış ya da yalnızca araştırmacının beklediğini tahmin etmeye çalışmış olabilir. Kültürler arası çalışmalarda buna bir çeviri sorunu eklenir: "bilmek" kelimesinin farklı dillerdeki karşılıkları tam olarak aynı anlamı taşımayabilir ve bir dilde "bilir" ile "inanır" arasındaki sınır, bir başka dildekinden farklı çizilebilir.

Machery ve arkadaşlarının çok ülkeli çalışmaları, bu sorunları azaltmak için vakaları dikkatle çevirdi, farklı anlatım biçimlerini denedi ve katılımcıların vakayı anlayıp anlamadığını kontrol eden sorular ekledi. Bu önlemler, Yöntem Gerçekçiliği Kontrolü'nün "ölçülen şey, iddia edilen şeyin kendisi mi?" sorusunun felsefedeki uygulamasıdır. Bir sezgi araştırmasına güvenmeden önce, cevapların neyin göstergesi olduğunu sormak gerekir.

Olumsuz ve olumlu program

Deneysel felsefe tek bir amaç taşımaz. Olumsuz program, sezgilerin güvenilirliğini sorgular: sezgiler kültüre, sıraya, çerçeveye göre değişiyorsa, felsefe onlara veri olarak dayanmaktan vazgeçmeli ya da bu dayanağı ciddi biçimde sınırlamalıdır. Olumlu program ise sezgileri, insanların kavramları nasıl kullandığını anlamanın bir yolu olarak görür. Bu programa göre deneysel çalışmalar, sezgileri çürütmekten çok, onların hangi psikolojik süreçlerden kaynaklandığını ve hangi durumlarda güvenilir olduğunu anlamaya yardım eder.

Olumlu programın en ünlü örneklerinden biri, epistemoloji dışından gelir: Amerikalı felsefeci Joshua Knobe, 2003'te yayımlanan bir çalışmada, insanların bir eylemin yan etkisini "kasıtlı" sayıp saymamasının, o yan etkinin ahlaki olarak iyi ya da kötü olmasına bağlı olduğunu gösterdi. Bu bulgu, "kasıt" gibi görünüşte betimleyici bir kavramın, ahlaki değerlendirmelerle iç içe olduğunu düşündürdü. Pragmatik müdahale dersinde gördüğümüz, yüksek riskli vakalarda bilgi atfetme eğilimini sınayan deneyler de olumlu programın epistemolojideki örnekleridir.

Uzmanlık savunması

Deneysel felsefeye yöneltilen en güçlü itiraz, uzmanlık savunması olarak bilinir. Bu itiraza göre, felsefi vakalar hakkında önemli olan, felsefe eğitimi almamış sıradan insanların değil, bu vakaları dikkatle düşünmüş uzmanların, yani felsefecilerin sezgileridir. Bir fizikçi, fizik sorularında sıradan insanların sezgilerine değil, kendi eğitimli yargısına güvenir; felsefeci de öyle yapmalıdır. Williamson gibi felsefeciler bu savunmayı destekledi. Ama eğitimin sezgiler üzerindeki etkisi iki yönlüdür: felsefe eğitimi sezgileri inceltebilir, ama aynı zamanda öğrencilerin, hocalarının ve okullarının sezgilerini fark etmeden benimsemesine de yol açabilir. Uzman sezgisi, bu yüzden hem daha dikkatli hem de daha homojen olabilir.

Deneysel felsefeciler bu savunmaya iki cevap verdi. Birincisi, felsefecilerin sezgilerinin sıradan insanlarınkinden gerçekten daha güvenilir olduğu, kendisi deneysel bir iddiadır ve sınanmalıdır; bazı çalışmalar, felsefecilerin sezgilerinin de sıra etkilerine duyarlı olabildiğini bildirdi. İkincisi, felsefeciler bilgiyi, adaleti ya da özgür iradeyi yalnızca felsefecilerin kullandığı teknik kavramlar olarak değil, herkesin kullandığı gündelik kavramlar olarak incelemek istiyorsa, sıradan insanların sezgileri önemsiz sayılamaz. Uzman seçme dersinde gördüğümüz başarı kaydı ölçütü burada da geçerlidir: bir grubun sezgilerinin güvenilirliği, onların geçmişteki isabetiyle sınanabilir.

Deneysel felsefenin kendi replikasyonu

Deneysel felsefe, psikolojinin yöntemlerini kullandığı için onun sorunlarını da miras aldı. Bu yüzden deneysel felsefeciler, kendi bulgularının ne kadar tekrarlanabilir olduğunu sistemli olarak sınadı. Florian Cova ve çok sayıda araştırmacının katıldığı bir proje, deneysel felsefenin öne çıkan çalışmalarını tekrarladı ve bu çalışmaların önemli bir çoğunluğunun tekrarlandığını bildirdi; bu oran, psikolojideki büyük tekrar projesinde bulunan orandan belirgin biçimde yüksekti. Ama bu proje de her bulgunun tekrarlanmadığını ve özellikle küçük örneklemli, dikkat çekici bulguların daha kırılgan olduğunu gösterdi; bu, bir önceki modülde psikoloji için gördüğümüz örüntünün felsefede de geçerli olduğunu hatırlatır.

Bu sonuç, dersin ana mesajını pekiştirir: bir felsefi sezginin evrensel olup olmadığı, ne masa başındaki bir felsefecinin kendinden eminliğiyle ne de tek bir dikkat çekici çalışmayla belirlenebilir. Gettier sezgisi örneğinde, dikkatli ve geniş çaplı çalışmalar, onun şaşırtıcı ölçüde yaygın olduğunu gösterdi. Başka sezgiler için sonuç farklı olabilir. Her durumda soru, bir sezgiye dayanmadan önce onun ne kadar paylaşıldığını ve ne kadar kararlı olduğunu sormaktır.

Sezgi Çeşitliliği Kontrolü

Bu dersin aracı, bir argümanın dayandığı bir sezgiyi, ne kadar paylaşıldığı ve ne kadar kararlı olduğu açısından sınar. Önce sezgiyi açıkça yazarsın: "Bu vakada kişi bilmiyor", "Bu davranış haksız", "Bu karar adil" gibi. Sonra paylaşım adımını uygularsın: bu sezgiyi paylaştığını düşündüğün insanlar kimler; farklı yaş, meslek, kültür ya da deneyimden insanlar aynı yargıya varıyor mu? Üçüncü olarak kararlılık adımını uygularsın: vaka farklı kelimelerle, farklı sırayla ya da farklı bir çerçeveyle anlatıldığında sezgi değişiyor mu?

Dördüncü olarak kanıt adımını uygularsın: bu sezginin ne kadar paylaşıldığına dair bir araştırma var mı; varsa tekrar edilmiş mi? Beşinci olarak ağırlık adımını uygularsın: sezgi yaygın ve kararlıysa, argümanda ona güçlü bir ağırlık ver; değişkense, onu tartışmanın bir başlangıç noktası olarak kullan ama kesin bir veri sayma. Araç, Karşı-görüş kapısında çalışır: bir karşı görüşün kaynağı bazen farklı bir argüman değil, farklı bir sezgidir ve bu sezginin ne kadar yaygın olduğunu bilmek, tartışmanın niteliğini değiştirir.

Örnekler

Basit örnek: adil paylaşım

Bir aile, yaşlı ebeveynlerinin bakımını üç kardeş arasında paylaştırmaya çalışıyor. Bir kardeş, "Adil olan, herkesin eşit süre bakım vermesidir" diyor. Bir başkası, "Adil olan, herkesin imkânına göre katkı yapmasıdır; ben daha uzakta yaşıyorum ama daha çok maddi destek verebilirim" diyor. Üçüncüsü, "Ebeveynlerimizin kendisi kimin yanında olmak istiyorsa, o belirlesin" diyor. Sezgi Çeşitliliği Kontrolü'nü uygulayalım. Sezgiler: üç farklı "adillik" sezgisi. Paylaşım: her kardeş kendi sezgisinin açık olduğunu düşünüyor; ama çevrelerindeki insanlara sorulsa, üç sezginin de yaygın olduğu görülebilir. Kararlılık: durum farklı bir çerçeveyle anlatıldığında, örneğin "bir kardeşin işini kaybetmesi" eklendiğinde, sezgiler değişebilir. Ağırlık: hiçbir sezgi tartışmayı tek başına kapatacak kadar evrensel değil. Bu durumda en verimli yol, "adil olan açıkça budur" demek yerine, üç sezginin her birinin neyi önemsediğini, yani eşitliği, imkânları ve ebeveynlerin iradesini adlandırmak ve bunları birlikte tartan bir çözüm aramaktır.

Orta örnek: bir bilgi atfı anketi

Bir sigorta şirketi, müşteri şikâyetlerini değerlendiren bir ekip için eğitim hazırlıyor. Eğitimde şu vaka kullanılıyor: bir müşteri, bir ürünün arızalı olduğunu biliyor muydu, yoksa yalnızca şüpheleniyor muydu? Ekip liderine göre cevap açık. Sezgi Çeşitliliği Kontrolü'nü uygulayalım. Sezgi: "Müşteri biliyordu." Paylaşım: eğitmenler aynı vakayı farklı ekip üyelerine sunduğunda, cevapların bölündüğünü görüyor. Kararlılık: vaka, müşterinin sonunda zarar gördüğü biçimde anlatıldığında "biliyordu" cevabı daha az, müşterinin şikâyetten para kazandığı biçimde anlatıldığında daha çok veriliyor. Bu, Knobe'un bulgusuna benzer bir etkidir: sonucun ahlaki değerlendirmesi, bilgi atfını etkiliyor. Ağırlık: bu vakada sezgi, karar için güvenilir bir ölçüt değil. Düzeltme: şirket, "bildi" ile "şüphelendi" arasındaki ayrımı sezgiye değil, önceden belirlenmiş somut ölçütlere dayandıran bir yönerge hazırlıyor: müşteriye hangi uyarı iletilmişti, hangi belgeye erişimi vardı? Bu örnek, sezgilerin değişken olduğu yerlerde açık ölçütlerin neden gerekli olduğunu gösterir.

Gerçek hayat örneği: jüri ve makul şüphe

Pek çok hukuk sisteminde, bir sanığın mahkûm edilebilmesi için suçunun "makul şüphenin ötesinde" kanıtlanması gerekir. Ama "makul şüphe" nedir? Bu kavram, jüri üyelerinin ya da hâkimlerin sezgilerine büyük ölçüde bırakılır. Sezgi Çeşitliliği Kontrolü'nü uygulayalım. Paylaşım: farklı insanların "makul şüphe" için gerekli gördüğü kesinlik düzeyi farklı olabilir; bazıları çok yüksek bir kesinlik ister, bazıları daha düşük bir eşikle yetinir. Kararlılık: bir davanın nasıl anlatıldığı, hangi kanıtın önce sunulduğu, sanığın görünüşü gibi etkenlerin yargıları etkileyebileceği, hukuk psikolojisi araştırmalarının önemli bir konusudur. Kanıt: bu tür araştırmalar, jüri eğitimi ve talimatlarının nasıl yazılacağına dair tartışmalara yön vermiştir. Ağırlık: bir hukuk sistemi, bir kişinin özgürlüğünü, değişken olabilen bir sezgiye bağlı bırakırsa, bu sezginin kararlılığını artıracak önlemler almalıdır: açık talimatlar, kanıtların sunulma sırasına dikkat, kararın gerekçelendirilmesi. Bu örnek, deneysel felsefenin sorularının felsefe seminerinin çok dışında, doğrudan insanların hayatlarını etkileyen kurumlarda da yanıt beklediğini gösterir.

Vakaya dönüş

Modülün vakasına, bir salgın döneminde uzmanların çelişen tavsiyelerine son kez bakalım. Uzman anlaşmazlıklarının bir kısmı, önceki derslerde gördüğümüz gibi, farklı kanıtlardan ya da farklı modellerden kaynaklanır. Ama bir kısmı da farklı sezgilerden kaynaklanır: bir önlemin "orantılı" olup olmadığı, bir riskin "kabul edilebilir" olup olmadığı, bir kısıtlamanın "adil" olup olmadığı. Bu sezgiler, uzmanlar arasında da, toplumlar arasında da değişebilir.

Sezgi Çeşitliliği Kontrolü, bu tür anlaşmazlıklarda önemli bir ayrım yapmayı sağlar. Bir uzman "bu önlem açıkça orantısız" dediğinde, bu bir kanıt iddiası değil, bir sezgi iddiasıdır ve bu sezginin ne kadar paylaşıldığını sormak meşrudur. Farklı ülkelerin salgında farklı önlemler almasının bir nedeni, aynı kanıtlar karşısında riskin ve özgürlüğün nasıl tartılacağına dair farklı sezgiler ve değerlerdi. Akran anlaşmazlığı dersinde gördüğümüz olgu ile değer ayrımı, burada bir üçüncü katman kazanır: bazı anlaşmazlıklar, ne olgu ne de açıkça ifade edilmiş değer farkı, ama kişilerin farklı sezgilerle başladıkları için vardır. Bu modülün bütün araçları, bu katmanları birbirinden ayırmayı ve her birine uygun bir cevap vermeyi hedefledi.

Araç kartı: Sezgi Çeşitliliği Kontrolü

AlanAçıklama
Ne işe yararBir argümanın dayandığı sezginin ne kadar paylaşıldığını ve ne kadar kararlı olduğunu sınayarak ona ne kadar ağırlık verileceğini belirler
5K kapısıKarşı-görüş
Adımlar1) Sezgiyi açıkça yaz. 2) Paylaşım: farklı yaş, meslek, kültür ve deneyimden insanlar aynı yargıya varıyor mu? 3) Kararlılık: vaka farklı kelimelerle, sırayla ya da çerçeveyle anlatılınca sezgi değişiyor mu? 4) Kanıt: sezginin yaygınlığına dair tekrar edilmiş bir araştırma var mı? 5) Ağırlık: yaygın ve kararlıysa güçlü, değişkense başlangıç noktası olarak kullan
Ne zaman kullanılırBir tartışmada biri "bu açıkça böyle" dediğinde; bir kuramı bir düşünce deneyiyle sınarken; adalet, risk ya da sorumluluk gibi değer yüklü yargılarda
Sık hataKendi sezgini evrensel saymak; ya da tek bir çalışmanın bulduğu farkı, tekrar edilmeden, sezginin kültürel olduğunun kanıtı saymak

Egzersiz

Bu projenin amacı, yanlış bilgiye inananları küçümsemek değil, onu yayan toplumsal yapıları anlamaktır. Bir iddianın yayılma yolunu çizmek, çoğu zaman bireysel saflıktan çok güven, bağımsızlık ve dinleme sorunlarını gösterir.

Mini test

  1. Deneysel felsefe nedir ve "koltuk felsefesi"nin hangi varsayımını sorgular?
  2. Weinberg, Nichols ve Stich'in 2001 çalışması ne bildirdi ve sonraki tekrar çalışmaları ne buldu?
  3. Sıra etkileri nedir ve sezgilerin kanıt değeri için neden önemlidir?
  4. Deneysel felsefenin olumsuz ve olumlu programları arasındaki fark nedir?
  5. Bir yönetici, çalışanları arasında yaptığı bir tartışmada "Herkes kabul eder ki geç kalan bir çalışan işine önem vermiyordur" diyor. Sezgi Çeşitliliği Kontrolü ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Felsefi vakalar hakkındaki sezgileri anketler ve deneylerle inceleyen yaklaşımdır. Koltuk felsefesinin, felsefecinin kendi sezgilerinin herkes tarafından paylaşıldığı varsayımını sorgular ve bunun deneysel bir soru olduğunu savunur.
  2. Gettier araba vakasında, Batı kökenli katılımcıların çoğunluğunun kişinin bilmediğini, Doğu ve Güney Asya kökenli katılımcıların önemli bir kısmının ise bildiğini söylediğini, yani kültürel bir fark olduğunu bildirdi. Sonraki tekrar çalışmaları, özellikle 2015'teki bir tekrar ve Machery ve arkadaşlarının 2017 çalışması, bu farkı bulamadı ve Gettier sezgisinin farklı dillerde ve kültürlerde yaygın olduğunu gösterdi.
  3. Bir vaka hakkındaki yargının, ondan önce hangi vakaların okunduğuna göre değişmesidir. Sezgiler bu tür önemsiz görünen koşullara duyarlıysa, onları bir kuramı sınamak için güvenilir bir veri saymak zorlaşır.
  4. Olumsuz program, sezgilerin değişkenliğini göstererek onların felsefi kanıt olarak güvenilirliğini sorgular. Olumlu program ise sezgileri, insanların kavramları nasıl kullandığını ve hangi süreçlerle yargıya vardığını anlamak için inceler.
  5. Sezgi: "Geç kalan çalışan işine önem vermez." Paylaşım: "herkes kabul eder" iddiası sınanmamış; farklı çalışanlar, örneğin çocuk bakımı ya da uzun yol yapanlar, bu sezgiyi paylaşmayabilir. Kararlılık: durum "geç kalan çalışanın hasta bir yakını var" diye anlatıldığında sezgi büyük olasılıkla değişir. Ağırlık: sezgi evrensel ve kararlı değil; bir değerlendirmenin tek dayanağı yapılmamalı. Somut ölçütler, örneğin işin gerçekten aksayıp aksamadığı, daha güvenilir bir temel sağlar.

Özet

  • Felsefe, düşünce deneyleri hakkındaki sezgilere veri gibi dayanır; deneysel felsefe, bu sezgilerin ne kadar paylaşıldığını anketler ve deneylerle sınar.
  • Weinberg, Nichols ve Stich'in 2001'de bildirdiği Gettier sezgisindeki kültürel fark, sonraki tekrar çalışmalarında doğrulanmadı; Machery ve arkadaşları, sezginin pek çok ülkede yaygın olduğunu buldu.
  • Deneysel felsefe, sezgilerin sıra ve çerçeve etkilerine duyarlı olabileceğini gösterdi; bu, sezgilerin kanıt değerini sınırlar.
  • Olumsuz program sezgilerin güvenilirliğini sorgular, olumlu program onları kavram kullanımını anlamak için inceler; Knobe etkisi olumlu programın ünlü bir örneğidir.
  • Uzmanlık savunması, felsefecilerin sezgilerinin daha güvenilir olduğunu öne sürer; ama bu iddianın kendisi deneysel olarak sınanmalıdır. Deneysel felsefe kendi bulgularının tekrarlanabilirliğini de sistemli olarak sınamıştır.
  • Sezgi Çeşitliliği Kontrolü, bir sezginin paylaşımını, kararlılığını ve kanıt desteğini sınayarak ona ne kadar ağırlık verileceğini belirler.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Deneysel felsefe?Felsefi sezgileri anket ve deneylerle inceleyen yaklaşım
Weinberg, Nichols ve Stich hangi yıl?2001
"Kültürler Arası Gettier" kimin, hangi yıl?Edouard Machery ve arkadaşları, 2017
Machery çalışmasının bulgusu?Gettier sezgisi farklı dillerde ve kültürlerde yaygın
Sıra etkisi?Bir vakaya dair yargının, önce okunan vakalara göre değişmesi
Knobe etkisi?Yan etkinin kasıtlı sayılması onun ahlaki değerine bağlı
Uzmanlık savunması?Önemli olan eğitimli felsefecilerin sezgileridir
Olumlu programın amacı?Kavramların nasıl kullanıldığını ve yargıların nasıl oluştuğunu anlamak

Sonraki derse köprü

Bu modül boyunca bilgiyi, insanlar arasında dolaşan, söylenen, aktarılan ve tartışılan bir şey olarak inceledik. Ama bildiğimiz her şey söze dökülebilir mi? Bisiklet sürmeyi bilen biri, bunu nasıl yaptığını tam olarak anlatamaz; deneyimli bir hekim, bir hastada bir şeylerin ters gittiğini, nedenini söyleyemeden fark edebilir. Macar asıllı bilim insanı ve felsefeci Michael Polanyi, bu durumu tek bir cümleyle özetledi: söyleyebildiğimizden fazlasını biliriz. Ders 7.1, Modül 7'yi, beden, örtük bilgi ve duygu modülünü açacak; Polanyi'nin örtük bilgi kavramını inceleyecek ve araç kutuna Örtük Bilgi Haritalama'yı ekleyecek.

Günlük sorusu: "Bu açıkça böyle" dediğin son yargını hatırla. O yargıyı paylaşmayan birini tanıyor musun, ve onun sezgisi neden farklı olabilir?

Tarihte bu tartışma

Felsefi yargıların kültüre ve bakış açısına göre değişip değişmediği sorusu eskidir; antik şüpheciler, farklı toplumların farklı âdet ve inançlarını sıralayarak hiçbirinin ötekine üstün tutulamayacağını savunmuştu. Yirminci yüzyılda dilbilimciler ve antropologlar, kavramların kültürler arasında ne ölçüde örtüştüğünü tartıştı. Deneysel felsefe ise yirmi birinci yüzyılın başında ayrı bir hareket olarak ortaya çıktı: Weinberg, Nichols ve Stich'in 2001 tarihli makalesi ve Knobe'un 2003 tarihli çalışması, hareketin kurucu metinleri arasında sayılır. 2000'lerin sonunda hareket, kendi dergileri, toplantıları ve bir sembolüyle, koltukta yanan bir sandalye imgesiyle tanınır hâle geldi. 2010'larda Machery ve arkadaşlarının çok ülkeli çalışmaları, kültürel fark iddialarını daha geniş örneklemlerle sınadı; Cova ve arkadaşlarının tekrar projesi ise hareketin kendi bulgularını replikasyon krizinin ölçütleriyle değerlendirdi. Bugün deneysel felsefe, felsefenin sezgilere nasıl dayanması gerektiği sorusunu ciddiye alan geniş bir araştırma alanıdır.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.