Giriş
Büyük bir savaş gemisinin seyir köprüsünde, gemi dar bir boğazdan geçerken, geminin konumu dakikalar içinde defalarca belirlenir. Bir denizci sancak tarafındaki bir fener kulesinin yönünü ölçer, bir başkası iskele tarafındaki bir tepeninkini. Bir üçüncüsü bu ölçümleri seslenerek iletir, bir dördüncüsü onları haritaya işler ve cetvelle kesişen çizgileri çizer. Seyir subayı, haritadaki noktaya bakarak rotayı düzeltir. Bu süreçte geminin tam konumunu bilen tek bir kişi var mı? Ölçümü yapan denizciler yalnızca bir açıyı biliyor. Haritacı, ölçümlerin nereden geldiğini görmüyor. Seyir subayı ise hesabın ayrıntılarına bakmadan sonucu kullanıyor.
Amerikalı bilişsel bilimci Edwin Hutchins, 1995'te yayımlanan Vahşi Doğada Biliş kitabında, bir donanma gemisinin seyir ekibini yakından inceleyerek böyle bir durumu betimledi. Hutchins'e göre geminin konumunu hesaplayan şey, tek bir zihin değil, kişilerden, araçlardan ve iş bölümünden oluşan bir sistemdi. Gemi örneği, bir önceki dersin nesnelliği topluluğa yerleştiren fikrinden daha cüretkâr bir sonuç düşündürür: belki bilen şey de topluluğun kendisidir. "Geminin ekibi konumu biliyor" cümlesi, ekipteki kişilerin bildiklerinin toplamından fazlasını mı söylüyor? Bu derste grupların ve kurumların bir şeyi bilip bilemeyeceğini, bildiklerini üyeleri değiştikçe nasıl hatırlayıp nasıl unuttuklarını inceleyeceksin. Ve kurumlar, üyeleri değiştikçe bildiklerini nasıl hatırlar, nasıl unutur?
Bu dersin kazanımları:
- Toplamcı ve toplamcı olmayan grup bilgisi görüşlerini, ortak bağlılık kavramını ve söylemsel ikilemi açıklarsın. (anla)
- Bir kurumsal kararın arkasındaki kanıtın grup içinde nasıl dağıldığını ve nerede kaybolduğunu çözümlersin. (analiz et)
- Bir kurumun bir riski "bilip bilmediği" sorusunu, bilginin dağılımı ve iletim kanalları üzerinden değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Gruplara bilgi atfetmek
Gündelik dilde gruplara sürekli olarak bilgi ve inanç atfederiz. "Şirket bu kusurdan haberdardı." "Hükümet salgının geleceğini biliyordu." "Bilim topluluğu iklimin ısındığını kabul ediyor." Bu cümleler, mahkemelerde, gazetelerde, tarih kitaplarında ciddi sonuçlar doğurur. Bir şirket bir riski biliyorsa, ondan doğan zararlardan sorumlu tutulabilir. Ama bu cümleler tam olarak ne anlama gelir?
Bir cevap, bunların kısa bir konuşma biçimi olduğunu söyler: "Şirket biliyordu" demek, şirketin bazı yöneticilerinin ya da çalışanlarının bildiğini söylemektir. Bu görüşe toplamcılık denir: bir grubun bilgisi ya da inancı, üyelerinin bilgilerinin ya da inançlarının toplamından ibarettir. Karşıt görüş, toplamcı olmayan görüştür: bir grup, üyelerinin hiçbirinin tek başına sahip olmadığı bir bilgiye sahip olabilir, ya da üyelerinin çoğunun inanmadığı bir şeye grup olarak inanabilir.
Dağıtılmış biliş
Açılıştaki gemi örneği, toplamcılığa karşı güçlü bir örnektir. Geminin konumu, hiçbir bireyin tek başına bildiği bir şey değildi; ama sistem onu güvenilir biçimde hesaplıyordu. Hutchins bu durumu dağıtılmış biliş olarak adlandırdı: bilişsel süreçler, bireylerin zihinleri, araçlar ve bunları birbirine bağlayan iletişim yolları boyunca dağılır. Harita, pusula, iletişim protokolleri, bu sistemin bireyler kadar önemli parçalarıdır. Bu yapı sistemin kırılganlığını da belirler: bir araç arızalandığında ya da bir iletişim halkası koptuğunda, hiçbir birey eksik kalan parçayı kendi başına tamamlayamayabilir.
Dağıtılmış biliş, modern kurumlarda her yerdedir. Bir hastanede bir hastanın tanısı, laboratuvar teknisyeni, radyolog, hemşire ve hekim arasında dağılmış bilgilerden oluşur. Bir havayolu şirketinde bir uçağın güvenliği, bakım teknisyenleri, pilotlar, kontrol listeleri ve kayıt sistemleri arasında dağılır. Bu sistemlerde bilgi, onu hiçbir bireyin tek başına taşımadığı biçimde vardır ve bu, önceki derslerde gördüğümüz epistemik bağımlılığın kurumsal biçimidir.
Gilbert: ortak bağlılık
İngiliz felsefeci Margaret Gilbert, 1989'da yayımlanan Toplumsal Olgular Üzerine kitabında, grup inancına farklı bir yoldan yaklaştı. Gilbert'e göre bir grup, üyeleri bir önermeyi grup olarak kabul etmeye ortak bir bağlılıkla bağlandığında o önermeye inanır. Bu, üyelerin her birinin kişisel olarak o önermeye inanmasını gerektirmez. Bir komisyon, uzun bir tartışmadan sonra bir raporu onayladığında, rapordaki sonuç komisyonun görüşü olur; komisyonun bazı üyeleri kişisel olarak farklı düşünse bile.
Gilbert'in görüşünün önemli bir sonucu, grup inancının bir yükümlülük yaratmasıdır. Bir komisyon üyesi, komisyonun görüşüne dışarıda açıkça karşı çıkarsa, diğer üyeler ondan bir açıklama bekleyebilir; çünkü grup olarak bir şeyi kabul etmek, onun arkasında durmaya dair ortak bir bağlılıktır. Bu, grup inancının bireysel inançtan farklı olduğunu gösterir: bireysel inanç kanıta tepki verir, grup inancı ise bir anlaşmanın ürünüdür ve ancak yeni bir anlaşmayla değişir.
Söylemsel ikilem
Grupların bireylerden farklı olabileceğinin en çarpıcı gösterimi, Amerikalı hukukçular Lewis Kornhauser ve Lawrence Sager'in 1986'da tartıştığı bir durumdan gelir; bu durum sonradan Philip Pettit ve Christian List'in çalışmalarıyla söylemsel ikilem adıyla yaygınlaştı. Üç hâkimli bir heyet, bir sözleşme davasına bakıyor. Davalının tazminat ödemesi için iki koşulun ikisinin de sağlanması gerekiyor: geçerli bir sözleşme olmalı ve sözleşme ihlal edilmiş olmalı.
Birinci hâkim, sözleşmenin geçerli olduğunu ve ihlal edildiğini düşünüyor: tazminat var. İkinci hâkim, sözleşmenin geçerli olduğunu ama ihlal edilmediğini düşünüyor: tazminat yok. Üçüncü hâkim, sözleşmenin ihlal edildiğini ama geçerli olmadığını düşünüyor: tazminat yok. Sonuç üzerinden oylanırsa, iki hâkim "tazminat yok" dediği için davalı kazanır. Ama öncüller üzerinden oylanırsa, iki hâkim sözleşmenin geçerli olduğunu, iki hâkim de ihlal edildiğini düşündüğü için, her iki koşul da çoğunlukla sağlanmıştır ve tazminat verilmelidir. Aynı heyet, aynı görüşlerle, oylama yöntemine göre zıt kararlara varır.
List ve Pettit, 2011'de yayımlanan Grup Failliği kitabında, bu ikilemden önemli bir sonuç çıkardı: tutarlı kararlar almak isteyen bir grup, bazen üyelerinin çoğunluğunun kişisel olarak kabul etmediği bir sonucu benimsemek zorundadır. Yani grup, üyelerinin görüşlerinin basit bir toplamı olamaz; kendi tutarlılığını korumak için kendine özgü bir akıl yürütme yapısına ihtiyaç duyar. Bu, toplamcı olmayan görüşe güçlü bir destektir.
İnanç mı, kabul mü?
Gilbert'in görüşüne yöneltilen önemli bir itiraz, onun betimlediği şeyin inanç değil kabul olduğudur. İnanç ve kabul ayrımını Modül 1'de görmüştük: inanç, kanıta tepki veren ve çoğu zaman istemsiz bir durumdur; kabul ise bir amaç için bir önermeyi öncül olarak kullanmaya karar vermektir. Amerikalı felsefeci K. Brad Wray, 2001'de yayımlanan bir makalesinde, grupların çoğu zaman bir önermeyi kanıt nedeniyle değil, bir karar almak, bir politika belirlemek ya da bir birlik görüntüsü vermek için kabul ettiğini savundu. Bu yüzden grup "inancı", doğru olup olmadığından bağımsız olarak, pratik bir anlaşma olabilir.
Bu ayrım önemlidir, çünkü kabul ile inancın epistemik değeri farklıdır. Bir komisyonun bir raporu onaylaması, rapordaki sonucun doğru olduğuna dair bir kanıt olarak okunmak isteniyorsa, onaylamanın gerçekten kanıtların değerlendirilmesine mi yoksa bir uzlaşma ihtiyacına mı dayandığını sormak gerekir.
Grupça düşünme
Gruplar yalnızca bireylerin bilmediği şeyleri bilmekle kalmaz, kendilerine özgü hatalar da yapabilir. Amerikalı psikolog Irving Janis, 1972'de yayımlanan bir kitabında, grupça düşünme adını verdiği bir durumu inceledi: uyumlu ve birbirine bağlı gruplarda, uyumu koruma isteği eleştirel değerlendirmenin önüne geçer. Üyeler kuşkularını dile getirmekten kaçınır, karşıt kanıtlar küçümsenir, sessizlik onay sayılır ve grup, üyelerinin çoğunun tek başına vermeyeceği bir kararı birlikte verir.
Grupça düşünme, Erdem epistemolojisi dersinde gördüğümüz entelektüel kusurların bir grup düzeyindeki karşılığıdır. Janis'in önerdiği önlemler, Longino'nun nesnellik koşullarına benzer: grubun içinde bilinçli olarak karşı görüşü savunacak birini görevlendirmek, dışarıdan uzmanları tartışmaya çağırmak ve liderin kendi görüşünü tartışmanın sonuna saklaması.
Gruplar yalan söyleyebilir mi?
Grup bilgisi tartışmasının pratik bir yüzü, sorumluluk sorusudur. Bir şirket yöneticileri kamuoyuna "ürünümüzde bir sağlık riski olduğuna dair bilgimiz yok" dediğinde, şirketin içindeki bir araştırma biriminin bu riski yıllar önce belgelemiş olduğu ortaya çıkarsa, şirket yalan söylemiş olur mu? Toplamcı bir görüşe göre, açıklamayı yapan yönetici riski bilmiyorsa, bir yalan yoktur. Ama bu cevap, kurumların bilgiyi sistemli olarak birbirinden yalıtarak sorumluluktan kaçmasına izin verir.
Amerikalı felsefeci Jennifer Lackey, gruplar üzerine çalışmalarında, bir grubun bilgisinin, üyelerinin bildiklerine ve grubun bu bilgiye erişme yükümlülüğüne birlikte bağlı olduğunu savundu. Bir şirket, kendi araştırma biriminin bulgularını yönetime iletmeyen bir yapı kurduysa, "bilmiyorduk" diyemez; çünkü bilmesi gereken şeyi bilmemeyi kendi seçimiyle mümkün kılmıştır. Bu görüş, hukukta ve kurumsal etikte bilginin bir sorumluluk kavramı olarak nasıl kullanıldığıyla örtüşür.
Kurumsal hafıza ve unutma
Kurumlar yalnızca bilmez, aynı zamanda hatırlar ve unutur. Fransız sosyolog Maurice Halbwachs, 1925'te yayımlanan bir çalışmasında, bireysel belleğin bile toplumsal çerçeveler içinde oluştuğunu ve grupların kendilerine özgü bir kolektif bellek taşıdığını savundu. Kurumlarda bu bellek, belgelerde, prosedürlerde, eğitim programlarında ve deneyimli çalışanların kafasında taşınır. Deneyimli bir çalışan ayrıldığında, onunla birlikte hiçbir yere yazılmamış bir bilgi de gidebilir.
Kurumların unutmasının bir başka biçimi, Amerikalı sosyolog Diane Vaughan'ın sapmanın olağanlaşması dediği süreçtir: bir güvenlik standardından küçük bir sapma bir kez sorunsuz atlatıldığında, bir sonrakinde artık sapma değil, olağan durum sayılır. Kurum, riskin bir işaret olduğunu zamanla unutur; çünkü her sorunsuz tekrar, onu biraz daha sıradan gösterir.
Amerikalı psikolog Daniel Wegner, 1980'lerde işlemsel bellek kavramını geliştirdi: yakın ilişkilerdeki çiftler ya da uzun süre birlikte çalışan ekipler, her bilgiyi kendileri hatırlamak yerine, kimin neyi bildiğini hatırlar. Bu, grubun toplam belleğini genişletir; ama aynı zamanda kırılgan hâle getirir. Bir ekip üyesi ayrıldığında, ekip yalnızca o kişinin bilgisini değil, o bilginin nerede olduğuna dair bilgisini de kaybedebilir.
Kolektif Kanıt Kontrolü
Bu dersin aracı, bir grubun ya da kurumun bir karara dayanak olan kanıtı nasıl topladığını ve nerede kaybettiğini inceler. Önce grubun kararını ya da iddiasını yazarsın. Sonra dağılım haritası çıkarırsın: kararla ilgili kanıt parçaları kimlerde ve hangi belgelerde bulunuyor? Üçüncü olarak toplama mekanizmasını incelersin: bu parçalar nasıl bir araya getirildi; oylamayla mı, hiyerarşik bir raporlama zinciriyle mi, bir toplantıyla mı? Söylemsel ikilem, toplama yönteminin sonucu değiştirebileceğini hatırlatır.
Dördüncü olarak kayıp noktalarını ararsın: grup içinde birinin bildiği ama karar vericilere ulaşmayan bir bilgi var mı; neden ulaşmadı? Beşinci olarak hafıza adımını uygularsın: bu bilgi kurumda kalıcı olarak nerede tutuluyor; ilgili kişiler ayrılsa ne olur? Araç, 5K'nın Kanıt kapısını bireysel düzeyden kurumsal düzeye taşır: bir kurumun bir şeyi "bildiğini" söylemek için, kanıtın var olmasının yanında, doğru yere ulaşıp ulaşmadığını da sorar.
Örnekler
Basit örnek: ailenin ilaç bilgisi
Üç kuşaktan oluşan bir ailede, yaşlı büyükannenin hangi ilaçları kullandığını, hangi ilaca alerjisi olduğunu ve hangi hekime gittiğini, yıllardır büyükannenin kızı takip ediyor. Diğer aile üyeleri bu bilgiler için ona güveniyor. Bir gün kız uzun bir yurt dışı yolculuğundayken büyükanne hastalanıyor ve torunu onu acil servise götürüyor. Hekim, alerjisi olup olmadığını soruyor. Kolektif Kanıt Kontrolü'nü uygulayalım. Dağılım haritası: alerji bilgisi yalnızca kızın zihninde ve belki bir kutu reçetede. Toplama mekanizması: ailenin işlemsel belleği, "bunu kim bilir?" sorusunu cevaplıyor ama bilginin kendisini taşımıyor. Kayıp noktası: bilgiyi taşıyan kişi ulaşılamaz durumda. Hafıza: bilgi hiçbir yere yazılmamış. Düzeltme basittir ama çoğu zaman ancak bir kriz sonrası yapılır: kritik sağlık bilgilerinin herkesin ulaşabileceği bir yerde yazılı tutulması. Wegner'in işlemsel belleği, sistem normal çalışırken verimlidir; ama tek bir kişiye bağlı olduğu için kırılgandır.
Orta örnek: yönetim kurulunun yatırım kararı
Üç üyeli bir yönetim kurulu, büyük bir yatırıma karar verecek. Yatırımın yapılması için iki koşul gerekiyor: projenin teknik olarak uygulanabilir olması ve pazarın yeterince büyük olması. Birinci üye iki koşulun da sağlandığını, ikinci üye yalnızca teknik uygulanabilirliği, üçüncü üye yalnızca pazar büyüklüğünü kabul ediyor. Kolektif Kanıt Kontrolü'nü uygulayalım. Toplama mekanizması: kurul doğrudan "yatırım yapalım mı?" diye oylarsa, iki üye "hayır" der ve yatırım yapılmaz. Ama her koşul ayrı oylanırsa, iki koşul da çoğunlukla kabul edilir ve yatırım yapılmalıdır. Bu, söylemsel ikilemin kurumsal bir örneğidir. Hangi yöntemin doğru olduğu, kurulun neyi önemsediğine bağlıdır: gerekçelerin tutarlılığını mı, yoksa üyelerin nihai yargılarını mı? Pek çok kurum, kararların gerekçeleriyle birlikte yazılmasını isteyerek öncül temelli bir yaklaşımı tercih eder; çünkü bu, kararın sonradan incelenebilmesini ve hesap verebilirliği sağlar.
Gerçek hayat örneği: Columbia uzay mekiği
2003'ün başında, ABD'nin Columbia uzay mekiği fırlatılırken, yakıt tankından kopan bir köpük parçası mekiğin sol kanadına çarptı. Fırlatmadan sonra bazı mühendisler bu çarpmanın ciddi bir hasara yol açmış olabileceğinden kaygılandı ve hasarın görüntülenmesi için talepte bulundu; ama bu talepler, kurum içindeki karar süreçlerinde karşılık bulmadı. Mekik, Dünya'ya dönüş sırasında parçalandı ve yedi astronot hayatını kaybetti. Kazayı inceleyen bağımsız kurul, 2003'te yayımladığı raporda, köpük çarpmasının teknik nedeninin yanında, kurumun örgütsel kültürünün de kazada en az onun kadar belirleyici olduğunu bildirdi. Kolektif Kanıt Kontrolü'nü uygulayalım. Dağılım haritası: çarpmayla ilgili kaygılar bazı mühendislerde vardı. Toplama mekanizması: bu kaygılar hiyerarşik bir zincirden geçerek karar vericilere ulaşmak zorundaydı. Kayıp noktası: kaygılar bu zincirin bir yerinde zayıfladı; daha önceki uçuşlarda da köpük kopmuş ve ciddi bir sorun çıkmamış olması, riskin olağan sayılmasına yol açmıştı. Hafıza: kurum, 1986'daki Challenger kazasından sonra benzer örgütsel sorunlar üzerine uyarılmıştı. Bu örnek, bir kurumun bir riski hem "biliyor" hem "bilmiyor" olabileceğini gösterir: bilgi kurumun içindeydi, ama kararı veren kurumsal akılda değildi.
Vakaya dönüş
Salgın vakasında grup bilgisi sorusu birkaç düzeyde ortaya çıkar. "Bilim topluluğu bu virüsün havadan bulaştığını kabul ediyor" gibi cümleler, bir grup inancını ifade eder. Bu inanç, Gilbert'in anlamında, uluslararası sağlık kuruluşlarının ve bilimsel kurulların ortak açıklamalarıyla oluşur. Ama bu tür açıklamalar, kurumun içindeki farklı görüşleri gizleyebilir: bazı uzmanlar bir olasılığı kurumun resmî görüşünden çok önce kabul etmiş olabilir. Bu durumda "kurum ne zaman biliyordu?" sorusu, toplamcı ve toplamcı olmayan görüşlere göre farklı cevaplanır.
Kolektif Kanıt Kontrolü, salgının bir başka boyutunu da gösterir: kurumsal hafıza. Önceki salgınlardan sonra pek çok ülke hazırlık planları hazırlamıştı; ama bu planların ne ölçüde güncel tutulduğu ve salgın başladığında ne ölçüde kullanıldığı, sonradan pek çok değerlendirmede sorgulandı. Planların yazıldığı dönemin uzmanları görevden ayrıldıkça, planların neden öyle yazıldığına dair bilgi de kaybolabilir. Bu, bir kurumun bir şeyi bir zamanlar bilip sonra unutabileceğini gösterir. Bir salgında hangi uzman grubuna ne kadar güvenileceği sorusu, bu yüzden yalnızca uzmanların kendilerini değil, bilgilerini toplayan ve saklayan kurumsal yapıların kalitesini de sormayı gerektirir.
Araç kartı: Kolektif Kanıt Kontrolü
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir grubun ya da kurumun karar dayanağı olan kanıtı nasıl topladığını, nerede kaybettiğini ve nasıl hatırladığını inceler |
| 5K kapısı | Kanıt |
| Adımlar | 1) Grubun kararını ya da iddiasını yaz. 2) Dağılım haritası çıkar: ilgili kanıt parçaları kimlerde ve hangi belgelerde? 3) Toplama mekanizmasını incele: oylama, hiyerarşi, toplantı; yöntem sonucu değiştirir mi? 4) Kayıp noktalarını ara: kim biliyordu ama bilgi karar vericiye ulaşmadı? 5) Hafızayı kontrol et: bilgi nerede kalıcı tutuluyor, kişiler ayrılınca ne olur? |
| Ne zaman kullanılır | Bir kurumun bir riskten "haberdar olup olmadığı" tartışıldığında; bir ekipte ya da kurulda önemli bir karar alınırken; bir kurumda deneyimli çalışanlar ayrılırken |
| Sık hata | Bir kurumun bilgisini yalnızca en üst yöneticinin bildikleriyle sınırlı saymak; ya da kurumda bir yerde bir bilgi bulunmasını, kurumun onu karar verirken kullandığı sanmak |
Egzersiz
Bu egzersiz, çoğu grubun ne kadar büyük bir kısmının birkaç kişinin kafasında taşınan yazılmamış bilgilere dayandığını görünür kılar. Bu bilgilerin hepsini yazmak mümkün değildir; ama hangilerinin kritik olduğunu bilmek, grubun kırılganlığını azaltmanın ilk adımıdır.
Mini test
- Toplamcılık ile toplamcı olmayan görüş arasındaki fark nedir?
- Hutchins'in dağıtılmış biliş kavramı, bir gemi seyir ekibi örneğinde neyi gösterir?
- Gilbert'e göre bir grup ne zaman bir önermeye inanır ve bu inanç bireysel inançtan nasıl farklıdır?
- Söylemsel ikilem nedir ve toplamcılık tartışması için ne gösterir?
- Bir belediyenin su idaresinde, bir teknisyen yıllardır eski bir boru hattının çatlak olduğunu biliyor ve bunu ustabaşına söylemiş. Ustabaşı bunu yazılı bir rapora geçirmemiş. Boru patladığında belediye başkanı "Bu sorundan haberimiz yoktu" diyor. Kolektif Kanıt Kontrolü ile değerlendir.
Cevapları göster
- Toplamcılık, bir grubun bilgi ve inancının üyelerinin bilgi ve inançlarının toplamından ibaret olduğunu savunur. Toplamcı olmayan görüş ise grubun, üyelerinin hiçbirinin tek başına sahip olmadığı bir bilgiye sahip olabileceğini ya da üyelerinin çoğunun inanmadığı bir şeye grup olarak inanabileceğini savunur.
- Geminin konumunu hiçbir bireyin tek başına bilmediğini, ama kişilerden, araçlardan ve iletişim yollarından oluşan sistemin onu güvenilir biçimde hesapladığını gösterir.
- Üyeler bir önermeyi grup olarak kabul etmeye ortak bir bağlılıkla bağlandığında. Bireysel inanç kanıta tepki verirken, grup inancı bir anlaşmanın ürünüdür, üyeler arasında yükümlülük yaratır ve ancak yeni bir anlaşmayla değişir.
- Bir grubun öncüller üzerinden oylaması ile sonuç üzerinden oylamasının zıt kararlara götürebilmesidir. Tutarlı olmak isteyen bir grubun, bazen üyelerinin çoğunun kişisel olarak kabul etmediği bir sonucu benimsemek zorunda kaldığını, yani grubun üyelerinin basit toplamı olamayacağını gösterir.
- Dağılım haritası: bilgi teknisyende ve ustabaşında vardı. Toplama mekanizması: bilgi, yazılı raporlama zincirine girmedi. Kayıp noktası: ustabaşı ile üst yönetim arasındaki raporlama adımı. Hafıza: bilgi hiçbir kalıcı kayda geçmemiş. Başkanın "haberimiz yoktu" demesi toplamcı bir bakışla doğru olabilir; ama kurum, bilgiye erişme yükümlülüğünü yerine getirecek bir yapı kurmadığı için bu cevap sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Düzeltme: arıza bildirimlerinin yazılı ve izlenebilir bir sisteme girmesi.
Özet
- Gündelik dilde gruplara bilgi atfederiz ve bu atıflar sorumluluk doğurur; toplamcılık bunları üyelerin bilgisinin toplamı olarak, toplamcı olmayan görüş ise gruba özgü durumlar olarak görür.
- Hutchins'in dağıtılmış biliş kavramı, bilginin kişiler, araçlar ve iletişim yolları boyunca dağılabildiğini ve hiçbir bireyin tek başına taşımadığı biçimde var olabileceğini gösterir.
- Gilbert'e göre grup inancı, üyelerin bir önermeyi grup olarak kabul etmeye ortak bağlılığıdır ve karşılıklı yükümlülükler yaratır.
- Söylemsel ikilem, öncül temelli ve sonuç temelli oylamanın zıt kararlara götürebileceğini gösterir; List ve Pettit'e göre tutarlı bir grup, üyelerinin basit toplamı olamaz.
- Lackey, grup bilgisini bilgiye erişme yükümlülüğüyle ilişkilendirir; kurumlar bilgiyi yalıtarak sorumluluktan kaçamaz.
- Halbwachs'ın kolektif belleği ve Wegner'in işlemsel belleği, kurumların nasıl hatırlayıp unuttuğunu açıklar; Kolektif Kanıt Kontrolü, kanıtın dağılımını, toplanmasını, kaybolmasını ve saklanmasını inceler.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Vahşi Doğada Biliş kimin, hangi yıl? | Edwin Hutchins, 1995 |
| Toplamcılık? | Grup bilgisi üyelerin bilgisinin toplamıdır |
| Gilbert'in grup inancı kavramı? | Ortak bağlılık |
| Söylemsel ikilemi ilk tartışanlar? | Kornhauser ve Sager, 1986 |
| Grup Failliği kimin, hangi yıl? | Christian List ve Philip Pettit, 2011 |
| Kolektif bellek kavramı kimin? | Maurice Halbwachs, 1925 |
| İşlemsel bellek? | Kimin neyi bildiğini hatırlamak (Wegner) |
| Columbia kazasını inceleyen kurulun örgütsel bulgusu? | Örgütsel kültür, teknik neden kadar belirleyiciydi |
Sonraki derse köprü
Kurumların bilgiyi nasıl toplayıp yitirdiğini gördük. Bugün ise bilginin toplandığı ve dolaştığı en büyük yapılar, dijital platformlar ve sosyal ağlardır. Bu ağlarda insanlar çoğu zaman yalnızca kendileri gibi düşünenlerle karşılaşır; ama bunun iki farklı biçimi vardır. Bazen karşıt görüşler yalnızca duyulmaz; bazen ise karşıt görüşlerin kaynaklarına sistemli olarak güvenilmemesi öğretilir. Felsefeci C. Thi Nguyen, bu ikisini birbirinden ayırmanın hem teşhis hem de tedavi için önemli olduğunu savundu. Ders 6.7, epistemik balonları ve yankı odalarını inceleyecek ve araç kutuna Balon/Oda Ayırıcı'yı ekleyecek.
Günlük sorusu: Çalıştığın ya da parçası olduğun bir grupta, sen ayrılsan kaybolacak hangi bilgiyi yalnızca sen taşıyorsun?
Tarihte bu tartışma
Toplulukların bireylerden farklı bir zihinsel hayatı olup olmadığı sorusu, sosyolojinin kuruluşuyla birlikte gündeme geldi. Fransız sosyolog Émile Durkheim, on dokuzuncu yüzyılın sonunda, bireylerin zihinlerinden bağımsız gibi işleyen kolektif temsillerden söz etti. Onun öğrencisi Halbwachs, 1925'te belleğin toplumsal çerçevelerini inceledi. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında örgüt kuramcıları, kurumların nasıl öğrendiğini ve unuttuğunu incelemeye başladı; Amerikalı sosyolog Diane Vaughan'ın 1996'da yayımlanan Challenger kitabı, kurumlarda riskin nasıl adım adım olağanlaştığını gösterdi. Felsefede Gilbert'in 1989 tarihli kitabı grup inancını analitik felsefenin konusu yaptı; 1995'te Hutchins bilişin dağılmış olabileceğini gösterdi; 2011'de List ve Pettit grup failliğinin sistemli bir kuramını ortaya koydu. Bugün bu tartışma, yapay zekâ sistemlerini de içeren insan ve makine ekiplerinin bilgisi sorusuna doğru genişliyor.