İçeriğe geç

Ders 6.4 · Modül 6: Sosyal Epistemoloji

Epistemik adaletsizlik (Fricker): tanıksal ve hermenötik

Araç: Güvenilirlik Açığı Kontrolü · 5K: Kaynak · 3.038 kelime · yaklaşık 14 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

1975'te ABD'deki Cornell Üniversitesi'nde, bir laboratuvarda idari görevli olarak çalışan Carmita Wood adında bir kadın işinden ayrıldı. Yıllardır, çalıştığı bölümdeki saygın bir profesörün istenmeyen dokunuşlarına ve imalarına maruz kalmıştı. Bu durum onda fiziksel belirtilere yol açmıştı ve sonunda işten ayrılmak zorunda kaldı. İşsizlik yardımı için başvurduğunda, neden ayrıldığı soruldu. Wood, yaşadığını anlatacak bir kelime bulamadı. Yaşadığı şey, o dönemde yaygın bir adı olmayan, genellikle "flört" ya da "şaka" diye geçiştirilen bir şeydi. Başvurusu reddedildi.

Wood'un durumu, üniversitedeki bir grup kadının dikkatini çekti. Kendi deneyimlerini paylaştıklarında, pek çoğunun benzer şeyler yaşadığını, ama hiçbirinin bunu adlandıracak bir kavramı olmadığını fark ettiler. Aradıkları kelimeyi birlikte buldular ve yaygınlaştırdılar: cinsel taciz. İngiliz felsefeci Miranda Fricker, 2007'de yayımlanan Epistemik Adaletsizlik kitabında bu hikâyeyi bir tür haksızlığın örneği olarak ele aldı. Uzman seçme dersinde bir kişinin sözüne yetkinliği ve dürüstlüğüne göre güvenmemiz gerektiğini gördük. Bu derste o güvenin, kişinin yetkinliğine değil kim olduğuna göre dağıtıldığı durumları ve bir deneyimi anlatacak kavramların hiç var olmadığı durumları inceleyeceksin.

Bu dersin kazanımları:

  • Fricker'ın tanıksal ve hermenötik epistemik adaletsizlik kavramlarını ve güvenilirlik açığı ile güvenilirlik fazlası ayrımını açıklarsın. (anla)
  • Bir tanıklık durumunda güvenin kimlik önyargısından etkilenip etkilenmediğini çözümlersin. (analiz et)
  • Kendi dinleme alışkanlıklarını tanıksal adalet erdemi açısından değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Bilen olarak haksızlığa uğramak

Adaletsizlik denince çoğumuzun aklına kaynakların, fırsatların ya da hakların adaletsiz dağıtılması gelir. Fricker, bunlardan farklı, kendine özgü bir haksızlık türüne dikkat çekti: bir kişinin bilen olarak, yani bilgi sahibi ve bilgi aktaran biri olarak haksızlığa uğraması. Bu haksızlık, kişinin söylediklerine hak ettiğinden daha az ağırlık verilmesiyle ya da deneyimlerini anlatacak kavramların ondan esirgenmesiyle ortaya çıkar.

Fricker bu haksızlığın iki temel türünü ayırdı. Tanıksal adaletsizlik, bir konuşmacının sözüne, dinleyicinin kimlik önyargısı yüzünden, hak ettiğinden daha az güvenilmesidir. Hermenötik adaletsizlik ise bir grubun, toplumsal deneyimlerinin önemli bir kısmını anlamlandıracak kavramlardan, toplumun ortak yorum kaynaklarına eşit katılamadığı için yoksun kalmasıdır. Birincisi bir konuşma anında, ikincisi toplumun kavram dağarcığında gerçekleşir.

Tanıksal adaletsizlik ve güvenilirlik açığı

Önceki modüllerde tanıklığa güvenin yetkinlik ve samimiyet işaretlerine dayanması gerektiğini gördük. Ama dinleyiciler, bir konuşmacının güvenilirliğini değerlendirirken çoğu zaman bu işaretlerin yerine başka ipuçlarını kullanır: cinsiyet, yaş, aksan, giyim, etnik köken, toplumsal sınıf. Bu ipuçları, kişinin bu konudaki yetkinliğiyle ilgili değilse ve dinleyicinin önyargılarından geliyorsa, konuşmacı bir güvenilirlik açığına uğrar.

Fricker, tanıksal adaletsizliğin en ciddi biçiminin kimlik önyargısından kaynaklananı olduğunu vurguladı: bir grubun üyelerine karşı, kanıta direnen ve zamana yayılan olumsuz bir kalıp yargı. Bu önyargı çoğu zaman bilinçli değildir. Bir toplantıda bir kadının önerisi duyulmaz, birkaç dakika sonra aynı öneriyi bir erkek meslektaşı söylediğinde takdir edilir. Bölgesel bir aksanla konuşan biri, aynı bilgiyi başka bir aksanla söyleyen birinden daha az inandırıcı bulunur. Dinleyiciler çoğu zaman bunu fark etmez; kendilerine göre yalnızca "ikna edici bulmamışlardır".

Kalıp yargı her zaman önyargı mıdır?

Fricker, dinleyicilerin güvenilirlik yargılarında kalıp yargılara başvurmasını kendi başına bir kusur saymaz. Günlük hayatta birinin güvenilirliğini sıfırdan değerlendirecek zamanımız yoktur; bu yüzden "bir hemşire ilaç dozları konusunda genellikle bilgilidir" gibi genellemelerle çalışırız. Bu genellemeler kanıta dayanıyor ve yeni kanıt geldiğinde güncelleniyorsa, zihnin işini kolaylaştıran meşru kısayollardır.

Sorun, kalıp yargının kanıta direnmesi ile başlar. Önyargılı bir kalıp yargı, onu çürüten örneklerle karşılaştığında değişmez; aksine istisnalar "kuralı doğrulayan" durumlar olarak açıklanır. Popper dersinde gördüğümüz her şeyi açıklayan kuram gibi, önyargı da kendini sınamalardan korur. Tanıksal adaletsizliği ayırt eden şey bu dirençtir: dinleyici, konuşmacının yetkinliğine dair açık kanıtları gördüğü hâlde güvenini ayarlamaz.

Neden bu bir haksızlıktır?

Tanıksal adaletsizliğin epistemik bir hata olduğu açıktır: dinleyici, doğru bir bilgiyi kaçırır. Ama Fricker, bunun aynı zamanda ahlaki bir haksızlık olduğunu vurguladı. Bir kişiye bilen olarak saygı göstermemek, onun insanlığının temel bir yönüne saygı göstermemektir. Bilgi aktarmak, insan olmanın merkezî etkinliklerinden biridir; birinin söyleyeceklerinin kimliği yüzünden baştan küçümsenmesi, ona tam bir insan olarak değil, eksik bir insan olarak davranmaktır.

Bu haksızlığın uzun vadeli etkileri de vardır. Sürekli olarak güvenilmez sayılan biri, zamanla kendi yargısına güvenmemeye, konuşmaktan kaçınmaya başlayabilir. Amerikalı felsefeci Kristie Dotson, 2011'de yayımlanan bir makalesinde bu etkiyi tanıklığın boğulması olarak adlandırdı: konuşmacı, söyleyeceklerinin nasıl karşılanacağını bildiği için, söylemek istediklerini kendisi kısar ya da hiç söylemez. Güvenilirlik açığı, yalnızca söylenenin kaybolmasına değil, söylenmeyenin çoğalmasına da yol açar.

Güvenilirlik fazlası

Güvenilirlik yalnızca eksik verilmez, fazla da verilebilir. Bir kişiye, kimliği yüzünden, hak ettiğinden daha fazla güvenilmesi de bir çarpıklıktır. Uzman seçme dersinde gördüğümüz epistemik izinsiz giriş, bunun bir biçimiydi: ünlü bir bilim insanının alanının dışındaki görüşlerine, ünü yüzünden fazla ağırlık verilmesi. Belirli bir aksanla konuşan, belirli bir kıyafet giyen ya da belirli bir unvan taşıyan birinin söylediklerinin, içeriği incelenmeden kabul edilmesi de böyledir.

Fricker başlangıçta güvenilirlik fazlasının, bireysel bir anda, bir haksızlık olmadığını düşündü; ama Amerikalı felsefeci José Medina, 2013'te yayımlanan kitabında, fazlanın ve açığın birbirine bağlı olduğunu savundu. Bir grubun üyelerine sistemli olarak fazla güvenilmesi, çoğu zaman bir başka gruba sistemli olarak az güvenilmesinin öteki yüzüdür. Fazla güven, onu alan kişiye de zarar verebilir: sürekli onaylanan biri, kendi hatalarını görme ve düzeltme fırsatını kaybeder.

Hermenötik adaletsizlik

Carmita Wood'un hikâyesi, tanıksal adaletsizlikten farklı bir sorunu gösterir. Wood'a inanılmaması bir sorundu; ama daha derin sorun, yaşadığı şeyi anlatacak bir kavramın hiç olmamasıydı. Toplumun ortak kavram dağarcığında, bu deneyimi bir haksızlık olarak tanımlayan bir kelime yoktu. Bu yüzden Wood, yaşadığını yalnızca başkalarına değil, bir anlamda kendine de tam olarak açıklayamıyordu.

Fricker'a göre bu boşluk tesadüfi değildir. Bir toplumun kavramları, o toplumda sözü geçen, kurumlarda temsil edilen, kitap yazan, yasa yapan grupların deneyimleriyle şekillenir. Bu süreçlere eşit katılamayan grupların deneyimleri için kavramlar geç gelişir ya da hiç gelişmez. Hermenötik adaletsizlik, bu yapısal eşitsizliğin epistemik sonucudur: haksızlığa uğrayan, deneyimini anlamlandıracak araçlardan yoksun kalır.

Hermenötik adaletsizliğin ilginç bir özelliği, kimsenin doğrudan suçlu olmamasıdır. Wood'un başvurusunu değerlendiren görevli, kötü niyetli olmayabilirdi; o da aynı kavram dağarcığıyla düşünüyordu. Haksızlık, bireylerin eylemlerinde değil, toplumun ortak anlama araçlarındaki bir boşlukta yatar. Bu yüzden çözüm de bireysel değil, toplumsaldır: yeni kavramların üretilmesi ve yaygınlaşması. Wood'un ve arkadaşlarının yaptığı tam da buydu.

Kavram yok mu, duyulmuyor mu?

Fricker'ın hermenötik adaletsizlik anlayışı, sonraki yıllarda önemli bir düzeltmeyle karşılaştı. Amerikalı felsefeci Gaile Pohlhaus ve Dotson, 2012'de yayımlanan çalışmalarında, dezavantajlı grupların çoğu zaman kendi deneyimlerini anlatacak kavramlara zaten sahip olduğunu vurguladı. Kadınlar, cinsel taciz kavramı yaygınlaşmadan önce de bu deneyimi kendi aralarında konuşuyor, çeşitli sözcüklerle adlandırıyordu. Eksik olan, bu kavramların toplumun egemen kurumlarında duyulması ve tanınmasıydı.

Pohlhaus buna kasıtlı hermenötik cehalet adını verdi: egemen grupların, dezavantajlı grupların geliştirdiği kavramları öğrenmemeyi ve kullanmamayı sürdürmesi. Dotson ise bu durumu katkı adaletsizliği olarak adlandırdı: bir grubun ürettiği kavramların ortak anlama kaynaklarına katkı olarak kabul edilmemesi. Bu düzeltme önemlidir, çünkü sorunun yerini değiştirir: bazen yeni bir kelime icat etmek gerekmez, var olan kelimeleri dinlemek gerekir.

Tanıksal adalet erdemi

Fricker, bu haksızlıklara karşı bireysel bir erdem önerdi: tanıksal adalet. Bu erdem, dinleyicinin kendi güvenilirlik yargılarını, kimlik önyargısının etkisine karşı düzenli olarak gözden geçirmesidir. Fricker bunu bir tür eleştirel öz farkındalık olarak tanımladı: bir konuşmacıya duyduğun güvensizliğin, onun söylediklerinden mi yoksa onun kim olduğundan mı kaynaklandığını sormak.

Bu erdem, Erdem epistemolojisi dersinde gördüğümüz açık fikirlilik ve entelektüel alçakgönüllülükle akrabadır; ama onlardan farklı olarak toplumsal konumu hesaba katar. Tanıksal adalet erdemine sahip bir dinleyici, önyargılarından tamamen kurtulmuş biri değildir; önyargılarının var olabileceğini bilen ve onların etkisini dengelemek için bilinçli adımlar atan biridir. Fricker buna eşlik eden bir ikinci erdem de önerdi: hermenötik adalet, yani bir konuşmacının anlatmakta zorlandığı bir deneyimin, onun anlatma yeteneğindeki bir eksiklikten değil, kavram dağarcığındaki bir boşluktan kaynaklanabileceğine duyarlı olmak.

Kurumsal önlemler

Bireysel erdem önemlidir, ama durumculuk itirazını hatırlarsak, erdemler koşullara bağlıdır ve yorgun, aceleci ya da baskı altındaki dinleyiciler önyargılarına daha kolay teslim olur. Bu yüzden bazı kurumlar, güvenilirlik değerlendirmesini kimlik ipuçlarından ayırmaya çalışan önlemler geliştirdi. İşe alımda adayların adlarının ve kişisel bilgilerinin ilk elemede gizlenmesi, sınavların isimsiz değerlendirilmesi, bilimsel makalelerin hakemlere yazar adı olmadan gönderilmesi bunun örnekleridir. Bir başka önlem, işe alım mülakatlarında bütün adaylara aynı soruların aynı sırayla sorulduğu ve cevapların önceden belirlenmiş ölçütlerle puanlandığı yapılandırılmış mülakattır; bu yöntem, değerlendirenin anlık izlenimlerinin ve kişisel yakınlık duygularının payını azaltmayı amaçlar.

Bu önlemlerin etkisi üzerine yapılan araştırmalar karışık sonuçlar verir. Bazı orkestralarda seçmelerin bir perdenin arkasında yapılmasının kadın müzisyenlerin seçilme şansını artırdığını bildiren ve sık alıntılanan bir çalışmanın istatistiksel gücü sonradan tartışıldı; bu da, bir önceki modülün dersine uygun olarak, adalet adına yapılan iddiaların da aynı kanıt ölçütlerine tabi olması gerektiğini hatırlatır. Ama genel ilke açıktır: bir değerlendirmeyi kimlik ipuçlarından arındırmak, o ipuçlarından kaynaklanabilecek güvenilirlik çarpıklıklarını azaltmanın bir yoludur.

Güvenilirlik Açığı Kontrolü

Bu dersin aracı, bir konuşmacıya verdiğin güvenin kimlik önyargısından etkilenip etkilenmediğini sınar. Önce konuşmacıyı, söylediğini ve ona verdiğin güven derecesini yazarsın. Sonra güveninin gerekçelerini listelersin ve her birini iki gruba ayırırsın: yetkinlik ve samimiyet işaretleri, yani konuşmacının bu konudaki bilgisine ve dürüstlüğüne dair kanıtlar; ve kimlik işaretleri, yani yaş, cinsiyet, aksan, giyim, unvan gibi, bu konudaki yetkinlikle doğrudan ilgili olmayan ipuçları.

Üçüncü adım, yer değiştirme testidir: aynı söz, aynı kanıtlarla, farklı bir kimliğe sahip biri tarafından söylenseydi, güvenin değişir miydi? Dördüncü adım, hermenötik sorudur: konuşmacı, anlatmaya çalıştığı deneyim için uygun kavramlara sahip mi, yoksa bir kavram boşluğuyla mı mücadele ediyor? Beşinci adım, düzeltmedir: güveninin önemli bir kısmı kimlik işaretlerinden geliyorsa, konuşmacıyı yeniden dinle, sorular sor ve güvenini yetkinlik işaretlerine göre yeniden ayarla. Kaynak kapısına eklediği uyarı şudur: bir kaynağın güvenilirliğini değerlendiren kişinin kendisi de bir yanlılık kaynağı olabilir.

Örnekler

Basit örnek: toplantıdaki öneri

Bir şirketin haftalık toplantısında, ekibe yeni katılmış genç bir çalışan, müşteri şikâyetlerini azaltmak için bir öneri sunuyor. Öneri kısa bir sessizlikle karşılanıyor ve toplantı başka bir konuya geçiyor. On dakika sonra, kıdemli bir yönetici hemen hemen aynı öneriyi dile getiriyor ve öneri büyük ilgiyle tartışılıp kabul ediliyor. Güvenilirlik Açığı Kontrolü'nü toplantıdaki bir katılımcının gözünden uygulayalım. Gerekçeler: ilk öneriye yeterli ilgi gösterilmemesinin sebebi, önerinin içeriği mi, yoksa önerenin genç ve yeni olması mı? İkinci kez dile getirildiğinde öneri değişmemişti; değişen yalnızca önerendi. Yer değiştirme testi: aynı öneriyi ilk olarak kıdemli yönetici yapsaydı, sessizlikle karşılanır mıydı? Büyük olasılıkla hayır. Düzeltme: bir katılımcı, "Bu, az önce arkadaşımızın önerdiği fikrin aynısı; onunla birlikte geliştirelim" diyerek önerinin sahibini görünür kılabilir. Bu küçük müdahale, hem doğru bilgiyi yerine koyar hem de genç çalışanın bir sonraki toplantıda konuşmaktan kaçınmasının önüne geçer.

Orta örnek: ağrının ciddiye alınması

Tıpta, hastaların anlattıkları belirtilerin ciddiye alınması, doğru tanının ilk adımıdır. Ama bazı araştırmalar, ağrı değerlendirmesinin hastanın kimliğinden etkilenebildiğini göstermiştir. 2016'da ABD'de yayımlanan bir çalışma, tıp öğrencileri ve asistan hekimlerin bir kısmının siyahlar ile beyazlar arasında biyolojik farklar olduğuna dair yanlış inançlar taşıdığını, örneğin siyahların derisinin daha kalın olduğu gibi, ve bu inançları taşıyanların varsayımsal vakalarda siyah hastaların ağrısını daha düşük değerlendirme eğiliminde olduğunu bildirdi. Güvenilirlik Açığı Kontrolü'nü bir hekimin gözünden uygulayalım. Gerekçeler: hastanın ağrısına dair yargım, hastanın anlattıklarına ve klinik bulgulara mı, yoksa hastanın kimliğine dair bir varsayıma mı dayanıyor? Yer değiştirme testi: aynı şikâyeti farklı bir yaştan, cinsiyetten ya da kökenden bir hasta anlatsaydı, aynı ciddiyetle mi değerlendirirdim? Düzeltme: ağrı değerlendirmesinde standart ölçekler kullanmak, hastanın kendi anlatımını kayıt altına almak ve tedavi kararlarını düzenli olarak farklı hasta grupları arasında karşılaştırmak. Bu örnek, tanıksal adaletsizliğin yalnızca bir saygı sorunu değil, doğrudan bir sağlık sorunu olabileceğini gösterir.

Gerçek hayat örneği: işyerinde psikolojik taciz

Uzun yıllar boyunca, iş yerinde bir çalışanın sistemli olarak dışlanması, küçük düşürülmesi, işlerinin elinden alınması ya da sürekli eleştirilmesi, "kişilik çatışması", "aşırı hassasiyet" ya da "işe uyum sorunu" diye adlandırıldı. Yaşayan kişiler, yaşadıklarının bir haksızlık olduğunu hissediyor, ama bunu somut bir kavramla anlatamıyorlardı. İsveç'te çalışan psikolog Heinz Leymann, 1980'lerde bu tür davranışları sistemli olarak inceledi ve onları mobbing adıyla tanımladı. Kavram zamanla pek çok ülkede yaygınlaştı; Türkçede psikolojik taciz ya da yıldırma olarak da anılır ve bazı ülkelerde hukuki düzenlemelere konu oldu. Güvenilirlik Açığı Kontrolü'nü uygulayalım. Hermenötik soru: kavram yaygınlaşmadan önce, bu deneyimi yaşayan bir çalışan, başına geleni bir yöneticiye ya da bir hâkime nasıl anlatabilirdi? Tek tek olayları anlatabilirdi; ama olayların bir örüntü oluşturduğunu ve bu örüntünün bir haksızlık olduğunu gösterecek bir kavramdan yoksundu. Bu, Carmita Wood'un durumunun başka bir alandaki karşılığıdır. Yeni bir kavramın üretilmesi, deneyimi yaşayanlara bir anlatma aracı, dinleyenlere de bir tanıma aracı sağladı.

Vakaya dönüş

Salgın vakasında epistemik adaletsizliğin iki biçimi de görülebilir. Salgının ilk aylarında, hastalığı geçirdikten sonra haftalarca, hatta aylarca süren yorgunluk, nefes darlığı ve odaklanma güçlüğü gibi belirtiler yaşayan bazı hastalar, bu belirtileri anlattıklarında zaman zaman ciddiye alınmadı; belirtilerin kaygıdan ya da stresten kaynaklandığı söylendi. Bu, hastaların tanıklığına hak ettiğinden daha az güven verilmesi, yani tanıksal adaletsizlik riskiydi.

Aynı zamanda, bu deneyimi anlatacak bir tıbbi kavram henüz yoktu; bu da hermenötik bir boşluktu. Uzun süreli belirtiler yaşayan hastaların bir kısmı, bu boşluğu kendileri doldurdu: sosyal medyada deneyimlerini paylaştılar, belirtilerini kaydettiler ve durumlarını anlatmak için bir ad kullanmaya başladılar. "Uzun Covid" ifadesi böylece hastalar arasında yayıldı ve zamanla sağlık kurumlarının ve araştırmacıların gündemine girdi. Bu hikâye, Carmita Wood'unkine benzer: bir grup, ortak bir deneyimi adlandırarak hem kendi tanıklığını güçlendirdi hem de bilimsel araştırmaya yeni bir alan açtı. Güven Bütçesi ve Uzman Değerlendirme Kartı'nın yanında, Güvenilirlik Açığı Kontrolü de bir salgında kimin sesinin dinlendiğini sormayı öğretir.

Araç kartı: Güvenilirlik Açığı Kontrolü

AlanAçıklama
Ne işe yararBir konuşmacıya verilen güvenin yetkinlik işaretlerinden mi, kimlik önyargısından mı kaynaklandığını ve bir kavram boşluğunun anlatımı engelleyip engellemediğini sınar
5K kapısıKaynak
Adımlar1) Konuşmacıyı, söylediğini ve ona verdiğin güveni yaz. 2) Güveninin gerekçelerini yetkinlik ve samimiyet işaretleri ile kimlik işaretleri olarak ayır. 3) Yer değiştirme testi: aynı söz farklı kimlikte biri tarafından söylenseydi güvenin değişir miydi? 4) Hermenötik soru: konuşmacı deneyimini anlatacak kavramlara sahip mi? 5) Güvenini yetkinlik işaretlerine göre yeniden ayarla ve dinlemeyi düzelt
Ne zaman kullanılırBir öneriyi, şikâyeti ya da tanıklığı hızla reddettiğinde; bir toplantıda, sınıfta ya da muayenehanede kimin sözünün dinlendiğini değerlendirirken; birinin deneyimini anlatmakta zorlandığını fark ettiğinde
Sık hataHer güvensizliği önyargı saymak ve gerçek yetkinlik farklarını göz ardı etmek; ya da kendi yargılarını önyargıdan tamamen muaf sanmak

Egzersiz

Bu egzersiz çoğu zaman rahatsız edicidir, çünkü önyargılarımızı başkalarında görmek kolay, kendimizde görmek zordur. Egzersizin amacı suçluluk duygusu değil, farkındalıktır; Fricker'ın tanıksal adalet erdemi de önyargısız olmayı değil, önyargının etkisini dengelemeyi hedefler.

Mini test

  1. Fricker'ın tanıksal ve hermenötik adaletsizlik ayrımı nedir?
  2. Tanıksal adaletsizlik neden yalnızca epistemik bir hata değil, aynı zamanda ahlaki bir haksızlıktır?
  3. Güvenilirlik fazlası nedir ve Medina'ya göre güvenilirlik açığıyla nasıl ilişkilidir?
  4. Hermenötik adaletsizlikte neden çoğu zaman doğrudan bir suçlu yoktur?
  5. Bir apartman toplantısında yaşlı bir sakin, bodrumdaki su borularından garip sesler geldiğini ve bir sorun olabileceğini söylüyor. Yönetici, "Siz de her şeyden şikâyet ediyorsunuz" diyerek konuyu kapatıyor. Birkaç hafta sonra bir boru patlıyor. Güvenilirlik Açığı Kontrolü ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Tanıksal adaletsizlik, bir konuşmacının sözüne dinleyicinin kimlik önyargısı yüzünden hak ettiğinden daha az güvenilmesidir ve bir konuşma anında gerçekleşir. Hermenötik adaletsizlik ise bir grubun, toplumun ortak yorum kaynaklarına eşit katılamadığı için deneyimlerini anlatacak kavramlardan yoksun kalmasıdır ve toplumun kavram dağarcığında gerçekleşir.
  2. Çünkü bilgi aktarmak insan olmanın merkezî etkinliklerinden biridir; bir kişiye bilen olarak saygı göstermemek, onun insanlığının temel bir yönüne saygı göstermemektir. Ayrıca uzun vadede kişinin kendi yargısına güvenini ve konuşma isteğini zayıflatabilir.
  3. Bir kişiye kimliği yüzünden hak ettiğinden fazla güvenilmesidir. Medina'ya göre bir grubun sistemli olarak fazla güven alması, çoğu zaman başka bir grubun sistemli olarak az güven almasının öteki yüzüdür; fazla güven onu alanın hatalarını görmesini de engelleyebilir.
  4. Çünkü haksızlık bireylerin eylemlerinden değil, toplumun ortak kavram dağarcığındaki bir boşluktan kaynaklanır; dinleyiciler de aynı eksik kavramlarla düşünür. Çözüm bu yüzden toplumsaldır: yeni kavramların üretilmesi ve yaygınlaşması.
  5. Gerekçeler: yöneticinin güvensizliği, sakinin yaşına ve "her şeyden şikâyet eden" biri olarak etiketlenmesine dayanıyor; yani kimlik işaretlerine. Sakinin söylediği ise binada yaşayan birinin doğrudan gözlemiydi; yetkinlik işareti güçlüydü. Yer değiştirme testi: aynı uyarıyı genç bir mühendis sakin yapsaydı, muhtemelen bir ustaya haber verilirdi. Bu bir tanıksal adaletsizlik örneğidir ve bedeli yalnızca sakine değil, bütün apartmana çıkmıştır. Düzeltme: uyarıları kimin yaptığından bağımsız olarak kayda almak ve düşük maliyetli bir kontrolle doğrulamak.

Özet

  • Fricker'a göre bir kişi bilen olarak haksızlığa uğrayabilir; bu, kendine özgü, hem epistemik hem ahlaki bir haksızlıktır.
  • Tanıksal adaletsizlik, kimlik önyargısı yüzünden bir konuşmacıya hak ettiğinden daha az güvenilmesi, yani bir güvenilirlik açığıdır; Dotson'un gösterdiği gibi konuşmacının kendini susturmasına yol açabilir.
  • Güvenilirlik fazlası da bir çarpıklıktır; Medina'ya göre açık ve fazla birbirine bağlıdır.
  • Hermenötik adaletsizlik, bir grubun deneyimlerini anlatacak kavramlardan yapısal olarak yoksun kalmasıdır; cinsel taciz ve mobbing kavramlarının ortaya çıkışı, bu boşlukların nasıl doldurulduğunu gösterir.
  • Tanıksal adalet ve hermenötik adalet erdemleri, dinleyicinin önyargılarının etkisini dengelemesini ve kavram boşluklarına duyarlı olmasını ister; kurumsal önlemler bu erdemleri destekler ama kendileri de kanıtla sınanmalıdır.
  • Güvenilirlik Açığı Kontrolü, güvenin gerekçelerini ayırarak, yer değiştirme testi ve hermenötik soruyla dinlemeyi düzeltmeyi sağlar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Epistemik Adaletsizlik kimin, hangi yıl?Miranda Fricker, 2007
Tanıksal adaletsizlik?Kimlik önyargısı yüzünden konuşmacıya hak ettiğinden az güvenilmesi
Hermenötik adaletsizlik?Bir grubun deneyimlerini anlatacak kavramlardan yapısal olarak yoksun kalması
"Cinsel taciz" kavramının ortaya çıkışının arkasındaki vaka?Carmita Wood, Cornell, 1975
Tanıklığın boğulması kavramı kimin?Kristie Dotson, 2011
Güvenilirlik fazlasını açıkla ilişkilendiren kim?José Medina, 2013
Mobbing kavramını kim tanımladı?Heinz Leymann, 1980'ler
Yer değiştirme testi?Aynı söz farklı kimlikte biri tarafından söylenseydi güvenim değişir miydi?

Sonraki derse köprü

Fricker'ın analizi, toplumdaki konumun bir kişinin sözünün nasıl dinlendiğini etkilediğini gösterdi. Ama konum, yalnızca başkalarının bizi nasıl dinlediğini değil, bizim dünyayı nasıl gördüğümüzü de etkileyebilir mi? Feminist epistemolojinin önemli isimlerinden Sandra Harding, belirli toplumsal konumların bazı gerçekleri görmeyi kolaylaştırabileceğini savundu; Donna Haraway ise hiçbir bilginin "hiçbir yerden bakış" olmadığını, her bilginin bir yerden, bir bedenden geldiğini öne sürdü. Ders 6.5, feminist epistemolojiyi, bakış açısı kuramını ve konumlu bilgi kavramını inceleyecek ve araç kutuna Konum Haritası'nı ekleyecek.

Günlük sorusu: Hayatında, yaşadığın bir şeyi anlatacak doğru kelimeyi bulduğunda rahatladığın bir an oldu mu? O kelimeyi bulmadan önce o deneyimi nasıl anlatıyordun?

Tarihte bu tartışma

Bilginin toplumsal güç ilişkileriyle bağlantısı, Fricker'dan önce de pek çok düşünür tarafından tartışıldı. Amerikalı sosyolog ve düşünür W. E. B. Du Bois, yirminci yüzyılın başında siyah Amerikalıların deneyimlerinin egemen bilgi kurumlarında nasıl görünmez kılındığını yazdı. Feminist düşünürler, 1970'ler ve 1980'lerde kadınların deneyimlerinin bilimsel ve felsefi bilgi üretiminin dışında bırakılmasını eleştirdi; Amerikalı sosyolog Patricia Hill Collins, 1990'da yayımlanan kitabında siyah kadınların bilgi üretimine odaklandı. 2007'de, Fricker'ın kitabıyla aynı yıl, Jamaika doğumlu felsefeci Charles Mills, egemen grupların sistemli bir cehaletini tartıştığı bir makale yayımladı. Fricker'ın kitabı ise bu tartışmaları analitik epistemolojinin diliyle birleştirerek, epistemik adaletsizliği epistemolojinin merkezî konularından biri hâline getirdi. 2011'de Dotson, 2013'te Medina bu çerçeveyi genişletti ve 2017'de yayımlanan kapsamlı bir el kitabı, alanın ne kadar hızlı büyüdüğünü gösterdi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.