Giriş
Bir akşam yemeğinden sonra arkadaşınla hesabı ikiye bölüyorsunuz. İkiniz de hızlı hesap yapmakta iyisiniz ve geçmişte birbirinizin hesaplarına çoğu zaman güvendiniz. Hesap fişine bakıp aklından hesaplıyorsun: bahşişle birlikte kişi başı 430 lira. Arkadaşın da aynı fişe bakıp hesaplıyor ve "Kişi başı 450" diyor. İkiniz de aynı fişe, aynı rakamlara baktınız; ikiniz de bu tür hesaplarda eşit derecede başarılısınız. Şimdi ne yapmalısın? Kendi hesabından emin kalmaya devam mı etmeli, yoksa arkadaşının sonucunu öğrendiğin için kendi sonucuna daha az mı güvenmelisin?
Bu örnek, Amerikalı felsefeci David Christensen'in 2007'de tartıştığı bir vakanın uyarlamasıdır ve bu dersin sorusunu en sade biçimiyle gösterir. Uzman seçme dersindeki acemi, uzmanlardan birini seçmek için onların dışından bakıyordu. Hesap masasında ise dışarıda duran kimse yok: iki taraf da aynı işi aynı ustalıkla yaptı. Burada soru, kimi seçeceğin değil, kendi sonucuna ne yapacağındır. Felsefeciler bu duruma akran anlaşmazlığı diyor ve buna verilen cevaplar, bir salgında birbiriyle çelişen uzman gruplarından siyasi ve dinî anlaşmazlıklara kadar pek çok alana uzanıyor.
Bu dersin kazanımları:
- Akran anlaşmazlığını, eşit ağırlık görüşünü, direnç görüşlerini ve toplam kanıt görüşünü açıklarsın. (anla)
- Bir anlaşmazlıkta karşı tarafın gerçekten bir akran olup olmadığını ve simetriyi bozan etkenleri çözümlersin. (analiz et)
- Bir anlaşmazlık karşısında güvenini ne ölçüde değiştirmen gerektiğine gerekçeli biçimde karar verirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Epistemik akran kimdir?
Tartışmanın merkezinde bir kavram vardır: epistemik akran. Bu terim, felsefeci Gary Gutting'in 1980'lerin başındaki çalışmalarıyla yerleşti. İki kişi, bir soru hakkında, o soruyla ilgili aynı kanıtlara sahipse ve bu kanıtları değerlendirme konusunda aynı ölçüde yetkinse, o soru bakımından birbirinin akranıdır. Hesap örneğinde sen ve arkadaşın akransınız: aynı fişe baktınız ve hesap becerileriniz eşit.
Gerçek hayatta tam akranlık nadirdir; kanıtlar ve yetkinlikler neredeyse hiçbir zaman tıpatıp aynı değildir. Ama felsefeciler, sorunun özünü görmek için bu idealleştirilmiş durumu inceler. Bir önceki dersin uzmanlarında olduğu gibi, taraflardan biri daha fazla kanıta ya da daha fazla yetkinliğe sahipse, ona daha fazla ağırlık vermek kolayca savunulabilir. Asıl zor soru, bu asimetri yokken ortaya çıkar.
Eşit ağırlık görüşü
Soruya verilen ilk cevap, uzlaşmacı cevaptır ve en bilinen biçimi Amerikalı felsefeci Adam Elga'nın 2007'de savunduğu eşit ağırlık görüşüdür. Bu görüşe göre, bir akranınla anlaşmazlığa düştüğünü öğrendiğinde, onun görüşüne kendi görüşünle eşit ağırlık vermelisin. Hesap örneğinde bu, "430 mu, 450 mi?" sorusunda kendine ve arkadaşına eşit olasılık vermek, en azından bir tekrar hesap yapılana kadar kendi sonucundan emin olmamak demektir.
Christensen bu görüşü desteklemek için şu sezgiye dayanır: arkadaşın senin kadar yetkin ve aynı fişe baktıysa, ikinizden birinin hata yaptığı kesindir; ama hangisinin hata yaptığını düşünmek için elinde, anlaşmazlığın kendisinden bağımsız hiçbir sebep yoktur. "Benim sonucum doğru, çünkü benim sonucum" demek, soruyu dilenmektir. Bu yüzden anlaşmazlık, senin için bir üst düzey kanıttır: kendi akıl yürütmende bir hata olabileceğine dair bir kanıt.
Üst düzey kanıt
Bu tartışmanın ortaya çıkardığı önemli bir kavram, üst düzey kanıttır. Birinci düzey kanıt, doğrudan dünyayla ilgilidir: hesap fişindeki rakamlar. Üst düzey kanıt ise senin bu kanıtı değerlendirme biçiminle ilgilidir: yorgun olduğunu, bir ilacın dikkatini etkilediğini ya da bir akranının farklı bir sonuca vardığını öğrenmek. Üst düzey kanıt, fişteki rakamları değiştirmez; ama o rakamlardan çıkardığın sonuca ne kadar güvenebileceğini değiştirir.
Bir örnekle düşünelim. Bir pilot, uçuş öncesi yakıt hesabını yaptı ve sonucundan emin. Ardından, yüksek irtifada oksijen azlığının, kişi farkına varmadan muhakemeyi bozabildiğini ve kendisinin de o sırada böyle bir etkiye maruz kalmış olabileceğini öğreniyor. Hesabındaki rakamlar değişmedi; ama pilot hesabını yeniden kontrol etmelidir. Bir akranın anlaşmazlığı da benzer biçimde işler: senin akıl yürütmenin hatalı olabileceğine işaret eder.
Direnç görüşü
Uzlaşmacılığın karşısında direnç görüşleri vardır. Bu görüşlere göre, bir akranla anlaşmazlığa düşmek, bazen kendi görüşünü korumak için yeterli bir sebep değildir; yani görüşünde direnmek meşru olabilir. Amerikalı felsefeci Peter van Inwagen, 1996'da yayımlanan bir makalesinde bu durumu kişisel bir örnekle tartıştı: kendisi ile çok saygı duyduğu, eşit derecede yetkin bir meslektaşı, felsefenin temel bir sorusunda yıllardır zıt görüşleri savunuyordu. Van Inwagen, kendisinin haklı olduğuna inanmaya devam ettiğini ve bunun keyfi olmadığını, ama nedenini tam olarak açıklayamadığını kabul etti.
Direnç görüşünün bir savunusu, uzlaşmacılığın bir omurgasızlık doğurduğunu öne sürer. Her tartışmalı konuda akranlarıyla anlaşmazlığa düşen biri, eşit ağırlık görüşüne göre neredeyse hiçbir konuda bir görüşe sahip olamaz; felsefede, siyasette, ahlakta her konuda yargıyı askıya almak zorunda kalır. Bu, Pyrrhoncu şüpheciliğin çağdaş bir biçimine benzer. Direnç savunucularına göre bu sonuç, eşit ağırlık görüşünün bir yerde yanlış olduğunu gösterir.
Toplam kanıt görüşü
Amerikalı felsefeci Thomas Kelly, iki uç arasında bir yol önerdi: toplam kanıt görüşü. Kelly'ye göre bir anlaşmazlıktan sonra ne yapılması gerektiği, yalnızca anlaşmazlığın varlığına değil, birinci düzey kanıtların ne gösterdiğine de bağlıdır. Eğer kanıt, gerçekte bir tarafı açıkça destekliyorsa, doğru tarafta olan kişi, akranının görüşünü öğrendiğinde güvenini biraz azaltmalıdır; ama tamamen ortaya çekilmek zorunda değildir. Anlaşmazlık bir kanıttır, ama birinci düzey kanıtları silmez.
Bu görüş, uzlaşmacılığın haklı sezgisini korurken omurgasızlık sonucundan kaçar. Hesap örneğinde, 430 doğru sonuçsa ve sen de doğru hesaplamışsan, arkadaşının 450 demesi güvenini bir miktar azaltır; ama doğru hesap yapmış olman, senin 430'a daha fazla ağırlık vermeni haklı kılar. Görüşün zorluğu, kişinin kendi hesabının doğru olup olmadığını anlaşmazlığın ortasında nasıl bileceğidir; eleştirmenler, bu görüşün her iki tarafa da "sen doğru taraftaysan dirençli ol" demekle, pratikte yol göstermediğini öne sürer.
Uzlaşmacılık kendini çürütür mü?
Uzlaşmacılığa yöneltilen ince bir itiraz, onun kendi üzerine uygulanmasından gelir. Eşit ağırlık görüşü de tartışmalı bir felsefi görüştür: pek çok yetkin felsefeci onu kabul eder, pek çoğu reddeder. Öyleyse bir uzlaşmacı, kendi ilkesine göre, eşit ağırlık görüşünü reddeden akranlarıyla karşılaştığında kendi görüşüne olan güvenini azaltmalıdır. Güvenini yeterince azaltırsa, artık uzlaşmacılığı savunamaz hâle gelir; ilke, kendi kendisini ortadan kaldırır.
Elga, 2010'da yayımlanan "Nasıl Anlaşmayacağımız Konusunda Nasıl Anlaşmayalım" başlıklı makalesinde bu soruna bir cevap önerdi: akılcı bir inanç güncelleme ilkesi, kendi hakkındaki anlaşmazlıktan muaf olmalıdır; tıpkı bir hesap makinesinin, kendi çalışma kuralını kendisine uygulayarak değiştirmemesi gibi. Bu cevabın keyfi bir istisna olup olmadığı tartışmalıdır. Ama itiraz, anlaşmazlık tartışmasının yalnızca gündelik hesaplarla değil, epistemolojinin kendi temelleriyle de ilgili olduğunu gösterir.
Simetriyi bozan etkenler
Pratikte anlaşmazlıkların çoğu, tam akranlık varsayımını karşılamaz. Amerikalı felsefeci Jennifer Lackey, simetriyi bozan etkenlerin önemini vurguladı. Bunların en önemlisi kişisel bilgidir: kendi durumun hakkında bildiğin şeyler. Hesap örneğinde, o akşam yorgun olmadığını, alkol almadığını, hesabı dikkatle yaptığını biliyorsan; ama arkadaşının iki kadeh içtiğini ve telefonuna bakarken hesap yaptığını fark ettiysen, simetri bozulmuştur. Artık onun sonucuna eşit ağırlık vermek için sebebin yoktur.
Bu kişisel bilginin tehlikesi de açıktır: insanlar, kendi hatalarını ötekinin hatalarından daha az görme eğilimindedir. "Ben dikkatliydim, o dikkatsizdi" düşüncesi, çoğu zaman gerçek bir asimetrinin değil, kendine duyulan fazla güvenin ürünüdür. Bu yüzden simetriyi bozan bir etken öne sürüyorsan, onun anlaşmazlığı öğrenmeden önce de geçerli olup olmadığını sormalısın. Arkadaşının dikkatsiz olduğunu ancak onun farklı bir sonuca vardığını gördükten sonra düşünmeye başladıysan, bu bir simetri bozucu değil, bir bahanedir.
Tek doğru cevap mı, meşru çoğulluk mu?
Tartışmanın arkasında daha derin bir soru yatar: aynı kanıtlar karşısında akılcı olarak varılabilecek tek bir doğru sonuç mu vardır, yoksa akılcı insanlar aynı kanıtlardan farklı sonuçlara meşru biçimde varabilir mi? Birinci görüşe teklik tezi denir ve Amerikalı felsefeci Richard Feldman bunu savundu. Teklik tezi doğruysa, akranlar arasındaki her anlaşmazlık, en az bir tarafın bir hata yaptığını gösterir ve uzlaşmacılığı destekler.
Karşı görüş, izin verici görüştür: aynı kanıtlar, özellikle karmaşık ve değer yüklü sorularda, birden fazla makul sonuca izin verebilir. Farklı önsellerle başlayan iki Bayesçi, Bayes dersinde gördüğümüz gibi, aynı kanıtlarla farklı sonsallara varabilir. İzin verici görüş doğruysa, bazı anlaşmazlıklar birinin hatasını değil, meşru bir farklılığı yansıtır ve bu durumda direnç daha kolay savunulabilir.
Kalabalığın bilgeliği ve bağımsızlık
Anlaşmazlık tartışması, bir topluluğun görüşlerinin nasıl birleştirileceği sorusuna da bağlanır. İngiliz bilim insanı Francis Galton, 1907'de yayımlanan kısa bir yazısında, bir panayırda bir öküzün ağırlığını tahmin etmeye çalışan yaklaşık sekiz yüz kişinin tahminlerini inceledi ve tahminlerin ortasındaki değerin, öküzün gerçek ağırlığına şaşırtıcı ölçüde yakın olduğunu buldu. Bireylerin hataları farklı yönlerde olduğunda ve birbirinden bağımsız olduğunda, birleştirildiklerinde birbirini dengeleyebilir. Tarih kutusunda anacağımız Condorcet'nin oylama üzerine gösterdiği sonuç da aynı iki koşula dayanır: her bireyin doğruya rastlantıdan biraz daha sık ulaşması ve bireylerin birbirinden bağımsız karar vermesi.
Bu, uzlaşmacılığa toplumsal bir destek sunar: farklı görüşleri hesaba katmak, çoğu zaman tek bir kişinin görüşünden daha iyi sonuç verir. Ama kalabalığın bilgeliği, önceki derslerde gördüğümüz bağımsızlık koşuluna sıkıca bağlıdır. Tahminciler birbirini duyuyorsa, bir bilgi çağlayanı oluşur ve kalabalık, bilgelikten çok tek bir sesin yankısına dönüşür. Anlaşmazlığı ciddiye almak, ancak karşımızdaki görüşler gerçekten bağımsız değerlendirmelerin ürünüyse değerlidir.
Anlaşmazlık Protokolü
Bu dersin aracı, bir anlaşmazlık karşısında güvenini nasıl ayarlayacağını adım adım belirler. Önce akranlık sorusunu sorarsın: karşımdaki kişi bu konuda benimle aynı kanıtlara ve aynı yetkinliğe sahip mi? Değilse, bir önceki dersin Uzman Değerlendirme Kartı daha uygundur. Sonra kanıt paylaşımını kontrol edersin: ikimiz de aynı kanıtları gördük mü, yoksa biri ötekinin bilmediği bir şeyi mi biliyor? Üçüncü olarak simetri bozucuları listelersin ve her birinin anlaşmazlığı öğrenmeden önce de geçerli olup olmadığını sorarsın.
Dördüncü olarak güvenini ayarlarsın: gerçek bir akran anlaşmazlığında güvenini belirgin biçimde azalt; güçlü ve bağımsız simetri bozucuların varsa daha az azalt. Beşinci olarak bir sonraki adımı belirlersin: kanıtları birlikte gözden geçirmek, bağımsız bir üçüncü kişiye sormak ya da sorunun bir değer farkından mı yoksa bir olgu farkından mı kaynaklandığını netleştirmek. Karşı-görüş kapısına kattığı şey şudur: karşı görüşü yalnızca çürütülecek bir hedef olarak değil, kendi güvenini ayarlamanı gerektirebilecek bir kanıt olarak görmeyi öğretir.
Örnekler
Basit örnek: hesabı bölmek
Açılıştaki hesap örneğine Anlaşmazlık Protokolü'nü uygulayalım. Akranlık: evet, ikiniz de bu tür hesaplarda eşit derecede başarılısınız. Kanıt paylaşımı: ikiniz de aynı fişe baktınız. Simetri bozucular: o akşam ikinizin de dikkatinin yerinde olduğunu düşünüyorsan, belirgin bir bozucu yok. Güven ayarı: eşit ağırlık görüşü, 430'a olan güvenini belirgin biçimde azaltmanı önerir; toplam kanıt görüşü de, hangisinin doğru olduğunu bilmediğin sürece benzer bir sonuca götürür. Sonraki adım: bu durum, bütün görüşlerin aynı noktada buluştuğu nadir anlardan biridir; çünkü sorunun kesin ve ucuz bir çözümü var: fişi yeniden, dikkatle birlikte hesaplamak ya da telefonun hesap makinesini kullanmak. Akran anlaşmazlığı tartışmasının en pratik dersi, anlaşmazlığı çözecek ucuz bir kontrol varsa, onu yapmaktır; felsefi tartışma, böyle bir kontrolün olmadığı durumlarda ağırlık kazanır.
Orta örnek: iki radyoloğun okuması
Bir hastanede, meme kanseri taraması için çekilen görüntüler iki radyolog tarafından birbirinden bağımsız olarak okunuyor. Bir görüntüde birinci radyolog şüpheli bir bölge görüyor, ikincisi görmüyor. Anlaşmazlık Protokolü'nü uygulayalım. Akranlık: iki radyolog da aynı uzmanlık eğitimine ve benzer deneyime sahip. Kanıt paylaşımı: aynı görüntüye baktılar. Simetri bozucular: birinin o gün çok sayıda görüntü okuyup yorulduğu gibi bir etken olabilir; ama bu, anlaşmazlıktan bağımsız olarak kayıt altına alınmadıysa, güvenilir bir bozucu değildir. Güven ayarı: iki okuyucudan birinin şüphelenmesi, tek başına kesin bir tanı değildir, ama göz ardı edilecek bir sinyal de değildir. Sonraki adım: pek çok tarama programında, iki okuyucunun anlaşmazlığa düştüğü durumlarda bir üçüncü okuyucu ya da ortak bir değerlendirme toplantısı devreye girer. Bu, kurumsal bir anlaşmazlık protokolüdür: akranlar arasındaki anlaşmazlığı, bir tarafın kendi görüşünde direnmesiyle değil, bağımsız bir üçüncü değerlendirmeyle çözmeye çalışır.
Gerçek hayat örneği: iki hakemin zıt kararı
Bir bilimsel dergiye gönderilen makale iki hakeme gidiyor. Birinci hakem makalenin yayımlanmasını öneriyor; ikinci hakem, yöntemde ciddi bir sorun olduğunu söyleyerek reddedilmesini istiyor. İki hakem de alanında yetkin. Anlaşmazlık Protokolü'nü editörün gözünden uygulayalım. Akranlık: iki hakem de akran sayılabilir. Kanıt paylaşımı: aynı makaleyi okudular, ama ikinci hakem belki birincinin fark etmediği bir analiz ayrıntısını görmüştür; bu durumda kanıtlar eşit değildir. Simetri bozucular: ikinci hakemin yöntem konusunda özel bir uzmanlığı varsa, bu anlaşmazlıktan önce de geçerli olan bir asimetridir. Güven ayarı: editör, iki görüşü basitçe ortalamak yerine, ikinci hakemin itirazının içeriğine bakmalıdır. Sonraki adım: editör itirazı birinci hakeme ve yazarlara iletir; itiraz haklıysa birinci hakem de görüşünü değiştirebilir. Bu örnek, anlaşmazlığın en verimli çözümünün çoğu zaman güvenleri ortalamak değil, kanıtları paylaşmak olduğunu gösterir. Akranlar gerçekten aynı kanıtları gördüklerinde, anlaşmazlıkların bir kısmı kendiliğinden çözülür.
Vakaya dönüş
Salgın vakasına dönelim. Bir salgın sırasında, iki saygın epidemiyoloji ekibi, aynı verilere bakarak bir kısıtlama önleminin gerekli olup olmadığı konusunda zıt sonuçlara varabilir. Bir ekip önlemin salgını yavaşlatmak için şart olduğunu, öteki ise önlemin faydasının maliyetine değmeyeceğini savunabilir. Anlaşmazlık Protokolü'nü uygulayalım. Akranlık: iki ekip de alanında yetkin. Kanıt paylaşımı: ekipler aynı verilere mi bakıyor, yoksa farklı veri kaynakları ya da farklı model varsayımları mı kullanıyor? Çoğu zaman anlaşmazlığın önemli bir kısmı, farklı varsayımlardan kaynaklanır ve bu varsayımlar açıkça yazıldığında tartışılabilir hâle gelir.
Asıl önemli adım, anlaşmazlığın olgu mu yoksa değer farkından mı kaynaklandığını ayırmaktır. İki ekip, önlemin bulaşmayı ne kadar azaltacağı konusunda anlaşıp, bu azalmanın ekonomik ve toplumsal maliyetlere değip değmeyeceği konusunda ayrılıyor olabilir. Bu ikinci tür anlaşmazlık, epidemiyolojinin tek başına çözebileceği bir soru değildir; toplumun değerlerine dair bir tartışmadır ve uzmanlar bu farkı açıkça söylediğinde, kamuoyu neyin bilimsel neyin siyasi bir karar olduğunu daha iyi görebilir. Sıradan bir yurttaş için ders şudur: gerçek bir uzman anlaşmazlığı varsa, güvenini buna göre azaltmak ve hangi kısmın olguya, hangi kısmın değere dair olduğunu sormak, bir tarafı körü körüne seçmekten daha akılcıdır.
Araç kartı: Anlaşmazlık Protokolü
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir anlaşmazlık karşısında karşı tarafın akran olup olmadığını, simetriyi bozan etkenleri ve güvenin ne ölçüde değişmesi gerektiğini belirler |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
| Adımlar | 1) Akranlık sorusunu sor: aynı kanıt, aynı yetkinlik var mı? 2) Kanıt paylaşımını kontrol et: biri ötekinin bilmediği bir şeyi biliyor mu? 3) Simetri bozucuları listele ve her birinin anlaşmazlığı öğrenmeden önce de geçerli olup olmadığını sor. 4) Güvenini ayarla: gerçek akran anlaşmazlığında belirgin biçimde azalt. 5) Sonraki adımı belirle: kanıt paylaş, bağımsız üçüncü görüş al, olgu ve değer farkını ayır |
| Ne zaman kullanılır | Saygı duyduğun ve eşit yetkinlikte gördüğün biriyle bir konuda ayrıldığında; iki uzman ya da iki kurum birbiriyle çeliştiğinde; bir kurul ya da ekipte karar verilirken |
| Sık hata | Anlaşmazlığı öğrendikten sonra karşı tarafa kusur bulup simetriyi bozmak; ya da her anlaşmazlıkta tüm görüşlerini bırakıp hiçbir konuda karar verememek |
Egzersiz
Egzersizin üçüncü adımı, çoğu kişi için en rahatsız edici olanıdır. Karşı tarafın hatasını bulmak kolaydır; ama o hatayı ancak onunla anlaşamadığımız için aramaya başladığımızı fark etmek, akran anlaşmazlığının asıl dersidir.
Mini test
- Epistemik akran kimdir?
- Eşit ağırlık görüşü ne söyler ve Christensen hangi sezgiye dayanır?
- Üst düzey kanıt nedir ve birinci düzey kanıttan nasıl ayrılır?
- Toplam kanıt görüşü, eşit ağırlık görüşü ile direnç görüşü arasında nasıl bir yol önerir?
- Aynı mesleki eğitimi almış iki mühendis, bir binanın deprem dayanıklılığı konusunda zıt sonuçlara varıyor. Anlaşmazlık Protokolü ile değerlendir.
Cevapları göster
- Bir soru hakkında, o soruyla ilgili aynı kanıtlara sahip olan ve bu kanıtları değerlendirmede eşit derecede yetkin olan kişidir.
- Bir akranla anlaşmazlığa düşüldüğünde, onun görüşüne kendi görüşünle eşit ağırlık verilmesi gerektiğini söyler. Christensen, hangi tarafın hata yaptığını düşünmek için anlaşmazlıktan bağımsız bir sebep olmadıkça, kendi görüşünü kayırmanın soruyu dilenmek olduğu sezgisine dayanır.
- Birinci düzey kanıt doğrudan dünyayla ilgilidir; üst düzey kanıt ise bu kanıtı değerlendirme biçiminle ilgilidir: yorgunluk, dikkat eksikliği ya da bir akranın farklı sonuca varması gibi. Üst düzey kanıt, dünyadaki olguları değiştirmez ama çıkardığın sonuca güvenini değiştirir.
- Anlaşmazlığın bir kanıt olduğunu kabul eder, ama birinci düzey kanıtların ne gösterdiğinin de önemli olduğunu söyler; doğru tarafta olan kişi güvenini biraz azaltmalı ama tamamen ortaya çekilmek zorunda değildir.
- Akranlık: aynı eğitim, ama deneyimleri ve deprem mühendisliğindeki özel uzmanlıkları eşit mi? Kanıt paylaşımı: aynı zemin etüdüne, aynı projelere, aynı malzeme testlerine mi bakıyorlar? Simetri bozucular: biri binayı yerinde inceledi mi, biri yalnızca çizimlere mi baktı? Güven ayarı: gerçek bir akran anlaşmazlığıysa, binanın güvenli olduğu yargısına duyulan güven belirgin biçimde azalmalıdır; yanılmanın bedeli çok yüksek olduğu için temkinli taraf ağır basar. Sonraki adım: bağımsız bir üçüncü değerlendirme ve kanıtların birlikte gözden geçirilmesi.
Özet
- Akran anlaşmazlığı, aynı kanıtlara ve aynı yetkinliğe sahip iki kişinin zıt sonuçlara varmasıdır; terim idealleştirilmiş olsa da gerçek anlaşmazlıkları anlamanın bir aracıdır.
- Eşit ağırlık görüşüne göre akranın görüşüne kendi görüşünle eşit ağırlık vermelisin; anlaşmazlık, akıl yürütmende bir hata olabileceğine dair bir üst düzey kanıttır.
- Direnç görüşleri, uzlaşmacılığın her tartışmalı konuda görüşsüz kalmaya, yani bir omurgasızlığa yol açtığını savunur.
- Toplam kanıt görüşü, anlaşmazlığı bir kanıt olarak kabul eder ama birinci düzey kanıtların da hesaba katılmasını ister.
- Simetri bozucular, özellikle kişisel bilgi, akranlığı bozabilir; ama anlaşmazlığı öğrenmeden önce de geçerli olmalıdır. Teklik tezi ile izin verici görüş arasındaki tartışma, bazı anlaşmazlıkların meşru olup olmadığını belirler.
- Anlaşmazlık Protokolü, akranlığı, kanıt paylaşımını ve simetri bozucuları sınayarak güveni ayarlamayı ve bir sonraki adımı belirlemeyi sağlar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Epistemik akran? | Aynı kanıtlara ve eşit yetkinliğe sahip kişi |
| Hesap bölme örneği kime ait? | David Christensen, 2007 |
| Eşit ağırlık görüşünü kim savundu? | Adam Elga, 2007 |
| Üst düzey kanıt? | Kanıtı değerlendirme biçimimizle ilgili kanıt |
| Uzlaşmacılığa yöneltilen omurgasızlık itirazı? | Her tartışmalı konuda görüşsüz kalmak zorunda kalırız |
| Toplam kanıt görüşü kimin? | Thomas Kelly |
| Teklik tezi? | Aynı kanıtlar karşısında akılcı olarak varılabilecek tek bir doğru sonuç vardır |
| Galton'un 1907 gözlemi? | Bağımsız tahminlerin ortası, öküzün gerçek ağırlığına çok yakındı |
Sonraki derse köprü
Akran anlaşmazlığı tartışması, iki tarafın eşit kanıta ve eşit yetkinliğe sahip olduğunu varsayıyordu. Ama gerçek hayatta bir kişinin sözüne ne kadar ağırlık verileceği, çoğu zaman onun yetkinliğine değil, kim olduğuna bağlıdır: kadın mı erkek mi, hangi aksanla konuştuğu, hangi toplumsal gruptan geldiği. İngiliz felsefeci Miranda Fricker, bir kişinin bilgi sahibi olarak hak ettiğinden daha az güvenilir sayılmasının kendine özgü bir haksızlık olduğunu savundu ve bu haksızlığın iki türünü ayırdı. Ders 6.4, tanıksal ve hermenötik epistemik adaletsizliği inceleyecek ve araç kutuna Güvenilirlik Açığı Kontrolü'nü ekleyecek.
Günlük sorusu: En son ne zaman saygı duyduğun biriyle anlaşamadığın için kendi görüşüne duyduğun güveni gerçekten azalttın?
Tarihte bu tartışma
Anlaşmazlığın epistemik önemi, antik şüphecilerin temel temalarından biriydi. Agrippa'nın kiplerinden ilki, uzmanlar arasında çözülemeyen anlaşmazlığa dayanıyordu ve şüphecilere göre bu anlaşmazlık yargıyı askıya almak için bir sebepti. On sekizinci yüzyılda Fransız düşünür Condorcet, 1785'te yayımlanan bir çalışmasında, bağımsız ve doğruya yarıdan daha sık ulaşan oy verenlerden oluşan bir topluluğun, üye sayısı arttıkça doğru karara varma olasılığının yükseldiğini gösterdi. 1859'da John Stuart Mill, Özgürlük Üzerine'de, karşıt görüşlerin, yanlış olsalar bile, doğru görüşü daha iyi anlamamıza yardım ettiğini savundu. 1907'de Galton'un öküz tahmini kalabalıkların bilgeliğine erken bir örnek oldu. Akran anlaşmazlığı ise çağdaş epistemolojide 2000'lerin ortasında ayrı bir tartışma alanı hâline geldi: Kelly, Elga, Christensen ve Feldman'ın yazıları, sorunun bugünkü biçimini belirledi.