İçeriğe geç

Ders 6.1 · Modül 6: Sosyal Epistemoloji

Epistemik bağımlılık ve tanıklık zincirleri

Araç: Güven Bütçesi · 5K: Kaynak · 3.089 kelime · yaklaşık 14 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Geri dönüş

Sosyal epistemolojiye geçmeden önce Modül 5'in bilim araçlarını yokla. Beş soruyu cevapla, sonra aşağıdaki paragrafla kendi cevaplarını karşılaştır.

  1. Gözlemin kuram yüklü olması ne anlama gelir?
  2. Popper'a göre meşru bir kurtarma hamlesi ile ad hoc bir hamle nasıl ayrılır?
  3. Kuhn'un normal bilimi neden bir verimlilik kaynağıdır?
  4. Mamografi örneğinde pozitif sonuca rağmen hastalık olasılığı neden düşük kalır?
  5. Önceden kayıt, replikasyon krizinin hangi nedenlerini hedef alır?

Cevaplar sırasıyla şöyle: bilim insanının ne gördüğü, sahip olduğu kavramlara, beklentilere ve aletlerinin çalışma ilkelerine bağlıdır; bu bağlılık gözlemi öznel yapmaz, yalnızca "saf veri" resmini bozar. Kurtarma hamlesi kendi başına sınanabilen yeni bir sonuç doğuruyorsa meşru, yalnızca eldeki olumsuz sonucu örtüyorsa ad hoc sayılır. Normal bilim, çerçeveyi sabit tuttuğu için araştırmacıların enerjisini ayrıntılı bulmacalara yöneltir. Hastalık nadir olduğu için, sağlıklı insanlardaki küçük bir hata oranı gerçek hastalardan daha çok pozitif sonuç üretir; taban oranı sonucu aşağı çeker. Son olarak önceden kayıt, analiz tercihlerinin ve hipotezin veriden önce sabitlenmesini sağlar; sonradan yapılan oynamalar böylece fark edilir. Dördünü ya da beşini rahatça cevapladıysan, bilginin toplumsal yüzüne hazırsın.

Giriş

Bir sabah telefonunda bir bildirim beliriyor: "Sağlık Bakanlığı yeni aşı takvimini açıkladı." Haberi açıyorsun. Haberde bakanlığın bir bilim kurulunun görüşüne dayandığı, kurulun uluslararası bir sağlık kuruluşunun önerilerini incelediği, o kuruluşun da çeşitli ülkelerde yapılmış klinik araştırmaların sonuçlarını değerlendirdiği yazıyor. Araştırmalar ise binlerce gönüllüyle, yüzlerce hekim ve laboratuvar çalışanının emeğiyle yürütülmüş. Sen bu zincirin hiçbir halkasını kendin görmedin. Yine de akşam çocuğunun aşı randevusunu alırken, bu bilgiye dayanarak karar veriyorsun.

Tanıklık dersinde bilgimizin büyük kısmının başkalarından geldiğini, Hume ile Reid'in bu güvenin nasıl gerekçelendirileceği konusunda ayrıldığını ve zincirlerin her halkada bozulma ihtimali taşıdığını görmüştük. Orada tanıklığa tek tek kişiler arasındaki bir ilişki olarak baktık. Bu modülde bakışı genişletiyoruz: bilgi, toplumların, kurumların ve uzmanlık ağlarının içinde nasıl üretilir, aktarılır ve korunur? Modülün süregelen vakası, bir salgın döneminde uzmanların birbiriyle çelişen tavsiyeler vermesi olacak. Bu derste ilk soruyu soruyoruz: bilgimiz başkalarına ne ölçüde bağımlıdır ve bu bağımlılık akılcı olabilir mi?

Bu dersin kazanımları:

  • Epistemik bağımlılık kavramını, bilişsel iş bölümünü ve güven ile yalnızca dayanma arasındaki farkı açıklarsın. (anla)
  • Bir bilginin sana ulaşana kadar geçtiği kurumsal zinciri halka halka çözümlersin. (analiz et)
  • Sınırlı doğrulama emeğini hangi iddialara harcayacağına, yanılmanın bedelini ve zincirin güvenilirliğini tartarak karar verirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Aydınlanma ideali: kendi aklını kullan

Modern felsefenin güçlü bir ideali, bireyin kendi aklıyla düşünmesidir. Kant, 1784'te yayımlanan "Aydınlanma Nedir?" başlıklı yazısında, aydınlanmayı insanın kendi suçuyla düştüğü ergin olmama durumundan kurtulması olarak tanımladı ve bir sloganı yaygınlaştırdı: bilmeye cesaret et, kendi aklını kullanmaya cesaret et. Descartes'ın metodik şüphesi de, her şeyi kendi aklının süzgecinden geçirmeye çalışan bir bireyin projesiydi.

Bu ideal değerlidir: başkalarının otoritesine körü körüne boyun eğmeye karşı bir uyarıdır. Ama harfiyen uygulanırsa imkânsızdır. Hiç kimse, bildiği her şeyi kendisi doğrulayamaz. Dünyanın yuvarlak olduğunu, kalbinin kan pompaladığını, doğum tarihini, bir ilacın dozunu, bir köprünün taşıma kapasitesini bizzat sınamadık. Bu bilgilerin hepsi, bir ya da birçok halka üzerinden bize ulaştı. Aydınlanma idealinin ne anlama geldiğini yeniden sormak gerekir: kendi aklını kullanmak, her şeyi kendin doğrulamak mı, yoksa kime ve neden güveneceğine akıllıca karar vermek mi?

Hardwig: epistemik bağımlılık

Amerikalı felsefeci John Hardwig, 1985'te yayımlanan "Epistemik Bağımlılık" başlıklı makalesinde bu soruyu keskinleştirdi. Hardwig'e göre bir uzmana güvenen sıradan bir kişi, çoğu zaman uzmanın gerekçelerini değerlendirecek durumda değildir. Bir hekim bir tanı koyduğunda, hasta hekimin dayandığı kanıtları ne görebilir ne de anlayabilir. Yine de hastanın hekime güvenmesi, Hardwig'e göre akılcıdır; hatta, kendi yetersiz bilgisiyle hekime karşı çıkmaktan daha akılcıdır.

Hardwig'in asıl şaşırtıcı iddiası, bağımlılığın yalnızca sıradan insanlar ile uzmanlar arasında değil, uzmanların kendi aralarında da olduğudur. Modern bilimde tek bir araştırma, farklı uzmanlık alanlarından onlarca, hatta yüzlerce kişinin katkısıyla yürütülür; büyük parçacık fiziği deneylerinin sonuçlarını bildiren makaleler binlerce yazar taşıyabilir. Bu yazarların hiçbiri, makaledeki her iddiayı kendi başına doğrulayamaz. Her biri, kendi uzmanlığının dışındaki kısımlar için meslektaşlarına güvenir. Hardwig'e göre bu durumda bilgi, tek bir kişinin zihninde değil, bir topluluğun karşılıklı güven ilişkilerinde bulunur.

Bilişsel iş bölümü

Bu bağımlılık bir zayıflık mı, yoksa bir güç mü? Amerikalı felsefeci Philip Kitcher, 1990'da yayımlanan bir makalesinde, bilimi bir bilişsel iş bölümü olarak inceledi. Ekonomideki iş bölümü nasıl her işçinin her şeyi yapmasından daha verimli bir üretim sağlıyorsa, bilgideki iş bölümü de her bireyin her şeyi doğrulamaya çalışmasından çok daha fazla bilgi üretir. Kitcher, bir bilim topluluğunun, bireylerin bazen kendi başlarına akılcı olmayacak seçimler yapmasından, örneğin herkesin en umut verici kurama yığılmak yerine bazılarının daha az umut verici alternatifleri sürdürmesinden yararlanabileceğini gösterdi.

Bu, Feyerabend'in kuramsal çoğulculuğunun toplumsal bir yorumudur. Bir topluluk, bireylerinin toplamından daha akılcı olabilir; ama bu, topluluğun yapısının iyi kurulmasına bağlıdır. Bağımlılığın bir güç olması için, güvenin doğru kişilere, doğru kurumlara ve doğru ölçüde verilmesi gerekir. Bir önceki modülde gördüğümüz replikasyon krizi, bu yapının bozulduğunda neler olabileceğini göstermişti.

Güven ile dayanma arasındaki fark

Yeni Zelandalı felsefeci Annette Baier, 1986'da yayımlanan "Güven ve Güven Karşıtlığı" makalesinde, güven ile yalnızca dayanma arasında önemli bir ayrım yaptı. Bir sandalyeye dayanırız; bir saatin doğru çalışmasına dayanırız. Ama bir insana güveniriz. Fark şudur: güven, güvenilen tarafın iyi niyetine ve bize karşı bir yükümlülük taşıdığına dair bir beklenti içerir. Bu yüzden güven ihlal edildiğinde yalnızca hayal kırıklığı değil, ihanete uğramışlık duyarız; bir sandalye kırıldığında ise sandalyeye kırılmayız.

Bu ayrım, epistemik bağımlılık için önemlidir. Bir termometreye dayanırız; bir hekime ya da bir bilim insanına güveniriz. Güven, karşı tarafın yalnızca yetkin değil, dürüst ve bize karşı sorumlu olduğu beklentisini içerir. Tanıklık dersinde gördüğümüz yetkinlik ve samimiyet ölçütleri, bu iki boyuta karşılık gelir. Ama kurumsal düzeyde bir üçüncü boyut eklenir: hesap verebilirlik. Bir kurumun güvenilirliği, hatalarının ortaya çıkarılıp düzeltilmesini sağlayan mekanizmalara da bağlıdır.

Güven yanlış yere verilebildiği gibi, yanlış yerden de esirgenebilir. Bir kişinin söyledikleri, yetkinliği ya da dürüstlüğü yüzünden değil, kim olduğu yüzünden hafife alınıyorsa, bu da bir güven hatasıdır ve üstelik o kişiye karşı bir haksızlıktır. Modülün ilerleyen bir dersinde bu tür hataları epistemik adaletsizlik adıyla ayrıca inceleyeceğiz.

Güvene değil, güvenilirliğe güven

İngiliz felsefeci Onora O'Neill, 2002'de verdiği bir dizi radyo konferansında, güven üzerine yaygın bir yanlış anlamayı eleştirdi. Kamuoyu tartışmalarında çoğu zaman güvenin kendisi bir hedef gibi sunulur: "Halkın kurumlara güveni azaldı, güveni artırmalıyız." O'Neill'e göre asıl hedef güveni artırmak değil, güveni güvenilir olana yöneltmek ve güvenilmez olandan çekmektir. Güvenilmez bir kuruma duyulan yüksek güven, bir başarı değil bir tehlikedir.

O'Neill bu yüzden akıllı güven kavramını önerdi: güveni, karşı tarafın güvenilirliğine dair işaretlere dayandırmak. Bu işaretler arasında geçmiş kayıt, açıklık, hataların kabul edilip düzeltilmesi ve bağımsız denetim vardır. O'Neill, yalnızca sayısal hedeflere ve denetim formlarına dayanan hesap verebilirlik sistemlerinin güvenilirliği artırmak yerine kurumları formları doldurmaya yönelttiğini de vurguladı. Akıllı güven, hem körü körüne inanmaya hem de her şeyden kuşkulanmaya karşı bir orta yoldur.

Kurumsal tanıklık zincirleri

Tanıklık dersinde kulaktan kulağa zincirlerin her halkada nasıl bozulabileceğini görmüştük. Modern toplumda en önemli zincirler ise kişilerden değil, kurumlardan oluşur. Bir bilimsel bulgu, çoğu zaman şu halkalardan geçerek bize ulaşır: araştırma ekibi, hakemli dergi, üniversitenin basın bülteni, haber ajansı, gazete, sosyal medya paylaşımı, bir arkadaşın aktarması. Her halkanın kendi amaçları ve kendi bozulma biçimleri vardır.

Araştırma ekibi bulgusunu dikkat çekici göstermek ister; basın bülteni, haber olarak ilgi görecek bir cümle arar; gazete bir başlık seçer; sosyal medya en çarpıcı cümleyi yayar. Tıp haberleri üzerine yapılan araştırmalar, haberlerdeki abartıların önemli bir kısmının gazetelerden önce, basın bültenlerinde başladığını göstermiştir. Bu, zincirin en uzman halkasının bile abartıdan muaf olmadığını hatırlatır. Kurumsal bir zinciri değerlendirmek, yalnızca son halkaya değil, her halkanın ne eklediğine ve ne çıkardığına bakmayı gerektirir.

Bilgi çağlayanları: çok ses, tek kaynak

Tanıklık dersinde, aynı ajans haberini yayımlayan beş sitenin tek bir kaynak sayılması gerektiğini görmüştük. Toplumsal düzeyde bu sorunun daha incelikli bir biçimi vardır. Ekonomistler Sushil Bikhchandani, David Hirshleifer ve Ivo Welch, 1992'de yayımlanan bir makalede bilgi çağlayanı denen bir durumu modelledi. İnsanlar sırayla karar verirken, her biri hem kendi özel bilgisine hem de öncekilerin ne yaptığına bakar. Yeterince çok kişi aynı yönde karar verdiğinde, sonrakiler kendi özel bilgilerini göz ardı edip kalabalığı izlemeye başlar; çünkü bu, onlar için akılcı görünür.

Sonuç şaşırtıcıdır: yüzlerce kişi aynı şeyi söylüyor gibi görünür, ama bu yüzlerce görüş aslında ilk birkaç kişinin, belki de yanlış olan bilgisine dayanır. Dışarıdan bakıldığında çok sayıda bağımsız doğrulama gibi görünen şey, uzun bir tanıklık zincirinin yankısıdır. Çağlayanlar kırılgandır da: tek bir güçlü ve kamuya açık karşı kanıt, bütün yapıyı hızla tersine çevirebilir. Bu yüzden bir iddianın "herkes tarafından" söylenmesi, zincirin kaç bağımsız başlangıç noktası olduğu sorulmadan bir kanıt sayılmamalıdır.

Epistemik özerklik yeniden

Hardwig'in görüşüne yöneltilen bir itiraz, onun bireysel düşünmeyi fazla küçümsediğidir. Uzmanlara güvenmek akılcıysa, bireyin kendi yargısına hiç yer kalmıyor mu? Bu itiraza verilen makul cevap, özerkliği yeniden tanımlamaktır. Epistemik özerklik, her şeyi kendin doğrulamak değil, güveni kendi yargınla yönetmektir: kime güveneceğine, ne ölçüde güveneceğine ve güvenini ne zaman geri çekeceğine senin karar vermen.

Bu yeniden tanımlama, Kant'ın idealini ortadan kaldırmaz, ona yeni bir biçim verir. Kendi aklını kullanan biri, bir hekimin tanısını kendisi koymaya kalkmaz; ama hekimin güvenilir olup olmadığını, ikinci bir görüşe ihtiyaç olup olmadığını, tavsiyenin kendi durumuna uyup uymadığını değerlendirir. Bir sonraki derste bu değerlendirmenin nasıl yapılacağını, uzmanları nasıl seçeceğimiz sorusu üzerinden ele alacağız.

Güven Bütçesi

Bu dersin aracı, sınırlı zamanını ve dikkatini hangi iddiaları doğrulamaya harcayacağını belirlemeyi sağlar. Her şeyi doğrulayamayız; ama hiçbir şeyi doğrulamamak da akılcı değildir. Önce iddiayı ve onun sana ulaşana kadar geçtiği zinciri yazarsın: birinci el kaynak kim, hangi kurumlardan geçti, sana kim aktardı? Sonra her halkayı iki boyutta değerlendirirsin: yetkinlik ve dürüstlük; kurumlar için bunlara hesap verebilirliği eklersin. Üçüncü olarak yanılmanın bedelini yazarsın: bu iddia yanlışsa ne kaybedersin? Dördüncü olarak doğrulamanın maliyetini yazarsın: iddiayı kendin ya da bağımsız bir kaynakla kontrol etmek ne kadar zahmetli?

Son adımda bütçeni dağıtırsın. Yanılmanın bedeli yüksek ve doğrulama ucuzsa, doğrula. Bedel yüksek ama doğrulama imkânsız ya da çok pahalıysa, zincirin en güvenilir halkasına güven ve bunu bilinçli bir karar olarak not et. Bedel düşükse, varsayılan güvenle devam et. Zincirde açık bir kopukluk varsa, yani bir halkanın yetkinliği ya da dürüstlüğü ciddi biçimde şüpheliyse, yargıyı askıya al. Araç, Kaynak kapısında çalışır: bir kaynağa güvenmeyi, onun zincirdeki yerini ve senin durumundaki önemini birlikte tartan bir karar hâline getirir.

Örnekler

Basit örnek: ilacın prospektüsü

Hekimin sana bir ilaç yazdı ve eczacı ilacı verirken günde iki kez almanı söyledi. Kutudaki prospektüs de aynı dozu yazıyor. Güven Bütçesi'ni uygulayalım. Zincir: ilacın klinik araştırmaları, bu araştırmaları değerlendiren düzenleyici kurum, üretici firma, hekim, eczacı. Halkaların değerlendirmesi: düzenleyici kurum ve hekim, yetkinlik ve hesap verebilirlik bakımından güçlü halkalardır; üretici firmanın bir çıkarı vardır ama düzenleyici denetime tabidir. Yanılmanın bedeli: yanlış doz ciddi zararlara yol açabilir; bedel yüksek. Doğrulamanın maliyeti: dozu kendin bağımsız olarak doğrulamak neredeyse imkânsızdır; klinik araştırmaları değerlendirecek uzmanlığa sahip değilsin. Ama zincirin içinde ucuz bir çapraz kontrol vardır: hekimin reçetesi, eczacının söylediği ve prospektüs birbiriyle uyuşuyor mu? Uyuşuyorsa, bütçenin mantıklı kullanımı, zincire güvenmek ve dozu uygulamaktır. Uyuşmuyorsa, ucuz bir doğrulama adımı var: hekime ya da eczacıya sormak.

Orta örnek: bir bilim haberinin yolculuğu

Bir haber sitesinde başlık: "Araştırma: günde bir kadeh şarap kalp sağlığını korur." Güven Bütçesi'ni uygulayalım. Zincir: bir araştırma ekibinin gözlemsel bir çalışması, üniversitenin basın bülteni, haber ajansı, haber sitesi, belki de senin önüne bir arkadaşın paylaşımıyla düşen bir bağlantı. Halkaların değerlendirmesi: araştırma gözlemseldir, yani şarap içenler ile içmeyenler arasındaki farkın şaraptan mı yoksa başka yaşam tarzı farklarından mı kaynaklandığı ayırt edilemeyebilir. Basın bülteni "ilişkili" ifadesini "korur" ifadesine çevirmiş olabilir; Yöntem Gerçekçiliği Kontrolü dersindeki orantı sorusu burada yeniden devreye girer. Yanılmanın bedeli: bu habere dayanarak alkol alışkanlığını artırmak, sağlık açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Doğrulamanın maliyeti: çalışmanın özetine ulaşmak ve "gözlemsel" mi "deneysel" mi olduğuna bakmak birkaç dakika sürer; ayrıca sağlık kuruluşlarının alkol konusundaki genel önerilerine bakmak da ucuzdur. Karar: bedel yüksek, doğrulama ucuz; doğrula. Bu örnekte zincirin en zayıf halkası, çoğu zaman araştırmanın kendisi değil, onun habere dönüştüğü aradaki halkalardır.

Gerçek hayat örneği: bir şirketin mali tabloları

Bir yatırımcı, bir şirketin hissesini almayı düşünüyor ve şirketin yayımladığı mali tablolara bakıyor. Güven Bütçesi'ni uygulayalım. Zincir: şirketin muhasebe ekibi, şirket yönetimi, bağımsız denetim firması, piyasa düzenleyicisi, analistler, finans haberleri. Halkaların değerlendirmesi: şirket yönetiminin tabloları olumlu göstermekte bir çıkarı vardır; bağımsız denetçi, bu çıkarı dengelemek için zincire konmuş bir halkadır, ama denetçinin de müşterisini kaybetmemek gibi bir çıkarı olabilir; düzenleyici kurum hesap verebilirliği sağlamaya çalışır. Tarih, bu zincirin bazen çöktüğünü gösterir: bazı büyük şirket skandallarında, denetçilerin de yanıltıcı tabloları onayladığı ortaya çıkmıştır. Yanılmanın bedeli: yatırılan paranın büyük kısmı. Doğrulamanın maliyeti: tabloları bağımsız olarak denetlemek bir bireyin gücünü aşar. Karar: zincirin güçlü halkalarına güvenmek, ama güvenin sınırlarını bilerek; yatırımı tek bir şirkete yığmamak, yani yanılmanın bedelini yayarak azaltmak. Güven Bütçesi, doğrulamanın imkânsız olduğu durumlarda bile, riskin nasıl yönetileceğini gösterir.

Vakaya dönüş

Modülün vakası, bir salgın döneminde uzmanların birbiriyle çelişen tavsiyeler vermesidir. Yeni bir hastalık ortaya çıktığında, bilim henüz yeterli kanıt toplamamışken, sağlık otoriteleri insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemek zorundadır. Bu tavsiyeler, yeni kanıtlar geldikçe değişebilir. Gerçekten de yakın geçmişteki büyük bir salgında, örneğin genel toplumda maske kullanımı konusundaki öneriler, bazı ülkelerde ve uluslararası kuruluşlarda birkaç ay içinde değişti. Farklı ülkelerin sağlık otoriteleri, aynı dönemde farklı kararlar da verdi.

Güven Bütçesi'ni bu duruma uygulayalım. Zincir: laboratuvar ve klinik araştırmalar, uluslararası sağlık kuruluşları, ulusal sağlık otoriteleri, hekimler, medya. Bu zincirin halkalarının çoğu yetkindir; ama kanıtın kendisi henüz belirsizdir ve bu belirsizlik, tavsiyelerin değişmesine yol açar. Değişen bir tavsiye, zincirin çürüdüğünün değil, kanıta göre güncellendiğinin işareti olabilir; bu, Bayesçi dersteki güncellemenin toplumsal ölçekteki karşılığıdır. Ama değişikliklerin nedenleri açıkça anlatılmadığında, güven ile dayanma arasındaki fark devreye girer: insanlar yalnızca yanıldıklarını değil, kendilerine karşı dürüst davranılmadığını düşünebilir. Bu, hesap verebilirliğin ve belirsizliği açıkça söylemenin, bir kurumun epistemik güvenilirliği için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Modülün sonraki dersleri, bu duruma uzman seçimi, anlaşmazlık ve adalet açısından bakacak.

Araç kartı: Güven Bütçesi

AlanAçıklama
Ne işe yararSınırlı doğrulama emeğini, bir iddianın zincirini, yanılmanın bedelini ve doğrulamanın maliyetini tartarak hangi iddialara harcayacağını belirler
5K kapısıKaynak
Adımlar1) İddiayı ve sana ulaşana kadar geçtiği zinciri yaz. 2) Her halkayı yetkinlik ve dürüstlük, kurumlar için ayrıca hesap verebilirlik bakımından değerlendir. 3) Yanılmanın bedelini yaz. 4) Doğrulamanın maliyetini yaz. 5) Bütçeni dağıt: doğrula, bilinçli olarak güven, varsayılan güvenle devam et ya da yargıyı askıya al
Ne zaman kullanılırSağlık, para ya da güvenlikle ilgili bir bilgiye göre karar vermeden önce; bir bilgiyi başkalarına aktarmadan önce; çelişen kaynaklarla karşılaştığında
Sık hataHer şeyi kendin doğrulamaya çalışıp hiçbir karara varamamak; ya da zincirin son halkasının güvenilirliğini bütün zincirin güvenilirliği sanmak

Egzersiz

Egzersizi yapanların çoğu, en önemli kararlarının bir kısmını en uzun ve en az sorgulanmış zincirlere dayandırdığını, en küçük kararlar için ise gereksiz çaba harcadığını fark eder. Güven Bütçesi, dikkatin ters dağılımını görünür kılar.

Mini test

  1. Hardwig'in epistemik bağımlılık kavramı nedir ve uzmanların kendi aralarındaki ilişkiye nasıl uygulanır?
  2. Kitcher'ın bilişsel iş bölümü fikri, bağımlılığı neden bir güç olarak görür?
  3. Baier'in güven ile dayanma arasındaki ayrımı nedir?
  4. Epistemik özerklik, epistemik bağımlılıkla nasıl bağdaştırılabilir?
  5. Bir aile grubunda bir mesaj dolaşıyor: "Bir profesör açıkladı: bu yaz su kesintileri çok uzun sürecek, evlere depo alın." Mesajda profesörün adı ve kaynak yok. Güven Bütçesi ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Bir kişinin bilgisinin, kendisinin değerlendiremediği başka kişilerin kanıtlarına ve yetkinliğine dayanmasıdır. Hardwig'e göre bu bağımlılık uzmanlar arasında da vardır: çok yazarlı bir araştırmada hiçbir yazar bütün iddiaları kendisi doğrulayamaz; bilgi, topluluğun karşılıklı güven ilişkilerinde bulunur.
  2. Her bireyin her şeyi doğrulamaya çalışması yerine, bilginin farklı uzmanlar arasında paylaşılması çok daha fazla bilgi üretir; topluluk, bireylerin çeşitli seçimlerinden yararlanarak bireylerin toplamından daha akılcı olabilir.
  3. Dayanma, bir şeyin beklenen biçimde işlemesine güvenmektir; güven ise karşı tarafın iyi niyetine ve bize karşı yükümlülüğüne dair bir beklenti içerir. Güven ihlali ihanet, dayanmanın boşa çıkması ise yalnızca hayal kırıklığı olarak yaşanır.
  4. Özerklik, her şeyi kendin doğrulamak olarak değil, güveni kendi yargınla yönetmek olarak yeniden tanımlanır: kime, ne ölçüde güveneceğine ve güvenini ne zaman geri çekeceğine senin karar vermen.
  5. Zincir: adı bilinmeyen bir "profesör", bilinmeyen sayıda aktarım, aile grubu. İlk halkanın yetkinliği ve kimliği doğrulanamıyor; zincirde açık bir kopukluk var. Yanılmanın bedeli: gereksiz harcama ya da panik; kesintiler gerçekse hazırlıksız kalmak. Doğrulamanın maliyeti düşük: yerel su idaresinin ya da belediyenin resmî açıklamalarına bakmak birkaç dakika sürer. Karar: doğrula; o zamana kadar mesajı aktarma, yargıyı askıya al.

Özet

  • Kant'ın aydınlanma ideali kendi aklını kullanmaya çağırır; ama harfiyen uygulanırsa imkânsızdır, çünkü hiç kimse bildiği her şeyi kendisi doğrulayamaz.
  • Hardwig'e göre epistemik bağımlılık akılcı olabilir ve yalnızca sıradan insanlar ile uzmanlar arasında değil, uzmanların kendi aralarında da vardır.
  • Kitcher'ın bilişsel iş bölümü fikrine göre bağımlılık bir güç olabilir; ama bu, topluluğun yapısının iyi kurulmasına bağlıdır.
  • Baier'in ayrımına göre güven, yalnızca dayanmadan farklı olarak karşı tarafın iyi niyetine dair bir beklenti içerir; kurumlarda buna hesap verebilirlik eklenir.
  • Modern bilgi, kurumsal tanıklık zincirleriyle aktarılır; her halka kendi amaçlarını ve bozulma biçimlerini taşır.
  • Epistemik özerklik, güveni kendi yargınla yönetmek olarak yeniden tanımlanabilir; Güven Bütçesi, sınırlı doğrulama emeğini bedel ve maliyete göre dağıtmayı sağlar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Kant'ın aydınlanma sloganı?Bilmeye cesaret et, kendi aklını kullan
"Epistemik Bağımlılık" kimin, hangi yıl?John Hardwig, 1985
Hardwig'e göre çok yazarlı araştırmalarda bilgi nerededir?Topluluğun karşılıklı güven ilişkilerinde
Bilişsel iş bölümü kimin fikri?Philip Kitcher, 1990
Baier'e göre güven ile dayanma farkı?Güven iyi niyete ve yükümlülüğe dair beklenti içerir
Kurumsal güvenin üçüncü boyutu?Hesap verebilirlik
Bilim haberlerinde abartı sık sık nerede başlar?Basın bültenlerinde
Güven Bütçesi'nin dört kararı?Doğrula, bilinçli güven, varsayılan güven, yargıyı askıya al

Sonraki derse köprü

Epistemik bağımlılık kaçınılmazsa, asıl soru kime bağımlı olacağımızdır. Bir salgında iki uzman birbirine zıt şeyler söylediğinde, ikisinin de gerekçelerini değerlendirecek bilgiye sahip değilsek, hangisine güveneceğimize nasıl karar veririz? Güvenilirlik dersinde tanıdığımız Alvin Goldman, 2001'de yayımlanan bir makalesinde, sıradan bir insanın iki uzman arasında seçim yapmasına yardım edecek beş ölçüt önerdi. Ders 6.2, bu uzman seçme problemini ve Goldman'ın ölçütlerini inceleyecek ve araç kutuna Uzman Değerlendirme Kartı'nı ekleyecek.

Günlük sorusu: Hayatındaki hangi önemli bilgiyi, zincirin hiçbir halkasını görmeden kabul ediyorsun ve bu güveni neye dayandırıyorsun?

Tarihte bu tartışma

Bilginin bir topluluk işi olduğu fikri, felsefe tarihinde çoğu zaman ikinci plana itildi. Descartes'tan Kant'a uzanan modern gelenek, bilgiyi büyük ölçüde bireysel bir zihnin başarısı olarak ele aldı. On yedinci yüzyılda John Locke, tanıklığa dayanan inançların derecesini tanıkların sayısına, dürüstlüğüne ve yetkinliğine göre tartmayı önermişti; ama bu tartışma bireysel bir değerlendirme çerçevesinde kaldı. Yirminci yüzyılın sonunda bu çerçeve genişledi. 1985'te Hardwig'in makalesi, 1986'da Baier'in güven üzerine çalışması, 1990'da Kitcher'ın bilişsel iş bölümü analizi ve 1992'de Coady'nin tanıklık kitabı, bilginin toplumsal boyutunu epistemolojinin merkezine taşıdı. 1999'da Goldman'ın Toplumsal Bir Dünyada Bilgi kitabı, sosyal epistemolojiyi epistemolojinin ayrı bir dalı olarak tanımlamaya katkıda bulundu. Bugün bu alan, uzmanlık, medya, bilim kurumları ve dijital platformlar üzerine çalışmalarla hızla genişlemektedir.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.