Giriş
İngiliz gökbilimci Edmond Halley, 1705'te yayımladığı bir çalışmada, 1531, 1607 ve 1682'de görülen kuyruklu yıldızların aslında aynı gök cismi olduğunu ve Newton'ın çekim yasalarına göre yaklaşık yetmiş altı yılda bir güneşe yaklaştığını öne sürdü. Bir sonraki dönüşün 1758 dolaylarında olacağını hesapladı. Halley bu tarihi göremeden öldü. 1758'in Noel gecesinde, Almanya'da bir amatör gökbilimci, kuyruklu yıldızı yeniden gördü. Bugün Halley'nin adını taşıyan bu kuyruklu yıldız, Newton kuramının hiç kimsenin beklemediği bir olguyu önceden söyleyip doğrulatmasının en ünlü örneklerinden biri oldu.
Halley'nin başarısını değerli kılan, kuyruklu yıldızın geri gelmesi değil, geri geleceğinin önceden söylenmiş olmasıdır. Imre Lakatos, bilimin akılcılığını tam bu farkın üzerine kurmaya çalıştı: olguları sonradan açıklayan bir kuram ile onları önceden söyleyen bir kuram aynı değerde değildir. Arkadaşı Paul Feyerabend ise tarihe bakıp bu tür her ölçütün bir gün çiğnendiğini gösterdi. Bu derste iki düşünürü, aynı soruya zıt yönlerden bakarken izleyeceksin: bir kurama ne zaman güvenmeli, ne zaman onu bırakmalıyız?
Bu dersin kazanımları:
- Lakatos'un araştırma programları metodolojisini ve Feyerabend'in yöntem eleştirisini açıklarsın. (anla)
- Bir araştırma programının son dönemdeki değişikliklerini ilerleyen ya da yozlaşan olarak çözümlersin. (analiz et)
- Bir programı bırakmak ile ona zaman tanımak arasındaki kararı, Lakatos'un ölçütü ve Feyerabend'in uyarısını birlikte tartarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Popper ile Kuhn arasında
Lakatos, Popper'ın öğrencisi ve meslektaşı olarak Londra'da çalıştı ve Popper'ın bilimin akılcı olduğu inancını paylaştı. Ama Kuhn'un tarihsel gözlemlerini de ciddiye aldı: bilim insanları kuramlarını ilk olumsuz sonuçta bırakmaz ve çoğu zaman bunu yapmakta haklıdır. Neptün hikâyesi bunun açık bir örneğiydi. Lakatos'un sorusu şuydu: Popper'ın akılcılığını, Kuhn'un tarihsel gerçekçiliğiyle nasıl birleştirebiliriz?
Lakatos'un cevabı, değerlendirmenin birimini değiştirmekti. Popper tek tek kuramları değerlendiriyordu; Kuhn bütün bir paradigmayı. Lakatos ise araştırma programlarını değerlendirmeyi önerdi: zaman içinde birbirini izleyen, ortak bir çekirdeği paylaşan kuramlar dizisi. Bir kuramın tek bir anda doğru ya da yanlış olduğuna değil, bir programın zaman içinde nasıl geliştiğine bakmak gerekir.
Sert çekirdek ve koruyucu kuşak
Lakatos'a göre her araştırma programının bir sert çekirdeği vardır: programın savunucularının vazgeçmeye hazır olmadığı temel varsayımlar. Newton'ın programında bu çekirdek, üç hareket yasası ve evrensel çekim yasasıydı. Çekirdeğin çevresinde ise bir koruyucu kuşak bulunur: yardımcı varsayımlar, gözlem kuramları, başlangıç koşullarına dair kabuller. Bir öngörü yanlış çıktığında, program çekirdeği değil, koruyucu kuşağı değiştirir.
Lakatos bu işleyişi iki yol gösterici kuralla betimledi. Olumsuz yol gösterici, çekirdeğe dokunmamayı, olumsuz sonuçları kuşağa yönlendirmeyi söyler. Olumlu yol gösterici ise programın bir yol haritasıdır: hangi sorunların hangi sırayla ele alınacağını, hangi modellerin sırayla geliştirileceğini gösterir. Newton, önce Güneş'i sabit ve gezegeni bir nokta kabul eden basit bir modelle başladı, sonra modeli adım adım karmaşıklaştırdı. Bu yol haritası sayesinde program, ilk modellerin yanlış çıkmasından sarsılmadı; çünkü o yanlışlıklar önceden bekleniyordu. Lakatos bu gözlemi keskin bir cümleyle genelleştirdi: bütün kuramlar, doğdukları anda bilinen bazı olgularla çelişir; yani hepsi bir anlamda çürütülmüş olarak doğar. Bir kuramı yalnızca karşı örneği olduğu için bırakmak, hiçbir kuramın büyümesine izin vermemek demektir.
İlerleyen ve yozlaşan programlar
Lakatos'un asıl ölçütü, koruyucu kuşakta yapılan değişikliklerin niteliğine bakar. Bir değişiklik, yalnızca olumsuz sonucu açıklamakla kalmayıp yeni olgular öngörüyorsa, program kuramsal olarak ilerliyordur. Bu yeni öngörülerin bir kısmı gözlemle doğrulanıyorsa, program deneysel olarak da ilerliyordur. Neptün'ün öngörülmesi ve bulunması, Halley'nin kuyruklu yıldızının dönüşü, bu tür ilerlemenin örnekleridir.
Bir değişiklik ise yalnızca olumsuz sonucu açıklıyor, başka hiçbir yeni olgu öngörmüyorsa, ya da öngördüğü olgular sürekli doğrulanamıyorsa, program yozlaşıyordur. Popper'ın ad hoc hipotez kavramı burada bir programın zaman içindeki davranışına dönüşür: tek bir ad hoc hamle bir programı çürütmez, ama sürekli ad hoc hamlelerle ayakta kalan bir program, olgulara yetişmeye çalışan, onları önceden söyleyemeyen bir programdır.
Anlık akılcılık yoktur
Lakatos'un görüşünün önemli bir sonucu, bir programın ilerleyen mi yozlaşan mı olduğunun tek bir anda belirlenemeyeceğidir. Bir program bir süre yozlaşabilir, sonra yeni bir öngörüyle yeniden canlanabilir. Kopernik'in Güneş merkezli sistemi, ilk dönemlerinde gözlemleri eski sistemden daha iyi açıklamıyordu; ama zamanla, Kepler ve Galileo'nun katkılarıyla, ilerleyen bir programa dönüştü. Lakatos buna "anlık akılcılık yoktur" dedi: bir programı bırakıp bırakmama kararı ancak geriye dönüp bakıldığında netleşir.
Bu, Lakatos'un ölçütünü güçlü ama tehlikeli kılar. Güçlüdür, çünkü bilim insanlarının yeni bir programa sabırla sahip çıkmasını meşru kılar. Tehlikelidir, çünkü bir programın ne kadar süre yozlaşmasına izin verileceği konusunda bir sınır koymaz. Bir bilim insanı, yozlaşan bir programa "bir gün yeniden canlanabilir" diyerek sonsuza kadar bağlı kalabilir ve Lakatos'un ölçütü ona "akılsızca davranıyorsun" diyemez. Lakatos'un önerdiği şey, bu kişinin durumunu açıkça kabul etmesiydi: yozlaşan bir programda çalışmak meşrudur, ama bunu gizlemek ve programın durumunu olduğundan iyi göstermek meşru değildir.
Tarih, yöntemin sınavıdır
Lakatos, yöntem kuramlarının kendilerinin de sınanması gerektiğini düşündü ve bunun için bir ölçüt önerdi: bir bilim felsefesi, bilim tarihinin büyük başarılarını ne kadar akılcı gösterebiliyorsa o kadar iyidir. Her yöntem, tarihi kendi gözlüğüyle yeniden okur; buna akılcı yeniden kurgu dedi. Tümevarımcı biri tarihte birikmiş gözlemler, Popperci biri cesur çürütmeler, Kuhncu biri paradigma değişimleri görür. Yöntemin açıklayamadığı her şey, bilimin "dış tarihine", yani psikolojik, toplumsal ya da siyasi etkenlere bırakılır.
Lakatos'a göre iyi bir yöntem, bilimin gelişiminin olabildiğince büyük kısmını "iç tarih" olarak, yani akılcı kararların sonucu olarak açıklayabilen yöntemdir. Bu yaklaşımı, Kant'ın ünlü bir cümlesinden esinlenen bir formülle özetledi: bilim tarihi olmadan bilim felsefesi boştur, bilim felsefesi olmadan bilim tarihi kördür. Popper'ın ölçütü, Neptün ve Merkür örneklerinde gördüğümüz gibi, tarihin önemli bir kısmını akıl dışı gösteriyordu; Lakatos kendi yönteminin daha fazlasını kurtardığını savundu. Feyerabend ise bu sınavın, dürüstçe uygulandığında, hiçbir yöntemin geçemeyeceği bir sınav olduğunu öne sürecekti.
Feyerabend: yönteme karşı
Feyerabend, Lakatos'un bu zaafını yakaladı ve onu çok daha ileri götürdü. 1975'te yayımlanan Yönteme Karşı kitabında, bilim tarihinin büyük başarılarının çoğunun, dönemlerinin kabul görmüş yöntem kurallarını çiğneyerek elde edildiğini savundu. Başlıca örneği Galileo'ydu. Feyerabend'e göre Galileo, Kopernik sistemini savunurken yalnızca kanıta dayanmadı; dönemin gözlemleriyle çelişen bir kuramı savundu, teleskopun güvenilirliğini henüz kanıtlanmamışken kabul etti, ikna için retorik ve propaganda kullandı. Feyerabend'e göre Galileo, dönemin yöntem kurallarına uysaydı, Kopernik sistemi kabul görmezdi.
Buradan çarpıcı bir sonuca vardı: her durumda geçerli olan tek bir yöntem kuralı yoktur. Her kural, bir dönemde bilimin ilerlemesine hizmet eder, başka bir dönemde onu engeller. Feyerabend, bütün koşullarda savunulabilecek tek ilkenin "her şey olur" ilkesi olduğunu yazdı. Bu ifade çoğu zaman "bilimde her şey serbesttir" diye yanlış anlaşıldı. Feyerabend'in kastettiği, yöntemi reddetmek değil, herhangi bir yöntemi mutlaklaştırmayı reddetmekti: bir rasyonalist sabit kurallar isterse, tarih ona verebileceği tek evrensel kuralın bu boş ilke olduğunu gösterir.
Feyerabend'in olumlu önerisi: çoğulculuk
Feyerabend'in eleştirisi yalnızca yıkıcı değildi; bir öneri de içeriyordu: kuramsal çoğulculuk. Egemen bir kuramın zayıflıklarını görmek için, ona rakip kuramlara ihtiyaç vardır; çünkü bir kuramın kör noktaları, çoğu zaman yalnızca başka bir kuramın ışığında görünür hâle gelir. Bu yüzden bilim, egemen kurama uymayan fikirleri erkenden bastırmamalı, onlara gelişme alanı tanımalıdır. Feyerabend buna, yerleşik kuramla çelişen hipotezler geliştirmeyi öneren karşı-tümevarım adını verdi.
Bu öneri, Lakatos'un sabır ilkesiyle şaşırtıcı biçimde örtüşür. İkisi de yeni bir programın erken aşamada gözlemlerle çelişmesinin onu reddetmek için yeterli sebep olmadığını düşünür. Fark şuradadır: Lakatos bir ölçüt önerir ve onun geriye dönük olarak işlediğini kabul eder; Feyerabend ise ölçütün geriye dönük işlediği için bugün bilim insanlarına bir kural olarak verilemeyeceğini söyler.
Bilim ve toplum
Feyerabend'in son hamlesi, siyasi bir hamleydi. 1978'de yayımlanan Özgür Bir Toplumda Bilim kitabında, devlet ile kilisenin ayrılması gibi devlet ile bilimin de ayrılması gerektiğini, bilimin toplumdaki diğer bilgi gelenekleri üzerinde tartışmasız bir otoriteye sahip olmaması gerektiğini savundu. Bu görüş, Feyerabend'i bilimin düşmanı olarak gösteren tepkilere yol açtı. Feyerabend ise bilime değil, bilimin eleştiriden muaf tutulmasına karşı olduğunu söyledi.
Bu tartışma bugün de canlıdır, ve dikkatli bir ayrım gerektirir. Bilimin kurumlarının eleştiriye açık olması, bu modülün başından beri gördüğümüz örgütlü kuşkuculuğun ta kendisidir; ego tükenmesi hikâyesi, eleştirinin bilimin içinden gelmesiyle düzeltildi. Ama "bilim de bir görüştür, her görüş eşittir" sonucu, Feyerabend'in argümanından çıkmaz ve sağlık ya da güvenlik gibi alanlarda ciddi zararlara yol açabilir. Feyerabend'in en değerli dersi, bilimin kendi kurallarını dogmaya dönüştürmemesi gerektiğidir; bilimin yerine herhangi bir inancın geçebileceği değil.
Lakatos ile Feyerabend'in dostluğu
İki düşünürün ilişkisi, fikirlerinin anlaşılmasına yardım eder. Lakatos ile Feyerabend yakın dostlardı ve yöntem sorununu birbirleriyle mektuplar aracılığıyla, çoğu zaman şakacı ve sert bir üslupla tartıştılar. Birlikte bir kitap yazmayı planladılar: Lakatos yöntemi savunacak, Feyerabend ona karşı çıkacaktı. Lakatos'un 1974'te ölmesi üzerine kitap yazılamadı; Feyerabend Yönteme Karşı'yı ona ithaf etti. Aralarındaki yazışmalar, 1999'da Yöntem Lehine ve Aleyhine adıyla yayımlandı. Bu hikâye, iki karşıt görüşün aslında aynı sorunun iki yüzü olduğunu hatırlatır: bir programa ne zaman güvenmeli, ne zaman onu bırakmalıyız?
İlerleyen/Yozlaşan Program Ayırıcı
Bu dersin aracı, bir kuramın, bir stratejinin ya da bir yaklaşımın son dönemdeki değişikliklerini Lakatos'un ölçütüyle sınıflandırır ve Feyerabend'in uyarısıyla dengeler. Önce programın sert çekirdeğini yazarsın: savunucularının vazgeçmeye hazır olmadığı temel iddialar. Sonra koruyucu kuşağı, yani son dönemde eklenen ya da değiştirilen yardımcı varsayımları listelersin. Her değişiklik için iki soru sorarsın: bu değişiklik yeni bir olgu öngördü mü, ve bu öngörü doğrulandı mı? Ardından aynı dönemde rakip programların ne yaptığına bakarsın. Son olarak kararını verirsin: program ilerliyor mu, yozlaşıyor mu, yoksa henüz değerlendirmek için çok mu erken?
Karşı-görüş kapısındaki yeri, iki uç arasında bir denge kurmaktır. Yozlaşan bir programı "bir gün düzelir" diye sonsuza kadar savunmak da, yeni bir programı ilk zayıflığında reddetmek de hatalıdır. Araç, programın durumunu açıkça adlandırmayı ve bu durumu olduğundan iyi ya da kötü göstermemeyi ister.
Örnekler
Basit örnek: bir takımın oyun anlayışı
Bir basketbol takımının teknik direktörü, takımının hızlı hücum ve dış atış üzerine kurulu bir oyun anlayışıyla oynaması gerektiğine inanıyor. Sezonun ilk yarısında takım birkaç maç kaybediyor. İlerleyen/Yozlaşan Program Ayırıcı'yı uygulayalım. Sert çekirdek: hızlı hücum ve dış atış. Koruyucu kuşak: kadro seçimi, savunma düzeni, oyuncu rotasyonu. İlk düzeltme: teknik direktör, yenilgilerin savunmadaki ribaunt eksikliğinden kaynaklandığını öne sürüyor ve bir savunma değişikliği yaparak, bu değişikliğin sonraki maçlarda rakibe verilen ikinci şans sayısını azaltacağını ve hızlı hücum sayısını artıracağını önceden söylüyor. Bu iki öngörü sonraki maçlarda gerçekleşiyor: program ilerliyor. Şimdi alternatif bir senaryo düşünelim: her yenilgiden sonra teknik direktör farklı bir sebep gösteriyor: hakemler, sakatlıklar, rakibin şansı, deplasman yorgunluğu. Bu açıklamaların hiçbiri bir sonraki maç için sınanabilir bir öngörü üretmiyor. Program yozlaşıyor. Karar, oyun anlayışının doğru olup olmadığı değil, onu savunma biçiminin nasıl olduğudur.
Orta örnek: kayıp kütle ve rakip programlar
Gökbilimciler yirminci yüzyılda, gökadaların dış bölgelerindeki yıldızların, görünen madde miktarının öngördüğünden daha hızlı döndüğünü gözlemledi. Bu, çekim kuramı için bir anomaliydi. İki ayrı araştırma programı bu anomaliye farklı cevaplar verdi. Birinci program, çekim kuramının çekirdeğine dokunmadı ve koruyucu kuşağa bir yardımcı varsayım ekledi: görünmeyen, ışık yaymayan bir madde türü, yani karanlık madde vardır. İkinci program ise, çekim yasasının kendisinin çok düşük ivmelerde farklı davrandığını öne sürerek çekirdeği değiştirdi. İlerleyen/Yozlaşan Program Ayırıcı'yı uygulayalım. Karanlık madde varsayımı, gökada dönüşlerinin ötesinde, başka gözlemler için de öngörüler üretti; örneğin gökada kümelerinin çarpışmalarında kütlenin görünen maddeden ayrı bir yerde toplanması gerektiği gibi; bazı gözlemler bu yönde yorumlandı. Ama karanlık maddenin kendisi, onlarca yıllık doğrudan arama deneylerinde henüz yakalanamadı. Rakip program ise bazı gökada ölçeğindeki olguları başarıyla öngördü, ama daha büyük ölçekli gözlemleri açıklamakta zorlandı. Bu örnek, Lakatos'un "anlık akılcılık yoktur" ilkesini canlı biçimde gösterir: tartışma bugün de sürüyor ve bilim insanlarının çoğunluğunun bir programı tercih etmesi, öteki programın tamamen bırakılmasını gerektirmez. Feyerabend'in çoğulculuğu burada bir erdem olarak görünür.
Gerçek hayat örneği: bir şirketin büyüme stratejisi
Bir yazılım şirketi, ürününü büyük kurumsal müşterilere satmanın tek doğru büyüme yolu olduğuna inanıyor. Üç çeyrek boyunca hedefler tutmuyor. İlerleyen/Yozlaşan Program Ayırıcı'yı uygulayalım. Sert çekirdek: "Büyüme kurumsal satışla gelir." Koruyucu kuşak: satış ekibinin büyüklüğü, fiyatlandırma, hedef sektörler. Birinci çeyrekte yönetim, sorunun satış ekibinin küçüklüğü olduğunu söylüyor ve ekip büyütülürse görüşme sayısının ve imzalanan sözleşmelerin artacağını öngörüyor. Görüşme sayısı artıyor, sözleşmeler artmıyor. İkinci çeyrekte sorun fiyatlandırmaya, üçüncü çeyrekte "piyasa koşullarına" bağlanıyor. Her yeni açıklama, bir öncekinin öngörüsü tutmadıktan sonra geliyor ve hiçbiri bir sonraki çeyrek için sınanabilir, yeni bir öngörü üretmiyor. Program yozlaşıyor. Feyerabend'in uyarısı burada da geçerlidir: şirket içinde küçük müşterilere yönelik bir deneme ekibi kuran bir çalışanın önerisi, egemen stratejiyle çeliştiği için hemen reddedilmemelidir; ona sınırlı bir gelişme alanı tanımak, egemen stratejinin kör noktalarını görmenin bir yolu olabilir.
Vakaya dönüş
Ego tükenmesi kuramını bir araştırma programı olarak okuyalım. Sert çekirdek: öz denetim, sınırlı ve kullanıldıkça tükenen bir kaynağa dayanır. Koruyucu kuşak: kaynağın hangi görevlerle tükendiği, nasıl ölçüleceği, hangi koşullarda yenilenebileceği. Programın ilk döneminde, kuşağa eklenen varsayımların bir kısmı yeni ve cesur öngörüler üretti; örneğin kaynağın kan şekeriyle ilişkili olduğu ve şekerli bir içeceğin tükenmeyi giderebileceği öne sürüldü. Bu, kuramsal olarak ilerleyen bir hamleydi. Ama bu öngörüler sonraki çalışmalarda tutarlı biçimde doğrulanamadı ve eleştirildi.
Sonraki dönemde, sonuç bulamayan çalışmalar arttıkça, kuşağa eklenen varsayımlar giderek olumsuz sonuçları sonradan açıklamaya yöneldi: katılımcıların inançları, motivasyonları, görevin türü. Bu eklemelerin bir kısmı kendi başına ilginç araştırmalara yol açtı; ama programın çekirdeği için yeni, bağımsız olarak doğrulanan öngörüler üretmekte zorlandı. Lakatos'un diliyle, program bu dönemde yozlaşma belirtileri gösterdi. Aynı dönemde rakip bir program, yorgunluğu dikkat ve motivasyonun yeniden yönlenmesiyle açıklayan bir yaklaşım, gelişmeye başladı. Feyerabend'in çoğulculuğu burada da yol gösterir: rakip programın varlığı, eski programın zayıflıklarını görünür kıldı. Ama Lakatos'un uyarısı da geçerlidir: bir programın yozlaşma belirtileri göstermesi, onun kesin olarak ölü olduğu anlamına gelmez.
Araç kartı: İlerleyen/Yozlaşan Program Ayırıcı
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir kuramın, stratejinin ya da yaklaşımın son dönemdeki değişikliklerini yeni öngörü üretip üretmediğine göre ilerleyen ya da yozlaşan olarak sınıflandırır |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
| Adımlar | 1) Sert çekirdeği yaz: vazgeçilmeyen temel iddialar. 2) Koruyucu kuşağı yaz: son dönemde eklenen ya da değiştirilen yardımcı varsayımlar. 3) Her değişiklik için sor: yeni bir olgu öngördü mü, bu öngörü doğrulandı mı? 4) Aynı dönemde rakip programların durumuna bak. 5) Karar ver: ilerliyor, yozlaşıyor ya da değerlendirmek için erken; durumu olduğundan iyi ya da kötü gösterme |
| Ne zaman kullanılır | Bir kuram, strateji ya da yaklaşım tekrar tekrar başarısız olduğu hâlde savunulmaya devam ettiğinde; yeni bir yaklaşımın ilk zayıflıklarıyla reddedilmek üzere olduğu durumlarda |
| Sık hata | Tek bir ad hoc hamleyi programın ölümü saymak; ya da tersine, sürekli sonradan açıklamalarla ayakta kalan bir programı "henüz erken" diyerek süresiz savunmak |
Egzersiz
Bu egzersizin son adımı, Lakatos'un ölçütünü kendi hayatına uygulamanın en doğrudan yoludur. Bir yaklaşımı savunmaya devam etmek meşrudur; ama onun ilerleyip ilerlemediğini görmek için, ona önceden söyleyebileceği bir şey sormak gerekir.
Mini test
- Lakatos'un değerlendirme birimi olarak araştırma programlarını seçmesi, Popper'ın ve Kuhn'un yaklaşımlarından nasıl ayrılır?
- Sert çekirdek ile koruyucu kuşak arasındaki ilişki nedir?
- Bir programın ilerleyen mi yozlaşan mı olduğunu hangi ölçüt belirler?
- Feyerabend'in "her şey olur" ifadesi ne anlama gelir ve neden sık sık yanlış anlaşılır?
- Bir haber sitesinin yayın politikası, okurlarını her zaman en hızlı haberle kazanmak üzerine kurulu. Okur sayısı düşünce yöneticiler önce "algoritma değişti", sonra "rakiplerin reklam bütçesi arttı", sonra "okurlar tatilde" diyor. İlerleyen/Yozlaşan Program Ayırıcı ile değerlendir.
Cevapları göster
- Popper tek tek kuramları, Kuhn bütün bir paradigmayı değerlendirirken, Lakatos ortak bir çekirdeği paylaşan ve zaman içinde birbirini izleyen kuramlar dizisini değerlendirir; bir kuramın tek bir andaki durumuna değil, programın gelişimine bakar.
- Sert çekirdek, savunucuların vazgeçmediği temel varsayımlardır; koruyucu kuşak, olumsuz sonuçlar karşısında değiştirilen yardımcı varsayımlardır. Program, olumsuz sonuçları çekirdeğe değil kuşağa yönlendirir.
- Kuşakta yapılan değişikliklerin yeni olgular öngörüp öngörmediği ve bu öngörülerin doğrulanıp doğrulanmadığı. Öngörüyor ve doğrulanıyorsa ilerliyor; yalnızca olumsuz sonuçları sonradan açıklıyorsa yozlaşıyordur.
- Bütün koşullarda geçerli tek bir yöntem kuralı olmadığını, sabit kurallar isteyen birine tarihin verebileceği tek evrensel ilkenin bu boş ilke olduğunu anlatır. "Bilimde her şey serbesttir" diye yanlış anlaşılır, oysa Feyerabend'in hedefi yöntemi değil, herhangi bir yöntemi mutlaklaştırmayı reddetmektir.
- Sert çekirdek: "Okur en hızlı haberle kazanılır." Kuşağa eklenen açıklamalar sırasıyla algoritma, rakip bütçesi ve tatil; hiçbiri önceden bir öngörü üretmiyor, hepsi olumsuz sonuç geldikten sonra ekleniyor ve bir sonraki dönem için sınanabilir bir iddia içermiyor. Program yozlaşıyor. İlerleyen bir hamle, örneğin "haberleri daha derin analizle desteklersek okurların sayfada kalma süresi ve geri dönüş oranı artar" gibi önceden sınanabilir bir öngörü üretirdi.
Özet
- Lakatos, Popper'ın akılcılığını Kuhn'un tarihsel gözlemleriyle birleştirmek için değerlendirme birimini araştırma programları olarak belirledi.
- Her programın vazgeçilmeyen bir sert çekirdeği ve olumsuz sonuçlar karşısında değişen bir koruyucu kuşağı vardır; olumsuz ve olumlu yol göstericiler programın davranışını yönlendirir.
- Kuşaktaki değişiklikler yeni olguları öngörüp doğrulatıyorsa program ilerler; yalnızca olumsuz sonuçları sonradan açıklıyorsa yozlaşır.
- Anlık akılcılık yoktur: bir programın durumu ancak zaman içinde netleşir; bu, ölçütün hem gücü hem zaafıdır.
- Feyerabend, tarihteki büyük başarıların yöntem kurallarını çiğnediğini savundu; "her şey olur" ifadesi yöntemin mutlaklaştırılmasına karşı bir uyarıdır, önerisi ise kuramsal çoğulculuktur.
- İlerleyen/Yozlaşan Program Ayırıcı, bir yaklaşımın son dönemdeki değişikliklerini yeni öngörü üretip üretmediğine göre sınıflandırır ve rakip programlara alan tanımayı hatırlatır.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Halley kuyruklu yıldızın dönüşünü hangi yıl için öngördü? | 1758 dolayları |
| Lakatos'un değerlendirme birimi? | Araştırma programı |
| Sert çekirdek ile koruyucu kuşak? | Vazgeçilmeyen temel varsayımlar ile değiştirilebilen yardımcı varsayımlar |
| İlerleyen program? | Yeni olgular öngören ve bunların bir kısmı doğrulanan program |
| "Anlık akılcılık yoktur" ne demek? | Bir programın durumu ancak geriye dönük olarak netleşir |
| Yönteme Karşı hangi yıl yayımlandı? | 1975 |
| Feyerabend'in olumlu önerisi? | Kuramsal çoğulculuk ve karşı-tümevarım |
| Lakatos ile Feyerabend'in yazışmaları hangi adla yayımlandı? | Yöntem Lehine ve Aleyhine, 1999 |
Sonraki derse köprü
Lakatos bir programı, gözlemlenebilir olguları önceden söyleme başarısıyla değerlendirdi. Ama başarılı bir program bize dünya hakkında ne söyler? Newton'ın programı yüzyıllarca başarılı öngörüler üretti, sonra yerini başka bir kurama bıraktı. Karanlık madde gibi hiç görülmemiş varlıklardan söz eden kuramlar, gerçekten var olan şeyleri mi betimler, yoksa yalnızca işe yarayan hesap araçları mıdır? Ders 5.5, bilimsel gerçekçilik tartışmasını, bilimin başarısının ancak kuramların yaklaşık olarak doğru olmasıyla açıklanabileceğini savunan "mucize yok" argümanını ve ona yöneltilen tarihsel itirazları inceleyecek ve araç kutuna Model–Gerçeklik Mesafesi'ni ekleyecek.
Günlük sorusu: Uzun süredir savunduğun bir yaklaşım, son birkaç yılda sana önceden hiç beklemediğin ve sonra doğru çıkan bir şey söyledi mi?
Tarihte bu tartışma
Imre Lakatos, 1922'de Macaristan'da doğdu, İkinci Dünya Savaşı yıllarını ve savaş sonrası dönemi Macaristan'da geçirdi ve 1956'dan sonra ülkeden ayrılarak İngiltere'ye yerleşti. Londra Ekonomi Okulu'nda Popper'ın meslektaşı oldu. Matematiksel bilginin nasıl geliştiğini inceleyen Kanıtlar ve Çürütmeler 1960'ların başında makaleler hâlinde yayımlandı. Bilim felsefesindeki başlıca makalesi "Yanlışlama ve Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi" ise Kuhn ile Popper çevresinin tartışmalarını toplayan 1970 tarihli Eleştiri ve Bilginin Büyümesi derlemesinde yayımlandı. Lakatos 1974'te beklenmedik biçimde öldü. Paul Feyerabend, 1924'te Viyana'da doğdu, bir dönem Popper'ın etkisinde kaldı, sonra onun en sert eleştirmenlerinden biri oldu. 1975'teki Yönteme Karşı, bilim felsefesinin en çok tartışılan kitaplarından biri hâline geldi. İki dostun yazışmaları, ölümlerinden sonra 1999'da yayımlandı ve yöntem tartışmasının kişisel yüzünü görünür kıldı.