Giriş
1774'te İngiliz kimyager Joseph Priestley, cıva oksidini ısıttığında ortaya çıkan bir gazın mum alevini parlattığını ve farelerin onun içinde daha uzun yaşadığını fark etti. Priestley bu gazı, dönemin yerleşik kuramına göre adlandırdı: "flojistonu alınmış hava." O dönemde kimyagerlerin çoğu, yanan maddelerin flojiston denen bir öz yitirdiğini düşünüyordu. Fransız kimyager Antoine Lavoisier ise benzer deneyleri farklı bir çerçeveyle okudu: yanma bir şeyin kaybı değil, havadaki bir bileşenle birleşmeydi. Bu bileşene oksijen adını verdi. İki bilim insanı aynı gazı gördü, ama farklı şeyler gördü. Priestley hayatının sonuna kadar flojiston kuramını savundu.
Popper'a göre Priestley kötü bir bilim insanıydı: kuramına karşı biriken kanıtlara rağmen onu bırakmadı. Ama Priestley, döneminin en yetenekli deneycilerinden biriydi ve tutumu, meslektaşlarının çoğunun tutumundan farklı değildi. Thomas Kuhn'un 1962 tarihli kitabı Bilimsel Devrimlerin Yapısı, bu tür davranışları bir kusur olarak değil, bilimin nasıl çalıştığının bir parçası olarak anlamaya çalışır. Bu derste Kuhn'un kavram setini ve bilimin neden hem tutucu hem de devrimci olabildiğini göreceksin.
Bu dersin kazanımları:
- Kuhn'un paradigma, normal bilim, anomali, kriz ve devrim kavramlarını açıklarsın. (anla)
- Bir tartışmada tarafların hangi çerçevelerden konuştuğunu ve hangi anomalilerin kenara konduğunu çözümlersin. (analiz et)
- Kuhn'un bilim resminin görecilik suçlamasına karşı ne kadar dayandığını değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Paradigma nedir?
Kuhn'un en çok bilinen kavramı paradigmadır. Kuhn bu kelimeyi kitabında pek çok farklı anlamda kullandı ve eleştirmenler bunu hemen fark etti; bu yüzden 1969'da kitabın ikinci baskısına eklediği sonsözde kavramı iki anlama indirdi. Birinci anlamda paradigma, bir bilim topluluğunun paylaştığı disiplin matrisidir: temel kuramsal varsayımlar, kabul gören yöntemler, ölçüm standartları, hangi soruların sorulmaya değer olduğuna dair ortak yargılar. İkinci ve Kuhn'a göre daha derin anlamda paradigma, örnek başarılardır: öğrencilerin ders kitaplarında çözdüğü, bir alanın nasıl çalıştığını gösteren somut problem çözümleri.
Örnek başarılar vurgusu önemlidir. Bir fizik öğrencisi, Newton mekaniğini soyut ilkelerden değil, eğik düzlem, sarkaç ve eğik atış gibi örnek problemleri çözerek öğrenir. Bu problemler ona yalnızca formülleri değil, dünyayı nasıl göreceğini de öğretir: yeni bir durumla karşılaştığında onu hangi örneğe benzeteceğini, hangi değişkenleri önemli sayacağını. Paradigma, bir alanın bilim insanlarına ortak bir gözlük takar.
Normal bilim: bulmaca çözmek
Kuhn'a göre bilim insanlarının zamanının büyük kısmı, paradigmayı sorgulamakla değil, onun içinde çalışmakla geçer. Bu etkinliğe normal bilim adını verdi. Normal bilim, paradigmanın ortaya koyduğu soruları çözmeye, onun ölçümlerini daha kesin hâle getirmeye, onun kapsamını yeni olgulara genişletmeye çalışır. Kuhn bu işi bulmaca çözmeye benzetti: bulmacanın bir çözümü olduğu varsayılır ve çözemeyen, bulmacayı değil kendi becerisini sorgular.
Bu resim, Popper'ın resminden çok farklıdır. Popper için iyi bir bilim insanı, kuramını sürekli çürütmeye çalışan biridir. Kuhn için ise normal bilim insanı, paradigmayı sınamaz, onu kullanır. Beklenmedik bir sonuç aldığında, önce ölçümünden, aletinden, kendi hesabından şüphelenir. Kuhn bunun bir kusur değil, bilimin verimliliğinin kaynağı olduğunu savundu: temel sorular her gün yeniden tartışılsaydı, ayrıntılı ve birikimli bir araştırma hiç yapılamazdı. Neptün'ün keşfi, normal bilimin bir zaferidir: Uranüs'ün sapması, Newton'ı reddetmeye değil, paradigmanın içinde çözülecek bir bulmacaya dönüştü.
Anomaliler ve kriz
Normal bilim sürerken, paradigmanın açıklayamadığı gözlemler ortaya çıkar. Kuhn bunlara anomali dedi. Anomalilerin çoğu, ya zamanla paradigmanın içinde çözülür ya da bir kenara konur ve uzun süre beklemeye alınır. Merkür'ün yörüngesindeki sapma, onlarca yıl böyle bir anomali olarak kaldı ve Newton mekaniği kullanılmaya devam etti. Kuhn'a göre bu makuldür: hiçbir paradigma her şeyi açıklamaz ve birkaç anomali, verimli bir çerçeveyi bırakmak için yeterli sebep değildir.
Ama bazen anomaliler birikir, paradigmanın merkezine dokunur ve en iyi bilim insanlarının çabalarına rağmen çözülemez. Bu noktada alan bir krize girer. Kriz dönemlerinde bilim insanları temel varsayımları tartışmaya başlar, rakip kuramlar önerilir, felsefi sorular yeniden gündeme gelir. Kuhn, kriz dönemlerinin bilim insanlarının felsefeye en çok ilgi duyduğu dönemler olduğunu gözlemledi. Flojiston kuramı, yanan metallerin ağırlaşması gibi anomaliler biriktikçe böyle bir krize girdi; kuramı kurtarmak için flojistona negatif ağırlık bile atfedildi.
Devrimler ve görüş değişimi
Kriz, ancak yeni bir paradigmanın eskisinin yerini almasıyla çözülür. Kuhn bu geçişe bilimsel devrim adını verdi ve onu siyasi devrimlere benzetti: eski düzenin kurumları içinde çözülemeyen bir sorun, düzenin kendisinin değişmesiyle çözülür. Kopernik'in Güneş merkezli sistemi, Lavoisier'nin oksijen kimyası, Einstein'ın görelilik kuramı, Kuhn'un örnekleri arasındaydı.
Kuhn'a göre devrim, yalnızca bir kuramın yerine ötekinin konması değildir; bilim insanlarının dünyayı görme biçiminin değişmesidir. Bunu bir görüş değişimine benzetti: aynı çizime bakan biri önce bir ördek, sonra bir tavşan görür. Çizgiler değişmemiştir, ama görülen şey değişmiştir. Priestley ile Lavoisier aynı gazı gördü; biri flojistonu alınmış hava, öteki oksijen gördü. Kuhn, bu yüzden devrimden sonra bilim insanlarının "farklı bir dünyada" çalıştığını söyledi; bu ifade, kitabın en çok tartışılan cümlelerinden biri oldu.
Beklenti görmeyi nasıl şekillendirir?
Kuhn, görüş değişimi fikrini desteklemek için psikolojiden bir deneye başvurdu. Amerikalı psikologlar Jerome Bruner ve Leo Postman, 1949'da katılımcılara çok kısa sürelerle oyun kartları gösterdi. Kartların bazıları normal değildi: örneğin kırmızı renkte bir maça altılısı. Katılımcılar bu anormal kartları çoğu zaman ya normal bir maça ya da normal bir kupa olarak tanımladı; beklentileri, gördüklerini düzeltiyordu. Gösterim süresi uzadıkça bazıları bir şeylerin yanlış olduğunu fark etti ve huzursuzlandı; bir kısmı ise uzun süre sonra bile anormalliği adlandıramadı.
Kuhn bu deneyi bilimsel keşfin bir modeli olarak okudu: bir anomali, önce görülmez; sonra bir rahatsızlık olarak hissedilir; sonunda, kategoriler değiştiğinde, açıkça görülür. Bu, Modül 5'in ilk dersinde gördüğümüz kuram yüklü gözlem fikrinin tarihsel ölçekte uygulanmasıdır.
Ders kitapları ve ilerleme
Kuhn, devrimlerin bilim insanlarının kendi gözünde neden bu kadar görünmez olduğunu da sordu. Cevabı ders kitaplarıydı. Her devrimden sonra ders kitapları yeniden yazılır ve alanın tarihini, sanki bugünkü paradigmaya doğru düz bir çizgide ilerlemiş gibi anlatır. Eski kuramlar ya hiç anılmaz ya da basit hatalar olarak sunulur. Böylece öğrenci, bilimin birikerek büyüyen bir doğrular yığını olduğunu öğrenir; oysa bu yığın, arada terk edilmiş pek çok çerçevenin üzerine kurulmuştur.
Bu gözlem, Kuhn'u ilerleme hakkında şaşırtıcı bir sonuca götürdü. Bilim ilerler, ama belki de önceden var olan bir doğruya doğru değil, eski çerçevelerin çözemediği sorunlardan uzaklaşarak ilerler. Kuhn bunu Darwin'in evrim kuramına benzetti: evrim de önceden belirlenmiş bir hedefe yönelmez, ama canlılar zamanla çevrelerindeki sorunları daha iyi çözen biçimler kazanır. Bu benzetme, bilimin başarısını teslim eder, ama onun nihai bir doğruyu adım adım yakaladığı resmini sorgular; bu soru, modülün bilimsel gerçekçilik dersinde yeniden karşımıza çıkacak.
Ölçüşülemezlik
Kuhn'un en radikal iddiası, ardışık paradigmaların birbirleriyle ölçüşülemez olduğudur. Ölçüşülemezlik, iki paradigmanın ortak bir ölçüyle, tarafsız bir yargıç tarafından karşılaştırılamayacağı anlamına gelir. Bunun birkaç sebebi vardır. Paradigmalar farklı soruları önemli sayar; aynı kelimeleri farklı anlamlarda kullanır, örneğin "kütle" Newton'da ve Einstein'da aynı şey değildir; ve farklı gözlemleri kanıt olarak kabul eder.
Bu iddia, bilimin akılcılığı hakkında ciddi soruları gündeme getirdi. Paradigmalar ortak bir ölçüyle karşılaştırılamıyorsa, bilim insanları bir paradigmadan ötekine neden geçer? Kuhn, Alman fizikçi Max Planck'ın bir sözüne gönderme yaptı: yeni bir bilimsel doğru, karşıtlarını ikna ederek değil, karşıtları sonunda öldüğü ve yeni bir kuşak onunla büyüdüğü için galip gelir. Bu gözlem, bilimsel değişimin yalnızca kanıtla değil, kuşaklarla ve topluluklarla da ilgili olduğunu gösterir.
Görecilik suçlaması ve Kuhn'un cevabı
Eleştirmenler, Kuhn'un bilimi akıl dışı bir süreç olarak gösterdiğini söyledi. Macar asıllı felsefeci Imre Lakatos, Kuhn'un resminde kuram değişiminin bir tür "kitle psikolojisi"ne dönüştüğünü öne sürdü. Kuhn ise bu yorumu reddetti. 1977'de yayımlanan bir makalesinde, bilim insanlarının kuram seçerken paylaştığı beş değer saydı: doğruluk, yani gözlemlerle uyum; tutarlılık; kapsam, yani açıklanan olguların genişliği; sadelik; ve verimlilik, yani yeni araştırmalara yol açma.
Kuhn'a göre bu değerler bilim insanlarını gerçekten yönlendirir, ama bir algoritma gibi çalışmaz. İki bilim insanı aynı değerleri paylaşıp farklı sonuçlara varabilir, çünkü değerleri farklı tartabilir ya da farklı yorumlayabilir. Kuram seçimi, kurallarla değil, yargıyla yapılır. Bu, keyfi olduğu anlamına gelmez; tıpkı bir hâkimin yasaları yorumlaması gibi, ortak ölçütlere dayanan ama tek bir cevabı zorunlu kılmayan bir değerlendirmedir. Zamanla, yeni paradigma bu değerlerde üstünlüğünü gösterdikçe, topluluk ona geçer.
"Paradigma kayması" sözcüğünün serüveni
Kuhn'un kavramları akademinin çok dışına taşındı. "Paradigma kayması" ifadesi, iş dünyasından reklamcılığa kadar her küçük değişikliği büyük bir devrim gibi sunmak için kullanılmaya başlandı. Kuhn bu yaygın kullanımdan hoşnut değildi. Onun için paradigma değişimi, uzun bir normal bilim döneminin, biriken anomalilerin ve derin bir krizin ardından gelen nadir bir olaydı. Her yeni fikir bir devrim değildir; çoğu, normal bilimin sıradan ilerleyişidir. Bir iddianın "paradigmayı değiştirdiğini" duyduğunda, Kuhn'un sorusunu sorabilirsin: hangi anomaliler birikmişti, hangi kriz yaşanıyordu ve eski çerçevenin hangi temel varsayımı bırakılıyor?
Paradigma Farkındalığı
Bu dersin aracı, bir tartışmada tarafların hangi çerçeveden konuştuğunu görünür kılar. Önce kendi çerçeveni yazarsın: temel varsayımların, örnek aldığın başarılar, hangi soruların sana anlamlı geldiği, hangi kanıtları kabul ettiğin. Sonra karşı tarafın çerçevesini, onu savunan birinin kabul edeceği biçimde aynı başlıklarla yazarsın. Üçüncü olarak her iki çerçevenin anomalilerini listelersin: her birinin açıklayamadığı ya da kenara koyduğu gözlemler. Dördüncü olarak iki çerçeveyi Kuhn'un beş değeriyle karşılaştırırsın. Son olarak kendine şunu sorarsın: hangi anomalilerin birikmesi beni çerçevemi değiştirmeye götürürdü?
Araç, Karşı-görüş kapısında çalışır, çünkü bir tartışmanın bir kısmının kanıtlar üzerine değil, kanıtı neyin oluşturduğu üzerine olduğunu gösterir. Çerçeveler arası bir tartışmada yeni bir veri göstermek çoğu zaman yetmez; önce iki tarafın neyi kanıt saydığını ortaya koymak gerekir.
Örnekler
Basit örnek: kırmızı maça altılısı
Bruner ve Postman'ın deneyini kendi hayatına taşı. Bir süpermarkette her gün aynı markanın aynı ambalajlı ürününü alıyorsun. Bir gün üretici ambalajı hafifçe değiştiriyor ve ürünün içeriğini de değiştiriyor; ama ambalaj eskisine çok benzediği için fark etmiyorsun. Paradigma Farkındalığı'nı uygulayalım. Çerçeven: "bu raftaki bu renk kutu, benim her zaman aldığım üründür." Bu çerçeve, her gün hızlı karar vermeni sağlayan verimli bir alışkanlıktır; normal bilimin gündelik bir karşılığıdır. Anomali: ürünün tadı biraz farklı geliyor. İlk tepkin, çerçeveni değil kendi algını sorgulamak olur: "Belki bugün ağzımın tadı yoktur." Ancak farklılık birkaç kez tekrarlanınca ambalajın arkasını okuyorsun ve içeriğin değiştiğini görüyorsun. Bu, küçük ölçekte bir görüş değişimidir: aynı kutuya artık farklı bir gözle bakıyorsun. Örnek, beklentinin algıyı nasıl düzelttiğini ve bir anomalinin fark edilmeden önce nasıl birikmesi gerektiğini gösterir.
Orta örnek: Semmelweis ve el yıkama
1840'larda Viyana Genel Hastanesi'nde çalışan Macar hekim Ignaz Semmelweis, hastanenin iki doğum servisinden birinde lohusa humması nedeniyle ölüm oranının ötekinden belirgin biçimde yüksek olduğunu fark etti. Yüksek ölüm oranlı serviste doğumlara, otopsiden gelen tıp öğrencileri ve hekimler giriyordu. Semmelweis, otopsi odasından bir şeyin ellerle taşındığını düşündü ve 1847'de klorlu kireçle el yıkamayı zorunlu kıldı; ölüm oranı belirgin biçimde düştü. Ama önerisi, döneminin hekimlerinin çoğu tarafından kabul görmedi. Paradigma Farkındalığı'nı uygulayalım. Dönemin çerçevesi: hastalıkların kötü havadan, dengesiz vücut sıvılarından ya da kişiye özgü koşullardan kaynaklandığı; mikropların hastalık yaptığı fikri henüz yerleşmemişti. Semmelweis'in bulgusu bu çerçevede bir anomaliydi: el yıkamanın neden işe yaradığını açıklayacak bir kuram yoktu. Semmelweis'in kendi açıklaması da zayıftı ve fikirlerini sunma biçimi meslektaşlarını çoğu zaman karşısına aldı. Hastalıkların mikroorganizmalarla bağlantısı, ancak on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Pasteur ve Koch gibi bilim insanlarının çalışmalarıyla bir paradigmaya dönüştü. Örnek, doğru bir bulgunun, onu açıklayacak bir çerçeve olmadan nasıl kenarda kalabileceğini gösterir.
Gerçek hayat örneği: mide ülserinin nedeni
Yirminci yüzyılın büyük bölümünde mide ülserinin başlıca nedenlerinin stres, asit ve yaşam tarzı olduğu düşünülüyordu. Midenin asitli ortamında bakterilerin yaşayamayacağı da yaygın bir varsayımdı. 1980'lerin başında Avustralyalı hekimler Robin Warren ve Barry Marshall, ülserli hastaların midesinde sarmal biçimli bir bakteri gördüklerini ve bu bakterinin, bugün Helicobacter pylori denen türün, ülserin önemli bir nedeni olabileceğini öne sürdü. Fikir başlangıçta büyük bir kuşkuyla karşılandı. Marshall, kuşkuları kırmak için bakteri kültürünü bizzat içti ve kısa süre içinde midesinde iltihaplanma gelişti. Zamanla biriken klinik çalışmalar, antibiyotik tedavisinin pek çok ülseri kalıcı olarak iyileştirdiğini gösterdi ve iki hekim 2005'te Nobel Tıp Ödülü'nü aldı. Paradigma Farkındalığı'nı uygulayalım. Eski çerçevenin örnek başarıları: asit azaltıcı ilaçların belirtileri hafifletmesi. Kenara konan anomali: tedaviye rağmen ülserlerin sık sık geri dönmesi. Yeni çerçevenin avantajları, Kuhn'un değerleriyle: daha geniş kapsam, kalıcı iyileşme gibi verimli sonuçlar. Bu örnek, ölçüşülemezliğin sınırını da gösterir: iki çerçevenin savunucuları farklı varsayımlarla başlasalar da, sonunda ortak klinik ölçütler, yani iyileşme ve nüks oranları, tartışmayı çözdü.
Vakaya dönüş
Ego tükenmesi hikâyesine Kuhn'un gözlüğüyle bakalım. İrade gücünün sınırlı bir kaynak olduğu fikri, yıllarca sosyal psikolojinin bir alt alanında bir paradigma gibi işledi: araştırmacılara hangi soruların sorulacağını, hangi deney düzeneklerinin kullanılacağını, bir sonucun nasıl yorumlanacağını gösterdi. Sayısız kavramsal tekrar çalışması, bu çerçevenin içinde yürütülen normal bilim örnekleriydi: çerçeveyi sınamaktan çok, onu yeni görevlere, yeni alanlara genişletiyordu. Sonuç bulamayan çalışmalar ise Kuhn'un anomalileri gibi, çoğu zaman bir kenara kondu; yayımlanmadı ya da deney koşullarındaki bir sorunla açıklandı.
2010'ların başında psikolojide yayın ve analiz alışkanlıklarını sorgulayan tartışmalar ve bazı ünlü bulguların tekrar edilememesi, bu anomalileri görünür kıldı ve alanda bir kriz duygusu yarattı. Kuhn'un öngördüğü gibi, kriz döneminde temel sorular tartışılmaya başlandı ve rakip açıklamalar önerildi: bazı araştırmacılar, yorgunluğun bir kaynağın tükenmesinden değil, dikkatin ve motivasyonun başka hedeflere kaymasından kaynaklanabileceğini savundu. Bu değişimin bir "paradigma kayması" mı, yoksa normal bilimin olağan bir düzeltmesi mi olduğu tartışmalıdır. Ama Kuhn'un kavramları, bir bulgunun neden bu kadar uzun süre sorgulanmadan kalabildiğini ve sorgulandığında neden bu kadar sarsıcı olduğunu anlamaya yardım eder.
Araç kartı: Paradigma Farkındalığı
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir tartışmada tarafların hangi çerçeveden konuştuğunu, neyi kanıt saydığını ve hangi anomalileri kenara koyduğunu görünür kılar |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
| Adımlar | 1) Kendi çerçeveni yaz: temel varsayımlar, örnek başarılar, anlamlı sorular, kabul edilen kanıt. 2) Karşı tarafın çerçevesini, onu savunanın kabul edeceği biçimde aynı başlıklarla yaz. 3) Her iki çerçevenin anomalilerini listele. 4) İki çerçeveyi doğruluk, tutarlılık, kapsam, sadelik ve verimlilikle karşılaştır. 5) Hangi anomalilerin birikmesinin seni çerçeveni değiştirmeye götüreceğini yaz |
| Ne zaman kullanılır | Yeni verilerin tartışmayı ilerletmediği durumlarda; bir alanda "devrim" ya da "paradigma kayması" iddiasıyla karşılaştığında; kendi uzmanlık alanının temel varsayımlarını gözden geçirirken |
| Sık hata | Her anlaşmazlığı "farklı paradigmalar" diyerek ölçüşülemez ilan edip tartışmayı bitirmek; ya da her yeni fikri devrim saymak |
Egzersiz
Bu egzersiz, çoğu zaman bir alanın en tartışmasız görünen uygulamalarının, aslında bir zamanlar tartışılıp kabul edilmiş ve sonra unutulmuş seçimler olduğunu gösterir. Çerçeveyi görmek, onu reddetmek anlamına gelmez; onu bilinçli olarak kullanmak anlamına gelir.
Mini test
- Kuhn'un paradigma kavramının iki anlamı nedir?
- Normal bilim nedir ve Kuhn onu neden bir kusur değil bir verimlilik kaynağı olarak görür?
- Bir anomali ne zaman krize dönüşür?
- Ölçüşülemezlik nedir ve bilimin akılcılığı için neden bir soru doğurur?
- Bir şirketin yönetim toplantısında biri, "Yeni pazarlama stratejimiz sektörde bir paradigma kaymasıdır" diyor. Paradigma Farkındalığı ile değerlendir.
Cevapları göster
- Disiplin matrisi: bir topluluğun paylaştığı kuramsal varsayımlar, yöntemler, ölçütler ve anlamlı sorulara dair yargılar. Örnek başarılar: bir alanın nasıl çalıştığını gösteren somut problem çözümleri.
- Paradigmanın içinde, onun temel varsayımlarını sorgulamadan bulmaca çözmek, ölçümleri inceltmek ve kapsamı genişletmektir. Temel sorular her gün yeniden tartışılsaydı ayrıntılı ve birikimli araştırma yapılamazdı.
- Anomaliler birikip paradigmanın merkezine dokunduğunda ve en iyi bilim insanlarının çabalarına rağmen çözülemediğinde; o zaman temel varsayımlar tartışılmaya ve rakip kuramlar önerilmeye başlanır.
- Ardışık paradigmaların farklı sorular, farklı kavram anlamları ve farklı kanıt standartları yüzünden ortak ve tarafsız bir ölçüyle karşılaştırılamamasıdır. Bu durumda bilim insanlarının bir paradigmadan ötekine neden ve nasıl geçtiği sorusu doğar.
- Kuhn'un sorularını sor: bu sektörde hangi anomaliler birikmişti, hangi kriz yaşanıyordu, eski yaklaşımın hangi temel varsayımı bırakılıyor? Yeni strateji yalnızca mevcut çerçevenin içinde bir iyileştirmeyse, bu bir devrim değil normal bir ilerlemedir. "Paradigma kayması" ifadesi çoğu zaman bir değişikliği olduğundan büyük göstermek için kullanılır.
Özet
- Kuhn, 1962'de bilimin çoğu zaman bir paradigmanın içinde işlediğini savundu; paradigma, hem bir disiplin matrisi hem de örnek başarılar kümesidir.
- Normal bilim, paradigmanın içinde bulmaca çözmektir; paradigmayı sınamaz, kullanır ve bu verimliliğin kaynağıdır.
- Anomaliler çoğu zaman kenara konur; birikip merkeze dokunduklarında kriz başlar.
- Bilimsel devrim, eski paradigmanın yerini yenisinin almasıdır ve bir görüş değişimine benzer; Bruner ve Postman'ın kart deneyi, beklentinin görmeyi nasıl şekillendirdiğini gösterir.
- Ölçüşülemezlik, ardışık paradigmaların ortak bir ölçüyle karşılaştırılamayacağını söyler; Kuhn buna karşı kuram seçiminin beş değere dayanan bir yargı olduğunu savundu.
- Paradigma Farkındalığı, bir tartışmada tarafların çerçevelerini, kanıt standartlarını ve anomalilerini görünür kılar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Bilimsel Devrimlerin Yapısı hangi yıl yayımlandı? | 1962 |
| Paradigmanın iki anlamı? | Disiplin matrisi ve örnek başarılar |
| Kuhn normal bilimi neye benzetti? | Bulmaca çözmeye |
| Anomali krize ne zaman dönüşür? | Birikip paradigmanın merkezine dokunduğunda |
| Priestley ile Lavoisier aynı gazı nasıl adlandırdı? | Flojistonu alınmış hava ve oksijen |
| Bruner ve Postman'ın deneyi? | Anormal oyun kartları; beklenti görmeyi düzeltir |
| Kuhn'un kuram seçiminde beş değeri? | Doğruluk, tutarlılık, kapsam, sadelik, verimlilik |
| Warren ve Marshall hangi yıl Nobel aldı? | 2005 |
Sonraki derse köprü
Kuhn'un resminde, bir kuramı bırakmak ile ona sadık kalmak arasındaki karar, kurallardan çok yargıya dayanıyordu. Macar asıllı felsefeci Imre Lakatos bu yargıya daha belirgin bir ölçüt kazandırmaya çalıştı: bir araştırma programı yeni olgular öngörüyor ve bunları doğruluyorsa ilerliyordur, yalnızca eski sorunları yamamakla uğraşıyorsa yozlaşıyordur. Avusturyalı felsefeci Paul Feyerabend ise tam tersine, bilimin tarihine bakıldığında hiçbir yöntem kuralının her zaman geçerli olmadığını savundu. Ders 5.4 Lakatos'un araştırma programlarını ve Feyerabend'in yöntem eleştirisini inceleyecek ve araç kutuna İlerleyen/Yozlaşan Program Ayırıcı'yı ekleyecek.
Günlük sorusu: Yıllardır aynı biçimde yaptığın bir işte, bir süredir kenara koyduğun, açıklayamadığın bir tuhaflık var mı?
Tarihte bu tartışma
Kuhn'un fikirlerinin öncülerinden biri, Polonyalı hekim ve mikrobiyolog Ludwik Fleck'tir. Fleck, 1935'te yayımlanan Bir Bilimsel Olgunun Doğuşu ve Gelişimi kitabında, bilimsel olguların bir "düşünce kolektifi" içinde ve onun "düşünce üslubu"yla biçimlendiğini savundu; Kuhn kitabının önsözünde Fleck'e borcunu belirtti. Kuhn, Harvard'da bilim tarihi dersleri verirken, Aristoteles'in fiziğini okumanın ona, geçmişin bilim insanlarının kendi çerçeveleri içinde tutarlı düşündüklerini gösterdiğini anlattı. 1957'de Kopernik Devrimi'ni, 1962'de Bilimsel Devrimlerin Yapısı'nı yayımladı. 1965'te Londra'da düzenlenen bir toplantıda Kuhn ile Popper ve onların öğrencileri karşı karşıya geldi; bu tartışmalar 1970'te Eleştiri ve Bilginin Büyümesi adlı derlemede yayımlandı. Kitap, bilim felsefesini bilim tarihine ve bilim sosyolojisine açarak yirminci yüzyılın en çok okunan akademik eserlerinden biri oldu.