Giriş
1919 yılında, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından Viyana'da on yedi yaşında bir genç, çevresinde çok konuşulan kuramları dikkatle izliyordu. Bir yanda Einstein'ın genel görelilik kuramı vardı. Kuram, Güneş'in yakınından geçen yıldız ışığının belirli bir miktar bükülmesi gerektiğini söylüyordu; aynı yıl İngiliz astronom Arthur Eddington'ın katıldığı bir tam Güneş tutulması gözlemi, bu öngörüyü sınamak için yapıldı. Öngörü yanlış çıkabilirdi; çıksaydı kuram ciddi bir darbe alırdı. Öte yanda, gencin yakından tanıdığı başka kuramlar vardı: Freud'un psikanalizi, Alfred Adler'in bireysel psikolojisi ve Marx'ın tarih kuramı. Bu kuramların taraftarları, her olayı kuramlarının bir doğrulaması olarak görüyordu. Ne olursa olsun, kuram onu açıklayabiliyordu.
Genç adam bu farkın üzerine düşündü ve sonunda tuhaf bir sonuca vardı: her şeyi açıklayabilen bir kuram güçlü değil, zayıftır. Bu gencin adı Karl Popper'dı ve bu anıyı 1963'te yayımlanan Varsayımlar ve Çürütmeler'de anlattı. Bir önceki derste ders kitabı şemasının bilimi doğrulamalar üzerine kurduğunu ve ego tükenmesi hikâyesinde destekleyici çalışmaların birikmesinin bir bulguyu sağlam yapmaya yetmediğini gördük. Popper'ın cevabı bu sorunu tersinden ele alır: bilimi bilim yapan, onu destekleyen gözlemler değil, onu çürütebilecek gözlemleri açıkça söyleme cesaretidir.
Bu dersin kazanımları:
- Popper'ın yanlışlanabilirlik ölçütünü, doğrulama ile yanlışlama arasındaki asimetriyi ve sınır çizme problemini açıklarsın. (anla)
- Bir iddiayı hangi gözlemin çürüteceğini belirleyerek yanlışlanabilirlik bakımından sınarsın. (uygula)
- Olumsuz bir sonuç karşısında yapılan bir kurtarma hamlesinin meşru bir düzeltme mi yoksa kuramı sınamadan kaçırma mı olduğunu değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Sınır çizme problemi
Popper'ın kendisine sorduğu soruya sınır çizme problemi denir: bilimi bilim olmayandan ayıran ölçüt nedir? Bu soru, bir kuramın doğru olup olmadığı sorusundan farklıdır. Bilimsel bir kuram yanlış çıkabilir; bilim dışı bir iddia doğru olabilir. Popper'ın aradığı şey, bir iddianın bilimsel olarak ele alınabilecek türden olup olmadığını gösteren bir ölçüttü.
Popper'ın döneminde Viyana Çevresi'nin mantıkçı pozitivistleri bu soruya bir cevap veriyordu: bilimsel bir önerme, deneyimle doğrulanabilir olan önermedir. Hatta onlara göre doğrulanamayan bir önerme anlamsızdır. Popper bu cevabı iki bakımdan reddetti. Birincisi, sınır çizme bir anlam ölçütü değildir: bilim dışı bir önerme anlamsız olmak zorunda değildir; metafizik iddialar anlamlı olabilir ve bilime ilham bile verebilir. İkincisi, doğrulama bilimin ayırt edici özelliği olamaz, çünkü genel bilimsel yasalar hiçbir zaman tam olarak doğrulanamaz.
Doğrulama ile yanlışlama arasındaki asimetri
Hume'un tümevarım problemini hatırla. Hangi sayıda gözlem olursa olsun, "bütün metaller ısıtılınca genleşir" gibi genel bir önermeyi kesin olarak doğrulamaya yetmez; bir sonraki metal parçası farklı davranabilir. Ama tek bir sağlam karşı örnek, yani ısıtıldığında genleşmeyen tek bir metal, bu önermeyi çürütmeye yeter. Mantıksal olarak, genel bir önermeyi doğrulamak için sonsuz sayıda gözlem gerekir, yanlışlamak için bir tane.
Popper bu asimetriyi bilim anlayışının merkezine koydu. Bilim, doğrulanmış kuramlar biriktiren bir etkinlik değildir; cesur varsayımlar ortaya koyan ve onları çürütmeye çalışan bir etkinliktir. Hume'un problemini böylece atlatır: bilimin tümevarıma ihtiyacı yoktur, çünkü bilim hiçbir zaman genellemeleri doğrulamaya çalışmaz. Yalnızca tümdengelimsel bir çıkarım kullanır: kuram bu öngörüyü gerektiriyorsa ve öngörü gerçekleşmediyse, kuram yanlıştır.
Cesur varsayımlar ve sınamalardan sağ çıkmak
Popper'a göre iyi bir kuram, çok şeyi yasaklayan kuramdır. "Yarın yağmur yağacak ya da yağmayacak" önermesi hiçbir zaman yanlış çıkmaz, ama hiçbir şey de söylemez. "Yarın öğleden sonra saat üçte bu şehirde yağmur yağacak" önermesi kolayca yanlış çıkabilir, ama tam da bu yüzden çok şey söyler. Bir kuramın bilgi içeriği, dışarıda bıraktığı olasılıkların miktarıyla orantılıdır.
Bir kuram çürütme girişimlerinden sağ çıktığında ne olur? Popper, bu durumda kuramın doğrulandığını söylemekten kaçındı ve bunun yerine sağlamlaştırıldığını söyledi. Sağlamlaştırma, kuramın ciddi sınamalardan geçtiğinin bir raporudur; kuramın doğru olduğunu ya da doğru olma olasılığının yüksek olduğunu göstermez. Bu ince ayrım, Popper'ın bilimin her zaman düzeltmeye açık olduğu fikrini korumasının yoludur. Bir önceki dersteki yanılabilircilik, Popper'da bir yöntem ilkesine dönüşür.
Her şeyi açıklayan kuramın zayıflığı
Popper'ın gençlik gözlemine dönelim. Popper, psikanalizin ve Adler'in psikolojisinin her insan davranışını açıklayabildiğini fark etti. Bir anı olarak şunu anlatır: Adler'e, kuramına pek uymayan bir çocuk vakası anlatmış; Adler vakayı, çocuğu hiç görmeden, kendi aşağılık duygusu kuramıyla rahatlıkla açıklamış. Popper nereden emin olduğunu sorunca Adler, "bin katlı deneyimimden" demiş. Popper'ın cevabı, bu yeni vakayla deneyiminin artık bin bir katlı olduğu olmuş.
Popper'ın bu anıdan çıkardığı ders şudur: bir kuram her olayı açıklayabiliyorsa, hiçbir olay onun aleyhine kanıt oluşturamaz; ve aleyhine kanıt olamayan bir şey, lehine de gerçek bir kanıt olamaz. Kuramı destekleyen gözlemler çok kolay bulunur, çünkü kuram hangi gözlemin geleceğini önceden yasaklamamıştır. Popper'a göre Marx'ın tarih kuramı ise başlangıçta sınanabilir öngörüler yapmıştı; ama bu öngörüler gerçekleşmeyince, taraftarları kuramı yeniden yorumlayarak sınamaların dışına çıkardı. Popper bu değerlendirmeleri kendi döneminin tartışmaları içinde yaptı ve psikanaliz ile Marksizm üzerine yargıları bugün de tartışılır; ama ölçütün mantığı bu tartışmalardan bağımsızdır.
Kurtarma hamleleri: ad hoc düzeltmeler
Bir kuramın öngörüsü yanlış çıktığında ne yapılmalıdır? Önceki dersteki Duhem–Quine sorununu hatırla: olumsuz bir sonuç, kuramı değil, yardımcı varsayımlardan birini de hedef alabilir. Popper bu sorunun farkındaydı. Ona göre bir kuram, olumsuz bir sonuç karşısında her zaman kurtarılabilir: ölçümün hatalı olduğu söylenir, koşulların farklı olduğu öne sürülür, kuramın biraz değiştirilmiş bir biçimi önerilir. Popper bu tür hamlelere uzlaşımcı kurnazlıklar dedi ve bilimsel tutumun bunlardan kaçınmayı gerektirdiğini savundu.
Ama Popper her kurtarma hamlesini reddetmedi. Önemli olan, yeni yardımcı varsayımın bağımsız olarak sınanabilir olmasıdır. Kuramı kurtarmak için eklenen varsayım, yeni öngörüler üretiyor ve bu öngörüler sınanabiliyorsa, meşru bir düzeltmedir. Yalnızca olumsuz sonucu açıklamaya yarayan, başka hiçbir sınanabilir sonucu olmayan varsayım ise ad hoctur: kuramı sınamadan kaçırır.
Yanlış kuramlar arasında ilerleme: doğruya yakınlık
Popper'ın resmi bir soruyu açıkta bırakır. Bütün kuramlar düzeltmeye açıksa ve tarih çürütülmüş kuramlarla doluysa, bilim nasıl ilerler? Newton'ın kuramı, Merkür örneğinde göreceğimiz gibi, tam olarak doğru değildi; ama ondan önceki kuramlardan açıkça daha iyiydi. Popper bu sezgiyi karşılamak için doğruya yakınlık kavramını önerdi: yanlış olsa bile bir kuram, bir başka yanlış kuramdan daha çok doğru, daha az yanlış sonuç içerebilir. Bilim, kesin doğruya ulaşmasa da doğruya giderek yaklaşan bir süreç olabilir.
Popper bu kavramı mantıksal olarak tanımlamaya çalıştı, ama 1974'te David Miller ve Pavel Tichý birbirinden bağımsız olarak, onun tanımına göre iki yanlış kuramdan birinin ötekinden daha doğruya yakın olamayacağını gösterdi. Tanım çöktü, sezgi ise ayakta kaldı. Bugün doğruya yakınlığın nasıl tanımlanacağı bilim felsefesinin açık sorularından biridir; ama bilimin "daha az yanlış" kuramlara doğru ilerlediği fikri, Popper'ın mirasının en canlı parçalarından biri olmaya devam eder.
Neptün ve Vulkan
Bilim tarihi, bu ayrımın iki yönünü de gösteren çarpıcı bir çift sunar. On dokuzuncu yüzyılda Uranüs gezegeninin yörüngesi, Newton kuramının öngördüğünden sapıyordu. Gökbilimciler kuramı reddetmek yerine bir yardımcı varsayım önerdi: Uranüs'ün ötesinde, henüz görülmemiş bir gezegen onu çekiyor olmalıydı. Fransız gökbilimci Urbain Le Verrier, bu gezegenin gökyüzünde nerede olması gerektiğini hesapladı ve 1846'da Berlin'deki gökbilimciler Neptün'ü tahmin edilen yere yakın bir noktada gözlemledi. Yardımcı varsayım bağımsız olarak sınanabilir bir öngörü üretmiş ve sınamadan geçmişti.
Aynı Le Verrier, Merkür'ün yörüngesindeki küçük bir sapma için benzer bir çözüm önerdi: Güneş'e Merkür'den daha yakın bir gezegen olmalıydı. Bu varsayımsal gezegene Vulkan adı verildi. Ama onlarca yıl süren aramalara rağmen Vulkan hiçbir zaman bulunamadı. Merkür'ün sapması, sonunda Newton kuramının değil, Einstein'ın genel görelilik kuramının açıkladığı bir olgu oldu. Aynı hamle, bir durumda büyük bir keşfe, öbüründe bir çıkmaza götürdü. Fark, hamlenin biçiminde değil, ürettiği öngörünün dünyada karşılık bulup bulmamasındaydı.
Popper'ın ölçütüne itirazlar
Popper'ın ölçütü güçlü bir sezgiyi dile getirir, ama ciddi itirazlarla karşılaştı. Birinci itiraz, Duhem–Quine sorunundan gelir: tek bir olumsuz sonuç, kuramı mantıksal olarak çürütmez, çünkü her zaman bir yardımcı varsayım suçlanabilir. Neptün örneğinde olduğu gibi, bilim insanları çoğu zaman bunu yapmakta haklıdır. Öyleyse "yanlışlanabilir" kavramı, sanıldığı kadar net bir çizgi çizmez.
İkinci itiraz, olasılıksal iddialardan gelir. "Bu ilaç hastaların çoğunda ağrıyı azaltır" gibi bir iddia, tek bir karşı örnekle çürütülemez; ağrısı azalmayan bir hasta, iddiayla çelişmez. Modern bilimin büyük kısmı bu tür istatistiksel iddialardan oluşur ve onları sınamak için yanlışlamadan çok, kanıtların ağırlığını tartmayı gerektirir; bu soruyu modülün Bayesçi epistemoloji dersinde ele alacağız. Üçüncü itiraz ise tarihsel: bilim insanları, Merkür örneğinde olduğu gibi, kuramlarıyla çelişen gözlemleri çoğu zaman uzun süre bir kenarda tutar ve kuramı bırakmaz. Popper'ın ölçütü, bilimin gerçekte nasıl işlediğini değil, nasıl işlemesi gerektiğini anlatıyor gibidir.
Sınır çizme bugün
Amerikalı felsefeci Larry Laudan, 1983'te yayımlanan bir makalesinde, bilimi bilim olmayandan ayıracak tek ve kesin bir ölçüt aramanın boşuna olduğunu savundu ve sınır çizme probleminin "ölümünü" ilan etti. Ama bu ilan herkesçe kabul görmedi. Sahte bilimin, yani bilim kılığına girmiş ama bilimin denetim mekanizmalarından kaçan iddiaların, sağlık, hukuk ve eğitim alanlarında gerçek zararlar doğurduğu açıktır.
Bugün pek çok felsefeci, tek bir ölçüt yerine bir ölçütler kümesi önerir: sınanabilirlik, olumsuz sonuçlara açıklık, bağımsız tekrar, bilimsel toplulukla etkileşim, iddianın yeni kanıtlarla gelişmesi. Hiçbiri tek başına yeterli değildir, ama birlikte bir iddianın bilimsel yaklaşıma ne kadar yakın durduğunu gösterirler. Popper'ın yanlışlanabilirliği, bu kümenin hâlâ en güçlü üyelerinden biridir.
Yanlışlanabilirlik Testi
Yanlışlanabilirlik Testi, bir iddianın sınanabilir olup olmadığını ve olumsuz bir sonuç karşısında nasıl savunulduğunu inceler. Önce iddiayı açık bir cümleyle yazarsın. Sonra şu soruyu sorarsın: hangi gözlem bu iddiayı yanlış çıkarırdı? Bu soruya bir cevap yazamıyorsan, iddia yanlışlanamaz. Cevap yazabiliyorsan, iki soru daha sorarsın: bu gözlem mümkün ve ölçülebilir mi, ve bu çürütme koşulu sonuç görülmeden önce mi belirlendi? Son adım, olumsuz bir sonuç geldiğinde ya da geldiğinde yapılan kurtarma hamlesine bakar: eklenen varsayım bağımsız olarak sınanabilir mi, yoksa yalnızca bu sonucu açıklamaya mı yarıyor?
Araç, Kanıt kapısında bir iddianın kanıtlarını tartmadan önce sorulması gereken bir soruyu ekler: kanıt, iddianın aleyhine de işleyebilir miydi? Bir iddianın lehindeki gözlemler, ancak iddia aleyhteki gözlemleri önceden yasaklamışsa gerçek bir kanıt değeri taşır.
Örnekler
Basit örnek: haftalık burç yorumu
Bir dergideki haftalık burç yorumu şöyle diyor: "Bu hafta ilişkilerinde önemli bir değişiklik yaşanabilir; iş hayatında dikkatli olman gereken bir an gelecek." Yanlışlanabilirlik Testi'ni uygulayalım. Hangi gözlem bu iddiayı yanlış çıkarırdı? "Yaşanabilir" ifadesi, değişiklik yaşanmasa da iddianın yanlış çıkmamasını sağlar. "Dikkatli olman gereken bir an" ise neredeyse her haftaya uyacak kadar belirsizdir. Bir çürütme koşulu yazamıyoruz. Bu, iddianın yanlış olduğunu göstermez; bilgi içeriğinin sıfıra yakın olduğunu gösterir. Karşılaştırma için sınanabilir bir biçim düşünelim: "Bu hafta bu burçtan doğanların iş yerindeki kaza oranı, öteki burçlardan doğanlarınkinden yüksek olacak." Bu iddia verilerle sınanabilir; ve bu tür sınamaların sonucunda astrolojik öngörülerin rastlantıdan daha iyi bir başarı göstermediği bildirilmiştir. Belirsizlik, iddiayı çürütülmekten korurken, onu söyleyecek bir şeyi olmayan bir cümleye dönüştürür.
Orta örnek: "doğru uygulamadın" savunması
Bir beslenme programının tanıtımında, programı uygulayanların üç ayda belirgin biçimde kilo vereceği söyleniyor. Kilo veremeyen birkaç kişi durumu bildirdiğinde, program sahibi şöyle cevap veriyor: "Programı doğru uygulamamışsınız. Doğru uygulayan herkes kilo verir." Yanlışlanabilirlik Testi'ni uygulayalım. İlk iddia yanlışlanabilirdi: kilo vermemek onu çürütürdü. Ama kurtarma hamlesiyle iddia değişti: "doğru uygulayan herkes kilo verir." Peki "doğru uygulama" nasıl tanımlanıyor? Kilo verenler doğru uygulamış, vermeyenler yanlış uygulamış sayılıyorsa, yeni iddia hiçbir gözlemle çürütülemez. Yardımcı varsayım, yani "uygulama hatası", bağımsız olarak sınanabilir değil; yalnızca olumsuz sonucu açıklamaya yarıyor. Bu, ad hoc bir hamledir. Meşru bir düzeltme şöyle olurdu: "Doğru uygulama" önceden ölçülebilir kurallarla tanımlanır, katılımcıların uyumu kayıt altına alınır ve uyumlu olup kilo vermeyenler iddianın aleyhine sayılır.
Gerçek hayat örneği: yeni bir tıbbi tedavi denemesi
Bir ilaç şirketi, yeni bir ilacın bir hastalıkta ölüm oranını azaltacağını öne sürüyor ve bir klinik deneme başlatıyor. Yanlışlanabilirlik Testi'ni uygulayalım. Pek çok ülkede büyük klinik denemelerin, hasta alımı başlamadan önce kamuya açık bir kayıt sistemine kaydedilmesi beklenir. Bu kayıtta denemenin birincil sonuç ölçütü, yani hangi sonucun başarı sayılacağı, önceden belirtilir. Bu, Popper'ın aradığı şeyin kurumsal bir biçimidir: çürütme koşulu sonuç görülmeden önce ilan edilir. Deneme sonuçlandığında ilaç birincil ölçütte bir fark göstermezse, şirket bazen sonuçları ikincil ölçütlerde ya da alt gruplarda arar: "İlaç genel olarak işe yaramadı, ama şu yaş grubunda işe yaradı." Bu tür bir sonuç yeni bir hipotez olarak değerli olabilir, ama yalnızca yeni ve bağımsız bir denemeyle sınanırsa. Onu ilk denemenin başarısı olarak sunmak, ad hoc bir kurtarmadır. Önceden kayıt, tam bu kaymayı görünür kılmak için vardır.
Vakaya dönüş
Ego tükenmesi kuramına Yanlışlanabilirlik Testi'ni uygulayalım. Kuramın ilk biçimi yanlışlanabilirdi: irade gerektiren bir görevden sonra ikinci bir görevdeki performans düşmezse, kuram zor durumda kalırdı. Hatta kuram cesur öngörüler de yaptı; bazı çalışmalar, şekerli bir içeceğin tükenmiş iradeyi geri getirebileceğini öne sürdü. Bu, Popper'ın takdir edeceği türden, çok şey yasaklayan bir iddiaydı.
Ama zamanla, sonuç bulamayan çalışmalar ortaya çıktıkça, kurama yeni koşullar eklendi: etki, katılımcıların iradenin sınırlı olduğuna inanıp inanmamasına, motivasyonlarına ya da görevlerin türüne bağlı olabilirdi. Bu eklemelerin bir kısmı bağımsız olarak sınanabilir hipotezlerdi ve kendi başlarına ilginç araştırmalara yol açtı. Ama her olumsuz sonuç yeni bir koşulla açıklanabiliyorsa, kuramın özü sınamadan kaçmaya başlar. Bu noktada 2016 tekrar çalışmasının tasarımı belirleyici hâle gelir: protokol, görev ve analiz sonuçlar görülmeden önce belirlenmişti. Bu, çürütme koşulunun önceden ilan edildiği bir sınamaydı ve kuramın merkezî öngörüsü bu sınamadan geçemedi. Kuramın savunucularının bu sonuca verdiği cevaplar, ad hoc kurtarma ile meşru düzeltme arasındaki farkı tartışmak için zengin bir malzeme sunar.
Araç kartı: Yanlışlanabilirlik Testi
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir iddianın sınanabilir olup olmadığını ve olumsuz bir sonuç karşısında meşru biçimde mi yoksa ad hoc biçimde mi savunulduğunu belirler |
| 5K kapısı | Kanıt |
| Adımlar | 1) İddiayı açık ve belirli bir cümleyle yaz. 2) Hangi gözlemin onu yanlış çıkaracağını yaz; yazamıyorsan iddia yanlışlanamaz. 3) Bu gözlem mümkün ve ölçülebilir mi, kontrol et. 4) Çürütme koşulu sonuçtan önce mi belirlendi, yoksa sonradan mı? 5) Olumsuz sonuç karşısında eklenen varsayımın bağımsız olarak sınanabilir olup olmadığını değerlendir |
| Ne zaman kullanılır | Her durumu açıklayabildiği iddia edilen kuramlarla, belirsiz öngörülerle ya da "işe yaramadıysa doğru yapmamışsındır" savunmalarıyla karşılaştığında |
| Sık hata | Yanlışlanamaz bir iddiayı yanlış sanmak; ya da her kurtarma hamlesini ad hoc sayıp meşru düzeltmeleri de reddetmek |
Egzersiz
Bu egzersizin üçüncü parçası en zorudur. Başkalarının iddialarının yanlışlanamazlığını görmek kolaydır; kendi inançlarımız söz konusu olduğunda, her karşı örneği sessizce açıklayan küçük kurtarma hamlelerini fark etmek çok daha zordur.
Mini test
- Sınır çizme problemi nedir ve Popper'ın cevabı mantıkçı pozitivistlerin cevabından nasıl ayrılır?
- Doğrulama ile yanlışlama arasındaki asimetri nedir?
- Popper neden bir kuramın sınamalardan geçtiğinde "doğrulandığını" değil "sağlamlaştırıldığını" söyler?
- Neptün ve Vulkan örnekleri, kurtarma hamleleri hakkında ne gösterir?
- Bir danışman, "Bu kişisel gelişim programı herkese işe yarar; işe yaramadıysa henüz hazır değilsin demektir" diyor. Yanlışlanabilirlik Testi ile değerlendir.
Cevapları göster
- Bilimi bilim olmayandan ayıracak ölçütün ne olduğu sorusudur. Pozitivistler doğrulanabilirliği hem bilim hem anlam ölçütü yaptı; Popper ise yanlışlanabilirliği önerdi ve bunu bir anlam ölçütü değil, yalnızca bir sınır çizme ölçütü olarak sundu.
- Genel bir önermeyi hiçbir sayıda olumlu gözlem kesin olarak doğrulayamaz, ama tek bir sağlam karşı örnek onu çürütmeye yeter.
- Çünkü sınamalardan geçmek, kuramın doğru olduğunu ya da doğru olma olasılığının yüksek olduğunu göstermez; yalnızca ciddi çürütme girişimlerinden sağ çıktığını raporlar. Kuram her zaman düzeltmeye açık kalır.
- Aynı biçimdeki hamle, yani yeni bir gezegen varsaymak, bir durumda bağımsız olarak sınanabilir ve doğrulanan bir öngörü üretti (Neptün), öbüründe bulunamadı (Vulkan). Bir kurtarma hamlesinin meşruluğu, ürettiği öngörünün sınanabilir olmasına bağlıdır.
- İddianın ilk biçimi yanlışlanabilirdi, ama "henüz hazır değilsin" eki onu korur: işe yaramayan her durum hazır olmamakla açıklanıyorsa, hiçbir gözlem iddiayı çürütemez. "Hazır olma" önceden ve bağımsız olarak ölçülebilir biçimde tanımlanmadıkça, bu bir ad hoc kurtarmadır.
Özet
- Popper, bilimi bilim olmayandan ayıran ölçütü, yani sınır çizme problemini sordu ve doğrulanabilirlik yerine yanlışlanabilirliği önerdi.
- Genel bir önerme hiçbir sayıda gözlemle kesin olarak doğrulanamaz, ama tek bir karşı örnekle çürütülebilir; bu asimetri, Popper'ın Hume'un problemini atlatma yoludur.
- İyi bir kuram çok şeyi yasaklar; her şeyi açıklayan bir kuram güçlü değil, bilgi içeriği bakımından zayıftır.
- Sınamalardan geçen bir kuram doğrulanmış değil, sağlamlaştırılmıştır.
- Olumsuz sonuç karşısında eklenen varsayım bağımsız olarak sınanabiliyorsa meşrudur (Neptün); değilse ad hoctur.
- Popper'ın ölçütü Duhem–Quine sorunu, olasılıksal iddialar ve bilim tarihi nedeniyle eleştirildi; bugün sınır çizme için tek bir ölçüt yerine bir ölçütler kümesi önerilir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Popper'ın 1919 gözlemi? | Einstein'ın kuramı çürütülebilir öngörü yaparken bazı kuramlar her şeyi açıklıyordu |
| Varsayımlar ve Çürütmeler hangi yıl yayımlandı? | 1963 |
| Doğrulama-yanlışlama asimetrisi? | Hiçbir sayıda gözlem doğrulamaz, tek karşı örnek çürütür |
| Sağlamlaştırma ne demek? | Kuramın ciddi çürütme girişimlerinden sağ çıktığının raporu |
| Ad hoc hipotez? | Yalnızca olumsuz sonucu açıklayan, bağımsız sınanamayan ek varsayım |
| Neptün hangi yıl gözlemlendi? | 1846 |
| Vulkan neden önemli? | Aynı tür kurtarma hamlesinin başarısız olduğu örnek |
| Laudan'ın 1983 iddiası? | Sınır çizme için tek ve kesin ölçüt aramak boşunadır |
Sonraki derse köprü
Neptün ve Vulkan hikâyeleri, bilim insanlarının kuramlarıyla çelişen gözlemler karşısında hemen kuramı bırakmadığını gösterdi. Merkür'ün yörüngesindeki sapma onlarca yıl bir kenarda tutuldu ve Newton kuramı yine de kullanılmaya devam etti. Popper için bu bir sapmaydı; Amerikalı fizikçi ve bilim tarihçisi Thomas Kuhn için ise bilimin olağan hâli. 1962'de yayımlanan Bilimsel Devrimlerin Yapısı'nda Kuhn, bilimin çoğu zaman bir çerçevenin içinde bulmaca çözdüğünü, çerçevenin kendisinin ise ancak nadir krizlerde değiştiğini savundu. Ders 5.3 Kuhn'un paradigma, normal bilim ve devrim kavramlarını inceleyecek ve araç kutuna Paradigma Farkındalığı'nı ekleyecek.
Günlük sorusu: En sevdiğin açıklamalardan biri, bir durumun hem kendisini hem de tersini açıklayabiliyor mu? Öyleyse o açıklama sana gerçekte ne söylüyor?
Tarihte bu tartışma
Bilimi başka düşünce biçimlerinden ayırma çabası eskidir, ama yirminci yüzyılda keskin bir biçim aldı. 1920'lerde ve 1930'larda Viyana Çevresi, deneyimle doğrulanabilirliği bilimsel anlamın ölçütü yaptı. Popper, Viyana Çevresi'nin üyesi olmadan onunla tartıştı ve 1934'te yayımlanan Araştırmanın Mantığı'nda yanlışlanabilirlik ölçütünü ortaya koydu; kitabın İngilizce genişletilmiş baskısı 1959'da çıktı. Popper 1970'lerde doğal seçilim kuramını sınanabilirlik bakımından sorunlu bulup bir "metafizik araştırma programı" olarak nitelemiş, 1978'de bu değerlendirmesini düzeltmişti; bu, ölçütün uygulanmasının ne kadar zor olabileceğini gösteren bir örnektir. Kuhn'un 1962'deki kitabı ve Imre Lakatos ile Paul Feyerabend'in eleştirileri, Popper'ın bilim resmini tarih karşısında sınadı. 1983'te Laudan sınır çizme probleminin çözülemeyeceğini savundu; ama yirmi birinci yüzyılda felsefeciler, sahte bilimin toplumsal zararları karşısında soruyu yeniden, bu kez çok ölçütlü bir yaklaşımla sormaya başladı.