İçeriğe geç

Ders 4.8 · Modül 4: Gerekçelendirme Teorileri

Epistemik değer: Menon problemi

Araç: "Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu · 5K: Kesinlik · 2.972 kelime · yaklaşık 14 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Aynı markanın aynı modelinden iki kahve makinesi düşün. Birincisi güvenilirdir: her sabah kusursuz bir kahve yapar. İkincisi güvenilmezdir: çoğu gün ya fazla sulu ya da yanık bir kahve çıkarır. Bu sabah ikisinden de tıpatıp aynı, kusursuz bir fincan kahve çıktı. Önündeki iki fincandan hangisi daha değerlidir? Tadı aynı, sıcaklığı aynı, kokusu aynı. Güvenilir makineden gelmiş olması, bu fincan kahveye bir şey katıyor mu? Görünüşe göre hayır: iyi kahve iyi kahvedir, nereden geldiği onu daha iyi yapmaz.

Bu örnek, Linda Zagzebski'nin epistemolojiye kazandırdığı bir benzetmedir ve bu modülün kapanış sorusunu keskinleştirir. Bu modül boyunca, doğru bir inancı bilgi yapan şeyi aradık: gerekçe, tutarlılık, güvenilirlik, yetkinlik. Ama bu arayışın arkasında sormadığımız bir soru var. Bilgi, doğru inançtan neden daha değerli olsun? Doğru inanç kadar iyi yönlendiriyorsa, onu bilgiye dönüştürmek için harcadığımız çaba neye yarar? Doğru kanaat dersinde Platon'un Menon'daki cevabını, Daidalos'un bağlanmadıkça kaçan heykellerini görmüştük. Bu derste o cevabı sınayacak, çağdaş epistemolojinin sorunu nasıl keskinleştirdiğini görecek ve modülü kapatacağız.

Bu dersin kazanımları:

  • Menon problemini, boğulma problemini ve bilginin değerine dair başlıca çağdaş cevapları açıklarsın. (anla)
  • Bir durumda doğru inancın mı, bilginin mi, yoksa anlamanın mı gerektiğini çözümlersin. (analiz et)
  • Bilgiye ulaşmak için harcanacak çabanın, kararın gerektirdiği güvenle orantılı olup olmadığını değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Sorunun üç düzeyi

Menon problemi tek bir soru gibi görünse de, İngiliz felsefeci Duncan Pritchard onun üç ayrı düzeyde sorulabileceğini gösterdi. Birinci düzey: bilgi, yalnızca doğru inançtan daha değerli midir? İkinci düzey: bilgi, onu oluşturan parçaların herhangi bir bileşiminden, örneğin gerekçeli doğru inançtan, daha değerli midir? Üçüncü düzey: bilgi, bu parçalardan yalnızca daha fazla değil, farklı türde bir değere sahip midir?

Bu ayrım önemlidir, çünkü bir cevap birinci düzeyi karşılayıp üçüncüyü karşılamayabilir. Platon'un cevabı, örneğin, bilginin doğru inançtan daha kalıcı olduğunu söyleyerek birinci düzeye cevap verir. Ama bu cevap, bilginin gerekçeli doğru inançtan neden daha değerli olduğunu açıklamaz; çünkü gerekçeli doğru inanç da kalıcı olabilir. Gettier vakalarındaki inançlar gerekçeli ve doğrudur; kalıcılık bakımından bilgiden bir farkları yok gibidir. Üçüncü düzey ise daha da zordur: bilginin, doğru inancın değerine eklenen bir miktar değil, kendine özgü bir değer taşıdığını göstermeyi gerektirir.

Platon'un cevabını sınamak

Platon'a göre bilgi, doğru kanaatin "bağlanmış" hâlidir: neden doğru olduğunu kavrayan bir akıl yürütmeyle bağlanan inanç, kaçıp gitmez. Bu cevabın gücü açıktır: bir şeyi neden doğru olduğunu bilerek bilen biri, karşısına çıkan ilk itirazla ondan vazgeçmez. Larisa yolunu bilen, yolda kafası karışınca geri dönmez; yolu tahmin eden ise ilk kavşakta tereddüt eder.

Ama bu cevabın iki zayıflığı vardır. Birincisi, doğru inançlar da inatçı olabilir: dogmatik biri, hiçbir gerekçesi olmadan bir inanca sımsıkı bağlı kalabilir. Kalıcılık tek başına bilgiyi ayırmaz. İkincisi, bilgi de kaybedilebilir: bir şeyi bilen biri, yanıltıcı bir kanıtla karşılaştığında onu yitirebilir. Kalıcılık bir eğilimdir, bir garanti değil. Platon'un cevabı doğru bir şeye işaret eder, ama onu daha dikkatli söylemek gerekir.

Araçsal değer ve nihai değer

Boğulma problemini anlamak için değer felsefesinden bir ayrım gerekir. Bir şey, başka bir şeye ulaştırdığı için değerli olabilir; buna araçsal değer denir. Bir anahtar, kapıyı açtığı için değerlidir; kapı başka bir yoldan açılmışsa, anahtarın o kapı için ek bir değeri kalmaz. Bir şey ise kendi hatırına da değerli olabilir; buna nihai değer denir. Bir dostluğun değeri, getirdiği faydalara indirgenmez. Menon probleminin çağdaş biçimi, bilginin doğru inanca eklediği şeyin yalnızca araçsal mı yoksa nihai bir değer mi olduğunu sorar.

Boğulma problemi

Açılıştaki kahve makinesi örneği, sorunun çağdaş ve en keskin biçimini gösterir. Güvenilircilik dersinde bilgiyi, güvenilir bir süreçle üretilmiş doğru inanç olarak gören bir kuram tanıdık. Bu kurama göre güvenilir sürecin değeri nereden gelir? Doğru inanç üretme eğiliminden. Ama inanç zaten doğruysa, onu doğru inanç üretmeye elverişli bir süreçten gelmiş olmak ona ne katar? Kahve zaten iyiyse, iyi kahve yapan bir makineden gelmiş olmak onu daha iyi yapmaz.

Bu soruna boğulma problemi denir: doğruluğun değeri, güvenilirliğin değerini "boğar". Güvenilirlik, yalnızca doğruluğa ulaşmanın bir aracı olarak değerliyse, doğruluğa zaten ulaşıldığında ona ayrıca bir değer eklemez. Amerikalı felsefeci Jonathan Kvanvig, 2003'te yayımlanan kitabında bu sorunu ciddiye alarak, bilginin doğru inançtan daha değerli olmayabileceğini ve epistemolojinin asıl değer taşıyan hedefinin anlama olduğunu savundu.

Birinci cevap: gelecekteki doğrular

Goldman ve İsveçli felsefeci Erik Olsson, 2009'da yayımlanan bir makalede güvenilirci bir cevap önerdi. Güvenilir bir makineden gelen bu fincan kahve, güvenilmez makineden gelenle aynıdır. Ama güvenilir bir makineye sahip olmak, yarın da iyi kahve içme olasılığını artırır. Benzer biçimde, güvenilir bir süreçle edinilmiş doğru bir inanç, aynı süreçle gelecekte de doğru inançlar edinme olasılığının bir işaretidir. Bilginin fazladan değeri, bu tek inançta değil, onun gösterdiği gelecekte yatar.

Bu cevap birinci düzeyi karşılar ve pratik açıdan da önemli bir şey söyler: bir konuyu bilgiye dayanarak öğrenen biri, o konudaki sonraki sorulara da daha iyi hazırlanır. Ama üçüncü düzeyi karşılamaz: bilginin değerini, onun dışındaki bir şeye, gelecekteki doğru inançlara bağlar; bilginin kendisine özgü bir değeri olduğunu göstermez.

İkinci cevap: başarının değeri

Erdem epistemolojisi dersinde gördüğümüz Sosa ve Greco, üçüncü düzeye cevap vermeye aday bir öneri sundu. Onlara göre bilgi, bir başarıdır: doğruluğa yetkinlik sayesinde ulaşmak. Başarıların ise kendi başına, sonuçlarından bağımsız bir değeri vardır. Aynı hedefi vuran iki okçudan, rüzgârın taşıdığı oka değil, ustaca atılana hayranlık duyarız. İki sporcunun maç sonucu aynı olabilir, ama birinin galibiyeti becerisinin, ötekinin rakibin hatasının ürünüyse, farklı değerlendiririz.

Bu cevap boğulma probleminden kurtulur, çünkü başarının değeri, sonucun değerine indirgenmez. Kahve benzetmesiyle söylersek: kahve makinesi bir başarı sergilemez, ama bir usta kahveci sergiler; ve bir ustanın elinden çıkan kahveye, tadı aynı olsa bile, farklı bir değer biçeriz. Tanıklık itirazı ise burada da geçerlidir: tanıklıkla edindiğimiz bilgi, çoğu zaman bizim başarımız değildir, ama değerli bir bilgidir.

Üçüncü cevap: yanıltıcı kanıta karşı sağlamlık

Williamson, Platon'un kalıcılık fikrini daha keskin bir biçimde savundu. Bilgi ve Sınırları'nda bir hırsız örneği tartışır. Bir evde değerli bir mücevher olduğunu bilen bir hırsız ile yalnızca doğru olarak inanan bir hırsızı karşılaştırır. Mücevheri ilk aramada bulamadıklarında, bilen hırsız aramayı sürdürmeye daha yatkındır; yalnızca doğru inanan hırsız, inancı sağlam bir zemine dayanmadığı için, bir süre sonra vazgeçme eğilimindedir. Bilgi, yanıltıcı ya da hayal kırıklığı yaratan kanıtlar karşısında daha dayanıklıdır.

Bu, Platon'un bağlanmış heykellerinin olasılık diliyle ifadesidir. Bilgi her zaman kalıcı değildir, ama bilgi olmayan doğru inançtan ortalamada daha kalıcıdır. Bu cevap özellikle uzun süreli eylemlerde önemlidir: bir projeyi, bir tedaviyi, bir araştırmayı sonuna kadar sürdürmek, başlangıçtaki inancın ilk engelde çökmemesini gerektirir.

Dördüncü cevap: bilginin toplumsal işlevi

İngiliz felsefeci Edward Craig, 1990'da yayımlanan Bilgi ve Doğa Durumu kitabında soruyu farklı bir yerden sordu: "bilgi" kavramına neden ihtiyaç duyarız? Craig'e göre bu kavramın işlevi, iyi bilgi kaynaklarını işaretlemektir. İnsanlar birbirlerinden bilgi almak zorunda olan varlıklardır; kime güvenebileceğimizi bilmemiz gerekir. "O biliyor" demek, "o, bu konuda güvenebileceğin biridir" demenin bir yoludur.

Bu cevaba göre bilginin doğru inançtan fazladan değeri, toplumsal bir değerdir. Doğruyu tesadüfen söyleyen biri, bir kez işe yarar; ama ona bir daha sormak akıllıca değildir. Bilen biri ise güvenilir bir kaynaktır. Bu cevap, Tanıklık dersinde gördüğümüz, bilgimizin çoğunun başkalarından geldiği gerçeğiyle birleştiğinde güçlü bir açıklama sunar: bilgiyi önemsememizin sebebi, onun bireysel bir mülk değil, paylaşılan bir kaynak olmasıdır.

Anlama: bilgiden fazlası

Kvanvig'in önerisine dönelim. Bazı felsefecilere göre epistemik değerin asıl taşıyıcısı bilgi değil, anlamadır. Bir hastalığın belirtilerini ezberleyen biri ile o belirtilerin neden birlikte ortaya çıktığını kavrayan biri, aynı doğru önermeleri bilebilir. Ama ikincisi, olgular arasındaki bağlantıları, açıklayıcı ilişkileri görür; yeni bir durumla karşılaştığında ne olacağını tahmin edebilir.

Anlamanın bilgiden farklı olduğunu gösteren ilginç bir özellik, şansa karşı daha az hassas görünmesidir. Bir konuyu, bazı parçalarını şanslı bir biçimde öğrenmiş olsan bile, bu parçalar arasındaki bağlantıları gerçekten kavrıyorsan, anlayabilirsin. Bu tartışma sürüyor; ama epistemolojinin yalnızca "bilmek" üzerine değil, "anlamak" üzerine de bir kuram gerektirdiği, çağdaş tartışmanın ortak bir kabulüdür.

Modülün kapanışı

Bu modülde gerekçelendirmenin birbirine rakip haritalarını çıkardık. Temelcilik, gerekçeyi bir tabana dayandırdı; bağdaşımcılık, bir ağın bütünlüğüne. İçselcilik ve dışsalcılık tartışması, gerekçenin kafanın içinde mi dışında mı olduğunu sordu. Güvenilircilik süreçlere, erdem epistemolojisi kişilere baktı. Bilgi-önce yaklaşım, bütün bu arayışı tersine çevirdi. Pragmatik müdahale, riskin bilgiye sızıp sızmadığını sordu. Ve bu ders, bütün bunların neden önemli olduğunu sordu.

Hiçbir kuram, sahte ahırlar ve durmuş saat vakalarını herkesin kabul edeceği biçimde çözemedi. Ama her biri, bilginin farklı bir yüzünü aydınlattı: sağlam bir zemin, iç tutarlılık, dünyayla uygun bir bağ, güvenilir bir yol, yetkin bir fail, riskle orantılı bir güven. Bu modülün aracı olan Neden Bilmem Gerekiyor Sorusu, bu yüzlerden hangisinin bir durumda önemli olduğunu seçmeyi sağlar.

"Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu

Bu dersin aracı, bir konuda doğru inançla yetinip yetinemeyeceğini, bilgiye mi yoksa anlamaya mı ihtiyacın olduğunu belirler. Beş soru sorarsın. Birincisi: bu inancı hangi karar için kullanacağım ve o karar tek seferlik mi, tekrarlanan mı? İkincisi: bu inancı başkalarına aktaracak mıyım, yani bir bilgi kaynağı olacak mıyım? Üçüncüsü: bu inanç, ileride yanıltıcı kanıtlar ya da itirazlarla karşılaşacak mı? Dördüncüsü: yeni durumlara uyarlamam gerekecek mi, yani "neden" sorusunun cevabına ihtiyacım var mı? Beşincisi: bilgiye ulaşmanın maliyeti, bu dört sorunun cevaplarına göre makul mü?

Cevaplara göre üç sonuçtan biri çıkar. Doğru inanç yeter: tek seferlik, aktarılmayacak, itiraza açık olmayan kararlarda. Bilgi gerekir: tekrarlanan kararlarda, başkalarına aktarılacak bilgilerde, itirazlara karşı sürdürülecek inançlarda. Anlama gerekir: yeni durumlara uyarlanacak, öğretilecek ya da bir uzmanlık alanının parçası olacak konularda. Kesinlik kapısına eklediği soru şudur: bir inanca ne kadar güveneceğin kadar, o güveni kazanmak için ne kadar emek harcamaya değer?

Örnekler

Basit örnek: telefondaki yol tarifi

Tanımadığın bir semtte bir arkadaşının doğum günü partisine gidiyorsun ve telefonundaki navigasyonun sesli tarifini izliyorsun. Adresi doğru buluyorsun. "Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu'nu uygulayalım. Karar tek seferlik mi? Evet, bu semte bir daha gelmeyebilirsin. Başkalarına aktaracak mısın? Hayır. İtirazlarla karşılaşacak mı? Hayır. Yeni durumlara uyarlaman gerekecek mi? Hayır. Sonuç: doğru inanç yeter. Yolu "bilmen", yani semtin haritasını kafanda kurman gerekmez; navigasyonun seni doğru yere götürmesi yeterlidir. Şimdi durumu değiştirelim: aynı semtte yeni bir işe başladın ve her gün gideceksin; bir gün telefonun şarjı bitebilir, trafik yüzünden alternatif yol bulman gerekebilir. Birinci ve dördüncü sorunun cevabı değişti: artık yolu bilmen, hatta semtin yapısını anlaman gerekir. Aynı hedef, farklı bir epistemik ihtiyaç.

Orta örnek: formülü ezberlemek ve anlamak

İki öğrenci bir fizik sınavına hazırlanıyor. Birincisi hareket formülünü ezberliyor ve standart sorularda doğru sonuca ulaşıyor. İkincisi formülün nereden geldiğini, hangi varsayımlara dayandığını, hangi durumlarda geçerli olmadığını da öğreniyor. Sınavda standart sorular çıkarsa ikisi de aynı puanı alır. "Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu'nu uygulayalım. Karar tek seferlik mi? Bu sınav için belki, ama fizik ileriki derslerin temelidir; tekrarlanır. Başkalarına aktaracak mı? Bir gün bir arkadaşına ya da öğrencisine açıklaması gerekebilir. İtirazlarla karşılaşacak mı? Formülün uygulanmadığı bir soru çıktığında ezber yetersiz kalır. Yeni durumlara uyarlama gerekecek mi? Kesinlikle; mühendislik ya da fizik okuyacaksa formülü değişen koşullara uyarlaması gerekecek. Sonuç: bu öğrenci için anlama gerekir. Ezberlenmiş doğru formül, Daidalos'un bağlanmamış heykeli gibidir: sınav bitince ya da soru biraz değişince kaçıp gider.

Gerçek hayat örneği: panik anında satış

Bir yatırımcı, güvendiği bir danışmanın tavsiyesiyle bir şirketin hisselerini alıyor. Tavsiye doğru çıkıyor: şirket uzun vadede büyüyor. Ama arada, piyasada kısa süreli bir çöküş yaşanıyor ve hisse değeri birkaç hafta içinde sert biçimde düşüyor. "Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu'nu uygulayalım. Karar tekrarlanan mı? Evet, yatırımcı her gün elde tutma ya da satma kararı veriyor. İtirazlarla karşılaşacak mı? Evet, düşen fiyatlar ve karamsar haberler güçlü yanıltıcı kanıtlar oluşturacak. Yatırımcının inancı, yani "bu şirket uzun vadede değerli", danışmanın sözüne dayanan doğru bir inançtır; ama yatırımcı şirketin neden değerli olduğunu bilmiyor. Williamson'ın hırsız örneğindeki gibi, yalnızca doğru inanan biri, yanıltıcı kanıtlar karşısında vazgeçmeye daha yatkındır: panikle satar ve kayıp gerçekleşir. Şirketin iş modelini, borç yapısını ve rekabet konumunu anlayan bir yatırımcı ise, aynı düşüş karşısında inancını koruyabilir ya da gerçekten bir değişiklik olup olmadığını değerlendirebilir. Bu örnek bir yatırım tavsiyesi değildir; bilginin ve anlamanın, doğru inanca göre neden daha dayanıklı olduğunu gösterir.

Vakaya dönüş

Modülün iki vakasına son kez, bu kez değer sorusuyla bakalım. Henry'nin "Şu bir ahır" inancı doğrudur ve o an işine yarar: ahırın fotoğrafını çekecekse, doğru yöne bakıyordur. Peki bilginin eksikliği Henry'den neyi alır? Goldman ve Olsson'un cevabına göre, gelecekteki doğruları: aynı bölgede bir sonraki "ahırı" gördüğünde büyük olasılıkla yanılacaktır. Craig'in cevabına göre, bir bilgi kaynağı olma değerini: bir yolcu Henry'ye "Burada ahır var mı?" diye sorsa, Henry'nin cevabı ona güvenilir bir rehberlik sunmaz. Greco'nun cevabına göre, başarının değerini: Henry doğruya ulaştı, ama bu ona atfedilecek bir başarı değil.

Durmuş saate bakan kişide ise eksikliğin bedeli en çok dayanıklılıkta görünür. Saatin gösterdiği zamanı doğru okudu ve belki bir randevuya zamanında yetişti; o an için doğru inanç ona gerekeni verdi. Ama Williamson'ın cevabına göre, bu inanç dayanıksızdır: biri ona "Bu saat geçen hafta durmuştu" dese, inancı hemen çöker; oysa bilen biri, ikinci bir saatle kontrol ettiği için inancını koruyabilirdi. Modül boyunca iki vakada neyin eksik olduğunu aradık ve farklı kuramlar farklı cevaplar verdi. Bu ders, o eksikliğin neden önemli olduğunu gösterir: doğru inanç o anı kurtarır, bilgi ise geleceği, başkalarını ve sarsıntılara karşı dayanıklılığı.

Araç kartı: "Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu

AlanAçıklama
Ne işe yararBir konuda doğru inancın mı, bilginin mi, anlamanın mı gerektiğini belirler; epistemik emeği ihtiyaçla orantılı kılar
5K kapısıKesinlik
Adımlar1) Kararı yaz: tek seferlik mi, tekrarlanan mı? 2) Bu inancı başkalarına aktaracak mısın? 3) İleride yanıltıcı kanıt ya da itirazla karşılaşacak mı? 4) Yeni durumlara uyarlaman, yani "neden"i bilmen gerekecek mi? 5) Bilgiye ulaşmanın maliyeti bu cevaplara göre makul mü? Sonuç: doğru inanç yeter, bilgi gerekir ya da anlama gerekir
Ne zaman kullanılırBir konuyu ne derinlikte öğrenmen gerektiğine karar verirken; bir bilgiyi başkalarına aktarmadan önce; uzun süreli bir karara başlarken
Sık hataHer konuda derin anlama peşine düşüp gereksiz emek harcamak; ya da tekrarlanan ve aktarılan kararlarda tek seferlik doğru inançla yetinmek

Egzersiz

Projenin amacı doğru kuramı bulmak değildir. Aynı vakayı altı farklı gözle görebilmek, bir sonraki kez bir bilgi iddiasıyla karşılaştığında hangi soruyu sorman gerektiğini seçmeyi kolaylaştırır.

Mini test

  1. Pritchard'a göre Menon problemi hangi üç düzeyde sorulabilir?
  2. Boğulma problemi nedir ve güvenilirci bilgi kuramları için neden bir sorundur?
  3. Goldman ve Olsson'un cevabı ile başarı cevabı arasındaki fark nedir?
  4. Craig'e göre "bilgi" kavramının işlevi nedir ve bu, bilginin fazladan değerini nasıl açıklar?
  5. Bir şirket, yeni çalışanlarına müşteri şikâyetlerini nasıl yanıtlayacaklarını anlatan hazır cevap şablonları veriyor ama şablonların neden böyle yazıldığını açıklamıyor. "Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Birinci düzey: bilgi yalnızca doğru inançtan daha değerli mi? İkinci düzey: bilgi, parçalarının herhangi bir bileşiminden, örneğin gerekçeli doğru inançtan daha değerli mi? Üçüncü düzey: bilginin değeri yalnızca daha fazla değil, farklı türde mi?
  2. Doğruluğun değeri, güvenilirliğin değerini içine alır: güvenilirlik yalnızca doğruluğa götürdüğü için değerliyse, zaten doğru olan bir inanca ek değer katamaz. Güvenilirci kuramlar bu yüzden bilginin doğru inançtan fazladan değerini açıklamakta zorlanır.
  3. Goldman ve Olsson, fazladan değeri gelecekteki doğru inançların olasılığında bulur; bu değer bilginin dışındadır. Başarı cevabı ise bilginin kendi başına değerli bir başarı olduğunu söyler; bu, üçüncü düzeye cevap vermeye adaydır.
  4. "Bilgi" kavramı iyi bilgi kaynaklarını işaretlemeye yarar. Tesadüfen doğru söyleyen biri bir kez işe yarar, bilen biri ise güvenilir bir kaynaktır; bilginin fazladan değeri toplumsaldır.
  5. Kararlar tekrarlanır: çalışanlar her gün şikâyet yanıtlar. Çalışanlar bu bilgiyi müşterilere aktarır. Müşteriler şablona uymayan durumlarla, itirazlarla gelir. Yeni durumlara uyarlamak gerekir. Sonuç: şablonlar doğru inanç sağlar, ama bu iş için anlama gerekir. Şablonların hangi ilkeye dayandığı açıklanmalıdır; aksi hâlde şablona uymayan ilk durumda çalışan ya yanlış bir cevap verir ya da hiç cevap veremez.

Özet

  • Menon problemi, bilginin doğru inançtan neden daha değerli olduğunu sorar; Pritchard onu üç düzeye ayırır.
  • Platon'un kalıcılık cevabı doğru bir şeye işaret eder, ama doğru inanç da inatçı olabilir ve bilgi de kaybedilebilir.
  • Boğulma problemi, güvenilirliğin değerinin doğruluğun değeri içinde kaybolduğunu gösterir; Kvanvig bu yüzden asıl değerin anlamada olduğunu savunur.
  • Başlıca cevaplar: gelecekteki doğrular (Goldman ve Olsson), başarının değeri (Sosa, Greco), yanıltıcı kanıta karşı sağlamlık (Williamson) ve toplumsal işlev (Craig).
  • Anlama, tek tek önermeleri bilmenin ötesinde, açıklayıcı ilişkileri kavramak ve yeni durumlara uyarlamaktır.
  • "Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu, bir durumda doğru inancın, bilginin ya da anlamanın gerekip gerekmediğini belirleyerek epistemik emeği ihtiyaçla orantılı kılar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Menon problemi neyi sorar?Bilginin doğru inançtan neden daha değerli olduğunu
Zagzebski'nin kahve benzetmesi neyi gösterir?Güvenilir kaynaktan gelmenin, zaten iyi olan sonuca değer katmadığını
Boğulma problemi hangi kuramları zorlar?Güvenilirci bilgi kuramlarını
Kvanvig'e göre asıl değer taşıyıcı?Anlama
Goldman ve Olsson'un cevabı?Güvenilir süreç gelecekte de doğru inanç olasılığını artırır
Williamson'ın hırsız örneği?Bilen hırsız, yalnızca doğru inanandan daha uzun süre arar
Craig'e göre bilgi kavramının işlevi?İyi bilgi kaynaklarını işaretlemek
Aracın üç sonucu?Doğru inanç yeter, bilgi gerekir, anlama gerekir

Sonraki derse köprü

Bu modülün sonunda bilginin tek bir tanımına ulaşmadık, ama ne zaman ve neden önemli olduğunu görmeye başladık. Önümüzdeki modülde bu soruları, insanlığın en sistemli bilgi üretme girişimine taşıyacağız: bilime. Okullarda öğretilen "gözlem, hipotez, deney, sonuç" sırası, bilimin gerçekte nasıl işlediğini ne kadar yansıtır? Modülün süregelen vakası, psikolojide yıllarca kabul görmüş bir bulgunun, "ego tükenmesi" etkisinin yükselişi ve tekrar deneylerle sarsılması olacak. Ders 5.1 Modül 5'i açacak, "bilimsel yöntem" mitini bilimin gerçek işleyişiyle karşılaştıracak ve araç kutuna Yöntem Gerçekçiliği Kontrolü'nü ekleyecek.

Günlük sorusu: Hayatında yalnızca doğru bildiğin, ama neden doğru olduğunu anlamadığın ve bunun bir gün sana pahalıya mal olabileceği bir konu hangisi?

Tarihte bu tartışma

Bilginin değeri sorusu, Platon'un Menon diyaloğunda açık biçimde sorulur ve Sokrates'in Daidalos heykelleri benzetmesiyle cevaplanır. Ama bu soru, yirminci yüzyılın büyük bölümünde epistemolojinin kenarında kaldı; felsefeciler bilginin ne olduğunu tanımlamaya odaklanırken, neden önemli olduğunu nadiren sordu. 1990'da Edward Craig'in kitabı, bilgi kavramının işlevini sorarak bu yönde erken bir adım attı. 2000'lerin başında durum değişti: Zagzebski'nin kahve makinesi örneği, Kvanvig'in 2003'te yayımlanan Bilginin Değeri ve Anlama Arayışı ve Wayne Riggs'in çalışmaları, değer sorusunu bir kuramı sınamanın ölçütü hâline getirdi: bir bilgi kuramı, bilginin neden değerli olduğunu açıklayamıyorsa, eksik sayılmaya başlandı. Bu "değer dönemecinin" ardından anlama, entelektüel erdemler ve bilginin toplumsal rolü, epistemolojinin merkezine yerleşti.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.