Giriş
Bir restoranda iki müşteri aynı soruyu soruyor: "Bu tatlıda fıstık var mı?" Birincisi fıstığın tadını sevmediği için soruyor. İkincisi ağır bir fıstık alerjisi olduğu için soruyor; yanlış bir cevap onu acil servise götürebilir. Garson ikisine de aynı şeyi söylüyor: "Yok, biliyorum, tarifi ben de biliyorum." Garsonun kanıtı iki durumda da aynı: tarifi hatırlıyor, mutfakta fıstık kullanıldığını görmemiş. Birinci müşteri için bu cevap yeterli görünür. İkinci müşteri için ise, garsonun "biliyorum" demesi rahatsız edicidir: gidip şefe sorması, malzeme listesine bakması, aynı tezgâhta fıstıklı bir şey hazırlanıp hazırlanmadığını kontrol etmesi gerekmez mi?
Şüphecilik modülünün son dersinde, bağlamsalcılığı şüpheciliğe bir cevap olarak tanıdık: seminerde "bilmek" için standart yüksektir, sokakta düşük. Orada bir rakip görüşü de kısaca anmıştık: standardı belirleyen şey konuşanın bağlamı değil, bilen kişinin pratik durumu olabilir. Bu derste o soruyu şüphecilikten bağımsız olarak ele alacağız. Garsonun bilip bilmediği, kanıtına mı bağlıdır, yoksa yanılmanın kimin için ne kadar pahalı olduğuna da mı? Bir önceki derste bilginin iddia ve eylemin kuralı olduğunu gördük; bu kural doğruysa, risk bilginin kendisine sızıyor olabilir.
Bu dersin kazanımları:
- Bağlamsalcılık, pragmatik müdahale ve değişmezcilik arasındaki farkı açıklarsın. (anla)
- Bir kararda yanılmanın bedelini ve bu bedeli kimin taşıdığını belirleyip gereken kanıt standardını çözümlersin. (analiz et)
- "Bilmek" kelimesinin riske duyarlı olup olmadığı konusundaki üç görüşü, karşı örnekleri ve deneysel bulguları tartarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Aynı kanıt, farklı yargı
Garson örneğindeki sezgi, felsefecilerin yüksek riskli ve düşük riskli vakalar dediği bir çiftin tipik biçimidir. İki vakada kişinin kanıtı aynıdır, inancı aynıdır ve inanç doğrudur. Değişen tek şey, yanılmanın bedelidir. Yine de pek çok kişinin sezgisi, düşük riskli vakada "biliyor", yüksek riskli vakada "bilmiyor" demeye yöneliktir. Bu sezgiyi açıklamanın üç ana yolu vardır ve bu dersin bütün işi, bu üç yolu birbirinden ayırmaktır.
Birinci yol, bağlamsalcılıktır: "bilmek" kelimesinin standardı, bilgi atfeden kişinin bağlamına göre değişir. İkinci yol, pragmatik müdahaledir: standardı belirleyen, bilen kişinin kendi pratik durumudur; yani bilgi, kelimenin anlamında değil, olgunun kendisinde riske bağlıdır. Üçüncü yol, klasik değişmezciliktir: bilgi riske bağlı değildir; sezgiler başka bir şeyi, örneğin ne zaman "biliyorum" demenin uygun olduğunu yansıtır.
Birinci yol: bağlamsalcılık, kısaca yeniden
Bağlamsalcılığı şüphecilik modülünde ayrıntılı gördüğümüz için burada yalnızca risk sorusuna uygulayalım. Bağlamsalcıya göre "Garson fıstık olmadığını biliyor" cümlesinin doğruluğu, bu cümleyi söyleyenin bağlamına bağlıdır. Tadı sevmeyen müşteri bu cümleyi söylediğinde standart düşüktür ve cümle doğrudur. Alerjisi olan müşteri söylediğinde standart yüksektir ve cümle yanlıştır. Garsonun kendisinde değişen bir şey yoktur; değişen, onun hakkında konuşanların ölçüsüdür.
Bağlamsalcılığın bu vakadaki ilginç sonucu şudur: alerjili müşteri ile tadı sevmeyen müşteri, garson hakkında birbirine zıt görünen iki cümle kurabilir ve ikisi de doğru olabilir. Bu, onların aslında çelişmediği, farklı ölçülerle konuştuğu anlamına gelir. Anlamsal körlük itirazı burada yeniden devreye girer: iki müşteri, birbirleriyle gerçekten anlaşmazlık içinde olduklarını düşünecektir.
İkinci yol: pragmatik müdahale
Pragmatik müdahale, riski kelimeden olguya taşır. Bu görüşün önde gelen savunucuları arasında Jeremy Fantl ve Matthew McGrath, John Hawthorne ve bir önceki modülde anılan Jason Stanley vardır. Onlara göre bir kişinin bir şeyi bilip bilmediği, kısmen o kişinin pratik çıkarlarına bağlıdır. Alerjili müşteri kendisi garsona güvenmeye karar verecekse, onun durumunda "tatlıda fıstık yok" önermesini bilmek için daha fazla kanıt gerekir.
Bu görüşün arkasındaki en güçlü argüman, bilgi ile eylem arasındaki bağa dayanır. Hawthorne ve Stanley 2008'de yayımlanan "Bilgi ve Eylem" makalesinde şu ilkeyi savundu: bir önermeyi bir kararda gerekçe olarak kullanmak, ancak o önermeyi biliyorsan yerindedir. Bir önceki dersin iddia kuralının eylemdeki karşılığıdır. Şimdi alerjili müşteriyi düşün. Garsonun sözüne dayanıp tatlıyı yemesi yerinde değildir; önce kontrol etmesi gerekir. Eğer bilgi eylemin kuralıysa ve bu eylem yerinde değilse, müşteri tatlıda fıstık olmadığını bilmiyordur. Ama tadı sevmeyen müşteri, aynı kanıtla, tatlıyı yemekte haklıdır; öyleyse o biliyordur. Aynı kanıt, farklı bilgi.
Değişmezcilik ve özneye duyarlılık
Pragmatik müdahalenin teknik adı çoğu zaman özneye duyarlı değişmezciliktir. "Değişmezcilik", çünkü "bilmek" kelimesi her bağlamda aynı anlama gelir; bağlamsalcılıktaki gibi kayma yoktur. "Özneye duyarlı", çünkü bu tek anlamın uygulanma koşulları, bilen öznenin durumuna göre değişir.
Bu ayrım, iki görüşü ayıran vakaları anlamayı kolaylaştırır. Tadı sevmeyen müşteri, arkadaşına "Garson fıstık olmadığını biliyor" diyor; ama arkadaşı alerjili ve bu cümleyi duyuyor. Bağlamsalcıya göre cümlenin doğruluğu konuşanın, yani tadı sevmeyen müşterinin bağlamına bağlıdır. Özneye duyarlı değişmezciye göre ise garsonun bilip bilmediği garsonun kendi durumuna bağlıdır; garson için yanılmanın bedeli düşükse, o bilir.
Farkında olmadan yüksek risk
Üç görüşü birbirinden en keskin biçimde ayıran vaka, Stanley'nin tartıştığı bir türdür: kişi yüksek risk altındadır ama bunun farkında değildir. Garsonun sözüne güvenen müşteri, alerjisi olduğunu henüz bilmiyor olsun; ilk ciddi tepkisini bu tatlıyla yaşayacak. Onun için yanılmanın bedeli fiilen çok yüksektir, ama o bunu bilmez; kendi gözünde, tadı sevmeyen müşteriyle aynı durumdadır.
Bu müşteri tatlıda fıstık olmadığını biliyor mu? Özneye duyarlı değişmezciliğin güçlü biçimine göre bilmez, çünkü bilgi fiilî bedele bağlıdır; ama bu sonuç tuhaftır, çünkü kişinin hiçbir haberi olmayan bir olgu, onun bilgisini ortadan kaldırmış olur. Bazı savunucular bu yüzden görüşü yumuşatır: bilgiyi etkileyen, fiilî bedel değil, kişinin fark ettiği bedeldir. Bağlamsalcı ise soruyu başka yere taşır: müşterinin durumunu bilen bir doktor "bilmiyor" diyebilir, masadaki arkadaşı "biliyor" diyebilir ve ikisi de kendi bağlamında doğru konuşur. Vaka, üç görüşün aynı sezgiyi neden farklı yerlerden açıkladığını görünür kılar.
Üçüncü yol: klasik değişmezcilik ve iddia edilebilirlik
Klasik değişmezci, bilginin riske bağlı olmadığını savunur. Garson ya bilir ya bilmez; iki müşteri için sonuç aynıdır. Peki yüksek riskli vakadaki sezgimiz nereden gelir? Değişmezciye göre sezgi, bilginin kendisini değil, "biliyorum" demenin uygunluğunu izler. Yanılmanın bedeli yüksekken, "biliyorum" demek, konuşanın kontrol etmeye gerek olmadığını ima eder; ve bu ima, riskli bir durumda yanıltıcıdır. Garson belki gerçekten biliyordur, ama alerjili müşteriye "biliyorum" demesi yersizdir, çünkü müşteriyi kontrol etmekten vazgeçirir.
Bu stratejiye iddia edilebilirlik açıklaması denir: bir cümlenin doğru olması ile onu söylemenin uygun olması farklı şeylerdir. "Bazı öğrenciler sınavı geçti" cümlesi, bütün öğrenciler geçtiğinde de doğrudur; ama bu durumda söylenmesi yanıltıcıdır. Değişmezciye göre risk sezgileri de benzer biçimde, doğruluk koşullarından değil, konuşmanın kurallarından kaynaklanır.
Pragmatik müdahalenin tuhaf sonuçları
Pragmatik müdahale doğruysa, bazı şaşırtıcı sonuçları kabul etmek gerekir. Birincisi, bilgi gelip gidebilir. Sabah, bankanın cumartesi açık olduğunu bilirsin. Öğlen, pazartesi hesaptan çekilecek yüklü bir taksit olduğunu öğrenirsin. Kanıtın değişmemiştir, ama artık bilmiyorsundur. Akşam taksitin ertelendiğini öğrenirsin ve yeniden bilirsin. Kanıtında hiçbir değişiklik olmadan bilgin üç kez değişmiştir.
İkincisi, bilgi servete bağlı hâle gelebilir. Aynı yatırımda, zengin biri için yanılmanın bedeli küçük, yoksul biri için büyüktür. Pragmatik müdahaleye göre, aynı kanıta sahip olsalar bile zengin kişi yatırımın güvenli olduğunu bilir, yoksul kişi bilmez. Bu sonuç pek çok kişiye yanlış görünür: bilginin, cüzdanın kalınlığıyla değişmesi tuhaftır. Üçüncüsü, ilgisizlik bilgiyi artırabilir: bir konunun sonuçlarını umursamayan biri, umursayan birinden daha kolay bilir. Pragmatik müdahalenin savunucuları bu sonuçları ya kabul eder ya da daha ince biçimlerle yumuşatmaya çalışır.
Deneysel felsefe ne söylüyor?
Bu tartışma büyük ölçüde sezgilere dayandığı için, bazı felsefeciler sezgilerin gerçekte ne olduğunu deneysel olarak sınamaya çalıştı. Joshua May ve arkadaşlarının 2010'da yayımlanan bir çalışması, banka türü vakaları katılımcılara sundu ve riskin bilgi atıflarını beklendiği kadar güçlü biçimde değiştirmediğini buldu: katılımcıların çoğu, yüksek riskli vakada da kişinin bildiğini söyleme eğilimindeydi.
Ama başka çalışmalar farklı bir soru sordu. Ángel Pinillos, 2012'de yayımlanan bir çalışmada, katılımcılara bir öğrencinin ödevindeki yazım hatalarını kontrol ettiği bir vaka sundu ve öğrencinin hataları olmadığını bilmesi için ödevi kaç kez okuması gerektiğini sordu. Ödevin önemi arttığında, katılımcıların verdiği sayı belirgin biçimde yükseldi. Bu bulgu, insanların riski "biliyor mu?" sorusunda değil, "bilmek için ne kadar kanıt gerekir?" sorusunda hesaba kattığını düşündürür. Deneysel sonuçlar tartışmayı çözmedi, ama sorunun nasıl sorulduğunun cevabı ne kadar etkilediğini gösterdi.
Kanıt standardı ile bilgi arasındaki fark
Bu dersin pratik açıdan en önemli ayrımı şudur: bilginin riske bağlı olup olmadığı tartışmalı olabilir, ama kanıt toplama ve karar için gereken standardın riske bağlı olduğu tartışmasızdır. Ağır alerjisi olan biri, garsonun sözüne dayanmamalıdır; bir köprü mühendisi, bir evin raf ustasından daha yüksek bir güvenlik payıyla çalışmalıdır. Karar kuramında bu, beklenen bedel hesabının doğal sonucudur: yanılmanın bedeli arttıkça, harekete geçmeden önce istenen güven de artar.
Bu yüzden bu tartışmanın gündelik hayat için dersi, hangi kuramın doğru olduğundan bağımsızdır. "Biliyorum" dediğinde ya da başkasının "biliyorum" demesine dayandığında, üç şeyi sormalısın: yanılırsam bedel ne olur, bu bedeli kim taşır ve bu bedel göz önüne alındığında elimdeki kanıt yeterli mi? Birinci soru Kesinlik termometresi dersindeki güven ayarına, ikinci soru ise sorumluluğun kimde olduğu sorusuna bağlanır. Bedeli başkasının taşıdığı durumlarda, konuşanın standardını yükseltmesi ayrıca bir etik yükümlülüktür.
Risk–Standart Ayarı
Bu dersin aracı, bir karara dayanak olan bir inancın, kararın riskine göre yeterli kanıta sahip olup olmadığını sınar. Önce inancı ve ona dayanan kararı yazarsın. Sonra iki tür hatanın bedelini ayrı ayrı yazarsın: inanç yanlışken ona göre davranmanın bedeli ve inanç doğruyken ona göre davranmamanın bedeli. Üçüncü olarak bu bedelleri kimin taşıdığını belirlersin. Dördüncü olarak elindeki kanıtın gücünü Kesinlik termometresinde bir dereceyle ifade edersin. Beşinci olarak, bedele göre gereken dereceyi belirler ve ikisini karşılaştırırsın.
Karşılaştırmanın üç olası sonucu vardır: kanıt yeterliyse harekete geç; yetersizse ve kanıt toplamak ucuzsa kontrol et; yetersizse ve kanıt toplamak pahalı ya da imkânsızsa önlem al, yani yanılma durumunda bedeli azaltacak bir yol seç. Araç, 5K'nın Kesinlik kapısında çalışır: güvenin yalnızca kanıta değil, kararın ağırlığına da uygun olmasını sağlar. Son adım bir dil adımıdır: bedel yüksekken, kanıt yeterli olsa bile, "biliyorum" yerine dayandığın kanıtı açıkça söylemek, dinleyenin kendi kontrolünü yapmasına alan bırakır.
Örnekler
Basit örnek: kapıyı kilitledin mi?
Evden çıktın ve apartmanın önünde bir an duraksıyorsun: kapıyı kilitledin mi? Kilitlediğini hatırlıyorsun, her zaman yaptığın gibi. Risk–Standart Ayarı'nı iki durumda uygulayalım. Birinci durum: markete gidiyorsun, yarım saat sonra döneceksin. Yanlış inancın bedeli: yarım saat kilitsiz bir kapı, düşük bir risk. Gereken derece orta. Kanıtın, yani alışkanlık ve belirsiz bir anı, bu dereceyi karşılar: harekete geç. İkinci durum: iki haftalık bir yolculuğa çıkıyorsun ve taksi bekliyor. Yanlış inancın bedeli: iki hafta kilitsiz bir ev, yüksek bir risk. Gereken derece yüksek. Kanıtın aynı, ama gereken dereceyi karşılamıyor; kontrol etmek ise ucuz, iki dakikalık bir iş: kontrol et. İki durumda da kapıyı büyük olasılıkla kilitlemişsindir. Ama ikinci durumda geri dönüp bakmak, kanıtının değil, bedelin gerektirdiği bir adımdır.
Orta örnek: yazım hatası kontrolü
Bir iş yerinde, bir çalışan hazırladığı belgeyi bir kez okudu ve hata bulmadı. Belge iki farklı yere gidecek. Risk–Standart Ayarı'nı uygulayalım. Birinci belge, iç yazışma için kısa bir not. Yanlış inancın, yani "hata yok" inancının bedeli: küçük bir yazım hatası, belki biraz utanç. Tek okuma yeterli; harekete geç. İkinci belge, bir sözleşme metni; içinde tutarlar ve tarihler var. Yanlış inancın bedeli: yanlış bir rakam, hukuki ya da mali bir kayıp. Bu bedeli yalnızca çalışan değil, şirket ve karşı taraf da taşır. Gereken derece çok yüksek. Tek okuma bu dereceyi karşılamaz; kanıt toplamak, yani ikinci bir okuma ve bir meslektaşın kontrolü, görece ucuz: kontrol et. Pinillos'un deneyindeki sezgi burada kurumsal bir kurala dönüşür: önemli belgeler için "dört göz" ilkesi, riskin standardı nasıl yükselttiğinin gündelik bir uygulamasıdır.
Gerçek hayat örneği: alerji sorusu
Açılıştaki restorana dönelim ve bu kez garsonun yerine geçelim. Garsonun inancı: "Bu tatlıda fıstık yok." Risk–Standart Ayarı'nı uygulayalım. İki hatanın bedeli: inanç yanlışken tatlıyı "fıstıksız" diye sunmak, alerjili müşteri için ağır bir sağlık riski; inanç doğruyken tatlıyı sunmamak ise küçük bir kayıp, belki bir satış. Bedeli kim taşıyor? Neredeyse tamamen müşteri; garsonun kendisi için yanılmanın bedeli düşük. Bu, önemli bir noktadır: özneye duyarlı değişmezciliğe göre, garsonun kendi riski düşük olduğu için garson bilebilir; ama bedeli taşıyan müşteridir. Kanıtın derecesi: garson tarifi hatırlıyor, ama çapraz bulaşma ihtimalini kontrol etmemiş. Gereken derece çok yüksek. Kontrol etmek ucuz: şefe sormak ve malzeme listesine bakmak birkaç dakika sürer. Sonuç: kontrol et ve cevabı "biliyorum" diye değil, "Şefe sordum, tarifte fıstık yok ve aynı tezgâhta fıstıklı ürün hazırlanmıyor" diye ver. Pek çok ülkede gıda işletmelerinin alerjen bilgisi sunma yükümlülüğü, bu ayarın yasal bir biçimidir.
Vakaya dönüş
Modülün iki vakasını risk açısından yeniden kuralım. Henry'nin durumunu iki biçimde düşün. Birincisinde Henry yalnızca araba sürüyor ve manzarayı izliyor; "Şu bir ahır" düşüncesinin onun için hiçbir önemi yok. İkincisinde Henry, bir sigorta şirketinin ekspertizi olarak bölgedeki ahırların sayımını yapıyor ve bu sayıma göre poliçe düzenlenecek. Pragmatik müdahaleye göre ikinci Henry'nin bilmesi daha zordur, çünkü onun için yanılmanın bedeli yüksektir. Ama burada ilginç bir nokta ortaya çıkar: birinci Henry de bilmiyordu. Onun sorunu kanıtın azlığı değil, çevrenin sahte cephelerle dolu olmasıydı. Risk düşükken bile, şansın yarattığı bir sorunu düşük standart çözmez.
Durmuş saat için de aynı ders geçerlidir. Saate yalnızca merakla bakan biri de, saate bakarak uçağa yetişip yetişemeyeceğine karar veren biri de, durmuş bir saatten doğru saati okuduğunda bilmez. Risk, gereken kanıt miktarını değiştirebilir; ama Gettier türü tesadüfleri ortadan kaldırmaz. Bu, modül boyunca gördüğümüz iki ayrı sorunu birbirinden ayırır: bir inancın ne kadar kanıt gerektirdiği sorusu ile inancın doğruluğunun şansa mı yetkinliğe mi bağlı olduğu sorusu. Risk birincisine dokunur, ikincisine dokunmaz. Pratikte bunun anlamı şudur: yüksek riskli durumlarda yalnızca daha çok kanıt toplamak yetmez; kanıtın çevrenin tuzaklarına karşı da sınanması gerekir. Sigorta ekspertizi Henry'nin yapması gereken şey, ahırlara daha dikkatli bakmak değil, bölgede sahte cephe olup olmadığını sormaktır.
Araç kartı: Risk–Standart Ayarı
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir karara dayanak olan inancın, kararın riskine göre yeterli kanıta sahip olup olmadığını sınar ve harekete geç, kontrol et ya da önlem al kararını verir |
| 5K kapısı | Kesinlik |
| Adımlar | 1) İnancı ve ona dayanan kararı yaz. 2) İki hatanın bedelini ayrı ayrı yaz: yanlışken davranmak, doğruyken davranmamak. 3) Bedeli kimin taşıdığını belirle. 4) Kanıtının derecesini termometrede işaretle ve bedele göre gereken dereceyle karşılaştır. 5) Karar ver: harekete geç, kontrol et ya da önlem al; bedel yüksekse "biliyorum" yerine kanıtını söyle |
| Ne zaman kullanılır | Sağlık, para, güvenlik ya da başkalarının hayatını etkileyen kararlarda; başkasının "biliyorum" sözüne dayanacağında; bedeli senin değil başkasının taşıdığı durumlarda |
| Sık hata | Düşük riskli bir durumun alışkanlığını yüksek riskli bir duruma taşımak; ya da tersine, her küçük karar için yüksek riskli standartlar isteyip felç olmak |
Egzersiz
Bu egzersiz, çoğu zaman şu farkındalığı getirir: yüksek riskli kararlarda bile, alışkanlıktan gelen düşük standartla hareket ettiğimiz anlar vardır; ve başkaları için verdiğimiz bilgilerde, bedeli taşımadığımız için standardımızı yeterince yükseltmeyiz.
Mini test
- Yüksek riskli ve düşük riskli vaka çiftleri hangi sezgiyi ortaya koyar ve bu sezgiyi açıklamanın üç yolu nedir?
- Bağlamsalcılık ile özneye duyarlı değişmezcilik arasındaki fark nedir?
- Hawthorne ve Stanley'nin bilgi-eylem ilkesi pragmatik müdahaleyi nasıl destekler?
- Pragmatik müdahalenin tuhaf görünen üç sonucu nedir?
- Bir apartman yöneticisi, asansörün bakımının yapıldığını "biliyorum, firma geçen ay geldi" diyerek sakinlere asansörün güvenli olduğunu söylüyor. Risk–Standart Ayarı ile değerlendir.
Cevapları göster
- Kanıt, inanç ve doğruluk aynıyken, yanılmanın bedeli arttığında kişinin bildiğini söylemeye daha az eğilimli olduğumuzu gösterir. Üç açıklama: bağlamsalcılık (standart atfedenin bağlamına göre değişir), pragmatik müdahale (bilgi öznenin pratik durumuna bağlıdır) ve klasik değişmezcilik (bilgi değişmez, "biliyorum" demenin uygunluğu değişir).
- Bağlamsalcılığa göre "bilmek" kelimesinin standardı bilgiyi atfeden konuşanın bağlamına göre değişir. Özneye duyarlı değişmezciliğe göre kelimenin anlamı sabittir, ama bilginin koşulları bilen öznenin pratik durumuna göre değişir.
- İlke, bir önermeyi karar gerekçesi olarak kullanmanın ancak o önermeyi biliyorsan yerinde olduğunu söyler. Yüksek riskli durumda önermeye dayanarak davranmak yerinde değilse, kişi bilmiyordur; düşük riskli durumda aynı kanıtla davranmak yerindeyse, biliyordur.
- Bilgi, kanıt değişmeden gelip gidebilir; aynı kanıtla zengin bilir, yoksul bilmez gibi sonuçlar doğar; bir konunun sonuçlarını umursamamak bilgiyi kolaylaştırır.
- İki hatanın bedeli: asansör güvenli değilken güvenli demek, yaralanma ya da ölüm riski; güvenliyken kontrol etmek ise küçük bir zahmet. Bedeli sakinler taşır, yönetici değil. Kanıt: firmanın geçen ay geldiği bilgisi; bakımın ne kapsamda yapıldığı, bir eksiklik raporu olup olmadığı bilinmiyor. Gereken derece çok yüksek; kontrol etmek ucuz: bakım raporunu ve varsa periyodik kontrol belgesini okumak. Yönetici "biliyorum" yerine "bakım raporu şunu söylüyor" demeli.
Özet
- Aynı kanıtla, yanılmanın bedeli arttığında bilgi atfetmeye daha az eğilimli oluruz; bu sezginin üç açıklaması vardır.
- Bağlamsalcılığa göre standart atfedenin bağlamına, pragmatik müdahaleye (özneye duyarlı değişmezcilik) göre bilen öznenin pratik durumuna bağlıdır; klasik değişmezciliğe göre ise bilgi değişmez, "biliyorum" demenin uygunluğu değişir.
- Pragmatik müdahalenin en güçlü dayanağı bilgi-eylem ilkesidir; en rahatsız edici sonuçları, bilginin kanıt değişmeden gelip gitmesi ve servete bağlı hâle gelmesidir.
- Deneysel çalışmalar, riskin "biliyor mu?" sorusundan çok "ne kadar kanıt gerekir?" sorusunu etkilediğini düşündürür.
- Bilginin riske bağlı olup olmadığı tartışmalı olsa da, karar için gereken kanıt standardının riske bağlı olduğu tartışmasızdır; bedeli başkası taşıyorsa bu bir etik yükümlülüktür.
- Risk–Standart Ayarı, iki hatanın bedelini ve bedeli taşıyanı belirleyerek harekete geç, kontrol et ya da önlem al kararını verir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Yüksek-düşük riskli vaka çiftinde değişen tek şey? | Yanılmanın bedeli |
| Sezgiyi açıklayan üç görüş? | Bağlamsalcılık, pragmatik müdahale, klasik değişmezcilik |
| Pragmatik müdahalenin öteki adı? | Özneye duyarlı değişmezcilik |
| Bilgi-eylem ilkesi kime ait, hangi yıl? | Hawthorne ve Stanley, 2008 |
| İddia edilebilirlik açıklaması? | Cümlenin doğruluğu ile söylenmesinin uygunluğu farklıdır |
| Pragmatik müdahalenin "servet" sonucu? | Aynı kanıtla zengin bilir, yoksul bilmez |
| Pinillos'un yazım hatası deneyi neyi gösterdi? | Risk arttıkça bilmek için gereken kontrol sayısı artıyor |
| Risk–Standart Ayarı'nın üç sonucu? | Harekete geç, kontrol et, önlem al |
Sonraki derse köprü
Bu modül boyunca bilginin ne olduğunu, gerekçenin nereden geldiğini ve standardının neye göre değiştiğini sorduk. Ama hepsinin arkasında hiç sormadığımız bir soru duruyor: bilgi neden bu kadar önemli? Doğru bir inanç, bizi bilgi kadar iyi yönlendiriyorsa, bilginin fazladan değeri nedir? Doğru kanaat dersinde Platon'un Larisa yolunu görmüştük; Sokrates, Menon'da, bu soruya Daidalos'un heykelleriyle bir cevap vermişti. Ders 4.8 modülü bu soruyla, epistemik değer sorunuyla kapatacak; bilginin doğru inançtan neden daha değerli olduğunu ve bu farkın ne zaman önemli olduğunu inceleyecek ve araç kutuna "Neden bilmem gerekiyor?" Sorusu'nu ekleyecek.
Günlük sorusu: Başkalarına verdiğin bilgilerde, yanılmanın bedelini kimin taşıdığını düşünerek konuştuğun son an ne zamandı?
Tarihte bu tartışma
Pratik risklerin inançla ilişkisi yeni bir soru değildir. Bir önceki tarih kutusunda andığımız Clifford'un 1877'deki "İnancın Ahlakı" makalesi, kanıtsız inancın bedelini bir gemi sahibi örneğiyle anlatıyordu. Amerikalı felsefeci William James, 1896'da yayımlanan "İnanma İstenci" makalesinde Clifford'a cevap verdi ve bazı durumlarda, kanıt kesin değilken bile, yaşamsal bir seçimde inanmayı seçmenin meşru olabileceğini savundu. Yirminci yüzyılın sonunda bu soru daha dar bir biçimde yeniden sorulmaya başladı. Keith DeRose'un 1990'ların başındaki banka vakaları bağlamsalcılığı desteklemek için kullanıldı. 2000'lerin başında Jeremy Fantl ve Matthew McGrath, John Hawthorne ve Jason Stanley, aynı vakaları bilginin kendisinin riske bağlı olduğunu savunmak için yeniden okudu. 2010'lardan itibaren deneysel felsefe bu sezgileri sınamaya başladı ve tartışma, masa başı vaka analizinden deney tasarımına uzandı.