İçeriğe geç

Ders 4.6 · Modül 4: Gerekçelendirme Teorileri

Bilgi-önce epistemoloji (Williamson)

Araç: Kanıt = Bilgi Kontrolü · 5K: Kanıt · 2.914 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Bir hastanenin laboratuvar sekreteri, telefonda bir hastaya kan tahlili sonucunu soruyor. Sonuç henüz sisteme düşmemiş. Sekreter, hastayı rahatlatmak için, "Merak etmeyin, bu tahlillerin çoğu temiz çıkıyor, sizinki de temiz" diyor. Tahlil gerçekten de temiz çıkıyor. Yine de, olanları öğrenen laboratuvar sorumlusu sekreteri uyarıyor: "Bilmediğin bir şeyi söyleyemezsin." Sekreterin söylediği doğruydu ve yüksek olasılıklıydı; eksik olan neydi?

Laboratuvar sorumlusunun cümlesi, bu dersin konusu olan görüşün gündelik bir özetidir. Temelcilikten erdem epistemolojisine kadar gördüğümüz her kuram, aynı formülün eksik terimini aradı: inanç, artı doğruluk, artı bir şey. İngiliz felsefeci Timothy Williamson, 2000'de yayımlanan Bilgi ve Sınırları kitabında bu projeyi tersine çevirdi. Formülü tamamlamaya çalışmak yerine onu ters yönden okudu: bilgiyi başlangıç noktası yaptı ve inancı, gerekçeyi, hatta kanıtı onun üzerinden açıkladı. Bu derste bu bilgi-önce yaklaşımını, onun en tartışmalı iddiası olan "kanıt bilgidir" tezini ve sekreterin ihlal ettiği kuralı inceleyeceksin.

Bu dersin kazanımları:

  • Bilgi-önce epistemolojinin temel tezlerini, özellikle bilginin analiz edilemezliğini ve kanıt eşittir bilgi tezini açıklarsın. (anla)
  • Bir iddianın dayandığı kanıtları, gerçekten bilinen önermeler olup olmadıklarına göre ayıklarsın. (uygula)
  • Bilgi-önce yaklaşımın kötü cin sezgisine ve içselciliğe karşı ne kadar dayandığını değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Analiz projesinin başarısızlığı

JTB ve Gettier dersinde, 1963'ten sonra bilgiyi "gerekçeli doğru inanç artı bir şey" olarak tanımlama çabalarını gördük. Her yeni öneri, yeni bir karşı örnekle karşılaştı. Bu modülde temelcilik, bağdaşımcılık, güvenilircilik ve erdem epistemolojisi de, farklı yollardan, bu eksik bileşeni aradı. Williamson bu tarihten tümevarımsal bir ders çıkarır: yarım yüzyıldır süren bu çaba başarılı olmadıysa, belki aranan şey yoktur. Belki bilgi, daha temel kavramlarla tanımlanabilecek bir bileşik değildir.

Bu sonuç ilk bakışta bir yenilgi kabulü gibi görünebilir, ama Williamson onu bir yenilgi olarak değil, bir başlangıç noktası olarak sunar. Felsefede pek çok temel kavram analiz edilemez; bu, onların anlaşılamaz olduğu anlamına gelmez. Bir kavramı, başka kavramlarla ilişkilerini göstererek, ona dayanan başka kavramları açıklayarak ve onun hangi koşullara uyduğunu belirleyerek aydınlatabiliriz. Bilgiyi tanımlamak yerine, bilgiyi kullanarak başka şeyleri açıklamayı önerir.

Bilgi bir zihin durumudur

Williamson'ın ilk iddiası şudur: bilgi bir zihin durumudur. Bu, geleneksel görüşe aykırıdır. Geleneksel görüşe göre bilgi, bir zihin durumu olan inanç ile zihnin dışındaki bir olgu olan doğruluğun birleşimidir; bu yüzden kendisi saf bir zihin durumu değildir. Williamson ise bu birleşim resmini reddeder. Ona göre "görmek", "hatırlamak" ve "bilmek" gibi durumlar, zihnin dünyayla doğru ilişki içinde olduğu durumlardır ve bu ilişkinin kendisi zihinseldir.

Williamson bu durumlara olgusal zihin durumları der: yalnızca doğru olan şeylere yönelebilen durumlar. Kapının açık olduğunu görüyorsan, kapı açıktır; ödevini teslim ettiğini hatırlıyorsan, teslim etmişsindir. Bilmek, bu durumların en genelidir: bir şeyi gördüğünde, hatırladığında ya da kanıtladığında onu bilirsin; ama bilmek, bunların hiçbirine indirgenmez.

Kanıt eşittir bilgi

Williamson'ın en çok tartışılan tezi, kısaca K = B olarak anılır: bir kişinin toplam kanıtı, onun bildiği önermelerden ibarettir. Başka bir deyişle, bir şeyi kanıt olarak kullanabilmen için onu bilmen gerekir; ve bildiğin her şey, kanıtının bir parçasıdır.

Bu tezin arkasında birkaç gözlem vardır. Birincisi, kanıt önermeseldir: kanıtı çıkarımlarda öncül olarak kullanırız, olasılıkları onunla güncelleriz, hipotezlerin onu açıklayıp açıklamadığına bakarız; bütün bunlar, kanıtın doğru ya da yanlış olabilen bir içerik olmasını gerektirir. İkincisi, kanıt doğrudur: "Kanıtım şuydu, ama yanlış çıktı" dediğimizde, aslında kanıt sandığımız şeyin kanıt olmadığını söyleriz. Üçüncüsü, kanıt kişinin elinde olmalıdır; ona erişiminin olması gerekir. Doğru, önermesel ve kişinin elinde olan şey, Williamson'a göre tam olarak bilgidir.

Kötü cine dönüş

Bu tezin çarpıcı bir sonucu vardır. İçselcilik dersindeki yeni kötü cin sorununu hatırla. Kurbanın zihin durumları seninkilerle aynıdır; içselciye göre kurbanın kanıtı da seninkiyle aynıdır, bu yüzden inançları aynı derecede gerekçelidir. Williamson bu sonucu reddeder. Sen "Önümde bir masa var" önermesini biliyorsun; kurban bilmiyor, çünkü önermesi yanlış. Öyleyse bu önerme senin kanıtının parçasıdır, kurbanınkinin değil. Kurbanın kanıtı seninkinden daha azdır.

Bu, içselciliğe karşı ciddi bir hamledir, ama bir bedeli vardır: kurbanın inançlarının gerekçesiz olduğunu söylemek zorunda kalır. Williamson bu sezgiyi, içselcilik dersinde gördüğümüz sorumluluk ile güvence ayrımına benzer bir ayrımla karşılar. Kurban mazurdur: suçlanamaz, elinden geleni yapmıştır. Ama gerekçeli değildir: inançları olması gerektiği gibi değildir. Bir yolcunun sahte bir tabelaya uyarak yanlış yola sapması gibi: yolcuyu suçlamayız, ama yanlış yoldadır. Bu cevabın ikna edici olup olmadığı, bugün de tartışılır.

İnanç ve gerekçe bilgiye göre

Bilgi-önce yaklaşım, geleneksel sıralamayı tersine çevirir. Geleneksel görüşte önce inanç gelir, bilgi onun özel bir türüdür. Williamson'a göre ise inanmak, bir şeyi biliyormuş gibi ele almaktır; inanç, bilgiyi hedefleyen, ona ulaşmaya çalışan bir durumdur. Başarılı bir inanç bilgidir; başarısız bir inanç, bir anlamda bozulmuş bir bilgi girişimidir.

Bazı felsefeciler bu fikri daha ileri taşıdı. Jonathan Sutton, 2007'de yayımlanan Gerekçesiz kitabında, bir inancın gerekçeli olmasının onun bilgi olmasıyla aynı şey olduğunu savundu: bilmediğin bir şeye inanmakta gerekçeli değilsin. Bu görüş, "gerekçeli ama yanlış inanç" kavramını ortadan kaldırır ve gündelik sezgilerle ciddi biçimde çatışır; bu yüzden bilgi-önce yaklaşımını benimseyenlerin çoğu bu kadar ileri gitmez.

İddianın bilgi kuralı

Bilgi-önce yaklaşımın en gündelik uygulaması, iddia etme üzerinedir. Williamson'a göre bir şeyi iddia etmenin, yani bir önermeyi doğru olarak ileri sürmenin kuralı şudur: yalnızca bildiğin şeyi iddia et. Açılıştaki sekreter bu kuralı ihlal etti. Söylediği doğruydu ve yüksek olasılıklıydı, ama bilmediği bir şeyi bilgi gibi sundu.

Bu kural pek çok dilsel olguyu açıklar. Birincisi, "Yağmur yağıyor ama bunu bilmiyorum" cümlesi kulağa saçma gelir; oysa mantıksal olarak çelişkili değildir. Bu, Moore'un adıyla anılan bir paradokstur ve bilgi kuralı onu açıklar: iddianın ilk yarısı bilmeyi gerektirir, ikinci yarısı onu inkâr eder. İkincisi, birinin iddiasına verilebilecek en doğal karşılık "Nereden biliyorsun?" sorusudur; bu soru, iddianın bilgiye dayanması gerektiğini varsayar. Üçüncüsü, çekilişten önce bir piyango biletine bakıp "Bu bilet kaybetti" demek, bilet kaybetme olasılığı çok yüksek olsa bile yersizdir; çünkü sonucu bilmiyorsun.

Parlaklık yoktur: bildiğini her zaman bilemezsin

Williamson'ın en ince argümanlarından biri, parlaklık karşıtı argümandır. Bir durum, içindeysen her zaman içinde olduğunu bilebileceğin bir durumsa, "parlaktır". İçselciler, gerekçe gibi bazı durumların parlak olduğunu varsayar: gerekçen varsa, onun farkına varabilirsin. Williamson, önemsiz olanlar dışında hiçbir durumun parlak olmadığını savunur.

Argüman bir sabah örneğiyle anlatılır. Şafakta çok üşüyorsun; öğlene kadar hava dakika dakika, fark edilmeyecek kadar yavaş ısınıyor ve öğlen artık sıcak hissediyorsun. Bu süreç boyunca her an kendine "Üşüyor muyum?" diye soruyorsun. Duyguların bir andan ötekine neredeyse hiç değişmiyor. Bilgi bir yanılma payı gerektirdiğinden, yani çok benzer bir durumda yanılıyor olsaydın bilmiyor olacağından, üşüdüğün son anlarda, üşüdüğünü bilemezsin: bir sonraki an, neredeyse aynı durumda, artık üşümüyor olacaksın. Demek ki üşüme durumu, içindeyken bile her zaman bilinemez. Aynı akıl yürütme, gerekçe dahil pek çok durum için geçerlidir. Sonuç: bir şeyi bildiğinde, bildiğini her zaman bilemezsin. Bu da, gerekçenin her zaman kişinin erişiminde olduğunu söyleyen içselciliğe karşı güçlü bir argümandır.

Güvenlik: bir koşul, bir analiz değil

Bilgi-önce yaklaşım bilgiyi analiz etmez, ama onun bazı gerekli koşullarını belirler. Bunlardan en önemlisi güvenliktir: bilgi, kolayca yanlış olamayacak inanç gerektirir. Çok benzer bir durumda yanılıyor olsaydın, bu durumda da bilmiyorsundur. Moore dersinde Sosa'nın güvenlik koşulunu kısaca görmüştük; Williamson aynı fikri, bir analizin parçası olarak değil, bilginin bir özelliği olarak kullanır.

Bu fark önemlidir. Güvenlik, bilginin gerekli bir koşuludur, ama Williamson onu doğruluk ve inançla birleştirip bilginin tanımını elde etmeye çalışmaz. Çünkü "benzer durum" kavramının kendisi, neyi bildiğimize dair yargılarımızdan bağımsız olarak belirlenemez. Bu, analiz projesine neden geri dönülmediğinin bir başka açıklamasıdır: bilgiyi tanımlamak için kullanacağımız her koşul, kendi içinde bilgi kavramına yaslanır.

Eleştiriler

Bilgi-önce yaklaşım ciddi eleştirilerle karşılaştı. Birinci eleştiri, kötü cin sezgisidir: pek çok kişiye göre kurbanın, bizimle aynı kanıta sahip olduğu ve aynı derecede akılcı davrandığı açıktır; mazeret ile gerekçe ayrımı bu sezgiyi yeterince karşılamaz. İkinci eleştiri, K = B tezinin kanıtı fazla sınırlandırmasıdır: bilim insanları, sonradan yanlış olduğu anlaşılan ölçümleri de kanıt olarak kullandılar ve o zaman bunu yapmakta akılcıydılar. Üçüncü eleştiri, iddianın bilgi kuralının fazla katı olmasıdır: bir hava durumu sunucusu "Yarın yağmur yağacak" dediğinde, bunu bilmediği hâlde yerinde bir iddia yaptığını düşünürüz; belki iddianın kuralı bilgi değil, makul inanç ya da yeterli kanıttır.

Williamson'ın savunucuları bu eleştirilere cevaplar verdi. Hava sunucusu, örneğin, aslında "Yarın büyük olasılıkla yağmur yağacak" diye iddia etmektedir ve bu olasılık iddiasını bilmektedir. Ama tartışma kapanmış değildir. Bilgi-önce yaklaşım, bugün epistemolojide bir azınlık görüşü değil, ciddiye alınan bir ana akımdır; ama analiz geleneğini tamamen ortadan kaldırmış da değildir.

Kanıt = Bilgi Kontrolü

Bu dersin aracı, bir iddianın dayandığı kanıtları Williamson'ın ölçütüyle ayıklar. Önce iddiayı ve ona kanıt olarak sunulan her şeyi listelersin. Sonra her bir kanıt adayı için üç soru sorarsın. Önermesel mi: bir cümle olarak yazılabilir mi? Doğru mu: yanlış olduğu anlaşılmış ya da şüpheli mi? Biliniyor mu: iddia sahibi bunu gerçekten biliyor mu, yoksa yalnızca duymuş, tahmin etmiş ya da umuyor mu? Üç soruyu geçemeyen adaylar kanıt listesinden çıkar ve iddianın desteği, kalan kanıtlarla yeniden değerlendirilir.

Son adım iddianın kendisine yöneltilir: kalan kanıtlarla iddia bilinebilir mi? Bilinemiyorsa, iddia bilgi gibi sunulmamalı; "büyük olasılıkla", "kanıtlar şunu gösteriyor", "henüz doğrulanmadı" gibi ifadelerle, gerçek statüsüne uygun biçimde dile getirilmelidir. Kanıt kapısındaki yeri, öteki araçlardan bir adım öncedir: kanıtın gücünü tartmadan önce, elimizdekinin kanıt sayılıp sayılmayacağını sorar.

Örnekler

Basit örnek: kapalı yol haberi

Sabah işe çıkmadan önce, eşin "Köprü yolu kapalı, diğer yoldan git" diyor. Kanıtlarını soruyorsun: bir arkadaşı mesaj atmış, navigasyon uygulamasında yol kırmızı görünüyor ve dün akşam haberlerde köprüde bakım çalışması olacağını duymuş gibi hatırlıyor. Kanıt = Bilgi Kontrolü'nü uygulayalım. Arkadaşın mesajı: önermesel, doğru olup olmadığı belirsiz; eşin mesajın geldiğini biliyor, ama arkadaşın yolun kapalı olduğunu bilip bilmediğini bilmiyor. Kanıt olarak kalan şey, "arkadaşım yolun kapalı olduğunu yazdı" önermesidir, "yol kapalı" önermesi değil. Navigasyon: "uygulama yolu kırmızı gösteriyor" bilinir; bu yoğunluğu gösterir, kapanmayı değil. Haber: "duymuş gibi hatırlıyorum", bilgi değil, belirsiz bir hatıradır; listeden çıkar. Sonuç: kalan kanıtlar, yolun büyük olasılıkla yoğun ya da kapalı olduğunu destekler, ama eşin "Yol kapalı" diyerek bilgi iddiasında bulunmuştur. Daha isabetli ifade: "Yol büyük ihtimalle kapalı, arkadaşım yazdı." Pratikte karar aynı olabilir: diğer yoldan gitmek. Ama iddianın statüsü farklıdır.

Orta örnek: bir iş başvurusu dosyası

Bir işe alım yöneticisi, bir adayın dosyasını inceliyor ve "Bu aday satışta çok başarılı" sonucuna varıyor. Kanıt olarak üç şey sayıyor: özgeçmişte "önceki işinde satışları iki katına çıkardı" yazması, mülakatta ikna edici bir sunum yapması ve eski yöneticisinden alınan olumlu referans. Kanıt = Bilgi Kontrolü'nü uygulayalım. Özgeçmişteki cümle: yönetici, adayın bunu yazdığını bilir, ama bunun doğru olduğunu bilmez; kanıt listesinde "aday bunu iddia ediyor" olarak kalır, "satışlar iki katına çıktı" olarak değil. Mülakattaki sunum: yönetici kendi gözlemiyle, sunumun ikna edici olduğunu bilir; bu kanıttır, ama satış başarısına değil, sunum becerisine dair. Eski yöneticinin referansı: yönetici, referansın olumlu olduğunu bilir; referansın dayandığı olgular hakkında ise dolaylı bir bilgiye sahiptir. Sonuç: "Bu aday satışta çok başarılı" iddiası, kalan kanıtlarla bilinmez; en fazla "başarılı olduğuna dair makul işaretler var" denebilir. Kontrol, hangi ek bilginin iddiayı bilgiye dönüştürebileceğini de gösterir: önceki işverenden satış verisinin doğrulanması.

Gerçek hayat örneği: tahlil sonucunu söylemek

Açılıştaki laboratuvar sekreterine dönelim. Sekreterin kanıtı neydi? "Bu tür tahlillerin çoğu temiz çıkıyor" önermesini biliyordu. Hastanın tahlilinin sonucunu ise bilmiyordu, çünkü sonuç henüz yoktu. Kanıt = Bilgi Kontrolü'nü uygulayalım. Tek kanıt, genel bir sıklık bilgisidir. Bu bilgi, "sizinki büyük olasılıkla temiz" iddiasını destekler; ama "sizinki temiz" iddiasını bilgi yapmaz. Piyango biletindeki durumla aynı yapıdadır: sonuç ne kadar olası olursa olsun, sonuçlanmamış bir şeyi bilemezsin. Sağlık iletişiminde bu fark somut sonuçlar doğurur. Hasta, "temiz" sözüne dayanarak bir kontrol randevusunu iptal edebilir ya da bir belirtiyi önemsemeyebilir. Bu yüzden sağlık kurumlarında sonuçların yalnızca yetkili kişilerce ve kesinleştikten sonra iletilmesi, iddianın bilgi kuralının kurumsal bir uygulamasıdır. Doğru ve rahatlatıcı bir tahmin, bilgi gibi sunulduğunda bile risk taşır.

Vakaya dönüş

Modülün iki vakası, bilgi-önce yaklaşımda farklı bir soruya dönüşür. Önceki derslerde, Henry'nin ve durmuş saate bakan kişinin inançlarında hangi bileşenin eksik olduğunu aradık: gerekçe mi, güvenilirlik mi, yerindelik mi? Williamson bu soruyu sormaz. İki kişi de bilmez; eksik olan tek bir bileşen değil, bilginin kendisidir. Bu durumu en iyi açıklayan gerekli koşul güvenliktir: Henry, çok benzer bir durumda, birkaç metre ötedeki sahte cepheye baksaydı, aynı güvenle yanılacaktı; saate bakan kişi, birkaç dakika önce ya da sonra baksaydı, aynı güvenle yanılacaktı. İki inanç da kolayca yanlış olabilirdi.

K = B tezi ise vakalara yeni bir boyut ekler. Henry'nin kanıtı neydi? "Önümde ahıra benzeyen bir yapı var" önermesi, Henry'nin bildiği bir önermedir ve kanıtının parçasıdır. Ama "Önümde bir ahır var" önermesi, Henry bilmediği için kanıtı değildir. Saate bakan kişi, "Saat üçü gösteriyor" önermesini bilir; "Saat üç" önermesini bilmez. Bu ayrım, iki kişinin kanıtlarının, sahte cephe ya da durmuş saat olmayan durumlardaki ikizlerinin kanıtlarından farklı olduğunu söyler. Bu sonuç, içselcinin sezgisiyle çatışır; ama Henry'nin ve saate bakanın neden bilmediğini, eksik bir bileşen aramadan açıklar.

Araç kartı: Kanıt = Bilgi Kontrolü

AlanAçıklama
Ne işe yararBir iddiaya kanıt olarak sunulan şeyleri, gerçekten bilinen önermeler olup olmadıklarına göre ayıklar ve iddianın hangi statüde dile getirilebileceğini belirler
5K kapısıKanıt
Adımlar1) İddiayı ve ona kanıt olarak sunulan her şeyi listele. 2) Her adaya sor: önermesel mi, doğru mu, iddia sahibi bunu biliyor mu? 3) Geçemeyen adayları çıkar ya da bilinen biçimine çevir ("X'in bunu söylediği biliniyor"). 4) Kalan kanıtlarla iddianın desteğini yeniden değerlendir. 5) İddiayı gerçek statüsüne uygun ifadeyle yeniden yaz: biliniyor, büyük olasılıkla, henüz doğrulanmadı
Ne zaman kullanılırBir haberi, bir raporu ya da bir iddiayı başkalarına aktarmadan önce; kararların dayandığı kanıtları gözden geçirirken; "biliyorum" ile "sanıyorum" arasındaki çizgiyi netleştirmek gerektiğinde
Sık hataBirinin bir şey söylediğini bilmeyi, söylenen şeyi bilmekle karıştırmak; yüksek olasılıklı bir tahmini bilgi gibi dile getirmek

Egzersiz

Bu egzersiz çoğu zaman sessiz bir alışkanlığı gösterir: başkalarından duyduğumuz şeyleri, onları duyduğumuzu değil, onların doğru olduğunu biliyormuş gibi aktarırız. Tanıklığın bilgi aktarabildiğini tanıklık dersinde gördük; ama aktarımın bilgi olması için, zincirin başındakinin de bilmesi gerekir.

Mini test

  1. Williamson, bilgiyi analiz etme projesinden hangi sonucu çıkarır ve bunun yerine ne önerir?
  2. K = B tezi nedir ve kanıtın hangi üç özelliğine dayanır?
  3. Williamson kötü cinin kurbanının inançlarını nasıl değerlendirir ve mazeret ile gerekçe ayrımı burada ne işe yarar?
  4. İddianın bilgi kuralı hangi üç olguyu açıklar?
  5. Bir yöneticinin sunumunda "Müşterilerimiz yeni ürünümüzden memnun" yazıyor. Kanıt olarak da satış ekibinin olumlu izlenimleri ve on beş müşteriden gelen olumlu e-postalar gösteriliyor. Kanıt = Bilgi Kontrolü ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Yarım yüzyıllık başarısızlıktan, bilginin daha temel kavramlarla analiz edilemeyeceği sonucunu çıkarır. Bunun yerine bilgiyi temel alıp inanç, gerekçe ve kanıtı bilgiye göre açıklamayı önerir.
  2. Bir kişinin kanıtının tam olarak bildiği önermelerden oluştuğunu söyler. Kanıtın önermesel, doğru ve kişinin elinde olması gerektiği gözlemlerine dayanır.
  3. Kurbanın kanıtı bizimkinden azdır, çünkü yanlış önermeleri bilmez; inançları gerekçeli değildir. Ama kurban mazurdur, suçlanamaz. Ayrım, suçsuzluk sezgisini gerekçe kavramından ayırarak korur.
  4. "Yağmur yağıyor ama bilmiyorum" türü Moore paradoksunun saçmalığını, "Nereden biliyorsun?" sorusunun doğallığını ve çekilişten önce "Bu bilet kaybetti" demenin yersizliğini açıklar.
  5. Satış ekibinin izlenimleri: yönetici, ekibin olumlu izlenim bildirdiğini bilir; bu izlenimlerin temsili olup olmadığını bilmez. On beş e-posta: bu müşterilerin memnun olduğu biliniyor; ama "müşterilerimiz" bütün müşterileri kapsıyorsa, on beş e-posta seçilmiş bir örneklem olabilir; memnun olmayanlar yazmamış olabilir. İddia bilinmez; doğru ifade "Bize ulaşan geri bildirimler olumlu" olur. Bilgiye dönüştürmek için sistemli bir memnuniyet ölçümü gerekir.

Özet

  • Williamson'a göre yarım yüzyıllık başarısızlık, bilginin daha temel kavramlarla analiz edilemeyeceğini gösterir; bilgi, başka kavramları açıklamak için temel alınmalıdır.
  • Bilgi, olgusal zihin durumlarının en genelidir; inanç ile doğruluğun birleşimi değildir.
  • K = B tezine göre kişinin kanıtı, bildiği önermelerden ibarettir; bu, kötü cinin kurbanının bizden daha az kanıta sahip olduğunu ve mazur ama gerekçesiz olduğunu söyler.
  • İddianın bilgi kuralı, yalnızca bildiğimizi iddia etmemiz gerektiğini söyler; Moore paradoksunu, "Nereden biliyorsun?" sorusunu ve piyango iddiasının yersizliğini açıklar.
  • Parlaklık karşıtı argüman, bildiğimizi her zaman bilemeyeceğimizi gösterir; güvenlik, bilginin gerekli bir koşuludur ama analizi değildir.
  • Kanıt = Bilgi Kontrolü, kanıt adaylarını ayıklar ve iddianın statüsüne uygun ifadeyle dile getirilmesini sağlar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Bilgi ve Sınırları kimin, hangi yıl?Timothy Williamson, 2000
Bilgi-önce yaklaşımın ana hamlesi?Bilgiyi analiz etmek yerine inanç, gerekçe ve kanıtı bilgiyle açıklamak
Olgusal zihin durumlarına örnek?Görmek, hatırlamak, bilmek
K = B tezi?Kişinin kanıtı, bildiği önermelerden ibarettir
Kötü cinin kurbanı Williamson'a göre?Mazur ama gerekçesiz; kanıtı bizimkinden az
İddianın bilgi kuralı?Yalnızca bildiğini iddia et
Parlaklık karşıtı argümanın sonucu?Bildiğini her zaman bilemezsin
Güvenliğin bilgi-önce yaklaşımdaki yeri?Bilginin gerekli koşulu, ama analizi değil

Sonraki derse köprü

İddianın bilgi kuralı, bilgiyi yalnızca iddia etmekle değil, harekete geçmekle de ilişkilendirir. Bazı felsefeciler buradan bir adım daha attı: bir şeyi bir kararın gerekçesi olarak kullanmak için onu bilmen gerekiyorsa, ve bazı kararların bedeli daha ağırsa, o zaman bilmek için gereken kanıt da kararın riskine göre değişmez mi? Bankanın cumartesi açık olduğunu bilmek, yanılmanın bedeli arttığında zorlaşır mı? Ders 4.7, bağlamsalcılığı ve bilginin pratik risklere bağlı olduğunu savunan pragmatik müdahale görüşünü inceleyecek ve araç kutuna Risk–Standart Ayarı'nı ekleyecek.

Günlük sorusu: Son bir haftada "biliyorum" dediğin ama aslında bilmediğin bir şey oldu mu? O kelimeyi seçmenin, dinleyen kişi için ne gibi bir sonucu oldu?

Tarihte bu tartışma

Bilginin tanımlanamayacağı fikri, Williamson'dan önce de dile getirilmişti. Platon'un Theaitetos diyaloğu, bilginin algı, doğru yargı ve açıklamalı doğru yargı olarak tanımlanma girişimlerini tek tek çürüttükten sonra, bir tanıma ulaşmadan sona erer. Yirminci yüzyılın başında Oxford'da John Cook Wilson, bilginin tanımlanamaz olduğunu ve inancın bilgiden türetilmesi gerektiğini savundu; onun notları ölümünden sonra, 1926'da Önerme ve Çıkarım adıyla yayımlandı. H. A. Prichard da 1950'de ölümünden sonra yayımlanan yazılarında benzer bir tutum sergiledi. Williamson'ın 2000 tarihli kitabı, bu Oxford geleneğinin sezgilerini çağdaş mantık ve olasılık kuramının araçlarıyla yeniden kurdu ve kısa sürede yüzyılın en çok tartışılan epistemoloji kitaplarından biri oldu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.