İçeriğe geç

Ders 3.7 · Modül 3: Şüphecilik

Bağlamsalcılık, Nozick ve Wittgenstein'ın menteşe inançları

Araç: Menteşe İnanç Haritası · 5K: Karşı-görüş · 2.991 kelime · yaklaşık 14 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Cuma akşamüstü eşinle birlikte bankanın önünden geçiyorsunuz. Maaş çekini yatırmanız gerekiyor ama kuyruk çok uzun. "Yarın gelelim," diyorsun, "banka cumartesi sabahları açık, geçen ay gittim, biliyorum." Şimdi aynı sahneyi değiştirelim. Pazartesi ödenmesi gereken büyük bir borç var; çek yatırılmazsa hesabınız karşılıksız kalacak ve ağır bir ceza ödeyeceksiniz. Eşin soruyor: "Bankalar bazen çalışma saatlerini değiştirir. Cumartesi açık olacağını gerçekten biliyor musun?" Bu kez "Evet, biliyorum" demekte duraksıyorsun. Kanıtın değişmedi: geçen ay gittin, o kadar. Değişen şey, yanılmanın bedeli ve masaya konan ihtimaller.

Bu örnek, Amerikalı felsefeci Keith DeRose'un tartışmaya kazandırdığı bir vakanın serbest bir anlatımıdır ve bu modülün son sorusunu açar. Moore, şüpheciye karşı "biliyorum" dedi; şüpheci, "bilemezsin" dedi. Belki ikisi de kendi bağlamında haklıdır. Belki de kapanma ilkesi, iki tarafın da farkına varmadan kabul ettiği hatalı bir öncüldür. Ya da belki bazı önermeler, bilinecek ya da bilinmeyecek şeyler değil, bütün bilme ve şüphe etme pratiğimizin üzerinde döndüğü menteşelerdir. Bu derste şüpheciliğe verilen bu üç çağdaş cevabı inceleyecek ve modülü kapatacaksın.

Bu dersin kazanımları:

  • Bağlamsalcılığı, Nozick'in duyarlılık koşulunu ve Wittgenstein'ın menteşe inançları fikrini açıklarsın. (anla)
  • Bir anlaşmazlıkta hangi inançların sıradan, hangilerinin menteşe işlevi gördüğünü çözümlersin. (analiz et)
  • Şüpheciliğe verilen üç cevabın hangi öncülü hedef aldığını ve bedelini karşılaştırarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Üç öncül, beş çıkış

Modülün merkezindeki argümanı son kez hatırlayalım. Kavanozda bir beyin olmadığımı bilmiyorum. İki elim olduğunu biliyorsam, kavanozda bir beyin olmadığımı da bilirim. Öyleyse iki elim olduğunu bilmiyorum. Üç önermenin üçü de tek tek makul görünür, ama üçü birlikte tutarsızdır: ilk ikisi doğruysa, gündelik bilgimizi yitiririz.

Şimdiye kadar iki çıkış gördük. Şüpheci sonucu kabul eder. Moore sonucun reddinden daha çok emin olduğu için birinci öncülü reddeder. Bu derste üç yeni çıkış göreceğiz. Nozick ikinci öncülü, yani kapanma ilkesini reddeder. Bağlamsalcı, üç önermenin de bağlamına göre doğru ya da yanlış olduğunu söyler ve çelişkinin bir bağlam kaymasından doğduğunu savunur. Wittgenstein ise argümanın dilini sorgular: "kavanozda bir beyin değilim" türünden önermelerin bilginin konusu olup olmadığını sorar.

Nozick: bilgi, gerçeği izlemektir

Amerikalı felsefeci Robert Nozick, 1981'de yayımlanan Felsefi Açıklamalar'da bilgiyi yeni bir biçimde tanımladı. Ona göre bir kişinin bir önermeyi bilmesi için önermenin doğru olması ve kişinin ona inanması yetmez; inancın gerçeği izlemesi gerekir. Bu izleme iki karşı-olgusal koşulla tanımlanır. Birincisi: önerme yanlış olsaydı, kişi ona inanmazdı. İkincisi: önerme doğru olsaydı, koşullar biraz farklı olsa bile, kişi ona inanmaya devam ederdi. Birinci koşula duyarlılık denir ve tartışmanın merkezindedir.

Duyarlılık koşulu Gettier vakalarına iyi cevap verir. Durmuş bir saate bakıp tesadüfen doğru saati okuyan biri, saat başka bir saati gösterseydi de aynı güvenle o saate inanacaktı; inancı gerçeği izlemez, bu yüzden bilgi değildir. Nozick ayrıca inancın hangi yöntemle oluştuğunu hesaba kattı. Torununu ziyaret eden bir büyükanne onun sağlıklı olduğunu görür. Torun hasta olsaydı, akrabalar büyükanneyi üzmemek için ona torunun iyi olduğunu söyleyecekti. Nozick'e göre büyükanne yine de bilir, çünkü kendi gözüyle görme yöntemi kullanıldığında inancı gerçeği izler.

Duyarlılık kapanmayı kırar

Duyarlılık koşulunun şüphecilik için şaşırtıcı bir sonucu vardır. "İki elim var" inancım duyarlıdır: ellerim olmasaydı, örneğin bir kazada kaybetmiş olsaydım, bunu fark ederdim ve iki elim olduğuna inanmazdım. Ama "kavanozda bir beyin değilim" inancım duyarlı değildir: kavanozda bir beyin olsaydım, deneyimlerim tıpatıp aynı olurdu ve yine kavanozda olmadığıma inanırdım. Demek ki Nozick'e göre iki elim olduğunu bilirim, ama kavanozda bir beyin olmadığımı bilmem.

Bu sonuç, kapanma ilkesini doğrudan reddetmek demektir: iki elimin olması, kavanozda bir beyin olmadığımı gerektirir ve ben bunu da bilirim; yine de ilkini bilip ikincisini bilmem. Nozick bunu bir kusur değil, bir keşif olarak sundu: şüpheci haklıdır, şüpheci senaryoları dışlayamayız; ama bundan gündelik bilgimizi kaybettiğimiz sonucu çıkmaz. Kavanozdaki beyin dersinde Dretske'nin zebra örneğiyle aynı yöne işaret ettiğimizi hatırla. Nozick, Dretske'nin sezgisine ayrıntılı bir bilgi kuramı kazandırdı.

Nozick'in bedeli

Bu çözümün bedeli ağırdır. Keith DeRose, 1995'te yayımlanan bir makalesinde, Nozick'in görüşünün kabul etmeye zorladığı cümleleri iğrenç birleşim diye adlandırdı: "İki elim olduğunu biliyorum ama kavanozda bir beyin olmadığımı bilmiyorum." Bu cümle kulağa neredeyse bir çelişki gibi gelir. Kavanozda bir beyin olmadığımı bilmiyorsam, iki elim olduğunu nasıl bilebilirim?

Duyarlılık koşuluna başka karşı örnekler de getirildi. Çöp torbasını apartmanın çöp borusundan aşağı attığını düşün. Birkaç saniye sonra, torbanın bodrumdaki konteynere ulaştığına inanıyorsun ve bunu bildiğin söylenebilir. Ama torba bir yere takılmış olsaydı da aynı şeye inanacaktın; inancın duyarlı değil. Ernest Sosa'nın bu tür örnekleri, bilginin duyarlılığı değil, bir önceki derste gördüğümüz güvenliği gerektirdiğini savunmak için kullanıldı. Kısacası Nozick'in cevabı şüpheciliği yumuşatır, ama bilgi hakkında sezgilerimizle çatışan yeni sonuçlar üretir.

Bağlamsalcılık: "bilmek" ölçüye göre değişir

Bağlamsalcılık farklı bir yol izler. Bu görüşe göre "bilmek" kelimesi, "uzun" ya da "düz" gibi, standardı bağlama göre değişen bir kelimedir. Bir basketbol takımında "uzun" sayılmak ile bir ilkokul sınıfında "uzun" sayılmak farklı ölçülere tabidir. "Masa düz" demek, bir marangoz atölyesinde doğru, bir mikroskop laboratuvarında yanlış olabilir. Bağlamsalcıya göre "Ali, bankanın cumartesi açık olduğunu biliyor" cümlesi de, konuşanın bağlamındaki standarda göre doğru ya da yanlış olur.

Bu fikri 1980'lerden itibaren Stewart Cohen ve Keith DeRose geliştirdi; David Lewis de 1996'da yayımlanan "Kaygan Bilgi" makalesinde ona etkili bir biçim verdi. Lewis'e göre bilmek, kanıtının dışlayamadığı hiçbir ihtimalin kalmaması demektir; ama "hiçbir ihtimal" ifadesi, o an dikkate alınmayan ihtimalleri kapsamaz. Bir ihtimali dile getirmek, onu dikkate alınanlar arasına sokar. Lewis'in çarpıcı sonucu şudur: bilgi kaygandır; onu incelemeye başladığın anda elinden kayar.

Bağlamsalcı çözüm

Bağlamsalcı, şüpheci argümanı şöyle çözer. Gündelik bağlamlarda standart düşüktür: kavanozdaki beyin ihtimali masada değildir ve "iki elim olduğunu biliyorum" cümlesi doğrudur. Bir felsefe seminerinde şüpheci ihtimali dile getirdiğinde standart yükselir: artık kavanozdaki beyin ihtimali dikkate alınır ve o bağlamda "iki elim olduğunu biliyorum" cümlesi yanlıştır. Şüpheci argümanın gücü, bu yüksek standardı gizlice devreye sokmasından gelir. Ama yüksek bağlamdaki doğrular, düşük bağlamdaki doğruları yanlışlamaz; çünkü iki bağlamda "bilmek" kelimesi farklı bir ölçüyle kullanılmaktadır.

Bu çözümün cazibesi, hem şüpheciye hem de Moore'a hak vermesidir. Şüpheci seminerde haklıdır, Moore sokakta. Kapanma ilkesi de korunur: her bağlamın içinde tutarlı biçimde işler. Kaybolan tek şey, bağlamdan bağımsız, her yerde geçerli tek bir "bilgi" kavramıdır.

Bağlamsalcılığa itirazlar

Bağlamsalcılığa yöneltilen en güçlü itiraz, bir dil itirazıdır. "Uzun" kelimesinin bağlama duyarlı olduğunu konuşanların hepsi fark eder; kimse bir basketbolcunun ilkokulda uzun sayılmasına şaşırmaz. Ama "bilmek" konusunda insanlar bu kaymayı fark etmez. Seminerde "bilmiyoruz" diyen biri, sokakta "biliyorum" diyen kişiyle gerçekten çeliştiğini düşünür. Bağlamsalcılık doğruysa, insanlar kendi kelimelerinin nasıl işlediğine sistematik olarak kördür. Bu itiraza anlamsal körlük itirazı denir.

İkinci bir itiraz, bağlamsalcılığın konuyu değiştirdiğidir. Şüpheci, "bilmek" kelimesinin nasıl kullanıldığını değil, gerçekten bilip bilmediğimizi soruyordu. Bağlamsalcılık, bilgi atıflarının dilbilimi hakkında ilginç bir kuram olabilir; ama epistemolojinin asıl sorusunu cevapsız bırakabilir. Bir başka rakip görüş, standardın konuşanın değil, bilen kişinin pratik durumuna bağlı olduğunu savunur: bankanın açık olup olmadığını bilmek, yanılmanın bedeli yüksek olan biri için daha çok kanıt gerektirir. Jason Stanley'nin 2005'te yayımlanan Bilgi ve Pratik Çıkarlar kitabı bu yönün önemli bir savunusudur.

Wittgenstein: menteşeler

Üçüncü cevap, Moore'un kanıtını dikkatle okuyan Ludwig Wittgenstein'dan gelir. Wittgenstein hayatının son iki yılında Moore'un sağduyu önermeleri üzerine notlar tuttu. Bu notlar, ölümünden sonra 1969'da Kesinlik Üzerine adıyla yayımlandı. Wittgenstein'a göre Moore'un listelediği önermeler, "dünya uzun zamandır var", "iki elim var", "hiç Ay'a gitmedim" gibi önermeler, sıradan bilgi iddialarından farklı bir işlev görür.

Wittgenstein bunu bir kapı benzetmesiyle anlatır: sorduğumuz sorular ve şüphelerimiz, bazı önermelerin şüpheden muaf olmasına, adeta onların üzerinde döndükleri menteşeler olmasına dayanır. Kapının dönmesini istiyorsan, menteşelerin yerinde durması gerekir. Bir tarih öğrencisi bir belgenin sahte olup olmadığını araştırabilir; ama bu araştırma, dünyanın yüz yıl önce de var olduğunu sorgulamadan yürür. O önerme araştırmanın sonucu değil, araştırmanın mümkün olmasının koşuludur.

Menteşeler ve şüphecilik

Menteşe fikri şüpheciliğe beklenmedik bir cevap verir. Wittgenstein'a göre her şeyden şüphe etmeye çalışan biri, hiçbir şeyden şüphe etmeye ulaşamaz; çünkü şüphe etme oyununun kendisi kesinliği önceden varsayar. Bir şeyden şüphe etmek için bir sebebim olmalı, ve bu sebebi değerlendirmek için bazı şeyleri sabit kabul etmeliyim. Kavanozdaki beyin senaryosu, bütün menteşeleri aynı anda sökmeye çalışır; ama menteşeleri sökülmüş bir kapı açılmaz, yalnızca düşer.

Bu cevap Moore'u da eleştirir. Wittgenstein'a göre Moore'un "iki elim olduğunu biliyorum" demesi bir yanlış kullanımdır. "Biliyorum" demek, normalde gerekçe verilebilen, sınanabilen ve yanılma ihtimali olan durumlar için anlamlıdır. Menteşe önermeleri ise bilinen şeyler değildir; onlar hakkında ne "biliyorum" ne de "bilmiyorum" demek yerinde düşer. Moore haklı olarak onlardan şüphe etmedi, ama onları yanlış kategoriye koydu.

Wittgenstein menteşelerin sonsuza kadar sabit olmadığını da kabul eder. Onları bir nehir yatağına benzetir: su yatağın içinde akar, ama yatağın kendisi de zamanla, çok daha yavaş, kayabilir. Wittgenstein'ın döneminde "kimse Ay'a gitmedi" önermesi sarsılmaz bir menteşe gibi görünüyordu; notlarının yayımlandığı 1969 yılında insanlar Ay'a indi. Bugün bu çizgide çalışan epistemologlar, örneğin Duncan Pritchard, menteşelerin rasyonel değerlendirmenin dışında kalmasının şüpheciliğe ne ölçüde cevap verdiğini tartışmayı sürdürüyor.

Üç cevabın karşılaştırması

Üç cevabı yan yana koyalım. Nozick, kapanma ilkesini feda eder ve karşılığında gündelik bilgiyi korur; bedeli iğrenç birleşimdir. Bağlamsalcı, bağlamdan bağımsız tek bir bilgi kavramını feda eder ve karşılığında hem Moore'a hem şüpheciye hak verir; bedeli anlamsal körlüktür. Wittgenstein, şüpheci senaryoların bilgi sorusu olarak anlamlı olduğunu reddeder ve karşılığında şüphenin kendi koşullarını gösterir; bedeli, en temel inançlarımızın gerekçesiz kaldığını kabul etmektir.

Bu modülün sonunda ulaştığımız yer şudur: şüpheciliği çürüten, herkesin kabul ettiği tek bir cevap yoktur. Her cevap, bir öncülü ya da bir kavramı bırakmayı gerektirir. Ama şüpheciyle tartışmak boşuna değildir; tartışma bize bilginin ne olduğunu, hangi koşullara bağlı olduğunu ve hangi varsayımların üzerinde durduğunu gösterir. Bu akademinin Karşı-görüş kapısının amacı da budur: en güçlü itirazı karşılamak, çoğu zaman kendi görüşümüzün sınırlarını çizmek demektir.

Örnekler

Basit örnek: arşivdeki tarih

Bir öğrenci, bir ödev için bir köyün kuruluş tarihini araştırıyor. Bir kitapta bir yıl buluyor, başka bir kaynak farklı bir yıl veriyor. Öğrenci belgelere, tapu kayıtlarına, eski haritalara bakıyor. Menteşe İnanç Haritası'nı çıkaralım. Sıradan inançlar, yani sınanan ve değişebilen inançlar: hangi kitabın doğru olduğu, hangi belgenin sahte olabileceği, yazarın hangi kaynağı kullandığı. Menteşe inançlar, yani araştırmanın sorgulamadan varsaydıkları: köyün ve dünyanın o tarihlerde var olduğu, eski belgelerin toptan uydurma olmadığı, yazı sisteminin o dönemde de aynı biçimde okunduğu. Harita şunu gösterir: öğrenci birinci listedeki her şeyden şüphe edebilir ve etmelidir; ama ikinci listeden şüphe etmeye başlarsa, araştırma daha iyi bir araştırma olmaz, araştırma olmaktan çıkar.

Orta örnek: iki komşunun tartışması

İki komşu, bir aşının güvenli olup olmadığını tartışıyor. Biri klinik araştırmalara, öteki bir tanıdığının deneyimine dayanıyor. Birincisi yeni bir araştırma gösteriyor; ikincisi "o araştırmayı da ilaç şirketleri yazdırdı" diyor. Menteşe İnanç Haritası'nı çıkaralım. Tartışmanın görünen konusu aşının güvenliği; ama harita, anlaşmazlığın daha derinde olduğunu gösterir: iki komşu, hangi kurumların ve hangi kanıt türlerinin güvenilir olduğu konusunda farklı temel varsayımlarla konuşuyor. Bu varsayımlar, Wittgenstein'ın sözünü ettiği kadar derin olmasa da, tartışma içinde menteşe işlevi görür. Harita bir şeyi netleştirir: bu düzeyde bir ayrılıkta yeni bir araştırma göstermek işe yaramaz, çünkü araştırmanın kendisi tartışmalı menteşeye dayanıyor. Verimli adım, konuşmayı menteşe düzeyine taşımaktır: "Hangi kanıtı görsen fikrini değiştirirdin?" Bu soru, iki tarafın hangi yatağın içinde aktığını görmesini sağlar. Harita tarafların ikisini de eşit derecede haklı saymaz; yalnızca anlaşmazlığın nerede olduğunu gösterir.

Gerçek hayat örneği: mahkemede kanıt standardı

Hukuk sistemleri, bağlamsalcılığın sezgisini kurumsal biçimde uygular. Pek çok hukuk sisteminde bir alacak davasında ve bir ceza davasında aynı olgu için farklı ispat standartları uygulanır: ceza davasında sanığın mahkûm edilmesi için makul şüphenin ortadan kalkması aranır ve şüpheden sanık yararlanır. Aynı kanıtla, bir mahkeme bir olguyu hukuk davasında yeterince kanıtlanmış, ceza davasında yetersiz kanıtlanmış sayabilir. Menteşe İnanç Haritası'nı çıkaralım. Standart neden değişir? Çünkü yanılmanın bedeli değişir: masum birini mahkûm etmek, hatalı bir tazminat kararından çok daha ağır bir hatadır. Menteşeler nelerdir? Yargılamanın kendisinin varsaydıkları: tanıkların aynı dünyayı paylaştığı, belgelerin ve fiziksel izlerin geçmişe dair bir şey söylediği, sanığın dün de aynı kişi olduğu. Hiçbir avukat, müvekkilini savunmak için dünyanın beş dakika önce yaratılmış olabileceğini öne sürmez; mahkeme salonu, bu menteşelerin üzerinde döner.

Vakaya dönüş

Modülün vakasına, "bir simülasyonda yaşıyor olma ihtimalimiz yüksek" iddiasına üç cevapla birlikte son kez bakalım. Nozick'e göre simülasyonda olmadığımı bilmiyorum, çünkü bu inanç duyarlı değildir; ama bu, gündelik bilgimi tehdit etmez. Ellerimi, masayı, sokağı bilmeye devam ederim. Bağlamsalcıya göre bir simülasyon tartışmasının ortasında standart yükselmiştir ve orada "bilmiyoruz" demek doğrudur; ama tartışma bitip market alışverişine çıktığımda, alışveriş listemi bildiğimi söylemem de doğrudur. Simülasyon iddiası, yüksek standardı bütün bağlamlara taşımaya çalıştığı ölçüde yanıltıcıdır.

Wittgensteincı bakış daha radikal bir soru sorar: "Simülasyonda değilim" bir hipotez midir, yoksa bir menteşe mi? Bostrom'un argümanı, bu önermeye bir olasılık biçmeye çalışır ve bunu yaparken olasılık hesaplarının, kanıt değerlendirmesinin ve bilgisayar biliminin güvenilir olduğunu varsayar. Ama bu varsayımlar, simülasyon içinde öğrenilmiş şeylerdir. İddianın kendi kanıtları, sorguladığı menteşelerin üzerinde durur. Bu, argümanı çürütmez; ama ona "ihtimal yüksek" demenin, hangi yatağın içinden konuşulduğunu gözden kaçırdığını gösterir. Modülün başındaki iddia, yedi ders sonra hâlâ ayakta; ama artık neyi, hangi bedelle iddia ettiğini görebiliyoruz.

Araç kartı: Menteşe İnanç Haritası

AlanAçıklama
Ne işe yararBir tartışmadaki inançları, sınanan sıradan inançlar ve sınamanın önceden varsaydığı menteşeler olarak ayırır; anlaşmazlığın hangi düzeyde olduğunu gösterir
5K kapısıKarşı-görüş
Adımlar1) Tartışmanın görünen konusunu yaz. 2) Her tarafın öne sürdüğü kanıtları ve bu kanıtların dayandığı varsayımları listele. 3) Varsayımları ikiye ayır: kanıtla sınanabilenler ve her sınamanın önceden varsaydıkları. 4) Anlaşmazlığın hangi listede olduğunu işaretle. 5) Bağlamı ve yanılmanın bedelini yaz: bu bağlamda hangi ihtimaller masada, hangileri dışarıda kalmalı?
Ne zaman kullanılırKanıt alışverişinin bir sonuç vermediği tartışmalarda; bir şüphenin makul mü yoksa bütün pratiği çökerten türden mi olduğunu ayırt etmek gerektiğinde
Sık hataRahatsız edici her itirazı "menteşeye dokunuyor" diyerek dışarıda bırakmak; ya da sıradan bir inancı menteşe ilan ederek sınamadan korumak

Egzersiz

Bu egzersiz, modül projesinin iskeletidir. Projenin istediği şey, şüpheciyi karikatürleştirmeden kurmak ve ona verilen cevabın bedelini açıkça söylemektir; beş cevabın bedellerini yan yana görmek, hangisini seçtiğini savunurken işini kolaylaştırır.

Mini test

  1. Nozick'in duyarlılık koşulu nedir ve "kavanozda bir beyin değilim" inancı bu koşulu neden sağlamaz?
  2. Nozick'in görüşü kapanma ilkesiyle nasıl çatışır ve bu çatışmanın bedeli olarak gösterilen "iğrenç birleşim" nedir?
  3. Bağlamsalcılığa göre şüpheci argüman neden ikna edici görünür ve gündelik bilgimizi neden tehdit etmez?
  4. Wittgenstein'a göre menteşe önermeleri neden bilinen şeyler değildir ve bu Moore'a nasıl bir eleştiri getirir?
  5. Bir yönetici, "Bu ay satış verileri bozulmuş olabilir, veri sistemimize de güvenemeyiz, hiçbir kararı veriye dayandıramayız" diyor. Menteşe İnanç Haritası ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Duyarlılık: P yanlış olsaydı, kişi P'ye inanmazdı. Kavanozda bir beyin olsaydım deneyimlerim aynı olurdu ve yine kavanozda olmadığıma inanırdım; bu yüzden inanç duyarlı değildir.
  2. Nozick'e göre iki elim olduğunu bilirim ama kavanozda bir beyin olmadığımı bilmem; bu, bildiğimin mantıksal sonucunu bilmediğim anlamına gelir ve kapanmayı reddeder. Bedeli, "iki elim olduğunu biliyorum ama kavanozda bir beyin olmadığımı bilmiyorum" gibi kulağa neredeyse çelişkili gelen cümleleri kabul etmektir.
  3. Şüpheci argüman, bir ihtimali dile getirerek standardı yükseltir ve o yüksek bağlamda "bilmiyoruz" demek doğrudur; ama bu, gündelik bağlamdaki düşük standarda göre yapılan bilgi atıflarını yanlışlamaz.
  4. Çünkü menteşe önermeleri kanıtla desteklenmez, bütün kanıt toplama ve şüphe etme pratiğinin önceden varsaydığı şeylerdir; "biliyorum" ancak gerekçe verilebilen ve yanılma ihtimali olan durumlarda anlamlıdır. Moore onlardan şüphe etmemekte haklıydı, ama onları bilgi iddiası olarak sunmakla yanlış kategoriye koydu.
  5. Yönetici, sıradan bir inancı (bu ayın verileri) ile daha temel bir varsayımı (veri sisteminin genel güvenilirliği) aynı anda sorguluyor. Bu ayın verileri sınanabilir: başka kaynaklarla, geçmiş aylarla, ham kayıtlarla karşılaştırılabilir. Sistemin tümüne toptan güvensizlik ise, bu sınamayı yapmayı da imkânsız kılar. Makul adım, şüpheyi sınanabilir düzeye indirmek ve kararın bedeline göre ne kadar doğrulama gerektiğini belirlemektir.

Özet

  • Nozick bilgiyi gerçeği izleyen inanç olarak tanımladı; duyarlılık koşuluna göre gündelik inançlarımızı biliriz ama şüpheci senaryoların yanlış olduğunu bilmeyiz.
  • Bu görüş kapanma ilkesini reddeder; bedeli, DeRose'un iğrenç birleşim dediği cümleleri kabul etmektir.
  • Bağlamsalcılığa göre "bilmek" kelimesinin standardı bağlama göre değişir; şüpheci yüksek standartta, Moore gündelik standartta haklıdır.
  • Bağlamsalcılığa yöneltilen başlıca itirazlar anlamsal körlük ve epistemolojinin asıl sorusunu değiştirmektir.
  • Wittgenstein'a göre bazı önermeler bilinen şeyler değil, şüphe ve sınama pratiğinin üzerinde döndüğü menteşelerdir; menteşeler nehir yatağı gibi yavaşça kayabilir.
  • Şüpheciliğe verilen her cevap bir öncülü ya da kavramı feda eder; Menteşe İnanç Haritası, bir anlaşmazlığın sıradan inançlar mı yoksa menteşeler düzeyinde mi olduğunu gösterir.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Nozick'in duyarlılık koşulu?P yanlış olsaydı kişi P'ye inanmazdı
Nozick hangi öncülü reddeder?Kapanma ilkesini
İğrenç birleşim örneği?"Ellerim olduğunu biliyorum ama kavanozda beyin olmadığımı bilmiyorum"
Bağlamsalcılığın benzetmesi?"Bilmek" de "uzun" ve "düz" gibi standardı bağlama göre değişen bir kelimedir
Lewis'e göre bilgi neden kaygandır?Bir ihtimali dile getirmek onu dikkate sokar ve standardı yükseltir
Anlamsal körlük itirazı?İnsanlar "bilmek"in bağlama göre kaydığını fark etmez
Kesinlik Üzerine ne zaman yayımlandı?1969, Wittgenstein'ın ölümünden sonra
Nehir yatağı benzetmesi neyi anlatır?Menteşeler sabit görünür ama zamanla yavaşça kayabilir

Sonraki derse köprü

Bu modül, Agrippa'nın üçlemiyle başlayan bir sorunu açık bıraktı: her gerekçe başka bir gerekçe istiyorsa, zincir nerede durur? Wittgenstein zincirin gerekçesiz menteşelerde durduğunu söyledi. Oysa epistemoloji tarihinin en köklü geleneklerinden biri, zincirin gerekçeli ama başka bir inanca dayanmayan temel inançlarda durduğunu savunur. Ders 4.1 Modül 4'ü, gerekçelendirme teorilerini açacak: temelciliği, temel inançların neden temel sayıldığını ve bu görüşün Agrippa'ya verdiği cevabı inceleyecek ve araç kutuna Temel İnanç Testi'ni ekleyecek.

Günlük sorusu: Son bir yılda fikrini değiştirdiğin bir konuyu düşün. Değişen şey sıradan bir inanç mıydı, yoksa yavaşça kayan bir yatak mı?

Tarihte bu tartışma

Bağlamsalcılığın ilk izleri, İngiliz filozof J. L. Austin'in 1946'da yayımlanan "Başka Zihinler" makalesinde görülür. Austin, bahçedeki bir kuşun bir saka kuşu olduğunu bilmek için bütün ihtimalleri değil, ancak o durumda makul olarak akla gelen ihtimalleri dışlamak gerektiğini söyledi: yeterli olan yeterlidir, her şey demek değildir. Robert Nozick'in izleme kuramı 1981'de, Stewart Cohen, Keith DeRose ve David Lewis'in bağlamsalcı kuramları 1980'ler ve 1990'larda şekillendi. Wittgenstein'ın 1949 ile 1951 arasında tuttuğu notlar ise 1969'da yayımlandıktan sonra, yirmi birinci yüzyılda "menteşe epistemolojisi" adıyla yeni bir araştırma alanına dönüştü. Böylece bu modülün başında Pyrrhon'la açılan tartışma, iki bin yılı aşkın bir süreden sonra, şüpheyi yenmekten çok onun hangi zemin üzerinde mümkün olduğunu anlamaya dönüştü.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.