İçeriğe geç

Ders 3.6 · Modül 3: Şüphecilik

Moore ve sağduyu: "İşte bir el"

Araç: Moore Hamlesi · 5K: Karşı-görüş · 2.795 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Bir arkadaşın sana on adımlık, her adımı makul görünen bir argüman getiriyor. Sonunda şu sonuca varıyor: hareket imkânsızdır; bu masadan kapıya hiçbir zaman yürüyemezsin, çünkü önce yolun yarısını, sonra kalanın yarısını, sonra onun da yarısını geçmen gerekir ve bu yarımlar hiç bitmez. Argümanın hangi adımının hatalı olduğunu o an gösteremiyorsun. Ne yaparsın? Çoğu insan kalkıp kapıya yürür. Bu hareket bir çürütme gibi görünmez, ama arkasında ciddi bir epistemolojik fikir yatar: bazı şeylerden, onları tehdit eden en zekice argümanın herhangi bir öncülünden daha çok emin olabiliriz.

Bu modülde şüpheciliği giderek güçlenen biçimleriyle tanıdık: Pyrrhoncu yargı askısı, Agrippa'nın üçlemi, Descartes'ın Kötü Cin'i, kavanozdaki beyin ve Hume'un tümevarım problemi. Kavanozdaki beyin dersinde şüpheci argümana verilebilecek cevaplardan birinin, argümanı tersine çevirmek olduğunu belirtmiş ve onu sonraya bırakmıştık. Bu derste o cevabın sahibi İngiliz filozof G. E. Moore'u, onun sağduyu savunmasını ve 1939'daki ünlü "dış dünyanın kanıtı"nı inceleyeceksin. Moore'un hamlesi basit görünür; ama onun neden bu kadar tartışıldığını anlamak, bir argümanı değerlendirirken neyin gerçekten tartışıldığını anlamayı gerektirir.

Bu dersin kazanımları:

  • Moore'un sağduyu savunmasını ve dış dünya kanıtının yapısını açıklarsın. (anla)
  • Bir şüpheci argümana karşı Moore hamlesini uygulayıp hangi öncülün reddedildiğini gösterirsin. (uygula)
  • Moore hamlesinin soruyu dilenme itirazı karşısında ne kadar dayandığını değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Sağduyunun savunması

George Edward Moore, yirminci yüzyılın ilk yarısında Cambridge'de çalışan ve Bertrand Russell ile birlikte analitik felsefenin kurucuları arasında sayılan bir filozoftu. Felsefede kendisini en çok rahatsız eden şeyin, filozofların gündelik hayatta herkesin bildiği şeyleri inkâr eden sonuçlara varması olduğunu söylerdi: zamanın gerçek olmadığı, maddi nesnelerin var olmadığı, başka zihinleri bilemeyeceğimiz gibi.

1925'te yayımlanan "Sağduyunun Bir Savunması" makalesinde Moore, kesinlikle bildiğini söylediği bir dizi önermeyi sıraladı. Şu anda yaşayan bir insan bedeni var ve bu benim bedenim. Bu beden geçmişte bir zaman doğdu ve o zamandan beri dünyanın yüzeyinde ya da yakınında bulundu. Dünya, benim bedenim doğmadan çok önce de vardı. Başka insanlar da vardır ve onlar da kendi bedenleri hakkında benzer şeyler bilirler. Moore'a göre bu önermeler yalnızca doğru değildir; biz onları biliriz. Bir felsefi teori bu önermelerle çelişiyorsa, sorun önermelerde değil teoridedir.

Moore'un tutumunda dikkat edilmesi gereken bir ayrım vardır. Bu önermelerin doğru olduğundan ve onları bildiğinden emindir; ama onların analizinden, yani "maddi nesne" ya da "algı"nın felsefi olarak ne anlama geldiğinden emin değildir. Moore, algının nasıl çalıştığı hakkında hayatı boyunca kararsız kaldı. Ona göre bir şeyin ne olduğunun analizini bilmemek, onun var olduğunu bilmeye engel değildir.

1939: dış dünyanın kanıtı

Moore, 1939'da British Academy'de verdiği "Dış Dünyanın Kanıtı" başlıklı konferansta, Kant'ın bir cümlesinden yola çıktı. Kant, dış dünyanın varlığının yalnızca inançla kabul edilmesini ve kimsenin şüphe edene tatmin edici bir kanıt sunamamasını felsefe için bir skandal saymıştı. Moore bu kanıtı vermeyi önerdi. Önce sağ elini, sonra solunu göstererek iki öncül kurdu: "İşte bir el" ve "İşte bir el daha". Buradan, en az iki dış nesnenin var olduğu, dolayısıyla dış dünyanın var olduğu sonucuna vardı.

Moore bu kanıtın ciddi olduğunu, hatta kusursuz bir kanıt olduğunu savundu. Ona göre kusursuz bir kanıtın üç koşulu vardır. Birincisi, öncüller sonuçtan farklı olmalıdır. İkincisi, kanıtı veren kişi öncülleri bilmelidir; yalnızca inanmamalı. Üçüncüsü, sonuç öncüllerden gerçekten çıkmalıdır. Moore, "İşte bir el" öncülünün sonuçtan farklı olduğunu, onu bildiğini ve sonucun ondan çıktığını söyledi. Bu üç koşul sağlanıyorsa, eksik olan ne olabilirdi?

Kanıtlayamadığım ama bildiğim

Moore aynı konferansta, bazı dinleyicilerinin tatmin olmayacağını öngördü. Onlar öncülün de kanıtlanmasını isteyeceklerdi: "İşte bir el" dediğinde rüya görmediğini nereden biliyorsun? Moore burada önemli bir itirafta bulundu: öncülü kanıtlayamayacağını kabul etti. Rüya görmediğini kanıtlamak için bir kanıt veremezdi. Ama bu, onu bilmediği anlamına gelmiyordu. Moore'a göre pek çok şeyi, kanıtlayamasak bile biliriz; bir şeyi bilmek ile onu kanıtlayabilmek iki ayrı şeydir.

Bu ayrım, Modül 4'te ayrıntılı işleyeceğimiz içselcilik ve dışsalcılık tartışmasının tam ortasına düşer; Ders 4.3 bu tartışmayı kendi başına ele alacak. Burada yalnızca iki ucu görmek yeter. Bilmenin, bilen kişinin gerekçesini her zaman ortaya koyabilmesini gerektirdiğini düşünen biri için Moore'un tavrı kabul edilemez. Bilmenin, güvenilir bir süreçten gelen doğru inanç olabileceğini düşünen biri için ise Moore'un tavrı şaşırtıcı değildir: elimi görmem, rüya görmediğimi kanıtlayamasam bile, elimin var olduğunu bilmemi sağlıyor olabilir.

Argümanı tersine çevirmek

Moore'un en kalıcı katkısı belki de kanıtın kendisi değil, onun arkasındaki mantıktır. Kavanozdaki beyin dersinde gördüğümüz şüpheci argümanı hatırla. Birinci öncül: kavanozda bir beyin olmadığımı bilmiyorum. İkinci öncül: iki elim olduğunu biliyorsam, kavanozda bir beyin olmadığımı da bilirim. Sonuç: iki elim olduğunu bilmiyorum. Bu geçerli bir argümandır; öncüller doğruysa sonuç da doğrudur.

Ama geçerli bir argüman bize yalnızca şunu söyler: öncüllerin hepsini ve sonucun reddini birlikte kabul edemezsin. Hangisini bırakacağına argüman karar vermez. Şüpheci, öncülleri kabul edip sonucu kabul eder. Moore ise sonucun reddinden daha çok emin olduğunu söyler: iki elim olduğunu biliyorum. O hâlde, ikinci öncülü de kabul ettiğim için, birinci öncül yanlıştır: kavanozda bir beyin olmadığımı biliyorum. Aynı mantıksal yapı, bir yönde okunduğunda şüpheciliğe, öteki yönde okunduğunda şüpheciliğin reddine götürür.

Bu hamleye verilen ad, Moore'dan çok sonra, 1979'da, felsefeci William Rowe'un kötülük problemi üzerine yazdığı bir makalede yerleşti. Rowe, aynı mantıksal ilişkinin iki yönde okunabileceğini gösterirken bu tersine çevirmeyi "G. E. Moore kayması" diye adlandırdı.

Kesinlik karşılaştırması

Moore hamlesinin kalbinde bir karşılaştırma vardır: hangisinden daha çok eminim? Moore, iki elinin olduğundan, şüpheci argümanın herhangi bir öncülünden daha çok emin olduğunu söyler. Bu öncüller ne kadar zekice kurulmuş olursa olsun, felsefi öncüllerdir: soyuttur, uzun tartışmaların ürünüdür ve felsefe tarihi bu tür öncüllerin sık sık yanlış çıktığını gösterir. Buna karşılık "iki elim var" önermesi, hayatım boyunca her an sınanmıştır.

Bu karşılaştırma, bu akademinin 5K protokolünde Kesinlik kapısının sorduğu soruya benzer: bu inanca hangi güvenle sahibim? Moore hamlesi, iki inancın güven düzeylerini birbirine karşı tartmayı önerir. Bir argümanın sonucu, güvendiğim bir inançla çatışıyorsa, argümanın en zayıf öncülünü bırakmak, en güçlü inancımı bırakmaktan daha akılcı olabilir.

Soruyu dilenmek mi?

Moore'un kanıtına yöneltilen en yaygın itiraz, onun soruyu dilendiğidir; yani kanıtlaması gereken şeyi baştan varsaydığıdır. Şüpheci, dış dünyayı bildiğimizden şüphe ediyor. Moore ise "İşte bir el" diyerek, tam da şüphe edilen türden bir bilgiyi öncül olarak kullanıyor. Şüpheciyi ikna etmek isteyen biri için bu kanıt hiçbir şey yapmaz, çünkü şüpheci ilk öncülü zaten kabul etmez.

İngiliz felsefeci Crispin Wright bu itirazı daha kesin bir biçime soktu. Wright'a göre bazı argümanlarda öncüllerin gerekçesi sonuca aktarılmaz. Elimi görmem, elimin var olduğuna inanmam için bana bir gerekçe verir; ama bu gerekçe, ancak zaten kavanozda bir beyin olmadığımı varsayıyorsam işler. Dolayısıyla elimi görmem, kavanozda bir beyin olmadığımı bilmem için yeni bir gerekçe olamaz. Bu itirazın gücü, Moore'un kanıtının neden bu kadar çok insana hem doğru hem de boş göründüğünü açıklamasıdır.

İki farklı iş: ikna etmek ve bilmek

Moore'u savunanlar, burada iki farklı işin karıştırıldığını söyler. Birincisi diyalektik iştir: şüpheciyi, onun kabul ettiği öncüllerden yola çıkarak ikna etmek. Moore'un kanıtı bu işte gerçekten başarısızdır. İkincisi epistemik iştir: benim gerçekten ne bildiğimi belirlemek. Moore'un kanıtı bu işte başarılı olabilir. İki elimi gerçekten biliyorsam ve dış dünyanın var olduğu bundan çıkıyorsa, dış dünyanın var olduğunu gerçekten biliyorumdur, bunu şüpheciye kanıtlayabilsem de kanıtlayamasam da.

Bu ayrım, bu akademinin Karşı-görüş kapısı için önemlidir. Bir argümanın karşı tarafı ikna edememesi, onun yanlış olduğunu göstermez; ama bir argümanın doğru olması da onun karşı tarafı ikna edeceğini göstermez. Bir tartışmada kazanmak ile haklı olmak farklı şeylerdir. Moore hamlesini kullanan biri, hangi işi yaptığını açıkça söylemelidir: "Seni ikna edemiyorum, ama senin argümanının bir öncülünün yanlış olduğunu düşünmek için iyi bir sebebim var."

Yeni Moorecular

Yirminci yüzyılın sonunda Moore'un tavrı yeniden canlandı. Amerikalı felsefeci James Pryor, 2000'de yayımlanan "Şüpheci ve Dogmatik" makalesinde, bir şeyi algılar gibi olmamızın, başka bir gerekçeye ihtiyaç duymadan o şeye inanmak için doğrudan bir gerekçe verdiğini savundu. Pryor'un kendi deyişiyle bu bir "dogmatizm"dir, ama kelimenin kötü anlamında değil: algı, aksini gösteren bir sebep yoksa, kendi başına gerekçe sağlar. Bu görüşe göre elimi görmek, kavanozda bir beyin olmadığımı önceden kanıtlamama gerek kalmadan, elimin var olduğuna inanmamı haklı kılar.

Bir başka yeni Mooreci yol, Ernest Sosa'nın güvenlik koşuludur. Sosa'ya göre bilginin gerektirdiği şey, inancımın kolayca yanlış olamayacak olmasıdır. "Kavanozda bir beyin değilim" inancım, gerçek dünyaya yakın olası durumların hiçbirinde yanlış değildir; bu yüzden güvenlidir ve onu bilebilirim. Bu yaklaşımlar Moore'un sezgisini korur, ama onu daha ayrıntılı bir bilgi kuramına yerleştirir.

Hamlenin sınırları

Moore hamlesinin gücü aynı zamanda tehlikesidir. Her türlü inancı eleştiriden korumak için kullanılabilir. Bir önyargısı sorgulanan biri de "Senin argümanının herhangi bir öncülünden çok, bu inancımdan eminim" diyebilir. Bu kullanım, hamlenin kötüye kullanılmasıdır. Moore'un kendisi hamleyi yalnızca herkesin paylaştığı, hayat boyu sınanmış, gözleme dayalı sağduyu önermeleri için kullandı: ellerin, bedenin, dünyanın varlığı. "Benim grubum haklıdır" ya da "bu ilaç kesin işe yarar" gibi tartışmalı, kişisel ya da çıkar bağlantılı inançlar bu kategoriye girmez.

Bu yüzden hamleyi uygulamadan önce iki soru sormak gerekir. Birincisi: bu inancın kesinliği gerçekten ortak ve sınanmış bir kesinlik mi, yoksa yalnızca benim için güçlü bir duygu mu? İkincisi: bu inancın yanlış çıktığı tarihsel durumlar var mı? Sağduyunun kendisi de zaman zaman yanıldı; Dünya'nın hareketsiz olduğu uzun süre sağduyu sayıldı. Moore hamlesi, sağduyuyu dokunulmaz kılmak için değil, en iyi sınanmış inançlarımızı soyut bir argüman karşısında hemen bırakmamak için bir araçtır.

Örnekler

Basit örnek: Zenon'un koşucusu

Girişteki argüman, antik Yunan filozofu Elealı Zenon'un hareket paradokslarının bir biçimidir. Moore Hamlesi'ni uygulayalım. Argümanın sonucu: hiçbir yere yürüyemem. Bu sonucun reddi: bu sabah evden işe yürüdüm. Hangisinden daha çok eminim? Yürüdüğümden, sonsuz yarımlar üzerine kurulmuş bir öncülden çok daha çok eminim. O hâlde öncüllerden biri yanlış olmalı: büyük olasılıkla, sonsuz sayıda adımın tamamlanamayacağı varsayımı. Burada ilginç olan şudur: matematikçiler, sonsuz sayıda terimin toplamının sonlu olabileceğini gösteren araçları yüzyıllar sonra geliştirdi. Zenon'un çağında yürüyen biri, hatalı öncülü gösteremese bile, bir öncülün hatalı olduğuna inanmakta haklıydı. Moore hamlesi tam olarak bu durumu adlandırır: hatayı bulamadan, hatanın var olduğunu bilmek.

Orta örnek: yığın paradoksu

Tek bir kum tanesi bir yığın değildir. Yığın olmayan bir şeye tek bir tane eklemek onu yığın yapmaz. Bu iki öncül makul görünür. Ama onlardan, tane tane ilerleyerek, bir milyon kum tanesinin de yığın olmadığı sonucu çıkar. Moore Hamlesi'ni uygulayalım. Sonucun reddi: sahilde kum yığınları vardır. Bundan, ikinci öncülden daha çok eminim. O hâlde ikinci öncül bir yerde yanlıştır. Ama bu örnek hamlenin sınırını da gösterir. Moore hamlesi bize bir öncülün yanlış olduğunu söyler; neden yanlış olduğunu, yığının sınırının nerede olduğunu ya da belirsiz kavramların nasıl çalıştığını söylemez. Bu soruları çözmek için felsefi iş yapmak gerekir; hamle bu işin yerine geçmez, yalnızca işin ne yöne gitmesi gerektiğini gösterir.

Gerçek hayat örneği: kaybetmeyen yatırım

Bir tanıdığın, sana "kaybetme ihtimali olmayan" bir yatırım planı anlatıyor. Sunumu ayrıntılı: her adımı açıklıyor, rakamlar tutuyor, sorularına anında cevap veriyor. Sonunda, parayı yatırırsan iki yılda katlanacağını ve riskin sıfır olduğunu söylüyor. Planın hangi noktasında hata olduğunu o an bulamıyorsun. Moore Hamlesi'ni uygulayalım. Sonuç: bu yatırım yüksek getirili ve risksizdir. Bu sonucun reddi: yüksek getiri ile sıfır risk bir arada bulunmaz. Bu ilkeden, ekonomi tarihi boyunca defalarca sınanmış olduğu için, sunumun herhangi bir adımından daha çok eminsin. O hâlde sunumun bir adımı yanlıştır, onu bulamasan bile. Bu, hamlenin meşru bir kullanımıdır: sınanmış bir ilke, zekice kurulmuş ama sınanmamış bir öncüller dizisine karşı konuyor. Hamleyi burada bırakmamak gerekir: bir uzmana danışmak ve hatalı adımı bulmaya çalışmak, bir sonraki doğru adımdır.

Vakaya dönüş

Simülasyon iddiasına Moore Hamlesi ile bakalım. Şüpheci biçimiyle argüman şöyledir: simülasyonda olmadığımı bilmiyorum; iki elim olduğunu biliyorsam simülasyonda olmadığımı da bilirim; o hâlde iki elim olduğunu bilmiyorum. Mooreci cevap: iki elim olduğunu biliyorum, o hâlde simülasyonda olmadığımı da biliyorum. Soruyu dilenme itirazı burada da geçerlidir: simülasyon savunucusu için bu cevap hiçbir şey kanıtlamaz, çünkü tam da elimin var olduğunu gösteren algılarımın simülasyon tarafından üretilebileceğini söylüyor.

Ama vaka, Moore hamlesinin kendisine ilginç bir itiraz da getirir. Avustralyalı felsefeci David Chalmers, 2022'de yayımlanan Gerçeklik+ kitabında, simülasyon hipotezinin aslında şüpheci bir hipotez olmadığını savundu. Chalmers'a göre simülasyonda yaşıyor olsak bile, ellerimiz gerçek olurdu: yalnızca biyolojik değil, dijital nesneler olurdu. Bu doğruysa, şüpheci argümanın ikinci öncülü çöker: iki elim olduğunu bilmek, simülasyonda olmadığımı bilmeyi gerektirmez. Moore hamlesi ve Chalmers'ın cevabı farklı öncülleri hedef alır; ikisini yan yana koymak, bir şüpheci argümanın hangi öncülüne saldırmanın en az bedelli olduğunu tartmayı öğretir.

Araç kartı: Moore Hamlesi

AlanAçıklama
Ne işe yararKabul edilemez bir sonuca varan geçerli bir argümanın hangi öncülünün bırakılması gerektiğini, kesinlik karşılaştırmasıyla belirler
5K kapısıKarşı-görüş
Adımlar1) Argümanı öncüller ve sonuç olarak yaz, geçerli olduğunu kontrol et. 2) Sonucun reddini yaz. 3) Sonucun reddinden mi, yoksa öncüllerin her birinden mi daha çok emin olduğunu tek tek karşılaştır. 4) Sonucun reddi daha kesinse, argümanı tersine çevir ve en zayıf öncülü reddet. 5) Kötüye kullanım sınaması: bu kesinlik ortak ve sınanmış mı, yoksa kişisel bir duygu mu? Diyalektik mi epistemik mi iş yaptığını yaz
Ne zaman kullanılırZekice kurulmuş bir argüman, hayat boyu sınanmış bir inançla çatıştığında; hatayı henüz bulamadığında
Sık hataHamleyi tartışmalı ya da çıkar bağlantılı inançları eleştiriden korumak için kullanmak; hamleyi hatalı öncülü bulma işinin yerine koymak

Egzersiz

Bu egzersizin üçüncü parçası çoğu zaman en zor olanıdır. Moore hamlesini başkalarının argümanlarına karşı kullanmak kolaydır; onu kendi inançlarımızın eleştirisine karşı kullanıp kullanamayacağımızı sınamak, hamlenin sınırını bizzat görmeyi sağlar.

Mini test

  1. Moore'un "Dış Dünyanın Kanıtı" konferansındaki kanıtın öncülleri ve sonucu nedir?
  2. Moore'a göre kusursuz bir kanıtın üç koşulu nelerdir?
  3. Moore hamlesi, geçerli bir şüpheci argümanı nasıl tersine çevirir?
  4. Soruyu dilenme itirazı Moore'un kanıtına ne der ve diyalektik ile epistemik iş ayrımı bu itiraza nasıl cevap verir?
  5. Biri, "Senin bütün argümanlarından çok, bu siyasi görüşümün doğruluğundan eminim" diyor. Bu bir Moore hamlesi mi? Değerlendir.
Cevapları göster
  1. Öncüller: "İşte bir el" ve "İşte bir el daha"; sonuç: en az iki dış nesne vardır, dolayısıyla dış dünya vardır.
  2. Öncüller sonuçtan farklı olmalı, kanıtı veren öncülleri bilmeli, sonuç öncüllerden gerçekten çıkmalı.
  3. Argümanın geçerli olduğunu kabul eder ama sonucun reddinden, öncüllerin birinden daha çok emin olduğunu söyler; bu yüzden sonucu kabul etmek yerine en zayıf öncülü reddeder.
  4. İtiraz, Moore'un şüphe edilen bilgiyi öncül olarak varsaydığını, bu yüzden şüpheciyi ikna edemeyeceğini söyler. Ayrım, kanıtın şüpheciyi ikna etme (diyalektik) işinde başarısız olsa da gerçekten neyi bildiğimizi belirleme (epistemik) işinde başarılı olabileceğini söyler.
  5. Biçim olarak benzer, ama meşru bir kullanım değildir. Siyasi görüşler tartışmalıdır, herkesçe paylaşılmaz ve Moore'un sağduyu önermeleri gibi hayat boyu gözlemle sınanmamıştır; buradaki kesinlik kişisel bir bağlılık olabilir. Hamle burada eleştiriden kaçmanın aracına dönüşür.

Özet

  • G. E. Moore, 1925'te sağduyu önermelerini (bedenimin, dünyanın, başka insanların varlığı) bildiğimizi ve bunlarla çatışan felsefi teorilerin yanlış olduğunu savundu.
  • 1939'daki dış dünya kanıtında "İşte bir el, işte bir el daha" öncüllerinden dış dünyanın varlığını çıkardı ve bu kanıtın kusursuz olduğunu savundu.
  • Moore, öncülünü kanıtlayamasa da bildiğini söyledi: bilmek ile kanıtlayabilmek ayrıdır.
  • Moore hamlesi, geçerli bir argümanı tersine çevirir: sonucun reddinden daha çok eminsem, bir öncülü reddederim.
  • En güçlü itiraz soruyu dilenme ve gerekçe aktarımının başarısızlığıdır; savunma, ikna etmek (diyalektik) ile bilmek (epistemik) arasındaki ayrıma dayanır.
  • Hamlenin meşru kullanımı, ortak ve sınanmış kesinliklerle sınırlıdır; tartışmalı inançları korumak için kullanıldığında kötüye kullanılmış olur.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Moore'un 1939 kanıtının öncülleri?"İşte bir el" ve "İşte bir el daha"
"Sağduyunun Bir Savunması" hangi yıl yayımlandı?1925
Kusursuz kanıtın üç koşulu?Öncüller sonuçtan farklı, öncüller biliniyor, sonuç öncüllerden çıkıyor
Moore öncülünü kanıtlayabildi mi?Hayır; kanıtlayamadığı hâlde bildiğini savundu
Moore hamlesi ne yapar?Sonucun reddi daha kesinse argümanı tersine çevirip bir öncülü reddeder
"G. E. Moore kayması" adını kim verdi?William Rowe, 1979
Diyalektik ve epistemik iş farkı?Şüpheciyi ikna etmek ile gerçekten neyi bildiğimizi belirlemek
Hamlenin kötüye kullanımı?Tartışmalı ya da kişisel inançları eleştiriden korumak için başvurmak

Sonraki derse köprü

Moore'un kanıtını en dikkatli okuyanlardan biri Ludwig Wittgenstein oldu. Hayatının son yıllarında tuttuğu notlarda, Moore'un "biliyorum" dediği önermelerin aslında bilinen şeyler olmadığını, bütün sorgulamalarımızın etrafında döndüğü ve kendisi sorgulanmayan menteşeler olduğunu öne sürdü. Aynı dönemde başka felsefeciler kapanma ilkesinin kendisini sorguladı ya da "bilmek" kelimesinin standardının bağlama göre değiştiğini savundu. Ders 3.7 bağlamsalcılığı, Nozick'in kapanma ilkesine itirazını ve Wittgenstein'ın menteşe inançlarını inceleyecek, modülü kapatacak ve araç kutuna Menteşe İnanç Haritası'nı ekleyecek.

Günlük sorusu: Bir argümanın hatasını bulamadığın hâlde sonucunu reddettiğin bir durum hatırla. O reddin arkasında ne vardı: sınanmış bir kesinlik mi, yoksa sonucu sevmemek mi?

Tarihte bu tartışma

Sağduyuyu felsefi şüpheciliğe karşı savunmanın Moore'dan önce güçlü bir temsilcisi vardı. Tanıklık dersinde güvenin varsayılan olduğunu savunurken tanıdığımız Thomas Reid, aynı kitapta bu tavrı tanıklığın ötesine taşıdı. Reid'e göre dış nesnelerin varlığı, belleğin genel güvenilirliği ve başka zihinlerin varlığı gibi ilkeler kanıtlanamaz, ama bütün akıl yürütmelerimiz onlara dayanır; onları reddeden bir felsefe, kendi durduğu zemini de reddeder. Reid ile Moore, felsefe tarihinde sağduyu geleneğinin iki ucu olarak sık sık yan yana anılır. Moore'un 1939 konferansı ise Kant'ın dış dünya kanıtının yokluğunu bir skandal saymasına verilmiş bir cevaptı; Kant'ın aynı soruna kendi yolundan nasıl yaklaştığı Ders T1.4'ün konusu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.