Giriş
Bir sepet dolusu elman olduğunu ve bazılarının çürük olduğundan şüphelendiğini düşün. Çürük elmalar sağlam olanları da bozabilir. Ne yaparsın? Çürük olanları tek tek ayıklamaya çalışabilirsin, ama hangisinin çürük olduğunu her zaman göremezsin. Daha kesin bir yol var: sepetteki bütün elmaları boşaltmak, sonra her birini tek tek inceleyip yalnızca kesin olarak sağlam olanları sepete geri koymak. René Descartes, bir itiraza verdiği cevapta tam olarak bu benzetmeyi kullandı ve kendi zihnindeki inançlara bunu yapmayı önerdi.
On yedinci yüzyılın ortasında Descartes, bir önceki derste gördüğümüz sorunla, yani gerekçe zincirinin nerede duracağı sorusuyla yüzleşmeye karar verdi. Onun çözümü radikaldi: en ufak bir şüpheye açık olan her inancını bir kenara koyacak ve geriye hiçbir şüphenin dokunamayacağı bir şey kalıp kalmadığına bakacaktı. Eğer böyle bir şey bulursa, bilginin bütün binasını onun üzerine yeniden kurabilirdi. Bu derste Descartes'ın şüphe yöntemini, bu yöntemde kullandığı iki ünlü düşünce deneyini ve vardığı sarsılmaz noktayı inceleyecek; bir inancın hangi şüphe düzeyine kadar dayanabildiğini ayıran bir süzgeç kuracaksın.
Bu dersin kazanımları:
- Descartes'ın metodik şüphesinin amacını ve üç şüphe düzeyini açıklarsın. (anla)
- Bir inancı duyu yanılgısı, rüya ve aldatan güç düzeylerinden geçirerek hangi düzeyde sarsıldığını tespit edersin. (analiz et)
- Cogito'nun gerçekten sarsılmaz bir temel olup olmadığını ve Descartes'ın yeniden inşasının döngüye düşüp düşmediğini tartarsın. (değerlendir)
Ana anlatım
Yeni bir temel arayışı
René Descartes 1641'de yayımlanan İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar'ın ilk bölümüne kişisel bir itirafla başlar: gençliğinden beri pek çok yanlışı doğru diye kabul ettiğini ve bunların üzerine kurduğu her şeyin şüpheli olduğunu fark etmiştir. Bu yüzden hayatında bir kez her şeyi temelinden yıkıp baştan kurmaya karar verir. Bilginin binasını, altındaki temeller çürükse, üst katları onararak kurtaramazsın; temeli yeniden atman gerekir.
Descartes'ın projesinin önemli bir özelliği, bir önceki modülde gördüğümüz Pyrrhoncu şüphecilikten farklı olmasıdır. Pyrrhoncular yargıyı askıya alıp orada kalmayı öneriyordu. Descartes ise şüpheyi bir araç olarak kullanır: amacı şüphede kalmak değil, şüpheden geçerek kesinliğe ulaşmaktır. Bu yüzden onun yöntemine metodik şüphe denir. Descartes kendisi bir şüpheci değildir; şüpheciliği kendi silahıyla yenmeye çalışan bir düşünürdür.
Yöntem: sepeti boşaltmak
Descartes'ın yöntemi bir ilkeye dayanır: şüphe için en ufak bir sebep bile bir inancı geçici olarak kenara koymaya yeter. Bu ilke gündelik hayattaki düşünme biçimimizden çok farklıdır. Gündelik hayatta bir inancı ancak ona karşı güçlü bir kanıt olduğunda bırakırız; Descartes ise yalnızca şüphe edilebilir olmasını yeterli sayar. Kesinlik termometresi dersindeki dilde söylersek, Descartes yüz olmayan her inancı geçici olarak sıfıra indirir.
İkinci bir ilke de işi pratik kılar: inançlarını tek tek incelemek yerine, onların temellerine saldırmak. Descartes, bütün inançlarını tek tek sınamanın sonsuz bir iş olacağını fark eder. Ama inançlarının çoğu birkaç ortak temele dayanır: duyular, bellek, akıl yürütme. Bir temel çökerse, ona dayanan bütün inançlar da çöker. Bu yüzden Descartes her seferinde bir temeli hedef alır ve şüpheyi basamak basamak derinleştirir.
Birinci basamak: duyular bazen yanıltır
İlk hedef duyulardır. Descartes, duyuların zaman zaman yanıldığını hatırlatır: uzaktan yuvarlak görünen bir kule yakından köşeli çıkabilir. Bir önceki modülün algı dersinde ve Pyrrhoncuların on kipinde bu türden örnekleri görmüştük. Descartes'ın buradan çıkardığı ilke şudur: bizi bir kez bile aldatmış olan bir şeye tam olarak güvenmemek akıllıcadır.
Ama Descartes bu basamağın sınırını hemen fark eder. Duyular uzaktaki ya da belirsiz şeyler hakkında yanıltabilir, ama şu an burada, ateşin başında oturduğum, elimde bu kâğıdı tuttuğum konusunda nasıl yanılabilirim? Bu tür yakın, net algılardan şüphe etmek delilik gibi görünür. Birinci basamak, duyulara duyulan güveni sarsar, ama onu tamamen yıkmaz. Daha derin bir şüphe gerekir.
İkinci basamak: rüya argümanı
Descartes'ın ikinci aracı, felsefenin en ünlü düşünce deneylerinden biridir. Rüyalarımda, uyanıkken ateşin başında oturduğumu defalarca gördüm. O anda rüyada olduğumu fark etmedim; her şey gerçek gibiydi. Şimdi, şu an uyanık olduğumdan nasıl emin olabilirim? Descartes'ın vardığı sonuç şudur: uyanıklığı rüyadan kesin olarak ayırt edecek hiçbir işaret yoktur.
Rüya argümanı birinci basamaktan çok daha güçlüdür, çünkü yakın ve net algıları da hedef alır. Bir önceki modülde gördüğümüz halüsinasyon argümanına benzer: içeriden bakıldığında gerçek bir algı ile bir rüya ayırt edilemeyebilir. Bu argümanla birlikte, dış dünyanın varlığına dair her inanç şüpheye açılır: önümdeki masa, bu oda, hatta kendi bedenim bir rüyanın parçası olabilir.
Ressam benzetmesi: rüyadan kurtulan şeyler
Ama Descartes burada bile bir şeyin ayakta kaldığını fark eder. Bir ressam, gerçekte var olmayan tuhaf yaratıklar resmedebilir, ama bu yaratıkların renkleri gerçek renklerdir; en hayali resmin bile gerçek unsurlardan yapılması gerekir. Rüyalar da böyledir: rüyadaki masa gerçek olmayabilir, ama rüyada gördüğüm şeylerin bir biçimi, bir büyüklüğü, bir sayısı vardır. Uzam, biçim, nicelik ve sayı gibi en basit ve en genel şeyler, rüyada da uyanıkken de aynıdır.
Buradan önemli bir sonuç çıkar: aritmetik ve geometri gibi, yalnızca bu en basit şeylerle uğraşan bilimler, rüya argümanından etkilenmez. Uyanık olsam da rüya görsem de iki artı üç beş eder ve bir karenin dört kenarı vardır. Akıl dersinde gördüğümüz a priori bilgi, rüya argümanına karşı korunaklı görünür. Descartes'ın şüphesinin tamamlanması için, bu son sığınağa da saldıracak daha güçlü bir araç gerekir.
Üçüncü basamak: Kötü Cin
Descartes'ın son ve en güçlü şüphe aracı, bir düşünce deneyidir. Diyelim ki son derece güçlü ve kurnaz bir varlık, bütün gücünü beni aldatmaya adamış. Bu varlık, yalnızca dış dünya hakkında değil, iki artı üçün beş ettiğinden emin olduğum her an bile beni yanıltıyor olabilir. Latince metinde genius malignus diye anılan bu varlığa Türkçede Kötü Cin ya da aldatan cin denir.
Kötü Cin varsayımının gücü, en içsel ve en kesin görünen inançlarımıza bile saldırmasıdır. Rüya argümanı dış dünyayı şüpheye açıyordu; Kötü Cin ise aklın kendi işleyişini şüpheye açar. Descartes bu varsayımın gerçekten doğru olduğunu düşünmez; yalnızca onu imkânsız olarak dışlayamadığını ve bu yüzden, metodik şüphenin ilkesine göre, onun şüphe edilebilir kıldığı her şeyi geçici olarak kenara koyması gerektiğini söyler. Bu noktada Descartes, sepetin tamamen boşaldığını düşünür.
Sarsılmaz nokta: cogito
Meditasyonlar'ın ikinci bölümünde Descartes, bu mutlak şüphenin ortasında bir şeyin ayakta kaldığını fark eder. Kötü Cin beni ne kadar aldatırsa aldatsın, beni aldatıyorsa ben varım. Bir şeyden şüphe ediyorsam, düşünüyorumdur ve düşünüyorsam, varımdır. Descartes bunu Meditasyonlar'da "Ben varım, ben mevcudum; bu önerme, onu her söylediğimde ya da zihnimde kavradığımda zorunlu olarak doğrudur" diye ifade eder. Daha önce, 1637'de yayımlanan Yöntem Üzerine Konuşma'da aynı fikri Fransızca olarak "Düşünüyorum, öyleyse varım" biçiminde yazmıştı ve bu cümle Latince karşılığıyla, cogito ergo sum olarak ünlendi.
Cogito'nun gücü, şüphenin kendisinin onu doğrulamasıdır. "Var olduğumdan şüphe ediyorum" dediğim anda, şüphe eden biri olarak var olduğumu göstermiş olurum. Hiçbir aldatıcı, beni var olmadığıma inandıramaz, çünkü aldatılmak için var olmak gerekir. Agrippa'nın üçlemi açısından bakarsak, Descartes gerekçe zincirinin keyfi olmayan bir durma noktası bulduğunu düşünür: kendini doğrulayan bir önerme.
Cogito'nun sınırları
Cogito'nun sarsılmazlığı sınırlarıyla birlikte gelir. Birincisi, cogito yalnızca şu an düşündüğümü ve var olduğumu gösterir; dün var olduğumu, yarın var olacağımı ya da bir bedenim olduğunu göstermez. Belleğim de Kötü Cin tarafından yanıltılıyor olabilir. İkincisi, cogito'nun "ben" kavramının kendisi sorgulanabilir. On sekizinci yüzyılda Alman fizikçi ve düşünür Georg Christoph Lichtenberg, Descartes'ın "düşünüyorum" demeye hakkı olmadığını, yalnızca "düşünülüyor" diyebileceğini, tıpkı "yağmur yağıyor" dediğimiz gibi, ileri sürdü. Düşüncenin varlığı kesindir, ama bu düşünceleri düşünen kalıcı bir "ben"in varlığı ayrı bir iddiadır.
İçebakış dersinde, Hume'un içine baktığında bir "ben" bulamadığını, yalnızca birbirini izleyen algılar bulduğunu söylemiştik. Lichtenberg'in itirazı bu gözleme yakındır. Bu itirazlar cogito'yu çürütmez, ama onun sağladığı kesinliğin sanıldığından daha dar olduğunu gösterir: kesin olan, bir düşünme etkinliğinin şu an olup bitmesidir. Bu dar temel üzerine bütün bir bilgi binası kurmak, Descartes'ın karşılaştığı asıl güçlüktür.
Balmumu: cisimleri neyle kavrarız?
Cogito'dan hemen sonra, Meditasyonlar'ın ikinci bölümünde Descartes küçük ama etkili bir deney yapar. Kovandan yeni çıkarılmış bir parça balmumunu eline alır: hâlâ balın tadını ve çiçeklerin kokusunu taşır, belirli bir rengi, biçimi ve büyüklüğü vardır, parmakla vurulunca ses çıkarır. Sonra balmumunu ateşe yaklaştırır. Tadı ve kokusu kaybolur, rengi değişir, biçimi dağılır, sıvılaşır, ısınır, artık vurulunca ses çıkarmaz. Duyularla kavradığı bütün nitelikler değişmiştir; yine de aynı balmumu olduğundan kimse şüphe etmez.
Descartes'ın buradan çıkardığı sonuç, balmumunun ne olduğunu duyularla değil, zihnin bir kavrayışıyla bildiğimizdir: duyulara değişen niteliklerin altında, uzam kaplayan, esnek ve değişebilir bir şeyin sürekliliğini akıl kavrar. Bu, Descartes'ın projesinin yönünü gösterir. Cisimleri bile akılla kavradığımızı savunarak, yeniden inşanın duyulardan değil akıldan başlaması gerektiğini ileri sürer. Bu görüş, akıl dersindeki rasyonalist çizginin en belirgin örneklerinden biridir.
Yeniden inşa ve Kartezyen döngü
Descartes, cogito'dan sonra bilgi binasını yeniden kurmaya girişir. Önce, cogito'nun neden kesin olduğunu sorar ve onu çok açık ve seçik biçimde kavradığı için kesin bulduğunu söyler. Buradan genel bir kural çıkarır: açık ve seçik kavradığım her şey doğrudur. Ama Kötü Cin varsayımı hâlâ ortadadır: belki açık ve seçik kavradığım şeylerde bile aldatılıyorumdur. Descartes bu engeli aşmak için, aldatıcı olmayan, mükemmel bir Tanrı'nın var olduğunu kanıtlamaya çalışır; böyle bir Tanrı, açık ve seçik kavradığım şeylerde beni aldatmaz.
Descartes'ın çağdaşı olan filozof Antoine Arnauld, Meditasyonlar'a yöneltilen itirazlarda ciddi bir soruna dikkat çekti. Descartes, açık ve seçik kavradığı şeylerin doğru olduğunu Tanrı'nın varlığına dayandırıyor; ama Tanrı'nın varlığını kanıtlarken de açık ve seçik kavradığı öncüllere güveniyor. Bu, bir önceki derste gördüğümüz döngünün ta kendisi gibi görünür. Bu itiraza Kartezyen döngü adı verilir. Descartes'ın buna verdiği cevaplar ve yorumcuların bu döngüden çıkış yolları hâlâ tartışılır. Descartes'ın açık ve seçiklik ölçütünü ve rasyonalist projesini Tarih Hattı'nın rasyonalizm dersinde ayrıntılı ele alacağız.
Örnekler
Basit örnek: "Önümde bir masa var"
Metodik Şüphe Süzgeci'ni bu inanca uygulayalım. Birinci basamak, duyu yanılgısı: masa önümde, iyi aydınlatılmış bir odada, yakın mesafede; duyularımın burada yanılması olası görünmüyor. İnanç bu basamaktan geçer. İkinci basamak, rüya: şu an rüya görüyor olsaydım da önümde bir masa varmış gibi görünürdü ve ben bunu ayırt edemezdim. İnanç bu basamakta sarsılır. Üçüncü basamağa gerek kalmaz. Süzgecin sonucu: bu inanç gündelik yaşam için son derece güvenilirdir, ama mutlak kesinlik düzeyine ulaşmaz. Descartes'ın projesi açısından, masaya dair inanç yeni temelin bir parçası olamaz; ama bu, masanın var olmadığı anlamına gelmez.
Orta örnek: "İki artı üç beş eder"
Aynı süzgeci bu inanca uygulayalım. Birinci basamak: bu inanç duyulara dayanmaz, duyu yanılgısından etkilenmez. İkinci basamak: rüyada da iki artı üç beş eder; ressam benzetmesindeki basit unsurlar gibi, bu inanç rüya argümanından geçer. Üçüncü basamak: Kötü Cin, iki artı üçü her topladığımda beni yanıltıyor olabilir mi? Descartes'a göre bu ihtimali tamamen dışlayamayız ve inanç bu basamakta sarsılır. Süzgecin sonucu: matematik doğruları masaya dair inançlardan çok daha sağlamdır, ama Descartes'ın en uç şüphesine karşı bile korunaklı değildir. Bu fark, akıl dersindeki a priori ile a posteriori ayrımının şüphecilik karşısındaki farkını gösterir.
Gerçek hayat örneği: "sıfır güven" yaklaşımı
Bir şirketin bilgi güvenliği ekibi, ağlarının güvenli olduğunu düşünüyor, çünkü güvenlik duvarının içindeki her cihaz güvenilir kabul ediliyor. Yeni bir güvenlik yöneticisi farklı bir yaklaşım öneriyor: ağın içindeki her kullanıcıyı ve cihazı, sanki bir saldırgan olabilirmiş gibi ele almak ve her erişimde kimliği yeniden doğrulamak. Bilgi güvenliği alanında bu tür yaklaşımlar "sıfır güven" adıyla anılır. Metodik Şüphe Süzgeci açısından bu, Descartes'ın yöntemine benzer bir hamledir: "içerideki her şey güvenilirdir" temelini sorgulamak ve güveni her seferinde yeniden kurmak. Ama bu örnek Descartes'ın yönteminin sınırını da gösterir: sıfır güven, her şeyi şüpheli saymaz; yalnızca güvenin varsayılan değil, sınanmış olmasını ister. Tamamen boş bir sepetle hiçbir sistem çalışamaz; yeniden inşa etmek için bir yerden başlamak gerekir.
Vakaya dönüş
Simülasyon iddiası, Descartes'ın Kötü Cin'inin çağdaş bir versiyonu gibi görünür. Kötü Cin, bütün deneyimimizi bizi aldatmak için üreten güçlü bir varlıktı; simülasyon iddiasında bu rolü bir bilgisayar programı ya da onu çalıştıran bir uygarlık üstlenir. Metodik Şüphe Süzgeci ile bakarsak, simülasyon iddiası en az rüya argümanı kadar güçlüdür: simülasyonda da her şey gerçek gibi görünür ve içeriden ayırt edilemez.
Ama bu karşılaştırma ilginç bir farkı da ortaya çıkarır. Kötü Cin, matematik doğrularında bile bizi aldatabiliyordu. Bir bilgisayar simülasyonu ise büyük olasılıkla matematik doğrularımızı bozmaz; hatta simülasyonun kendisi matematiğe dayanır. Bu açıdan simülasyon iddiası, Kötü Cin'den çok rüya argümanına yakındır: dış dünyayı şüpheye açar, ama aklın a priori doğrularını açık bırakabilir.
Ve cogito'nun gücü burada da korunur. Simülasyonda olsam bile, simülasyonda olup olmadığımı düşünen biri olarak şu an varım. Simülasyon iddiası dış dünyanın doğası hakkında bir sorudur, düşündüğüm hakkında değil. Descartes'ın sepetinde geriye kalan tek elma, simülasyon hipotezinden de sağ çıkar. Asıl soru, bu tek elmadan dış dünyaya giden yolu nasıl yeniden kuracağımızdır ve bir sonraki ders bu yolun bir başka engelini inceleyecek.
Araç kartı: Metodik Şüphe Süzgeci
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir inancın hangi şüphe düzeyine kadar dayanabildiğini gösterir ve inancın en zayıf varsayımını açığa çıkarır |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
| Adımlar | 1) İnancı yaz ve dayandığı temeli belirle: duyular, bellek, akıl yürütme. 2) Birinci süzgeç: duyular burada yanılabilir mi? 3) İkinci süzgeç: bütün deneyimim bir rüya ya da yanılsama olsaydı inanç yine doğru olur muydu? 4) Üçüncü süzgeç: akıl yürütmem sistematik olarak yanıltılıyor olsaydı? 5) İnancın sarsıldığı ilk basamağı ve bu basamağın gündelik hayatta ne kadar önemli olduğunu yaz. |
| Ne zaman kullanılır | Bir sistemin, bir kararın ya da bir inancın en zayıf varsayımını bulmak istediğinde; "bundan eminim" demeden önce |
| Sık hata | Bir inancın üçüncü basamakta sarsılmasını gündelik hayatta güvenilmez olduğu sanmak; metodik şüpheyi kalıcı bir tutum saymak |
Egzersiz
Bu egzersizin son sorusu, metodik şüphenin en önemli dersini içerir: şüphe edilebilirlik ile güvenilmezlik aynı şey değildir. Descartes'ın yöntemi mutlak kesinliği arar; gündelik bilgi ise, kesinlik termometresi dersinde gördüğümüz gibi, pratik kesinlikle yetinir.
Mini test
- Descartes'ın metodik şüphesi Pyrrhoncu şüphecilikten nasıl ayrılır?
- Rüya argümanı hangi inançları şüpheye açar, hangilerini açmaz? Neden?
- Kötü Cin varsayımı rüya argümanından neden daha güçlüdür?
- Cogito neden şüphenin kendisi tarafından doğrulanır?
- Kartezyen döngü itirazı nedir ve bir önceki dersteki hangi kavramla ilişkilidir?
Cevapları göster
- Pyrrhoncu yargıyı askıya alıp orada kalır; Descartes şüpheyi bir araç olarak kullanır ve amacı şüpheden geçerek kesin bir temele ulaşmaktır.
- Dış dünyaya ve algılara dair inançları şüpheye açar; aritmetik ve geometri gibi en basit ve genel şeylerle uğraşan bilgileri açmaz, çünkü bunlar rüyada da uyanıkken de aynıdır.
- Kötü Cin, dış dünyanın yanında aklın kendi işleyişini ve matematik doğrularını da şüpheye açar.
- Şüphe etmek düşünmektir ve düşünmek için var olmak gerekir; aldatılan biri, aldatıldığı sırada vardır.
- Descartes açık ve seçik algının güvenilirliğini Tanrı'nın varlığına, Tanrı'nın varlığını da açık ve seçik algılara dayandırır. Bu, Agrippa'nın üçlemindeki döngü koluna düşmek gibi görünür.
Özet
- Descartes, bilgiyi sarsılmaz bir temele oturtmak için metodik şüpheyi bir araç olarak kullandı; amacı şüphede kalmak değil, şüpheden geçerek kesinliğe ulaşmaktı.
- Şüphe üç basamakta derinleşir: duyular bazen yanıltır; rüya argümanı bütün algıları şüpheye açar; Kötü Cin matematik doğrularını bile şüpheye açar.
- Ressam benzetmesi, rüya argümanının en basit ve genel doğruları, yani aritmetik ve geometriyi, açıkta bıraktığını gösterir.
- Cogito, şüphenin kendisi tarafından doğrulanan sarsılmaz bir nokta sunar; ama yalnızca şu anki düşünmenin varlığını gösterir.
- Lichtenberg "ben"in kendisini sorguladı; Arnauld, Descartes'ın yeniden inşasının Kartezyen döngüye düştüğünü ileri sürdü.
- Metodik Şüphe Süzgeci, bir inancın hangi basamakta sarsıldığını gösterir; şüphe edilebilirlik, gündelik güvenilmezlik anlamına gelmez.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Metodik şüphenin amacı? | Şüpheden geçerek kesin bir temele ulaşmak |
| Descartes'ın sepet benzetmesi? | Bütün elmaları boşaltıp yalnız kesin sağlamları geri koymak |
| Rüya argümanının iddiası? | Uyanıklığı rüyadan kesin olarak ayırt edecek işaret yoktur |
| Ressam benzetmesinin dersi? | En hayali resim bile gerçek unsurlardan yapılır; basit ve genel doğrular rüyadan etkilenmez |
| Kötü Cin neyi şüpheye açar? | Matematik doğruları dahil, aklın kendi işleyişini |
| Cogito neden sarsılmazdır? | Şüphe etmek düşünmektir ve düşünmek var olmayı gerektirir |
| Lichtenberg'in itirazı? | "Düşünüyorum" değil, yalnızca "düşünülüyor" denebilir |
| Kartezyen döngü? | Açık-seçik algıyı Tanrı'ya, Tanrı'yı açık-seçik algıya dayandırmak |
Sonraki derse köprü
Descartes'ın Kötü Cin'i, yirminci yüzyılda daha bilimsel görünen bir kılığa büründü. Filozoflar, bir kavanoz içinde besin sıvısında yaşatılan ve bir bilgisayarın ona gerçek bir dünya deneyimi sağlayan elektrik sinyalleri gönderdiği bir beyin hayal ettiler. Bu beyin, şu an senin yaşadığın deneyimin aynısını yaşıyor olabilir. Bu düşünce deneyi, simülasyon argümanıyla birleştiğinde güçlü bir şüpheci argüman kurar: kavanozda bir beyin olmadığımı bilmiyorsam, elimin olduğunu da bilmiyor muyum? Bu argüman, bilginin mantıksal sonuçlarına genişleyip genişlemediğine dair bir ilkeye dayanır. Ders 3.4 bu ilkeyi, yani kapanma ilkesini inceleyecek ve araç kutuna bir şüpheci argümanın bu ilkeye nasıl yaslandığını sınayan Kapanma Testi'ni ekleyecek.
Günlük sorusu: Bu hafta rüyanda gerçek sandığın bir şey oldu mu? Uyandığında onun rüya olduğunu nasıl anladın?
Tarihte bu tartışma
Descartes'ın cogito'suna benzer fikirler ondan önce de dile getirilmişti. Augustinus, Tanrı Devleti'nde şüphecilere karşı "Yanılıyorsam, varım" diye yazmıştı: aldatılan birinin var olması gerekir. İbn Sînâ, boşlukta yaratılmış, hiçbir duyusal algısı olmayan ve kendi bedeninin farkında bile olmayan bir insanın yine de kendi varlığının farkında olacağını savunan "uçan adam" düşünce deneyini kurdu. Gazâlî ise el-Munkız min ed-Dalâl'de, duyularına ve hatta aklına duyduğu güvenin sarsıldığı ve rüya ile uyanıklık arasındaki ayrımı sorguladığı bir şüphe krizini anlattı; bu krizi Tarih Hattı'nın Gazâlî dersinde ayrıntılı işleyeceğiz. Descartes'ın bu metinleri ne ölçüde bildiği tartışmalıdır. Ama yöntemi sistemli bir proje hâline getirmesi ve bilginin bütün binasını bu tek noktaya dayandırmaya çalışması, onu yeni çağ felsefesinin başlangıç noktalarından biri yaptı.