Giriş
Dört yaşında bir çocuk soruyor: "Neden yağmur yağıyor?" "Çünkü bulutlar suyla doluyor." "Bulutlar neden suyla doluyor?" "Çünkü denizlerdeki su buharlaşıp yukarı çıkıyor." "Neden buharlaşıyor?" "Çünkü güneş ısıtıyor." "Güneş neden ısıtıyor?" Bir noktada cevap veren yetişkin üç şeyden birini yapar. Ya soruları cevaplamaya sonsuza kadar devam etmeye çalışır ve bir yerde yorulur. Ya da bir noktada, farkında olmadan, daha önce söylediği bir şeye geri döner. Ya da sonunda şöyle der: "Çünkü öyle."
Bu küçük sahne, felsefenin en eski ve en inatçı şüpheci argümanlarından birinin gündelik bir biçimidir. Bir önceki derste Pyrrhoncuların her soruda eşit güçte karşı argüman bulmayı beklediğini söylemiştik. Daha sonraki bir Pyrrhoncu olan Agrippa, bu beklentiyi çok daha genel bir yapıya dayandırdı: herhangi bir iddiayı gerekçelendirmeye çalıştığımızda, gerekçenin de gerekçesini sormamız gerekir ve bu zincirin sonu üç yoldan biriyle biter. Üçü de rahatsız edicidir. Bu derste bu argümanı, onun gücünü ve felsefenin ona verdiği cevapların ilk taslağını inceleyeceksin.
Bu dersin kazanımları:
- Agrippa'nın beş kipini ve bunlardan türeyen üçlemi açıklarsın. (anla)
- Bir gerekçe zincirini halka halka izleyerek sonsuz gerileme, döngü ya da keyfi durma noktalarını tespit edersin. (analiz et)
- Bir gerekçe zincirinin bir noktada durmasının makul bir durma mı, yoksa sorgulanmaktan kaçan bir dogma mı olduğunu tartarsın. (değerlendir)
Ana anlatım
Gerekçenin gerekçesi
Gerekçelendirme dersinde, iyi sebeplere dayanan bir inancı gerekçeli saymıştık: o sebepler, inancın doğru çıkmasını daha olası kılıyordu. Orada bir kapıyı aralık bırakmıştık: bir inancı bir sebebe dayandırıyorsam, o sebebin kendisi de gerekçelendirilmiş olmalı mı? Sezgisel cevap evettir. Yarın yağmur yağacağına, bir hava durumu uygulamasına dayanarak inanıyorsam ve o uygulamanın güvenilir olduğuna inanmak için hiçbir sebebim yoksa, inancım gerçekten gerekçeli sayılmaz. Bir sebebin gerekçe verebilmesi için, onun da gerekçeli olması gerekir.
Ama bu sezgi bizi hemen bir soruna götürür. Uygulamanın güvenilir olduğuna, geçmişte doğru çıktığını gördüğüm için inanıyorum. Geçmişte doğru çıktığına, belleğime güvendiğim için inanıyorum. Belleğime güvenmem, genel olarak belleğimin iyi çalıştığına inandığım için. Bu inancı neye dayandırıyorum? Her cevap yeni bir soru doğurur ve bu soruların nerede biteceği belli değildir. Agrippa'nın argümanı, bu zincirin nerede biterse bitsin, iyi bir yerde bitmeyeceğini göstermeye çalışır.
Agrippa ve beş kip
Agrippa hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz; Diogenes Laertios onu yalnızca adıyla anar ve Sextus Empiricus onun geliştirdiği beş kipi aktarır. Bu beş kip, önceki derste gördüğümüz Ainesidemos'un on kipinden daha soyut ve daha geneldir. Birinci kip anlaşmazlıktır: her konuda insanlar arasında, hatta filozoflar arasında çözülmemiş bir anlaşmazlık vardır. İkinci kip sonsuz geriye gidiştir: bir iddiayı desteklemek için verilen her gerekçe, kendisi de bir gerekçe ister. Üçüncü kip göreliliktir: bir şey, kime ve hangi koşulda göründüğüne göre farklı görünür.
Dördüncü kip varsayımdır: sonsuz geriye gidişten kaçmak için birisi bir noktada gerekçesiz bir başlangıç noktası kabul ederse, karşısındaki de başka bir başlangıç noktasını aynı hakla kabul edebilir. Beşinci kip karşılıklılıktır: bir iddia, kendisini destekleyen bir iddiayı desteklemek için kullanılırsa, argüman bir döngüye girer. Sextus'a göre bu beş kip birlikte kullanıldığında, herhangi bir dogmatik iddiayı yargının askıya alınmasına götürmek için yeterlidir.
Üçlem: beş kipin çekirdeği
Beş kipten üçü, yani sonsuz geriye gidiş, varsayım ve karşılıklılık, gerekçelendirme zincirinin yapısıyla doğrudan ilgilidir ve bugün genellikle Agrippa'nın üçlemi adıyla birlikte ele alınır. Argüman şöyledir: bir inancı gerekçelendirmek istiyorsak, bir gerekçe zinciri kurarız. Bu zincir ya sonsuza kadar devam eder, ya bir noktada kendi başlangıcına geri döner, ya da bir noktada gerekçesiz bir inançta durur. Başka bir seçenek yok gibi görünür.
Şüphecinin sonucu şudur: üç seçeneğin hiçbiri inancı gerçekten gerekçelendirmez, o hâlde hiçbir inanç gerçekten gerekçeli değildir. Bu, yalnızca bazı inançların zayıf olduğunu değil, gerekçelendirmenin kendisinin yapısal bir sorunu olduğunu söyleyen çok güçlü bir sonuçtur. Argümanın gücü, belirli bir inanca değil, gerekçelendirme kavramının kendisine yönelmesinden gelir.
Birinci kol: sonsuz gerileme neden kötü?
Zincirin sonsuza kadar sürmesi neden sorun olsun? İlk bakışta şöyle düşünülebilir: her inancın bir gerekçesi varsa, bu harika bir şey değil mi? Sorun, gerekçenin gerekçe verme gücünün nereden geldiğidir. Bir zincirde her halka, gerekçe verme gücünü bir önceki halkadan alıyorsa ve zincirin bir başlangıcı yoksa, bu güç hiçbir yerden gelmiyordur. Borç para alıp veren ve her birinin parası bir öncekinden gelen sonsuz bir insan zinciri düşün; bu zincirde gerçekte hiç para olmayabilir.
İkinci bir sorun daha pratiktir. Sonlu zihinler olarak sonsuz sayıda gerekçeye sahip olamayız. Herhangi bir inancım için, bilinçli ya da bilinçsiz, sonsuz uzunlukta bir gerekçe zincirini zihnimde taşıyamam. Bu yüzden sonsuz gerileme, ya gerekçelendirmeyi imkânsız kılar ya da gerekçenin bizim zihnimizde değil başka bir yerde olduğunu varsaymamızı gerektirir. Yine de bazı çağdaş epistemologlar, özellikle Amerikalı filozof Peter Klein, bu kolun sanıldığı kadar kötü olmadığını savundu; bu görüşe sonsuzculuk denir ve gerekçelendirme teorileri modülünde ona kısaca döneceğiz.
İkinci kol: döngü neden kötü?
Zincirin kendi başlangıcına dönmesi, Modül 0'da gördüğümüz döngüsel argümanın bir çeşididir. "A doğrudur, çünkü B doğrudur; B doğrudur, çünkü C doğrudur; C doğrudur, çünkü A doğrudur." Bu zincir sonludur ve her halkanın bir gerekçesi vardır; ama bütün, kendi kendini desteklemektedir. Geçerlilik ve sağlamlık dersinde döngüsel argümanın mantık açısından kusursuz, bilgi açısından ise boş olduğunu söylemiştik: sonucu kabul etmeyen biri için öncülleri kabul etmenin bir sebebi yoktur.
Ama döngünün her zaman bu kadar basit olmadığını da not etmek gerekir. Bazı filozoflar, küçük ve kısır döngüler ile çok geniş ve birbirini karşılıklı olarak destekleyen bir inanç ağı arasında bir fark olduğunu savunur. Tutarlılık teorisini doğruluk dersinde görmüştük; bir gerekçelendirme teorisi olarak benzer bir fikir, inançların doğrusal bir zincir değil, bir ağ oluşturduğunu ve gerekçenin bu ağın bütünlüğünden geldiğini söyler. Bu cevabı gerekçelendirme teorileri modülünde bağdaşımcılık adıyla inceleyeceğiz; bu derste yalnızca üçlemin ikinci kolunun göründüğü kadar kolay reddedilemeyebileceğini not ediyoruz.
Üçüncü kol: durmak neden keyfi?
Zincirin bir noktada durması en doğal seçenek gibi görünür. Her gerekçe zinciri bir yerde durmak zorundadır; soru, nerede ve neden durduğudur. Şüphecinin itirazı, durulan noktanın keyfi olduğudur: eğer bir inancı gerekçesiz kabul ediyorsam, neden başka bir inancı değil de bunu kabul ediyorum? Karşımdaki kişi de başka bir başlangıç noktasını aynı hakla kabul edebilir ve o zaman ikimizin de iddiası eşit derecede gerekçesiz olur. Agrippa'nın dördüncü kipi tam olarak bunu söyler.
Keyfiliği aşmak için durma noktası adaylarının kendine özgü bir niteliği olması gerekir. Felsefe tarihinde üç aday öne çıktı: iki artı ikinin dört ettiği gibi, anlaşıldığı anda doğru görünen apaçık önermeler; "şu an bana kırmızı bir şey görünüyor" gibi, kişinin kendi deneyimine dair raporlar; ve bir topluluğun uzun süre sınayıp kabul ettiği ortak kanaatler. Bu adayların her biri gerçekten keyfilikten kurtulabiliyor mu, yoksa şüpheci onlara da "neden burada?" diye sorabilir mi? Bu soruyu gerekçelendirme teorileri modülünde ayrıntılı tartışacağız.
Bu kolun gündelik karşılığı çok tanıdıktır. Bir tartışmada karşındaki kişi, bir noktada "Çünkü öyle", "Bu herkesçe bilinir", "Bu sorgulanmaz" ya da "Kutsal metin böyle diyor" dediğinde, zinciri durdurmuştur. Bu durma bazen makuldür, bazen de tartışmanın en zayıf halkasını sorgulanmaktan korur. Felsefe tarihindeki en büyük cevaplardan biri, tam bu kolu savunmaya çalışır: bazı inançlar gerçekten gerekçe istemeyecek türdendir ve zincir onlarda meşru olarak durabilir. Bu cevabın adı temelciliktir ve gerekçelendirme teorileri modülünün ilk dersi ona ayrılmıştır.
Anlaşmazlık ve görelilik: üçlemin arka planı
Agrippa'nın öteki iki kipi, yani anlaşmazlık ve görelilik, üçlemi tetikleyen koşulları anlatır. Bir konuda herkes anlaşsaydı, belki kimse gerekçe istemezdi. Ama anlaşmazlık varsa, iki taraf da iddiasını gerekçelendirmek zorunda kalır ve bu gerekçelendirme talebi üçlemi harekete geçirir. Görelilik ise bir iddianın farklı koşullarda farklı göründüğünü hatırlatarak, hangi koşulun "doğru" olduğunu belirleyecek bir ölçüt ister; bu ölçüt de gerekçelendirilmek zorundadır.
Bu, Agrippa'nın argümanının neden bu kadar güçlü olduğunu gösterir. Argüman, belirli bir inancın zayıf olduğunu değil, herhangi bir tartışmada, bir taraf gerekçe istemeye devam ettiği sürece, öbür tarafın sonunda üç kötü seçenekten birine düşeceğini söyler. Bu yüzden Agrippa'nın kipleri bir tartışmada hiç tükenmeyen bir silah gibidir: her cevaba "Peki onu nereden biliyorsun?" diye sorulabilir. Ders 0.4'teki safsata atölyesini hatırlarsan, sonsuz gerekçe istemek de bir tartışma tekniğidir ve bazen karşı tarafı yıldırmak için kullanılır.
Münchhausen'ın adı ve Aristoteles'in görmesi
Agrippa'nın üçlemi bugün sık sık başka bir adla da anılır. Alman filozof Hans Albert 1968'de yayımladığı Eleştirel Akıl Üzerine İnceleme'de bu sorunu, kendini saçlarından tutarak bataklıktan çektiğini anlatan Baron Münchhausen'ın hikâyesine göndermeyle Münchhausen üçlemi olarak adlandırdı. Albert'e göre herhangi bir nihai gerekçelendirme girişimi, bu üç çıkmazdan birine düşer; bu yüzden bilgi hiçbir zaman kesin bir temele oturtulamaz ve her zaman eleştiriye açık kalmalıdır.
Sorunun kendisi ise çok daha eskidir. Aristoteles İkinci Analitikler'de, kanıtlamanın sonsuza kadar geriye gidemeyeceğini ve kendi kendini kanıtlayan bir döngü de olamayacağını görmüştü. Onun cevabı, kanıtlamanın ilk ilkelerden başladığı ve bu ilkelerin kanıtlama yoluyla değil, bir önceki derste sezgi bağlamında andığımız doğrudan akli kavrayışla bilindiğiydi. Yani temelciliğin ilk biçimi, üçlemin kendisinden daha eskidir; Aristoteles zincirin durma noktasını meşrulaştırmaya çalışmıştı.
Gerileme Dedektörü: zincirin sonunu bulmak
Agrippa'nın argümanı felsefi olarak zor bir sorundur, ama gündelik denetimde çok işe yarar bir soru sordurur: bir iddianın gerekçe zinciri nerede bitiyor? Bir iddiayı dinlediğinde ya da okuduğunda, gerekçeyi halka halka geriye doğru izleyebilir ve zincirin üç sondan birine varıp varmadığını görebilirsin. Zincir sonsuza kadar uzuyor gibi görünüyorsa, gerçekte hiçbir halka sağlam değildir. Zincir kendi başına dönüyorsa, argüman sonucu önceden varsayıyordur. Zincir bir noktada duruyorsa, o noktanın neden durmaya uygun olduğunu sormak gerekir.
Bu son soru, dedektörün en önemli işidir. Her zincir bir yerde durur ve durmak her zaman kötü değildir. Bir gözleme, geniş bir uzman uzlaşısına ya da bir matematiksel kanıta dayanarak durmak, "Çünkü öyle" diyerek durmaktan çok farklıdır. Dedektör durmayı yasaklamaz; durulan noktanın açıkça görünmesini ve sorgulanmaya açık olmasını ister. Hangi durma noktalarının meşru olduğu, önümüzdeki modülün temel sorusu olacak.
Örnekler
Basit örnek: "neden?" zinciri
Açılıştaki çocuğun sorularını Gerileme Dedektörü ile izleyelim. Yağmur, bulut, buharlaşma, güneşin ısısı, güneşteki nükleer tepkimeler, fizik yasaları. Bir noktada yetişkin "Çünkü doğa yasaları böyle" der. Bu durma keyfi mi? Burada ince bir ayrım var: çocuk bir açıklama zinciri istiyor, gerekçe zinciri değil. Modül 0'da açıklama ile argümanın farkını görmüştük: açıklama bilinen bir olgunun nedenini söyler. Açıklama zinciri de bir yerde durur ve bu durma, bilimin o an ulaştığı sınırı gösterir. Dedektör burada iki soru sordurur: zincir bir açıklama mı yoksa bir gerekçe mi, ve durulan nokta bilgimizin sınırı mı, yoksa sorgulamanın yasaklandığı bir yer mi?
Orta örnek: kaynak döngüsü
Bir çevrimiçi ansiklopedide bir tarihi kişi hakkında ilginç bir bilgi var ve kaynak olarak bir gazete makalesi gösterilmiş. Makaleye baktığında, gazetecinin bu bilgiyi aynı ansiklopediden aldığını ve oraya atıf verdiğini fark ediyorsun. Gerileme Dedektörü ile izleyelim. Ansiklopedi gazeteye, gazete ansiklopediye dayanıyor: zincir bir döngüdür. Bilginin ilk kaynağı belirsizdir; belki biri onu ansiklopediye kaynaksız eklemiş, sonra gazeteci onu oradan almış ve ansiklopedi de gazeteyi kaynak göstererek bilgiyi "doğrulamıştır". Bu tür döngüler çevrimiçi bilgi ortamında gerçekten görülür ve tanıklık dersindeki bağımsızlık sorusunun özel bir hâlidir. Döngü, bilginin yanlış olduğunu kanıtlamaz, ama iki kaynağın aslında sıfır bağımsız kaynak olduğunu gösterir.
Gerçek hayat örneği: "Bu yöntem her zaman böyle yapılır"
Bir iş yerinde yeni bir çalışan, bir raporun neden belirli bir biçimde hazırlandığını soruyor. Kıdemli bir çalışan "Çünkü müşteriler böyle istiyor" diyor. Yeni çalışan müşterilere soruyor, onlar "Biz size uyduk, bize böyle gönderiyordunuz" diyor. Yöneticiye soruyor, yönetici "Bu yöntem her zaman böyle yapılır" diyor. Gerileme Dedektörü ile izleyelim. İlk iki halka bir döngü oluşturuyor: çalışanlar müşterilere, müşteriler çalışanlara dayanıyor. Üçüncü halka ise dogmatik bir durma: gelenek, gerekçe olarak sunuluyor. Modül 0'daki geleneğe başvuru safsatasını hatırla. Bu zincir, raporun biçiminin kötü olduğunu göstermez, ama biçimin bir gerekçeye dayanmadığını gösterir. Doğru adım, zincirin dışına çıkıp raporun amacını sormaktır: bu biçim, raporu okuyanın ihtiyacına gerçekten hizmet ediyor mu?
Vakaya dönüş
Simülasyon iddiasını tartışan iki kişi düşünelim ve konuşmalarını Gerileme Dedektörü ile izleyelim. Biri soruyor: "Bir simülasyonda olmadığımızı nereden biliyorsun?" Öteki cevap veriyor: "Çünkü algılarım bana gerçek bir dünya gösteriyor." "Algılarının gerçek bir dünyayı gösterdiğini nereden biliyorsun?" "Çünkü algılarım birbiriyle ve başkalarının söyledikleriyle tutarlı." "Bir simülasyonda da tutarlı olmazlar mıydı?" "Olurlardı, ama gerçek dünya en basit açıklama." "En basit açıklamanın doğru olduğunu nereden biliyorsun?"
Bu konuşmada üçlemin üç kolu da görünür. Algılara dayanmak, algıların güvenilirliğini sorgulayan bir soruyla karşılaşınca geriye gitmek zorunda kalır. Tutarlılığa dayanmak, tutarlılığın simülasyonda da korunacağı gözlemiyle zayıflar; algıların güvenilirliğini yine algılarla sınamak bir döngüye yaklaşır. En basit açıklamaya dayanmak ise bir noktada durmak demektir ve şüpheci bu durmanın gerekçesini sorar. Simülasyon iddiası, üçlemin neden bu kadar güçlü olduğunu gösteren mükemmel bir örnektir: dış dünyaya dair her gerekçemiz, sonunda, sorgulanan şeyin kendisine dayanıyor gibi görünür.
Bu, simülasyon iddiasının doğru olduğunu göstermez. Yalnızca, iddiayı reddetmek için basit bir gerekçe zincirinin yetmediğini gösterir. Önümüzdeki derslerde, bu durumdan çıkmak için önerilmiş yolları göreceğiz.
Araç kartı: Gerileme Dedektörü
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir iddianın gerekçe zincirini halka halka izleyerek sonsuz gerileme, döngü ya da dogmatik durma noktalarını görünür kılar |
| 5K kapısı | Kanıt |
| Adımlar | 1) İddiayı yaz ve ilk gerekçeyi sor: neye dayanıyor? 2) Her gerekçe için yeniden sor ve halkaları sırayla yaz. 3) Zincir bir halkaya geri dönüyor mu? Döngüyü işaretle. 4) Zincir bir noktada duruyorsa, durma noktasının türünü yaz: gözlem mi, uzlaşı mı, kanıt mı, yoksa gelenek, otorite ya da "çünkü öyle" mi? 5) Durma noktası sorgulamaya açık mı, yoksa kapatılmış mı? |
| Ne zaman kullanılır | Bir iddianın dayanağı belirsiz göründüğünde; iki kaynak birbirini destekliyor gibi göründüğünde; bir tartışma "çünkü öyle"ye vardığında |
| Sık hata | Her durmayı dogmatik saymak; açıklama zincirini gerekçe zinciriyle karıştırmak |
Egzersiz
Bu egzersizin amacı her inancını sarsmak değil, inançlarının neye yaslandığını görmektir. Pek çok insan bu alıştırmada ilk kez kendi inançlarının bir kısmının gelenekte ya da bir otoritede durduğunu fark eder ve bu fark ediş, o durma noktasının makul olup olmadığını düşünmenin başlangıcıdır.
Mini test
- Agrippa'nın beş kipini sırala.
- Üçlemin üç kolu nelerdir ve her birinin temel sorunu nedir?
- Sonsuz geriye gidişi, sonsuz bir borç zinciri benzetmesiyle açıkla.
- Aristoteles gerileme sorununa nasıl bir cevap verdi?
- Bir sağlık blogu bir iddiayı bir forum yazısına, forum yazısı ise o sağlık bloguna dayandırıyor. Gerileme Dedektörü ile bu durumu değerlendir.
Cevapları göster
- Anlaşmazlık, sonsuz geriye gidiş, görelilik, varsayım ve karşılıklılık.
- Sonsuz gerileme: gerekçe verme gücü hiçbir yerden gelmez ve sonlu zihinler sonsuz gerekçe taşıyamaz. Döngü: argüman sonucu önceden varsayar. Dogmatik durma: durulan nokta keyfidir ve başkası aynı hakla başka bir noktada durabilir.
- Her kişinin parası bir öncekinden gelen ve başlangıcı olmayan bir borç zincirinde, gerçekte hiç para olmayabilir; aynı biçimde, başlangıcı olmayan bir gerekçe zincirinde gerekçe verme gücü hiçbir yerden gelmiyor olabilir.
- Kanıtlamanın, kanıtlama yoluyla değil doğrudan akli kavrayışla bilinen ilk ilkelerden başladığını savundu; bu, temelciliğin ilk biçimidir.
- Bu bir döngüdür: iki kaynak birbirine dayanıyor ve bilginin ilk kaynağı belirsiz. İki kaynak, aslında sıfır bağımsız kaynaktır. Zincirin dışında, örneğin hakemli bir çalışmada ya da bir sağlık kurumunun açıklamasında, bağımsız bir halka aranmalıdır.
Özet
- Bir inancı gerekçelendiren sebebin kendisi de gerekçelendirilmiş olmalıdır; bu, gerekçenin gerekçesi sorusunu doğurur.
- Agrippa'nın beş kipi: anlaşmazlık, sonsuz geriye gidiş, görelilik, varsayım, karşılıklılık.
- Agrippa'nın üçlemi: her gerekçe zinciri ya sonsuza gider, ya döngüye girer, ya da gerekçesiz bir noktada durur; üçü de gerekçelendirmeyi tatmin edici biçimde sağlamaz görünür.
- Üç kolun her biri felsefede bir cevap ailesine kapı açar: sonsuzculuk, bağdaşımcılık ve temelcilik.
- Sorun, Aristoteles'e kadar uzanır; Hans Albert ona Münchhausen üçlemi adını verdi.
- Gerileme Dedektörü, gündelik iddialarda zincirin sonunu bulur; durmayı yasaklamaz, durma noktasının görünür ve sorgulanabilir olmasını ister.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Agrippa'nın beş kipi? | Anlaşmazlık, sonsuz geriye gidiş, görelilik, varsayım, karşılıklılık |
| Üçlemin üç kolu? | Sonsuz gerileme, döngü, dogmatik durma |
| Sonsuz gerilemenin sorunu? | Gerekçe verme gücü hiçbir yerden gelmez |
| Döngünün sorunu? | Sonucu kabul etmeyen için öncülleri kabul etmenin sebebi yoktur |
| Dogmatik durmanın sorunu? | Durulan nokta keyfidir; başkası başka noktada aynı hakla durabilir |
| Münchhausen üçlemi adını kim verdi? | Hans Albert, 1968 |
| Aristoteles'in cevabı? | Kanıtlama, doğrudan kavranan ilk ilkelerden başlar |
| Kaynak döngüsü kaç bağımsız kaynaktır? | Sıfır |
Sonraki derse köprü
Agrippa'nın üçlemi bize şunu söyledi: gerekçe zincirimiz bir yerde durmak zorunda ve durduğu yer sorgulanabilir. On yedinci yüzyılda René Descartes bu sorunu kökünden çözmeye karar verdi. Planı radikaldi: en ufak bir şüpheye açık olan her inancını bir kenara koyacak ve geriye hiçbir şüphenin dokunamayacağı bir inanç kalıp kalmadığına bakacaktı. Bu arayışında iki güçlü şüphe aracı kullandı: şu an rüya görmediğimizi nereden bildiğimiz sorusu ve bizi her şeyde aldatan güçlü bir cin fikri. Ders 3.3 Descartes'ın metodik şüphesini, bu iki düşünce deneyini ve onun ulaştığı sarsılmaz noktayı inceleyecek; araç kutuna bir inancın hangi şüphe düzeyine dayanabildiğini ayıran Metodik Şüphe Süzgeci girecek.
Günlük sorusu: En çok değer verdiğin inançlarından birinin gerekçe zinciri nerede duruyor? O durma noktasını sorgulamak seni rahatsız ediyor mu?
Tarihte bu tartışma
Gerekçelendirme zincirinin sonsuza gidemeyeceği sorunu, farklı felsefe geleneklerinde bağımsız olarak fark edildi. Aristoteles İkinci Analitikler'de kanıtlamanın ilk ilkelere dayanması gerektiğini savundu. Hint felsefesinde ikinci yüzyılda yaşamış Budist düşünür Nāgārjuna, Tartışmaların Önlenmesi adlı eserinde bilgi araçlarının, yani pramāṇaların, kendilerinin neyle doğrulandığını sordu: bir bilgi aracını başka bir bilgi aracıyla doğrularsak sonsuz bir geriye gidiş başlar, kendi kendisiyle doğrularsak ötekilerini de aynı yolla doğrulayabiliriz, hiçbir şeyle doğrulamazsak keyfi bir kabul yapmış oluruz. Bu yapı, Agrippa'nın üçlemine şaşırtıcı ölçüde yakındır. Yirminci yüzyılda Hans Albert, eleştirel akılcılık geleneği içinde bu sorunun nihai bir çözümü olmadığını savundu. Nyāya'nın bilgi araçlarını ve Budist epistemolojisini Tarih Hattı'nda ayrıntılı ele alacağız.