Giriş
Şu kısa betimlemeyi oku. Linda otuz bir yaşında, bekâr, açık sözlü ve çok zeki. Üniversitede felsefe okumuş. Öğrenciyken ayrımcılık ve sosyal adalet konularıyla yakından ilgilenmiş, protestolara katılmış. Şimdi şu iki seçenekten hangisinin daha olası olduğunu söyle: (a) Linda bir banka memurudur. (b) Linda bir banka memurudur ve feminist harekette etkindir.
Pek çok insanın sezgisi hemen ikinci seçeneği gösterir, çünkü betimleme Linda'yı etkin bir feminist gibi resmediyor. Oysa bu sezgi yanlıştır ve bunu inanç derecesi dersinden biliyorsun: iki şeyin birlikte doğru olma olasılığı, birinin tek başına doğru olma olasılığından büyük olamaz. Linda'nın hem banka memuru hem feminist olması, yalnızca banka memuru olmasından daha olası olamaz. Psikologlar Amos Tversky ve Daniel Kahneman 1983'te yayımladıkları çalışmada, katılımcıların büyük çoğunluğunun bu soruda ikinci seçeneği işaretlediğini gösterdi.
Bu sahne bir paradoksu gözler önüne serer. Gettier dersinde, bir tanımı yıkmak için tek bir sezgi yetmişti: Smith'in bilmediğine dair sezgimiz. Felsefe, bilgi, adalet ya da ahlak hakkındaki kuramları büyük ölçüde sezgilerle sınar. Ama Linda örneği sezgilerin sistematik olarak yanılabildiğini de gösterir. O hâlde sezgi bir kanıt mıdır? Bu derste sezginin farklı türlerini ayıracak, felsefedeki rolünü inceleyecek ve bir sezgiye ne zaman güvenilebileceğini sınayan soruları öğreneceksin.
Bu dersin kazanımları:
- Akli sezgi ile uzman sezgisini ayırır, felsefede vakalar yöntemini ve yansıtıcı dengeyi açıklarsın. (anla)
- Bir sezginin çerçeve, sıralama ya da temsil etkileriyle biçimlenip biçimlenmediğini çözümlersin. (analiz et)
- Bir sezgiye verilecek ağırlığı, ortamın düzenliliği ve geri bildirim geçmişi açısından tartarsın. (değerlendir)
Ana anlatım
Sezgi derken neyi kastediyoruz?
"Sezgi" kelimesi gündelik dilde çok farklı şeyler için kullanılır: bir tehlikeyi önceden hissetmek, birinin yalan söylediğini "içinden bilmek", bir matematik probleminin cevabını birden görmek. Felsefede kelime daha dar bir anlamda kullanılır: bir önermenin, onu bir argümanla desteklemeden önce, doğru görünmesi. "İki şey birbirine eşitse ve biri üçüncüye eşitse, öteki de üçüncüye eşittir" önermesi, onu kanıtlamaya çalışmadan önce bize doğru görünür.
Akli sezgiyi iki başka şeyden ayırmak gerekir. Birincisi, uzman sezgisidir: deneyimli bir hekimin bir hastaya bakıp "Bu hastada bir şeyler ters gidiyor" demesi, deneyimli bir satranç oyuncusunun bir hamlenin iyi olduğunu hemen görmesi. Bu tür sezgi, uzun deneyimle öğrenilmiş örüntülerin hızlı tanınmasıdır ve bu dersin ikinci yarısında ele alınacak. İkincisi, içgüdüsel histir: gerekçesini söyleyemediğimiz bir eğilim, bir önsezi. Bu üçü sık sık karışır ve her biri farklı sınamalar ister.
Felsefenin gizli veri kaynağı: vakalar yöntemi
Felsefeciler bir kavramı ya da ilkeyi sınamak için sık sık kurgusal durumlar kurar ve okurun bu durumlar hakkında ne düşündüğüne bakar. Bu yönteme vakalar yöntemi denir. Gettier'in iki durumu, bu modülde tanıdığın en ünlü örnektir: JTB analizi, Smith'in bilmediğine dair sezgimizle çürütüldü. Ahlak felsefesinde benzer bir örnek, İngiliz filozof Philippa Foot'un 1967'de tartıştığı ve sonra Judith Jarvis Thomson'ın geliştirdiği vagon problemidir: kontrolden çıkmış bir vagon beş kişiye doğru gidiyor ve bir makası çevirerek onu bir kişinin bulunduğu yola yönlendirebilirsin.
Bu yöntemin felsefedeki önemi büyüktür, ama çoğu zaman adı konmaz. Bir felsefe makalesinde "açıkça" ya da "sezgisel olarak" kelimelerini gördüğünde, orada bir sezgi kanıt olarak kullanılıyordur. Bu yüzden sezgiye "felsefenin gizli veri kaynağı" denir: deneysel bilimlerde gözlem ne işe yarıyorsa, felsefede sezgiler o işi görür. Bir kuram, güçlü sezgilerimizle çeliştiğinde sorun yaşar; tıpkı bir bilimsel kuramın gözlemle çeliştiğinde sorun yaşaması gibi.
Yansıtıcı denge: ilkeler ile vakalar arasında
Sezgiler felsefede tek başına son sözü söylemez. Amerikalı filozof John Rawls, 1971'de yayımlanan Bir Adalet Kuramı'nda, genel ilkeler ile tek tek vakalar hakkındaki sezgilerimiz arasında karşılıklı bir ayarlama sürecini tarif etti. Bir ilke, güçlü bir vaka sezgisiyle çeliştiğinde ilkeyi düzeltebiliriz; ama bir vaka sezgisi, çok güçlü ve iyi desteklenmiş bir ilkeyle çeliştiğinde sezgiyi de gözden geçirebiliriz. Bu karşılıklı ayarlamanın vardığı dengeye yansıtıcı denge denir.
Linda örneği bu sürecin nasıl işlediğini gösterir. Olasılık kuramının "iki şeyin birlikte olasılığı tek birinin olasılığını aşamaz" ilkesi çok güçlü bir ilkedir; matematiksel olarak kanıtlanmıştır ve sayısız durumda doğrulanmıştır. Linda hakkındaki sezgimiz bu ilkeyle çeliştiğinde, ilkeyi değil sezgiyi düzeltiriz. Gettier örneğinde ise tersi oldu: JTB analizi, pek çok durumda işe yarayan bir ilkeydi, ama Smith'in bilmediğine dair sezgi o kadar güçlü ve yaygındı ki ilke değiştirildi. Yansıtıcı denge, hangisinin düzeltileceğini önceden söylemez; her durumda iki tarafın gücünü tartmayı ister.
Sezgi neden kanıt sayılabilir?
Sezginin kanıt değeri hakkında iki temel görüş vardır. Birinci görüş, sezgiyi algıya benzetir. Gözümüze kırmızı görünen bir elma, kırmızı olduğuna inanmamız için bir dayanak sağlıyorsa, akla doğru görünen bir önerme de aynı türden bir dayanak sağlar. Amerikalı filozof Michael Huemer 2001'de yayımlanan bir kitabında bu çizgiyi genel bir ilkeye çevirdi: bir şey sana doğru görünüyorsa ve bunun aksini gösteren bir bozucu yoksa, ona inanmakta gerekçelisin. Bu ilkenin savunucuları güçlü bir argüman da sunar: sezgileri toptan reddeden biri, bu reddin kendisini de ona doğru görünen bir akıl yürütmeye dayandırmak zorundadır. Bu görüşe göre sezgiler, yanılabilir ama gerçek bir kanıt kaynağıdır ve onları bütünüyle reddetmek, felsefenin, hatta mantığın ve matematiğin temelini reddetmek olur.
İkinci görüş daha şüphecidir. Sezgiler, dünyanın nasıl olduğunu değil, kavramlarımızı nasıl kullandığımızı ya da zihnimizin belirli durumlara nasıl tepki verdiğini gösterir. Bu görüşe göre Gettier sezgisi bize bilginin doğası hakkında değil, "bilmek" kelimesini nasıl kullandığımız hakkında bilgi verir. İki görüş arasındaki tartışma sürer, ama ikisi de şu noktada birleşir: sezgilerin güvenilirliği, onların hangi koşullarda üretildiğine bağlıdır ve bu koşulları incelemek gerekir.
Sezgiler nasıl yanıltılır?
Sezgilere yönelik en güçlü eleştiri, onların önemsiz görünen değişikliklere duyarlı olmasıdır. Tversky ve Kahneman 1981'de yayımladıkları bir çalışmada, katılımcılara bir salgına karşı iki tedavi programı arasında seçim yaptırdı. Aynı sonuçlar "kurtarılacak hayatlar" diliyle anlatıldığında katılımcıların çoğu kesin sonuçlu programı, "kaybedilecek hayatlar" diliyle anlatıldığında ise riskli programı seçti. Sonuçlar matematiksel olarak aynıydı; yalnızca çerçeve değişmişti. Bu olguya çerçeveleme etkisi denir.
Linda örneği başka bir mekanizmayı gösterir: temsil edicilik. Linda'nın betimlemesi feminist bir aktiviste çok benzediği için, zihin olasılığı değil benzerliği değerlendirir ve benzerliği olasılık sanar. Araştırmacılar ayrıca sıralama etkileri de buldu: aynı vakaları farklı sırayla okuyan insanlar, bazı vakalar hakkında farklı sezgiler bildiriyor. Bazı çalışmalar bu etkinin, felsefe eğitimi almış kişilerde de ortadan kalkmadığını gösterdi. Bu bulgular, sezgilerin bazen vakanın kendisine değil, vakanın sunuluş biçimine tepki verdiğini gösterir.
Sezgiler herkeste aynı mı?
Sezgilere yönelik bir diğer soru, onların ne kadar evrensel olduğudur. Bir felsefeci "sezgisel olarak açıktır ki" dediğinde, çoğu zaman kendi sezgisinin herkes tarafından paylaşıldığını varsayar. Ama bu varsayım sınanabilir bir iddiadır: insanlara vakalar sunulabilir ve ne düşündükleri ölçülebilir. Yirmi birinci yüzyılın başında bu soruyu sistemli biçimde sormaya başlayan deneysel felsefe hareketi, bazı sezgilerin şaşırtıcı ölçüde yaygın, bazılarının ise kişiden kişiye değişken olduğunu gösterdi.
Bu hareketin bulgularını ve yöntemlerini sosyal epistemoloji modülündeki ayrı bir derste inceleyeceğiz; Gettier sezgisinin farklı dillerde ve kültürlerde nasıl davrandığı da orada tartışılacak. Burada bizim işimize yarayan pratik ders şudur: bir sezgiye "açıkça" demeden önce, onun başkaları tarafından da paylaşılıp paylaşılmadığını sormak, sezgiyi daha sağlam bir kanıta dönüştürmenin yollarından biridir.
Uzman sezgisi: ne zaman güvenilir?
Akli sezgiden farklı olarak uzman sezgisi, deneyimle öğrenilmiş örüntülerin hızlı tanınmasıdır. Psikolog Gary Klein, itfaiyeciler gibi baskı altında hızlı karar veren uzmanları incelediğinde, onların seçenekleri tek tek karşılaştırmadıklarını, durumu tanıyıp ilk uygun hamleyi hemen seçtiklerini gözledi. Buna karşılık Kahneman, pek çok alanda uzmanların sezgisel tahminlerinin basit istatistiksel kurallardan daha kötü sonuç verdiğini gösteren çalışmalara dikkat çekti.
İki araştırmacı, birbirine karşıt görünen bu bulguları 2009'da birlikte yazdıkları bir makalede uzlaştırdı. Vardıkları sonuç, uzman sezgisinin iki koşul altında güvenilir olabileceğiydi. Birincisi, ortamın yeterince düzenli olması: satranç, itfaiyecilik ya da bazı klinik durumlar, tekrar eden ve tanınabilir örüntüler içerir. İkincisi, uzun süreli pratik ve hızlı geri bildirim: uzman, sezgilerinin doğru mu yanlış mı çıktığını sık sık ve kısa sürede öğrenmiş olmalıdır. Bu koşullar yoksa, örneğin uzun vadeli siyasi ya da ekonomik tahminlerde, uzmanın sezgisine duyduğu güven, sezginin isabetinden çok daha yüksek olabilir.
Hızlı düşünme ve yavaş düşünme
Kahneman 2011'de yayımlanan Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabında, zihnin iki farklı işleyiş biçimini ayırdı. Birincisi hızlı, otomatik, çabasız ve sezgiseldir; bir yüzü tanımak, basit bir cümleyi anlamak, tehlikeli bir durumu fark etmek bu biçimde olur. İkincisi yavaş, bilinçli, çaba isteyen ve kurallara dayanan düşünmedir; çok basamaklı bir hesap yapmak ya da bir argümanı adım adım incelemek bu biçimde olur.
Bu ayrımın epistemoloji açısından değeri, sezginin ne zaman kontrol edilmesi gerektiğini göstermesidir. Hızlı düşünme gündelik hayatın büyük kısmında son derece iyi çalışır; her kararı yavaş düşünmeyle vermeye kalkarsak hiçbir şey yapamayız. Ama hızlı düşünmenin hataları sistematiktir ve özellikle olasılık, istatistik ve alışılmadık durumlar söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Linda örneği, hızlı düşünmenin benzerliği olasılık sanmasının bir örneğidir. Bu tür durumları tanıyıp yavaş düşünmeye geçmek, sezgiyi reddetmek değil, onu doğru yerde denetlemektir.
Sezgiyi kalibre etmek
Kesinlik termometresi dersinde, güvenimizin isabetimizle örtüşmesine kalibrasyon adını vermiştik. Sezgiler de kalibre edilebilir. Bir sezgiye ne kadar güveneceğimizi belirlemek için beş soru sorulabilir. Bu hangi tür sezgi: akli bir görünme mi, uzman sezgisi mi, yoksa gerekçesiz bir his mi? Sezginin oluştuğu ortam düzenli mi ve bu alanda geri bildirim aldım mı? Soruyu başka bir çerçevede, başka bir sırayla sorsam sezgim değişir mi? Bu tür sezgilerimin geçmişte ne kadarı doğru çıktı? Bağımsız başkaları da aynı sezgiye sahip mi?
Bu beş soru bir sezgiyi reddetmek için değil, ona doğru ağırlığı vermek için vardır. Çerçeve değiştiğinde yerinde duran, düzenli bir alanda bol geri bildirimle oluşmuş, geçmişte iyi sonuç vermiş ve başkalarınca da paylaşılan bir sezgi güçlü bir kanıttır. Çerçeveyle birlikte dönen, geri bildirimsiz bir alanda oluşmuş ve yalnızca sana ait olan bir sezgi ise en fazla araştırılacak bir ipucudur. Bu dersin aracı, bu soruları sistemli bir kontrol listesine dönüştürür.
Örnekler
Basit örnek: Linda sorusu
Açılıştaki Linda sorusuna Sezgi Kalibrasyon Soruları'nı uygulayalım. Tür: bir olasılık yargısı; akli bir sezgi gibi görünse de aslında benzerliğe dayalı hızlı bir tepki. Ortam: olasılık yargıları, gündelik hayatta geri bildirim almadığımız bir alandır; bir kişinin mesleğini tahmin edip sonucu hemen öğrenmeyiz. Çerçeve testi: soruyu "Yüz kişiden kaçı banka memuru, kaçı hem banka memuru hem feminist?" diye sorduğunda, pek çok insan hatasını hemen görür; sayılarla kurulan çerçeve sezgiyi düzeltir. Geçmiş isabet: bu tür sorularda sezgilerin sistematik olarak yanıldığı iyi belgelenmiştir. Sonuç: bu sezginin olasılık ilkesine karşı hiçbir ağırlığı yoktur ve yansıtıcı dengede düzeltilecek olan sezgidir.
Orta örnek: acil servisteki "iyi değil" hissi
Deneyimli bir acil servis hemşiresi, değerleri normal görünen bir hastanın yanından geçerken "Bu hasta iyi değil" diyor ve hekimi çağırıyor. Bir saat sonra hastanın durumu ciddi biçimde kötüleşiyor. Sezgi Kalibrasyon Soruları ile bakalım. Tür: uzman sezgisi. Ortam: acil servis, tekrar eden örüntüler içeren görece düzenli bir ortamdır ve hemşire, sezgilerinin sonucunu çoğu zaman aynı vardiyada öğrenir; hızlı geri bildirim vardır. Geçmiş isabet: hemşirenin bu tür uyarılarının ne sıklıkla doğru çıktığı bilinmiyor, ama kayıt tutulabilir. Sonuç: bu sezgi ciddiye alınmayı hak eden bir kanıttır, ama tek başına bir teşhis değildir; hekimin ek değerlendirme yapması için güçlü bir sebeptir. Bu örnek bir klinik öneri değil, sezginin hangi koşullarda ağırlık kazandığının bir çözümlemesidir.
Gerçek hayat örneği: "İçgüdüm bu adayı söylüyor"
Bir yönetici, yarım saatlik serbest bir sohbetten sonra bir aday için "Bu kişiyle ilgili iyi bir his var içimde" diyor ve onu işe almak istiyor. Sezgi Kalibrasyon Soruları ile bakalım. Tür: uzman sezgisi olarak sunuluyor, ama büyük olasılıkla bir içgüdüsel his. Ortam: işe alım, düzensiz bir ortamdır; yöneticinin sezgilerinin doğru çıkıp çıkmadığı aylar ya da yıllar sonra, üstelik belirsiz biçimde anlaşılır. Geri bildirim zayıftır: işe alınmayan adayların başka bir yerde ne kadar başarılı olduğu hiç öğrenilmez. İşe alım araştırmalarında, önceden belirlenmiş sorulara ve puanlama ölçütlerine dayanan yapılandırılmış mülakatların, serbest sohbete dayanan mülakatlardan genellikle daha iyi performans öngördüğü gösterilmiştir. Sonuç: bu sezgi bir ipucu olabilir, ama kararın ana dayanağı olmamalıdır. İçebakış dersinde gördüğümüz gibi, yöneticinin bu "iyi hissi" neyin ürettiğini kendisi de bilemeyebilir.
Vakaya dönüş
İki kardeş, kendi versiyonlarının doğru olduğuna dair güçlü bir his taşıyor. Abla "İçimden bir ses yağmur yağdığını söylüyor, bundan eminim" diyor. Bu bir sezgi mi? Sezgi Kalibrasyon Soruları ile bakalım. Tür: akli bir sezgi değil; bir anıya duyulan güven hissi. Ortam: çocukluk anıları, geri bildirimin neredeyse hiç olmadığı bir alandır; kimse yıllar önceki bir akşamın hava durumunu kontrol etmemiştir. Geçmiş isabet: bellek dersinde gördüğümüz gibi, çocukluk anılarına duyulan güven ile doğruluk arasındaki ilişki zayıftır. Bağımsız paylaşım: kardeş tam tersi yönde aynı güçte bir his taşıyor. Sonuç: iki kardeşin güven hisleri, hangi versiyonun doğru olduğuna dair neredeyse hiç kanıt taşımıyor.
Vakanın bir başka köşesinde daha ilginç bir sezgi var. Akıl dersinde, kardeşlerden birinin "Yağmur ile güneş aynı anda olamaz" diyebileceğini ve bunun yanlış olduğunu görmüştük. Bu cümle, akli bir sezgi gibi sunulan ama aslında yanlış bir dünya bilgisine dayanan bir yargıdır. Çerçeve testi burada da işe yarar: "Güneşli bir günde hiç yağmur gördün mü?" diye sorulduğunda, pek çok insan bu sezginin yanlış olduğunu hemen fark eder. Sezgilerin bir kısmı, farkına varmadan edindiğimiz genellemelerin akli bir kesinlik kılığına girmiş hâlidir.
Araç kartı: Sezgi Kalibrasyon Soruları
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir sezgiye verilecek ağırlığı, türüne, oluştuğu ortama, çerçeveye duyarlılığına ve geçmiş isabetine göre belirler |
| 5K kapısı | Kanıt |
| Adımlar | 1) Tür: akli bir görünme mi, uzman sezgisi mi, gerekçesiz bir his mi? 2) Ortam: bu alan düzenli mi ve sezgilerimin sonucunu hızlıca öğreniyor muyum? 3) Çerçeve testi: soruyu başka sözcüklerle, başka sırayla ya da sayılarla sorsam sezgim değişir mi? 4) Geçmiş isabet: bu tür sezgilerim ne sıklıkla doğru çıktı? 5) Paylaşım: bağımsız başkaları da aynı sezgiye sahip mi? |
| Ne zaman kullanılır | Bir kararı "içimden bir ses" ya da "açıkça belli" diye verirken; bir argüman sezgiye dayandığında; özellikle olasılık ve risk yargılarında |
| Sık hata | Sezginin güçlülüğünü isabetinin göstergesi saymak; uzman sezgisini, geri bildirimin olmadığı alanlara taşımak |
Egzersiz
Bu egzersizin en öğretici adımı genellikle çerçeve testidir. Aynı durumu farklı sözcüklerle yazdığında sezginin değiştiğini fark etmek, o sezginin durumun kendisinden çok anlatım biçimine tepki verdiğini gösterir.
Mini test
- Akli sezgi, uzman sezgisi ve içgüdüsel his arasındaki farkı birer örnekle açıkla.
- Felsefede vakalar yöntemi nedir ve Gettier'in makalesi bu yöntemi nasıl kullandı?
- Linda sorusunda yansıtıcı denge hangi yönde işler: ilke mi düzeltilir, sezgi mi? Neden?
- Kahneman ve Klein'a göre uzman sezgisi hangi iki koşul altında güvenilir olabilir?
- Bir ekonomist, gelecek beş yıldaki döviz kurunu "sezgilerime göre" tahmin ediyor ve bu alanda yirmi yıllık deneyimi olduğunu söylüyor. Sezgi Kalibrasyon Soruları ile bu sezgiyi değerlendir.
Cevapları göster
- Akli sezgi: "Eşitliğin geçişliliği" önermesinin düşünülünce doğru görünmesi. Uzman sezgisi: deneyimli bir satranç oyuncusunun iyi hamleyi hemen görmesi. İçgüdüsel his: bir mekâna girdiğinde gerekçesini bilmeden tedirgin olmak.
- Bir kavram ya da ilkeyi, kurgusal durumlar hakkındaki sezgilerle sınamaktır. Gettier, JTB'yi karşılayan ama bilgi olmadığı sezgisel olarak açık iki durum kurdu.
- Sezgi düzeltilir. Birleşik olasılık ilkesi matematiksel olarak kanıtlanmış ve son derece güçlüdür; Linda sezgisi ise benzerliği olasılık sanmaktan doğan bilinen bir hatadır.
- Ortamın yeterince düzenli olması ve uzun süreli pratik ile hızlı geri bildirim.
- Döviz kurları, uzun vadede düzensiz bir ortamdır ve beş yıllık tahminlerin geri bildirimi çok geç gelir. Yirmi yıllık deneyim, bu koşullarda güvenilir bir sezgi üretmeyebilir. Ekonomistin geçmiş tahminlerinin isabet kaydı ve basit modellerle karşılaştırılması gerekir.
Özet
- Felsefede sezgi, bir önermenin argümanla desteklenmeden doğru görünmesidir; uzman sezgisi ve içgüdüsel histen ayrılmalıdır.
- Vakalar yöntemi, felsefenin kuramları kurgusal durumlar hakkındaki sezgilerle sınamasıdır; bu yüzden sezgi felsefenin gizli veri kaynağıdır.
- Yansıtıcı denge, ilkeler ile vaka sezgileri arasında karşılıklı ayarlamadır; hangisinin düzeltileceğini güçleri belirler.
- Sezgiler çerçeveleme, temsil edicilik ve sıralama etkileriyle yanıltılabilir.
- Uzman sezgisi, düzenli bir ortamda, bol pratik ve hızlı geri bildirimle öğrenildiğinde güvenilirdir.
- Sezgiler de kalibre edilebilir: tür, ortam, çerçeve, geçmiş isabet ve paylaşım soruları sezgiye doğru ağırlığı vermeyi sağlar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Felsefede sezgi ne demek? | Bir önermenin argümansız, düşünülünce doğru görünmesi |
| Linda sorusu hangi ilkeyi ihlal eder? | İki şeyin birlikte olasılığı, birinin tek başına olasılığını aşamaz |
| Vakalar yöntemi? | Kuramları kurgusal durumlara dair sezgilerle sınamak |
| Yansıtıcı denge? | İlkeler ile vaka sezgileri arasında karşılıklı ayarlama |
| Çerçeveleme etkisi? | Aynı durumun farklı anlatılmasıyla sezgi ve tercihin değişmesi |
| Uzman sezgisinin güvenilirlik koşulları? | Düzenli ortam, uzun pratik ve hızlı geri bildirim |
| Kahneman'ın iki düşünme biçimi? | Hızlı ve otomatik; yavaş ve bilinçli |
| Sezgi Kalibrasyon Soruları'nın beş başlığı? | Tür, ortam, çerçeve, geçmiş isabet, paylaşım |
Sonraki derse köprü
Bu derste içgüdüsel hisleri sezginin en zayıf türü olarak kenara koyduk. Ama hislerin bir başka ailesi var ve onları bu kadar kolay kenara koyamayız: duygular. Korku bir tehlikeyi, öfke bir haksızlığı, suçluluk bir hatayı haber verebilir. Duygular dünya hakkında bize bir şey söyler mi, yoksa yalnızca bizim hakkımızda mı konuşur? Bir duygu isabetli ya da isabetsiz olabilir mi? Ders 2.7 duyguların bilgi kaynağı olup olamayacağını giriş düzeyinde soracak ve araç kutuna bir duygunun hangi mesajı taşıdığını çözümlemek için bir araç ekleyecek. Bu sorunun derin versiyonuna bedenlenmiş bilgi modülünde yeniden döneceğiz.
Günlük sorusu: Son zamanlarda güçlü bir sezgiyle haklı çıktığın bir anı hatırla. Aynı sezgiyle yanıldığın anları da aynı kolaylıkla hatırlayabiliyor musun?
Tarihte bu tartışma
Aklın, kanıt gerektirmeden bazı doğruları doğrudan kavradığı fikri felsefenin başından beri vardır. Aristoteles, kanıtlamanın bir yerden başlaması gerektiğini ve kanıtın ilk ilkelerinin, akıl yürütmeyle değil aklın doğrudan kavrayışıyla (nous) bilindiğini savundu. İbn Sînâ, bir problemin çözümünü sağlayan orta terimi uzun bir araştırma olmadan bir anda kavrama yetisine hads adını verdi ve bu yetinin insanlar arasında farklı derecelerde bulunduğunu söyledi; bu kavramı Tarih Hattı'nın Fârâbî ve İbn Sînâ dersinde ayrıntılı ele alacağız. Yeni çağda Descartes, açık ve seçik biçimde kavranan şeylerin doğruluğunu "doğal ışık" adını verdiği akli bir sezgiye dayandırdı; Spinoza ise bilginin en yüksek türünü, şeylerin özünü doğrudan kavrayan sezgisel bilgi olarak tanımladı. Yirminci yüzyılın sonunda deneysel psikoloji ve deneysel felsefe, bu eski güveni sınanabilir bir soruya dönüştürdü: sezgilerimiz ne zaman ve neden güvenilirdir?