İçeriğe geç

Ders 2.4 · Modül 2: Bilginin Kaynakları

İçebakış: kendi zihnimize erişimin sınırları

Araç: Konfabülasyon Uyarısı · 5K: Kaynak · 2.746 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Bir alışveriş merkezinde bir masaya dört çift çorap dizilmiş. Yoldan geçenlere hangisinin en kaliteli olduğu soruluyor. İnsanlar çorapları inceliyor, dokusuna bakıyor, bir tanesini seçiyor ve seçimlerini açıklıyor: "Bunun dokusu daha iyi", "Bu daha esnek görünüyor", "Dikişi daha düzgün." Açıklamaların hepsi makul. Tek bir sorun var: dört çorap birbirinin tıpatıp aynısı. Ve seçimler rastgele dağılmıyor; insanlar büyük ölçüde en sağdaki çorabı seçiyor. Konum soruldu mu? Hiç kimse seçiminde konumun rol oynadığını söylemedi; biri önerdiğinde de çoğu bunu reddetti.

Bu deney, psikologlar Richard Nisbett ve Timothy Wilson'ın 1977'de yayımladığı ünlü bir makalenin örneklerinden biridir ve rahatsız edici bir soruyu gündeme getirir. Kendi zihnimiz, bildiğimiz her şeyin en yakınında duran yer değil mi? Bir kararı neden verdiğimizi, neye inandığımızı, ne hissettiğimizi herkesten iyi biz bilmez miyiz? Bu derste içebakışı, yani kendi zihnimize bakma yetimizi bir bilgi kaynağı olarak inceleyecek, nerede güvenilir nerede güvenilmez olduğunu görecek ve kendi açıklamalarımızın ne zaman gerçek bir erişim, ne zaman sonradan kurulmuş bir hikâye olabileceğine dair bir uyarı aracı kuracaksın.

Bu dersin kazanımları:

  • İçebakışı, ayrıcalıklı erişim fikrini ve konfabülasyon kavramını açıklarsın. (anla)
  • Bir kişinin kendi davranışına dair açıklamasında, anlık duruma dair rapor ile nedene dair yorumu birbirinden ayırırsın. (analiz et)
  • Bir öz-açıklamanın ne kadar güvenilir olduğunu, onu destekleyen bağımsız kanıtlarla karşılaştırarak tartarsın. (değerlendir)

Ana anlatım

İçebakış nedir?

Algı bize dış dünyayı, bellek geçmişi gösterir. İçebakış ise zihnin kendisine yönelir: şu an ne düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi, neye inandığımızı, neyi istediğimizi fark etme yetisidir. Dişin ağrıdığında bunu bilmek için aynaya bakman gerekmez; ağrıyı doğrudan fark edersin. Bir arkadaşının seni kırdığını düşündüğünde, kırgın olduğunu içeriden bilirsin. Bu tür bilgiye içebakış denir.

İçebakış, öteki kaynaklardan farklı görünen bir özellik taşır: başkasının zihnine bu yoldan erişemezsin. Senin ağrını bilmek için başkaları senin sözlerine, yüz ifadene, davranışına bakar; sen ise ağrıyı doğrudan hissedersin. Bu asimetri, içebakışı yüzyıllar boyunca bilginin en güvenilir kaynağı olarak görmeye yol açtı. Ama bu dersin göstereceği gibi, erişimin doğrudan olması, erişilen her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez.

Ayrıcalıklı erişim fikri

Yeni çağ felsefesinde içebakışa en güçlü güveni René Descartes gösterdi. Descartes'a göre dış dünya hakkında yanılabilirim, ama düşündüğüm şeyi düşündüğümden, bana bir şeyin göründüğünden kuşku duyamam. Zihin kendisi için şeffaftır: içinde olup biten her şey, onu yaşayan kişiye açıktır. Bu görüşe ayrıcalıklı erişim denir ve iki iddiayı birleştirir: kişi kendi zihinsel durumlarına herkesten daha iyi erişir ve bu erişim yanılmazdır.

Bu fikrin güçlü bir sezgisel dayanağı vardır. "Şu an kırmızı bir şey görüyormuşum gibi geliyor" ya da "Şu an başım ağrıyor" dediğimde, bu cümlelerde nasıl yanılabileceğimi düşünmek zordur. Görünenin gerçekte ne olduğu konusunda yanılabilirim, ama bana nasıl göründüğü konusunda yanılmam imkânsız gibi gelir. Bir sonraki modülde Descartes'ın bu sezgiyi bütün bilgiyi üzerine kuracağı temel olarak nasıl kullandığını göreceğiz. Bu derste ise sezginin sınırlarını arayacağız.

Neyi iyi biliriz, neyi bilmeyiz?

Ayrıcalıklı erişim fikrini sınamanın ilk adımı, içebakışın hangi tür zihinsel durumlara yöneldiğini ayırmaktır. Birinci tür, şu anki duyumlar ve düşünce içerikleridir: başımın ağrıdığını, şu an bir tatil planı düşündüğümü bilmek. İkinci tür, kalıcı durumlardır: bir konudaki gerçek inancım, bir kişiye karşı gerçek tutumum. Üçüncü tür, nedenlerdir: bir kararı neden verdiğim, bir davranışı neyin tetiklediği.

Araştırmaların genel resmi, içebakışın güvenilirliğinin bu üç tür arasında keskin biçimde azaldığını gösterir. Anlık duyumlar hakkındaki raporlarımız genellikle güvenilirdir, ama orada bile şaşırtıcı sınırlar vardır. Kalıcı inançlarımız ve tutumlarımız hakkında daha sık yanılırız; bir konuda tarafsız olduğumuzu içtenlikle söyleyip davranışlarımızda açık bir tercih gösterebiliriz. Davranışlarımızın nedenleri hakkında ise yanılgı en yaygın olanıdır. Çoraplar deneyindeki katılımcılar, bir çorabı seçtiklerini doğru biliyorlardı; neden seçtikleri konusunda ise yanılıyorlardı.

Nisbett ve Wilson: bildiğimizden fazlasını söylemek

Nisbett ve Wilson'ın 1977 makalesinin başlığı sonucu özetler: "Bildiğimizden Fazlasını Söylemek." Makale, çorap deneyinin yanında pek çok çalışmayı bir araya getirerek şunu savundu: insanlar davranışlarını etkileyen faktörlere çoğu zaman doğrudan erişemez ve bu faktörleri sorulduğunda, kendi zihinlerine bakarak değil, o durumda insanları neyin etkileyeceğine dair genel teorilerine başvurarak cevap verirler.

Bu iddianın ince bir sonucu vardır. Katılımcıların açıklamaları, onları dışarıdan izleyen birinin tahminlerine çok benzer. Birine "Bu kişi neden bu çorabı seçti?" diye sorarsan, o da doku, esneklik, dikiş gibi açıklamalar önerir; konumu pek düşünmez. Yani kişinin kendi davranışına dair açıklaması, ayrıcalıklı bir iç bilgiden değil, herkesin paylaştığı bir kültürel kuramdan geliyor olabilir. İçeriden bakıyormuş gibi hissederiz; oysa aslında kendimizi dışarıdan, bir yabancıyı açıklar gibi açıklıyor olabiliriz.

Konfabülasyon: dürüst uydurma

Kişinin, bilmediği bir şey hakkında, yalan söylediğinin farkında olmadan makul bir açıklama üretmesine konfabülasyon denir. Terim ilk olarak nörolojik hastalarda gözlenen durumlar için kullanıldı. Nörobilimci Michael Gazzaniga, beynin iki yarıküresini birbirine bağlayan yapının cerrahi olarak kesildiği hastalarla yaptığı çalışmalarda çarpıcı bir durum gözledi. Yalnızca beynin bir yarısına gösterilen bir talimatı hasta yerine getiriyor, ama konuşmayı yöneten öteki yarı bu talimatı görmediği için, hasta eylemini hemen ve tereddütsüz biçimde başka bir sebeple açıklıyordu. Açıklama tamamen uydurmaydı, ama hasta buna içtenlikle inanıyordu.

Gazzaniga bu gözlemden, beyinde davranışlarımıza sürekli açıklama üreten bir yorumlama işlevinin bulunduğu sonucunu çıkardı. Bu işlev, gerçek nedenler erişilebilir olduğunda onları kullanır, erişilemediğinde ise boşluğu en makul hikâyeyle doldurur. Konfabülasyonu yalnızca beyin hasarı olanlara ait bir durum sanmak yanlış olur; çoraplar deneyi ve sonraki bölümde göreceğimiz çalışmalar, aynı işlevin sağlıklı zihinlerde de sürekli çalıştığını gösterir. Bellek dersinde belleğin boşlukları kendi hikâyesiyle doldurduğunu söylemiştik; içebakış da nedenler konusunda benzer bir iş yapar.

Seçim körlüğü: yapmadığın seçimi savunmak

İsveçli araştırmacılar Petter Johansson ve Lars Hall, 2005'te yayımladıkları bir çalışmada konfabülasyonu gündelik bir durumda gösterdi. Katılımcılara iki kişinin fotoğrafı gösterildi ve hangisini daha çekici buldukları soruldu. Katılımcı seçimini yaptıktan sonra deneyci, el çabukluğuyla fotoğrafları değiştirip katılımcıya seçmediği fotoğrafı verdi ve neden bu kişiyi seçtiğini sordu. Katılımcıların önemli bir kısmı değişikliği fark etmedi ve seçmediği kişiyi seçme sebeplerini ayrıntılı biçimde anlattı; bazıları, seçtikleri fotoğrafta olmayan bir özelliği gerekçe olarak gösterdi.

Bu olguya seçim körlüğü adı verildi ve sonraki çalışmalarda tat tercihleri, siyasi görüşler gibi farklı alanlarda da gözlendi. Seçim körlüğünün epistemoloji açısından en önemli dersi şudur: bir karara dair verdiğimiz gerekçe, o kararı gerçekten üreten süreçten kopuk olabilir. Gerekçeyi anlatmak, gerekçeye erişmek anlamına gelmez. Karar verdikten sonra "neden" sorusuna cevap vermek, çoğu zaman kararın bir kaydını okumak değil, onun için yeni bir açıklama yazmaktır.

Duygunun kaynağını karıştırmak

İçebakış yalnızca kararlarımızın nedenlerinde değil, duygularımızın kaynağında da yanılabilir. Psikologlar Donald Dutton ve Arthur Aron 1974'te yayımladıkları bir çalışmada, Kanada'da derin bir vadinin üzerindeki sallanan bir asma köprüden geçen erkeklerle, alçak ve sağlam bir köprüden geçenleri karşılaştırdı. Köprünün ortasında bir kadın araştırmacı katılımcılara kısa bir anket doldurttu ve sorusu olursa aramaları için telefon numarasını verdi. Sallanan köprüdekiler bu numarayı daha sık aradı ve anketteki hikâyelerine daha fazla romantik içerik kattı.

Araştırmacıların yorumu, sallanan köprünün yarattığı bedensel uyarılmışlığın, yani hızlanan kalbin ve gerginliğin, kısmen karşıdaki kişiye duyulan ilgiye atfedildiğiydi. Katılımcılar içeri baktıklarında bir heyecan buluyorlardı, ama bu heyecanın nereden geldiğini karıştırıyorlardı. Bu çalışmanın ayrıntıları ve genellenebilirliği sonradan tartışıldı. Ama ortaya koyduğu soru önemlidir: bir duyguyu hissettiğimizi bilmek ile onun neye dair olduğunu, neden kaynaklandığını bilmek ayrı şeylerdir. Duyguların bilgi kaynağı olup olamayacağını bu modülün son dersinde ayrıca soracağız.

Kendi önyargını görememek

İçebakışın sınırlarının belki en pratik sonucu, kendi önyargılarımızı başkalarınınkinden çok daha zor görmemizdir. Psikologlar Emily Pronin, Daniel Lin ve Lee Ross 2002'de yayımladıkları bir çalışmada, insanların başkalarının kararlarında çeşitli yanlılıkları kolayca tespit ettiğini, ama aynı yanlılıkların kendi kararlarını etkilediğini kabul etmekte çok daha isteksiz olduğunu gösterdi. Bu olguya önyargı kör noktası denir.

Kör noktanın bir açıklaması doğrudan içebakışla ilgilidir. Başkalarının önyargısını davranışlarından çıkarırız; kendi önyargımızı ise içeri bakarak ararız. İçeri baktığımızda önyargıyı görmeyiz, çünkü önyargı içebakışla erişilebilir bir düşünce olarak değil, fark edilmeden işleyen bir eğilim olarak çalışır. Sonuç olarak, "İçimde bir önyargı hissetmiyorum, o hâlde tarafsızım" diye düşünürüz. Oysa önyargının hissedilmemesi, yokluğunun kanıtı değildir. Modül 0'daki bilgisizliğe başvuru safsatasını hatırla: kanıt yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.

Kendini bilmenin dolaylı yolları

İçebakış nedenler konusunda güvenilmezse, kendimizi nasıl tanıyacağız? Araştırmacılar ve filozoflar birkaç dolaylı yol önerir. Birincisi, davranış kaydıdır: gerçekte ne yaptığına bakmak, ne yapacağını düşündüğüne değil. Sağlıklı beslendiğini düşünen biri, bir hafta boyunca yediklerini yazdığında farklı bir tablo görebilir. İkincisi, başkalarının gözlemidir: yakın çevremizdekiler, bazı özelliklerimizi bizden daha isabetli görebilir, çünkü davranışımıza bizim erişemediğimiz bir açıdan bakarlar.

Üçüncüsü, filozof Gareth Evans'ın 1982'de yayımlanan kitabında önerdiği bir yöntemdir. Bir şeye inanıp inanmadığını öğrenmek istediğinde içeri bakma; dışarı bak ve o şeyin doğru olup olmadığını sor. "Yarın yağmur yağacağına inanıyor muyum?" sorusunu cevaplamak için zihnimi taramam gerekmez; yarın yağmur yağıp yağmayacağını düşünürüm ve vardığım sonuç inancımdır. Bu yaklaşıma şeffaflık yöntemi denir. Yöntemin gücü, içebakışın zayıf olduğu yerde dünyaya dönmesidir; ama nedenler sorusunu çözmez: neden bu sonuca vardığımı hâlâ söyleyemeyebilirim.

Ayrıcalıktan geriye ne kalır?

Bu bulgular, kendi zihnimiz hakkında hiçbir şey bilmediğimiz anlamına gelmez. Şu an ne düşündüğümüz, neyi niyet ettiğimiz, bir sözü ne kastettiğimiz konularında hâlâ başkalarından çok daha iyi konumdayız ve bu konulardaki sözlerimiz genellikle doğru kabul edilir. Filozofların bir kısmı bu ayrıcalığı bir otorite olarak tanımlar: bir kişinin "Şu an acı çekiyorum" demesi, başkalarının bu sözü sorgulamasını genellikle anlamsız kılar.

Ama bu otorite nedenlere uzanmaz. "Bu kararı adil olduğu için verdim", "Bu adayı yetkinliği yüzünden seçtim", "Bu habere kanıt güçlü olduğu için inanıyorum" türünden cümleler, bir durumu değil bir nedeni bildirir ve içebakışın en zayıf olduğu yerdedir. Bu cümleleri kurarken, 5K'nın Kesinlik kapısının istediği tevazu burada da geçerlidir: kendi gerekçemize dair iddiamız, kanıtla desteklenebildiği ölçüde güçlüdür. Bu dersin aracı bu tevazuyu somut bir uyarıya çevirir.

Örnekler

Basit örnek: "Bu kazağı neden aldın?"

Bir arkadaşın, yeni aldığı kazağı gösterip onu kaliteli kumaşı için seçtiğini söylüyor. Konfabülasyon Uyarısı ile bakalım. Arkadaşının kazağı aldığı bir anlık durum raporudur ve güvenilirdir. "Kumaşı için seçtim" ise bir neden açıklamasıdır. Bu açıklama doğru olabilir. Ama kazak mağazada indirim rafının en görünür yerindeydi, arkadaşın o gün kendini kötü hissediyordu ve bir şey almak istiyordu, satış danışmanı kumaşı övmüştü. Bu faktörlerin hangisinin kararı gerçekten belirlediğini arkadaşın içeri bakarak bilemeyebilir. Uyarının önerdiği tavır arkadaşını yalanlamak değil, "kumaş" açıklamasını olası nedenlerden biri olarak kaydetmektir.

Orta örnek: işe alım mülakatı

Bir yönetici, iki aday arasından birini seçiyor ve raporuna "Adayın teknik yetkinliği belirleyici oldu" yazıyor. Birkaç ay sonra bir meslektaşı, yöneticinin son beş işe alımında hep kendi mezun olduğu üniversiteden gelen adayları seçtiğini fark ediyor. Yönetici bunu duyunca içtenlikle şaşırıyor: kararlarında okulun hiçbir rolü olmadığını düşünüyor. Konfabülasyon Uyarısı burada iki şeyi önerir. Birincisi, yöneticinin gerekçesi bir neden açıklamasıdır ve içebakışın en zayıf olduğu yerdedir. İkincisi, davranış kaydı, yani beş işe alımın örüntüsü, içebakıştan bağımsız bir kanıttır. Doğru tavır, yöneticiyi yalancılıkla suçlamak değil, kararları bağımsız ölçütlere bağlayan bir süreç kurmaktır: yapılandırılmış mülakat, önceden belirlenmiş puanlama, birden fazla değerlendirici.

Gerçek hayat örneği: pazar araştırması anketi

Bir içecek şirketi, müşterilerine neden kendi markasını tercih ettiklerini soruyor. Cevapların çoğu "tadı daha iyi" diyor. Şirket, tadı değiştirmemeye karar veriyor. Ama başka bir çalışma, gözleri kapalı yapılan tat testlerinde katılımcıların bu markayı rakiplerinden güvenilir biçimde ayırt edemediğini gösteriyor. Konfabülasyon Uyarısı ile bakalım. "Tadı daha iyi" cümlesi, müşterinin tercihine dair bir neden açıklamasıdır; ama tercihin gerçek nedenleri, marka bilinirliği, ambalaj, fiyat ya da alışkanlık olabilir. Müşteriler yalan söylemiyor; tercihlerini, içebakışla erişemedikleri nedenler yerine, kültürel olarak makul bir gerekçeyle açıklıyor. Bu yüzden pazar araştırmacıları, "Neden?" sorusuna verilen cevaplarla, gerçek satın alma davranışını ve kontrollü testleri karşılaştırır.

Vakaya dönüş

İki kardeşe, anılarından neden bu kadar emin olduklarını soralım. Abla "Çünkü o anı çok net görüyorum; babamın ıslak saçlarını hâlâ hatırlıyorum" diyor. Kardeş "Çünkü o gün benim için çok önemliydi, unutmam imkânsız" diyor. İki cevap da içebakışa dayanıyor: kendi anılarının canlılığına ve o günün kendileri için önemine dair bir rapor.

Konfabülasyon Uyarısı burada iki şeyi ayırır. Anının şu an canlı göründüğü, bir durum raporudur ve büyük olasılıkla doğrudur; iki kardeş de anılarını gerçekten net yaşıyor. Ama "canlı olduğu için doğru" çıkarımı bir neden açıklamasıdır ve bellek dersinde bu çıkarımın ne kadar zayıf olduğunu gördük. Daha ince bir nokta da var: iki kardeşin anılarına neden bu kadar bağlı olduklarını kendileri de tam bilmeyebilir. Belki abla için o akşam, babasının zor bir günden sonra aileye bir sürpriz getirdiği bir hikâyedir ve yağmur bu hikâyenin duygusal ağırlığını taşır. Belki kardeş için o akşam köpekle kurduğu ilk bağın başlangıcıdır ve güneşli bahçe o bağın rengidir.

Bu açıklamalar da birer yorumdur ve kardeşlerin kendileri bile onları doğrulayamayabilir. Ama bize önemli bir şey söyler: bir anıya duyulan bağlılık, anının doğruluğundan değil, onun kişinin hayat hikâyesindeki yerinden beslenebilir. İçebakış bu bağlılığı fark ettirmekte zayıftır. Anlaşmazlığı çözmek için iki kardeşin kendilerine bakması değil, dışarıya, bağımsız kayıtlara ve öteki aile üyelerinin anlatımlarına bakması gerekir.

Araç kartı: Konfabülasyon Uyarısı

AlanAçıklama
Ne işe yararBir öz-açıklamada, güvenilir durum raporunu, içebakışın zayıf olduğu neden açıklamasından ayırır ve neden açıklamasını bağımsız kanıtla sınamayı hatırlatır
5K kapısıKaynak
Adımlar1) Açıklamayı yaz. 2) Bu bir durum raporu mu (ne hissediyorum, ne düşünüyorum), yoksa bir neden açıklaması mı (neden yaptım, neden inanıyorum)? 3) Neden açıklamasıysa, dışarıdan bakan biri de aynı açıklamayı önerir miydi? 4) Açıklamayla çelişebilecek davranış kaydı ya da örüntü var mı? 5) Başkasının gözlemi ya da kontrollü bir karşılaştırma bu açıklamayı destekliyor mu?
Ne zaman kullanılırBir kararın gerekçesi yalnızca karar vericinin kendi anlatımına dayandığında; "tarafsızım", "önyargım yok" gibi iddialarda; kendi seçimlerini açıklarken
Sık hataİçtenliği isabet sanmak; konfabülasyonu yalan sanıp kişiyi suçlamak

Egzersiz

Bu egzersizi yaparken savunmaya geçme dürtüsü hissedebilirsin. Bu dürtü doğaldır ve dersin kendisiyle ilgilidir: gerekçelerimiz yalnızca açıklama değil, kendimize dair bir hikâyenin parçasıdır ve onları sorgulamak, hikâyeyi sorgulamak gibi gelir.

Mini test

  1. Ayrıcalıklı erişim görüşünün iki iddiası nedir?
  2. Nisbett ve Wilson'ın çorap deneyinde katılımcılar neyi doğru, neyi yanlış biliyordu?
  3. Konfabülasyon neden yalandan farklıdır?
  4. Seçim körlüğü deneyi, bir karara verilen gerekçe hakkında ne gösterir?
  5. Bir hakem "Bu kararı tamamen tarafsız verdim, içimde hiçbir önyargı hissetmedim" diyor. Konfabülasyon Uyarısı ile bu cümleyi değerlendir.
Cevapları göster
  1. Kişinin kendi zihinsel durumlarına herkesten daha iyi eriştiği ve bu erişimin yanılmaz olduğu.
  2. Bir çorap seçtiklerini doğru biliyorlardı; neden seçtikleri konusunda yanılıyorlardı, çünkü seçimi büyük ölçüde konum etkilemişti ve hiçbiri bunu söylemedi.
  3. Çünkü konfabülasyonda kişi uydurduğu açıklamaya içtenlikle inanır; gerçek nedene erişemediği için boşluğu makul bir hikâyeyle doldurur.
  4. Kişinin bir karara verdiği gerekçenin, o kararı gerçekten üreten süreçten kopuk olabileceğini; gerekçeyi anlatmanın gerekçeye erişmek anlamına gelmediğini gösterir.
  5. "Önyargı hissetmedim" bir durum raporudur ve önyargılar genellikle hissedilmeden işler; önyargının hissedilmemesi yokluğunun kanıtı değildir. Tarafsızlık iddiası, hakemin kararlarındaki örüntüyle ya da bağımsız bir incelemeyle sınanmalıdır.

Özet

  • İçebakış, kendi zihinsel durumlarımızı dışarıdan gözlem yapmadan fark etme yetisidir; başkasının zihnine bu yoldan erişemeyiz.
  • Ayrıcalıklı erişim görüşü, bu erişimin hem üstün hem yanılmaz olduğunu söyler; bulgular bu görüşün özellikle nedenler konusunda yanlış olduğunu gösterir.
  • İçebakışın güvenilirliği, anlık duyumlardan kalıcı tutumlara ve nedenlere doğru azalır.
  • Konfabülasyon, erişilemeyen nedenler için içtenlikle üretilen makul açıklamadır; sağlıklı zihinlerde de sürekli işler.
  • Seçim körlüğü ve önyargı kör noktası, gerekçelerimizin ve tarafsızlığımızın içebakışla güvenilir biçimde denetlenemeyeceğini gösterir.
  • Kendimizi bilmenin güçlü yolları dolaylıdır: davranış kaydı, başkalarının gözlemi ve şeffaflık yöntemi.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
İçebakışın öteki kaynaklardan farkı?Yalnızca kendi zihnimize yönelir; başkasınınkine bu yoldan erişemeyiz
İçebakışın en zayıf olduğu alan?Davranışlarımızın nedenleri
Nisbett ve Wilson 1977 makalesinin başlığı?Bildiğimizden Fazlasını Söylemek
Konfabülasyon?Erişilemeyen bir neden için içtenlikle üretilen makul açıklama
Seçim körlüğü deneyinde ne yapıldı?Katılımcıya seçmediği fotoğraf verildi ve seçme sebebi soruldu
Önyargı kör noktası?Başkalarının önyargısını görüp kendimizinkini görememek
Şeffaflık yöntemi?Bir şeye inanıp inanmadığını, içeri bakmak yerine o şeyin doğru olup olmadığını sorarak öğrenmek
Öz-açıklamayı sınamanın bağımsız yolları?Davranış kaydı, başkalarının gözlemi, kontrollü karşılaştırma

Sonraki derse köprü

Kendi zihnimize erişimin sınırlı olduğunu gördük ve kendimizi tanımak için bile başkalarına ihtiyaç duyduğumuzu fark ettik. Bu, bir sonraki kaynağa doğal bir geçiş sağlar: tanıklık, yani başkalarının söylediklerinden edindiğimiz bilgi. Dünyanın şekli, tarihin olayları, bilimin bulguları, hatta kendi doğum tarihimiz; bildiklerimizin çok büyük bir kısmı ikinci elden gelir. İki kardeş de yıllar içinde birbirlerinin, anne babalarının ve akrabalarının anlattıklarını dinledi. Ders 2.5 başkalarının sözüne ne zaman ve neden güvenebileceğimizi soracak ve araç kutuna bir bilginin bize ulaşana kadar geçtiği halkaları görünür kılan Tanıklık Zinciri Çizimi'ni ekleyecek.

Günlük sorusu: Seni en iyi tanıyan kişiye göre, senin en az fark ettiğin alışkanlığın ne?

Tarihte bu tartışma

"Kendini bil" öğüdü Delfi'deki Apollon tapınağının girişinde yazılıydı ve Sokrates onu felsefesinin merkezine koydu; ama kendini bilmenin nasıl mümkün olduğu sorusu yüzyıllarca tartışıldı. Descartes zihnin kendisi için şeffaf olduğunu savunurken, David Hume 1739'da yayımlanan İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme'de içine baktığında bir "ben" bulamadığını, yalnızca birbirini izleyen algılar bulduğunu yazdı. On dokuzuncu yüzyılda Auguste Comte, zihnin kendi işleyişini gözlemleyemeyeceğini, çünkü gözlemleyen ile gözlemlenenin aynı olacağını savunarak içebakışı bilimsel bir yöntem olarak reddetti. Aynı yüzyılın sonunda Wilhelm Wundt deneysel psikolojiyi eğitilmiş içebakış üzerine kurmaya çalıştı; ama farklı laboratuvarların birbiriyle çelişen içebakış raporları, yirminci yüzyılın başında psikolojinin davranışa yönelmesinin nedenlerinden biri oldu. Bugünkü araştırmalar bu iki uç arasında bir yerde durur: içebakış ne yanılmazdır ne de değersiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.