İçeriğe geç

Ders 2.3 · Modül 2: Bilginin Kaynakları

Bellek: yeniden kurgulanan geçmiş (Loftus deneyleri)

Araç: Anı Kaynak İzleme · 5K: Kaynak · 2.812 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

1974'te Seattle'da bir psikoloji laboratuvarında öğrencilere kısa trafik kazası kayıtları izletildi. Sonra hepsine aynı soru soruldu, tek bir kelime farkıyla: bir gruba "Arabalar birbirine çarptığında ne hızla gidiyordu?", başka bir gruba "Arabalar birbirine bindirdiğinde ne hızla gidiyordu?" diye soruldu. "Bindirdiğinde" kelimesini duyanlar, aynı kaydı izlemiş olmalarına rağmen ortalamada daha yüksek hız tahminleri verdi. Bir hafta sonra bir soru daha soruldu: kaza yerinde kırık cam gördünüz mü? Kayıtta hiç kırık cam yoktu. Ama "bindirdiğinde" kelimesini duyanlar, kırık cam gördüklerini daha sık söyledi.

Bu deney, psikolog Elizabeth Loftus'un bellek üzerine onlarca yıl sürecek çalışmalarının başlangıç noktalarından biriydi ve bize rahatsız edici bir şey söyler: bir anıyı hatırlarken sorulan tek bir kelime, o anının kendisini değiştirebilir. Bu modülün vakasındaki iki kardeş, o akşamı yıllardır anlatıyor, dinliyor ve yeniden anlatıyor. Bu derste belleğin bir kayıt cihazı gibi değil, her seferinde yeniden kurulan bir yapı gibi çalıştığını, bunun bilgi açısından ne anlama geldiğini ve bir anının hangi parçasının nereden geldiğini izlemenin yolunu öğreneceksin.

Bu dersin kazanımları:

  • Belleğin yeniden kurgulayıcı doğasını, yanlış bilgi etkisini ve kaynak izleme kavramını açıklarsın. (anla)
  • Bir anının ayrıntılarını, doğrudan deneyimden, sonradan duyulanlardan ve çıkarımlardan gelenler olarak ayırırsın. (analiz et)
  • Bir anıya dayalı iddianın, güven düzeyi ve hatırlama koşulları göz önüne alındığında ne kadar ağırlık taşıması gerektiğini tartarsın. (değerlendir)

Ana anlatım

Bellek bir bilgi kaynağı mı?

Bellek, öteki kaynaklardan ilginç bir biçimde farklıdır. Algı bize yeni bir şey söyler: şu an önümde bir bardak var. Akıl bize yeni bir şey söyler: yedi artı beş on iki eder. Bellek ise genellikle yeni bir şey söylemez; daha önce edindiğimiz bir bilgiyi bugüne taşır. Dün akşam ne yediğimi hatırladığımda, dün akşamki algımın bilgisini bugüne getiririm. Bu yüzden pek çok epistemolog belleği bilgi üreten değil, bilgi saklayan bir kaynak olarak görür. Tyler Burge 1993'te bu görüşü savunan etkili bir makale yayımladı.

Bu görüş doğruysa, bir anının değeri, onu ilk kez edindiğimiz andaki kaynağın değerine bağlıdır: dün bir şeyi yanlış gördüysem, bugün onu doğru hatırlamam bana bilgi vermez. Ama bu görüş, belleğin taşıma işini sadakatle yaptığını varsayar. Bu dersin geri kalanı, bu varsayımın ne kadar kırılgan olduğunu gösterecek: bellek yalnızca taşımaz, taşırken değiştirir.

Kayıt cihazı yanılgısı

Gündelik düşüncemizde bellek çoğu zaman bir arşiv gibi hayal edilir: yaşadıklarımız bir yere kaydedilir, hatırladığımızda o kayıt açılır ve oynatılır. Bu imgeye göre unutmak kaydın silinmesi, yanlış hatırlamak ise kaydın bozulmasıdır. Kayıt dururken, onu açtığımızda gördüğümüz şey geçmişin ta kendisidir.

Yirminci yüzyılın başından itibaren yapılan araştırmalar bu imgenin temelden yanlış olduğunu gösterdi. İngiliz psikolog Frederic Bartlett 1932'de yayımlanan Hatırlama kitabında, katılımcılara yabancı bir kültürden bir hikâye okuttu ve onlardan bu hikâyeyi farklı zamanlarda yeniden anlatmalarını istedi. Her anlatımda hikâye değişti: tanıdık olmayan ayrıntılar düştü, tuhaf olaylar mantıklı hâle getirildi, hikâye anlatanın kendi kültürünün kalıplarına uydu. Bartlett'in sonucu, belleğin geçmişi saklamadığı, her seferinde onu mevcut bilgi ve beklentilerle yeniden kurduğu yönündeydi.

Yeniden kurgulama: hatırlamak bir inşa işidir

Bartlett'ten bu yana birikmiş bulgular, hatırlamanın bir oynatma değil bir inşa işi olduğunu gösterir. Bir olayı hatırladığımızda, zihnimizde kalmış parçaları, genel bilgimizi ve o türden olayların nasıl olduğuna dair beklentilerimizi birleştirerek bir anlatı kurarız. Bir doğum günü partisini hatırladığında, pastanın rengini hatırlamıyor olabilirsin; ama zihnin "doğum günü pastaları genellikle böyle olur" bilgisiyle boşluğu doldurur ve sen doldurulan parçayı hatırlanan parçadan ayırt edemezsin.

Bu inşa işinin kendisi bir kusur değildir. Belleğin görevi geçmişi fotoğraf gibi saklamak değil, gelecekte işimize yarayacak bilgiyi korumaktır ve bunun için anlamı, özü, genel örüntüyü saklamak, her ayrıntıyı saklamaktan daha verimlidir. Ama epistemoloji açısından sonucu önemlidir: bir anının canlı ve ayrıntılı olması, ayrıntılarının doğru olduğunu garanti etmez. Canlılık, inşanın kalitesiyle ilgilidir; doğrulukla değil.

Tek bir kelime: Loftus ve Palmer

Açılıştaki deney, Loftus'un John Palmer ile birlikte 1974'te yayımladığı çalışmadır. Deneyin önemi, belleği değiştirmek için ne kadar az şeyin yettiğini göstermesidir: tek bir fiil. "Bindirmek" kelimesi, "çarpmak" kelimesinden daha şiddetli bir olayı çağrıştırır ve zihin, hatırladığı sahneyi bu çağrışıma uyduracak biçimde yeniden kurar. Daha yüksek hız tahmini, bu yeniden kurgunun bir sonucudur; bir hafta sonra "görülen" kırık cam ise yeniden kurgunun kalıcı hâle geldiğini gösterir.

Bu deneyin pratik bir dersi var ve polis sorgularından iş görüşmelerine kadar geniş bir alanda geçerlidir: sorunun biçimi cevabın içeriğini etkiler. "Adamın elinde bıçak var mıydı?" sorusu ile "Adamın elinde bir şey var mıydı?" sorusu aynı bilgiyi istemez. Birincisi, tanığın zihnine bir bıçak yerleştirir ve bu bıçak, sonraki hatırlamalarda anının bir parçası olabilir. İyi sorgulama teknikleri bu yüzden açık uçlu sorularla başlar ve yönlendirici kelimelerden kaçınır.

Yanlış bilgi etkisi

Loftus ve meslektaşları sonraki yıllarda bu bulguyu genişletti. Bir olaydan sonra verilen yanıltıcı bilgi, olayın anısına karışabilir. Katılımcılara bir olayı izlettikten sonra, olayla ilgili küçük bir yanlış ayrıntı içeren bir metin okutulduğunda, katılımcıların önemli bir kısmı daha sonra bu yanlış ayrıntıyı kendi gördükleri şey olarak hatırladı. Buna yanlış bilgi etkisi denir.

Bu etkinin en çarpıcı yanı, yanlış bilginin kaynağının unutulmasıdır. Katılımcı, yanlış ayrıntıyı sonradan okuduğunu değil, olay anında gördüğünü hatırlar. Bir anının parçaları, nereden geldiklerine dair etiketlerini kaybeder. Bu etkinin gündelik karşılığı çok yaygındır: bir olayı başkalarıyla konuşmak, haberlerde onunla ilgili bir şey okumak, bir fotoğrafa bakmak, anının kendisini sessizce değiştirebilir.

Hiç olmamış olayları hatırlamak

Yanlış bilgi etkisi var olan bir anının ayrıntılarını değiştirir. Daha ileri bir soru şudur: hiç yaşanmamış bir olayın bütün bir anısı oluşturulabilir mi? Loftus ve Jacqueline Pickrell 1995'te yayımladıkları bir çalışmada bunu sınadı. Katılımcılara, aile üyelerinden edinilmiş gerçek çocukluk anılarının yanına, çocukken bir alışveriş merkezinde kaybolma olayını içeren uydurma bir hikâye eklendi. Katılımcıların bir kısmı, yaklaşık dörtte biri, sonraki görüşmelerde bu hiç yaşanmamış olayı kısmen ya da tamamen hatırladığını söyledi ve bazıları ayrıntı da ekledi.

Bu tür çalışmalar sonradan tekrarlandı, genişletildi ve eleştirildi; yanlış anı oluşturma oranları çalışmadan çalışmaya değişir ve bu bulguların gerçek hayattaki uygulamaları tartışmalıdır. Ama ana sonuç sağlamdır: yeterince inandırıcı bir kaynaktan, yeterince tekrar edilen bir hikâye, bir anı gibi yaşanmaya başlayabilir. Bu, özellikle aile hikâyelerinde, yıllar içinde defalarca anlatılan olaylarda önemlidir.

Güven ve doğruluk ayrışır

Önceki modülde, kesinlik termometresini işlerken, bir tanığın ilk ifadesindeki "sanırım"ın aylar sonraki "eminim"den daha güvenilir olabileceğini söylemiştik. Bellek araştırmaları bunu destekler. Psikologlar Ulric Neisser ve Nicole Harsch, 1986'daki Challenger uzay mekiği kazasının ertesi günü öğrencilere haberi nasıl öğrendiklerini yazdırdı. Yaklaşık iki buçuk yıl sonra aynı öğrencilere aynı soruyu sordular. Pek çok öğrencinin anlatımı ilkinden önemli ölçüde farklıydı; ama bu öğrenciler yeni anlatımlarından son derece emindi ve bazıları ilk yazdıkları metni gördüklerinde bile yeni anılarını savundu.

Bu çalışma, flaş bellek denen çok canlı ve duygusal anıların bile yeniden kurgulandığını ve bu anılara duyulan güvenin doğrulukla birlikte artmadığını gösterir. Görgü tanıklığı araştırmaları bir şey daha ekler: bir tanığa teşhisinden sonra "Doğru kişiyi seçtiniz" gibi olumlu bir geri bildirim verildiğinde, tanığın olay anını ne kadar iyi gördüğüne dair sonraki anlatımı daha güvenli hâle gelir. Güven, anının kaynağından değil, sonradan gelen onaydan beslenebilir. Bu yüzden bir anıya duyulan güvenin, ancak hatırlama koşulları temiz olduğunda ve güven ilk anda ölçüldüğünde bilgi değeri taşıdığı düşünülür.

Kaynak izleme: bu parça nereden geliyor?

Belleğin en kırılgan yanı içerik değil, kaynaktır. Bir şeyi hatırlarız ama onu nereden bildiğimizi karıştırırız: kendimiz mi gördük, biri mi anlattı, bir yerde mi okuduk, yoksa hayal mi ettik? Psikologlar Marcia Johnson ve meslektaşları 1993'te bu işleve kaynak izleme adını verdiler. Zihin, bir anının kaynağını ayrı bir etiketle saklamaz; onu anının niteliklerinden çıkarır: ayrıntılı ve duyusal bir anı gerçek bir deneyim gibi, silik ve kavramsal bir anı duyulmuş bir şey gibi algılanır. Ama bu çıkarım yanılabilir; sık tekrar edilen ve zihinde canlandırılan bir hikâye, gerçek bir deneyimin niteliklerini kazanabilir.

Bu dersin aracı bu işlevi bilinçli hâle getirir. Anı Kaynak İzleme, bir anıyı tek bir bütün olarak değil, parçalar hâlinde ele alır ve her parça için şu soruyu sorar: bunu gerçekten ben mi gördüm, yoksa sonradan mı öğrendim? Bu soru her zaman kesin bir cevap vermez, ama cevabın belirsiz olduğu parçaları ayırmak, o parçalara olduğundan fazla güvenmeyi engeller.

Belleğe ne zaman güvenmeli?

Bu bulgular belleği tamamen güvenilmez mi yapıyor? Hayır. Belleğimiz gündelik hayatın büyük kısmında son derece iyi iş görür: adımızı, evimizin yolunu, dün yaptığımız işi, yıllar önce öğrendiğimiz çarpım tablosunu hatırlarız. Araştırmalar, belleğin genellikle bir olayın özünü ayrıntılarından daha iyi koruduğunu gösterir: bir kaza olduğunu, kimlerin orada olduğunu, kabaca ne olduğunu hatırlarız; ama hangi arabanın hangi renk olduğunu ya da kimin ne dediğini karıştırabiliriz.

Buradan pratik bir kural çıkar. Belleğe dayalı bir iddianın ağırlığı üç şeye bağlıdır. Birincisi, iddia özle mi ayrıntıyla mı ilgili? İkincisi, anı olaydan ne kadar sonra ve kaç kez yeniden anlatılarak bugüne geldi? Üçüncüsü, anıyı bağımsız olarak destekleyen bir kayıt var mı: bir fotoğraf, bir not, bir yazışma, o gün yazılmış bir günlük? Bir önceki derste algı için söylediğimiz şey bellek için de geçerlidir: en güçlü destek, anının kendisinden bağımsız bir ikinci kaynaktır.

Bellek ve gerekçe

Epistemoloji açısından son bir soru kalır: bir şeyi hatırlıyor olmam, ona inanmam için bir gerekçe midir? Algı dersinde, bir şeyin görünmesinin ilk bakışta bir gerekçe olduğunu söylemiştik. Bellek için de benzer bir şey söylenebilir: bir şeyi hatırlıyor gibi olmam, aksini düşündürecek bir sebep olmadıkça, ona inanmam için bir gerekçedir. Hiç kimse geçmişe dair her inancını bir belgeyle destekleyemez; bellek olmadan ne dün ne yaptığımızı ne de kim olduğumuzu bilebilirdik.

Ama bu gerekçenin bozucuları, algıdakinden daha fazladır ve daha sinsidir. Anının yıllar içinde birçok kez anlatılmış olması, sorgulayıcı sorularla hatırlanmış olması, başkalarının anlatımlarıyla karışmış olması, güçlü bir duygusal çıkarla ilişkili olması; bunların her biri bellek gerekçesini zayıflatır. Bellek dürüst ama yaratıcı bir tanıktır: yalan söylemez, ama bilmediği yerleri kendi hikâyesiyle doldurur.

Örnekler

Basit örnek: anahtarları nereye koydun?

Sabah evden çıkarken anahtarlarını aradığında, onları dün akşam kapının yanındaki kaseye koyduğunu "hatırlıyorsun". Kaseye bakıyorsun, orada değiller. Sonunda ceketinin cebinde buluyorsun. Anı Kaynak İzleme ile bakalım. Kaseye koyma anısı nereden geliyor? Büyük olasılıkla anahtarları neredeyse her akşam kaseye koyuyorsun ve zihnin, dün akşamı hatırlarken bu alışkanlık bilgisiyle boşluğu doldurdu. Anının kaynağı dün akşamki deneyim değil, genel bir örüntüydü. Bu, belleğin inşa işinin en gündelik ve zararsız örneğidir; ama aynı mekanizma, daha önemli iddialarda da işler.

Orta örnek: toplantıda kim ne dedi?

Bir ekip toplantısından bir hafta sonra iki çalışan tartışıyor. Biri, projenin teslim tarihini öne çekme fikrinin kendisine ait olduğunu, öteki bu fikri kendisinin önerdiğini söylüyor. İkisi de samimi. Anı Kaynak İzleme burada bir kaynak karışmasına işaret eder: toplantıda fikir konuşulurken iki kişi de onu desteklemiş, sonradan kendi zihinlerinde yeniden kurmuş ve birinin önerdiği şeyi kendi fikri olarak hatırlamış olabilir. Araştırmalar insanların başkasının fikrini kendi fikri olarak hatırlamaya yatkın olduğunu gösterir; buna bazen bilinçsiz intihal denir. Bu tür tartışmaların çözümü bellekte değil, bağımsız bir kayıttadır: toplantı notları ya da yazışmalar. Bu, kurumların neden toplantı tutanağı tuttuğunu da açıklar.

Gerçek hayat örneği: teşhisten sonraki onay

Bir soygun tanığı, polis karakolunda bir sıra fotoğraf arasından birini gösteriyor ve "Sanırım bu" diyor. Memur "Güzel, şüphelimiz de buydu" diye cevap veriyor. Aylar sonra mahkemede tanık, yüzü çok net gördüğünü, hiç tereddüt etmediğini söylüyor. Anı Kaynak İzleme ile bakalım. Tanığın ilk ifadesi temkinliydi; sonraki güveni, olay anına dair yeni bir bilgiden değil, memurun onayından beslendi. Tanığın mahkemedeki anısı, olayı nasıl gördüğüne dair değil, teşhisinin doğru olduğunu öğrendikten sonra olayı nasıl yeniden kurduğuna dair bir anıdır. Pek çok ülkede görgü tanığı teşhis prosedürleri bu yüzden değiştirildi: teşhisi yapan memurun şüpheliyi bilmemesi ve tanığın güveninin teşhis anında kaydedilmesi önerilir. Sonradan DNA kanıtıyla aklanan pek çok davada yanlış görgü tanığı teşhisinin rol oynadığı da bu önerilerin gerekçelerinden biridir.

Vakaya dönüş

İki kardeşin anlaşmazlığına şimdi belleğin gözüyle bakalım. Önceki derslerde o akşamki algı koşullarını ve aklın koyduğu sınırı incelemiştik. Şimdi soru şu: o akşamdan bugüne kadar anılar nasıl bir yol izledi?

Anı Kaynak İzleme'yi abla için uygulayalım. "Babam kapıda sırılsıklamdı" anısının parçaları nereden geliyor? Belki gerçekten gördü. Ama bu olay ailede yıllarca anlatılmış bir hikâyeyse, belki de "baba köpeği yağmurda getirmişti" cümlesi bir aile anlatısının parçası hâline geldi ve abla bu anlatıyı kendi görüntüsüyle doldurdu. Bir fotoğraf var mı? Varsa, fotoğraftaki hava nasıl? Kardeş için de aynı soruları soralım. Beş yaşında bir çocuk için o akşamın asıl anısı büyük olasılıkla köpekti. "Güneşliydi" ayrıntısı, belki köpekle bahçede oynadığı sonraki günlerin anısından ödünç alındı.

Bu inceleme, iki kardeşin de anlatımlarının bir kısmını doğrudan deneyimden, bir kısmını sonradan kurulmuş anlatılardan aldığını gösterir. Belleğin özü, yani o akşam babanın bir köpekle eve geldiği, muhtemelen doğrudur; ayrıntılar, yani hava durumu, en kırılgan kısımdır. Bu ayrıntıyı çözmek için belleğe değil, bağımsız bir kayda ihtiyaç var: bir fotoğraf, bir günlük ya da belki o günün hava durumu kaydı. Bir sonraki derslerde tanıklığı incelerken, kardeşlerin birbirlerinin anlatımlarını nasıl etkilemiş olabileceğine de döneceğiz.

Araç kartı: Anı Kaynak İzleme

AlanAçıklama
Ne işe yararBir anının parçalarını, doğrudan deneyimden, sonradan duyulanlardan ve zihnin doldurduğu boşluklardan gelenler olarak ayırır
5K kapısıKaynak
Adımlar1) Anıyı parçalara ayır: kişiler, yer, zaman, sözler, ayrıntılar. 2) Her parça için sor: bunu ben mi gördüm, biri mi anlattı, fotoğraftan mı biliyorum, yoksa alışkanlıktan mı dolduruyorum? 3) Anı kaç kez ve hangi sorularla yeniden anlatıldı? 4) Güvenin ilk anlatımda mı yüksekti, yoksa sonradan mı arttı? 5) Anıdan bağımsız bir kayıt var mı?
Ne zaman kullanılırBir anlaşmazlık farklı anılara dayandığında; bir karar yıllar önceki bir olayın hatırlanmasına bağlı olduğunda; kendi anına çok emin olduğunda
Sık hataCanlı ve ayrıntılı bir anıyı doğru sanmak; yıllar içinde artan güveni kanıt saymak

Egzersiz

Bu egzersizin en öğretici kısmı, iki anlatım arasındaki farklardan çok, farkları fark ettiğinde hissettiğin şeydir. Pek çok insan, kendi anlatımının doğru olduğunu savunma dürtüsünü güçlü biçimde hisseder; bu dürtünün kendisi, anıya duyulan güvenin kaynağından bağımsız olduğunu gösterir.

Mini test

  1. Saklayıcı bellek görüşü ne iddia eder ve bu dersteki bulgular bu görüşün hangi varsayımını sorgular?
  2. Loftus ve Palmer'ın 1974 deneyinde kelime değişikliği hangi iki sonucu doğurdu?
  3. Yanlış bilgi etkisinin en çarpıcı yanı nedir?
  4. Bir tanığın mahkemedeki güveni, karakoldaki ilk ifadesinden çok daha yüksek. Bu güven artışını değerlendirirken neyi sorarsın?
  5. Bir aile toplantısında iki kişi, yıllar önceki bir düğünde kimin konuşma yaptığı konusunda anlaşamıyor. Anı Kaynak İzleme'ye göre ne yapmalısın?
Cevapları göster
  1. Belleğin yeni gerekçe üretmediğini, yalnızca daha önce edinilmiş bilgiyi taşıdığını iddia eder. Bulgular, belleğin bu taşıma işini sadakatle yaptığı varsayımını sorgular: bellek taşırken değiştirir.
  2. "Bindirmek" kelimesini duyanlar daha yüksek hız tahmini verdi ve bir hafta sonra kayıtta olmayan kırık camı daha sık hatırladı.
  3. Yanlış bilginin kaynağının unutulması: kişi sonradan duyduğu ayrıntıyı olay anında gördüğü bir şey olarak hatırlar.
  4. Güveni artıran şeyin olaya dair yeni bir bilgi mi, yoksa sonradan gelen bir onay ya da tekrarlanan anlatım mı olduğunu sorarım; ilk ifadedeki güven genellikle daha bilgilendiricidir.
  5. İki anının parçalarını kaynaklarına göre ayırır, özü ayrıntılardan ayırırım ve anlaşmazlığı bağımsız bir kayıtla, örneğin düğün kaydı ya da davetiye programıyla, çözmeye çalışırım.

Özet

  • Bellek genellikle bilgi üretmez, taşır; ama taşırken değiştirir.
  • Kayıt cihazı imgesi yanlıştır: hatırlamak, parçaları, genel bilgiyi ve beklentileri birleştiren bir yeniden kurgulama işidir (Bartlett 1932).
  • Sorunun biçimi anıyı değiştirebilir (Loftus ve Palmer 1974); olaydan sonra gelen yanıltıcı bilgi anıya karışabilir (yanlış bilgi etkisi); hiç yaşanmamış olayların anısı bile oluşturulabilir.
  • Canlı ve duygusal anılar da yeniden kurgulanır ve anıya duyulan güven, doğruluktan bağımsız olarak artabilir.
  • Belleğin en kırılgan yanı kaynaktır: bir şeyi nereden bildiğimizi karıştırırız; kaynak izleme bu karışmayı bilinçli hâle getirmeye çalışır.
  • Bellek özü ayrıntıdan iyi korur; belleğe dayalı iddiaların en güçlü desteği, anıdan bağımsız bir kayıttır.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Saklayıcı bellek görüşünün iddiası?Bellek bilgi üretmez, taşır
Bartlett'in 1932 bulgusu?Hatırlamak, beklentilerle yapılan bir yeniden kurgulamadır
Loftus ve Palmer deneyinin değişkeni?Sorudaki tek bir fiil: çarpmak ya da bindirmek
Yanlış bilgi etkisinin mekanizması?Sonradan gelen bilginin kaynağı unutulur ve anıya karışır
Alışveriş merkezinde kaybolma çalışmasının sonucu?Hiç yaşanmamış bir olayın anısı oluşturulabilir
Challenger çalışmasının dersi?Canlı anılar da değişir, güven doğrulukla birlikte artmaz
Kaynak izleme nedir?Bir anının nereden geldiğine dair zihinsel değerlendirme
Belleğin daha iyi koruduğu şey?Olayın özü, ayrıntılarından daha iyi

Sonraki derse köprü

Belleğin geçmişi yeniden kurduğunu gördük. Peki şu an kendi zihnimizde olanları, yani inançlarımızı, duygularımızı, bir kararı neden verdiğimizi ne kadar doğru biliyoruz? "Neden bu işi seçtin?" diye sorulduğunda verdiğimiz cevap, gerçekten kararımızı yönlendiren sebebi mi söyler, yoksa sonradan kurulmuş makul bir hikâyeyi mi? Ders 2.4 içebakışı, yani kendi zihnimize bakma yetimizi inceleyecek ve bu yetinin sınırlarını gösteren araştırmaları ele alacak. Araç kutuna, kendi açıklamalarımızın ne zaman gerçek bir erişim, ne zaman sonradan uydurulmuş bir hikâye olabileceğine dair bir Konfabülasyon Uyarısı girecek.

Günlük sorusu: Çok canlı hatırladığın bir çocukluk anını düşün. O anın ne kadarını kendin gördün, ne kadarını sonradan dinledin?

Tarihte bu tartışma

Belleği bir kayıt yüzeyi olarak düşünme alışkanlığı çok eskidir. Platon Theaitetos'ta ruhta bir balmumu tablet bulunduğunu, algıladığımız şeylerin bu tablete bir mühür gibi bastırıldığını ve balmumunun niteliğine göre izlerin net ya da silik kaldığını anlatır; yanılgının bir kısmını da yanlış mühürle yanlış izin eşleştirilmesiyle açıklar. Augustinus İtiraflar'ın onuncu kitabında belleği, içinde imgelerin, kavramların ve duyguların saklandığı geniş saraylara benzetir ve bu sarayların genişliği karşısında hayrete düşer. İbn Sînâ iç duyuları sınıflandırırken, algılanan anlamları saklayan bir koruyucu gücü ayrı bir yeti olarak tanımladı. Bu imgeler belleği bir depo olarak düşünür; yirminci yüzyılda Bartlett'le başlayan araştırmalar ise belleğin bir depodan çok bir atölye olduğunu gösterdi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.