Giriş
1990'da Stanford Üniversitesi'nde psikoloji doktorası yapan Elizabeth Newton, basit bir deney tasarladı. Katılımcıları ikiye ayırdı: "vurucular" ve "dinleyiciler". Vuruculara, herkesin bildiği şarkılardan oluşan bir liste verildi ve bir şarkıyı seçip ritmini parmaklarıyla masaya vurmaları istendi. Dinleyiciler ise yalnızca bu vuruşları duyup şarkıyı tahmin edecekti. Deneyden önce vuruculara, dinleyicilerin kaç şarkıyı doğru tahmin edeceği soruldu; vurucular, yaklaşık yarısının tanınacağını tahmin etti. Sonuç çarpıcıydı: yüz yirmi denemede dinleyiciler yalnızca üç şarkıyı tanıyabildi.
Vurucular neden bu kadar yanıldı? Çünkü ritmi vururken, şarkının melodisi kafalarının içinde çalıyordu. Onlar için vuruşlar, şarkının açık bir yankısıydı. Dinleyiciler ise yalnızca masaya vurulan, birbirinden ayırt edilmesi zor tıkırtılar duyuyordu. Vurucular, şarkıyı bilmeyen birinin ne duyacağını hayal edemiyordu. İktisatçılar Colin Camerer, George Loewenstein ve Martin Weber, 1989'da yayımladıkları bir makalede bu olguya bir ad vermişti: bilginin laneti. Bir şeyi bir kez bildiğinde, onu bilmemenin nasıl bir şey olduğunu hatırlamak çok zorlaşır.
Bu akademinin son modülünde, öğrendiklerini başkasına öğretmenin yollarını arıyorsun. Bir önceki derste, karşındakini düşünmeye davet eden soruların nasıl kurulacağını gördün. Bu ders, daha temel bir sorunla ilgileniyor: karşındaki kim? Yedi yaşında bir çocuk, bir lise öğrencisi, bir iş arkadaşı ya da bir uzman. Aynı kavramı, onların her birine, hem anlaşılır hem dürüst kalarak nasıl anlatırsın?
Bu dersin kazanımları:
- Bilginin lanetini, Bruner'in sarmal müfredatını ve temsil biçimlerini, Vygotsky'nin yakınsal gelişim alanını ve dürüst basitleştirme ile yanlış basitleştirme ayrımını açıklarsın. (anla)
- Bir kavramı farklı seviyelerdeki dinleyiciler için, çekirdeğini koruyarak, Seviye Çevirici ile yeniden kurarsın. (uygula)
- Bir basitleştirmenin bir sonraki seviyede genişletilebilir bir çekirdek mi, yoksa geri alınması gereken bir yanlış mı olduğunu değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Bilmeyen birinin yerine geçmek
Bilginin laneti, bu akademide gördüğün birçok kavramla akrabadır. Konumlu bilgi dersinde, her bilenin bir konumdan bildiğini; fenomenoloji ve hermeneutik dersinde, her anlamanın bir ön-yapıdan başladığını gördün. Bir kavramı iyi bilen biri, o kavramı çevreleyen bütün bir ağa sahiptir: örnekleri, istisnaları, karşı görüşleri, tarihi. Bu ağ, bilene kavramı açık ve sade gösterir; ama bu açıklık, ağın kendisinden gelir. Ağı olmayan biri için aynı kavram, birbirinden kopuk tıkırtılar gibidir.
İçebakış dersinde gördüğün gibi, kendi zihnimizin işleyişine doğrudan erişimimiz sınırlıdır; bilginin laneti, bu sınırın bir başka yüzüdür. Bir şeyi ne zaman ve nasıl öğrendiğimizi unuturuz; öğrendiğimiz şey, bize hep bildiğimiz bir şey gibi görünür. Bu yüzden iyi bir öğretmenin ilk işi, kendi bilgisini bir kenara bırakıp karşısındakinin ne bildiğini ve ne bilmediğini öğrenmektir. Çin düşüncesi dersindeki Bilmediklerim Listesi, burada tersine çevrilir: öğretmen, kendi bilmediklerini değil, öğrencinin bilmediklerini haritalamak zorundadır.
Sarmal müfredat
Bruner'in Eğitim Süreci'ndeki hipotezi cesurdu: hangi konu olursa olsun, onun dürüst bir biçimi, gelişimin hangi evresinde olursa olsun her çocuğa ulaştırılabilir. Bu iddia, ilk bakışta abartılı görünür: kuantum fiziği yedi yaşındaki bir çocuğa öğretilebilir mi? Ama Bruner'in kastettiği, kavramın bütün ayrıntısının değil, onun temel fikrinin, çocuğun düşünme biçimine uygun bir dille aktarılabileceğiydi.
Bruner bu fikri bir müfredat modeline dönüştürdü: sarmal müfredat. Aynı temel kavram, öğrencinin eğitimi boyunca birkaç kez, her seferinde daha derin ve daha soyut bir biçimde yeniden ele alınır. Bir çocuk adaleti önce "sırayla oynamak" olarak, sonra "kuralların herkese eşit uygulanması" olarak, daha sonra farklı adalet kuramları arasındaki bir tartışma olarak öğrenir. Her dönüş, bir öncekini çürütmez; onu genişletir.
Bruner, daha sonraki çalışmalarında, bir kavramın üç farklı temsil biçimiyle aktarılabileceğini öne sürdü: eylemsel temsil, yani bir şeyi yaparak, bedenle kavramak; imgesel temsil, yani bir resim, şema ya da somut bir örnekle kavramak; ve simgesel temsil, yani kelimeler, tanımlar ve formüllerle kavramak. Küçük çocuklar için eylemsel ve imgesel temsil ağır basar; ama Bruner'e göre bu biçimler yetişkinlikte de kaybolmaz. Bedenlenmiş biliş dersinde gördüğün gibi, en soyut kavramlar bile çoğu zaman bedensel ve imgesel köklere sahiptir.
Yakınsal gelişim alanı
Bruner'in çalışmalarını etkileyen düşünürlerden biri, 1930'larda genç yaşta ölen Rus psikolog Lev Vygotsky'ydi. Vygotsky, bir çocuğun tek başına yapabildikleri ile daha bilgili birinin desteğiyle yapabildikleri arasında bir alan olduğunu fark etti ve buna yakınsal gelişim alanı adını verdi. Öğretim, en verimli biçimde, tam bu alanda gerçekleşir: öğrencinin zaten tek başına yapabildiği şeyi öğretmek gereksizdir; destekle bile yapamayacağı şeyi öğretmek ise boşunadır.
1976'da Bruner ve iki çalışma arkadaşı, David Wood ve Gail Ross, bu alanda öğretmenin rolünü bir benzetmeyle adlandırdı: iskele kurmak. Bir inşaatta iskele, yapı kendi ayakları üzerinde durana kadar onu destekler, sonra kaldırılır. İyi bir açıklama da öğrencinin anlamasını geçici olarak destekler ve öğrenci kavramı kendi başına kullanabildiğinde geri çekilir. Bu, bir önceki dersteki Soru Merdiveni'nin neden öğrencinin bulunduğu yerden başlaması gerektiğini de açıklar.
Uzman neyi görür, acemi neyi görür?
Seviyeler arasındaki fark yalnızca bilgi miktarı değildir; bilginin örgütlenme biçimidir. Amerikalı bilişsel bilimciler Michelene Chi, Paul Feltovich ve Robert Glaser, 1981'de yayımladıkları bir çalışmada, fizik uzmanlarından ve fizik eğitimine yeni başlamış öğrencilerden bir dizi mekanik problemini gruplara ayırmalarını istedi. Yeni başlayanlar, problemleri yüzey özelliklerine göre grupladı: içinde eğik düzlem olanlar bir yana, makara olanlar bir yana. Uzmanlar ise problemleri, çözümlerinde kullanılan temel ilkeye göre grupladı: enerjinin korunumu bir yana, Newton'ın ikinci yasası bir yana. İki grup aynı problemlere bakıyordu, ama farklı şeyler görüyordu. Bu bulgu, iyi bir açıklamanın acemiye yalnızca daha fazla bilgi değil, bir yapı vermesi gerektiğini gösterir: yüzeydeki çeşitliliğin altındaki ilkeyi görünür kılmak. Ustalık bilgisi dersinde gördüğün uzman sezgisi, büyük ölçüde bu örgütlenmenin ürünüdür; ve bilginin lanetinin bir kaynağı da budur: uzman, ilkeyi o kadar kolay görür ki, başkalarının yalnızca yüzeyi gördüğünü unutur.
Dürüst basitleştirme ve yanlış basitleştirme
Bir kavramı basitleştirmek, kaçınılmaz olarak bir şeyleri dışarıda bırakmaktır. Ama dışarıda bırakmanın iki türü vardır. Birincisi dürüst basitleştirmedir: kavramın çekirdeğini korur, ayrıntıları ve istisnaları sonraya bırakır. Bir sonraki seviyede, öğrenci yeni bir şey öğrendiğinde, eski bilgisini genişletir, çöpe atmaz. İkincisi yanlış basitleştirmedir: anlatmayı kolaylaştırmak için kavramın kendisini çarpıtır. Bir sonraki seviyede öğrenci, eski bilgisini geri almak zorunda kalır ve bu, yeni bir şey öğrenmekten çok daha zordur.
Bilim yazarları Ian Stewart ve Jack Cohen, romancı Terry Pratchett ile birlikte yazdıkları bir kitapta, bu durumu ironik bir adla andılar: çocuklara söylenen yalanlar. Onlara göre her öğretim, bir ölçüde bu tür basitleştirmelere dayanır ve bu kaçınılmazdır. Asıl soru, basitleştirmenin bir sonraki adıma açık mı, yoksa onu engelleyen bir duvar mı olduğudur. "Atom, Güneş'in etrafında dönen gezegenler gibi çekirdeğin etrafında dönen elektronlardan oluşur" cümlesi, bir öğrencinin atomun bir yapısı olduğunu kavramasını sağlar; ama ileride elektronların belirli yörüngelerde dönen küçük toplar olmadığını öğrenmesi gerektiğinde, bu imge bir engele dönüşebilir.
Bu ayrımın bir ölçütü vardır: genişletilebilirlik. Bir basitleştirmeyi yazdıktan sonra, kendine şu soruyu sor: bu öğrenci bir sonraki seviyeye geçtiğinde, bu cümleye "evet, ve ayrıca..." mı diyecek, yoksa "hayır, aslında..." mı? Birincisi dürüst bir basitleştirmedir; ikincisi bir yanlıştır.
Gerekçelendirmenin beş seviyesi
Bu ilkeleri, bu akademinin merkezî kavramlarından biri olan gerekçelendirme üzerinde deneyelim. Kavramın çekirdeği şudur: bir şeyi bilmek için, onun doğru olması yetmez; ona inanmak için iyi bir neden de gerekir.
Birinci seviye, yedi yaşında bir çocuk: "Bir şeyi bildiğini söylemek için, neden öyle olduğunu da söyleyebilmen gerekir. Tahmin edip tutturmak, bilmek değildir." Temsil biçimi eylemseldir: bir torbadan renkli bir bilye çekme oyunu; önce bakmadan tahmin, sonra bakarak söyleme.
İkinci seviye, bir ortaokul öğrencisi: "Bilmek için üç şey gerekir: bir şeye inanman, o şeyin doğru olması ve buna inanmak için iyi bir nedenin olması. Bir sınav sorusunu doğru tahmin etmek, cevabı bilmek değildir." Temsil biçimi imgeseldir: üç ayaklı bir tabure.
Üçüncü seviye, bir lise öğrencisi: "Gerekçe, bir inancı destekleyen kanıt ya da akıl yürütmedir. Ama gerekçeli bir inanç bile yanlış çıkabilir; ve bazen gerekçeli ve doğru bir inanç bile, şans eseri doğru olduğu için bilgi sayılmaz." Burada Gettier'in sorunu ilk kez görünür.
Dördüncü seviye, uzman olmayan bir yetişkin, örneğin bir yönetici: "Bir rapordaki bir bulguya güvenmeden önce iki şeyi sor: bu bulgu hangi kanıta dayanıyor ve bu kanıtı üreten süreç güvenilir mi? Kanıt ile süreç arasındaki fark, epistemolojideki içselcilik ile dışsalcılık tartışmasının pratik yüzüdür."
Beşinci seviye, bir lisansüstü öğrencisi: "Gerekçelendirmenin doğası, temelcilik ile bağdaşımcılık, içselcilik ile dışsalcılık ve kanıtçılık ile güvenilircilik arasındaki tartışmaların merkezindedir; ve bilgi-önce epistemolojisi, gerekçelendirmenin bilgiden önce gelip gelmediğini sorgular."
Beş seviyenin her biri, bir öncekinin üzerine kurulur. Birinci seviyedeki çocuk, beşinci seviyeye geldiğinde "tahmin etmek bilmek değildir" cümlesini geri almak zorunda kalmaz; o cümle, Gettier tartışmasının en eski çekirdeği olarak yerinde durur. Bu, dürüst basitleştirmenin bir örneğidir.
Seviye Çevirici
Bu dersin aracı, bu ilkeleri bir hazırlık yöntemine çevirir. Önce çekirdeği yazarsın: kavramın, hiçbir seviyede kaybolmaması gereken özünü tek bir cümleyle. İkinci olarak dinleyiciyi tanımlarsın: ne biliyor, hangi deneyimleri var, hangi kelimeleri tanıyor, hangi kelimeler ona yabancı? Burada bilginin lanetine karşı en iyi korunma, dinleyiciye birkaç soru sormaktır. Üçüncü olarak temsil biçimini seçersin: bir eylem, bir imge ya da bir tanım; dinleyicinin yaşına ve deneyimine göre. Dördüncü olarak genişletilebilirlik testini yaparsın: yazdığın açıklama, bir sonraki seviyede "evet, ve ayrıca" ile mi, yoksa "hayır, aslında" ile mi devam edecek? Son olarak anlamayı sınarsın: açıklamadan sonra dinleyiciden, kavramı kendi kelimeleriyle anlatmasını ya da kendi örneğini vermesini istersin. Senin açıklamanı tekrarlaması, anladığını göstermez; kendi örneğini kurması gösterir.
Seviye Çevirici de kapısız bir öğretme aracıdır; yine de dördüncü adımı, Kavram kapısının bir öğretme biçimidir: bir kavramın sadeleştirilmiş hâlinin, kavramın kendisini koruyup korumadığını sorar.
Örnekler
Basit örnek: kurabiyeleri kim yedi?
Altı yaşındaki bir çocuğa kanıt kavramını anlatmak istiyorsun. Seviye Çevirici'yi uygulayalım. Çekirdek: kanıt, bir şeyin doğru olduğuna inanmak için bize neden veren izdir. Dinleyici: altı yaşında; "kanıt" kelimesini belki duymuş ama kullanmıyor; dedektif hikâyelerini seviyor. Temsil biçimi: eylemsel bir oyun. Mutfaktaki kurabiye tabağı boşalmış; kedi, kardeş ve büyükanne şüpheli. "Kimin yediğini nereden bilebiliriz?" Çocuk ipuçlarını arıyor: kardeşin ağzının kenarında kırıntı, kedinin kurabiye yemediği bilgisi, büyükannenin o sırada dışarıda olduğu. Genişletilebilirlik: "Kanıt, bir şeyi düşünmemiz için neden veren izdir" cümlesi, ileride bilimsel kanıt, tanıklık ve istatistiksel kanıt tartışmalarına genişletilebilir; geri alınması gerekmez. Ama dikkat: "kırıntı varsa kesin o yemiştir" cümlesi yanlış bir basitleştirme olurdu, çünkü kanıtın sonucu kesinleştirmediği fikrini kapatır. Daha iyisi: "kırıntı, onun yemiş olabileceğini düşündürür; başka ne bakmalıyız?" Anlama sınaması: çocuktan, evde başka bir şeyin, örneğin bahçedeki çamurlu ayak izlerinin kime ait olduğunu nasıl bulabileceğini anlatmasını istersin.
Orta örnek: "istatistiksel olarak anlamlı"
Bir şirketin veri analizi ekibi, yeni bir web sitesi tasarımının satışları artırıp artırmadığını sınamış ve sonucu "istatistiksel olarak anlamlı" bulmuş. Bir analist, bunu üst yönetime sunacak. Seviye Çevirici'yi uygulayalım. Çekirdek: istatistiksel anlamlılık, gözlenen farkın yalnızca rastlantıyla açıklanmasının olası olmadığını gösterir; farkın büyüklüğünü ya da önemini göstermez. Dinleyici: yöneticiler; istatistik eğitimleri sınırlı, kararları farkın iş için ne anlama geldiğine bağlı. Temsil biçimi: imgesel; bir yazı tura örneği ve bir grafik. Genişletilebilirlik testi: analistin ilk taslağı şöyle: "Anlamlı demek, sonucun yüzde doksan beş doğru olduğu demektir." Bu, yaygın ama yanlış bir basitleştirmedir. Amerikan İstatistik Derneği'nin 2016'da yayımladığı bir bildiri, istatistiksel anlamlılığın böyle yorumlanmasına karşı açıkça uyardı. Bu cümle, yöneticiler bir sonraki toplantıda daha ayrıntılı bir analizle karşılaştığında geri alınmak zorunda kalır. Daha dürüst bir cümle: "Gördüğümüz farkın yalnızca şans eseri ortaya çıkmış olması pek olası değil. Ama farkın büyüklüğü, satışlarda küçük bir artışa karşılık geliyor; tasarımı değiştirmenin maliyetine değip değmeyeceği ayrı bir soru." Anlama sınaması: analist, yöneticilerden birine "bu sonuç bize neyi söylüyor, neyi söylemiyor?" diye sorar. Sonuç: dürüst basitleştirme, yalnızca daha doğru değil, daha iyi bir karar sürecine de yol açar.
Gerçek hayat örneği: gezegenli atom
1913'te Danimarkalı fizikçi Niels Bohr, hidrojen atomunun bir modelini önerdi: elektronlar, çekirdeğin etrafında belirli enerji düzeylerine karşılık gelen yörüngelerde dönüyordu ve bir yörüngeden ötekine geçerken belirli enerjiler yayıyordu. Model, hidrojenin yaydığı ışığın renklerini açıklamada başarılı oldu. Ama 1920'lerde gelişen kuantum mekaniği, elektronların belirli yörüngelerde dönen küçük toplar olarak düşünülemeyeceğini gösterdi; elektronun konumu, ancak olasılıklarla tarif edilebilen bir dağılım olarak anlaşılabilirdi. Buna rağmen Bohr modeli, aradan bir asırdan fazla geçmişken bugün hâlâ pek çok okul kitabında atomun ilk resmi olarak duruyor. Seviye Çevirici'yi bu tercihe uygulayalım. Çekirdek: atom, bir çekirdek ve onun etrafındaki elektronlardan oluşur; elektronlar yalnızca belirli enerji düzeylerinde bulunabilir. Dinleyici: ortaokul ya da lise öğrencisi; kuantum mekaniğinin matematiğine sahip değil. Temsil biçimi: imgesel; iç içe halkalar. Genişletilebilirlik testi: modelin enerji düzeyleri fikri genişletilebilir bir çekirdektir; öğrenci kuantum mekaniğini öğrendiğinde "evet, ve ayrıca bu düzeyler olasılık dağılımlarıyla tarif edilir" der. Ama modelin gezegen yörüngeleri imgesi, geri alınması gereken bir yanlıştır; birçok öğretmen, öğrencilerin üniversitede bile elektronları küçük gezegenler olarak düşünmeye devam ettiğini gözlemlemiştir. Anlama sınaması: öğrenciye, modelin hangi yönünün bir benzetme, hangi yönünün bir iddia olduğunu sormak. Sonuç: aynı model, dürüst ve yanlış basitleştirmeyi bir arada taşıyabilir; iyi bir öğretmen, modeli öğretirken onun hangi parçasının iskele olduğunu, yani ileride kaldırılacağını, açıkça söyler.
Vakaya dönüş
Portföyüne dönelim. Bir önceki derste, bir aracı bir başkasına Soru Merdiveni'yle öğretmeyi denedin. Bu derste, portföyündeki bir ürünü, örneğin T2'deki kesinlik haritasını ya da M10'daki yapay zekâ denetimini, Seviye Çevirici'yle üç farklı dinleyiciye uyarlayacaksın. Çekirdek: haritanın ya da denetimin, hiçbir seviyede kaybolmaması gereken ana fikri. Dinleyiciler: bir çocuk, bir iş arkadaşı ve bu akademiyi bitirmiş biri. Bu uyarlama, aynı zamanda kendi anlayışını sınar. Fizikçi David Goodstein'ın aktardığına göre, Richard Feynman bir keresinde, kuantum fiziğinin bir sonucunu üniversitenin ilk yılındaki öğrencilere açıklayacak bir ders hazırlamaya oturmuş, birkaç gün sonra geri dönüp bunu yapamadığını söylemiş ve bunun, o konuyu gerçekten anlamadıklarını gösterdiğini eklemiş. Bir kavramı daha basit bir seviyeye çeviremediğinde, sorun her zaman dinleyicide değildir; bazen kavramı kendin henüz yeterince anlamamışsındır. Portföyünün bu sayfası, bu yüzden hem bir öğretme alıştırması hem de bir öz-denetimdir.
Araç kartı: Seviye Çevirici
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir kavramı, çekirdeğini koruyarak farklı seviyelerdeki dinleyiciler için yeniden kurar; dürüst basitleştirmeyi yanlış basitleştirmeden ayırır ve dinleyicinin gerçekten anlayıp anlamadığını sınar |
| 5K kapısı | — |
| Adımlar | 1) Çekirdeği tek cümleyle yaz: hiçbir seviyede kaybolmaması gereken öz. 2) Dinleyiciyi tanımla: ne biliyor, hangi kelimeleri tanıyor? Gerekirse ona sor. 3) Temsil biçimini seç: eylem, imge ya da tanım. 4) Genişletilebilirlik testi: bir sonraki seviyede açıklaman "evet, ve ayrıca" ile mi, "hayır, aslında" ile mi devam edecek? 5) Anlamayı sına: dinleyiciden kavramı kendi kelimeleriyle anlatmasını ya da kendi örneğini vermesini iste. |
| Ne zaman kullanılır | Bir çocuğa, bir öğrenciye, bir müşteriye ya da başka bir alandan bir iş arkadaşına bir kavram anlatırken; bir sunum, bir broşür ya da bir ders metni hazırlarken; bir kavramı ne kadar anladığını kendine sınarken |
| Sık hata | Dinleyicinin ne bildiğini sormadan varsaymak; anlatmayı kolaylaştıran ama kavramı çarpıtan bir benzetmeyi sorgulamadan kullanmak; dinleyicinin açıklamayı tekrarlamasını anladığının kanıtı saymak |
Egzersiz
Ardından bu üç açıklamadan birini, gerçekten o seviyedeki birine anlat. Günlüğüne, karşındakinin kendi örneğini kurup kuramadığını, hangi noktada zorlandığını ve senin hangi noktada, bilginin lanetine yakalanıp onun neyi bilmediğini fark etmediğini yaz.
Mini test
- Newton'ın vurucu ve dinleyici deneyi neyi gösterir?
- Bruner'in sarmal müfredatı ve üç temsil biçimi nedir?
- Vygotsky'nin yakınsal gelişim alanı, öğretimin nerede en verimli olduğunu söyler?
- Dürüst basitleştirme ile yanlış basitleştirme nasıl ayırt edilir?
- Bir sağlık çalışanı, bir hastaya "Antibiyotik mikropları öldürür, o yüzden grip olduğunda da işe yarar" diyerek bir ilacın nasıl çalıştığını anlatıyor. Seviye Çevirici ile bu açıklamayı değerlendir.
Cevapları göster
- Vurucular, dinleyicilerin şarkıların yaklaşık yarısını tanıyacağını tahmin etti; dinleyiciler yüz yirmi denemede yalnızca üç şarkıyı tanıdı. Vurucular melodiyi kafalarında duyduğu için, onu bilmeyen birinin ne duyacağını hayal edemedi. Bu, bilginin lanetidir.
- Sarmal müfredat, aynı temel kavramların öğrencinin eğitimi boyunca tekrar tekrar, her seferinde daha derin biçimde ele alınmasıdır; her seviye bir öncekini genişletir. Üç temsil biçimi, yaparak kavramak (eylemsel), resim ve örnekle kavramak (imgesel) ve kelime ve tanımla kavramaktır (simgesel).
- Öğrencinin tek başına yapabildikleri ile daha bilgili birinin desteğiyle yapabildikleri arasındaki alanda. Zaten yapabildiğini öğretmek gereksiz, destekle bile yapamayacağını öğretmek boşunadır.
- Genişletilebilirlik testiyle: bir sonraki seviyede öğrenci açıklamaya "evet, ve ayrıca" diyerek devam edebiliyorsa basitleştirme dürüsttür; "hayır, aslında" diyerek onu geri almak zorunda kalıyorsa yanlıştır.
- Çekirdek: antibiyotikler bakterilere karşı etkilidir; virüslere karşı etkili değildir. Açıklama, "mikrop" kelimesiyle bakterileri ve virüsleri birleştirerek bir yanlış basitleştirme yapıyor; grip bir virüs hastalığıdır. Bu yanlış, hastanın gereksiz yere antibiyotik istemesine ve antibiyotik direncine katkıda bulunabilir. Genişletilebilirlik testi: hasta ileride doğru bilgiyi öğrendiğinde eski cümleyi geri almak zorunda kalacak. Daha dürüst bir açıklama: "Antibiyotikler bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlara karşı işe yarar; grip ise bir virüsten kaynaklanır, bu yüzden antibiyotik ona etki etmez." Anlama sınaması: hastaya, bir sonraki boğaz ağrısında neyi sorması gerektiğini sormak.
Özet
- Bilginin laneti, bilenin bilmeyenin bakış açısını hayal edememesidir; Newton'ın vurucu ve dinleyici deneyi bunu çarpıcı biçimde gösterir.
- Bruner'e göre her konunun her yaşa uygun, dürüst bir biçimi vardır ve sarmal müfredat bu görüşten doğar; kavramlar eylemsel, imgesel ve simgesel biçimlerde temsil edilebilir.
- Vygotsky'nin yakınsal gelişim alanı, öğretimin en verimli olduğu bölgeyi tanımlar; iyi bir açıklama, öğrenci için geçici bir iskele kurar.
- Dürüst basitleştirme çekirdeği korur ve sonraki seviyede genişletilir; yanlış basitleştirme kavramı çarpıtır ve geri alınması gerekir.
- Gerekçelendirme kavramı, çekirdeği korunarak çocuktan lisansüstüne beş seviyede anlatılabilir.
- Seviye Çevirici, çekirdeği, dinleyiciyi, temsil biçimini, genişletilebilirliği ve anlamayı sınar; bir kavramı basit bir seviyeye çevirememek, onu yeterince anlamadığının işareti olabilir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Bilginin laneti? | Bilenin, bilmeyenin bakış açısını hayal edememesi |
| Newton'ın deneyinde dinleyicilerin tanıdığı şarkı sayısı? | Yüz yirmi denemede üç |
| Bruner'in 1960 tarihli kitabı? | Eğitim Süreci |
| Sarmal müfredat? | Aynı kavramın her seviyede daha derin biçimde yeniden ele alınması |
| Bruner'in üç temsil biçimi? | Eylemsel, imgesel, simgesel |
| Yakınsal gelişim alanı? | Tek başına yapabilen ile destekle yapabilen arasındaki alan |
| İskele kurma kavramını kimler adlandırdı? | Wood, Bruner ve Ross, 1976 |
| Dürüst basitleştirmenin testi? | Bir sonraki seviyede "evet, ve ayrıca" diyebilmek |
Sonraki derse köprü
Bir kavramı anlattın; dinleyici başını salladı, belki kendi kelimeleriyle tekrar etti. Ama gerçekten anladığını nereden bileceksin? Bu soru, değerlendirmenin, yani sınavın, ödevin ve projenin sorusudur ve aynı zamanda epistemolojinin bir sorusudur: başka birinin bilgisini nasıl bilirsin? Amerikalı eğitimciler Grant Wiggins ve Jay McTighe, 1998'de yayımlanan Anlamaya Dayalı Tasarım'da, öğretimi tasarlamaya dersin içeriğinden değil, öğrencinin anladığını gösterecek kanıttan başlamayı önerdi: önce hangi kanıtın anlamayı göstereceğine karar ver, sonra o kanıtı üretecek öğretimi kur. Ders 11.3, iyi bir soru, rubrik ve proje yazmanın ilkelerini inceleyecek ve sana Rubrik Yazıcı'yı verecek.
Günlük sorusu: Çok iyi bildiğin bir konuyu, onu hiç bilmeyen birine son anlattığında, karşındakinin anlamadığını ne zaman fark ettin? Fark etmeden önce ne kadar konuşmuştun?
Bugün nerede duruyor
Bilginin laneti, bugün eğitim araştırmalarında, bilim iletişiminde ve teknik yazımda yaygın olarak kabul gören bir olgudur; ama ona karşı nasıl korunulacağı hâlâ tartışılıyor. Araştırmalar, yalnızca bu önyargının farkında olmanın onu ortadan kaldırmaya yetmediğini düşündürüyor; daha etkili olan, dinleyiciden doğrudan geri bildirim almak ve açıklamayı onunla birlikte sınamaktır. Bruner'in sarmal müfredatı, birçok ülkenin fen ve matematik müfredatlarını etkiledi; ama eleştirmenler, sarmalın pratikte çoğu zaman derinleşmeyen bir tekrara dönüştüğünü ve öğrencilerin aynı konuyu aynı yüzeysellikle defalarca gördüğünü gözlemledi. Fen eğitimi araştırmalarında, öğrencilerin kavram yanılgılarını, yani okula getirdikleri ya da yanlış basitleştirmelerden edindikleri yanlış zihinsel modelleri inceleyen geniş bir literatür gelişti; bu literatür, yanlış bir modelin, doğru bilgi verilerek değil, öğrencinin kendi modelinin yetersizliğini fark etmesiyle değiştiğini öne sürer. Bu, 11.1'deki Sokratik yöntemin, yanlış cevabı düzeltmek yerine sınama ilkesiyle buluşur. Bilim iletişiminde ise, karmaşık bir bilimsel bulgunun kamuoyuna aktarılırken uğradığı basitleştirmelerin, ne zaman meşru, ne zaman yanıltıcı olduğu sorusu, özellikle sağlık ve iklim gibi alanlarda giderek daha önemli hâle geliyor.