İçeriğe geç

Ders 1.5 · Modül 1: Bilgi Nedir?

Gerekçelendirme: doğru tahmin neden bilgi değildir

Araç: Şans Testi · 5K: Kanıt · 2.859 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Bin kişilik bir salonda herkese aynı oyunu oynatalım. Önümüzdeki beş gün boyunca her akşam, ertesi gün borsa endeksinin yükselip yükselmeyeceğini tahmin edecekler ve tahminlerini yazı tura atarak belirleyecekler. Beş günün sonunda kaç kişi beş tahminin beşini de doğru bilmiş olur? Basit bir hesap: her gün yaklaşık yarısı elenir; bin, beş yüz, iki yüz elli, yüz yirmi beş, altmış iki, otuz bir. Yaklaşık otuz kişi kusursuz bir tahmin kaydıyla salondan çıkar. Bu otuz kişiden biri ertesi gün bir televizyon programına çıkıp "Piyasayı okumayı biliyorum" derse, onu nasıl çürütürsün? Beş tahmininin beşi de doğruydu ve her birine inanmıştı.

Bu hesap, modülün süregelen vakasının tam kalbine iner. Seçim yorumcusunun tahmini doğruydu ve yorumcu ona inanıyordu. Ama doğru ve inanılan bir tahmin, yazı turayla da elde edilebilir. Bilgi için eksik olan üçüncü şeyin adı gerekçelendirmedir. Bu derste gerekçenin ne olduğunu, şansla nasıl ilişkili olduğunu ve bir inancın doğruluğunun şansa mı yoksa sağlam bir dayanağa mı bağlı olduğunu ayırmak için kullanacağın bir testi öğreneceksin.

Bu dersin kazanımları:

  • Gerekçelendirmeyi, epistemik ve pratik sebep ayrımını ve yanılabilir gerekçe fikrini açıklarsın. (anla)
  • Bir inancın hangi gerekçeye dayandığını, o gerekçeye sahip olmak ile ona dayanmak arasındaki farkı gözeterek çözümlersin. (analiz et)
  • Doğru çıkmış bir tahminin arkasında bilgi mi şans mı olduğunu karşı-olgusal sorularla ve başarı kaydıyla tartarsın. (değerlendir)

Ana anlatım

Doğru inanç yetmez

Önceki derslerde "bilmek" için iki koşulu açtık: inanç ve doğruluk. İkisinin birlikte yeterli olmadığını da gördük. Bu sezginin felsefedeki ilk açık ifadelerinden biri Platon'un Menon diyaloğunda yer alır. Sokrates, Larisa'ya giden yolu hiç yürümemiş ama doğru yolu tahmin eden biri ile o yolu bilen biri arasında bir fark olup olmadığını sorar. İkisi de seni Larisa'ya götürür. Sokrates'in cevabı, doğru kanaatlerin güzel ama kaçak olduğudur: bir gerekçeyle bağlanmadıkça insanın zihninden kaçıp giderler. Onları bağlayan, bilgiyi doğru kanaatten ayıran şey, neden doğru olduklarını kavramaktır.

Bu diyalogdaki ikinci soru, yani bilginin neden doğru kanaatten daha değerli olduğu sorusu, gerekçelendirme teorilerini işleyeceğimiz modülün son dersinde karşımıza yeniden çıkacak. Burada bizi ilgilendiren birinci sorudur: doğru ve inanılan bir şeyi bilgiye çeviren nedir? Salondaki otuz kişinin tahminleri doğruydu ve inanılmıştı, ama hiçbiri bilgi değildi. Aynı sonuca yıllarca piyasaları incelemiş bir ekonomistin tahminiyle ulaşılsaydı, belki bilgi derdik. Aradaki fark sonuçta değil, sonuca giden yoldadır.

Gerekçelendirme nedir?

Kaba bir tanımla, bir inanç gerekçelendirilmişse, onu doğru sayman için iyi sebeplerin vardır. "İyi sebep" burada özel bir anlam taşır: inancın doğru olma ihtimalini gerçekten artıran bir sebep. Tahminini yazı turaya dayandıran kişinin bir sebebi vardır, ama bu sebep endeksin yükselip yükselmeyeceği hakkında hiçbir şey söylemez. Anketleri, önceki seçimleri ve bölgesel eğilimleri inceleyen bir yorumcunun sebepleri ise sonucun doğru olma ihtimalini gerçekten değiştirir.

Gerekçelendirmenin tam olarak neden oluştuğu, epistemolojinin en büyük tartışmalarından biridir ve gerekçelendirme teorileri modülünün bütün konusu budur. Bazı filozoflar gerekçenin kişinin zihnine erişilebilir sebeplerden oluştuğunu savunur, bazıları inancı üreten sürecin güvenilirliğine bakar, bazıları ise bilen kişinin karakterine. Bu derste bu tartışmaya girmeden, üzerinde geniş bir uzlaşma bulunan birkaç özelliği ele alacağız.

Epistemik sebep ile pratik sebep

İnanmak için sebep dediğimiz şeyler iki türe ayrılır. Epistemik sebep, bir önermenin doğru olduğunu gösteren sebeptir: kanıt, gözlem, güvenilir bir tanıklık. Pratik sebep ise bir önermeye inanmanın bize yararlı olduğunu gösteren sebeptir: huzur vermesi, motive etmesi, bir ilişkiyi koruması. "Sınavı geçeceğime inanıyorum, çünkü bu inanç kaygımı azaltıyor" cümlesi pratik bir sebep sunar; "Sınavı geçeceğime inanıyorum, çünkü deneme sınavlarının hepsinde barajın üstünde çıktım" ise epistemik bir sebep.

Pratik sebepler hayatta önemlidir ve bir inancın yararlı olması kötü bir şey değildir. Ama gerekçelendirme yalnızca epistemik sebeplerle ilgilidir, çünkü gerekçelendirme doğrulukla bağ kurar. Önceki derste pragmatik doğruluk teorisinin zayıf yerini görmüştük: işe yarayan bir inanç, bu yüzden doğru olmaz. Aynı ayrım burada da geçerlidir: bir inanca sahip olmak için pratik bir sebebin olması, onu gerekçelendirmez. Kendi inançlarını denetlerken sorulacak soru şudur: bu inancı sürdürmemin sebebi, doğru olduğunu gösteren bir şey mi, yoksa doğru olmasını istediğim için mi?

Gerekçe derecelidir ve yanılabilir

Gerekçelendirme, inanç gibi derecelidir. Bir tanığın ifadesi bir miktar gerekçe verir; üç bağımsız tanığın aynı şeyi söylemesi daha fazla; bir kamera kaydı daha da fazla. Güçlü gerekçe bile sonucun doğruluğunu garanti etmez. Meteoroloji servisi bütün verilere dayanarak yarın için yağmur tahmin edebilir ve yağmur yağmayabilir. Servisin inancı gerekçeliydi ama yanlış çıktı.

Bu nokta önemlidir, çünkü tersini düşünmek bizi hızla şüpheciliğe götürür. Eğer yalnızca doğruluğu garanti eden gerekçeler bilgi verebilseydi, gündelik hayatta neredeyse hiçbir şeyi bilemezdik: postacının saat onda geleceğini, köprünün çökmeyeceğini, bir arkadaşımızın bize doğru söylediğini. Epistemologların çoğu yanılabilircidir: gerekçenin güçlü olmasını ister, yanılmaz olmasını istemez. Şüphecilik modülünde bu tercihin ne kadar sağlam olduğunu sınayacağız.

Gerekçeye sahip olmak ile gerekçeye dayanmak

İnce ama önemli bir ayrım daha var. Bir kişinin bir inanç için iyi bir gerekçesi olabilir, ama inancını o gerekçeye değil başka bir şeye dayandırıyor olabilir. Bir öğrenci, sınavı geçeceğine dair güçlü kanıtlara sahip olsun: bütün deneme sınavlarında yüksek not almış. Ama sınavı geçeceğine inanmasının asıl sebebi, sabah okuduğu burç yorumu olsun. Bu öğrencinin inancı gerekçeli midir?

Felsefede bu ayrıma önermesel gerekçelendirme ile inançsal gerekçelendirme denir. İlkinde kişinin elinde, önermeyi destekleyen iyi sebepler vardır. İkincisinde kişi inancını gerçekten o sebeplere dayandırır. Öğrencinin durumu birincisini karşılar ama ikincisini karşılamaz. Bilgi için genellikle ikincisi gerekir: iyi bir gerekçenin çekmecede durması yetmez, inancın gerçekten onun üzerine kurulmuş olması gerekir. Bu ayrım bir iddiayı denetlerken şu soruyu sordurur: bu kişi doğru sebeplere sahip mi, yoksa doğru sebeplerle mi inanıyor? İki soru farklı cevaplar verebilir.

Epistemik şans: iyi şans ve kötü şans

Bir inancın doğruluğu şansa bağlı olabilir, ama her şans bilgiyi bozmaz. İngiliz epistemolog Duncan Pritchard, 2005'te yayımlanan Epistemik Şans kitabında bu ayrımı keskinleştirdi. Bir dedektif, çöp kutusunda tesadüfen bir mektup bulur ve mektup failin kim olduğunu açıkça gösterir. Kanıtı bulması şanstır, ama o kanıta dayanarak vardığı inancın doğruluğu şansa bağlı değildir; mektup sahte değilse inanç sağlam bir dayanağa sahiptir. Bu tür şans bilgiyle bağdaşır.

Bilgiyi bozan şans başka türdür: inancın dayandığı gerekçe sağlam olsa bile, inancın doğru çıkması tesadüfe bağlıdır. Salondaki yazı tura oyuncularında bu şans açıktır. Ama daha ince durumlar da vardır ve bir sonraki ders bu ince durumların felsefe tarihindeki en ünlü örneklerini inceleyecek. Şimdilik şu kadarı yeterli: bir inancın gerekçeli ve doğru olması, doğruluğunun şansa bağlı olmadığını tek başına göstermez. Bunu göstermek için ayrı bir sınama gerekir.

Şans Testi: iki karşı-olgusal soru

Bir inancın doğruluğunun şansa bağlı olup olmadığını sınamanın en pratik yolu, dünyayı zihnimizde biraz değiştirip ne olacağını sormaktır. İki soru sorarız. Birincisi: aynı gerekçeyle, koşullar biraz farklı olsaydı, inanç yine doğru çıkar mıydı? Yazı tura oyuncusu için cevap hayırdır: para öbür yüzüne düşseydi tahmin yanlış olurdu. Anketleri titizlikle incelemiş bir analist için cevap çoğu zaman evettir: küçük değişiklikler, dayandığı verilerin gösterdiği yönü değiştirmez.

İkinci soru ters yönden sorar: önerme yanlış olsaydı, bu kişi yine de ona inanır mıydı? Seçimi başka bir aday kazanacak olsaydı, yorumcu yine X'in kazanacağını mı söylerdi? Eğer yorumcunun tahmini, sonuç ne olursa olsun aynı kalacak türdense, örneğin her seçimde aynı partiyi destekleyen bir tahmin alışkanlığından geliyorsa, doğru çıkması bilgiyi değil şansı gösterir. Bu iki soruyu epistemologlar farklı adlarla ve daha teknik biçimlerde tartışır; şüphecilik modülünde bu tartışmanın bir bölümüne döneceğiz. Burada bizim için önemli olan, iki sorunun gündelik bir denetimde kolayca sorulabilmesidir.

Başarı kaydı: tek isabet neden bir şey söylemez

Karşı-olgusal sorular zihinde yapılan bir deneydir. Onları gerçek veriyle desteklemenin yolu, kişinin ya da yöntemin başarı kaydına bakmaktır. Tek bir doğru tahmin, açılıştaki salonda gördüğümüz gibi, yazı turayla da elde edilebilir. Ama bir yöntemin uzun bir dönem boyunca, farklı koşullarda, yazı turanın vereceğinden anlamlı biçimde daha iyi sonuç vermesi, o yöntemin sonucun doğruluğuyla gerçek bir bağ kurduğunu gösterir.

Başarı kaydına bakarken iki tuzağa dikkat etmek gerekir. Birincisi hayatta kalanlar yanılgısıdır: yalnızca başarılı tahmincileri görürüz, çünkü başarısız olanlar televizyona çıkmaz. Salondaki otuz kişiyi görüp dokuz yüz yetmiş kişiyi görmemek, tahmincilik becerisini abartmamıza yol açar. İkincisi taban oranıdır: bir tahminin ne kadar etkileyici olduğu, ne kadar zor olduğuna bağlıdır. Anketlerin açık farkla önde gösterdiği bir adayın kazanacağını söylemek, yazı turadan daha iyi bir başarı değildir; herkes aynı şeyi söylüyordur. Gerçek beceri, herkesin yanıldığı durumlarda haklı çıkmakta görünür.

Gerekçenin gerekçesi

Gerekçelendirme bir soru daha doğurur ve bu soru epistemolojinin büyük tartışmalarından birinin kapısını açar. Bir inancımı bir gerekçeye dayandırıyorsam, o gerekçenin kendisi de gerekçelendirilmiş olmalı mı? Yorumcu tahminini anketlere dayandırıyorsa, anketlerin güvenilir olduğuna neden inanıyor? Anket firmasının geçmiş başarısına. Peki o başarının doğru kaydedildiğine neden inanıyor? Bu zincir nerede durur?

Zincirin sonsuza kadar gitmesi, bir yerde döngüye girmesi ya da bir noktada gerekçesiz bir inançta durması arasında seçim yapmak zorunda gibiyiz. Bu üç seçeneğin üçü de rahatsız edicidir ve antik şüpheciler bu rahatsızlığı bir argümana çevirdi. Bu sorunu şüphecilik modülünde Agrippa'nın Üçlemi adıyla, gerekçelendirme teorileri modülünde ise ona verilen cevaplarla ayrıntılı işleyeceğiz. Burada yalnızca şunu görmek yeterli: "gerekçelendirilmiş" demek, soruyu bitirmez; bir sonraki soruyu açar.

Üç koşul bir arada

Bu dersle birlikte, kavram analizinde başlattığımız işte üç aday koşula ulaştık. Bir kişi bir önermeyi biliyorsa, önerme doğrudur, kişi ona inanır ve inancı gerekçelendirilmiştir. Bu üç koşulun birlikte bilgi için yeterli olduğu görüşüne gerekçelendirilmiş doğru inanç analizi denir ve felsefe tarihinin büyük bölümünde bilginin standart tanımı olarak kabul edildiği söylenir.

Bu analiz sezgisel olarak güçlüdür ve bu dersin bütün örneklerini doğru sınıflandırır: yazı tura oyuncularının inancı gerekçesiz olduğu için bilgi değildir; analistin gerekçeli ve doğru inancı bilgidir. Ama bu dersin içinde bir uyarı işareti de var: gerekçeli ve doğru bir inancın doğruluğu yine de şansa bağlı olabilir mi? Eğer olabilirse, üç koşul bilgi için yeterli değildir. Bir sonraki ders bu sorunun 1963'te üç sayfalık bir makalede nasıl sorulduğunu ve epistemolojiyi nasıl sarstığını anlatacak.

Örnekler

Basit örnek: çoktan seçmeli sınav

Bir öğrenci çoktan seçmeli bir sınavda bir soruyu doğru işaretliyor. Öğretmen yalnızca cevap kâğıdına bakarak öğrencinin bu konuyu bilip bilmediğini söyleyebilir mi? Şans Testi'ni uygulayalım. Birinci soru: aynı gerekçeyle, şıklar farklı sıralansaydı öğrenci yine doğru şıkkı bulur muydu? Öğrenci cevabı rastgele işaretlediyse hayır. İkinci soru: doğru cevap başka bir şık olsaydı, öğrenci yine bu şıkkı mı işaretlerdi? Rastgele işaretlediyse muhtemelen evet. Tek bir soruda bu ayrımı yapmak imkânsızdır; bu yüzden iyi sınavlar aynı konuyu birden fazla soruyla ölçer ve sözlü sınavlarda öğretmen "Neden bu şık?" diye sorar. İlki başarı kaydı, ikincisi gerekçe sorusudur.

Orta örnek: üç yıl üst üste kazanan fon yöneticisi

Bir yatırım fonu reklamında, fon yöneticisinin üç yıl üst üste piyasa ortalamasını geçtiği yazıyor. Bu başarı bilgiye mi dayanıyor, şansa mı? Açılıştaki salonu hatırla. Piyasada yüzlerce fon varsa, rastgele karar veren yöneticilerin bir kısmı da üç yıl üst üste ortalamayı geçecektir. Reklam bize yalnızca başarılı olanı gösteriyor; hayatta kalanlar yanılgısı tam burada devreye girer. Şans Testi'nin sorusu şudur: aynı yöntemle, farklı piyasa koşullarında bu yönetici yine başarılı olur muydu? Bunu anlamak için yöneticinin yönteminin ne olduğuna, daha uzun bir döneme ve farklı koşullara ait kayıtlarına ve benzer fonların genel başarı oranına bakmak gerekir. Üç yıllık tek bir kayıt, yöntemin sonuçla gerçek bir bağ kurduğunu göstermeye yetmez.

Gerçek hayat örneği: arızayı doğru tahmin eden servis çalışanı

Bir çamaşır makinesi su almıyor. Servis çalışanı telefonda "Su giriş valfi bozulmuştur" diyor, geliyor, valfi değiştiriyor ve makine çalışıyor. Tahmin doğruydu. Bilgi miydi? Şans Testi ile soralım. Çalışan bu teşhisi neye dayandırdı? Eğer benzer belirtili yüzlerce makineyle karşılaşmış ve bu belirtinin büyük çoğunlukla valften kaynaklandığını görmüşse, inancı sağlam bir başarı kaydına dayanır; belirti farklı olsaydı başka bir teşhis koyardı. Ama eğer çalışan her su alma şikâyetine aynı cevabı veriyor ve her seferinde valfi değiştiriyorsa, bu seferki başarısı daha az etkileyicidir: sorun başka bir parçada olsaydı da aynı şeyi söyleyecekti. İkinci durumda teşhis doğru çıktı, ama arıza başka bir yerde olsaydı müşteri gereksiz bir parça için para ödemiş olacaktı. Tek bir başarılı onarım, iki durumu birbirinden ayırmaz; ayıran, çalışanın farklı belirtilere farklı cevaplar verip vermediğidir.

Vakaya dönüş

Seçim yorumcusuna Şans Testi'ni uygulayalım. İlk adım gerekçeyi sormaktır: yorumcu tahminini neye dayandırdı? Eğer açıklanmış bir gerekçesi yoksa, inancının gerekçeli olup olmadığını dışarıdan bilemeyiz; ama "biliyorum" iddiası tam da böyle bir gerekçenin varlığını ima eder. İkinci adım, önermesel ve inançsal gerekçelendirmeyi ayırmaktır: yorumcunun elinde iyi veriler olabilir, ama tahmini o verilerden mi yoksa kendi siyasi tercihinden mi çıkardı?

Üçüncü adım karşı-olgusal sorulardır. Anketler biraz farklı olsaydı yorumcu yine aynı tahmini yapar mıydı? Başka bir aday kazanacak olsaydı yorumcu yine X'i mi söylerdi? Eğer yorumcu her seçimde aynı yönde tahmin yapıyorsa, ikinci sorunun cevabı evettir ve bu seferki isabet şansa yakındır. Dördüncü adım başarı kaydıdır: yorumcunun geçmiş tahminlerinin tamamı, özellikle herkesin yanıldığı seçimlerdeki tahminleri. Bu son adım, sosyal medyada dolaşan tek ekran görüntüsünün neden hiçbir şey kanıtlamadığını gösterir: o görüntü, salondaki otuz kişiden birinin fotoğrafı olabilir.

Bu dört adımdan sonra vakamız ilk kez net bir forma kavuşuyor: yorumcunun bildiğini söyleyebilmek için doğru ve inanılan bir tahmin yetmez; tahminin, sonucun doğruluğuyla gerçek bir bağ kuran bir gerekçeye dayandığını göstermemiz gerekir.

Araç kartı: Şans Testi

AlanAçıklama
Ne işe yararDoğru çıkmış bir inancın bilgiye mi yoksa şansa mı dayandığını ayırır
5K kapısıKanıt
Adımlar1) Gerekçeyi yaz: bu inanç neye dayanıyor? 2) Gerekçeye sahip olmakla ona dayanmak aynı mı? 3) Aynı gerekçeyle, koşullar biraz farklı olsaydı inanç yine doğru çıkar mıydı? 4) Önerme yanlış olsaydı kişi yine buna inanır mıydı? 5) Başarı kaydına bak: tek isabet mi, uzun ve zor bir kayıt mı; görmediğimiz başarısızlar var mı?
Ne zaman kullanılırBiri geçmiş bir isabetini uzmanlık kanıtı olarak sunduğunda; bir yöntemin ya da tahmincinin güvenilirliği değerlendirilirken
Sık hataTek bir doğru sonucu, sonuca giden yolun sağlam olduğunun kanıtı saymak

Egzersiz

Bu egzersizi zorlaştıran şey, doğru çıkan tahminlerimizin gerekçesini sonradan güçlü, yanlış çıkanlarınkini ise sonradan zayıf hatırlama eğilimimizdir. Karşılaştırmayı dürüst yapmak için gerekçeyi tahminden önce nasıl kurduğunu hatırlamaya çalış, sonucu bildikten sonra nasıl kurduğunu değil.

Mini test

  1. Platon'un Larisa yolu örneği, doğru kanaat ile bilgi arasındaki farkı nasıl gösterir?
  2. "Bu işte başarılı olacağıma inanıyorum, çünkü bu inanç beni motive ediyor." Bu sebep epistemik mi, pratik mi? Bilgi için neden yeterli değildir?
  3. Bir öğrencinin sınavı geçeceğine dair güçlü kanıtları var, ama inancını burç yorumuna dayandırıyor. Hangi gerekçelendirme türü var, hangisi yok?
  4. Bin kişi beş gün boyunca yazı turayla tahmin yaparsa yaklaşık kaç kişi beşini de doğru bilir? Bu hesap bir tahmincinin başarısını değerlendirirken ne öğretir?
  5. Bir hava durumu servisi, bütün verilere dayanarak yağmur tahmin ediyor ve yağmur yağmıyor. Servisin inancı gerekçeli miydi? Bu durum yanılabilircilik hakkında ne gösterir?
Cevapları göster
  1. Yolu tahmin eden de bilen de seni Larisa'ya götürür, ama doğru kanaat gerekçeyle bağlanmadıkça kaçıcıdır; bilgi, neden doğru olduğunu kavramayı içerir.
  2. Pratik bir sebeptir. İnancın yararlı olduğunu gösterir, doğru olduğunu değil; gerekçelendirme doğruluğun ihtimalini artıran epistemik sebepler ister.
  3. Önermesel gerekçelendirme vardır (elinde iyi kanıt var), inançsal gerekçelendirme yoktur (inancını o kanıta dayandırmıyor).
  4. Yaklaşık otuz bir kişi (bin bölü otuz iki). Bu hesap, tek başına bir isabet kaydının şansla açıklanabileceğini ve görmediğimiz başarısızları hesaba katmak gerektiğini (hayatta kalanlar yanılgısı) öğretir.
  5. Evet, gerekçeliydi ama yanlış çıktı. Gerekçelendirme doğruluğu garanti etmez; güçlü gerekçenin bile yanılabileceği görüşü yanılabilirciliktir.

Özet

  • Doğru ve inanılan bir tahmin şansla da elde edilebilir; onu bilgiye çeviren üçüncü koşul gerekçelendirmedir.
  • Gerekçelendirme, doğru olma ihtimalini artıran epistemik sebeplerle ilgilidir; bir inancın yararlı olması gibi pratik sebepler onu gerekçelendirmez.
  • Gerekçe derecelidir ve yanılabilir; bilgi için doğruluğu garanti eden bir gerekçe gerekmez.
  • İyi bir gerekçeye sahip olmak ile inancı gerçekten ona dayandırmak farklıdır.
  • Kanıtı bulmadaki şans bilgiyle bağdaşır; inancın doğru çıkmasındaki şans bağdaşmaz. Şans Testi bunu iki karşı-olgusal soru ve başarı kaydıyla sınar.
  • Doğru, inanılan ve gerekçeli inanç analizi güçlüdür; ama gerekçeli ve doğru bir inancın doğruluğunun yine de şansa bağlı olup olmadığı açık bir sorudur.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Doğru inancı bilgiye çeviren aday koşul?Gerekçelendirme
Epistemik ile pratik sebep farkı?Biri doğruluğu gösterir, öteki inanmanın yararını
Yanılabilircilik ne der?Gerekçeli bir inanç yine de yanlış olabilir
Önermesel ve inançsal gerekçelendirme farkı?Gerekçeye sahip olmak ile inancı gerçekten ona dayandırmak
Bilgiyle bağdaşan şans türü?Kanıtı bulmadaki şans
Şans Testi'nin iki karşı-olgusal sorusu?Koşullar biraz farklı olsa yine doğru çıkar mıydı; önerme yanlış olsa yine inanır mıydı?
Hayatta kalanlar yanılgısı?Yalnızca başarılıları görüp başarısızları hesaba katmamak
Gerekçelendirilmiş doğru inanç analizinin üç koşulu?Doğruluk, inanç, gerekçe

Sonraki derse köprü

Üç koşula ulaştık: doğruluk, inanç ve gerekçe. Yüzyıllar boyunca bu üçünün birlikte bilgiyi tanımladığı düşünüldü. Ama bu derste bir kapı aralık kaldı: gerekçeli ve doğru bir inancın doğruluğu yine de şansa bağlı olabilir mi? 1963'te Amerikalı filozof Edmund Gettier, yalnızca üç sayfalık bir makalede tam böyle iki durum kurdu ve epistemolojinin standart tanımını sarstı. Ders 1.6 bu makaleyi, ona verilen cevapları ve senin kendi Gettier durumlarını tanıman için bir aracı, Gettier Tarayıcı'yı ele alacak. Açılıştaki salondaki şans kolay görülüyordu; Gettier'in gösterdiği şans çok daha iyi gizlenir.

Günlük sorusu: Geçen ay birinin haklı çıktığı bir tahminini hatırla. Başka bir sonuç çıksaydı o kişi ne söylerdi?

Tarihte bu tartışma

Doğru kanaat ile bilgi arasındaki farkı ilk tartışanlardan biri Platon'dur. Menon'da Sokrates doğru kanaatleri, efsanevi heykeltıraş Daidalos'un yaptığı ve bağlanmadıkça kaçıp giden heykellere benzetir: doğru kanaatler de neden doğru olduklarını kavrayan bir akıl yürütmeyle bağlanınca bilgiye dönüşür ve kalıcı olur. Theaitetos diyaloğunda ise bilginin "açıklamalı doğru kanaat" olup olmadığı uzun uzun tartışılır; bu tartışmayı bir sonraki derste ele alacağız. Hint felsefesinde Nyāya düşünürleri de benzer bir ayrımı, doğru bilgiyi yalnızca doğru olan bilişten değil, güvenilir bir bilgi aracıyla elde edilen bilişten ayırarak yaptılar. Bu geleneği Tarih Hattı'nın Doğu ve İslam epistemolojileri modülünde inceleyeceğiz. Yirminci yüzyılda şans ile bilgi arasındaki ilişki, 1963'ten sonra epistemolojinin merkez sorusu hâline geldi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.