Giriş
Bir şirketin muhasebe kayıtları kusursuz görünüyor. Her fatura bir ödemeyle, her ödeme bir banka hareketiyle eşleşiyor; bilanço kuruşu kuruşuna denk. Denetçi raporuna "kayıtlar tutarlı" yazıyor. Birkaç ay sonra ortaya çıkıyor ki faturaların bir kısmı hiç var olmamış şirketlere kesilmiş, banka hareketleri de bu hayalî şirketler arasında dönmüş. Kayıtlar kendi içinde tutarlıydı; ama dünyada olup bitenle hiçbir ilgisi yoktu. Sonradan soruşturmayı yürüten müfettiş şöyle diyor: "Tutarlı olduğunu biliyorduk. Doğru olup olmadığını hiç sormadık."
Bu sahnenin arkasında felsefenin en eski sorularından biri durur: bir iddiayı doğru yapan nedir? Önceki derste inancın doğruyu hedeflediğini söyledik; bilginin ikinci bileşeni ise doğruluktur. Ama "doğru" kelimesini her gün kullanırken ne kastettiğimizi nadiren düşünürüz. Bu derste dört büyük cevabı karşılaştıracak ve her birinin gündelik denetimde hangi soruyu sordurduğunu göreceksin. Sonunda elinde, her iddiaya "Bu neyle doğru?" diye soran bir araç olacak.
Bu dersin kazanımları:
- Tekabül, tutarlılık, pragmatik ve deflasyoncu doğruluk teorilerini ve her birinin temel güçlüğünü açıklarsın. (anla)
- Bir iddianın doğruluğunun hangi ölçütle sınandığını ya da sınanmadığını çözümlersin. (analiz et)
- Bir denetim durumunda hangi doğruluk ölçütünün yeterli, hangisinin yetersiz olduğuna gerekçeli karar verirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
İki soru: doğruluk nedir, doğruluğu nasıl buluruz?
Doğruluk hakkında konuşurken birbirine sık karışan iki soru vardır. Birincisi doğruluğun ne olduğudur: bir önermeyi doğru yapan şey nedir? İkincisi doğruluğun ölçütüdür: bir önermenin doğru olup olmadığını nasıl anlarız? Bu iki soru farklıdır. Denizin şu an Kaş'ta kaç derece olduğu hakkında bir önermenin doğru olup olmadığını şu an bilmeyebilirim; ama önermenin doğruluğu benim bilgimden bağımsız olarak belirlidir. Doğruluk bir şeydir, onu bulma yöntemimiz başka bir şey.
Bu ayrım önemlidir, çünkü doğruluk teorileri çoğu zaman ikisinden birini öne çıkarır ve ötekini ihmal ettiğinde eleştirilir. Aşağıdaki dört teoriyi okurken her biri için iki şeyi soracağız: bu teori doğruluğun ne olduğunu mu anlatıyor, yoksa onu nasıl bulacağımızı mı? Ve gündelik bir iddiayı denetlerken bize hangi soruyu sordurur?
Tekabül teorisi: dünyaya uymak
En eski ve en sezgisel cevap şudur: bir önerme, dünyadaki durumla örtüştüğünde doğrudur. Aristoteles bunu Metafizik'te çarpıcı bir sadelikle söyler: olanı olmayan, olmayanı olan diye söylemek yanlıştır; olanı olan, olmayanı olmayan diye söylemek ise doğrudur. "Buzdolabında süt var" önermesi, buzdolabında süt varsa doğrudur. Bu kadar basit.
Tekabül teorisinin gücü, doğruluğu insanlardan bağımsız kılmasıdır. Herkes aksine inansa bile, olgu neyse doğru odur. Bu görüş, bilimin ve günlük hayatın örtük varsayımıdır: bir tanık "Kırmızı araba sola döndü" dediğinde, aracın gerçekten sola dönüp dönmediğini sorarız. Gündelik denetimde tekabül teorisinin sordurduğu soru şudur: bunu dünyayla karşılaştırabilir miyim, bakabilir miyim, ölçebilir miyim?
Tekabülün güçlükleri
Teorinin sezgisel gücü birkaç zor soruyu gizler. Birincisi, "olgu" nedir? "Masada fil yok" önermesi doğrudur; ama hangi olguyla örtüşüyor? Dünyada "fil yokluğu" diye bir şey mi var? Olumsuz, genel ve koşullu önermeler, örtüşecekleri olguyu bulmakta zorlanır. "Bütün bakırlar elektrik iletir" önermesi, gözlenmiş ve gözlenmemiş bütün bakır parçalarıyla mı örtüşür?
İkincisi, matematik ve değer önermeleri gibi alanlarda "olgu"nun ne olduğu tartışmalıdır. "İki artı iki dört eder" hangi dünya parçasıyla örtüşür? Üçüncüsü ve epistemoloji açısından en önemlisi: bir inancı dünyayla karşılaştırmak için dünyaya zaten bir inanç aracılığıyla erişiriz. Buzdolabını açıp süte baktığımda, inancımı dünyayla değil, dünyaya dair yeni bir algıyla karşılaştırırım. Bu, tekabül teorisini yanlış yapmaz; ama teorinin doğruluğun ne olduğunu anlattığını, onu nasıl bulacağımızı tek başına söylemediğini gösterir.
Tutarlılık teorisi: sisteme uymak
İkinci cevap bu son güçlükten doğar. Madem inançlarımızı yalnızca başka inançlarla karşılaştırabiliyoruz, belki doğruluk da bir inancın öteki inançlarla uyumudur. Bu görüşe göre bir önerme, geniş ve tutarlı bir inanç sistemine uyduğunda doğrudur. On dokuzuncu yüzyılın sonunda F. H. Bradley gibi İngiliz idealistleri ve yirminci yüzyılda bazı mantıkçı pozitivistler bu çizgide farklı görüşler savundu.
Tutarlılık teorisinin haklı olduğu bir nokta vardır: pratikte iddiaları çoğu zaman gerçekten başka bildiklerimizle karşılaştırarak sınarız. Bir haber "Dün gece İstanbul'da kar yağdı" diyorsa ve biz dün geceki sıcaklığın yirmi derece olduğunu biliyorsak, habere inanmayız, dışarı çıkıp bakmadan. Gündelik denetimde tutarlılık teorisinin sordurduğu soru şudur: bu iddia, sağlam bildiğim başka şeylerle uyuşuyor mu?
Tutarlılığın güçlükleri
Açılıştaki muhasebe skandalı bu teorinin temel zayıflığını gösterir. Tutarlı ama yanlış sistemler mümkündür. İyi yazılmış bir roman kendi içinde son derece tutarlıdır; bir komplo teorisi, her yeni kanıtı sisteme sindirerek tutarlılığını koruyabilir. Tek başına tutarlılık, sistemin dünyaya bağlı olup olmadığını söylemez.
İkinci güçlük, birden fazla tutarlı sistemin aynı anda mümkün olmasıdır. Birbiriyle çelişen iki roman da kendi içinde tutarlı olabilir. Hangisi doğrudur? Tutarlılık teorisinin bu soruya bir cevap verebilmesi için sistemlerden birini dünyaya bağlayan bir şeye, örneğin gözleme, ihtiyacı vardır ve bu da bizi tekabüle geri götürür. Bu yüzden bugün pek az filozof tutarlılığı doğruluğun tanımı olarak savunur; ama pek çoğu onu güçlü bir ölçüt olarak kabul eder. Tutarlılık, bir inancın yanlış olduğunu fark etmemizi sağlayan en iyi alarmlardan biridir; doğru olduğunu tek başına garanti etmez.
Pragmatik teori: işe yaramak ve araştırmanın sonu
Üçüncü cevap Amerikan pragmatistlerinden gelir ve doğruluğu, bir inancın pratikte ne fark yarattığıyla ilişkilendirir. Charles Sanders Peirce 1878'de yayımlanan "Fikirlerimizi Nasıl Açık Kılarız" makalesinde doğruluğu, araştırmayı yeterince uzun süre sürdüren herkesin sonunda varacağı görüş olarak tanımladı. William James ise 1907'de Pragmatizm'de daha tartışmalı bir ifade kullandı: doğru olan, düşüncemiz için işe yarayandır.
Pragmatik teorinin gündelik denetime sordurduğu soru güçlü bir sorudur: bu iddia doğruysa ne fark eder ve o fark gözleniyor mu? Bir ilacın işe yaradığı iddiası, hastaların iyileşip iyileşmediğiyle sınanır; bir haritanın doğru olduğu iddiası, onu kullananların yolunu bulup bulamadığıyla. Pratik bir farkı olmayan iddialar, pragmatistlere göre ya anlamsızdır ya da henüz yeterince açık ifade edilmemiştir.
Teorinin zayıflığı James'in ifadesinde görünür. İşe yarayan her şey doğru mudur? Bir çocuğa "Yalan söylersen burnun uzar" demek bir süre işe yarayabilir; bu, önermeyi doğru yapmaz. Bir hastanın durumunu olduğundan iyi göstermek moralini yükseltebilir; bu da söyleneni doğru yapmaz. Peirce'ün "araştırmanın sonu" fikri bu itiraza daha dayanıklıdır, ama başka bir soru doğurur: hiç araştırılmayacak sorular, örneğin geçmişte kimsenin kaydetmediği bir günün hava durumu, doğruluk değeri taşımaz mı?
Deflasyoncu teori: "doğru" kelimesi ne ekler?
Dördüncü cevap soruyu tümden küçültür. "Kar beyazdır önermesi doğrudur" demek ile "Kar beyazdır" demek arasında ne fark var? Frank Ramsey 1927'de, "doğru" kelimesinin çoğu kullanımda hiçbir içerik eklemediğini, yalnızca bir onay ya da vurgu işlevi gördüğünü savundu. Polonyalı mantıkçı Alfred Tarski ise 1930'larda doğruluğu biçimsel diller için tanımlarken ünlü bir kalıp kullandı: "Kar beyazdır" cümlesi doğrudur, ancak ve ancak kar beyazsa. Tarski'nin kendisi bu kalıbı tekabül sezgisini keskinleştirmek için kullandı, ama deflasyoncular kalıbın doğruluk hakkında söylenebilecek her şeyi söylediğini öne sürdü.
Deflasyoncu teori ilk bakışta pratikte işe yaramaz görünür, ama önemli bir uyarı taşır. Bir iddianın başına "doğrudur ki", "gerçek şu ki", "bilimsel gerçek" gibi ifadeler eklemek iddiaya hiçbir kanıt eklemez. Deflasyoncu teorinin denetime sordurduğu soru şudur: "doğru" kelimesini çıkardığımda geriye kalan iddia ne ve o iddianın kendisi neye dayanıyor? "Gerçek şu ki bu ürün bağışıklığı güçlendirir" cümlesinden "gerçek şu ki"yi çıkar; geriye kanıtlanması gereken bir iddia kalır.
Dört teoriyi birlikte kullanmak
Dört teori birbirinin rakibi olarak doğdu, ama gündelik denetimde birbirini tamamlar. Tekabül bize doğruluğun ne olduğuna dair en iyi sezgiyi verir: dünya nasılsa doğru odur. Ötekiler ise o dünyaya nasıl ulaşacağımızın farklı yollarını gösterir. Bir iddiayı sınarken dört soruyu sırayla sorabilirsin: Buna doğrudan bakabilir miyim? Sağlam bildiğim şeylerle uyuşuyor mu? Doğruysa ne fark ederdi ve o fark gözleniyor mu? "Doğru" kelimesini çıkarınca geriye kalan iddia ne?
Her sorunun kendine özgü bir kör noktası vardır. Doğrudan bakamadığımız şeyler için tekabül sorusu cevapsız kalır; tutarlılık sorusu tutarlı yalanları geçirir; pratik fark sorusu işe yarayan yanılgıları geçirir; deflasyoncu soru ise tek başına hiçbir şeyi doğrulamaz. Bu yüzden iyi bir denetçi, bir iddianın hangi soruya dayandığını ve hangisini atladığını not eder. Açılıştaki denetçi yalnızca tutarlılık sorusunu sordu ve tekabül sorusunu hiç sormadı.
"Herkesin kendi doğrusu" mu?
Gündelik tartışmalarda doğruluk kavramının belki en sık başına gelen şey "herkesin kendi doğrusu var" cümlesidir. Bu cümle en az üç farklı şeyi kastedebilir ve üçünü ayırmak gerekir. Birincisi zevk meselesidir: "Bu yemek lezzetli" iddiası kişiden kişiye değişebilir ve bunda bir tuhaflık yoktur, çünkü iddia zaten konuşanın deneyimini bildirir. İkincisi bakış açısıdır: aynı olay farklı yerlerden farklı görünür ve her tanık olayın bir parçasını görür; bu, olayın kendisinin göreli olduğu anlamına gelmez.
Üçüncüsü asıl tartışmalı olanıdır: "Suyun yüz derecede kaynaması benim için doğru, senin için yanlış olabilir." Bu cümle genellikle ya bir yanlış anlamaya ya da bir tartışmadan kaçışa işaret eder. "Benim için doğru" çoğu zaman "Ben buna inanıyorum" demektir ve inanç ile doğruluk arasındaki fark bu modülün tam da üzerinde durduğu farktır. Birinin bir şeye inanması, onu o kişi için doğru yapmaz; yalnızca o kişinin inancı yapar. Tekabül sezgisi bu karışıklığı çözer: dünya nasılsa, herkes için öyledir; farklı olan, dünyaya dair inançlarımızdır.
Doğruluk ve bilgi
Bu dersin modüldeki yerini hatırlayalım. Kavram analizinde "bilmek" için iki aday koşul bulmuştuk: doğruluk ve inanç. Bu ders birinci koşulun ne anlama geldiğini açtı. Hangi teoriyi benimsersen benimse, bilgi için doğruluğun gerekli olduğu konusunda epistemologlar arasında geniş bir uzlaşma vardır: yanlış bir şeyi bilemezsin, yalnızca bildiğini sanabilirsin.
Ama doğruluk ve inanç birlikte hâlâ yeterli değildir ve seçim yorumcusu bunun en iyi örneğidir. Tahmini doğruydu ve ona inanıyordu. Ama doğruluk, dünyanın o gün öyle olmasından geliyordu; yorumcunun o doğruluğa nasıl ulaştığı hakkında hiçbir şey söylemiyordu. Doğru bir inanç ile bilgi arasındaki mesafeyi dolduran şeyin adı gerekçelendirmedir ve bir sonraki dersin konusudur.
Örnekler
Basit örnek: buzdolabında süt var mı?
Ev arkadaşın mesaj atıyor: "Süt almana gerek yok, buzdolabında var." "Neyle doğru?" Sorusu'nu uygulayalım. Tekabül: buzdolabını açıp bakabilirsin; bu en güçlü sınamadır ve burada kolayca yapılabilir. Tutarlılık: dün akşam sütü bitirdiğini hatırlıyorsan, mesaj bildiğin bir şeyle çelişiyor ve bu bir alarmdır. Pratik fark: süt varsa kahvaltıda ne değişir, yoksa ne değişir? Deflasyoncu soru: "süt var" iddiasının kendisi neye dayanıyor, arkadaşın bugün baktı mı, yoksa geçen haftaki hafızasından mı konuşuyor? Bu basit örnekte dört sorudan birincisi diğerlerini gereksiz kılar, çünkü bakmak kolaydır. Sınama zorlaştıkça öteki sorular öne çıkar.
Orta örnek: tutarlı bilanço
Açılıştaki muhasebe skandalına dönelim. Denetçinin sorduğu soru tutarlılık sorusuydu: kayıtlar birbiriyle uyuşuyor mu? Cevap evetti. Sormadığı soru tekabül sorusuydu: faturalardaki şirketler gerçekten var mı, mal gerçekten teslim edildi mi, banka hesapları gerçekten o şirketlere mi ait? Bu soruların cevabı kayıtların içinde değil, dışında, yani dünyadadır: şirket adreslerine gitmek, ticaret sicilini kontrol etmek, depoyu saymak. Denetim mesleğinin kayıtları "dış kaynaklardan doğrulama" ilkesi tam da bu dersi yansıtır. Tutarlılık yanlışı fark etmek için iyi bir alarmdır; ama iyi kurulmuş bir yanlış alarmı çaldırmaz.
Gerçek hayat örneği: "Bu duvar taşıyıcı değil"
Bir daire tadilatında usta, salonla mutfak arasındaki duvarı göstererek "Bu duvar taşıyıcı değil, kırabiliriz" diyor. Usta yıllardır bu mahallede benzer binalarda çalışmış ve bu tür duvarları kırmış; dayandığı şey pratikte işe yaramış bir deneyim. Bu pragmatik bir güvendir: "şimdiye kadar hep işe yaradı." Duvarın konumu ustanın bildiği bina tipleriyle tutarlıdır; bu da tutarlılık desteğidir. Ama tekabül sorusu burada hayatidir: bu belirli binanın statik projesi ne diyor, duvarın içinde kolon ya da kiriş var mı? Bunun cevabı ustanın deneyiminde değil, projede ve gerekirse bir mühendisin incelemesindedir. Yanılmanın bedeli yüksek olduğunda, işe yaramış bir deneyim ve tutarlı bir izlenim, doğrudan sınamanın yerini tutmaz.
Vakaya dönüş
Seçim yorumcusunun tahmininin "doğru çıktığını" söylüyoruz. Dört soruyu sırayla soralım. Tekabül: seçim sonucu, yorumcunun önermesiyle örtüşüyor; X adayı kazandı. Bu kısım kolaydır ve tartışmasızdır. Ama ilginç bir incelik var: yorumcu tahminini seçimden aylar önce yaptı. O gün "X kazanacak" önermesi doğru muydu, yoksa ancak seçim günü mü doğru oldu? Aristoteles bu soruyu Yorum Üzerine'de yarın olacak bir deniz savaşı örneğiyle tartışır: gelecekte olacak ama henüz belirlenmemiş olaylar hakkındaki önermelerin bugünden doğru ya da yanlış olup olmadığı. Bu tartışma hâlâ sürüyor.
Tutarlılık: yorumcunun tahmini, o dönemin anketleri ve öteki göstergelerle uyumlu muydu, yoksa hepsine karşı mı gidiyordu? Pratik fark: tahmin doğruysa ne değişecekti; izleyiciler buna göre bir karar aldı mı? Deflasyoncu soru ise en keskin olanıdır: "Tahmin doğru çıktı" cümlesinden "doğru çıktı"yı çıkarınca geriye "X kazandı" kalır. Bu cümle seçim hakkında bir şey söyler, yorumcu hakkında hiçbir şey söylemez. Yorumcunun bilip bilmediği sorusu, doğruluk sorusu cevaplandıktan sonra bile tamamen açık kalıyor.
Araç kartı: "Neyle doğru?" Sorusu
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir iddianın doğruluğunun hangi yolla sınandığını ve hangi yolun atlandığını gösterir |
| 5K kapısı | Kavram |
| Adımlar | 1) Tekabül: buna doğrudan bakabilir, ölçebilir miyim? 2) Tutarlılık: sağlam bildiğim şeylerle uyuşuyor mu? 3) Pratik fark: doğruysa ne değişir ve o değişiklik gözleniyor mu? 4) Deflasyon: "doğru", "gerçek şu ki" gibi ifadeleri çıkarınca geriye kalan iddia ne? 5) Hangi sorunun atlandığını ve yanılmanın bedelini not et. |
| Ne zaman kullanılır | Bir iddia "doğrudur", "gerçektir", "kanıtlanmıştır" diye sunulduğunda; bir raporun ya da kaydın güvenilirliğini değerlendirirken |
| Sık hata | Tutarlılığı ya da işe yaramayı, doğrudan sınamanın yerine koymak |
Egzersiz
Egzersizin en öğretici anı, doğrudan sınamanın aslında kolay olduğu ama hiç yapılmadığı bir satırla karşılaştığın andır. Bu tür satırlar, güvenin alışkanlıktan geldiği yerleri gösterir.
Mini test
- Doğruluğun tanımı ile doğruluğun ölçütü arasındaki farkı bir örnekle açıkla.
- "Masada fil yok" önermesi hangi teori için bir güçlük oluşturur ve neden?
- İyi yazılmış bir polisiye roman kendi içinde tamamen tutarlıdır. Bu, tutarlılık teorisi için neden bir sorundur?
- "Bu inanç bana huzur veriyor, o hâlde benim için doğru" cümlesini pragmatik teorinin zayıflığı açısından değerlendir.
- Bir kozmetik reklamı "Bilimsel gerçek: bu krem cildinizi on yaş gençleştirir" diyor. Deflasyoncu soruyu bu cümleye uygula.
Cevapları göster
- Örnek: "Kaş'ta denizin sıcaklığı şu an yirmi dört derece" önermesi, bugün kimse ölçmese de doğru ya da yanlıştır; bu tanım meselesidir. Bir termometreyle ölçmek ise ölçüttür, yani doğruluğu bulma yoludur.
- Tekabül teorisi için: önermenin örtüşeceği olumlu bir olgu bulmak zordur; dünyada bir "fil yokluğu" olgusu olup olmadığı tartışmalıdır.
- Çünkü tutarlı ama yanlış bir sistem örneğidir; tutarlılık tek başına sistemin dünyaya bağlı olup olmadığını göstermez.
- Huzur vermek bir pratik yarardır ama önermenin doğruluğunu göstermez; işe yarayan yanılgılar mümkündür. Cümle ayrıca "benim için doğru" ile "inanıyorum"u karıştırıyor.
- "Bilimsel gerçek" ifadesini çıkarınca geriye "Bu krem cildi on yaş gençleştirir" kalır. Bu iddianın kendisi bir kanıt gerektirir: hangi çalışma, kaç kişi, "on yaş" nasıl ölçüldü? Baştaki ifade kanıt eklemez, yalnızca kanıt varmış izlenimi verir.
Özet
- Doğruluğun ne olduğu ile doğruluğun nasıl bulunduğu ayrı sorulardır.
- Tekabül teorisi: önerme dünyaya uyduğunda doğrudur; güçlüğü olumsuz ve genel önermeler ile dünyaya inançlarımız aracılığıyla erişmemizdir.
- Tutarlılık teorisi: önerme tutarlı bir inanç sistemine uyduğunda doğrudur; tutarlı ama yanlış sistemler mümkün olduğu için güçlü bir ölçüt ama zayıf bir tanımdır.
- Pragmatik teori: doğruluğu pratik başarıya ya da araştırmanın uzun vadeli sonucuna bağlar; işe yarayan yanılgılar onun zayıf yeridir.
- Deflasyoncu teori: "doğru" kelimesi esas olarak onaylama işlevi görür; "gerçek şu ki" gibi ifadeler bir iddiaya kanıt eklemez.
- Doğruluk bilgi için gereklidir ama yeterli değildir; doğru bir inancı bilgiye çeviren şey gerekçelendirmedir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Doğruluk tanımı ile ölçütü farkı? | Tanım doğruluğun ne olduğunu, ölçüt onu nasıl bulacağımızı söyler |
| Aristoteles'in doğruluk formülü? | Olanı olan, olmayanı olmayan diye söylemek doğrudur |
| Tekabül teorisinin sordurduğu soru? | Buna doğrudan bakabilir, ölçebilir miyim? |
| Tutarlılık teorisinin temel zayıflığı? | Tutarlı ama yanlış sistemler mümkündür |
| Peirce'e göre doğruluk? | Araştırmayı sürdüren herkesin sonunda varacağı görüş |
| Tarski'nin kalıbı? | "Kar beyazdır" doğrudur, ancak ve ancak kar beyazsa |
| Deflasyoncu teorinin pratik uyarısı? | "Gerçek şu ki" gibi ifadeler iddiaya kanıt eklemez |
| "Benim için doğru" çoğu zaman ne demektir? | Ben buna inanıyorum |
Sonraki derse köprü
Seçim yorumcusunun tahmini doğruydu ve yorumcu ona inanıyordu; ama bu iki şey onun bildiğini göstermeye yetmedi. Eksik olan parçanın adı gerekçelendirmedir: bir inancın, doğru olma ihtimalini gerçekten artıran iyi sebeplere dayanması. Yazı tura atarak doğru tahmin eden biri ile anketleri dikkatle inceleyerek doğru tahmin eden biri arasındaki fark tam olarak budur. Ders 1.5 doğru bir tahminin neden bilgi olmadığını tartışacak ve araç kutuna, bir inancın doğruluğunun şansa mı yoksa sağlam bir gerekçeye mi dayandığını ayıran Şans Testi'ni ekleyecek.
Günlük sorusu: Son zamanlarda "gerçek şu ki" ya da "doğrusu şu" diye başlayan bir cümle kurdun mu? O ifadeyi çıkardığında cümlenin arkasında ne kalıyordu?
Tarihte bu tartışma
Aristoteles'in Metafizik'teki formülü, Batı'da ve İslam dünyasında doğruluk tartışmasının iki bin yıllık başlangıç noktası oldu. Orta Çağ skolastik düşüncesinde doğruluk, "zihin ile şeyin örtüşmesi" (adaequatio rei et intellectus) formülüyle ifade edildi; Thomas Aquinas bu formülü benimsedi ve tartıştı. Tekabül sezgisine ciddi ilk meydan okuma on dokuzuncu yüzyılın sonunda geldi: İngiliz idealistleri doğruluğu bir sistemin bütünlüğüyle, Amerikan pragmatistleri ise araştırmanın pratik sonuçlarıyla ilişkilendirdi. Yirminci yüzyılın başında Russell ve genç Wittgenstein tekabül teorisini "olgu" kavramı üzerinden yeniden kurmaya çalıştı; Ramsey ve Tarski ise tartışmayı dilin kendisine taşıdı. Pragmatizmin epistemolojiye katkısını Tarih Hattı'nın pragmatizm dersinde ayrıntılı ele alacağız.