Giriş
Anneannen yıllardır aynı börek hamurunu açar. "Ne kadar un koyuyorsun?" diye sorduğunda "Kıvamına gelene kadar" der. "Kıvam ne demek?" diye üstelediğinde elini hamura bastırır ve "İşte bu" der. Anneannen böreği yapmayı kesinlikle biliyor; ama bildiği şeyi senin not defterine yazabileceğin bir cümleye çeviremiyor. Öte yandan sen tarifi bir kitaptan ezberleyebilir, un miktarını gramına kadar söyleyebilirsin ve yine de ilk denemende hamur elinde parçalanır.
Bu sahne, "bilmek" fiilinin tek bir şeyi adlandırmadığını gösterir. Bir önceki derste envanterine yazdığın "biliyorum"ların bir kısmı bir olguyu, bir kısmı bir beceriyi, bir kısmı da bir yere ya da birine dair doğrudan yakınlığı bildiriyor olabilir. Bu derste bu üç türü birbirinden ayırmayı öğrenecek ve her türün farklı biçimde sınandığını göreceksin. Yanlış türde sınanan bir bilgi iddiası ya haksız yere reddedilir ya da haksız yere kabul edilir.
Bu dersin kazanımları:
- Önermesel bilgi, beceri bilgisi ve tanışıklık bilgisini tanımlar ve her birine örnek verirsin. (anla)
- Bir "biliyorum" cümlesinin hangi türde bir bilgiyi iddia ettiğini ve hangi türde bir desteğe dayandığını ayırırsın. (analiz et)
- Bir bilgi iddiasının türüne uygun biçimde sınanıp sınanmadığına gerekçeli karar verirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
"Bilmek" fiilinin üç kullanımı
Şu üç cümleye bak: "Suyun deniz seviyesinde yüz derecede kaynadığını biliyorum." "Bisiklet sürmeyi biliyorum." "İstanbul'u iyi bilirim." Üçünde de aynı fiil var, ama aynı şeyi söylemiyorlar. Birincisi bir olgunun doğru olduğunu bildirir ve "…olduğunu" yapısıyla kurulur. İkincisi bir şeyi yapabilme yetisini bildirir ve "…meyi" yapısıyla kurulur. Üçüncüsü bir yerle doğrudan, yaşayarak kurulmuş bir yakınlığı bildirir; bir nesne alır ve çoğu zaman "tanımak" fiiliyle değiştirilebilir.
Felsefede bu üç kullanıma sırasıyla önermesel bilgi, beceri bilgisi ve tanışıklık bilgisi denir. Bu ayrım yalnızca bir dil gözlemi değildir. Üç türün nasıl edinildiği, nasıl aktarıldığı, nasıl sınandığı ve nasıl yanılındığı birbirinden farklıdır. Bir iddiayı denetlemeden önce hangi türden bir bilgi iddiasıyla karşı karşıya olduğumuzu bilmek, 5K'nın Kavram kapısının bu dersteki işidir.
Önermesel bilgi: "…olduğunu bilmek"
Önermesel bilgi, bir önermenin doğru olduğunu bilmektir: Ankara'nın Türkiye'nin başkenti olduğunu, iki artı ikinin dört ettiğini, yarın toplantı olduğunu bilmek. İlk dersteki önerme kavramını hatırla: doğru ya da yanlış olabilen içerik. Önermesel bilginin nesnesi tam olarak budur ve bu yüzden önermesel bilgi doğruluk değeri taşıyan, kanıtla desteklenebilen, tartışılabilen bir şeydir.
Önermesel bilginin önemli bir özelliği aktarılabilir olmasıdır. Ankara'nın başkent olduğunu bir cümleyle sana söyleyebilirim ve sen de artık bunu bilirsin, en azından bana güvenmen için iyi bir sebep varsa. Bir sonraki modülün tanıklık dersi bu aktarımın koşullarını inceleyecek. Epistemoloji tarihinin büyük kısmı bu türle uğraştı ve bu modülün geri kalanı da ona odaklanacak: "bilgi nedir?" sorusu çoğu zaman "bir önermenin doğru olduğunu bilmek nedir?" sorusu olarak sorulur.
Beceri bilgisi: "…meyi bilmek"
Beceri bilgisi bir şeyi yapmayı bilmektir: bisiklet sürmeyi, yüzmeyi, bir yabancıyla sohbet açmayı, bir ağrıyı elle bulmayı. Bu bilginin ölçüsü doğru bir cümle kurmak değil, yapılan işin başarısıdır. Bisiklet sürmeyi bilen kişi bunu anlatarak değil, düşmeden pedal çevirerek gösterir.
İngiliz filozof Gilbert Ryle 1949'da yayımlanan Zihin Kavramı'nda bu türü önermesel bilgiden ayırmak için güçlü bir argüman kurdu. Eğer akıllıca yapılan her iş, önce bir önermeyi düşünmeyi gerektirseydi, o önermeyi akıllıca düşünmek de başka bir önermeyi düşünmeyi gerektirirdi ve bu sonsuza kadar giderdi. Hiçbir iş yapılamazdı. Ryle'a göre bu gerileme, beceri bilgisinin önermesel bilgiye indirgenemeyeceğini gösterir: bir noktada kural bilmek yerine yalnızca yapmayı bilmek gerekir. Anneannenin hamur kıvamı tam da böyle bir yerdir.
Beceri önermeye indirgenebilir mi?
Ryle'ın ayrımı yetmiş yıldır tartışılıyor ve karşı görüş de ciddi. Jason Stanley ve Timothy Williamson 2001'de yayımladıkları "Beceri Bilgisi" makalesinde, beceri bilgisinin aslında önermesel bilginin özel bir türü olduğunu savundular: bisiklet sürmeyi bilmek, "şu yol bisiklet sürmenin bir yoludur" önermesini belirli, pratik bir biçimde bilmektir. Bu görüşe entelektüalizm denir.
Tartışmayı keskinleştiren örneklerden biri şudur: kayak hocası olan biri, dizlerindeki sakatlık yüzünden artık kayamıyor, ama her hareketi öğrencilerine kusursuzca tarif ediyor ve onları iyi kayakçılara dönüştürüyor. Kaymayı biliyor mu? Yapamadığına göre bilmiyor gibi görünür; öğretebildiğine göre biliyor gibi. Tersine bir örnek de var: hiçbir kuralı söyleyemeyen ama kusursuz kayan bir çocuk. Bu örnekler, beceri ile bilgi arasındaki ilişkinin sanıldığından karmaşık olduğunu gösterir. Bu dersin amacı tartışmayı çözmek değil; ama şunu not et: iki tarafın da kabul ettiği bir şey var, o da beceri iddialarının sözle değil performansla sınanması gerektiği.
Tanışıklık bilgisi: doğrudan yakınlık
Üçüncü tür bir kişiyi, bir yeri ya da bir deneyimi doğrudan tanımaktır. Bertrand Russell, Aristoteles Derneği'nin 1910–1911 bildirilerinde yayımlanan bir makalesinde ve 1912'de Felsefenin Sorunları'nda tanışıklık yoluyla bilgi ile betimleme yoluyla bilgi arasında bir ayrım yaptı. Bir kahvenin tadını tatmış olmak tanışıklıktır; o tadı bir yemek eleştirmeninin yazısından okumak betimlemedir. Hiç görmediğin bir şehir hakkında pek çok şey bilebilirsin, ama o şehri tanımazsın.
Tanışıklığın epistemolojik değeri gerçektir, ama sınırlıdır. İstanbul'da doğup büyümüş biri şehrin sokaklarını, kokularını, trafik saatlerini bir turistin asla bilemeyeceği biçimde bilir. Ama bu tanışıklık, "İstanbul'da son on yılda kira artışı ülke ortalamasının üstünde oldu" gibi bir önermesel iddiayı doğrulamak için yeterli değildir; bunun için veri gerekir. Tanışıklık önermesel bilgiye kaynak olabilir, ama onun yerini tutmaz.
Dillerin ayrımı zaten yaptığı yer
Bu üçlü ayrımın bir izi pek çok dilde zaten vardır. Türkçe "bilmek" ile "tanımak" arasında bir ayrım yapar: bir gerçeği bilirsin, bir insanı tanırsın. Fransızca savoir ile connaître, Almanca wissen ile kennen benzer bir iş görür: ilki bir önermeyi bildirir, ikincisi bir kişiye ya da yere aşinalığı. Beceri için Almanca ayrıca können fiilini kullanır; Fransızca ise savoir nager, yani "yüzmeyi bilmek" der ve beceriyi önermesel bilgiyle aynı fiile bağlar. İngilizce ise üçünü de çoğunlukla tek bir fiille, know ile ifade eder; bu yüzden İngilizce felsefe yazını ayrımı "knowing that", "knowing how" ve "knowledge by acquaintance" gibi ek yapılarla kurmak zorunda kalmıştır.
Dillerin bu farklı davranışı, ayrımın bir felsefi icat olmadığını, insanların gündelik deneyimde zaten fark ettiği bir şey olduğunu gösterir. Ama dilin sınırını da gösterir: Türkçede "İstanbul'u bilirim" demek de mümkündür ve bu cümle tanışıklığı mı, önermesel bir bilgi yığınını mı anlattığını belirsiz bırakır. Bu belirsizlik, bilgi iddialarında kaymaya açık bir kapıdır.
Deneyimin katkısı: renkleri hiç görmemiş bilim insanı
Tanışıklığın önermesel bilgiye indirgenip indirgenemeyeceğini sınayan ünlü bir düşünce deneyi var. Avustralyalı filozof Frank Jackson 1982'de şu senaryoyu kurdu: Mary adında bir bilim insanı, doğduğundan beri siyah-beyaz bir odada yaşıyor ve renk görmenin fiziği ve fizyolojisi hakkında bilinebilecek her önermeyi biliyor. Işığın dalga boylarını, retinadaki hücreleri, beynin renk işleme süreçlerini eksiksiz öğrenmiş. Bir gün odadan çıkıyor ve ilk kez kırmızı bir domates görüyor. Yeni bir şey öğrendi mi?
Çoğu insanın sezgisi "evet" der: Mary artık kırmızının neye benzediğini biliyor ve bunu odada hiçbir önermeden öğrenememişti. Jackson bu deneyi zihin felsefesinde başka bir amaçla kurmuştu, ama epistemoloji açısından şu soruyu keskinleştirir: bazı şeyler yalnızca tanışıklıkla mı bilinir? Bu soruya verilen cevaplar tartışmalıdır. Ama pratik bir sonucu tartışmasızdır: bir deneyimi yaşamış biri ile onu yalnızca okumuş biri aynı şeyi bilmez ve iki tür bilgi farklı sorulara cevap verir.
Tür karışınca doğan hatalar
Bu ayrımın pratik değeri, bilgi iddialarında sık görülen bir kaymayı yakalamasıdır: bir türdeki bilgi, başka türde bir iddiayı desteklemek için kullanılır. "Ben o mahalleyi yirmi yıldır bilirim, orada suç artmadı" diyen kişi, tanışıklığını önermesel bir iddiaya çeviriyor. Tanışıklığı gerçektir ve dikkate değer bir gözlem kaynağıdır; ama suç oranının artıp artmadığı, bir kişinin gündelik izlenimiyle değil kayıtlarla cevaplanabilecek bir sorudur. Bir kişinin gördüğü sokaklar, bütün mahallenin temsilî bir örneklemi değildir.
İkinci yaygın kayma beceriden önermeye geçiştir. Mesleğinde çok usta bir zanaatkâr, bir malzemenin nasıl işleneceğini herkesten iyi bilebilir; bu beceri, aynı malzemenin sağlığa etkileri hakkında önermesel bir iddiada bulunmasını haklı çıkarmaz. Ustalık alanının dışına taşan bir iddia, ustalığın ağırlığını taşımaz. Üçüncü kayma da ters yöndedir: bir konuda çok şey okumuş biri, önermesel bilgisini beceri sanabilir. Yüzme üzerine yüz kitap okumuş biri, suya girdiğinde yüzmeyi bilmediğini fark eder. Üç kaymanın da düzeltmesi aynıdır: iddianın türünü ve dayandığı bilginin türünü ayrı ayrı yazmak.
Her tür nasıl sınanır?
Üç tür, üç farklı sınama gerektirir. Önermesel bir iddia kanıtla sınanır: bu önerme doğru mu, neye dayanarak inanılıyor, karşı kanıt var mı? Programın geri kalanının büyük kısmı bu sınamanın araçlarını öğretecek. Bir beceri iddiası performansla sınanır: kişi bu işi güvenilir biçimde, farklı koşullarda, tekrar tekrar yapabiliyor mu? Burada tek bir başarı yetmez; önemli olan başarı oranıdır. Bir tanışıklık iddiası ise erişimle sınanır: kişi bu yeri, insanı ya da deneyimi gerçekten doğrudan tanıyor mu, yoksa tanıdığını sandığı şey bir betimleme mi? Ve bu tanışıklık hangi sorulara kaynak olabilir, hangilerine olamaz?
Bu üç sınamanın farkı, bir iş görüşmesinde çok netleşir. "Excel biliyorum" diyen bir adaya Excel'in ne olduğunu sormak önermesel bilgiyi sınar; önüne bir tablo koyup bir işlem yaptırmak beceriyi sınar. Aynı cümle iki farklı iddia olabilir ve işveren hangisine ihtiyaç duyduğunu bilmiyorsa yanlış soruyu sorar.
Gerçek uzmanlıkta üç tür çoğu zaman iç içe geçer. İyi bir aile hekimini düşün. Hangi belirtinin hangi hastalığa işaret ettiğini ve hangi ilacın hangi dozda verileceğini bilir; bu önermesel bilgidir ve kitaplardan, kılavuzlardan gelir. Bir karnı muayene ederken elinin altındaki sertliğin ne anlama geldiğini hisseder; bu beceridir ve yıllarca tekrarlanmış muayenelerle kazanılmıştır. Hastasını on yıldır tanır; onun ağrısını abartmadığını ya da tam tersine hep küçümsediğini bilir; bu tanışıklıktır. İyi bir karar üçünü birleştirir. Ama birini ötekinin yerine koymak aynı hekimi yanıltabilir: hastayı iyi tanımak, bir tahlil sonucunun yerine geçmez.
Örnekler
Basit örnek: anneannenin böreği
Açılıştaki sahneyi Üçlü Bilgi Ayırıcı'dan geçirelim. Anneannenin "Börek yapmayı biliyorum" iddiası bir beceri iddiasıdır ve performansla sınanır: yıllardır her seferinde iyi bir börek çıkıyorsa iddia güçlüdür. Senin "Tarifte beş yüz gram un var" cümlen önermesel bir bilgidir ve kitapla sınanır. İkisi birbirinin yerini tutmaz: anneannenin ölçüyü söyleyememesi becerisinden bir şey eksiltmez, senin ölçüyü bilmen de hamuru açabileceğin anlamına gelmez. Bu örnekte dikkat edilecek incelik şudur: anneannenin becerisinin bir kısmı, "kıvam" dediği şeye dair bir tanışıklıktır. Elini hamura bastırdığında hissettiği şey, hiçbir tarifin betimleyemeyeceği bir deneyimdir.
Orta örnek: "Excel bilen" iş ilanı
Bir şirketin iş ilanında "İleri düzeyde Excel bilen" yazıyor. Başvuru sahiplerinden biri, Excel'in bütün fonksiyonlarını bir eğitim videosundan ezberlemiş; öteki, formül adlarını tam söyleyemeyen ama beş yıldır her ay yüzlerce satırlık bordro tablosu hazırlamış. İlandaki "bilmek" hangi türden? İşin kendisi büyük olasılıkla bir beceri istiyor: veriyle hızlı, hatasız çalışmak. Ama mülakat yalnızca sözlü sorulardan oluşuyorsa, önermesel bilgiyi ölçer ve ilk adayı seçer. Üçlü Bilgi Ayırıcı burada işverene bir soru sordurur: bu pozisyon için gereken bilgi hangi türde ve mülakat o türü mü ölçüyor? Bir uygulama görevi eklemek, ölçülen şeyi istenen şeye yaklaştırır.
Gerçek hayat örneği: "Onu tanırım, böyle bir şey yapmaz"
Bir iş yerinde bir çalışan hakkında şikâyet var. Uzun süredir birlikte çalıştığı bir meslektaşı savunmaya geçiyor: "Ben onu on yıldır tanırım, böyle bir şey yapmaz." Bu cümle bir tanışıklık bilgisine dayanarak önermesel bir iddiada bulunuyor: "Bu olay olmadı." Tanışıklık gerçek ve değerli bir kanıttır; on yıllık bir gözlem, kişinin karakteri hakkında bir şey söyler. Ama önermesel iddianın kendisi, yani olayın olup olmadığı, başka türden kanıt gerektirir: tanıklar, kayıtlar, belgeler. Tanışıklığın sınırı da burada görünür: insanlar tanıdıklarının her davranışını görmez ve iyi tanınan biri de beklenmedik bir şey yapabilir. Doğru tavır meslektaşın tanıklığını yok saymak değil, onu bir karakter tanıklığı olarak kaydedip olayla ilgili kanıtı ayrıca aramaktır.
Vakaya dönüş
Seçim yorumcusunun "Bu seçimi kim kazanacak, biliyorum" cümlesini Üçlü Bilgi Ayırıcı'dan geçirelim. İddianın kendisi önermeseldir: "X adayı kazanacak" önermesinin doğru olduğunu bildiğini söylüyor. Ama bu iddiayı hangi türde bir bilgiye dayandırıyor olabilir? Üç ihtimali ayrı ayrı düşünelim.
Birinci ihtimal önermesel bir dayanaktır: anket verileri, geçmiş seçim sonuçları, demografik eğilimler. Bu durumda iddia kanıtla sınanır ve yorumcunun verilerini açıklaması gerekir. İkinci ihtimal bir beceridir: yıllardır seçim izleyen biri, verileri tartmakta bir ustalık geliştirmiş olabilir. Bu durumda sınama performansladır ve tek bir doğru tahmin yetmez; yorumcunun geçmiş tahminlerinin toplam isabetine bakmak gerekir. Üçüncü ihtimal tanışıklıktır: yorumcu belirli bölgeleri gezmiş, seçmenlerle konuşmuş, "havayı koklamış" olabilir. Bu değerli bir gözlem kaynağıdır ama bir önceki bölümdeki mahalle örneğinde olduğu gibi, bir kişinin gördükleri bütün seçmenlerin temsilî bir örneklemi değildir.
Böylece "biliyor muydu?" sorusu daha keskin bir soruya dönüşüyor: yorumcu hangi türde bir bilgiye dayanıyordu ve o tür, iddia ettiği kesinliği taşıyabilir mi? Önümüzdeki derslerde bu önermesel iddianın kendisine, yani yorumcunun inancının gücüne, doğruluğuna ve gerekçesine bakacağız.
Araç kartı: Üçlü Bilgi Ayırıcı
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | "Biliyorum" cümlesinin önermesel, beceri ya da tanışıklık bilgisi iddiası olup olmadığını ayırır ve her birine uygun sınamayı gösterir |
| 5K kapısı | Kavram |
| Adımlar | 1) Cümleyi yeniden yaz: "…olduğunu biliyorum", "…meyi biliyorum" ya da "…yı tanıyorum". 2) İddianın türünü ve dayandığı bilginin türünü ayrı ayrı yaz. 3) İki tür farklıysa kaymayı işaretle. 4) Uygun sınamayı seç: önermeye kanıt, beceriye performans kaydı, tanışıklığa erişim sorusu. |
| Ne zaman kullanılır | Biri deneyimine ya da ustalığına dayanarak bir olgu iddia ettiğinde; bir iş, beceri ya da uzmanlık değerlendirmesinde |
| Sık hata | Tanışıklığı ya da ustalığı, alanı dışındaki önermesel iddialara kanıt saymak |
Egzersiz
Hedefin, en az bir satırda tanışıklığını ya da becerini, alanının dışında kalan bir önermesel iddiaya dayanak yaptığını fark etmek. Yazıya dökemediğin beceri parçası ise Modül 7'de örtük bilgiyi incelerken başlangıç noktan olacak.
Mini test
- "Satranç oynamayı biliyorum", "Satrançta atın L biçiminde hareket ettiğini biliyorum" ve "Bu satranç kulübünü iyi bilirim" cümlelerinin her biri hangi tür bilgidir?
- Ryle'ın gerileme argümanı, beceri bilgisi hakkında neyi göstermeyi amaçlar?
- Siyah-beyaz odadaki bilim insanı deneyi, hangi bilgi türünün önermesel bilgiye indirgenemeyebileceğini sorgular?
- Bir mühendis "Yirmi yıldır köprü inşa ediyorum, bu yeni malzemenin kanser yapmadığını biliyorum" diyor. Üçlü Bilgi Ayırıcı ile bu iddiadaki kaymayı açıkla.
- Bir hastane, cerrah adaylarını yalnızca yazılı bir sınavla seçiyor. Bu seçim yönteminin hangi bilgi türünü ölçüp hangisini atladığını değerlendir.
Cevapları göster
- Sırasıyla beceri, önermesel ve tanışıklık bilgisi.
- Beceri bilgisinin önermesel bilgiye indirgenemeyeceğini: her akıllıca eylem önce bir önermeyi düşünmeyi gerektirseydi sonsuz bir gerileme doğardı, o hâlde bir noktada kural bilmeden yapmayı bilmek gerekir.
- Tanışıklık bilgisini: bütün önermeleri bilen biri bile, bir deneyimi yaşayınca yeni bir şey öğreniyor gibi görünür.
- İddia önermeseldir ("malzeme kanser yapmaz"), dayanak ise beceri ve tanışıklıktır (köprü inşa etmek). Ustalık, alanının dışındaki bir sağlık iddiasına kanıt olamaz; bu iddia toksikoloji verisiyle sınanmalıdır.
- Yazılı sınav önermesel bilgiyi ölçer, cerrahlığın merkezindeki beceriyi atlar. Yöntem, simülasyon ya da gözetimli uygulama gibi bir performans ölçümüyle tamamlanmalıdır.
Özet
- "Bilmek" fiili üç farklı şeyi adlandırır: önermesel bilgi (…olduğunu), beceri bilgisi (…meyi) ve tanışıklık bilgisi (doğrudan yakınlık).
- Önermesel bilgi doğru ya da yanlış olabilir ve sözle aktarılabilir; epistemolojinin geleneksel olarak en çok incelediği türdür.
- Beceri bilgisi performansla sınanır ve çoğu zaman sözle tam aktarılamaz; Ryle onu önermeye indirgenemez saydı, entelektüalistler ise indirgenebilir.
- Tanışıklık doğrudan deneyimdir; önermesel bilgiye kaynak olabilir ama onun yerini tutmaz.
- En sık hata tür kaymasıdır: tanışıklığı ya da ustalığı alanı dışındaki önermesel iddialara kanıt saymak.
- Her tür kendi yoluyla sınanır: önermeye kanıt, beceriye performans kaydı, tanışıklığa erişim sorusu.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Önermesel bilgi nedir? | Bir önermenin doğru olduğunu bilmek |
| Beceri bilgisi nasıl sınanır? | Tekrarlanan performansın güvenilir başarısıyla |
| Tanışıklık bilgisi nedir? | Bir kişi, yer ya da deneyimle doğrudan, yaşanmış ilişki |
| Ryle'ın gerileme argümanı neyi savunur? | Beceri bilgisi önermesel bilgiye indirgenemez |
| Entelektüalizm nedir? | Beceri bilgisinin önermesel bilginin bir türü olduğu görüşü |
| Türkçede tanışıklığı ayıran fiil? | Tanımak |
| Siyah-beyaz odadaki bilim insanı deneyinin sorusu? | Bazı şeyler yalnızca deneyimle, tanışıklıkla mı bilinir? |
| Tür kayması nedir? | Bir türdeki bilgiyi başka türde bir iddiaya kanıt saymak |
Sonraki derse köprü
Bu dersten sonra modülün geri kalanında önermesel bilgiye odaklanacağız, çünkü seçim yorumcusunun iddiası ve envanterindeki satırların çoğu bu türde. Önermesel bilginin ilk bileşeni inançtır: bir şeyi bilmek için ona inanmak gerekiyor gibi görünüyor. Ama inanç tek bir şey değildir. Bir şeye yüzde elli de inanabilirsin, yüzde doksan dokuz da. İnanmaya karar verebilir misin, yoksa inançlar kendiliğinden mi oluşur? Bir avukatın müvekkilinin masum olduğunu kabul ederek çalışması, buna inanması anlamına mı gelir? Ders 1.3 bu soruları sorarak inancın derecesini, istemsizliğini ve kabulle farkını inceleyecek; araç kutuna inançlarını sıfırdan yüze derecelendiren bir ölçek girecek.
Günlük sorusu: Çok iyi yaptığın ama nasıl yaptığını anlatamadığın bir şeyi düşün. Onu birine öğretmen gerekse ilk cümlen ne olurdu?
Tarihte bu tartışma
Bilgi türlerini ayırma çabası Antik Yunan'a kadar gider. Aristoteles Nikomakhos'a Etik'in altıncı kitabında zihnin doğruyu kavramasının farklı yollarını ayırır: kanıtlanabilir olana dair bilimsel bilgi (episteme), bir şeyi üretme sanatı ya da zanaat bilgisi (techne), eylemde doğru olanı görme becerisi olan pratik bilgelik (phronesis) ve bunlarla birlikte sezgisel akıl ve bilgelik. Aristoteles'in techne'si bugün beceri bilgisi dediğimiz şeye, episteme'si önermesel bilginin sistemli biçimine yakındır. Yirminci yüzyılda Russell'ın tanışıklık ayrımı ve Ryle'ın beceri ayrımı bu eski tartışmayı yeniden açtı; Stanley ve Williamson'ın 2001 makalesiyle başlayan entelektüalizm tartışması ise bugün de canlıdır. Aristoteles'in bilgi anlayışına Tarih Hattı'nın ilk dersinde ayrıntılı olarak döneceğiz.