İçeriğe geç

Ders 1.1 · Modül 1: Bilgi Nedir?

Epistemoloji neden bugün bir hayatta kalma becerisi?

Araç: Bilgi İddiası Envanteri · 5K: Kesinlik · 2.898 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Geri dönüş

Yeni modüle başlamadan önce Modül 0'ın beş aracını hızla yokla. Cevaplarını önce kendin ver, sonra aşağıdaki paragrafla karşılaştır.

  1. "Hâlâ kiralık evde mi oturuyorsun?" sorusunun içindeki gizli önerme nedir?
  2. Geçerli bir argümanın sonucu yanlışsa öncülleri hakkında ne söyleyebilirsin?
  3. "Bu mahallede yeni kafe açıldıktan sonra suç oranı düştü; demek ki kafe mahalleyi güvenli yaptı" argümanı hangi çıkarım türüdür ve hangi rakibi düşünmemiştir?
  4. "Herkes bu uygulamayı kullanıyor, o hâlde güvenli" cümlesindeki safsatanın adı ve ailesi nedir?
  5. Oksijen ateş için gerekli koşul mu, yeterli koşul mu?

Cevaplar sırasıyla şöyle: ilk soruda gizli önerme "Kirada oturmak geride kalmışlıktır; artık ev sahibi olmalıydın" gibi bir yargıdır. İkincisinde öncüllerden en az biri yanlıştır. Üçüncüsü bir en iyi açıklama çıkarımıdır ve ortak nedeni, örneğin aynı dönemde artan sokak aydınlatmasını ya da polis devriyesini hesaba katmamıştır. Dördüncüsü kalabalığa başvurudur ve alakasızlık ailesindendir. Beşincisinde oksijen gereklidir ama yeterli değildir. Beşinden en az dördünü doğru verdiysen hazırsın; vermediysen ilgili dersin özetine bir kez daha göz at.

Giriş

Bir seçim gecesi, sonuçlar açıklanırken bir televizyon yorumcusunun aylar önce yaptığı bir tahmin sosyal medyada yeniden dolaşıma giriyor: "Bu seçimi kim kazanacak, ben biliyorum." Yorumcu haklı çıkmış. Ekran görüntüsünün altına binlerce yorum yağıyor: "Adam biliyordu!", "İşte gerçek uzman." Birkaç kişi ise başka bir soru soruyor: aynı yorumcu kaç seçim için kaç tahmin yaptı ve kaçında yanıldı? O tahminin ekran görüntüleri neden dolaşmıyor?

Bu modülün süregelen vakası bu yorumcu ve modülün tamamı tek bir soruya cevap arıyor: biliyor muydu, yoksa şanslı mıydı? Bu soruyu cevaplamak için önce "bilmek" ile "doğru tahmin etmek" arasındaki farkı kavramamız gerekiyor. Ama bu ilk derste daha temel bir şeyi soracağız: bu fark neden bugün her zamankinden daha önemli? Sonunda elinde, kendi "biliyorum" dediklerini tek tek inceleyen bir envanter olacak.

Bu dersin kazanımları:

  • Epistemolojinin üç temel sorusunu ve bugünkü bilgi ortamının bu soruları neden acil kıldığını açıklarsın. (anla)
  • Kendi bilgi iddialarını kaynak, emin olma derecesi ve yanılma bedeli açısından envantere dökersin. (analiz et)
  • Bir bilgi iddiası için ne kadar emin olman gerektiğine, yanılmanın bedelini hesaba katarak gerekçeli karar verirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Epistemoloji neyi sorar?

Epistemoloji, Yunanca "bilgi" anlamına gelen episteme ile "söz, akıl yürütme" anlamına gelen logos kelimelerinden türemiştir ve felsefenin bilgiyi inceleyen dalıdır. Kelimenin kendisi sanıldığı kadar eski değildir: soru Antik Yunan'dan beri sorulsa da "epistemoloji" adını İskoç filozof James Frederick Ferrier 1854'te felsefenin bir dalını adlandırmak için kullandı. Bu dal üç soru etrafında döner. Birincisi bilginin doğasıdır: bir şeyi bilmek ne demektir, bilgi ile inanç, tahmin ya da kanaat arasındaki fark nedir? İkincisi bilginin kaynaklarıdır: algı, akıl, bellek, başkalarının tanıklığı bize nasıl ve ne ölçüde bilgi verir? Üçüncüsü bilginin sınırlarıdır: neyi bilebiliriz, neyi hiçbir zaman bilemeyiz ve ne kadar emin olmalıyız?

Bu sorular kulağa soyut gelebilir, ama her gün cevaplarını farkında olmadan veririz. Bir ilacın prospektüsüne güvenip bir forum yorumuna güvenmediğimizde bilginin kaynakları hakkında bir karar veririz. "Bundan eminim" dediğimizde bilginin sınırları hakkında bir iddiada bulunuruz. Epistemoloji bu gündelik kararları görünür kılar ve onları daha iyi vermek için araç sunar. Bu programın beş kapılı yöntemi de bu üç sorunun uygulamaya çevrilmiş hâlidir: Kaynak ve Kanıt kapıları kaynak sorusunu, Kavram kapısı doğa sorusunu, Karşı-görüş ve Kesinlik kapıları sınırlar sorusunu işler.

Bilgi bolluğu, dikkat kıtlığı

Tarihin büyük kısmında insanların sorunu bilgi azlığıydı. Bir köyde yaşayan biri dünyada olan bitenin çoğunu hiç duymaz, duyduğunu da birkaç kaynaktan duyardı. Bugün sorun tersine döndü. Ekonomist ve bilişsel bilimci Herbert Simon, henüz internet yaygınlaşmadan 1971'de bunu şöyle özetlemişti: bilgi zenginliği, dikkat yoksulluğu yaratır. Bilgi bol olduğunda kıt olan şey, onu değerlendirecek zaman ve dikkattir.

Bu değişim epistemolojik bir değişimdir. Bilgi azken asıl beceri bilgiye ulaşmaktı; bilgi bolken asıl beceri, hangisine ne kadar güveneceğini seçmektir. Bir telefon ekranında aynı dakika içinde bir hakemli makalenin özeti, bir reklam, bir komşunun kulaktan duyduğu bir haber ve bir yapay zekâ cevabı aynı yazı tipiyle, aynı büyüklükte önüne gelir. Biçim onları eşitler; ayırt etme işi tamamen okura kalır. Bu ayırt etme becerisi eskiden bir uzmanlık alanıydı, bugün ise gündelik hayatın bir gereği.

Yeni ortamın üç tuzağı

Bugünkü bilgi ortamı yalnızca daha kalabalık değil, farklı biçimde de işliyor ve bu biçim kendine özgü tuzaklar kuruyor. Birinci tuzak seçilmiş akıştır. Sosyal medya ve haber uygulamaları önümüze gelen içeriği rastgele değil, dikkatimizi en çok tutacak olana göre sıralar. Dikkati tutan içerik ise çoğu zaman en doğru olan değil, en şaşırtıcı, en öfkelendirici ya da en çok onaylandığımızı hissettiren içeriktir. Gördüğümüz dünya, olan dünyanın bir örneklemidir ve üçüncü dersten biliyoruz ki temsilî olmayan bir örneklemden yapılan genelleme zayıftır.

İkinci tuzak hızdır. Bir iddiayı okuduğumuz an ile onu paylaştığımız an arasındaki süre birkaç saniyeye inmiştir. Oysa Modül 0'da öğrendiğin her araç, en kaba hâliyle bile, birkaç dakika ister. Hız, denetimin yapılacağı zamanı ortadan kaldırır ve iddiayı sorgulamadan yayma alışkanlığı kurar. Üçüncü tuzak akıcılıktır. Yapay zekâ sistemleri herhangi bir soruya düzgün cümlelerle, emin bir tonla ve anında cevap verebilir. Akıcı bir cevap güvenilir görünür, çünkü insanlar arasında akıcılık genellikle bilgiyle birlikte gelir. Ama bir sistemin akıcılığı, cevabının doğruluğu hakkında tek başına hiçbir şey söylemez. Bu üç tuzağın ortak noktası, güvenilirlik izlenimini güvenilirliğin kendisinden ayırmalarıdır. Yapay zekâ epistemolojisi modülünde üçüncüsüne özel olarak döneceğiz.

Bildiklerimizin çoğu ikinci elden

İkinci bir değişim, bilgimizin ne kadar büyük bir kısmının başkalarından geldiğinin fark edilmesidir. Dünyanın yuvarlak olduğunu, kalbinin kanı pompaladığını, doğum tarihini, bir ülkenin başkentini bilirsin; ama bunların neredeyse hiçbirini kendin doğrulamadın. Anlatılana, okuduğuna, öğretildiğine güvendin. Bu bir zayıflık değil, bilginin nasıl işlediğinin doğal sonucudur: hiç kimse her şeyi kendisi doğrulayamaz ve bir toplumun bilgisi, insanların birbirine güvenebilmesiyle büyür.

Ama bu bağımlılık bir soruyu kaçınılmaz kılar: kime güveneceğimize nasıl karar veririz? Bilgimiz bir zincirin ucundaysa, zincirin halkaları kadar sağlamdır. Bugün bu zincirler eskisinden çok daha uzun ve karmaşık. Bir haber bir basın bültenine, bülten bir araştırmaya, araştırma bir veri setine dayanıyor olabilir ve okur bu zincirin yalnızca son halkasını görür. Bu konuyu tanıklık dersinde ve sosyal epistemoloji modülünde ayrıntılı işleyeceğiz; şimdilik şu kadarını not edelim: bilgi iddialarımızı denetlemek çoğu zaman olguyu değil, zinciri denetlemek demektir.

İki hata türü: saflık ve kuşkuculuk

Bilgi ortamı karmaşıklaştığında insanlar genellikle iki yöne kayar. Birinci yön saflıktır: karşılaşılan iddiaları, özellikle zaten inandıklarımızla uyumlu olanları, fazla denetlemeden kabul etmek. İkinci yön ise daha az konuşulur ama en az onun kadar zararlıdır: toptan kuşkuculuk. "Kimseye inanmıyorum", "hepsi yalan söylüyor", "herkesin kendi doğrusu var" diyen kişi saflıktan kaçtığını sanır, ama aslında denetleme işinden kaçmaktadır. Her şeye eşit derecede kuşkuyla bakmak, her şeye eşit derecede inanmak kadar ayrım gücünden yoksundur.

Epistemolojinin önerdiği üçüncü yol, derecelendirilmiş güvendir: her iddiaya, dayandığı kanıtın gücüyle orantılı bir güven vermek. Bazı şeylere neredeyse tam güvenle, bazılarına temkinli bir eğilimle, bazılarına hiç güvenmeden bakmak ve bu dereceleri yeni kanıt geldikçe güncellemek. Bu yol ötekilerden daha yorucudur, çünkü her iddia için ayrı bir karar gerektirir. Beş kapılı yöntemin ve bu modülde öğreneceğin araçların amacı, bu yorucu işi daha hızlı ve daha tutarlı yapabilmendir.

Kesinlik ve yanılmanın bedeli

Derecelendirilmiş güvenin kilit sorusu şudur: ne kadar emin olmalıyım? Bu sorunun cevabı yalnızca kanıta değil, yanılmanın bedeline de bağlıdır. Yarın yağmur yağıp yağmayacağı konusunda yüzde yetmiş eminsen, yanıldığında en kötü ihtimalle ıslanırsın; bu güvenle şemsiye almamayı seçebilirsin. Ama bir ilacın başka bir ilaçla etkileşip etkileşmediği konusunda aynı yüzde yetmiş güven, o ilacı içmek için yeterli değildir, çünkü yanılmanın bedeli çok yüksektir.

Bu, Kesinlik kapısının iki sorusunu birbirine bağlar: "Ne kadar emin olmalıyım?" ve "Yanılırsam bedeli ne?" Bu dersin aracı Kesinlik kapısına aittir, çünkü bir bilgi iddiasını envantere dökerken yapacağın ilk iş, o iddiaya ne kadar güvendiğini ve yanılırsan neyi kaybedeceğini yazmaktır. Günlük hayatta bu iki soruyu ayrı ayrı sormayız; ya bir şeye inanırız ya inanmayız. Oysa emin olma derecesi ile yanılma bedeli birlikte düşünüldüğünde, "bilmiyorum ama bu karar için yeterince eminim" ya da "oldukça eminim ama bu karar için yetmez" gibi daha isabetli cevaplar ortaya çıkar. Bu ilişkiyi gerekçelendirme teorileri modülünde çok daha ayrıntılı tartışacağız.

"Biliyorum" demek ne iddia eder?

Günlük dilde "biliyorum" kelimesini çok rahat kullanırız: "Biliyorum, yarın hava güzel olacak", "Biliyorum, bu takım kazanacak", "Biliyorum, o beni sevmiyor." Bu cümlelerin çoğu aslında bir tahmin, bir umut ya da bir izlenimdir. "Biliyorum" kelimesi onlara hak etmedikleri bir ağırlık kazandırır. Bir önceki dersin sonunda gördük ki "bilmek" için en azından söylenen şeyin doğru olması ve kişinin ona inanması gerekiyor; ama bu ikisi yetmiyordu, çünkü şans eseri doğru çıkan bir inanç bilgi sayılmıyordu.

İşte seçim yorumcusunun vakası tam bu noktaya dokunuyor. Yorumcu "biliyorum" dedi ve söylediği doğru çıktı. Ama doğru çıkmak, bilmek için yeterli değil. Bir sonraki derslerde bilginin türlerini, inancın doğasını, doğruluğun ne demek olduğunu ve şans ile bilgiyi ayıran şeyin ne olabileceğini tek tek inceleyeceğiz. Modülün sonunda yorumcunun biliyor mu yoksa şanslı mı olduğuna dair kendi gerekçeli cevabını verebileceksin. Bugün ise daha yakındaki bir iddialar kümesine, kendi "biliyorum" dediklerine bakacağız.

Envanter: kendi bilgi iddialarını haritalamak

Epistemolojik denetimin ilk adımı başkalarının iddialarını değil, kendi iddialarımızı incelemektir. Bunun iki sebebi var. Birincisi, kendi inançlarımız bizim için görünmezdir; onları olgu gibi yaşarız, iddia gibi değil. İkincisi, başkalarının iddialarını denetlerken kullandığımız ölçütler, kendimize uyguladıklarımızdan genellikle daha serttir. Kendi inançlarımızı yazıya döktüğümüzde onlar da bir iddia hâline gelir ve denetlenebilir olur.

Bilgi İddiası Envanteri bu işi dört sütunla yapar. İlk sütuna bildiğini düşündüğün şeyi düz bir önerme olarak yazarsın. İkinci sütuna onu nereden bildiğini: kendi gözlemin mi, bir uzmanın söylediği mi, okuduğun bir haber mi, yoksa hatırlayamıyor musun? Üçüncü sütuna ne kadar emin olduğunu sıfırdan yüze bir sayıyla. Dördüncü sütuna yanılırsan neyi kaybedeceğini. Bu tabloyu doldurmak şaşırtıcı sonuçlar verir: pek çok insan, en emin olduğu inançlarından birkaçının kaynağını hatırlayamadığını ya da yanılmanın bedeli en yüksek olan inançlarına en az zaman ayırdığını fark eder.

Envanterin değeri tek seferlik bir fotoğraf olmasında değil, zamanla tekrarlanabilmesindedir. Aynı tabloyu birkaç ay sonra yeniden doldurduğunda hangi inançlarının değiştiğini, hangilerinin hangi yeni kanıtla değiştiğini görürsün. Daha da öğretici olanı, geçmişte yüzde doksan emin olduğun iddiaların kaçının gerçekten doğru çıktığına bakmaktır. Yüzde doksan emin olduğun on iddianın yalnızca altısı doğru çıkıyorsa, güvenin isabetinden yüksektir. Güven ile isabet arasındaki bu uyuma kalibrasyon denir ve bu modülün son dersinde epistemik termometreyle ona geri döneceğiz.

Örnekler

Basit örnek: hava durumu uygulaması

Telefonundaki hava durumu uygulaması yarın için "yüzde yetmiş yağış ihtimali" gösteriyor. Envantere dökelim. Önerme: yarın yağmur yağma ihtimali yüksek. Kaynak: bir meteoroloji servisinin tahmin modeli, uygulama aracılığıyla. Emin olma: yetmiş. Yanılma bedeli: ya gereksiz yere şemsiye taşırsın ya da ıslanırsın, ikisi de küçük. Bu durumda derecelendirilmiş güven zahmetsizce işler ve şemsiye almak makul bir karardır. Ama bir ayrıntıya dikkat et: uygulama "yarın yağmur yağacak" demiyor, bir olasılık veriyor. Yağmur yağmazsa tahmin yanlış çıkmış olmaz; yüz benzer günün yaklaşık otuzunda yağmur yağmaması, zaten tahminin içinde vardır. Olasılıkla konuşan bir kaynağı tek bir sonuçla yargılamak, Kesinlik kapısının en sık yapılan hatasıdır.

Orta örnek: arkadaştan yatırım tavsiyesi

Bir arkadaşın, geçen yıl aldığı bir hisse senedinin değerinin ikiye katlandığını anlatıyor ve "Bu şirket daha da yükselecek, biliyorum" diyor. Envantere dökelim. Önerme: bu hisse değer kazanmaya devam edecek. Kaynak: arkadaşının deneyimi ve kendi yorumu. Emin olma: arkadaşının coşkusu sana yetmişlik bir güven hissettiriyor olabilir. Yanılma bedeli: birikiminin önemli bir kısmı. Tablo bir uyumsuzluğu hemen görünür kılıyor: yüksek bir bedele, zayıf bir kaynağa dayanan bir güven eşlik ediyor. Arkadaşının geçen yıl kazanması, gelecek yıl kazanacağını bilmesi için yeterli değil; seçim yorumcusu gibi o da haklı çıktığı bir tahminle konuşuyor. Doğru tavır arkadaşını dinlememek değil, bu yüksek riskli karar için daha güçlü bir kaynak aramaktır.

Gerçek hayat örneği: ilaç yan etkisi

Yeni bir tansiyon ilacı kullanmaya başlayan biri, çevrimiçi bir hasta forumunda "Bu ilaç baş dönmesi yapıyor, herkeste yapıyor" yazısını okuyor ve ilacı kendi başına bırakmayı düşünüyor. Envantere dökelim. Önerme: bu ilaç herkeste baş dönmesi yapar. Kaynak: isimsiz forum kullanıcıları. Emin olma: yazının kesin dili yüksek bir güven uyandırıyor. Yanılma bedeli: iki yönde de yüksek, çünkü ilacı gereksiz yere bırakmak tansiyonu kontrolsüz bırakabilir, gerçek bir yan etkiyi görmezden gelmek de zarar verebilir. Tablo iki şey gösteriyor. Birincisi, "herkeste" genellemesi bir forumdaki kendini seçmiş örneklemden geliyor; ilacı sorunsuz kullananlar foruma yazmaz. İkincisi, yanılma bedeli her iki yönde yüksek olduğunda en iyi karar, kaynağı güçlendirmektir: prospektüse bakmak ve ilacı yazan hekime danışmak. Bu program teşhis ya da tedavi önerisi vermez; burada öğrettiği şey, böyle bir kararın hangi bilgiye dayanması gerektiğini görmektir.

Vakaya dönüş

Seçim yorumcusunun cümlesini envantere dökelim. Önerme: X adayı bu seçimi kazanacak. Kaynak: yorumcunun kendi değerlendirmesi; hangi verilere dayandığını söylememiş. Emin olma: "biliyorum" kelimesi en yüksek güveni iddia ediyor. Yanılma bedeli: yorumcu için itibar, onu dinleyen izleyici için ise belki bir yatırım ya da oy kararı.

Tabloyu doldurunca ilk soru kendiliğinden çıkıyor: "biliyorum" kelimesinin iddia ettiği güven, dayandığı kaynakla orantılı mı? Yorumcu anket verilerine, geçmiş seçim örüntülerine ya da sahadan gelen bilgilere dayanıyorsa, güçlü bir tahminde bulunmuş olabilir; ama güçlü bir tahmin bile "biliyorum" demeyi haklı çıkarmaz, çünkü seçimlerde son anda değişen çok şey vardır. İkinci soru ise Modül 0'dan tanıdık: seçilim. Sosyal medyada dolaşan tek bir doğru tahmin, aynı kişinin tuttuğu ve tutmadığı bütün tahminlerin bir örneklemi değildir. Yorumcunun başarısını değerlendirmek için yalnızca bu tahmini değil, geçmişteki bütün tahminlerini, özellikle de yanıldıklarını görmemiz gerekir.

Bu modül boyunca bu vakaya altı kez daha döneceğiz. Her derste "biliyor muydu?" sorusunun bir parçasını cevaplayacağız: ne tür bir bilgiden söz ediyoruz, yorumcunun inancı ne kadar güçlüydü, iddiası hangi anlamda doğruydu, gerekçesi var mıydı ve doğruluğu şansa mı bağlıydı.

Araç kartı: Bilgi İddiası Envanteri

AlanAçıklama
Ne işe yararKendi "biliyorum" dediklerini görünür kılar; güvenin kaynağa ve yanılma bedeline uyup uymadığını gösterir
5K kapısıKesinlik
Adımlar1) Bildiğini düşündüğün şeyi düz bir önerme olarak yaz. 2) Kaynağını yaz: gözlem, uzman, haber, hatırlamıyorum. 3) Emin olma derecesini sıfırdan yüze bir sayıyla ver. 4) Yanılırsan neyi kaybedeceğini yaz. 5) Güven ile kaynak ya da güven ile bedel arasında uyumsuzluk olan satırları işaretle.
Ne zaman kullanılırÖnemli bir karardan önce, bir tartışmada "biliyorum" dediğinde, ya da ayda bir kendi inançlarını yoklarken
Sık hataKaynak sütununu tahminle doldurmak; hatırlanmayan kaynağı "bir yerde okumuştum" diye geçiştirmek

Egzersiz

Hedefin, en az bir satırda güveninin dayandığı şeyden daha büyük olduğunu fark etmek. Bu fark ettiğin satır, bu modül boyunca en çok şey öğreneceğin satırdır.

Mini test

  1. Epistemolojinin üç temel sorusu nedir?
  2. Herbert Simon'ın "bilgi zenginliği dikkat yoksulluğu yaratır" gözlemi, bir okurun asıl becerisini nasıl değiştirir?
  3. "Kimseye güvenmiyorum, herkes yalan söylüyor" tavrı neden epistemolojik bir çözüm değildir?
  4. Bir iddiaya yüzde seksen eminsin. Bu güvenle harekete geçip geçmemen neye bağlıdır? Bir örnekle açıkla.
  5. Hava durumu uygulaması yüzde yetmiş yağış ihtimali verdi ve yağmur yağmadı. Uygulama yanıldı mı? Neden?
Cevapları göster
  1. Bilginin doğası (bilmek nedir), kaynakları (nereden biliriz) ve sınırları (neyi, ne kadar emin bilebiliriz).
  2. Bilgi kıtken asıl beceri bilgiye ulaşmaktı; bolken asıl beceri, hangisine ne kadar güveneceğini seçmek ve dikkati buna göre dağıtmaktır.
  3. Toptan kuşkuculuk da saflık gibi ayrım gücünden yoksundur: her iddiaya eşit kuşkuyla bakmak, güçlü kanıtla zayıf kanıtı ayırma işinden kaçmaktır.
  4. Yanılmanın bedeline bağlıdır. Yarın bir arkadaşın doğum günü olduğundan yüzde seksen eminsen tebrik mesajı göndermek makuldür; bir ilacın güvenli olduğundan yüzde seksen eminsen, bu güven onu içmek için yetmeyebilir.
  5. Tek bir sonuçla yanılmış sayılmaz. Yüzde yetmişlik bir tahmin, benzer günlerin yaklaşık otuzunda yağmur yağmamasını zaten içerir. Uygulamanın isabetini değerlendirmek için pek çok tahminine birlikte bakmak gerekir.

Özet

  • Epistemoloji, bilginin doğasını, kaynaklarını ve sınırlarını inceler; beş kapılı yöntem bu üç sorunun uygulamaya çevrilmiş hâlidir.
  • Bilgi bollaştıkça kıt olan dikkat ve ayırt etme becerisidir; bilgimizin büyük kısmı ikinci elden gelir ve denetim çoğu zaman zinciri denetlemektir.
  • İki hata türü vardır: saflık ve toptan kuşkuculuk; ikisi de ayrım gücünden yoksundur. Önerilen yol derecelendirilmiş güvendir.
  • Ne kadar emin olman gerektiği yalnızca kanıta değil, yanılmanın bedeline de bağlıdır.
  • "Biliyorum" demek doğru bir tahminden fazlasını iddia eder; bu fazlalığın ne olduğu modülün asıl sorusudur.
  • Bilgi İddiası Envanteri, kendi inançlarını önerme, kaynak, güven ve bedel sütunlarıyla görünür kılar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Epistemolojinin üç temel sorusu?Bilginin doğası, kaynakları, sınırları
Bilgi bolluğunda kıt olan nedir?Dikkat ve ayırt etme becerisi
Bilginin çoğu nereden gelir?Başkalarının tanıklığından, yani ikinci elden
Bilgi ortamındaki iki hata türü?Saflık ve toptan kuşkuculuk
Derecelendirilmiş güven nedir?Her iddiaya kanıtın gücüyle orantılı güven vermek ve bunu güncellemek
Epistemik risk nedir?Bir inanca göre davranıp yanılmanın bedeli
Envanterin dört sütunu?Önerme, kaynak, emin olma derecesi, yanılma bedeli
Olasılık bildiren bir tahmin nasıl değerlendirilir?Tek bir sonuçla değil, pek çok tahminin toplam isabetiyle

Sonraki derse köprü

Envanterini doldururken farkında olmadan farklı türden "bilgiler" yazmış olabilirsin. "Suyun yüz derecede kaynadığını biliyorum" bir olguyu bildirir. "Bisiklet sürmeyi biliyorum" bir beceriyi. "İstanbul'u iyi bilirim" ya da "Onu tanırım" ise bir yere ya da birine dair doğrudan bir yakınlığı. Türkçenin "bilmek" ile "tanımak" arasında yaptığı ayrım bile bu farkın izini taşır. Ders 1.2 bu üç türü, yani önermesel bilgiyi, beceri bilgisini ve tanışıklık bilgisini birbirinden ayıracak ve araç kutuna Üçlü Bilgi Ayırıcı'yı ekleyecek. Seçim yorumcusunun iddiasının hangi türe girdiğini de o derste soracağız.

Günlük sorusu: Bugün "biliyorum" dediğin bir cümleyi yakala. Aynı cümleyi "tahmin ediyorum" ile söyleseydin ne kaybederdin?

Tarihte bu tartışma

Kendi inançlarının envanterini çıkarmak, felsefe tarihinin en ünlü başlangıç hamlelerinden biridir. René Descartes 1641'de yayımlanan İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar'ın ilk bölümüne, gençliğinden beri pek çok yanlışı doğru diye kabul ettiğini ve bunların üzerine kurduğu her şeyin şüpheli olduğunu fark ettiğini söyleyerek başlar; hayatında bir kez her şeyi temelinden yıkıp yeniden kurması gerektiğine karar verir. Ondan beş yüzyıl kadar önce Gazâlî, el-Munkız min ed-Dalâl'de benzer bir sarsıntıyı anlatır: çocukluğundan beri çevresinden devraldığı inançların, başka bir çevrede büyüseydi başka olacağını fark etmiş ve bu taklit yoluyla edinilmiş inançları sorgulamaya girişmiştir. İki düşünür farklı sonuçlara vardı, ama başlangıç noktaları ortaktı: bildiğimizi sandığımız şeylerin nereden geldiğini sormak. Bu iki şüphe krizini Tarih Hattı'nda ve şüphecilik modülünde ayrıntılı inceleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.