Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir gıda ürününün tarladaki fiyatı ile raftaki fiyatı arasındaki pazarlama marjı, toplama, taşıma, depolama ve satış hizmetlerinin maliyetlerini, yolda oluşan fireyi ve aracıların kârını birlikte içerir. Çiftçinin perakende fiyattaki payı tek başına bir haksızlık ölçüsü değildir; zincirdeki hizmetlerin miktarına bağlıdır.
- Türkiye'de sebze ve meyvenin toptan ticaretini düzenleyen 5957 sayılı Kanun 2010'da kabul edildi. Kanun, komisyoncuların satış bedeli üzerinden alacağı komisyonu yüzde sekizle sınırladı, alıcıların hal rüsumu ödemesini öngördü ve malın üretim yerini, cinsini, miktarını ve üreticisini gösteren künyeyi zorunlu tuttu.
- Fire, kimsenin kârını artırmadan raf fiyatını yükseltir ve çiftçinin payını düşürür; soğuk zincire ve taşımacılığa yapılan yatırımlar hem çiftçiye hem tüketiciye fayda sağlayabilir. İzlenebilirlik, bir gıda güvenliği sorununda kaybı sorunlu üreticiyle sınırlayarak dürüst üreticileri korur.
- Jensen, Kerala'da balıkçıların ve toptancıların cep telefonu kullanmaya başlamasıyla fiyat dağılımının çarpıcı biçimde azaldığını, israfın tamamen kalktığını, tek fiyat yasasına neredeyse tam uyum sağlandığını ve hem tüketicilerin hem üreticilerin refahının arttığını gösterdi; zincirdeki farkın bir kısmı bilgi eksikliğinden gelir.
- Bergquist ve Dinerstein, Kenya'da tüccarların ortak kâr ençoklamasıyla tutarlı davrandığını, medyan yüzde 39 marj elde ettiğini ve toplam rantın yüzde 82'sini aldığını, dışsal girişin ise fiyatları neredeyse hiç etkilemediğini buldu; ortak hareket eden aracılar karşısında yalnızca girişi kolaylaştırmak rekabeti artırmaya yetmeyebilir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Tek fiyat yasasını, fiyat dağılımını, pazarlama marjını, çiftçinin perakende fiyattaki payını, izlenebilirliği ve gıda kaybı ve israfını tanımlar.
- Anlama — Bir gıda ürününün tarladaki fiyatı ile raftaki fiyatı arasındaki farkın hangi hizmetlerden ve hangi piyasa aksaklıklarından kaynaklandığını açıklar; bu ikisini birbirinden ayırmanın neden zor olduğunu anlatır.
- Uygulama — Bir ürünün fiyatını zincirin halkalarına ayrıştırır; çiftçi payını, pazarlama marjını ve aracıların kâr payını hesaplar; bilgi eksikliğinin ve fire oranının fiyatlara ve refaha etkisini sayısal örneklerle gösterir.
- Değerlendirme — Jensen'in Kerala'daki cep telefonlarına dair bulgusunu ve Bergquist ile Dinerstein'ın Kenya'daki tarım tüccarlarının piyasa gücüne dair bulgusunu kullanarak, aracıları kısıtlayan ya da zinciri kısaltmayı amaçlayan politikaları değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Bir ilçede domates üreticisi, ürününü sezonun ortasında kilogramı birkaç liraya satıyor. Aynı hafta, birkaç yüz kilometre uzaktaki bir büyükşehirde, aynı domates markette bunun birkaç katı fiyatla rafta duruyor. Üretici, emeğinin karşılığını alamadığından yakınıyor; tüketici, domatesin neden bu kadar pahalı olduğunu soruyor. İkisinin de aklına gelen ilk açıklama aynı: «Aradaki aracılar kazanıyor.»
Bu açıklama doğru olabilir, ama eksiktir. Domates, tarladan rafa giderken toplanır, ayıklanır, kasalanır, soğutulur, kamyonla taşınır, bir toptancı halinde satılır, yeniden taşınır, rafa dizilir; bu sırada bir kısmı ezilir, çürür ve atılır. Bu hizmetlerin her birinin bir maliyeti vardır. Aradaki fark, bir kısmıyla bu maliyetlerin karşılığıdır; bir kısmıyla da zincirin bir halkasındaki piyasa gücünün getirisidir. Soru, bu iki kısmın hangisinin ne kadar büyük olduğudur.
Destek ödemeleri çiftçinin hesabına yatar; ama domatesin fiyatı hesapta değil, yolda belirlenir. Bu ders, ürünün tarladan sofraya yolculuğuna bakıyor: zincirin halkalarına, her halkada fiyatın nasıl oluştuğuna, bilginin ve rekabetin bu fiyatları nasıl etkilediğine ve yolda kaybolan gıdaya.
Hikâye — Bir kasanın künyesi
Türkiye'de sebze ve meyvenin toptan ticareti, 2010'da kabul edilen 5957 sayılı Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile düzenlendi. Kanun 11 Mart 2010'da kabul edildi ve 26 Mart 2010'da Resmî Gazete'de yayımlandı.
Kanunun ilk maddesi, amacını bir tedarik zinciri sorunları listesi gibi sıralıyordu: sebze ve meyve ticaretinin kaliteli, standartlara ve gıda güvenilirliğine uygun olarak serbest rekabet şartları içinde yapılması, malların etkin biçimde tedariki, dağıtımı ve satışı, üretici ve tüketicilerin hak ve menfaatlerinin korunması.
Kanun, zincirin merkezindeki aracıyı da tanımlıyordu. Komisyoncu, malların toptan satışı amacıyla kendi adına ve başkası hesabına komisyon esası üzerinden çalışan meslek mensubuydu. Komisyoncunun satış bedeli üzerinden alacağı komisyon oranı, yüzde sekizi aşmamak üzere taraflarca serbestçe belirlenecekti; bakanlık bu oranı yarıya kadar indirmeye yetkiliydi ve fiilen aracılık hizmeti verilmedikçe komisyon alınamayacaktı. Malları toptancı halinden satın alanlar, toptan satış bedeli üzerinden hal rüsumu ödeyecekti.
Kanunun belki de en iddialı yeniliği, künyeydi. Künye; malın üretim yerini, cinsini, miktarını, hangi üretici ve işletmeye ait olduğunu ve varsa sertifika bilgilerini içeren barkodlu bir etiket ya da belgeydi ve satışa sunulan malların kap ya da ambalajlarının üzerinde bulunması gerekiyordu. Toptancı halinden satın alınmadan ya da hale bildirilmeden perakende satılan mallar için hal rüsumu, bir önceki gün o mal için oluşan en yüksek birim fiyat esas alınarak, toptan satış bedelinin yüzde yirmi beşi oranında cezalı olarak alınacaktı.
Bu düzenlemeler, tedarik zincirinin üç temel sorununa verilmiş cevaplardı. Komisyon tavanı, aracıların payını sınırlamayı; hal sistemi, alıcı ve satıcıları bir araya getirerek fiyatların görünür biçimde oluşmasını; künye ise ürünün nereden geldiğinin izlenebilmesini amaçlıyordu. Ama her biri bir soru da doğuruyordu: bir tavan, aracıların gerçek maliyetlerini karşılamaya yetmezse ne olur? Halin dışında yapılan doğrudan satışları cezalandırmak, rekabeti mi artırır, yoksa zinciri kısaltmak isteyenleri mi engeller? Bu ders, bu soruların arkasındaki ekonomik mantığı inceliyor.
Kavram
Farklı yerlerdeki fiyatları birbirine bağlayan ilke şudur.
Bu ilkenin ne ölçüde işlediğini gösteren ölçü şudur.
Zincir boyunca fiyata eklenen tutarın adı şudur.
Zincirin bölüşümünü özetleyen oran şudur.
Zincirin güvenilirliğini sağlayan özellik şudur.
Zincirin görünmeyen maliyetlerinden biri şudur.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, tedarik zincirindeki fiyat farklarının bir kısmının aracıların kârından değil bilgi eksikliğinden kaynaklandığını gösterir. Telefon gelmeden önce bir balıkçı, avını hangi kıyı pazarına götüreceğine denizdeyken karar vermek zorundaydı; o pazarda o gün fiyatın ne olduğunu bilmiyordu. Bir pazara çok balık gelirse fiyat çöküyor ve satılamayan balık atılıyordu; yakındaki bir pazarda ise balık kıt ve pahalıydı. Telefon, balıkçılara denizdeyken pazarları arayıp en iyi fiyatı bulma imkânı verdi. Böylece aynı balık miktarı daha iyi dağıtıldı, israf kalktı ve hem balıkçılar hem tüketiciler kazandı. Bu, bir kazananın öbürünün kaybından kazandığı bir aktarım değil, zincirin bütününün daha verimli çalışmasıydı.
Bu bulgu, Jensen'inkini tamamlar: zincirdeki farkın bir kısmı bilgi eksikliğinden gelebilir, ama bir kısmı da gerçekten piyasa gücünden gelebilir. Kenya'daki tüccarlar, birbirleriyle rekabet etmek yerine ortak bir kartel gibi davranıyordu ve yeni tüccarların piyasaya girmesi bu davranışı değiştirmedi. Bulgunun ince bir yanı, giriş engelinin yasal bir yasak değil, sabit maliyetler olmasıdır: yeni bir tüccarın piyasaya girmesi için kamyon, depo ve ilişki ağı gerekir. Bu, yalnızca girişi serbest bırakmanın rekabeti artırmaya yetmeyebileceğini gösterir.
Yaygın yanlış«Bir ürünün farklı pazarlardaki fiyatları arasındaki büyük fark, mutlaka aracıların fırsatçılığından kaynaklanır.»
Jensen, Kerala'da balıkçıların ve toptancıların cep telefonu kullanmaya başlamasıyla fiyat dağılımının çarpıcı biçimde azaldığını, israfın tamamen ortadan kalktığını ve tek fiyat yasasına neredeyse tam uyum sağlandığını gösterdi; farkın önemli bir kısmı bilgi eksikliğinden geliyordu.
Yaygın yanlış«Aracıların piyasa gücünü kırmanın en kolay yolu, yeni tüccarların piyasaya girmesini teşvik etmektir.»
Bergquist ve Dinerstein, Kenya'da tüccarların ortak kâr ençoklamasıyla tutarlı davrandığını ve medyan yüzde 39 marj elde ettiğini, ama dışsal olarak sağlanan girişin fiyatları neredeyse hiç etkilemediğini buldu; sübvanse edilen giriş teklifleri bile az kabul gördü, bu da büyük sabit maliyetlere işaret ediyordu.
Neden önemli?
Gıda tedarik zinciri, çiftçinin gelirini ve tüketicinin ödediği fiyatı birlikte belirler. Zincir verimli çalışmıyorsa, çiftçi az alır, tüketici çok öder ve aradaki farkın önemli bir kısmı fire olarak ya da piyasa gücünün getirisi olarak kaybolur. Bu yüzden zincirin işleyişi, hem tarım politikasının hem de gıda enflasyonuyla mücadelenin merkezindedir.
Türkiye'de de sebze ve meyve fiyatları, hal sistemi, komisyoncular ve büyük perakende zincirlerinin rolü, sık sık kamuoyu tartışmasının konusu olur. «Aracılar kazanıyor» cümlesini tartmak için, raftaki farkı üç kaleme bölmek gerekir: hizmetin maliyeti, yolda çürüyen ürün ve piyasa gücünün getirisi. Hangi politikanın işe yarayacağı, bu üç kalemden hangisinin büyük olduğuna bağlıdır.
Model
Bir gıda ürününün tarladan rafa giden fiyatını anlamak için onu halkalarına ayırırız: her halkanın hizmet maliyeti, fire ve kâr payı. Aşağıda önce bir domatesin fiyatını bu halkalara ayrıştırıyor, sonra firenin, bilginin ve piyasa gücünün bu fiyata etkisini hesaplıyoruz. Kanundaki yüzde sekizlik komisyon tavanı ve iki kaynaktaki oranlar gerçektir; öbür tutarlar, hal rüsumunun oranı dahil, hesap alıştırması için seçilmiş varsayımlardır.
Çözümlü örnek — Bir kilo domatesin yolculuğu
Bir üretici, domatesinin kilogramı için eline 10 lira geçmesini istiyor. Domatesi toplayıp ayıklamanın ve kasalamanın maliyeti kilogram başına 1 lira, hale taşımanın maliyeti 1 liradır. Komisyoncu, halde satış bedelinin yüzde sekizini komisyon olarak alıyor.
Üreticinin eline 10 lira kalması için haldeki satış fiyatı S, 0,92 × S − 2 = 10 eşitliğini sağlamalıdır: S ≈ 13,04 lira. Halden alan toptancı, satış bedelinin yüzde 2'si oranında bir hal rüsumu öderse, maliyeti 13,04 × 1,02 ≈ 13,30 lira olur. Şehre taşıma kilogram başına 1 lira daha ekler: 14,30 lira.
Market, aldığı domatesin yüzde 10'unu ezilme ve bozulma nedeniyle satamıyor. Satılan her kilogramın maliyeti 14,30 / 0,9 ≈ 15,89 liradır. Marketin raf, personel ve kira maliyeti kilogram başına 3 lira, kâr payı da maliyet üzerine yüzde 10 ise, raf fiyatı (15,89 + 3) × 1,1 ≈ 20,78 liradır.
Çiftçinin perakende fiyattaki payı 10 / 20,78 ≈ yüzde 48'dir; pazarlama marjı 20,78 − 10 = 10,78 liradır. Bu marjın ne kadarının hangi kaleme gittiğini ayırabiliriz: hizmet maliyetleri (ayıklama, taşıma, raf) 1 + 1 + 1 + 3 = 6 lira, komisyon yaklaşık 1,04 lira, rüsum yaklaşık 0,26 lira, fire yaklaşık 1,59 lira, marketin kârı yaklaşık 1,89 liradır. Marjın büyük kısmı, hizmet maliyetlerinden ve fireden oluşur.
Çözümlü örnek — Fire fiyatı nasıl büyütür?
Aynı zincirde, soğuk zincir eksikliği nedeniyle marketteki fire yüzde 10'dan yüzde 30'a çıkarsa ne olur? Satılan her kilogramın maliyeti 14,30 / 0,7 ≈ 20,43 liraya çıkar. Raf fiyatı (20,43 + 3) × 1,1 ≈ 25,77 lira olur.
Fire üç katına çıktığında raf fiyatı yaklaşık yüzde 24 yükselir ve çiftçinin payı yüzde 48'den 10 / 25,77 ≈ yüzde 39'a düşer. Kimse daha fazla kâr etmemiştir; marketin kâr oranı aynıdır. Ama zincir, üretilen domatesin daha büyük bir kısmını yolda kaybettiği için, tüketici daha fazla öder ve çiftçinin payı küçülür.
Bu hesap, tedarik zincirinde kaybın neden bu kadar önemli olduğunu gösterir. Fire, aracıların kârına ya da çiftçinin gelirine görünmez biçimde eklenen bir maliyettir. Soğuk hava depoları, daha iyi kasalar ve daha hızlı taşımacılık, kimsenin payını azaltmadan hem çiftçinin payını hem de tüketicinin refahını artırabilir. Bu yüzden zincirdeki yatırımlar, aracıların sayısını azaltmaya yönelik düzenlemeler kadar önemlidir.
Çözümlü örnek — Denizde bilgi
İki kıyı pazarı, A ve B, birbirine yakın. Her pazarda balığa talep P = 20 − 2Q biçimindedir; P lira, Q ton cinsindendir. Fiyat 6'nın altına düştüğünde alıcılar artık balık almıyor ve satılamayan balık atılıyor. Her biri 1 ton balık getiren 10 tekne var.
Telefon yokken balıkçılar hangi pazarda fiyatın ne olacağını bilmeden karar veriyor ve bir gün 8 tekne A'ya, 2 tekne B'ye gidiyor. A'da 8 ton balık fiyatı 20 − 16 = 4'e düşürmeli, ama alıcılar 6'nın altında almıyor; yalnızca 7 ton 6 liradan satılır ve 1 ton atılır. B'de 2 ton 20 − 4 = 16 liradan satılır. Balıkçıların toplam geliri 7 × 6 + 2 × 16 = 42 + 32 = 74'tür.
Telefonla balıkçılar pazarları denizden arıyor ve teknelerin 5'i A'ya, 5'i B'ye gidiyor. Her iki pazarda fiyat 20 − 10 = 10 olur; 10 tonun tamamı satılır ve hiçbir balık atılmaz. Balıkçıların geliri 10 × 10 = 100'e çıkar. İki pazar arasındaki fiyat farkı, 6 ile 16 arasındaki on liralık bir uçurumdan sıfıra iner: tek fiyat yasası işler.
Tüketiciler açısından sonuç pazara göre değişir: A'daki tüketiciler daha pahalıya, B'dekiler çok daha ucuza balık alır. Toplam satılan balık 9 tondan 10 tona çıktığı için, toplumun toplam kazancı artar. Jensen'in Kerala verilerinde israfın kalkması ve fiyat dağılımının azalması hem üreticilerin hem tüketicilerin refahını artırmıştı. Bu örnek, bilginin tek başına, yeni bir balık yakalanmadan, aynı avın daha iyi dağıtılmasıyla nasıl değer yarattığını gösterir.
Çözümlü örnek — Tüccarın marjı ve rantın bölüşümü
Bir köyde tüccarlar mısırı çiftçilerden alıp şehirdeki pazara götürüyor. Tüccarın bir çuval mısır için toplam maliyeti, çiftçiye ödediği fiyat ve taşıma dahil 100 liradır. Bergquist ile Dinerstein'ın Kenya'da bulduğu medyan yüzde 39'luk marjla, tüccar çuvalı 139 liraya satar.
Tüccarlar rekabet etseydi ve marj yüzde 10'a düşseydi, çuval 110 liraya satılırdı. Tüketiciler çuval başına 29 lira daha az öderdi; ya da tüccarlar çiftçilere daha yüksek fiyat teklif ederek rekabet etseydi, farkın bir kısmı çiftçilere giderdi. Piyasa gücü, bu 29 liranın tüccarlarda kalmasını sağlar.
Bergquist ile Dinerstein'ın tahminine göre tüccarlar toplam rantın yüzde 82'sini elde ediyordu. Bu, çiftçiler, tüccarlar ve tüketiciler arasında piyasanın yarattığı toplam kazancın büyük kısmının aracılarda toplandığı anlamına gelir. Ama bu tahmin, Kenya'nın belirli bir bölgesindeki belirli bir piyasaya aittir; aynı oranı her tarım piyasasına genellemek doğru değildir. Önemli olan, piyasa gücünün varlığını ve büyüklüğünü her piyasa için ayrı ayrı ölçmektir.
Çözümlü örnek — Büyük alıcının pazarlık gücü
Bir bölgede 50 süt üreticisi, sütlerini yalnızca iki büyük işleme fabrikasına satabiliyor; süt çabuk bozulduğu için uzak alıcılara götürülemez. Fabrikaların sütü işleyip satmasından elde ettiği değer litre başına 20 lira, sütü üretmenin maliyeti ise litre başına 12 liradır. Aradaki 8 liralık rant, üreticiler ile fabrikalar arasında pazarlıkla bölünür.
Üreticilerin dışarıdaki seçeneği zayıftır: sütü bugün satamazlarsa yarın değeri sıfırdır. Fabrikalar ise bir üreticiyi kaybetse bile öbür 49 üreticiden süt alabilir. Pazarlık, bu yüzden, fabrikaların lehine sonuçlanır; örneğin fabrika üreticilere litre başına 13,5 lira öder ve rantın 6,5 lirasını, yani yaklaşık yüzde 81'ini alır.
Üreticiler bir kooperatif kurup sütlerini birlikte satarsa, fabrikanın bir üreticiyi kaybetmesi değil, bütün bölgenin sütünü kaybetmesi söz konusu olur; üreticilerin pazarlık gücü artar. Rant eşit bölünürse, üreticiler litre başına 16 lira alır. Bu, zincirdeki bölüşümün yalnızca maliyetlere değil, tarafların dışarıdaki seçeneklerine ve örgütlenmesine de bağlı olduğunu gösterir; önceki derslerde gördüğümüz monopson, tarım zincirlerinde çoğu zaman bu biçimde, çabuk bozulan bir ürünün az sayıda alıcısı olarak ortaya çıkar.
Çözümlü örnek — Giriş neden fiyatı düşürmez?
Bir piyasada tüccarlar birlikte hareket ediyor ve bir sezonda toplam 300 bin lira ekonomik kâr elde ediyor; bu kârı aralarında eşit paylaşıyorlar. Piyasaya giren yeni bir tüccar, kamyon, depo ve ilişki ağı için sezon başına 50 bin liralık bir sabit maliyete katlanmak zorundadır.
Piyasada 4 tüccar varsa, her biri 75 bin lira kazanır; 75 bin lira, 50 binlik sabit maliyetin üzerinde olduğu için beşinci bir tüccar girer ve her biri 60 bin lira kazanır. Altıncı tüccar girerse her biri 50 bin lira kazanır ve giriş durur. Fiyat ise değişmemiştir: altı tüccar da ortak fiyatı korur.
Bu örnek, Bergquist ile Dinerstein'ın bulgusunun mantığını gösterir: tüccarlar ortak hareket ettiği sürece giriş, fiyatı düşürmez; yalnızca rantı, gereğinden fazla kamyona, depoya ve tüccara, yani tekrarlanan sabit maliyetlere dağıtır. Altı tüccarın sabit maliyetleri toplam 300 bin liradır; tekelci rant, rekabetle tüketicilere geçmek yerine, gereksiz kapasiteye harcanmıştır. Rekabeti artırmak için, girişi teşvik etmenin yanında, tüccarların ortak hareketini zorlaştıran ya da çiftçilerin birden çok alıcıya ulaşmasını kolaylaştıran önlemler gerekir.
Çözümlü örnek — Fiyat yansıması yüzdeyle mi, lirayla mı?
Tarlada domatesin fiyatı kilogram başına 10 liradan 8 liraya, yani yüzde 20 düşüyor. Raf fiyatı ne kadar düşmelidir?
Zincirdeki bütün maliyetler, yani taşıma, fire ve raf giderleri, kilogram başına sabit 10 lira ise, raf fiyatı 20 liradan 18 liraya düşer; yani yüzde 10. Çiftçi fiyatındaki 2 liralık düşüş rafa tam olarak, lira lira yansımıştır; ama yüzde olarak bakıldığında raf fiyatı, çiftçi fiyatının yarısı kadar düşmüş görünür.
Market fiyatı, çiftçi fiyatının iki katı olarak, yüzdeyle belirliyorsa, raf fiyatı 20 liradan 16 liraya, yani yüzde 20 düşer. Bu iki durumu ayırt etmeden yapılan bir değerlendirme, ilk durumda aracıların fiyat düşüşünü tüketiciye yansıtmadığı sonucuna yanlışlıkla varabilir. Önceki derslerde gördüğümüz asimetrik yansıtma, gerçek bir sorun olabilir; ama onu ölçmek için, fiyat değişikliklerinin yüzde olarak değil lira olarak, zaman içinde ve yükselişler ile düşüşler ayrı ayrı karşılaştırılması gerekir.
Çözümlü örnek — İzlenebilirliğin değeri
Bir şehirde, belirli bir üreticiden gelen domateslerde izin verilen sınırın üzerinde ilaç kalıntısı bulunuyor. İzlenebilirlik yoksa, hangi domatesin bu üreticiden geldiği bilinemez; tüketiciler bir ay boyunca domates alımını yüzde 30 azaltır. Şehirde ayda 1.000 ton domates satılıyor ve kilogram başına zincir boyunca toplam kâr ve gelir 10 liraysa, bu bir ayda zincirin bütün üreticilerine ve aracılarına 300 ton × 10 = 3 milyon lira kayıp demektir.
Künye gibi bir izlenebilirlik sistemi varsa, sorunlu üreticinin ürünleri raflardan hemen toplanır; yalnızca o üreticinin, örneğin 20 tonluk partisi imha edilir ve tüketicilerin genel güveni korunur. Kayıp 20 ton × 10 = 200 bin liraya iner.
İzlenebilirlik, bu yüzden, yalnızca bir denetim aracı değil, zincirdeki dürüst üreticileri sorunlu üreticilerin yarattığı güven kaybından koruyan bir sigortadır. Ama bir maliyeti de vardır: her kasanın etiketlenmesi ve kayıt sistemine girilmesi zaman ve para gerektirir; bu maliyet küçük üreticiler için orantısız olarak yüksek olabilir.
Çözümlü örnek — Zinciri kısaltmak
Bir üretici, haftada 200 kilogram domatesini hal yerine, yasal çerçevenin izin verdiği bir doğrudan satış kanalında, örneğin şehirdeki bir üretici pazarında satmayı düşünüyor. Halde eline kilogram başına 10 lira geçiyor; üretici pazarında kilogramı 16 liradan satabilir.
Ek gelir haftada 200 × 6 = 1.200 liradır. Ama üreticinin pazara gidip gelmesinin taşıma maliyeti haftada 200 lira, tezgâh ücreti 100 lira, ve tarlada çalışamadığı bir günün değeri 400 liradır. Net kazanç 1.200 − 700 = 500 liradır.
Zinciri kısaltmak kazançlı olabilir, ama aracıların yaptığı işlerin maliyetlerini, yani taşımayı, satışı ve zamanı, üreticinin kendisinin üstlenmesi anlamına gelir. Haftada 2 ton domates üreten bir üretici, bu ürünün tamamını bir üretici pazarında satamaz; satış hacmi sınırlıdır. Aracılar, birçok üreticinin ürününü bir araya getirip uzak pazarlara taşıyarak ölçek ekonomisinden yararlanır. Kısa zincirler, bu yüzden, uzun zincirlerin yerini almaktan çok onları tamamlar.
Modelin sınırları
Bu dersteki hesaplar, tedarik zincirindeki fiyat oluşumunun mantığını göstermek için basitleştirilmiştir. Gerçek zincirlerde aynı ürün birçok farklı yoldan tüketiciye ulaşır: bir kısmı halden, bir kısmı doğrudan sözleşmeyle büyük perakendecilere, bir kısmı ihracata gider. Maliyetler ürüne, mevsime ve mesafeye göre büyük ölçüde değişir. Hal rüsumunun ve fire oranlarının örneklerdeki değerleri varsayımdır.
Piyasa gücüne dair örnekler de, Bergquist ile Dinerstein'ın Kenya'da bulduğu davranışın her piyasada geçerli olduğunu varsaymaz. Bir piyasada aracıların ne kadar güce sahip olduğu, yerel koşullara, tüccar sayısına, çiftçilerin örgütlenmesine ve bilgiye erişime bağlıdır ve ancak dikkatli ölçümlerle belirlenebilir. Ayrıca bu ders, aracıların varlığının kendi başına bir sorun olduğunu söylemez: aracılar, toplama, taşıma, depolama ve bilgi gibi değerli hizmetler sunar; soru, bu hizmetlerin karşılığından fazlasını alıp almadıklarıdır.
Uygulama
Özet kartı
- Bir gıda ürününün tarladaki fiyatı ile raftaki fiyatı arasındaki pazarlama marjı, toplama, taşıma, depolama ve satış hizmetlerinin maliyetlerini, yolda oluşan fireyi ve aracıların kârını birlikte içerir. Çiftçinin perakende fiyattaki payı tek başına bir haksızlık ölçüsü değildir; zincirdeki hizmetlerin miktarına bağlıdır.
- Türkiye'de sebze ve meyvenin toptan ticaretini düzenleyen 5957 sayılı Kanun 2010'da kabul edildi. Kanun, komisyoncuların satış bedeli üzerinden alacağı komisyonu yüzde sekizle sınırladı, alıcıların hal rüsumu ödemesini öngördü ve malın üretim yerini, cinsini, miktarını ve üreticisini gösteren künyeyi zorunlu tuttu.
- Fire, kimsenin kârını artırmadan raf fiyatını yükseltir ve çiftçinin payını düşürür; soğuk zincire ve taşımacılığa yapılan yatırımlar hem çiftçiye hem tüketiciye fayda sağlayabilir. İzlenebilirlik, bir gıda güvenliği sorununda kaybı sorunlu üreticiyle sınırlayarak dürüst üreticileri korur.
- Jensen, Kerala'da balıkçıların ve toptancıların cep telefonu kullanmaya başlamasıyla fiyat dağılımının çarpıcı biçimde azaldığını, israfın tamamen kalktığını, tek fiyat yasasına neredeyse tam uyum sağlandığını ve hem tüketicilerin hem üreticilerin refahının arttığını gösterdi; zincirdeki farkın bir kısmı bilgi eksikliğinden gelir.
- Bergquist ve Dinerstein, Kenya'da tüccarların ortak kâr ençoklamasıyla tutarlı davrandığını, medyan yüzde 39 marj elde ettiğini ve toplam rantın yüzde 82'sini aldığını, dışsal girişin ise fiyatları neredeyse hiç etkilemediğini buldu; ortak hareket eden aracılar karşısında yalnızca girişi kolaylaştırmak rekabeti artırmaya yetmeyebilir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Tek fiyat yasası | Law of one price | Aynı malın farklı yerlerdeki fiyatlarının en fazla taşıma ve işlem maliyetleri kadar farklılaşabileceği ilkesi |
| Fiyat dağılımı | Price dispersion | Aynı malın aynı anda farklı piyasalarda farklı fiyatlardan satılması |
| Pazarlama marjı | Marketing margin | Perakende fiyat ile üreticinin aldığı fiyat arasındaki fark |
| Çiftçinin perakende fiyattaki payı | Farm share of the retail price | Tüketicinin ödediği fiyatın çiftçiye kalan oranı |
| İzlenebilirlik | Traceability | Ürünün üreticiden tüketiciye geçtiği halkaların kayıt altına alınabilmesi |
| Gıda kaybı ve israfı | Food loss and waste | Üretilen gıdanın zincir boyunca ya da tüketimde tüketilmeden yok olması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Pazarlama marjı ile çiftçinin perakende fiyattaki payı arasındaki ilişkiyi açıkla. Düşük bir çiftçi payı neden tek başına aracıların haksız kazanç sağladığını göstermez?
- (Çıktı 2) Bir ürünün farklı pazarlardaki fiyatları arasındaki büyük bir fark, hangi nedenlerden kaynaklanabilir? Jensen'in ve Bergquist ile Dinerstein'ın bulguları bu nedenlerin hangilerini gösterir?
- (Çıktı 3) Bir üretici kilogram başına eline 8 lira geçmesini istiyor. Ayıklama 1, hale taşıma 1 lira; komisyon satış bedelinin yüzde sekizidir. Haldeki satış fiyatı ne olmalıdır? Toptancının sonraki bütün maliyetleri ve marketin fire, raf gideri ve kârı birlikte haldeki fiyatın üzerine 8 lira ekliyorsa, çiftçinin perakende fiyattaki payı nedir?
- (Çıktı 3) Bir markette fire yüzde 20'dir ve marketin domatesi aldığı fiyat 15 liradır. Raf gideri kilogram başına 3 lira, kâr payı maliyet üzerine yüzde 10 ise raf fiyatı nedir? Fire yüzde 5'e inerse raf fiyatı ne olur?
- (Çıktı 4) Jensen'in Kerala bulgusu, bir ülkede sebze üreticilerine hal fiyatlarını anlık gösteren bir uygulama sağlamanın etkisi hakkında ne söyler? Bu sonucu Türkiye'nin sebze piyasasına aktarırken nelere dikkat etmek gerekir?
- (Çıktı 4) Bir siyasetçi, «Aracılar fiyatları şişiriyor; çözüm, daha fazla tüccara ruhsat vererek rekabeti artırmaktır» diyor. Kenya'daki tüccar deneyi ve altı tüccarlı giriş örneği bu öneri hakkında ne söyler?
Cevaplar
- Pazarlama marjı, perakende fiyat ile çiftçinin aldığı fiyat arasındaki farktır; çiftçinin payı ise çiftçinin aldığı fiyatın perakende fiyata oranıdır. Marj büyüdükçe çiftçinin payı küçülür. Ama marj, toplama, taşıma, depolama, işleme ve satış hizmetlerinin maliyetlerini ve yolda oluşan fireyi de içerir; bu hizmetler ne kadar çoksa, örneğin ürün uzağa taşınıyor, soğutuluyor ya da işleniyorsa, çiftçinin payı o kadar düşük olur. Düşük bir pay, bu yüzden, ancak marjın hizmet maliyetlerinin ve firenin açıklayamayacağı bir kısmı varsa aracıların haksız kazancına işaret eder.
- Fark, taşıma ve işlem maliyetlerinden, bilgi eksikliğinden ya da piyasa gücünden kaynaklanabilir. Taşıma ve işlem maliyetleri farkın bir kısmını her zaman açıklar. Jensen'in bulgusu, bilgi eksikliğinin, yani üreticilerin hangi pazarda fiyatın ne olduğunu bilmemesinin, farkı bu maliyetlerin çok üzerine çıkarabileceğini ve bilgi teknolojisinin bu farkı kapatabileceğini gösterir. Bergquist ile Dinerstein'ın bulgusu ise tüccarların ortak hareket ederek yüksek marjlar elde edebildiğini, yani piyasa gücünün de farkın bir kaynağı olabileceğini gösterir.
- Haldeki satış fiyatı S, 0,92 × S − 2 = 8 eşitliğini sağlamalıdır: S = 10 / 0,92 ≈ 10,87 lira. Perakende fiyat 10,87 + 8 = 18,87 liradır. Çiftçinin payı 8 / 18,87 ≈ yüzde 42'dir.
- Fire yüzde 20 iken satılan her kilogramın maliyeti 15 / 0,8 = 18,75 liradır; raf fiyatı (18,75 + 3) × 1,1 ≈ 23,93 liradır. Fire yüzde 5'e inerse maliyet 15 / 0,95 ≈ 15,79 lira olur ve raf fiyatı (15,79 + 3) × 1,1 ≈ 20,67 liraya düşer; yaklaşık yüzde 14 daha ucuz.
- Jensen'in bulgusu, üreticilerin farklı pazarlardaki fiyatları anlık olarak öğrenmesinin, ürünü fiyatın en yüksek olduğu pazara yönlendirmelerini sağlayarak fiyat dağılımını ve fireyi azaltabileceğini, hem üreticilerin hem tüketicilerin refahını artırabileceğini gösterir. Ancak bu sonucu aktarırken dikkat etmek gerekir: Kerala'da telefon gelmeden önce balıkçıların hiçbir anlık bilgisi yoktu ve balık çok çabuk bozuluyordu; Türkiye'de hal fiyatları zaten bir ölçüde yayımlanıyor olabilir, bu yüzden ek bilginin etkisi daha küçük olabilir. Ayrıca üreticilerin ürünlerini farklı hallere taşıyabilmesi, taşıma maliyetlerine ve komisyoncu ilişkilerine bağlıdır; bilgi, ancak üreticinin ona göre hareket edebildiği ölçüde işe yarar.
- Görüş, rekabetin eksikliğini doğru teşhis etmiş olabilir, ama önerdiği çözüm yetersiz kalabilir. Bergquist ve Dinerstein, Kenya'da dışsal olarak sağlanan girişin fiyatları neredeyse hiç etkilemediğini buldu; tüccarlar ortak hareket ettiği sürece yeni giren tüccarlar da ortak fiyata uyabilir. Dersteki hesap, bu durumda girişin fiyatı düşürmek yerine rantı tekrarlanan sabit maliyetlere dağıttığını gösterdi. Ayrıca sübvanse edilen giriş tekliflerinin bile az kabul görmesi, giriş engelinin ruhsat değil, büyük sabit maliyetler olduğuna işaret ediyordu. Daha etkili önlemler, tüccarların ortak hareketini zorlaştırmak, çiftçilerin birden çok alıcıya ve farklı pazarlara ulaşmasını kolaylaştırmak ve bilgi akışını artırmak olabilir.
İleri okuma
- Robert Jensen (2007). «The Digital Provide: Information (Technology), Market Performance, and Welfare in the South Indian Fisheries Sector». Quarterly Journal of Economics 122(3). Bilgi teknolojisi, fiyat dağılımı ve israf.
- Lauren Falcao Bergquist, Michael Dinerstein (2020). «Competition and Entry in Agricultural Markets: Experimental Evidence from Kenya». American Economic Review 110(12). Tarım aracılarının piyasa gücü ve giriş.
- Avi Goldfarb, Catherine Tucker (2019). «Digital Economics». Journal of Economic Literature 57(1). Arama, taşıma, izleme ve doğrulama maliyetlerinin dijital teknolojiyle düşmesi.
- Jenny Gustavsson ve diğerleri (2011). Global Food Losses and Food Waste: Extent, Causes and Prevention. FAO. Zincirin farklı aşamalarındaki gıda kaybı ve israfı.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir gıda ürününün fiyatının zincir boyunca nasıl oluştuğunu gördük: hizmet maliyetleri, fire, bilgi ve piyasa gücü. Ama hanelerin hissettiği, tek bir ürünün fiyatı değil, mutfak harcamalarının toplamıdır ve bu toplam, ekonominin genel fiyat düzeyinin önemli bir parçasıdır. Gıda fiyatları neden genel enflasyondan daha oynaktır? Enerji, gübre ve döviz kurundaki bir şok gıda fiyatlarına nasıl ve ne kadar sürede yansır? Gıda enflasyonu, bütçesinin büyük kısmını mutfağa ayıran haneler için neden ayrı bir sorundur ve merkez bankaları onu nasıl ele alır? Sıradaki ders, gıda fiyatlarının enflasyondaki yerini ele alıyor.