Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Katılım finansı dünyada üç kurumsal modelde yaşar: bütün bankacılığın yasa ile faizsiz ilkelere bağlandığı modelde, Türkiye ve Malezya'daki gibi çift bankacılık sisteminde ve çoğunluğu Müslüman olmayan ülkelerde küçük bir azınlığa hizmet eden modelde. Her model, başarıyı ölçmek için farklı ölçütler gerektirir.
- Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin 2018 raporuna göre beş katılım bankasının bankacılık sektöründeki payı aktiflerde yüzde 5,3, kullandırılan fonlarda yüzde 5,1, toplanan fonlarda yüzde 6,7'ydi ve orta vadede aktiflerde yüzde 15 hedefi vardı. Kamu katılım bankaları 2015'ten itibaren sektöre girdi; böyle bir hedef, sektörün geri kalanından uzun süre çok daha hızlı büyümeyi gerektirir.
- Demirgüç-Kunt, Klapper ve Randall, 64 ekonomide Müslümanların hesap sahipliğinin ve resmî tasarrufunun daha düşük olduğunu, ama borçlanmanın daha düşük olmadığını; İslami finansın yeni olduğu beş ülkede şeriata uygun ürünlerin, daha pahalı olsa bile varsayımsal olarak tercih edildiğini, ama az kullanıldığını buldu.
- Aysan, Disli ve Öztürk, Türkiye'de katılım bankası fon sahiplerinin politika faizine geleneksel mevduat sahiplerinden daha duyarlı olduğunu ve sıkı para politikasının katılım bankalarının fon kullandırmasını daha çok daralttığını buldu; bu, faiz kıyaslamasının ve kaydırılmış ticari riskin kaynağını gösterir.
- Eleştiriler üç başlıkta toplanır: biçim ve öz eleştirisi, ürünlerin ekonomik olarak faizli ürünlere benzediğini; ortaklık finansmanı açığı, kâr ve zarar ortaklığının az kullanıldığını; makasıd eleştirisi, sosyal amaçlardan uzaklaşıldığını söyler. Savunucular, mülkiyet riskini, gecikmede bileşik faizin olmamasını, finansmanın mala bağlı olmasını ve finansal katılım kazancını öne çıkarır.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Çift bankacılık sistemini, kamu katılım bankasını, faiz kıyaslamasını, biçim ve öz eleştirisini, ortaklık finansmanı açığını ve makasıd eleştirisini tanımlar.
- Anlama — Katılım finansının farklı ülkelerde neden farklı kurumsal biçimler aldığını ve Türkiye'de pazar payının hedeflerin neden gerisinde kaldığını, talep, maliyet ve erişim etkenleriyle açıklar.
- Uygulama — Bir pazar payı hedefine ulaşmak için gereken süreyi büyüme hızlarından hesaplar; beyan edilen tercih ile fiilî kullanım arasındaki farkı maliyet ve erişim katmanlarına ayırır; bir murabaha ile bir kredinin nakit akışlarını karşılaştırır.
- Değerlendirme — Demirgüç-Kunt, Klapper ve Randall'ın finansal katılıma dair bulgusunu ve Aysan, Disli ve Öztürk'ün Türkiye'deki katılım bankası fon sahiplerinin faiz duyarlılığına dair bulgusunu kullanarak katılım finansına yöneltilen eleştirileri ve savunucuların cevaplarını tartar.
Sezgi
Açılış
Bir anket, bir ülkedeki yetişkinlerin önemli bir kısmının, fiyatı biraz daha yüksek olsa bile faizsiz ilkelere uygun bir banka ürününü tercih edeceğini söylediğini gösteriyor. Aynı ülkede katılım bankalarının bankacılık sektöründeki payı ise yüzde beş civarında. Bu iki sayı nasıl birlikte var olabilir?
Bir açıklama, insanların ankette söylediği ile yaptığı arasındaki farktır: tercih edeceğini söyleyen biri, en yakın katılım bankası şubesi uzaksa ya da ürün biraz daha pahalıysa, yine de alıştığı bankaya gider. Başka bir açıklama, eleştirmenlerin sıkça dile getirdiği bir şüphedir: katılım bankalarının ürünleri, geleneksel bankalarınkine o kadar benzer ki, bazı dindar müşteriler aradaki farkın gerçek olduğuna ikna olmaz. Üçüncü bir açıklama ise sektörün henüz genç olduğu ve zamanla büyüyeceğidir.
Bu ders, EKO-216 dizisini kapatırken bu soruya bütün dizinin araçlarıyla bakıyor. Önce katılım finansının Türkiye'de ve dünyada nasıl bir yer tuttuğunu, sonra ona yöneltilen eleştirileri ve savunucuların cevaplarını ele alıyoruz. Amacımız, katılım finansı hakkında bir hüküm vermek değil; hangi iddiaların hangi kanıtlarla desteklendiğini ve hangilerinin hâlâ açık sorular olduğunu ayırt etmek.
Hikâye — Yüzde beşten yüzde on beşe
Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin 2018 yılına ait yıllık raporu, sektörün o yılki durumunu kendi sayılarıyla özetliyordu. Beş katılım bankasının 2018 verilerine göre sektörün bankacılık piyasasından aldığı pay aktif büyüklüğünde yüzde 5,3'e, kullandırılan fonlarda yüzde 5,1'e ve toplanan fonlarda yüzde 6,7'ye yükselmişti. Rapor bu ilerlemeyi, katılım bankacılığının orta vadede aktiflerde yüzde 15 pazar payına ulaşma hedefinin varlığında değerlendiriyordu.
Raporun üyeler listesi, sektörün son yıllardaki dönüşümünü de gösteriyordu. Uzun yıllar boyunca yalnızca özel sermayeli, çoğu Körfez ülkelerinden ortaklara sahip kurumlardan oluşan sektöre, kamu da girmişti: Ziraat Bankası'nın katılım bankası 2015'te, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı Vakıf Katılım 2016'da kurulmuştu ve Türkiye Emlak Katılım Bankası da birliğin üyeleri arasında yer alıyordu. Devlet, katılım bankacılığını büyütmeyi açıkça bir politika hedefi hâline getirmişti.
Rapor, dünyadaki gelişmelere de yer veriyordu. Fas'ta 2017 ve 2018 yıllarında sekiz faizsiz bankanın faaliyete başladığını ve Surinam'ın Güney Amerika'nın ilk faizsiz bankasını açtığını, bunların faizsiz finansın perakende bankacılık yoluyla yeni ülkelere yayıldığını gösterdiğini belirtiyordu.
Bu tablo iki farklı biçimde okunabilir. Birinci okumaya göre katılım finansı, Türkiye'de ve dünyada istikrarla büyüyen, yeni ülkelere yayılan ve devletin desteğini kazanan bir sektördür. İkinci okumaya göre ise, otuz yılı aşkın bir geçmişe rağmen sektörün payı hâlâ yüzde beş civarındadır; büyümenin önemli bir kısmı devletin kendi bankalarıyla sektöre girmesinden gelmiştir ve büyümenin ürünlerin gerçekten farklı olmasından mı, yoksa politika desteğinden mi kaynaklandığı açık bir sorudur. Bu ders, iki okumanın da hangi kanıtlara dayandığını inceliyor.
Kavram
Katılım finansının çoğu ülkede içinde yaşadığı kurumsal yapı şudur.
Türkiye'de sektörün son dönemdeki büyümesinin bir kaynağı şudur.
Eleştirilerin ölçülebilir bir dayanağı şudur.
Eleştirilerin en yaygın biçimi şudur.
Eleştirilerin ikinci bir odağı şudur.
Eleştirilerin bir kısmı içeriden gelir. Bunun adı şudur.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, açılıştaki bilmeceye kanıt sağlar. Müslümanların hesap sahipliği ve resmî tasarrufu daha düşüktür; bu, önceki derslerde gördüğümüz dini nedenle kendini dışlamayla tutarlıdır. Beyan edilen tercih ile fiilî kullanım arasında da bir uçurum vardır: insanlar şeriata uygun ürünleri tercih ettiklerini söylüyor, ama bu ürünleri az kullanıyor. Bulgu, bu uçurumun nedenini doğrudan göstermez; maliyet, erişim, bilgi eksikliği ya da ürünlerin gerçekten farklı olduğuna duyulan şüphe, hepsi olası açıklamalardır. Ama katılım finansının, ulaşamadığı bir talebin var olduğunu da gösterir.
Bu bulgu, iki tarafın da kullanabileceği bir kanıttır. Eleştirmenler için, katılım bankası fon sahiplerinin politika faizine geleneksel mevduat sahiplerinden bile daha duyarlı olması, bu müşterilerin önemli bir kısmının getiriyi faiz oranlarıyla kıyasladığını ve katılım fonlarının ekonomik olarak mevduattan farksız işlediğini gösterir. Savunucular ise bulgunun öbür yanına dikkat çekebilir: katılım bankaları küçük ve orta ölçekli işletmelere daha fazla fon kullandırıyor olabilir. Bulgu ayrıca, önceki dersteki kaydırılmış ticari risk tartışmasını destekler: kâr payı oranları faiz oranlarının gerisinde kalınca fon sahipleri ayrılıyorsa, bankalar oranları faize yakın tutmak için güçlü bir baskı altındadır.
Yaygın yanlış«Müslüman yetişkinlerin banka hesabı daha az olduğuna göre, bunun tek nedeni faizsiz ürünlerin bulunmamasıdır; katılım bankası açılınca bu fark kapanır.»
Demirgüç-Kunt, Klapper ve Randall, Müslümanların hesap sahipliğinin ve resmî tasarrufunun daha düşük olduğunu, ama İslami finans sektörü görece yeni olan ülkelerde, katılımcıların en büyük grubu şeriata uygun ürünleri tercih ettiğini söylese de, bu ürünlerin az kullanıldığını buldu. Ürünün var olması, kullanılacağını garanti etmez; maliyet, erişim ve güven de rol oynar.
Yaygın yanlış«Katılım bankası müşterileri dini nedenlerle bu bankaları seçtiği için, faiz oranlarındaki değişikliklere ilgisizdir.»
Aysan, Disli ve Öztürk, Türkiye'de katılım bankası fon sahiplerinin politika faizindeki değişikliklere duyarlılığının geleneksel banka mevduat sahiplerininkinden belirgin biçimde büyük olduğunu buldu.
Neden önemli?
Katılım finansı, Türkiye'de devletin açıkça desteklediği ve büyümesini politika hedefi hâline getirdiği bir sektördür. Bu desteğin gerekçesi, finansal hizmetlere erişimi olmayan ya da dini nedenlerle bankacılık sisteminin dışında kalan tasarrufları ekonomiye kazandırmaktır. Bu gerekçe, Demirgüç-Kunt ve arkadaşlarının bulgusuyla kısmen desteklenir; ama aynı bulgu, ürünlerin var olmasının yeterli olmadığını da gösterir.
Eleştiriler de bir yurttaş, bir tasarruf sahibi ve bir politika yapıcı için önemlidir. Katılım finansı ürünleri ekonomik olarak geleneksel ürünlerden farksızsa, müşteriler ek maliyete katlanıyor ama farklı bir şey almıyor olabilir. Farklıysa, bu farkın ne olduğunu ve kime fayda sağladığını bilmek gerekir. Eleştiriler ve cevaplar, katılım finansının gelecekte nasıl gelişmesi gerektiğine dair tartışmanın da zeminini oluşturur: daha fazla ortaklık finansmanına mı, daha düşük maliyete mi, daha fazla sosyal amaca mı yönelmeli?
Model
Katılım finansının yerini ve ona yöneltilen eleştirileri değerlendirmek için birkaç basit hesap yeterlidir: pazar payının nasıl değiştiği, beyan edilen tercihin neden kullanıma dönüşmediği, katılım fonlarının faiz oranlarına nasıl tepki verdiği ve ürünlerin nakit akışlarının geleneksel ürünlerle ne kadar örtüştüğü. Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin 2018 payı ve yüzde 15 hedefi dışındaki bütün rakamlar açıklama amaçlı varsayımlardır.
Çözümlü örnek — Yüzde 5,3'ten yüzde 15'e kaç yıl?
Katılım bankalarının aktif payı yüzde 5,3'tür ve hedef yüzde 15'tir. Katılım bankalarının aktiflerinin yılda yüzde 30, bütün bankacılık sektörünün aktiflerinin yılda yüzde 20 büyüdüğünü varsayalım.
Pay her yıl 1,30 / 1,20 ≈ 1,0833 katına çıkar. Payın 15 / 5,3 ≈ 2,83 katına çıkması gerekir. Gereken yıl sayısı ln 2,83 / ln 1,0833 ≈ 1,040 / 0,0800 ≈ 13 yıldır.
Bu hesap, «orta vade» hedefinin ne kadar iddialı olduğunu gösterir: katılım bankalarının her yıl sektörün geri kalanından 10 puan daha hızlı büyümesi bile hedefe on üç yılda ulaştırır. Büyüme farkı 5 puana düşerse, yıllık çarpan 1,25 / 1,20 ≈ 1,0417 olur; gereken süre ln 2,83 / ln 1,0417 ≈ 1,040 / 0,0408 ≈ 25,5 yıldır. Pazar payı hedefleri, bu yüzden, sektörün geri kalanına göre uzun süre çok daha hızlı büyümeyi gerektirir.
Çözümlü örnek — Tercihten kullanıma
Bir ülkedeki yetişkinlerin yüzde 40'ı ankette faizsiz bir banka ürününü tercih edeceğini söylüyor. Ama katılım bankalarının müşterileri yetişkinlerin yalnızca yüzde 6'sı. Aradaki farkı katmanlara ayıralım.
Birinci katman maliyettir. Katılım bankasının ürünü, 100'lük bir finansmanda yılda 1 daha pahalıdır. Tercih ettiğini söyleyenlerin, faizsiz ürün için ödemeye razı oldukları ek tutarın 0 ile 2 arasında eşit dağıldığını varsayalım. Ek maliyete razı olanlar, yani ödemeye razı oldukları tutar 1'den büyük olanlar, bu grubun yarısıdır: yetişkinlerin 0,40 × 0,5 = yüzde 20'si.
İkinci katman erişimdir. Bu yüzde 20'nin yalnızca yüzde 30'unun yakınında bir katılım bankası şubesi ya da güvendiği bir dijital kanal var. Fiilî kullanım 0,20 × 0,30 = yüzde 6'dır.
Bu ayrıştırma, beyan edilen tercih ile ortaya çıkan tercih arasındaki farkın tek bir nedeni olmadığını gösterir. Fiyat farkı yarıya inerse, yani ek maliyet 0,5 olursa, razı olanların payı 0,75'e yükselir ve kullanım 0,40 × 0,75 × 0,30 = yüzde 9'a çıkar. Erişim iki katına, yani yüzde 60'a çıkarsa, kullanım ilk duruma göre yüzde 12 olur. Bu hesap, sektörün büyümesi için politika seçeneklerini ayırt etmeye yardım eder: maliyeti düşürmek mi, erişimi artırmak mı daha etkilidir?
Çözümlü örnek — Politika faizi yükselince
Bir katılım bankasında 1.000 katılım fonu var. Merkez bankası politika faizini yüzde 10'dan yüzde 15'e yükseltiyor. Geleneksel bankalar mevduat faizlerini hızla yüzde 9'dan yüzde 14'e çıkarıyor. Katılım bankasının kâr payı oranı ise, eski oranlarla kullandırılmış fonların getirisine bağlı olduğu için, ilk aylarda yüzde 9'da kalıyor.
Aradaki fark 5 puandır. Fon sahiplerinin yüzde 20'sinin, fark 3 puanı aştığında fonlarını geleneksel bankalara ya da başka yatırımlara taşıdığını varsayalım. Banka 1.000 × 0,20 = 200 fon kaybeder. Bankanın fonların yüzde 10'unu likit varlık olarak tuttuğunu varsayarsak, fon kaybı, kullandırılan fonlarda yaklaşık 200 × 0,90 = 180'lik bir daralmaya yol açar.
Bu daralma, Aysan ve arkadaşlarının bulgusuyla tutarlıdır: sıkı para politikası, katılım bankalarının fon kullandırmasında daha büyük bir daralma yaratır. Bu bankalar küçük ve orta ölçekli işletmelere ağırlık veriyorsa, daralmanın yükü büyük ölçüde bu işletmelere düşer. Kâr payı oranlarının ataleti, eleştirmenlerin iddia ettiği gibi faizden kopuk olmanın değil, faize gecikmeli bağlı olmanın bir sonucudur.
Çözümlü örnek — Murabaha ile kredinin nakit akışı
Bir işletmenin 100'lük bir makineye ihtiyacı var. Geleneksel banka, 100'lük bir yıllık krediyi yüzde 12 faizle veriyor; işletme bir yıl sonra 112 ödüyor. Katılım bankası ise makineyi 100'e satın alıp işletmeye bir yıl vadeyle 112'ye satıyor.
İşletmenin nakit akışı iki durumda aynıdır: bugün makine, bir yıl sonra 112 ödeme. Bankanın getirisi de aynıdır: yüzde 12. Biçim ve öz eleştirisi tam bu noktaya dayanır: hukuki biçim farklıdır, ama ekonomik öz, yani nakit akışı ve getiri, aynıdır. Kâr marjı piyasa faiz oranlarına bakılarak belirleniyorsa, iki ürün arasındaki fark yalnızca hukukidir.
Savunucular, aradaki farkların gerçek olduğunu söyler. Birincisi, murabahada banka malı kısa bir süre de olsa mülkiyetinde tutar ve bu sürede malın riski bankadadır; malın kusurlu çıkması ya da teslim edilememesi bankanın sorunudur. İkincisi, işletme ödemeyi geciktirirse, murabaha borcu bileşik faizle büyümez; önceki derslerde gördüğümüz gibi, gecikme bedeli genellikle bankanın gelirine değil hayır amacına gider. Üçüncüsü, finansman bir mala bağlıdır; para, ürün olmayan bir amaç için kullanılamaz. Bu farklar ekonomik olarak küçük olabilir; ama sıfır değildir.
Çözümlü örnek — Ortaklık finansmanı neden az?
Bir katılım bankası, bir girişimin bir yıllık projesini mudarabayla finanse etmeyi düşünüyor. Proje 100 sermaye gerektiriyor ve gerçek kârı 20 olacak; banka ile girişimci kârı eşit bölüşecek. Banka gerçek kârı 10 olarak almalıdır.
Ama girişimci, kârı düşük göstererek, örneğin bazı giderleri şişirerek, kârı 12 olarak bildirebilir. Banka denetim yapmazsa, payı 6'ya düşer; 4 kaybeder. Denetim 3'e mal olur ve gerçek kârı 0,9 olasılıkla ortaya çıkarır. Denetimin beklenen getirisi 0,9 × 4 = 3,6'dır; maliyeti 3'tür. Denetim kârlıdır, ama yalnızca 0,6'lık bir farkla.
Aynı finansman murabahayla yapılsaydı, banka makineyi alıp yüzde 10 kârla satar ve girişimcinin kârını hiç izlemek zorunda kalmazdı; getirisi 10 olurdu ve denetim maliyeti olmazdı. Bu hesap, önceki derslerde gördüğümüz bilgi asimetrisinin katılım finansındaki sonucunu gösterir: kâr ve zarar ortaklığı, bankanın girişimcinin kârını doğru gözlemlemesini gerektirir; bu gözlem pahalıdır. Ortaklık finansmanı açığı, bu yüzden yalnızca bankaların tercihinden değil, ekonominin bilgi yapısından da kaynaklanır. Muhasebe kayıtlarının güvenilir olduğu, denetimin ucuz olduğu bir ekonomide ortaklık finansmanının payı daha yüksek olabilir.
Çözümlü örnek — Büyümenin kaynağı
Bir ülkede katılım bankalarının toplam aktifleri beş yılda 100'den 160'a çıkıyor. Bu dönemde kurulan kamu katılım bankalarının aktifleri sıfırdan 40'a ulaşıyor; özel katılım bankalarının aktifleri ise 100'den 120'ye çıkıyor.
Sektörün 60'lık büyümesinin 40'ı, yani yaklaşık üçte ikisi, kamu katılım bankalarından gelmiştir. Özel bankaların büyümesi beş yılda yüzde 20, yani yıllık yaklaşık yüzde 3,7'dir; 1,2'nin beşinci kökü yaklaşık 1,037'dir.
Bu ayrıştırma, sektörün büyümesini değerlendirirken önemli bir soruyu ortaya çıkarır. Kamu bankalarının büyümesi, yeni müşterilerin sektöre katılmasından mı geliyor, yoksa kamu kurumlarının ve kamuyla çalışan işletmelerin fonlarını bu bankalara yönlendirmesinden mi? Birincisi, katılım finansına olan talebin büyüdüğünü gösterir; ikincisi ise büyümenin politika tercihlerine bağlı olduğunu ve politika değişirse tersine dönebileceğini. Bir analist, büyümeyi değerlendirmek için fon kaynaklarının dağılımına, yani bireysel tasarruf sahiplerinin ve kamu kurumlarının paylarına bakmalıdır.
Aynı ayrıştırma özel bankalar için de bir soru doğurur. Kamu bankaları, özel katılım bankalarının müşterilerini mi çekti, yoksa sektöre daha önce hiç girmemiş müşterileri mi getirdi? Özel bankaların yıllık yüzde 3,7'lik büyümesi, bütün bankacılık sektörünün büyümesinin altında kalıyorsa, özel bankaların payı aslında gerilemiş olabilir; sektörün toplam payındaki artış bu gerilemeyi gizler.
Çözümlü örnek — Üç ülke, üç model
Katılım finansının dünyadaki yerini anlamak için üç kurumsal modeli karşılaştıralım.
Birinci model, bütün bankacılık sisteminin yasa ile faizsiz ilkelere bağlandığı modeldir; İran ve Sudan bu modeli benimsemiştir. Bu modelde katılım finansının payı tanım gereği yüzde 100'dür; ama bu pay müşteri tercihini değil, yasal zorunluluğu yansıtır. Müşteriler alternatif bir seçeneğe sahip olmadığı için, ürünlerin gerçekten farklı olup olmadığını piyasa testinden geçirmek mümkün değildir.
İkinci model, çift bankacılık sistemidir; Türkiye ve Malezya bu modele örnektir. Burada katılım finansının payı, müşterilerin geleneksel bankalara karşı katılım bankalarını seçmesine bağlıdır; bu, ürünlerin gerçek bir piyasa testinden geçmesi demektir. Ama aynı zamanda katılım bankalarının geleneksel bankalarla rekabet etmek için onlara benzemesi yönünde güçlü bir baskı yaratır; faiz kıyaslaması bu baskının bir sonucudur.
Üçüncü model, katılım finansının çoğunlukla Müslüman olmayan ülkelerde, küçük bir azınlık için ve çoğu zaman geleneksel bankaların özel pencereleri aracılığıyla sunulduğu modeldir. Burada sektör küçüktür ve büyümesi, düzenleyicilerin katılım finansı ürünlerini mevcut hukuki çerçeveye ne kadar uyarlayabildiğine bağlıdır. Üç model de, katılım finansının başarısını ölçmek için farklı ölçütler gerektirir.
Çözümlü örnek — Finansal katılımın kazancı
Bir ülkede 10 milyon yetişkin var. Bunların 2 milyonunun resmî bir banka hesabı yok. Bu 2 milyonun yüzde 20'si, yani 400 bin kişi, hesap açmamasının nedeni olarak dini kaygıları gösteriyor.
Katılım bankalarının bu 400 bin kişinin yarısına ulaştığını varsayalım. 200 bin kişi resmî finansal sisteme katılır. Her birinin ortalama 20 bin lira tasarrufu evde ya da altın olarak tutuluyorsa, bankacılık sistemine 200.000 × 20.000 = 4 milyar lira yeni fon girer.
Bu hesap, katılım finansının savunucularının en güçlü argümanlarından birini gösterir: katılım finansı, başka türlü bankacılık sistemine girmeyecek tasarrufları ekonomiye kazandırabilir. Ama hesabın değeri, varsayımların gerçekliğine bağlıdır: dini kaygılarla hesap açmayanların sayısı ve bu kişilerin katılım bankasına güvenip güvenmeyeceği ampirik sorulardır. Demirgüç-Kunt ve arkadaşlarının bulgusu, beyan edilen tercihin kullanıma kendiliğinden dönüşmediğini hatırlatır.
Çözümlü örnek — Makasıd ölçütüyle bir bilanço
Bir katılım bankasının fon kullandırmaları 1.000'dir. Bunun 700'ü büyük şirketlere ve konut alıcılarına murabaha ve icara, 250'si küçük ve orta ölçekli işletmelere murabaha, 40'ı ortaklık finansmanı, 10'u ise karz-ı hasen, yani karşılıksız borçtur.
Bu bilanço, katılım finansı kurallarına biçimsel olarak tamamen uygun olabilir. Ama makasıd eleştirisi farklı bir soru sorar: finansmanın ne kadarı servetin dolaşımına, küçük üreticilere ve yoksullara yöneliyor? Bu bankada küçük işletmelere giden pay yüzde 25, ortaklık finansmanı yüzde 4, karz-ı hasen yüzde 1'dir. Eleştirmen, bankanın fonlarının dörtte üçünün, geleneksel bir bankanın da finanse edeceği büyük ve teminatlı müşterilere gittiğini söyler.
Savunucu ise bankanın her şeyden önce fon sahiplerinin parasını güvenle yönetmek zorunda olduğunu hatırlatır: fon sahipleri yüksek risk istemiyorsa, banka da riskli ortaklık finansmanına ağırlık veremez. Bu tartışma, ölçülebilir bir hedefe çevrilebilir: örneğin küçük işletmelere ve ortaklık finansmanına giden payların zaman içinde nasıl değiştiğini izlemek, eleştirinin haklı olup olmadığını sınamanın bir yoludur.
Modelin sınırları
Bu dersteki hesaplar, katılım finansına dair tartışmayı çerçevelemek için basitleştirilmiştir. Pazar payı hesabı, büyüme hızlarının sabit kalacağını varsayar; oysa bu hızlar ekonomik koşullara, para politikasına ve devlet desteğine bağlıdır. Tercihten kullanıma geçiş hesabındaki oranlar varsayımdır; gerçek oranları belirlemek için anket ve kullanım verilerini birleştiren çalışmalar gerekir.
Biçim ve öz tartışması da yalnızca ekonomik bir soru değildir. Bir iktisatçı iki ürünün nakit akışlarının aynı olduğunu gösterebilir; ama bu ürünlerin dini açıdan aynı sayılıp sayılmayacağı, din bilginlerinin alanıdır; bilginler bu soruya tek bir cevap vermez ve ders onların arasında hakemlik yapmaz. Dersin ilgilendiği, eleştirilerin ve cevapların hangi ekonomik kanıtlara dayandığı ve hangi soruların hâlâ açık olduğudur.
Uygulama
Özet kartı
- Katılım finansı dünyada üç kurumsal modelde yaşar: bütün bankacılığın yasa ile faizsiz ilkelere bağlandığı modelde, Türkiye ve Malezya'daki gibi çift bankacılık sisteminde ve çoğunluğu Müslüman olmayan ülkelerde küçük bir azınlığa hizmet eden modelde. Her model, başarıyı ölçmek için farklı ölçütler gerektirir.
- Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin 2018 raporuna göre beş katılım bankasının bankacılık sektöründeki payı aktiflerde yüzde 5,3, kullandırılan fonlarda yüzde 5,1, toplanan fonlarda yüzde 6,7'ydi ve orta vadede aktiflerde yüzde 15 hedefi vardı. Kamu katılım bankaları 2015'ten itibaren sektöre girdi; böyle bir hedef, sektörün geri kalanından uzun süre çok daha hızlı büyümeyi gerektirir.
- Demirgüç-Kunt, Klapper ve Randall, 64 ekonomide Müslümanların hesap sahipliğinin ve resmî tasarrufunun daha düşük olduğunu, ama borçlanmanın daha düşük olmadığını; İslami finansın yeni olduğu beş ülkede şeriata uygun ürünlerin, daha pahalı olsa bile varsayımsal olarak tercih edildiğini, ama az kullanıldığını buldu.
- Aysan, Disli ve Öztürk, Türkiye'de katılım bankası fon sahiplerinin politika faizine geleneksel mevduat sahiplerinden daha duyarlı olduğunu ve sıkı para politikasının katılım bankalarının fon kullandırmasını daha çok daralttığını buldu; bu, faiz kıyaslamasının ve kaydırılmış ticari riskin kaynağını gösterir.
- Eleştiriler üç başlıkta toplanır: biçim ve öz eleştirisi, ürünlerin ekonomik olarak faizli ürünlere benzediğini; ortaklık finansmanı açığı, kâr ve zarar ortaklığının az kullanıldığını; makasıd eleştirisi, sosyal amaçlardan uzaklaşıldığını söyler. Savunucular, mülkiyet riskini, gecikmede bileşik faizin olmamasını, finansmanın mala bağlı olmasını ve finansal katılım kazancını öne çıkarır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Çift bankacılık sistemi | Dual banking system | Katılım bankalarının geleneksel bankalarla aynı piyasada ve aynı düzenleyici altında çalıştığı yapı |
| Kamu katılım bankası | State-owned participation bank | Sermayesi devlete ya da kamu kurumlarına ait olan katılım bankası |
| Faiz kıyaslaması | Interest-rate benchmarking | Kâr payı oranlarının ve kâr marjlarının piyasa faiz oranlarına bakılarak belirlenmesi |
| Biçim ve öz eleştirisi | Form versus substance critique | Ürünlerin hukuki biçimi farklı olsa da ekonomik özünün faizli krediye benzediği eleştirisi |
| Ortaklık finansmanı açığı | Participatory finance gap | Kuramın öne çıkardığı ortaklık araçlarına karşın uygulamada borç benzeri araçların ağır basması |
| Makasıd eleştirisi | Maqasid critique | Katılım finansının biçimsel uyumla yetinip İslam hukukunun sosyal amaçlarından uzaklaştığı eleştirisi |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Biçim ve öz eleştirisi ile makasıd eleştirisi arasındaki farkı açıkla. Hangisi katılım finansını dışarıdan, hangisi kendi ilkelerinin içinden değerlendirir?
- (Çıktı 2) Çift bankacılık sistemi, katılım bankalarının ürünlerini geleneksel ürünlere benzetme yönünde neden bir baskı yaratır? Bu baskı, bütün bankacılığın faizsiz ilkelere bağlandığı bir sistemde neden yoktur?
- (Çıktı 3) Katılım bankalarının aktif payı yüzde 6'dır. Katılım bankaları yılda yüzde 25, bütün sektör yüzde 15 büyürse, pay yüzde 12'ye ne zaman ulaşır?
- (Çıktı 3) Bir ülkede yetişkinlerin yüzde 30'u faizsiz ürünleri tercih edeceğini söylüyor. Bunların yüzde 60'ı ek maliyete razı, razı olanların yüzde 40'ının bir katılım bankasına erişimi var. Fiilî kullanım oranı nedir? Erişim yüzde 80'e çıkarsa ne olur?
- (Çıktı 4) Aysan, Disli ve Öztürk'ün bulgusunu bir eleştirmen ve bir savunucu nasıl farklı yorumlar? Bulgunun iki yoruma da destek verdiği yanları açıkla.
- (Çıktı 4) Bir gazetedeki yorumda şu iddia var: «Katılım bankalarının ürünleri faizli kredilerle aynı; bu bankalar yalnızca bir pazarlama etiketidir.» Bu dersteki kanıt ve hesaplarla bu yargıyı değerlendir.
Cevaplar
- Biçim ve öz eleştirisi, katılım finansı ürünlerinin ekonomik özünü, yani nakit akışlarını ve risk dağılımını geleneksel ürünlerle karşılaştırır ve aralarında anlamlı bir fark olmadığını savunur; ekonomik bir ölçütle, dışarıdan değerlendirir. Makasıd eleştirisi ise katılım finansını İslam hukukunun kendi amaçlarına, yani adalete, servetin dolaşımına ve yoksulların gözetilmesine göre değerlendirir ve biçimsel uyumun bu amaçlara ulaşmak için yeterli olmadığını savunur; katılım finansını kendi ilkelerinin içinden eleştirir.
- Çift bankacılık sisteminde müşteriler, katılım bankaları ile geleneksel bankalar arasında seçim yapabilir. Katılım bankaları, dini tercihi zayıf ya da fiyata duyarlı müşterileri kaybetmemek için kâr payı oranlarını ve kâr marjlarını faiz oranlarına yakın tutmak zorundadır; bu da ürünlerini geleneksel ürünlere benzetir. Bütün bankacılığın faizsiz ilkelere bağlandığı bir sistemde ise müşterilerin geleneksel bir alternatifi yoktur; katılım bankaları birbirleriyle rekabet eder ama geleneksel bankalarla rekabet etmez, bu yüzden onlara benzemek için aynı baskı yoktur.
- Pay her yıl 1,25 / 1,15 ≈ 1,087 katına çıkar. Payın iki katına çıkması gerekir. Gereken yıl sayısı ln 2 / ln 1,087 ≈ 0,693 / 0,0834 ≈ 8,3 yıldır.
- Fiilî kullanım 0,30 × 0,60 × 0,40 = yüzde 7,2'dir. Erişim yüzde 80'e çıkarsa kullanım 0,30 × 0,60 × 0,80 = yüzde 14,4 olur; erişimin iki katına çıkması kullanımı da iki katına çıkarır.
- Eleştirmen, katılım bankası fon sahiplerinin politika faizine geleneksel mevduat sahiplerinden daha duyarlı olmasını, bu müşterilerin getiriyi faizle kıyasladığının ve katılım fonlarının ekonomik olarak mevduattan farksız işlediğinin kanıtı olarak yorumlar. Savunucu ise bulgunun kredi tarafına dikkat çeker: katılım bankalarının sıkı para politikasında daha çok daralması, yazarların yorumuna göre küçük ve orta ölçekli işletmelere ağırlık vermelerinin bir yansımasıdır; bu, katılım bankalarının farklı bir müşteri kitlesine hizmet ettiğini gösterir. Bulgu, fon tarafında eleştirmeni, fon kullandırma tarafında savunucuyu destekler.
- İddia, biçim ve öz eleştirisinin güçlü bir biçimidir ve kısmen haklıdır: murabaha örneğinde görüldüğü gibi, ürünlerin nakit akışları ve getirileri çok benzer olabilir ve kâr marjları faiz oranlarına bakılarak belirlenebilir. Aysan ve arkadaşlarının bulgusu, fon sahiplerinin de getiriyi faizle kıyasladığını gösterir. Ama yargı farkları sıfıra indirmekle aşırıya gider: murabahada malın riski kısa bir süre de olsa bankadadır, gecikmede borç bileşik faizle büyümez ve finansman bir mala bağlıdır. Ayrıca Demirgüç-Kunt ve arkadaşlarının bulgusu, faizsiz ürünlere dair gerçek bir talebin bulunduğunu gösterir; bu talebin karşılanması, kimi tasarrufların sisteme girmesini sağlayabilir. Daha dengeli bir değerlendirme, farkların ekonomik olarak küçük, ama hukuki ve kimi müşteriler için önemli olduğunu kabul eder.
İleri okuma
- Aslı Demirgüç-Kunt, Leora F. Klapper, Douglas Randall (2014). «Islamic Finance and Financial Inclusion: Measuring Use of and Demand for Formal Financial Services among Muslim Adults». Review of Middle East Economics and Finance 10(2). Müslüman yetişkinlerin finansal hizmet kullanımı ve talebi.
- Ahmet Faruk Aysan, Mustafa Disli, Hüseyin Öztürk (2018). «Bank Lending Channel in a Dual Banking System: Why Are Islamic Banks So Responsive?». The World Economy 41(3). Türkiye'de katılım bankalarının para politikasına tepkisi.
- Abdullah Saeed (1996). Islamic Banking and Interest: A Study of the Prohibition of Riba and its Contemporary Interpretation. Brill. Faiz yasağı yorumlarının ve katılım bankacılığı uygulamasının eleştirel incelemesi.
- Mehmet Asutay (2012). «Conceptualising and Locating the Social Failure of Islamic Finance: Aspirations of Islamic Moral Economy vs the Realities of Islamic Finance». Asian and African Area Studies 11(2). İslami ahlaki ekonomi açısından katılım finansının değerlendirilmesi.
Sonraki derse köprü
Bu dizi boyunca katılım finansını bir finans sektörü olarak inceledik; ama eleştirilerin ve savunmaların çoğu, aslında finansın reel ekonomiye nasıl bağlandığı sorusuna dönüyordu: para bir mala, bir üreticiye, bir projeye mi gidiyor? Sıradaki dizi bu soruyu ekonominin en eski sektörüne taşıyor. Sıradaki ders, tarımın ekonomideki yerini ele alıyor: ülkeler zenginleştikçe tarımın üretimdeki ve istihdamdaki payının neden düştüğünü, bu iki payın neden farklı hızlarda değiştiğini ve tarımı hava koşullarına, mevsimlere ve fiyat dalgalanmalarına bağımlılığıyla öbür sektörlerden ayıran özellikleri göreceğiz.