Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Katılım finansı iki düzenleme katmanına tabidir: finansal düzenleme kurumun sağlamlığını, faizsiz bankacılık ilkelerine uyum denetimi ise ürünlerin bu ilkelere uygunluğunu korur. Türkiye'de genel ilke ve standartlar 2018'de kurulan Türkiye Katılım Bankaları Birliği Danışma Kurulu'nca belirlenir; her bankanın yönetim kuruluna bağlı, en az üç üyeli bir danışma komitesi uyumu banka içinde denetler.
- Katılım bankalarının sermaye yeterliliği hesabında alfa katsayısı, katılım hesaplarıyla finanse edilen varlıkların riskinin ne kadarının bankada kaldığını gösterir. Banka kaydırılmış ticari risk nedeniyle kayıpları fiilen üstleniyorsa alfa yüksek tutulmalıdır; aynı bilançoda alfanın seçimi sermaye oranını birkaç kat değiştirebilir.
- Her bankanın kendi komitesiyle çalıştığı bir sistemde fetva arbitrajı bir mahkûm ikilemi yaratabilir: komite sayısı arttıkça sınırdaki bir ürünü en az bir komitenin onaylama olasılığı hızla yükselir. Merkezi kurul tutarlılığı artırır; ama hatası bütün sektöre yayılır ve yeniliği sınırlayabilir.
- Mollah ve Zaman, şeriat denetim kurullarının yalnızca denetim rolü üstlendiklerinde İslami bankaların performansını olumlu etkilediğini, yalnızca danışma rolündeyken etkinin ihmal edilebilir olduğunu buldu; Abedifar, Molyneux ve Tarazi, küçük İslami bankaların kredi riskinin ve ödeme gücünü yitirme riskinin daha düşük olduğunu ve müşterilerden rant elde edildiğine dair az kanıt bulunduğunu gösterdi.
- AAOIFI ve IFSB gibi standart kuruluşlarının kuralları, ülkeler benimsedikçe bağlayıcı olur. Muhasebe ve şeriat standartlarındaki farklar, bankaların karşılaştırılmasını zorlaştırır ve sınır ötesi işlemlerin maliyetini artırır; bir standardın değeri, onu benimseyenlerin sayısıyla artar.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Danışma komitesini, merkezi danışma kurulunu, fetva arbitrajını, faizsiz finans standart kuruluşlarını, alfa katsayısını ve faizsiz bankacılık ilkelerine uyumsuzluk riskini tanımlar.
- Anlama — Katılım finansının neden iki ayrı düzenleme katmanına, yani finansal düzenlemeye ve faizsiz bankacılık ilkelerine uyum denetimine ihtiyaç duyduğunu ve bu iki katman arasındaki ilişkinin neden zor olduğunu açıklar.
- Uygulama — Bir katılım bankasının sermaye yeterlilik oranını, katılım hesaplarının riskinin ne kadarının bankada kaldığına göre farklı alfa katsayılarıyla hesaplar; farklı danışma kurulu kararlarının bir ürünün maliyetini ve rekabeti nasıl etkilediğini değerlendirir.
- Değerlendirme — Mollah ve Zaman'ın danışma kurullarının performansa etkisine dair bulgusunu ve Abedifar, Molyneux ve Tarazi'nin İslami bankaların riskine dair bulgusunu karşılaştırarak katılım finansının düzenlenmesinde hangi kurumsal tasarımın daha etkili olabileceğini değerlendirir.
Sezgi
Açılış
İki katılım bankası aynı ürünü sunmak istiyor: nakit ihtiyacı olan müşterilere, emtia alım satımı yoluyla kısa vadeli finansman. Birinci bankanın danışma komitesi ürünü uygun buluyor. İkinci bankanın danışma komitesi ise ürünün ekonomik olarak bir nakit krediden farksız olduğunu, bu yüzden uygun olmadığını söylüyor. Birinci banka ürünü sunar ve müşterileri kazanır; ikinci banka bunu izler ve kendi komitesine baskı yapar ya da komitesini değiştirmeyi düşünür.
Bu durum, katılım finansının düzenlenmesine dair özgün bir sorunu gösterir. Geleneksel bir bankanın bir ürünü sunup sunamayacağına finansal düzenleyici karar verir; kurallar herkes için aynıdır. Katılım bankasında ise ikinci bir soru vardır: ürün faizsiz bankacılık ilkelerine uygun mu? Bu soruya kim karar verecek? Her banka kendi komitesine mi, yoksa ortak bir kurula mı? Kurullar farklı kararlar verirse, bankalar en gevşek kararı veren kurulu mu arayacak?
Önceki derslerde katılım bankacılığının, sukukun ve tekafülün nasıl işlediğini ve her birinde kuram ile uygulama arasındaki gerilimi gördük. Bu ders, bu kurumların nasıl düzenlendiğini ele alıyor: finansal düzenlemenin katılım finansına nasıl uyarlandığını, faizsiz bankacılık ilkelerine uyumun nasıl denetlendiğini ve uluslararası standart kuruluşlarının rolünü.
Hikâye — Ortak bir kurul
Türkiye'de katılım bankaları uzun yıllar boyunca, ürünlerinin faizsiz bankacılık ilkelerine uygunluğunu kendi bünyelerindeki danışma komiteleriyle değerlendirdi. Her bankanın komitesi, kendi bankasının ürünleri hakkında karar veriyordu. Bu yapı esnekti; ama aynı ürün hakkında farklı bankalarda farklı kararlar verilebilmesine ve kararların kamuoyu tarafından izlenmesinin zorlaşmasına yol açıyordu.
2018'de bu yapı değişti. Türkiye Katılım Bankaları Birliği bünyesinde merkezi bir Danışma Kurulu oluşturuldu. Kurul, sonraki yıllarda teverruk ve murabaha gibi ürün türlerine dair standartlar yayımladı.
Ardından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun faizsiz bankacılık ilke ve standartlarına uyuma ilişkin tebliği, iki katmanlı bir yapı kurdu. Tebliğe göre katılım bankaları, faaliyetlerinin bu ilke ve standartlara uygunluğunu sağlamak için bünyelerinde, yönetim kuruluna bağlı, en az üç üyeli ve üyelerinin görev süresi üç yıl olan bir danışma komitesi kurmak zorundaydı. Tebliğde faizsiz bankacılık ilke ve standartları, Birlik nezdindeki Danışma Kurulu tarafından belirlenen ilke ve standartlar ile onun genel nitelikli kararları olarak tanımlanıyordu. Böylece genel kurallar merkezi kurul tarafından konuyor, her bankanın kendi komitesi ise bu kurallara uyumu bankanın içinde denetliyordu.
Türkiye'nin bu yolu, katılım finansının düzenlenmesine dair küresel bir tartışmanın yerel bir cevabıydı. Bir yanda, her kurumun kendi danışma kuruluna sahip olduğu ve kurulların farklı görüşlere açık olduğu yerinden yönetimli bir model vardır. Öbür yanda, bir ülkede tek bir merkezi kurulun bütün kurumlar için bağlayıcı kararlar verdiği bir model. Birincisi çeşitliliğe ve yeniliğe, ikincisi tutarlılığa ve güvene öncelik verir. Bu ders, bu seçimin ve onu çevreleyen düzenleme yapısının ekonomik mantığını ele alıyor.
Kavram
Bir katılım bankasının içindeki uyum denetiminin kurumu şudur.
Kuralların ülke düzeyinde birleştirilmesinin kurumu şudur.
Yerinden yönetimli bir sistemin riski şudur.
Uluslararası düzeyde kuralları belirleyen kurumlar şudur.
Katılım bankalarının sermaye hesabını uyarlayan kavram şudur.
Katılım finansına özgü bir risk şudur.
Veri ve kanıt
Bu bulgunun önemli yanı, danışma kurullarının rolüne dair yaptığı ayrımdır. Yalnızca görüş bildiren, ama kararlarının uygulanmasını izlemeyen bir kurul, bankanın performansına bir şey katmaz. Ürünleri onaylayan ve onaylanan ürünlerin gerçekten kurallara uygun uygulandığını denetleyen bir kurul ise bankanın performansını iyileştirir; muhtemelen müşterilerin güvenini artırarak ve uyumsuzluk kaynaklı kayıpları önleyerek. Türkiye'deki düzenleme, bankaların danışma komitelerine uyumu izleme görevi vererek, bu ayrımın denetim tarafını güçlendirmeyi amaçlar.
Bu bulgu, katılım bankalarının sermaye düzenlemesi için önemli bir girdi sağlar. Küçük İslami bankaların kredi riski ve ödeme gücünü yitirme riski daha düşükse, onlara geleneksel bankalarla tamamen aynı sermaye kurallarını uygulamak gereğinden sıkı olabilir. Ama bulgunun bir sınırı vardır: etki özellikle küçük bankalarda ve Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerde görülür. Bu, düşük riskin kısmen müşteri tabanının özelliklerinden, yani önceki derslerde gördüğümüz daha düşük temerrüt eğiliminden kaynaklanabileceğini düşündürür. Katılım bankaları büyüdükçe ve müşteri tabanı genişledikçe, bu avantaj azalabilir.
Yaygın yanlış«Bir katılım bankasında danışma kurulu bulunması, bankanın faizsiz ilkelere uyduğunu ve daha iyi yönetildiğini kendiliğinden gösterir.»
Mollah ve Zaman, şeriat denetim kurullarının yalnızca bir denetim rolü üstlendiklerinde İslami bankaların performansını olumlu etkilediğini, yalnızca danışma rolündeyken etkinin ihmal edilebilir olduğunu buldu. Kurulun varlığı değil, uyumu fiilen denetleyip denetlemediği önemlidir.
Yaygın yanlış«İslami bankalar, dini hassasiyetleri olan müşterilerin başka seçeneği olmadığı için onlardan yüksek fiyat alır ve bu yüzden daha risklidir.»
Abedifar, Molyneux ve Tarazi, 24 ülkede 553 bankalık örneklemde İslami bankaların şeriata uygun ürünler için müşterilerinden rant elde ettiğine dair az kanıt buldu; küçük İslami bankaların kredi riski ve ödeme gücünü yitirme riski geleneksel bankalardan daha düşüktü.
Neden önemli?
Katılım finansı, iki ayrı güvenin üzerine kuruludur: finansal güven, yani kurumun parayı güvenle yöneteceğine dair güven, ve dini güven, yani kurumun ürünlerinin faizsiz ilkelere gerçekten uygun olduğuna dair güven. Finansal düzenleme birinciyi, danışma kurulları ve standartlar ikinciyi korumayı amaçlar. Bu iki katmandan biri zayıfsa, katılım finansı müşterilerini kaybeder ya da finansal istikrarı tehdit eder.
Uluslararası standart kuruluşları, sınır ötesi işlemlerin güvenilirliği için de önemlidir. Bir Türk katılım bankası yurt dışında sukuk ihraç ettiğinde ya da bir Körfez bankasıyla işlem yaptığında, işlemin her iki ülkede de uygun kabul edilmesi gerekir. Standartlar ülkeler arasında farklıysa, aynı işlem bir ülkede uygun, öbüründe uygunsuz sayılabilir; bu da piyasaların bölünmesine ve maliyetlerin artmasına yol açar.
Türkiye'deki merkezi danışma kurulu ve bankaların danışma komiteleri, bu dersin araçlarıyla değerlendirilebilecek bir yapıdır. Merkezi kurul tutarlılığı artırır, ama kurulun bağımsızlığı, üyelerinin nasıl seçildiği ve kararlarının gerekçelerinin ne ölçüde kamuya açıklandığı, yapının güvenilirliğini belirler.
Model
Katılım finansının düzenlenmesinde iki ayrı soru var: kurumun taşıdığı risk için ne kadar sermaye gerekir, ve ürünlerinin faizsiz ilkelere uygunluğuna kim, nasıl karar verir? Aşağıda önce sermaye yeterliliği hesabını ve alfa katsayısının etkisini, sonra danışma kurulları arasındaki rekabeti ve uyumsuzluğun maliyetini, ardından muhasebe ve standart farklılıklarının sonuçlarını hesaplıyoruz. Rakamların hepsi açıklama amaçlı varsayımlardır; birim milyon liradır ve hiçbir ülkenin ya da kuruluşun gerçek oranlarını göstermez.
Çözümlü örnek — Sermaye oranı alfaya göre nasıl değişir?
Bir katılım bankasının özkaynağı 12'dir. Bankanın kendi kaynaklarıyla ve özel cari hesaplarla finanse ettiği varlıkların risk ağırlıklı tutarı 60, katılım hesaplarıyla finanse ettiği varlıkların risk ağırlıklı tutarı 100'dür.
Banka geleneksel bir banka gibi ele alınır ve bütün varlıkların riskinin bankada kaldığı varsayılırsa, sermaye oranı 12 / (60 + 100) = 12 / 160 = yüzde 7,5'tir. Katılım hesabı sahiplerinin, sözleşmede yazdığı gibi, finanse ettikleri varlıkların kayıplarına tamamen katlandığı varsayılırsa, bu varlıklar paydadan çıkar ve oran 12 / 60 = yüzde 20 olur.
Gerçek durum genellikle ikisinin arasındadır. Alfa katsayısı 0,35 alınırsa, payda 60 + 0,35 × 100 = 95 olur ve oran 12 / 95 ≈ yüzde 12,6'dır. Aynı banka, aynı bilanço ve aynı özkaynakla, alfanın seçimine göre yüzde 7,5 ile yüzde 20 arasında bir sermaye oranı gösterebilir. Bu yüzden alfa teknik bir ayrıntı değil, düzenlemenin en önemli kararlarından biridir: düşük bir alfa bankanın daha az sermayeyle daha fazla iş yapmasına izin verir; ama katılım hesaplarının riski gerçekte bankada kalıyorsa, bu banka gereğinden ince bir sermaye tamponuyla çalışıyor demektir.
Çözümlü örnek — Kaydırılmış ticari risk alfayı nasıl belirler?
Bir katılım bankası, katılım hesaplarındaki 100'lük fonu yılda yüzde 8 getiri sağlayan varlıklara yatırıyor. Kâr payı paylaşım oranı katılımcılara yüzde 75, bankaya yüzde 25'tir. Olağan bir yılda katılımcılar 8 × 0,75 = 6, banka 8 × 0,25 = 2 alır. Piyasadaki rakip bankaların katılımcılara ve mevduat sahiplerine verdiği getiri de yaklaşık 6'dır.
Bir yıl varlık getirisi yüzde 3'e düşüyor. Sözleşmeye göre katılımcılar 3 × 0,75 = 2,25 almalıdır. Ama banka, katılımcıların fonlarını rakiplere götürmesinden korkuyor ve onlara yine 6 ödüyor. Aradaki 6 − 2,25 = 3,75'lik farkı karşılamak için önce kendi payı olan 0,75'ten vazgeçiyor, kalan 3'ü de kâr dengeleme karşılığından ve kendi özkaynağından ödüyor.
Bu bankada, kâğıt üzerinde kayıplara katılımcılar katlanıyor, ama fiilen 3,75'lik kaybın tamamını banka üstleniyor. Düzenleyici, sermaye hesabında sözleşmeye değil bu fiilî davranışa bakmalıdır: bu banka için alfa 1'e yakın tutulmalıdır. Öbür yanda, kötü yıllarda katılımcılara gerçekten düşük getiri ödeyen bir bankada katılımcılar riski fiilen paylaşmaktadır ve alfa düşük tutulabilir. Aynı ülkedeki iki banka, aynı ürünleri sunsa bile, farklı davranışları nedeniyle farklı risk taşıyabilir.
Çözümlü örnek — Fetva arbitrajı bir mahkûm ikilemi midir?
İki katılım bankası, sınırda kalan bir ürünü, örneğin ekonomik olarak nakit krediye çok yakın duran bir finansmanı sunup sunmamayı düşünüyor. Her bankanın danışma kurulu ya onaylar ya reddeder. Bankaların yıllık kârları şöyle olsun: ikisi de reddederse her biri 10 kazanır. Biri onaylar, öbürü reddederse, onaylayan müşterileri çeker ve 14, reddeden 6 kazanır. İkisi de onaylarsa, müşteriler sektörün tamamının faizsiz ilkelerden uzaklaştığını düşünür, güven azalır ve her biri 8 kazanır.
Her banka için, öbürü ne yaparsa yapsın onaylamak daha kârlıdır: öbürü reddederse 14 > 10, öbürü onaylarsa 8 > 6. Bu yüzden iki banka da onaylar ve her biri 8 kazanır; oysa ikisi de reddetseydi her biri 10 kazanacaktı. Bu, önceki derslerde gördüğümüz mahkûm ikileminin yapısıdır: bireysel olarak akılcı kararlar, herkesin daha kötü durumda olduğu bir sonuca götürür.
Merkezi danışma kurulu bu oyunu değiştirir. Ürün hakkındaki karar artık bankaların kendi kurullarına değil, bütün bankalar için bağlayıcı olan ortak kurula bağlıdır; hiçbir banka tek başına gevşek bir karar arayarak rakiplerinden müşteri çalamaz. Ama bu sonuç, sınırdaki ürünün gerçekten güveni zedelediği varsayımına dayanır. Ürün aslında müşterilerin değer verdiği meşru bir yenilikse, merkezi kurulun onu yasaklaması herkesi daha kötü duruma düşürebilir.
Çözümlü örnek — Kaç komite gevşek karar verir?
Bir ülkede altı katılım bankası var ve her birinin danışma komitesi sınırdaki bir ürün hakkında bağımsız karar veriyor. Her komitenin bu ürünü onaylama olasılığı 0,3 olsun.
Hiçbir komitenin onaylamama olasılığı 0,7⁶ ≈ 0,118'dir. En az bir komitenin onaylama olasılığı 1 − 0,118 ≈ 0,882'dir. Komitelerin her biri ürünü büyük olasılıkla reddetse bile, sistemde en az bir komitenin onaylaması neredeyse kesindir; o banka ürünü sunar ve önceki örnekteki rekabet baskısı öbür bankalara da yayılır.
Bu hesap, yerinden yönetimli bir sistemde kuralın fiilen en gevşek komite tarafından belirlenebileceğini gösterir. Banka sayısı arttıkça sorun büyür: on iki banka olsaydı, en az birinin onaylama olasılığı 1 − 0,7¹² ≈ 0,986 olurdu. Merkezi bir kurul, kararı tek bir yere toplayarak bu olasılığı kurulun kendi onaylama olasılığına, yani bu örnekte 0,3'e indirir.
Çözümlü örnek — Uyumsuzluğun maliyeti
Bir katılım bankasının bir ürün grubundan yıllık geliri 50'dir. Banka içindeki uyum denetimi, bu gelirin 4'ünün, emtia alım satımının gerçekte yapılmadığı ya da sıranın bozulduğu işlemlerden geldiğini tespit ediyor. Faizsiz bankacılık ilkelerine göre bu gelir bankanın kârı sayılamaz ve hayır amacıyla harcanmalıdır; banka doğrudan 4 kaybeder.
Ancak asıl maliyet, uyumsuzluk kamuoyuna yansıdığında ortaya çıkabilir. Bankanın katılım hesaplarında 1.000 fon olsun ve banka bu fonlar üzerinden yılda yüzde 3 net marj kazansın. Haber yayıldığında katılımcıların yüzde 5'i fonlarını çekerse, banka 50'lik fonu ve bunun üzerindeki yıllık 50 × 0,03 = 1,5'lik marjı kaybeder. Bu kayıp beş yıl sürerse toplam 7,5'tir; doğrudan kaybın neredeyse iki katı.
Bu hesap, Mollah ve Zaman'ın bulgusunu yorumlamaya yardım eder. Yalnızca görüş bildiren bir kurul, uyumsuz işlemleri tespit etmez; kayıp ortaya çıktığında hem doğrudan maliyet hem de güven kaybı yaşanır. İşlemleri denetleyen bir kurul ise sorunu erken yakalar, doğrudan kaybı sınırlar ve güven kaybını önler.
Çözümlü örnek — Örneklemle uyum denetimi
Bir katılım bankası bir yılda 2.000 murabaha işlemi yapmış. Danışma komitesine bağlı uyum birimi, bütün işlemleri incelemek yerine rastgele 100 işlemlik bir örneklem seçiyor ve 6 işlemde, malın müşteriye satılmadan önce bankanın mülkiyetine geçmediğini tespit ediyor.
Örneklemdeki hata oranı 6 / 100 = yüzde 6'dır. Bu oran bütün işlemlere uygulanırsa, yaklaşık 2.000 × 0,06 = 120 uyumsuz işlem beklenir. Her işlemin bankaya ortalama 0,05 gelir sağladığını varsayarsak, hayır amacıyla harcanması gereken gelir yaklaşık 120 × 0,05 = 6'dır.
Denetim birimi, hatanın kaynağını da araştırır: hataların çoğu belirli bir şubeden ya da belirli bir tedarikçiyle yapılan işlemlerden geliyorsa, sorun bir süreç hatasıdır ve süreç düzeltilerek gelecekteki uyumsuzluk önlenebilir. Denetimin değeri, yalnızca geçmişteki hatayı ölçmesinde değil, gelecekteki hatayı önlemesindedir. Bu, uyum denetiminin finansal denetime benzeyen yanıdır: her ikisi de örneklem alır, hata oranını tahmin eder ve kontrolleri iyileştirir.
Çözümlü örnek — Aynı bilanço, iki muhasebe
Bir katılım bankasının bilançosunda 1.000 varlık var. Kaynak tarafında 300 özel cari hesap, 550 katılım hesabı, 60 diğer yükümlülük ve 90 özkaynak bulunuyor.
Katılım hesapları bir borç gibi gösterilirse, bankanın borçları 300 + 550 + 60 = 910, özkaynak oranı 90 / 1.000 = yüzde 9'dur. AAOIFI'nin muhasebe standartlarında olduğu gibi, katılım hesapları yükümlülükler ile özkaynak arasında ayrı bir kalem olarak gösterilirse, bankanın borçları 300 + 60 = 360'tır; borçların varlıklara oranı yüzde 36'ya iner ve katılım hesapları yüzde 55'lik ayrı bir kalem olarak görünür.
İki gösterim de aynı bankayı anlatır; ama bir yatırımcı ya da analist, iki bankayı karşılaştırırken gösterimlerin farklı olduğunu bilmezse yanlış sonuçlara varabilir. Bir ülkede katılım bankaları uluslararası finansal raporlama standartlarını, öbüründe AAOIFI standartlarını uyguluyorsa, iki ülkenin bankaları doğrudan karşılaştırılamaz. Muhasebe standartlarının uyumlaştırılması bu yüzden yalnızca teknik bir sorun değil, sınır ötesi yatırımın önündeki bir engeldir.
Çözümlü örnek — Standart farkının fiyatı
Bir şirket 500'lük, beş yıl vadeli bir sukuk ihraç etmek istiyor. Yapı, A ülkesindeki danışma kurulu tarafından onaylanmış. Sukuk hem A ülkesindeki hem de B ülkesindeki yatırımcılar tarafından kabul edilirse, talep geniştir ve yıllık getiri yüzde 4,5 olur. B ülkesindeki kurullar yapıyı farklı bir standart nedeniyle kabul etmezse, yalnızca A ülkesindeki yatırımcılar kalır ve şirket yüzde 5 getiri vermek zorunda kalır.
Fark yıllık 500 × 0,005 = 2,5'tir; beş yılda 12,5'e ulaşır. Bu, standartların uyumlaştırılmamasının ihraççıya doğrudan maliyetidir. Bundan kaçınmak için ihraççılar, yapıyı en çok ülkede kabul edilen standarda göre kurmaya, örneğin uluslararası bir standart kuruluşunun şeriat standartlarına uymaya çalışır.
Bu da uluslararası standart kuruluşlarının neden önemli olduğunu gösterir: bir standart, ülkeler tarafından ne kadar çok benimsenirse, onu izleyen işlemler o kadar geniş bir piyasaya ulaşır. Bu, önceki derslerde gördüğümüz ağ etkilerinin bir örneğidir: standardın değeri, onu benimseyenlerin sayısıyla artar.
Çözümlü örnek — Komite üyesinin teşvikleri
Bir danışma komitesi üyesi, komitedeki görevi için bankadan yılda 0,3 ücret alıyor. Üyenin önüne, bankanın yıllık 20 gelir beklediği sınırdaki bir ürün geliyor. Üye ürünü reddederse, yönetim kurulunun üç yıllık görev süresinin sonunda kendisini yeniden atamayabileceğini düşünüyor; bu olasılığı 0,4 olarak tahmin ediyor. Yeniden atanmamak, üç yıllık ücretin, yani 0,9'un kaybı demektir.
Reddetmenin üyeye beklenen maliyeti 0,4 × 0,9 = 0,36'dır. Bu tutar bankanın ürününden beklediği 20'nin yanında küçüktür; ama karar üyenin kendi gelirine dokunduğu için baskı gerçektir. Üye birden çok bankanın komitesinde görev alıyorsa, her bankada aynı baskıyla karşılaşır ve toplam beklenen maliyet büyür.
Bu, önceki derslerde düzenleyici yakalanma olarak gördüğümüz sorunun banka içindeki biçimidir: denetleyen kişi, denetlediği kurumdan ücret alır ve görevinin devamı o kurumun kararına bağlıdır. Düzenleme bu teşviki zayıflatmaya çalışır; örneğin atamanın genel kurula sunulması, görev süresinin belirli olması ve genel kuralların merkezi kurulda belirlenmesi, komite üyesinin tek başına gevşek bir karar vermesinin hem gereğini hem de getirisini azaltır.
Modelin sınırları
Bu dersteki hesaplar, düzenlemenin mantığını göstermek için basitleştirilmiştir. Alfa katsayısının gerçek değerini belirlemek zordur: bankanın gelecekte kötü bir yılda katılımcılara ne kadar ödeyeceği, geçmiş davranışından tahmin edilmeye çalışılır, ama geçmişte kötü bir yıl yaşanmadıysa bu tahmin belirsizdir. Fetva arbitrajı örneğindeki kâr rakamları varsayımdır; sınırdaki bir ürünün müşteri güvenini gerçekten ne ölçüde zedelediği ampirik bir sorudur ve ülkeden ülkeye değişebilir.
Merkezi kurul ile yerinden yönetimli komiteler arasındaki seçim de basit bir maliyet hesabına indirgenemez. Merkezi kurul tutarlılığı artırır, ama tek bir kurulun hatası bütün sektöre yayılır ve kurulun üyelerinin nasıl seçildiği, ne kadar bağımsız olduğu ve kararlarını nasıl gerekçelendirdiği büyük önem taşır. Yerinden yönetimli sistem ise farklı görüşlerin denenmesine ve yeniliğe imkân verir. Ayrıca bu ders, faizsiz ilkelere uygunluk konusunda hangi görüşün doğru olduğuna dair bir yargıda bulunmaz; bu, din bilginlerinin alanıdır. Dersin ilgilendiği, bu kararların nasıl verildiği ve hangi kurumsal tasarımın hangi ekonomik sonuçları doğurduğudur.
Uygulama
Özet kartı
- Katılım finansı iki düzenleme katmanına tabidir: finansal düzenleme kurumun sağlamlığını, faizsiz bankacılık ilkelerine uyum denetimi ise ürünlerin bu ilkelere uygunluğunu korur. Türkiye'de genel ilke ve standartlar 2018'de kurulan Türkiye Katılım Bankaları Birliği Danışma Kurulu'nca belirlenir; her bankanın yönetim kuruluna bağlı, en az üç üyeli bir danışma komitesi uyumu banka içinde denetler.
- Katılım bankalarının sermaye yeterliliği hesabında alfa katsayısı, katılım hesaplarıyla finanse edilen varlıkların riskinin ne kadarının bankada kaldığını gösterir. Banka kaydırılmış ticari risk nedeniyle kayıpları fiilen üstleniyorsa alfa yüksek tutulmalıdır; aynı bilançoda alfanın seçimi sermaye oranını birkaç kat değiştirebilir.
- Her bankanın kendi komitesiyle çalıştığı bir sistemde fetva arbitrajı bir mahkûm ikilemi yaratabilir: komite sayısı arttıkça sınırdaki bir ürünü en az bir komitenin onaylama olasılığı hızla yükselir. Merkezi kurul tutarlılığı artırır; ama hatası bütün sektöre yayılır ve yeniliği sınırlayabilir.
- Mollah ve Zaman, şeriat denetim kurullarının yalnızca denetim rolü üstlendiklerinde İslami bankaların performansını olumlu etkilediğini, yalnızca danışma rolündeyken etkinin ihmal edilebilir olduğunu buldu; Abedifar, Molyneux ve Tarazi, küçük İslami bankaların kredi riskinin ve ödeme gücünü yitirme riskinin daha düşük olduğunu ve müşterilerden rant elde edildiğine dair az kanıt bulunduğunu gösterdi.
- AAOIFI ve IFSB gibi standart kuruluşlarının kuralları, ülkeler benimsedikçe bağlayıcı olur. Muhasebe ve şeriat standartlarındaki farklar, bankaların karşılaştırılmasını zorlaştırır ve sınır ötesi işlemlerin maliyetini artırır; bir standardın değeri, onu benimseyenlerin sayısıyla artar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Danışma komitesi | Shariah advisory committee | Bir katılım bankasının faaliyetlerinin faizsiz ilkelere uygunluğunu değerlendiren ve denetleyen iç komite |
| Merkezi danışma kurulu | Central Shariah board | Bir ülkedeki bütün katılım finans kurumları için bağlayıcı ilke ve standartlar belirleyen ortak kurul |
| Fetva arbitrajı | Fatwa shopping | Bir ürün için onu uygun bulan en gevşek görüşün ya da kurulun aranması |
| Faizsiz finans standart kuruluşları | Islamic finance standard-setting bodies | İslami finans kurumları için muhasebe, yönetişim, şeriat ve ihtiyati standartlar belirleyen AAOIFI ve IFSB gibi kuruluşlar |
| Alfa katsayısı | Alpha factor | Katılım hesaplarıyla finanse edilen varlıkların riskinin bankada kalan payı |
| Faizsiz bankacılık ilkelerine uyumsuzluk riski | Shariah non-compliance risk | Bir işlemin faizsiz ilkelere aykırı bulunmasından doğan gelir ve güven kaybı riski |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Danışma komitesi ile merkezi danışma kurulu arasındaki farkı açıkla. Türkiye'deki yapıda bu ikisi arasında nasıl bir iş bölümü vardır?
- (Çıktı 2) Katılım finansı neden geleneksel bankacılıktan farklı olarak iki ayrı düzenleme katmanına ihtiyaç duyar? Bu iki katmandan biri zayıf olduğunda ne olabilir?
- (Çıktı 3) Bir katılım bankasının özkaynağı 15'tir. Kendi kaynaklarıyla finanse edilen varlıkların risk ağırlıklı tutarı 80, katılım hesaplarıyla finanse edilenlerinki 120'dir. Alfa 1, 0,5 ve 0 için sermaye oranlarını hesapla.
- (Çıktı 3) Bir ülkede sekiz katılım bankasının her birinin danışma komitesi, sınırdaki bir ürünü 0,2 olasılıkla, birbirinden bağımsız olarak onaylıyor. En az bir komitenin ürünü onaylama olasılığı nedir? Merkezi bir kurul aynı ürünü 0,2 olasılıkla onaylıyorsa sonuç nasıl değişir?
- (Çıktı 4) Mollah ve Zaman'ın bulgusu, bir ülkenin danışma komitelerine hangi yetkileri vermesi gerektiği konusunda ne söyler? Bulgunun bu soruya cevap vermekte yetersiz kaldığı yanlar nelerdir?
- (Çıktı 4) Bir analist, «Abedifar ve arkadaşları küçük İslami bankaların daha az riskli olduğunu bulduğuna göre, bütün katılım bankalarına daha düşük sermaye şartı uygulanmalıdır» diyor. Bu yargıyı değerlendir.
Cevaplar
- Danışma komitesi tek bir bankanın içinde çalışır; o bankanın ürünlerini ve işlemlerini faizsiz ilkelere uygunluk açısından değerlendirir ve uyumu denetler. Merkezi danışma kurulu ise ülke düzeyinde, bütün katılım finans kurumları için bağlayıcı ilke ve standartları belirler. Türkiye'deki yapıda genel ilke ve standartlar Türkiye Katılım Bankaları Birliği nezdindeki Danışma Kurulu tarafından belirlenir; her bankanın yönetim kuruluna bağlı danışma komitesi ise bankanın faaliyetlerinin bu ilke ve standartlara uygunluğunu banka içinde sağlar.
- Geleneksel bankacılıkta düzenleme yalnızca kurumun finansal sağlamlığını ve müşterilerin korunmasını amaçlar. Katılım finansında buna ek olarak, müşterilerin bu kurumları seçme nedeni olan faizsiz ilkelere uygunluğun da güvence altına alınması gerekir. Finansal düzenleme zayıfsa, kurum aşırı risk alabilir ve finansal istikrarı tehdit edebilir. Uyum denetimi zayıfsa, ürünler faizsiz ilkelerden uzaklaşabilir, uyumsuzluk ortaya çıktığında müşteriler güveni kaybedebilir ve fonlarını çekebilir; bu da yine finansal bir soruna dönüşebilir.
- Alfa 1 iken payda 80 + 120 = 200, oran 15 / 200 = yüzde 7,5'tir. Alfa 0,5 iken payda 80 + 60 = 140, oran 15 / 140 ≈ yüzde 10,7'dir. Alfa 0 iken payda 80, oran 15 / 80 ≈ yüzde 18,8'dir.
- Hiçbir komitenin onaylamama olasılığı 0,8⁸ ≈ 0,168'dir; en az bir komitenin onaylama olasılığı yaklaşık 1 − 0,168 = 0,832'dir. Merkezi kurulda karar tek bir yerde verildiği için ürünün onaylanma olasılığı 0,2'de kalır. Yerinden yönetimli sistemde kuralı fiilen en gevşek komite belirlerken, merkezi sistemde ortak kurulun kararı herkes için geçerlidir.
- Bulgu, komitelere yalnızca görüş bildirme değil, ürünlerin uygulamasını denetleme yetkisi verilmesi gerektiğini düşündürür; çünkü olumlu etki yalnızca denetim rolünde görülmüştür. Ancak bulgu, denetim rolünün performansı neden iyileştirdiğini, örneğin müşteri güveni yoluyla mı yoksa daha iyi iç kontrol yoluyla mı, ayırt etmez. Ayrıca güçlü komitelere sahip olmayı seçen bankalar zaten daha iyi yönetilen bankalar olabilir; bu durumda ilişki nedensel olmayabilir. Bulgu, merkezi kurul ile yerinden yönetimli komiteler arasındaki seçim hakkında da doğrudan bir şey söylemez.
- Yargı, bulguyu aşırı genelleştiriyor. Abedifar ve arkadaşlarının bulgusu özellikle küçük İslami bankalar ve Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkeler için geçerlidir; büyük katılım bankaları için aynı sonuç geçerli olmayabilir. Düşük risk kısmen müşteri tabanının özelliklerinden kaynaklanabilir ve bankalar büyüdükçe azalabilir. Ayrıca sermaye şartı, bankanın ortalama riskine değil kötü senaryodaki kayıplara göre belirlenir; kaydırılmış ticari risk gibi katılım bankalarına özgü riskler de hesaba katılmalıdır. Daha uygun bir yaklaşım, sermaye şartını bankanın fiilî risk davranışına, örneğin alfa katsayısına ve kötü yıllarda katılımcılara ne ödediğine göre belirlemektir.
İleri okuma
- Sabur Mollah, Mahbub Zaman (2015). «Shari'ah Supervision, Corporate Governance and Performance: Conventional vs. Islamic Banks». Journal of Banking and Finance 58. Danışma kurullarının rolü ve banka performansı.
- Pejman Abedifar, Philip Molyneux, Amine Tarazi (2013). «Risk in Islamic Banking». Review of Finance 17(6). İslami bankaların kredi riski ve istikrarı.
- Simon Archer, Rifaat Ahmed Abdel Karim, ed. (2007). Islamic Finance: The Regulatory Challenge. John Wiley & Sons. Katılım finansının düzenlenmesine dair makaleler.
- Ibrahim Warde (2010). Islamic Finance in the Global Economy. 2. baskı, Edinburgh University Press. İslami finansın küresel gelişimi ve düzenleme ortamı.
Sonraki derse köprü
Bu derste katılım finansının nasıl düzenlendiğini gördük: sermaye kurallarının bu kurumlara nasıl uyarlandığını, danışma kurullarının nasıl çalıştığını ve standartların neden farklılaştığını. Ama düzenleme, sektörün ne kadar büyüdüğünü ve vaatlerini ne ölçüde yerine getirdiğini anlatmaz. Sektör bugün Türkiye'de ve küresel ölçekte ne kadar büyük, hangi ülkelerde yoğunlaşıyor ve büyümesini ne belirliyor? Eleştirmenler, katılım finansının uygulamada geleneksel finansı taklit ettiğini, biçime öncelik verdiğini ve vaat ettiği risk paylaşımını sağlamadığını savunuyor; savunucular ise bu eleştirilere nasıl cevap veriyor? Sıradaki ders, katılım finansının Türkiye'deki ve dünyadaki durumunu ve ona yöneltilen eleştirileri ele alıyor.