Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İslam Konferansı Örgütü'nün fıkıh kuruluşu Aralık 1985'te Cidde'de, sabit dönemsel primli ticari sigorta sözleşmesinin büyük garar unsurları içerdiği için yasak olduğuna, bağış ve yardımlaşmaya dayanan yardımlaşma sigortasının ise şeriata uygun bir alternatif olduğuna karar verdi ve Müslüman ülkeleri bu tür kurumlar kurmaya çağırdı.
- Tekafülde katılımcılar katkılarını bir fona teberru olarak verir; fon kayba uğrayanlara ödeme yapar ve fazla katılımcılara aittir. İşletmeci şirket fonu yönetir ve vekâlet ücreti, mudaraba payı ya da ikisinin birleşimiyle gelir elde eder; fon açık verirse işletmeci faizsiz bir karz verir.
- Fazlanın dağıtım biçimi, işletmeciye performans payı verilip verilmemesi ve karzın geri ödenmesi, tekafülün geleneksel sigortadan ne ölçüde ayrıştığını belirler. İşletim modelleri farklı teşvik sorunları doğurur: saf vekâlette risk seçimi zayıflayabilir, fazladan pay alan modelde ise tazminat ödemelerinde katılımcı aleyhine bir eğilim doğabilir.
- Beck ve Webb, 68 ekonominin 1961–2000 verileriyle, enflasyonun, kişi başına gelirin, bankacılık kesiminin gelişmişliğinin ve dini ve kurumsal göstergelerin hayat sigortası kullanımının en sağlam belirleyicileri olduğunu buldu; dini kaygılar sigorta talebini etkileyebilir.
- Abdul Kader, Adams ve Hardwick, on İslam ülkesindeki hayat dışı tekafül şirketlerinin maliyet etkinliğinin şirket büyüklüğü, yönetim kurulu büyüklüğü ve ürün uzmanlaşmasıyla arttığını, düzenleyici ortamın ise anlamlı bir etkisi olmadığını buldu. Ters seçim, büyük sayılar yasası ve büyük felaket riskleri tekafül için de geçerlidir; risk gruplaması ve retekafül bu sorunlara cevap verir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Tekafülü, teberruyu, vekâlet ve mudaraba işletim modellerini, sigortacılık fazlasını, fon açığı karzını ve retekafülü tanımlar.
- Anlama — Geleneksel sigortanın neden İslam hukukçularının çoğunluğu tarafından sorunlu görüldüğünü, tekafülün riski katılımcılar arasında nasıl paylaştırdığını ve işletmeci şirketin rolünün geleneksel sigorta şirketininkinden nasıl ayrıldığını açıklar.
- Uygulama — Bir tekafül fonunun yıl sonu sonucunu, işletmecinin vekâlet ücretini ve yatırım kâr payını, fon fazlasının dağıtımını ve bir açık yılında işletmecinin vereceği karzın geri ödenmesini hesaplar.
- Değerlendirme — Beck ve Webb'in hayat sigortası kullanımının belirleyicilerine dair bulgusunu ve Abdul Kader, Adams ve Hardwick'in tekafül şirketlerinin maliyet etkinliğine dair bulgusunu karşılaştırarak tekafülün ekonomik işlevini ve sınırlarını değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Bir esnaf, dükkânını yangına karşı sigortalatmak istiyor; ama faize ve sigortanın şans oyununa benzeyen yanlarına dair dini kaygıları var. Geleneksel bir sigorta poliçesinde esnaf her yıl prim öder; yangın çıkmazsa ödediği primler sigorta şirketinde kalır, yangın çıkarsa ödediğinin çok üzerinde bir tazminat alır. Esnaf, bu işlemin sonucunun belirsiz olduğunu, birinin kazancının öbürünün kaybı olduğunu ve sigorta şirketinin primleri faizli araçlara yatırdığını düşünüyor.
Ama esnafın da korunmaya ihtiyacı var. Bir yangın, otuz yıllık emeğini bir gecede yok edebilir. Geleneksel olarak bu tür riskler, aile, akraba ve mahalle arasındaki yardımlaşmayla karşılanırdı; bir dükkân yandığında komşular el verirdi. Ama bu yardımlaşma, büyük kayıpları karşılamaya yetmez ve kimin ne kadar katkı vereceği belirsizdir.
Önceki derslerde faiz yasağını ve garar, yani aşırı belirsizlik yasağını gördük. Bu ders, bu yasakların sigortacılık için ne anlama geldiğini ve tekafülün, yani katılım sigortacılığının, bu sorunlara nasıl bir cevap verdiğini ele alıyor: üyelerin kayıplarını ortak bir kasadan karşıladığı bu yapı nasıl işler, işletmeci şirketin rolü nedir, fon fazlası kime aittir ve bu yapı sigortacılığın bilinen bilgi sorunlarıyla nasıl başa çıkar?
Hikâye — Ticari sigorta değil, yardımlaşma
Aralık 1985'te İslam Konferansı Örgütü'ne bağlı fıkıh kuruluşunun, International Islamic Fiqh Academy adıyla bilinen kurumun konseyi, ikinci oturumunu Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde yaptı. Oturumun gündemindeki konulardan biri sigorta ve reasürans idi. Konsey, katılımcı âlimlerin sunumlarını dinledikten ve sigortanın türlerini, ilkelerini ve amaçlarını inceledikten sonra 9 numaralı kararını aldı.
Kararın ilk maddesi açıktı: ticari sigorta şirketlerinin yaygın olarak kullandığı, sabit dönemsel primli ticari sigorta sözleşmesi, sözleşmeyi geçersiz kılan büyük garar unsurları içerdiği için şeriata göre yasaktı. İkinci madde bir alternatif öneriyordu: bu konuda şeriata uygun sözleşme, bağış ve yardımlaşma esasına dayanan yardımlaşma sigortasıydı; reasürans da aynı ilke üzerine kurulabilirdi. Üçüncü madde ise Müslüman ülkeleri yardımlaşma sigortası kurumları ve yardımlaşmaya dayalı reasürans kuruluşları oluşturmaya çağırıyordu.
Kararın ekonomik mantığı, sözleşmenin tarafları arasındaki ilişkiye dayanıyordu. Ticari sigortada sigortalı ile sigorta şirketi karşı taraflardır: şirket bir prim karşılığında riski üstlenir ve tazminatlar primlerden azsa kâr eder. Bir tarafın kazancı, öbür tarafın kaybıdır; ve hangisinin kazanacağı, belirsiz bir olayın, örneğin bir yangının gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlıdır. Yardımlaşma sigortasında ise katılımcılar birbirlerinin riskini paylaşmak için bir fona bağışta bulunur; fon, kayba uğrayanlara yardım eder ve yıl sonunda bir fazla kalırsa, bu fazla katılımcılara aittir.
Bu ayrım, kâğıt üzerinde açıktır; ama uygulamada önemli sorular doğurur. Fonu kim yönetecek ve bu yönetimin karşılığı ne olacaktır? Fon bir yıl açık verirse açığı kim kapatacaktır? Fonun fazlası katılımcılara gerçekten dağıtılacak mıdır? Bu dersin konusu, bu soruların cevaplarıdır.
Kavram
Bu dersin konusu olan sigortacılık biçimi şudur.
Tekafüle katılımın hukuki biçimi şudur.
İşletmeci şirketin gelirini belirleyen düzenekler şudur.
Tekafül fonunun iyi bir yıldaki sonucu şudur.
Tekafül fonunun kötü bir yıldaki güvencesi şudur.
Tekafül fonlarının riskini paylaşmanın yolu şudur.
Veri ve kanıt
Beck ve Webb'in bulgusu, dini göstergelerin sigorta kullanımının sağlam belirleyicileri arasında olduğunu gösterir. Bu, önceki derste gördüğümüz dini nedenle kendini dışlama kavramının sigortacılıktaki karşılığıdır: faiz ve garar kaygıları nedeniyle geleneksel sigortadan kaçınan haneler, korunmaya ihtiyaç duysalar da sigorta yaptırmayabilir. Tekafülün ekonomik gerekçelerinden biri, bu haneleri risklere karşı korumaktır. Ama bulgu aynı zamanda, enflasyonun ve bankacılık kesiminin gelişmişliğinin sigorta kullanımı için en az dini faktörler kadar önemli olduğunu gösterir; yüksek enflasyonlu bir ekonomide, tekafül de geleneksel sigorta da uzun vadeli koruma sağlamakta zorlanır.
Bu bulgu, tekafülün kuramsal yapısından çok, onu uygulayan şirketlerin işleyişine bakar. Tekafül şirketleri genellikle küçüktür ve büyüklüğün maliyet etkinliğini artırması, sektörün ölçek ekonomilerinden yararlanamadığını düşündürür. Ürün uzmanlaşmasının olumlu etkisi, her şeyi sunmaya çalışan küçük şirketlerin pahalıya çalıştığını gösterir. Düzenleyici ortamın anlamlı bir etkisinin bulunmaması ise, tekafüle özgü düzenlemelerin bu şirketlerin etkinliğini henüz belirgin biçimde iyileştirmediğine işaret eder. Kısacası tekafül, ilkesinin çekiciliğine rağmen, sigortacılığın temel ekonomisine, yani ölçeğe ve risk çeşitlendirmesine bağlıdır.
Yaygın yanlış«Sigorta kullanımı yalnızca gelire bağlıdır; zengin ülkelerde herkes sigorta yaptırır, din bu kararlarda bir rol oynamaz.»
Beck ve Webb, 68 ekonominin 1961–2000 verileriyle, gelirin yanında enflasyonun, bankacılık kesiminin gelişmişliğinin ve dini ve kurumsal göstergelerin hayat sigortası kullanımının en sağlam belirleyicileri arasında olduğunu buldu. Dini kaygılar, sigorta talebini etkileyebilir; tekafül bu talebe cevap vermeyi amaçlar.
Yaygın yanlış«Tekafül, yardımlaşma ilkesine dayandığı için geleneksel sigortadan kendiliğinden daha ucuz ve daha etkindir.»
Abdul Kader, Adams ve Hardwick, on İslam ülkesindeki hayat dışı tekafül şirketlerinin maliyet etkinliğinin şirket büyüklüğü, yönetim kurulu büyüklüğü ve ürün uzmanlaşmasıyla arttığını, düzenleyici ortamın ise anlamlı bir etkisi olmadığını buldu. Tekafülün etkinliği, ilkesinden çok, ölçeğine ve yönetimine bağlıdır.
Neden önemli?
Sigorta, hanelerin ve işletmelerin büyük kayıplara karşı korunmasının, uzun vadeli tasarrufun ve sermaye piyasalarına kaynak aktarımının temel araçlarından biridir. Dini kaygılar nedeniyle sigortadan uzak duran haneler, bir yangın, bir kaza ya da ailenin geçimini sağlayan kişinin ölümü durumunda ağır bir yoksulluk riskiyle karşı karşıya kalır. Tekafül, bu hanelerin korunmasına yönelik bir araçtır.
Türkiye'de katılım sigortacılığı, 2017'de çıkarılan bir yönetmelikle ayrıntılı bir çerçeveye kavuştu ve sigorta şirketleri ayrı katılım sigortacılığı şirketleri kurmaya ya da mevcut şirketlerinin bünyesinde katılım sigortacılığı yapmaya başladı. Bireysel emeklilik sisteminde de faizsiz yatırım yapan katılım fonları sunulur. Fonların işleyişini bilmek, katılımcıların haklarını ve risklerini değerlendirebilmesi için gereklidir.
Sigortacılık da, adın ve ekonomik içeriğin birbirinden ayrışabildiği bir alandır. Fonun fazlası katılımcılara gerçekten dağıtılıyor ve işletmecinin geliri fonun sonucundan bağımsız bir ücretle sınırlıysa, tekafül geleneksel sigortadan ekonomik olarak farklıdır. İşletmeci fonun sonucunu fiilen kendi üzerine alıyor ve fazlanın büyük kısmını kendine ayırıyorsa, tekafül geleneksel sigortaya yaklaşır.
Model
Bir tekafül fonunu anlamanın yolu, bir yıl boyunca fona giren ve çıkan paraları izlemek ve sonunda kalan tutarın kime ait olduğunu sormaktır. Aşağıdaki hesaplarda önce olağan bir yılı, sonra fazlanın dağıtımını ve bir açık yılını, ardından işletmecinin teşviklerini, risk sınıflandırmasını ve fonun büyüklüğünün önemini inceliyoruz. Kaynağı belirtilmeyen tutarlar ve olasılıklar örnek olarak kurulmuştur; birim bin liradır.
Çözümlü örnek — Bir fonun bir yılı
Bir katılım sigortacılığı şirketi, işyeri yangın sigortası için bir tekafül fonu işletiyor. Yıl başında bin katılımcı, her biri 1 olmak üzere toplam 1.000 katkı ödüyor. Şirket, karma model uyguluyor: sigortacılık işlemleri için katkıların yüzde 20'sini vekâlet ücreti olarak alıyor; fonun yatırım kârından ise yüzde 30 mudaraba payı alıyor.
Vekâlet ücreti 200'dür; fona 800 kalır. Fon bu 800'ü faizsiz araçlarda, örneğin kira sertifikalarında değerlendirir ve yıl içinde yüzde 10 getiriyle 80 kazanır; şirketin bu kârdan payı 24, fona kalan 56'dır. Yıl içinde çıkan yangınlar için katılımcılara 500 tazminat ödenir; büyük riskleri paylaşmak için retekafül fonuna 100 ödenir; henüz bildirilmemiş hasarlar için 50 karşılık ayrılır.
Yıl sonunda fonun durumu 800 + 56 − 500 − 100 − 50 = 206'dır; bu, sigortacılık fazlasıdır. İşletmeci şirket ise yıl boyunca 200 vekâlet ücreti ve 24 mudaraba payı, toplam 224 kazanmıştır; bu tutardan kendi işletme giderlerini karşılar. Şirketin kazancı, tazminatların ne kadar olduğundan büyük ölçüde bağımsızdır; tazminatlar 500 yerine 300 olsaydı, fark fonun fazlasına, yani katılımcılara giderdi.
Bu hesap, tekafül ile geleneksel sigorta arasındaki ekonomik farkın nerede olduğunu gösterir. Geleneksel bir sigorta şirketinde 1.000'lik primlerden kalan her şey, yani tazminatlar düşüldükten sonra kalan tutar, şirketin kârıdır. Tekafülde ise işletmecinin geliri ücret ve yatırım payıyla sınırlıdır; sigortacılık sonucunun iyi ya da kötü olması, ilke olarak fonun, yani katılımcıların sonucudur.
Çözümlü örnek — Fazla kimin?
Önceki örnekteki 206'lık fazla, ilke olarak katılımcılara aittir. Şirket, fonun gelecekteki açıklara karşı dayanıklılığını artırmak için fazlanın yarısını, 103'ü, fonun ihtiyat hesabına ayırıyor ve kalan 103'ü katılımcılara dağıtıyor. Bin katılımcının her biri, ödediği 1'lik katkıya karşılık yaklaşık 0,1 geri alır; katkılarının yüzde 10'u kadar.
Fazla dağıtımının nasıl yapılacağı tartışmalı bir sorudur. Bütün katılımcılara eşit dağıtılabilir; yalnızca yıl içinde tazminat almamış katılımcılara dağıtılabilir; ya da her katılımcının katkısına göre dağıtılabilir. İkinci yöntem, hasarsız katılımcıları ödüllendirir ve ahlaki tehlikeyi azaltabilir; ama yardımlaşma ilkesiyle, yani kayba uğrayanın da fonun bir ortağı olduğu fikriyle gerilim içindedir.
Bazı uygulamalarda fazlanın bir kısmı, örneğin yüzde 20'si, işletmeciye performans payı olarak verilir. Bu, işletmeciyi iyi risk seçimine ve tazminat yönetimine teşvik eder; ama aynı zamanda tekafülü, sigortacılık sonucunun bir kısmının şirkete gittiği geleneksel sigortaya yaklaştırır. AAOIFI gibi standart kuruluşları ve ulusal düzenleyiciler, fazlanın işletmeciyle paylaşılıp paylaşılamayacağı konusunda farklı tutumlar almıştır.
Çözümlü örnek — Fon açık verirse
Ertesi yıl, bölgede çıkan büyük bir yangın nedeniyle tazminatlar 1.050'ye çıkıyor. Fonun katkıları ve yatırım gelirleri, vekâlet ücreti düşüldükten sonra yine 856'dır; retekafül fonundan büyük hasarın bir kısmı için 150 geri alınıyor ve ihtiyat hesabındaki 103 kullanılıyor. Fonun durumu 856 + 150 + 103 − 1.050 − 100 − 50 = −91'dir; fon 91 açık vermiştir.
Geleneksel sigortada bu açığı şirket kendi özkaynağıyla karşılar ve bir kayıp yazar. Tekafülde ise açık, ilke olarak katılımcıların fonuna aittir; ama fonun tazminatları ödeyememesi kabul edilemez. Bu yüzden işletmeci şirket, fona 91'lik bir karz verir: faizsiz bir borç. Fon tazminatları öder ve sonraki yıllarda fazla ortaya çıktıkça, önce bu karzı şirkete geri öder.
İki yıl boyunca fazla oluşmadığını ve üçüncü yılda 120 fazla oluştuğunu varsayalım. Fazlanın 91'i önce karzın geri ödenmesine gider; katılımcılara dağıtılabilecek tutar 29'a iner. Bu düzenek, bir yılın kayıplarının sonraki yılların katılımcılarına yayılmasına yol açar: üçüncü yılın katılımcıları, birinci yılın büyük yangınının bedelinin bir kısmını, fazla dağıtımından vazgeçerek öder. Karz hiç geri ödenemezse, işletmeci şirket fiilen fonun açığını üstlenmiş olur; bu da önceki derslerde katılım bankaları için gördüğümüz kaydırılmış ticari riskin tekafüldeki karşılığıdır.
Çözümlü örnek — Ücret mi, pay mı?
İşletim modelinin seçimi, işletmecinin teşviklerini değiştirir. Saf vekâlet modelinde işletmeci, katkıların yüzde 20'sini ücret olarak alır ve fonun sigortacılık sonucundan hiçbir pay almaz. Bu durumda işletmecinin çıkarı, mümkün olduğunca çok katılımcı toplamaktır; her yeni katılımcı ona ücret getirir. Katılımcının riskli olup olmadığı, işletmecinin kazancını doğrudan etkilemez.
Bir başka işletmecinin, katkıların daha küçük bir kısmını, yüzde 10'unu ücret olarak aldığını, ama ek olarak fazlanın yüzde 30'unu performans payı olarak aldığını varsayalım. Bu işletmeci, riskli katılımcılar fonun fazlasını azalttığı için, risk seçimine dikkat eder. Ama aynı işletmeci, tazminat taleplerini daha sıkı incelemeye, hatta haklı talepleri reddetmeye de teşvik edilebilir; çünkü her ödenmeyen tazminat, fazlayı ve dolayısıyla kendi payını artırır.
Bu örnek, önceki derslerde gördüğümüz ahlaki tehlike ve vekâlet sorunlarının tekafüldeki biçimini gösterir. Saf vekâlet modelinde risk seçimi zayıflayabilir; fazladan pay alan modelde ise tazminat ödemelerinde katılımcı aleyhine bir eğilim doğabilir. İyi bir düzenleme, işletmecinin teşviklerini dengelemek için, örneğin tazminat ödemelerinin bağımsız denetimini ve fazla payına bir üst sınır koymayı gerektirir.
Çözümlü örnek — Herkes aynı katkıyı öderse
Tekafül fonundaki katılımcıların iki türü olduğunu varsayalım: düşük riskli işyerlerinin yıllık yangın olasılığı yüzde 0,5, yüksek riskli işyerlerininki yüzde 2'dir. Bir yangının fona maliyeti 50'dir. Düşük riskli bir işyerinin beklenen tazminatı 0,25, yüksek riskli bir işyerininki 1'dir.
Fon, yardımlaşma ilkesi gereği herkesten aynı katkıyı, örneğin 0,7 istiyor. Düşük riskli işyerleri, beklenen tazminatlarının neredeyse üç katını ödediklerini fark eder ve fondan ayrılır; yüksek riskli işyerleri ise beklenen tazminatlarının altında ödedikleri için fonda kalır. Fon zamanla yüksek riskli katılımcılarla dolar ve açık verir. Bu, önceki derslerde sigortanın mantığını ele alırken gördüğümüz ters seçim sorunudur.
Tekafül, bu sorundan muaf değildir. Yardımlaşma ilkesi, katılımcıların birbirine destek olmasını öngörür; ama katkıların risklerden çok farklı olması, düşük riskli katılımcıların ayrılmasına yol açar. Bu yüzden tekafül fonları da geleneksel sigorta şirketleri gibi katılımcıları risk gruplarına ayırır ve katkıları risklere göre belirler. Örneğin fon, ahşap ve kâgir işyerlerini iki ayrı gruba ayırır ve ahşap işyerlerinden 1,2, kâgir işyerlerinden 0,4 katkı ister. Her grupta katkılar beklenen tazminata yakın olduğu için düşük riskli işyerlerinin ayrılma nedeni ortadan kalkar; yardımlaşma ise her grubun içinde, aynı riski taşıyanlar arasında sürer. Yardımlaşma, bir risk grubunun içinde geçerlidir; gruplar arasında ise katkılar risklere göre farklılaşır.
Çözümlü örnek — Küçük fonun kırılganlığı
Abdul Kader, Adams ve Hardwick'in büyüklüğün etkinliği artırdığı bulgusunun bir nedeni, sigortacılığın büyük sayılar yasasına dayanmasıdır. Her biri yılda yüzde 1 olasılıkla 50'lik bir kayba uğrayan işyerlerinden oluşan iki fon düşünelim. Birinci fonda yüz, ikincisinde on bin katılımcı var.
Birinci fonun yıllık beklenen tazminatı 50'dir; ama bir yılda hiç yangın olmayabilir, iki ya da üç yangın da olabilir. Tazminatların standart sapması yaklaşık 50'dir, yani beklenen tutar kadar; fonun sonucu yıldan yıla çok dalgalanır. İkinci fonun beklenen tazminatı 5.000, standart sapması ise yaklaşık 500'dür; beklenen tutarın yalnızca onda biri. Büyük fonun sonucu çok daha öngörülebilirdir.
Küçük bir tekafül fonu, bu dalgalanmayla başa çıkmak için ya çok büyük bir ihtiyat hesabı tutmak, ya pahalı retekafül satın almak, ya da işletmecinin karzına sık sık başvurmak zorundadır. Her üç yol da maliyetlidir. Tekafül sektörünün genellikle küçük şirketlerden oluşması, bu yüzden bir dezavantajdır; retekafül ve fonların birleşmesi, bu dezavantajı azaltmanın yollarıdır.
Çözümlü örnek — Deprem gibi büyük bir risk
Küçük fonun sorunu, bütün katılımcıları aynı anda etkileyen risklerde daha da büyür. Bir şehirdeki işyerlerini kapsayan bir tekafül fonunun on bin katılımcısı olduğunu ve fonun yıllık katkılarının, vekâlet ücreti düşüldükten sonra 8.000 olduğunu varsayalım. Bağımsız yangın riskleri için bu fon yeterlidir. Ama şehirde yüz yılda bir görülen büyük bir deprem olursa, katılımcıların beşte biri aynı anda hasar görebilir ve tazminatlar 100.000'e çıkabilir.
Fon bu kaybı ne ihtiyat hesabıyla ne de işletmecinin karzıyla karşılayabilir; çünkü kayıp, fonun on iki yıllık katkısından fazladır. Bu tür riskler, büyük sayılar yasasının işlemediği risklerdir: katılımcılar birbirinden bağımsız değildir, hepsi aynı olaydan etkilenir.
Çözüm, riski coğrafi olarak çok daha geniş bir havuza yaymaktır. Fon, katkılarının bir kısmını, örneğin yıllık 800'ü, uluslararası bir retekafül fonuna öder ve karşılığında büyük bir deprem durumunda 90.000'e kadar ödeme alma hakkı elde eder. Retekafül fonu, aynı yıl başka ülkelerde deprem olma olasılığı düşük olduğu için, bu riski kendi büyük ve çeşitlendirilmiş havuzunda taşıyabilir. Retekafül piyasasının sığ olması, tekafül fonlarının bazen geleneksel reasürans şirketlerine başvurmak zorunda kalmasına yol açar; 1985 kararının yardımlaşmaya dayalı reasürans kurumlarının kurulmasını da istemesinin bir nedeni budur.
Çözümlü örnek — Hayat tekafülünde iki hesap
Aile tekafülü olarak da bilinen hayat tekafülünde, katılımcının yıllık katkısı genellikle iki hesaba ayrılır. Bir katılımcı yılda 10 katkı ödüyor; bunun 2'si teberru olarak risk fonuna, 8'i katılımcının kendi yatırım hesabına gidiyor. Risk fonu, yıl içinde ölen katılımcıların ailelerine belirli bir tutar öder; yatırım hesabı ise faizsiz araçlarda değerlendirilir ve katılımcıya aittir.
Katılımcı yirmi yıl boyunca katkı öderse ve yatırım hesabı yılda yüzde 8 getiri sağlarsa, yirmi yılın sonunda yatırım hesabında 8'lik yıllık katkıların birikimi olan yaklaşık 366 birikir. Katılımcı bu süre içinde ölürse, ailesi hem risk fonundan tazminat hem de o güne kadar biriken yatırım hesabını alır.
Bu yapı, geleneksel birikimli hayat sigortasına benzer; fark, risk kısmının bir bağış olarak tanımlanması ve yatırım kısmının faizsiz araçlarda değerlendirilmesidir. Beck ve Webb'in bulgusu açısından, yüksek enflasyon bu yapının da cazibesini azaltır: yatırım hesabının getirisi enflasyonun altında kalırsa, katılımcı yirmi yıl sonunda reel olarak değer kaybetmiş bir birikimle karşılaşır.
Modelin sınırları
Buradaki örnekler, tekafül fonlarının yapısını basitleştirir. Gerçek fonlarda farklı ürünler için ayrı fonlar, karmaşık karşılık hesaplamaları, retekafül sözleşmeleri ve düzenleyici sermaye gereklilikleri bulunur. İşletmeci ile katılımcılar arasındaki ilişki, ülkeden ülkeye farklı hukuki düzenlemelere tabidir.
Beck ve Webb'in bulgusu hayat sigortasına ve 1961–2000 dönemine aittir; tekafülün yaygınlaşmasından önceki bir dönemi kapsar. Abdul Kader, Adams ve Hardwick'in bulgusu ise on ülkedeki hayat dışı tekafül şirketlerine aittir ve tekafülün geleneksel sigortayla etkinlik karşılaştırmasını doğrudan yapmaz.
Son olarak, geleneksel sigortanın dini açıdan değerlendirilmesi ve tekafülün ona bir alternatif olup olmadığı, İslam hukukçularının görüşlerine bağlıdır ve bu konuda farklı görüşler vardır. Bu ders, 1985 kararını bir dini hüküm olarak değil, tekafülün ortaya çıkışının kurumsal arka planı olarak ele aldı; iktisadın sorusu, fonun kayıpları nasıl böldüğü ve katılımcının neyi talep edebileceğidir.
Uygulama
Özet kartı
- İslam Konferansı Örgütü'nün fıkıh kuruluşu Aralık 1985'te Cidde'de, sabit dönemsel primli ticari sigorta sözleşmesinin büyük garar unsurları içerdiği için yasak olduğuna, bağış ve yardımlaşmaya dayanan yardımlaşma sigortasının ise şeriata uygun bir alternatif olduğuna karar verdi ve Müslüman ülkeleri bu tür kurumlar kurmaya çağırdı.
- Tekafülde katılımcılar katkılarını bir fona teberru olarak verir; fon kayba uğrayanlara ödeme yapar ve fazla katılımcılara aittir. İşletmeci şirket fonu yönetir ve vekâlet ücreti, mudaraba payı ya da ikisinin birleşimiyle gelir elde eder; fon açık verirse işletmeci faizsiz bir karz verir.
- Fazlanın dağıtım biçimi, işletmeciye performans payı verilip verilmemesi ve karzın geri ödenmesi, tekafülün geleneksel sigortadan ne ölçüde ayrıştığını belirler. İşletim modelleri farklı teşvik sorunları doğurur: saf vekâlette risk seçimi zayıflayabilir, fazladan pay alan modelde ise tazminat ödemelerinde katılımcı aleyhine bir eğilim doğabilir.
- Beck ve Webb, 68 ekonominin 1961–2000 verileriyle, enflasyonun, kişi başına gelirin, bankacılık kesiminin gelişmişliğinin ve dini ve kurumsal göstergelerin hayat sigortası kullanımının en sağlam belirleyicileri olduğunu buldu; dini kaygılar sigorta talebini etkileyebilir.
- Abdul Kader, Adams ve Hardwick, on İslam ülkesindeki hayat dışı tekafül şirketlerinin maliyet etkinliğinin şirket büyüklüğü, yönetim kurulu büyüklüğü ve ürün uzmanlaşmasıyla arttığını, düzenleyici ortamın ise anlamlı bir etkisi olmadığını buldu. Ters seçim, büyük sayılar yasası ve büyük felaket riskleri tekafül için de geçerlidir; risk gruplaması ve retekafül bu sorunlara cevap verir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Tekafül | Takaful | Üyelerin ortak bir fona katkıyla kayıplarını karşıladığı yardımlaşma sigortası |
| Teberru | Tabarru | Katkının öbür katılımcılara yardım amacıyla fona bağışlanması |
| Vekâlet ve mudaraba işletim modelleri | Wakala and mudaraba operating models | İşletmecinin ücret ya da kâr payı karşılığında fonu yönetme biçimleri |
| Sigortacılık fazlası | Underwriting surplus | Fonun gelir ve giderleri düşüldükten sonra katılımcılara ait kalan tutar |
| Fon açığı karzı | Qard to the takaful fund | İşletmecinin açık veren fona verdiği faizsiz borç |
| Retekafül | Retakaful | Tekafül fonlarının büyük risklerini yardımlaşma esasıyla paylaşması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Vekâlet modeli ile mudaraba modeli arasındaki farkı açıkla. Karma modelde işletmeci hangi gelirleri elde eder?
- (Çıktı 2) Tekafül fonunda sigortacılık sonucunun kime ait olduğunu, geleneksel sigortayla karşılaştırarak açıkla. Fon açığı karzı bu ayrımı nasıl etkiler?
- (Çıktı 3) Bir tekafül fonuna yılda 2.000 katkı geliyor. İşletmeci yüzde 15 vekâlet ücreti alıyor; fon kalan tutarı yüzde 8 getiriyle değerlendiriyor ve işletmeci yatırım kârının yüzde 25'ini alıyor. Tazminatlar 1.100, retekafül maliyeti 200, karşılıklar 80'dir. Fonun fazlasını ve işletmecinin toplam gelirini hesapla.
- (Çıktı 3) Aynı fon ertesi yıl 150 açık veriyor ve işletmeci bu tutarda karz veriyor. Sonraki üç yılın fazlaları 40, 70 ve 90 ise karz ne zaman geri ödenir ve katılımcılara üçüncü yılda dağıtılabilecek tutar ne olur?
- (Çıktı 4) Beck ve Webb'in bulgusu ile Abdul Kader ve arkadaşlarının bulgusu, tekafülün ekonomik önemi hakkında birlikte ne söyler?
- (Çıktı 4) Bir milletvekili, «Tekafül yardımlaşmaya dayandığına göre, düzenlemeye gerek yoktur; katılımcılar zaten birbirini korur» diyor. Bu yargıyı dersteki teşvik sorunlarıyla değerlendir.
Cevaplar
- Vekâlet modelinde işletmeci, fonu yönetmesinin karşılığında katkılardan önceden belirlenmiş bir ücret alır; geliri fonun sigortacılık ya da yatırım sonucundan bağımsızdır. Mudaraba modelinde ise işletmeci, fonun yatırım kârından ya da sigortacılık fazlasından önceden belirlenmiş bir pay alır; geliri fonun sonucuna bağlıdır. Karma modelde işletmeci, sigortacılık işlemleri için katkılardan vekâlet ücreti, fonun yatırımları için de yatırım kârından mudaraba payı alır.
- Geleneksel sigortada primler sigorta şirketine geçer ve tazminatlar düşüldükten sonra kalan tutar şirketin kârıdır; sigortacılık sonucu şirkete aittir. Tekafülde ise katkılar katılımcıların fonuna aittir; işletmeci yalnızca ücretini ve payını alır, sigortacılık sonucu ilke olarak katılımcılarındır. Fon açığı karzı, fonun kötü bir yılda tazminatları ödeyebilmesini sağlar; ama karz sonraki yılların fazlalarından geri ödendiği için, açığın yükü sonraki katılımcılara yayılır. Karz geri ödenemezse, işletmeci fiilen açığı üstlenmiş olur ve tekafül geleneksel sigortaya yaklaşır.
- Vekâlet ücreti 0,15 × 2.000 = 300'dür; fona 1.700 kalır. Yatırım kârı 0,08 × 1.700 = 136'dır; işletmecinin payı 0,25 × 136 = 34, fona kalan 102'dir. Fazla 1.700 + 102 − 1.100 − 200 − 80 = 422'dir. İşletmecinin toplam geliri 300 + 34 = 334'tür.
- Birinci yılın 40'lık fazlası karza gider; kalan borç 110'dur. İkinci yılın 70'lik fazlası karza gider; kalan borç 40'tır. Üçüncü yılın 90'lık fazlasının 40'ı karzın kalanını kapatır ve karz üçüncü yılda tamamen geri ödenmiş olur; katılımcılara dağıtılabilecek tutar 50'dir.
- Beck ve Webb, dini göstergelerin hayat sigortası kullanımının sağlam belirleyicileri arasında olduğunu gösterir; bu, dini kaygılar nedeniyle sigortadan uzak duran ve tekafül gibi bir alternatife ihtiyaç duyan bir kesim olduğunu düşündürür. Abdul Kader ve arkadaşları ise tekafül şirketlerinin etkinliğinin büyüklüğe ve uzmanlaşmaya bağlı olduğunu, düzenleyici ortamın anlamlı bir etki yaratmadığını gösterir. Birlikte, tekafülün önemli bir koruma ihtiyacına cevap verebileceğini, ama bu potansiyelin ancak yeterli ölçeğe ulaşan, uzmanlaşmış ve iyi yönetilen şirketlerle gerçekleşebileceğini söylerler.
- Yargı, tekafülün teşvik sorunlarını görmezden gelir. İşletmeci, fonun sahibi olmasa da, ücretini ve payını belirleyen bir tarafıdır. Saf vekâlet modelinde işletmeci katılımcı sayısını artırmaya odaklanıp risk seçimini ihmal edebilir; fazladan pay alan modelde ise tazminat ödemelerini kısma eğilimi doğabilir. Ayrıca herkesin aynı katkıyı ödemesi, düşük riskli katılımcıların ayrılmasına ve fonun ters seçimle zayıflamasına yol açabilir. Fon açık verdiğinde karzın geri ödenmesi, katılımcılar arasında aktarımlar yaratır. Bu sorunlar, fazla dağıtımının şeffaflığını, tazminat ödemelerinin bağımsız denetimini, işletmeci payına sınırlar konmasını ve fonların yeterli sermaye ve retekafülle korunmasını sağlayan düzenlemeleri gerektirir.
İleri okuma
- Thorsten Beck, Ian Webb (2003). «Economic, Demographic, and Institutional Determinants of Life Insurance Consumption across Countries». World Bank Economic Review 17(1). Hayat sigortası kullanımının belirleyicileri.
- Hala Abdul Kader, Mike Adams, Philip Hardwick (2010). «The Cost Efficiency of Takaful Insurance Companies». Geneva Papers on Risk and Insurance – Issues and Practice 35(1). Tekafül şirketlerinin maliyet etkinliği.
- Hala Abdul Kader, Mike Adams, Philip Hardwick, W. Jean Kwon (2014). «Cost Efficiency and Board Composition under Different Takaful Insurance Business Models». International Review of Financial Analysis 32. Farklı işletim modellerinde etkinlik.
- International Islamic Fiqh Academy (1985). «Insurance and Reinsurance», 9 (9/2) sayılı karar. Yardımlaşma sigortasının kurumsal arka planı.
Sonraki derse köprü
Tekafülde katılımcılar, katkılarını öbür katılımcılara yardım amacıyla bir fona bağışlıyordu; yardımlaşma, bir sigorta sözleşmesinin içine yerleştirilmişti. İslam ekonomik geleneğinde yardımlaşmanın çok daha eski ve çok daha büyük ölçekli iki kurumu vardır: varlıklı kişilerin servetlerinin belirli bir kısmını ihtiyaç sahiplerine aktarmasını öngören zorunlu bir yükümlülük ve bir malın gelirinin kalıcı olarak belirli bir hayır amacına adanması. Sıradaki ders zekât ve vakıf ekonomisini ele alıyor: zekâtın bir yeniden dağıtım aracı olarak nasıl işlediğini, vakıfların tarih boyunca kamu hizmetlerini nasıl finanse ettiğini ve bu kurumların bugün ekonomik açıdan nasıl değerlendirilebileceğini göreceğiz.