Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Murabahada banka malı satın alıp sahiplendikten sonra maliyetini ve kârını açıklayarak vadeli satar; vadeli fiyat bir kez belirlenir ve gecikmede kendiliğinden büyümez. Ekonomik olarak taksitli bir krediye çok benzer; taksitli ödemede örtük yıllık maliyet, toplam kâr oranından belirgin biçimde yüksektir.
- Mudarabada bir taraf sermayeyi, öbürü emeği koyar; zarar, yöneticinin kusuru yoksa sermaye sahibine aittir. Orta Çağ'ın uzun mesafe ticaretinde yaygın olan bu ortaklığı Udovitch, klasik hukuk metinleriyle inceledi ve Avrupa'daki commenda ile benzerliğine dikkat çekti.
- Muşarakada iki taraf da sermaye koyar; azalan muşarakada müşteri bankanın payını zaman içinde satın alır ve o süre boyunca kira öder. İcarada banka varlığın sahibi olarak kalır ve mülkiyetin bazı risklerini taşır. Teverruk ise ekonomik sonucu nakit krediye çok yakın olduğu için en tartışmalı araçtır.
- Khan, İslami bankacılığın uygulamaya girişinden otuz yıl sonra idealleri ile uygulamaları arasında önemli farklar bulunduğunu, büyük kısmının geleneksel bankacılıktan işlevsel olarak ayırt edilemediğini, ama fiilen geleneksel işlemlere İslami terminoloji sağlayarak bir İslami kimliği güçlendirdiğini savundu.
- Baele, Farooq ve Ongena, Pakistan'da İslami kredilerin temerrüt oranının geleneksel kredilerinkinin yarısından az olduğunu ve farkın Ramazan'da ve dini-siyasi partilerin güçlü olduğu yerlerde belirginleştiğini buldu; sözleşmeler benzese de müşterilerin davranışı farklı olabilir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Murabahayı, mudarabayı, muşarakayı, azalan muşarakayı, icarayı ve teverruku tanımlar.
- Anlama — Katılım finansındaki temel sözleşmelerde kaybın hangi tarafa yazıldığını, hangi bilgi sorunlarına açık olduğunu ve neden borca benzer sözleşmelerin ortaklık sözleşmelerinden daha yaygın kullanıldığını açıklar.
- Uygulama — Aynı finansman ihtiyacını murabaha, icara ve azalan muşaraka yoluyla karşılayan sözleşmelerin ödeme planlarını, örtük getiri oranlarını ve tarafların farklı senaryolardaki kazanç ve kayıplarını hesaplar.
- Değerlendirme — Khan'ın İslami bankacılığın uygulamada geleneksel bankacılıktan işlevsel olarak ayırt edilemediğine dair bulgusunu ve Baele, Farooq ile Ongena'nın İslami kredilerin temerrüt oranlarına dair bulgusunu karşılaştırarak katılım finansı sözleşmelerinin farklılığını değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Bir genç çift ev almak istiyor ve katılım bankasına başvuruyor. Banka görevlisi onlara iki seçenek sunuyor. Birincisinde banka evi satın alıp çifte vadeli satacak; çift on yıl boyunca her ay sabit bir taksit ödeyecek. İkincisinde banka evi çiftle birlikte satın alacak; çift her ay hem bankanın payı için kira ödeyecek hem de bankanın payından küçük bir kısmı satın alarak zamanla evin tamamına sahip olacak. Çift, iki seçeneğin aylık ödemelerini karşılaştırıyor ve birbirine çok yakın, üstelik geleneksel bir bankanın konut kredisi taksitine de oldukça benzer olduğunu görüyor.
Çiftin sorusu meşrudur: üç işlem aynı aylık ödemeye varıyorsa, aralarındaki fark nedir? Cevap, ödeme tutarında değil, sözleşmelerin hukuki yapısında ve riskin dağılımında yatar. Vadeli satışta ev çiftin malıdır ve değeri düşerse kaybı çift üstlenir. Ortak alımda ev bir süre iki tarafın ortak malıdır; değer değişimi ve bazı riskler paylaşılır. Konut kredisinde ise ev çiftin malıdır, ama borç bir para borcudur ve gecikme durumunda kendiliğinden büyüyebilir.
Önceki derste katılım bankasının fon toplama tarafını ve kârın nasıl paylaştırıldığını gördük. Bu ders fon kullandırma tarafına odaklanıyor: katılım finansının temel sözleşmelerini, her birinin nasıl işlediğini, riskin kimde kaldığını ve uygulamada hangilerinin neden daha yaygın olduğunu ele alıyor.
Hikâye — Kervandaki ortaklık
Orta Çağ'ın uzun mesafe ticaretinde, sermaye sahibi tüccarlar ile kervanlarla uzak şehirlere giden yolcu tüccarlar arasında yaygın bir ortaklık biçimi vardı. Sermaye sahibi parasını ya da malını yolcu tüccara emanet eder, yolcu tüccar bu sermayeyle ticaret yapar ve dönüşte kâr önceden kararlaştırılan oranda paylaşılırdı. Yolculuk zararla sonuçlanırsa, sermaye kaybı sermaye sahibine düşer; yolcu tüccar ise emeğinin karşılığını alamazdı. İslam hukukunda bu sözleşme mudaraba ya da kırad adıyla anılır ve klasik hukuk kitaplarında ayrıntılı kurallara bağlanmıştır.
İktisat tarihçisi Abraham Udovitch, 1970'te yayımlanan «Orta Çağ İslamında Ortaklık ve Kâr» adlı kitabında, klasik Hanefi hukuk metinlerini kullanarak bu ortaklık biçimlerini ayrıntılı olarak inceledi. Udovitch, İslam hukukundaki bu sözleşmelerin, aynı dönemde Akdeniz ticaretinde İtalyan tüccarların kullandığı ve «commenda» adı verilen ortaklık biçimine çok benzediğine dikkat çekti. Bazı tarihçiler, Avrupa'daki bu ortaklık biçiminin İslam dünyasıyla ticari temaslar yoluyla gelişmiş olabileceğini ileri sürdü; bu etkileşimin kapsamı tartışmalıdır.
Bu ortaklık biçiminin ekonomik mantığı açıktı. Uzun mesafe ticareti çok riskliydi: bir kervan yağmalanabilir, bir gemi batabilir, mallar uzak pazarda beklenenden ucuza satılabilirdi. Sabit faizli bir borç, yolcu tüccarı kötü bir yolculuğun ardından ağır bir borç yüküyle bırakırdı. Ortaklık ise riski, onu taşımaya en uygun olan tarafa, yani birden çok kervana yatırım yaparak riskini dağıtabilen sermaye sahibine yüklüyordu.
Ama aynı ortaklık, bugün de karşılaşılan bir sorunu taşıyordu: sermaye sahibi, uzak bir pazarda ne olduğunu göremezdi. Yolcu tüccar dönüşte zarar ettiğini söylerse, sermaye sahibi bunun doğru olup olmadığını nasıl bilecekti? Klasik hukuk ve tüccar toplulukları, bu sorunu güvene, itibara ve tanıklığa dayanan kurallarla çözmeye çalıştı. Bu ders, Orta Çağ'ın kervan ortaklığından bugünün katılım bankacılığına uzanan sözleşmeleri ve onların taşıdığı bilgi sorunlarını ele alıyor.
Kavram
Katılım finansının en yaygın sözleşmesi şudur.
Emek ile sermayenin ortaklığı şudur.
Ortakların her birinin para koyduğu ortaklık şudur.
Muşarakanın konut ve işletme finansmanında kullanılan biçimi şudur.
Katılım finansının kiralama sözleşmesi şudur.
Tartışmalı bir likidite aracı şudur.
Veri ve kanıt
Khan'ın değerlendirmesi, bu derste ele aldığımız sözleşmelerin uygulamadaki dağılımıyla doğrudan ilişkilidir. Katılım finansının kuramsal olarak ayırt edici sözleşmeleri, yani mudaraba ve muşaraka, uygulamada küçük bir paya sahiptir; fon kullandırmanın büyük kısmı murabaha ve icara gibi, ekonomik sonucu önceden belirlenmiş bir getiriye dayanan sözleşmelerle yapılır. Khan'ın vurguladığı nokta, bu sözleşmelerin ekonomik işlevinin geleneksel kredilere çok benzediğidir. Ama Khan'ın kendisi de bu kurumların bir işlevi olduğunu kabul eder: dini kaygıları olan müşterilere, onların değerleriyle uyumlu bir finansal hizmet sunmak.
Bu bulgu, Khan'ın değerlendirmesine önemli bir ek yapar. Sözleşmeler ekonomik olarak geleneksel kredilere benzese bile, onları kullanan müşterilerin davranışı farklı olabilir. İslami kredileri seçen borçlular, dini bağlılıkları ya da topluluk ağlarının baskısı nedeniyle borçlarını daha düzenli ödeyebilir. Bu, katılım bankalarının daha iyi varlık kalitesine sahip olmasının bir açıklaması olabilir; bankaların sermaye ve varlık kalitesini karşılaştıran önceki dersin kanıtıyla da örtüşür. Ama bulgu, farkın sözleşmenin yapısından değil, müşterilerin seçiminden ve davranışından kaynaklandığını düşündürür.
Yaygın yanlış«Katılım bankalarının fon kullandırması kazancı ve kaybı ortaklaşa üstlenmeye dayanır; bu yüzden geleneksel kredilerden ekonomik olarak tamamen farklıdır.»
Khan, İslami bankacılığın uygulamaya girişinden otuz yıl sonra idealleri ile uygulamaları arasında önemli farklar bulunduğunu ve İslami bankacılığın büyük kısmının geleneksel bankacılıktan işlevsel olarak ayırt edilemediğini gösterdi. Fon kullandırmanın büyük kısmı, ekonomik sonucu önceden belirlenmiş getiriye dayanan murabaha ve icara gibi sözleşmelerle yapılır.
Yaygın yanlış«Sözleşmeler ekonomik olarak geleneksel kredilere benzediğine göre, katılım bankalarının müşterileri de geleneksel bankaların müşterileriyle aynı biçimde davranır.»
Baele, Farooq ve Ongena, Pakistan'da 150 binden fazla krediyi izleyerek İslami kredilerin temerrüt oranının geleneksel kredilerinkinin yarısından daha az olduğunu ve bu farkın Ramazan ayında ve dini-siyasi partilerin güçlü olduğu yerlerde belirginleştiğini buldu. Sözleşmeler benzese de, müşterilerin davranışı ve onları bağlayan sosyal ağlar farklı olabilir.
Neden önemli?
Katılım finansının sözleşmeleri, milyonlarca kişinin konut, otomobil ve iş makinesi gibi önemli satın alımlarını nasıl finanse ettiğini belirler. Bu sözleşmelerin hukuki yapısını ve riskin dağılımını anlamak, müşterilerin bilinçli seçim yapabilmesi için gereklidir. Aynı aylık ödemeye varan iki sözleşme, bir kriz anında, bir gecikmede ya da varlığın değeri düştüğünde çok farklı sonuçlar doğurabilir.
Bu sözleşmeler, düzenleyiciler için de farklı sorular doğurur. Murabahada banka, malı satın alıp sahiplendiği sürede malın riskini taşır; icarada bankanın mülkiyeti uzun süre devam eder; muşarakada banka bir işletmenin ortağıdır. Her birinin sermaye yeterliliği hesabında, vergilendirmede ve iflas durumunda farklı bir yeri vardır. Türkiye'de vergi mevzuatında katılım finansı işlemlerine yönelik düzenlemeler, aynı ekonomik işlemin farklı hukuki biçimler nedeniyle farklı vergilendirilmesini önlemeyi amaçlar.
Son olarak, bu sözleşmeler arasındaki seçim, katılım finansının kuramsal iddiasının ne ölçüde gerçekleştiğini gösterir. Ortaklık sözleşmelerinin payı arttıkça, katılım finansı geleneksel finanstan gerçekten ayrışır; borca benzer sözleşmeler baskın kaldıkça, Khan'ın eleştirisi güç kazanır.
Model
Dört sözleşmeyi karşılaştırmanın en açık yolu, aynı finansman ihtiyacını her biriyle ayrı ayrı karşılamak ve nakit akışlarını yan yana koymaktır. Aşağıda bir otomobil, bir iş makinesi ve bir konut için ödeme planlarını, örtük getiri oranlarını ve bir şey ters gittiğinde kimin ne kaybettiğini hesaplıyoruz. Kaynağı belirtilmeyen tutarlar örnek olarak seçilmiştir ve bin lira cinsindendir.
Çözümlü örnek — Kâr payının görünen ve gerçek oranı
Bir müşteri 500'lük bir otomobil istiyor. Katılım bankası otomobili satıcıdan 500'e satın alıyor, bir süre kendi adına kayıtlı tutuyor ve müşteriye yüzde 30 kâr ekleyerek 650'ye, on iki eşit aylık taksitle satıyor. Müşterinin aylık taksiti 650 ÷ 12 ≈ 54,2'dir.
Sözleşmede yazan yüzde 30, toplam kâr payının maliyete oranıdır. Ama müşteri borcun tamamını yıl sonunda değil, her ay bir kısmını öder; ortalama olarak borcun yalnızca yarısı kadarını bir yıl boyunca kullanır. Taksitlerin bugünkü değerini 500'e eşitleyen aylık oran yaklaşık yüzde 4,3'tür; bu da yıllık bileşik olarak yaklaşık yüzde 65'e karşılık gelir. Sözleşmedeki «yüzde 30 kâr» ile bu örtük yıllık oran arasındaki fark, geleneksel kredilerde de görülen bir yanılsamadır: toplam fark oranı, taksitli ödemede gerçek maliyeti olduğundan düşük gösterir.
Bu hesap, murabahanın ekonomik olarak bir taksitli krediye ne kadar benzediğini gösterir. Banka, kâr payını piyasa faizlerine bakarak belirler; aynı dönemde geleneksel bir bankanın taşıt kredisinin örtük maliyeti benzer düzeydeyse, iki ürün arasında ekonomik bir rekabet vardır. Khan'ın işlevsel olarak ayırt edilemezlik değerlendirmesi, bu tür hesaplara dayanır. Bu yüzden müşterilerin farklı ürünleri karşılaştırırken kâr payı oranına değil, örtük yıllık maliyete bakması gerekir.
Çözümlü örnek — Malın riski ve gecikmenin bedeli
Murabahanın krediden ayrıldığı iki nokta, malın riski ve gecikme durumudur. Banka otomobili satın aldıktan sonra, müşteriye satana kadar geçen iki günde otomobil bir kazada hasar görürse, kayıp bankaya aittir; çünkü o anda otomobilin sahibi bankadır. Bu risk kısa sürelidir ve sigortayla karşılanır; ama hukuki olarak bankanın bir mal ticareti yaptığını gösterir.
İkinci nokta gecikmedir. Müşteri altıncı aydan sonra iki ay taksit ödeyemiyor. Geleneksel bir kredide, gecikmiş tutara gecikme faizi işler ve borç büyür. Murabahada ise vadeli fiyat sözleşmede bir kez belirlenmiştir; borç kendiliğinden büyümez. Banka gecikme durumunda bir bedel alabilir; ama bu bedelin bankanın kendi geliri olmaktan çıkarılıp örneğin bir hayır kurumuna bağışlanması gibi uygulamalarla, gecikmenin bankaya kâr sağlamaması amaçlanır.
Bu kural, ekonomik olarak bir ahlaki tehlike sorunu yaratır: gecikmenin borçluya maliyeti, geleneksel krediye göre daha düşük olabilir. Borçlu, nakit sıkıntısı çektiğinde önce faiz işleyen öbür borçlarını ödeyip murabaha taksitini erteleyebilir. Katılım bankaları bu riski teminatlar, kefiller ve dikkatli müşteri seçimiyle yönetir. Baele, Farooq ve Ongena'nın bulgusu, bu riskin uygulamada beklendiği kadar büyük olmayabileceğini düşündürür: İslami kredilerin temerrüt oranı daha düşüktür; ama bu, sözleşmenin değil, müşterilerin özelliklerinin sonucu olabilir.
Çözümlü örnek — Kiralamada kimin neyi taşıdığı
Bir işletme 1.000'lik bir iş makinesine ihtiyaç duyuyor. Katılım bankası makineyi satın alıyor ve üç yıl boyunca yıllık 420 kira karşılığında işletmeye kiralıyor. Sözleşme, üç yılın sonunda makinenin sembolik bir bedelle işletmeye devredileceğini öngörüyor. İşletmenin toplam ödemesi 1.260'tır.
Kiralama süresince makinenin sahibi bankadır. Makine, işletmenin kusuru olmadan, örneğin bir deprem nedeniyle kullanılamaz hâle gelirse, klasik icara kurallarına göre kira yükümlülüğü sona erer ve kayıp bankaya düşer. Banka bu riski sigortayla karşılar ve sigorta maliyetini kiraya yansıtır. Makinenin bakımı ise genellikle sözleşmeyle işletmeye bırakılır.
Bu yapı, geleneksel bir finansal kiralamaya çok benzer. İki fark öne çıkar. Birincisi, banka varlığın mülkiyetinden doğan bazı riskleri gerçekten taşır; bu, bankanın sermaye hesabında bir varlık riski olarak yer alır. İkincisi, kira tutarı sözleşme süresince değişken olabilir; örneğin her yıl bir referans orana göre yeniden belirlenebilir. Bu ikinci özellik, icarayı değişken faizli bir krediye yaklaştırır. Kiralamanın örtük getirisi, 1.000'lik bir yatırımla üç yılda 420'lik üç ödeme elde etmenin iç verim oranıdır; yaklaşık yüzde 12'dir.
Çözümlü örnek — Evi parça parça satın almak
Açılıştaki çiftin 2.000'lik bir ev için azalan muşaraka seçtiğini varsayalım. Çift 400 peşinat ödüyor, banka 1.600 koyuyor; ev başlangıçta yüzde 20 çiftin, yüzde 80 bankanındır. Çift evde oturuyor ve bankanın payı için kira ödüyor: yıllık kira, evin piyasa kirasının bankanın payına düşen kısmıdır. Evin piyasa kirası yılda 120 ise, birinci yıl çift bankaya 0,8 × 120 = 96 kira öder.
Çift ayrıca her yıl bankanın payından 160'lık, yani evin yüzde 8'i kadar bir kısmı satın alır. Birinci yılın sonunda çiftin payı yüzde 28'e, bankanınki yüzde 72'ye iner; ikinci yıl çiftin ödediği kira 0,72 × 120 = 86,4'e düşer. On yılın sonunda çift bankanın bütün payını satın almış ve evin tamamına sahip olmuştur. Toplam ödemesi, 1.600'lük pay alımı ile on yıl boyunca azalan kira ödemelerinin toplamıdır.
Bu sözleşmenin konut kredisinden önemli bir farkı, kiranın evin piyasa kirasına bağlı olmasıdır: kiralar düşerse çiftin ödemesi de düşer. Bir başka fark, evin değeri değiştiğinde ortaya çıkar. Pay alımları başlangıçtaki değer üzerinden sabitlenmişse, değer değişimi çifte aittir; pay alımları her yılın piyasa değeri üzerinden yapılıyorsa, evin değerindeki artış ve azalış banka ile çift arasında payları oranında paylaşılır. Uygulamada pay alım fiyatları çoğu zaman baştan sabitlenir; bu, sözleşmeyi bir konut kredisine yaklaştırır ve ortaklığın risk paylaşımı özelliğini zayıflatır.
Çözümlü örnek — Ortaklıkta bankanın beklediği getiri
Bir katılım bankası, bir mobilya üreticisinin yeni bir üretim hattına 1.000 ile muşaraka ortağı oluyor; üretici de 500 koyuyor. Kârın yüzde 60'ı bankaya, yüzde 40'ı üreticiye ayrılıyor; zarar sermaye paylarına göre, yani üçte iki banka, üçte bir üretici tarafından taşınıyor. Hat bir yıl sonra yüzde 50 olasılıkla 450 kâr, yüzde 30 olasılıkla 150 kâr, yüzde 20 olasılıkla 300 zarar edecek.
Bankanın beklenen kazancı 0,5 × 0,6 × 450 + 0,3 × 0,6 × 150 − 0,2 × (2/3) × 300 = 135 + 27 − 40 = 122'dir; 1.000'lik yatırımına göre yüzde 12,2. Aynı bankanın murabaha yoluyla elde edebileceği getiri yüzde 15 ise ve murabahada temerrüt riski düşükse, banka ortaklık yerine murabahayı tercih eder. Ortaklığın getirisi hem daha düşük hem de daha belirsizdir; üstelik üreticinin kârı doğru bildirip bildirmediğini izlemek ek maliyet gerektirir.
Bu hesap, Aggarwal ve Yousef'in ve Khan'ın tespit ettiği eğilimin, yani katılım bankalarının ortaklık yerine borca benzer sözleşmeleri tercih etmesinin, bankanın bakış açısından akılcı olduğunu gösterir. Ortaklığın yaygınlaşması için, ya bankanın ortaklıktan daha yüksek bir pay alması ya da bilgi ve denetim maliyetlerinin düşmesi gerekir. Bu da güvenilir muhasebe ve denetim kurumlarına ve bankanın sektörü tanıyan uzmanlara yatırım yapmasına bağlıdır.
Çözümlü örnek — Kervancının kusuru
Hikâyedeki mudaraba ortaklığını bugünün rakamlarıyla izleyelim. Bir yatırımcı, bir ithalatçıya 400'lük sermaye veriyor; kâr yarı yarıya paylaşılacak. İthalatçı malları getirip 520'ye satarsa 120'lik kârın 60'ı yatırımcıya, 60'ı ithalatçıya kalır. Mallar gümrükte beklerken bir yangında yarısı yanar ve kalanı 260'a satılırsa, 140'lık zarar yatırımcıya düşer; ithalatçı yalnızca emeğini kaybeder.
Ama yangın, ithalatçının malları sigortasız ve yasak bir depoda tutmasından kaynaklandıysa durum değişir. Klasik kurallara göre yöneticinin kusuru ya da sözleşmeye aykırı davranışı varsa, zararı yönetici öder. Bu kural, mudarabanın en büyük zaafını, yöneticinin başkasının parasıyla gereğinden fazla risk alma eğilimini sınırlamayı amaçlar. Ama kuralın işlemesi için kusurun kanıtlanması gerekir; yatırımcı uzaktaysa, ne olduğunu kanıtlamak zordur. Gizli eylem sorunu, Orta Çağ'ın kervanlarında da bugünün katılım hesaplarında da aynıdır.
Çözümlü örnek — Nakit için mal alıp satmak
Bir esnafın acilen 100 nakde ihtiyacı var. Katılım bankası, organize bir teverruk işlemi öneriyor: banka bir emtia piyasasından 100'lük metal satın alıyor ve esnafa bir yıl vadeyle 125'e satıyor; esnaf aynı metali, bankanın aracılığıyla, hemen üçüncü bir alıcıya peşin olarak 99'a satıyor. Esnafın eline bugün 99 geçer; on iki ay sonra bankaya borcu 125'tir.
Esnafın ödediği örtük oran 125 ÷ 99 − 1 ≈ yüzde 26'dır; bunun yaklaşık 1 puanı işlem maliyetinden gelir. Esnafın hiçbir zaman metalle bir ilgisi olmamıştır; metal birkaç dakika içinde el değiştirmiş ve aynı depoda kalmıştır. Ekonomik olarak bu işlem, 99'luk bir nakit krediye yüzde 26 faiz uygulanmasından ayırt edilemez.
Bu nedenle teverruk, katılım finansının en tartışmalı araçlarından biridir. Bazı İslam hukuku kurumları, özellikle bankanın her iki satışı da organize ettiği biçimlerini, faiz yasağını biçimsel olarak dolanma olarak değerlendirmiş ve uygun bulmamıştır. Öbürleri ise likidite yönetimi gibi sınırlı amaçlar için kullanılmasına izin vermiştir. Teverruk, Khan'ın «geleneksel işlemlere İslami terminoloji» eleştirisinin en açık örneğidir; aynı zamanda, faiz yasağının ekonomik içeriğine dair önceki dersteki tartışmanın sınırını gösterir.
Çözümlü örnek — Temerrüt farkının bilançoya etkisi
Baele, Farooq ve Ongena'nın bulgusunun bir banka için anlamını basit bir hesapla görelim. İki banka da 1.000'lik bir kredi ya da fon kullandırma portföyüne sahip. Geleneksel bankanın yıllık temerrüt oranı yüzde 4, katılım bankasınınki yüzde 2'dir; temerrüde düşen tutarın yarısı tahsil edilemiyor.
Geleneksel bankanın yıllık beklenen kaybı 1.000 × 0,04 × 0,5 = 20, katılım bankasınınki 1.000 × 0,02 × 0,5 = 10'dur. Katılım bankası, aynı brüt getiriyle, kayıplardan dolayı yılda 10 daha fazla net kazanç elde eder; ya da müşterilerine 1 puan daha düşük bir kâr payı oranı uygulayarak aynı net kazancı sağlayabilir.
Bu fark, katılım bankacılığının ekonomik bir avantajı olabilir; ama kaynağı önemlidir. Fark, sözleşmelerin yapısından değil, dindarlık ve topluluk ağları gibi müşteri özelliklerinden geliyorsa, katılım bankacılığı büyüdükçe ve daha geniş bir müşteri kitlesine ulaştıkça bu avantaj azalabilir. Yeni müşteriler, ilk müşteriler kadar güçlü dini bağlılığa ya da topluluk baskısına sahip olmayabilir.
Modelin sınırları
Buradaki örnekler, sözleşmelerin temel yapısını basitleştirir. Gerçek sözleşmeler, teminatlar, sigorta, erken ödeme indirimleri, gecikme bedelleri ve vergi düzenlemeleri gibi pek çok ayrıntı içerir ve bu ayrıntılar riskin dağılımını önemli ölçüde değiştirebilir. Ayrıca aynı sözleşme adı, farklı ülkelerde ve farklı bankalarda farklı biçimlerde uygulanabilir.
Khan'ın değerlendirmesi, kendi ifadesiyle bir ön incelemedir ve İslami bankacılığın farklı ülkelerdeki uygulamalarını genel olarak ele alır. Baele, Farooq ve Ongena'nın bulgusu ise Pakistan'ın 2006–2008 yıllarına aittir; temerrüt farkının başka ülkelerde ve başka dönemlerde aynı büyüklükte olup olmadığı ayrı bir sorudur.
Son olarak, bu sözleşmelerin dini açıdan uygunluğu, İslam hukuku uzmanlarının değerlendirdiği bir konudur ve bu ders bu konuda bir görüş bildirmez. Ekonomik analiz, sözleşmelerin riskleri nasıl dağıttığını ve tarafların teşviklerini nasıl etkilediğini inceler; bir sözleşmenin ekonomik olarak bir krediye benzemesi, onun dini değerlendirmesini kendiliğinden belirlemez.
Uygulama
Özet kartı
- Murabahada banka malı satın alıp sahiplendikten sonra maliyetini ve kârını açıklayarak vadeli satar; vadeli fiyat bir kez belirlenir ve gecikmede kendiliğinden büyümez. Ekonomik olarak taksitli bir krediye çok benzer; taksitli ödemede örtük yıllık maliyet, toplam kâr oranından belirgin biçimde yüksektir.
- Mudarabada bir taraf sermayeyi, öbürü emeği koyar; zarar, yöneticinin kusuru yoksa sermaye sahibine aittir. Orta Çağ'ın uzun mesafe ticaretinde yaygın olan bu ortaklığı Udovitch, klasik hukuk metinleriyle inceledi ve Avrupa'daki commenda ile benzerliğine dikkat çekti.
- Muşarakada iki taraf da sermaye koyar; azalan muşarakada müşteri bankanın payını zaman içinde satın alır ve o süre boyunca kira öder. İcarada banka varlığın sahibi olarak kalır ve mülkiyetin bazı risklerini taşır. Teverruk ise ekonomik sonucu nakit krediye çok yakın olduğu için en tartışmalı araçtır.
- Khan, İslami bankacılığın uygulamaya girişinden otuz yıl sonra idealleri ile uygulamaları arasında önemli farklar bulunduğunu, büyük kısmının geleneksel bankacılıktan işlevsel olarak ayırt edilemediğini, ama fiilen geleneksel işlemlere İslami terminoloji sağlayarak bir İslami kimliği güçlendirdiğini savundu.
- Baele, Farooq ve Ongena, Pakistan'da İslami kredilerin temerrüt oranının geleneksel kredilerinkinin yarısından az olduğunu ve farkın Ramazan'da ve dini-siyasi partilerin güçlü olduğu yerlerde belirginleştiğini buldu; sözleşmeler benzese de müşterilerin davranışı farklı olabilir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Murabaha | Murabaha | Maliyet ve kârın açıklandığı vadeli satış |
| Mudaraba | Mudaraba | Bir tarafın sermaye, öbürünün emek koyduğu ortaklık |
| Muşaraka | Musharaka | Ortakların her birinin sermaye getirdiği ortaklık |
| Azalan muşaraka | Diminishing musharaka | Müşterinin bankanın payını zamanla satın aldığı ortaklık |
| İcara | Ijara | Bankanın sahip olduğu varlığın kiralanması |
| Teverruk | Tawarruq | Nakit elde etmek için malın vadeli alınıp peşin satılması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Murabaha ile icara arasındaki temel farkı açıkla. Hangisinde banka varlığın sahipliğini daha uzun süre korur?
- (Çıktı 2) Katılım bankalarının neden ortaklık sözleşmeleri yerine murabaha ve icara gibi sözleşmeleri tercih ettiğini açıkla.
- (Çıktı 3) Bir banka 300'lük bir malı satın alıp müşteriye yüzde 24 kârla, on iki eşit aylık taksitle satıyor. Aylık taksiti ve toplam ödemeyi hesapla. Örtük yıllık maliyetin neden yüzde 24'ten yüksek olduğunu açıkla.
- (Çıktı 3) Bir ev 1.500 değerinde; müşteri 300, banka 1.200 koyuyor. Evin yıllık piyasa kirası 90'dır ve müşteri her yıl bankanın payından evin yüzde 10'u kadarını satın alıyor. Birinci ve ikinci yılda müşterinin bankaya ödediği kirayı hesapla.
- (Çıktı 4) Khan'ın değerlendirmesi ile Baele, Farooq ve Ongena'nın bulgusu birbiriyle çelişir mi? İkisini birlikte değerlendir.
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Teverruk düpedüz faizdir; katılım bankaları bunu kullandıkça diğer sözleşmeleri de anlamsızdır» diyor. Teverruk ile murabaha ve azalan muşaraka arasındaki farkları kullanarak bu yargıyı tart.
Cevaplar
- Murabahada banka malı satın alıp sahiplendikten kısa bir süre sonra müşteriye vadeli olarak satar; satıştan sonra mal müşterinindir ve banka yalnızca bir alacak hakkına sahiptir. İcarada ise banka varlığın sahibi olarak kalır ve kiralama süresi boyunca varlığı müşterinin kullanımına sunar; varlığın mülkiyetinden doğan bazı riskler bankada kalır. Banka varlığın sahipliğini icarada çok daha uzun süre korur.
- Ortaklık sözleşmelerinde bankanın getirisi işin sonucuna bağlıdır ve belirsizdir; ayrıca bankanın, ortağının kârını doğru bildirip bildirmediğini izlemesi gerekir ve bu izleme maliyetlidir. Murabaha ve icarada ise getiri önceden belirlenmiştir ve izleme yalnızca ödemelerin yapılıp yapılmadığına yöneliktir. Ayrıca katılım hesabı sahipleri istikrarlı getiri beklediği için banka, getirisi öngörülebilir sözleşmeleri tercih eder. Bu dersteki muşaraka örneğinde de ortaklığın beklenen getirisi murabahanınkinden düşük ve daha belirsizdi.
- Toplam satış fiyatı 300 × 1,24 = 372'dir; aylık taksit 372 ÷ 12 = 31'dir. Örtük yıllık maliyet yüzde 24'ten yüksektir, çünkü müşteri borcun tamamını bir yıl boyunca kullanmaz; her ay bir kısmını geri öder ve ortalama olarak borcun yaklaşık yarısını kullanır. Aynı 72'lik kâr payı, ortalama daha küçük bir tutar için ödendiği için, yıllık oran olarak hesaplandığında yüzde 24'ten belirgin biçimde yüksek çıkar.
- Başlangıçta bankanın payı 1.200 ÷ 1.500 = yüzde 80'dir. Birinci yıl müşteri 0,8 × 90 = 72 kira öder ve evin yüzde 10'unu, yani 150'lik payı satın alır. İkinci yılın başında bankanın payı yüzde 70'e iner ve müşteri 0,7 × 90 = 63 kira öder.
- İki bulgu çelişmez; farklı noktalara bakar. Khan, katılım finansı sözleşmelerinin ekonomik işlevinin geleneksel kredilere çok benzediğini savunur. Baele, Farooq ve Ongena ise bu sözleşmeleri kullanan müşterilerin davranışının farklı olduğunu, temerrüt oranlarının daha düşük olduğunu gösterir. Birlikte, katılım finansının farkının sözleşmelerin ekonomik yapısından çok, onları seçen müşterilerin değerlerinden ve sosyal ağlarından kaynaklanabileceğini düşündürürler. Bu da Khan'ın kimlik vurgusuyla uyumludur.
- Yargının güçlü yanı, teverrukun ekonomik sonucunun nakit bir krediye neredeyse tamamen eşit olmasıdır; müşteri malla hiç ilgilenmez ve yalnızca nakit elde eder. Bu yüzden bazı İslam hukuku kurumları da organize teverruku uygun bulmamıştır. Ama yargı, öbür sözleşmeleri bu araçla aynı kefeye koyarak abartır. Murabahada finansman müşterinin gerçekten ihtiyaç duyduğu bir malın alımına bağlıdır ve banka malı bir süre sahiplenir. Azalan muşarakada banka bir varlığın gerçek ortağıdır ve kira piyasa kirasına bağlı olabilir. Bu sözleşmeler ekonomik olarak krediye benzese de, finansmanı gerçek bir varlığa ve işleme bağlarlar; teverrukun bir aracın kötüye kullanımı olması, öbür araçları kendiliğinden anlamsız kılmaz.
İleri okuma
- Abraham L. Udovitch (1970). Partnership and Profit in Medieval Islam. Princeton University Press. Klasik İslam hukukunda ortaklık sözleşmeleri.
- Feisal Khan (2010). «How "Islamic" is Islamic Banking?». Journal of Economic Behavior and Organization 76(3). İslami bankacılığın idealleri ile uygulamaları arasındaki fark.
- Lieven Baele, Moazzam Farooq, Steven Ongena (2014). «Of Religion and Redemption: Evidence from Default on Islamic Loans». Journal of Banking and Finance 44. İslami kredilerin temerrüt oranları.
- Mervyn K. Lewis, Latifa M. Algaoud (2001). Islamic Banking. Edward Elgar. İslami bankacılık sözleşmelerinin ekonomik çözümlemesi.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir katılım bankasının tek tek müşterilerine bir otomobilin, bir makinenin ya da bir evin finansmanını nasıl sağladığını inceledik. Ama devletler ve büyük şirketler, milyarlarca liralık finansman ihtiyaçlarını tek bir bankadan değil, binlerce yatırımcıdan toplamak ister; geleneksel finansta bu iş tahvillerle yapılır. Faiz yasağı altında tahvilin karşılığı, bir varlığın ya da bir işin getirisine ortak olunan menkul kıymetlerdir. Sıradaki ders sukuku, yani Türkiye'de kira sertifikası olarak bilinen araçları ele alıyor: bir varlığın kiralanmasına dayanan bu sertifikaların nasıl yapılandırıldığını, yatırımcının bir alacaklı mı yoksa bir ortak mı olduğunu ve ihraççı ödeme güçlüğüne düştüğünde neler olduğunu göreceğiz.