Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Orta Çağ Müslüman âlimleri vergi, fiyat, para ve pazar düzeni üzerine fıkıh, ahlak ve devlet yönetimi kitaplarında yazdılar; Ebu Yusuf'un harac tartışması, Gazali'nin para üzerine görüşleri ve İbn Haldun'un toplumsal örgütlenme kuramı bu birikimin örnekleridir.
- Islahi, İbn Teymiyye'nin on dördüncü yüzyılın başında fiyat artışlarının her zaman haksızlıktan kaynaklanmadığını, mala duyulan isteğin artması ve bulunabilirliğinin azalmasıyla fiyatın yükseldiğini yazdığını ve fiyat denetimini yalnızca istifçilik gibi piyasa kusurlarında desteklediğini gösterdi; ama fiyattaki değişikliklerin miktarlar üzerindeki etkisine değinmediğini de not etti.
- Hisbe ve muhtesip, İslam şehirlerinde ölçü, tartı, kalite ve ticari ahlakı denetleyen kurumdu; narh ise temel mallar için resmî fiyat belirlemeydi. Fiyat denetimi rekabetçi bir piyasada kıtlık yaratır, piyasa gücünün bulunduğu bir piyasada ise üretimi ve satışı artırabilir.
- Şubat 1976'da Mekke'de toplanan Birinci Uluslararası İslam İktisadı Konferansı, bildiri cildinin sunuşunda, yirminci yüzyılda fıkıh ve kelamın bir dalı olarak başlayan alanın iktisadın bir kategorisi olarak ortaya çıktığı bir dönüm noktası olarak tanımlandı.
- Kuran, modern İslam iktisadının kültürel ve siyasi amaçlarla geliştirildiğini, ortaya çıkan kurumların Müslümanların ekonomik hayatında bir devrim yaratmadığını, ama güveni besleyen ve vicdani rahatlama sunan İslami alt ekonomiler oluşturduğunu savundu; alanın savunucuları ise ahlaki hedefleri iktisadi analize taşıma amacını vurgular.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — İslam iktisadını, haracı, adil fiyatı, hisbe ve muhtesibi, narhı ve İslami alt ekonomiyi tanımlar.
- Anlama — Orta Çağ Müslüman âlimlerinin vergi, fiyat ve pazar düzeni üzerine yazdıklarının hangi bağlamda ortaya çıktığını; bu birikim ile yirminci yüzyılda ayrı bir alan olarak kurulan İslam iktisadı arasındaki farkı açıklar.
- Uygulama — Sabit tutarlı ve orantılı tarım vergisinin iyi ve kötü hasat yıllarında üreticiye yükünü, bir fiyat artışının arz ve talep kaynaklı mı yoksa istifçilik kaynaklı mı olduğunu ayırt eden basit hesapları yapar.
- Değerlendirme — Islahi'nin İbn Teymiyye'nin pazar düşüncesine dair yorumunu ve Kuran'ın modern İslam iktisadına dair eleştirisini karşılaştırarak, İslam iktisat düşüncesinin tarihine dair farklı okumaları tartar.
Sezgi
Açılış
On dördüncü yüzyılın başında Şam'da bir buğday tüccarı düşünelim. Kuraklık nedeniyle hasat kötü geçmiş, şehre gelen kervanlar azalmış ve ekmek pahalanmıştır. Halk şikâyet etmektedir; bazıları tüccarların malı depolarda saklayıp fiyatı yapay olarak yükselttiğini söylemektedir. Şehrin yöneticileri, fiyatlara bir üst sınır koyup koymamayı tartışmaktadır. Bu tartışmada bir hukukçu, fiyatın her yükselişinin birilerinin haksızlığından kaynaklanmadığını, bazen malın azlığından ya da onu isteyenlerin çokluğundan doğduğunu yazar.
Bu tartışma, iktisadın bugün de sorduğu bir soruya dairdir: fiyat artışları ne zaman piyasanın doğal tepkisidir, ne zaman bir haksızlığın sonucudur ve devlet hangi durumda fiyatlara müdahale etmelidir? Aynı soruyu yüzyıllar sonra arz, talep ve piyasa gücü kavramlarıyla soruyoruz. Orta Çağ İslam dünyasının hukukçuları, ahlakçıları ve tarihçileri ise aynı soruyu kendi kavramlarıyla, fıkıh, ahlak ve devlet yönetimi kitaplarında tartıştılar.
İktisat düşüncesi tarihinin ilk derslerinden birinde, İbn Haldun'un toplumsal örgütlenme kuramını ve Gazali'nin paraya dair görüşlerini ele almış, iktisat tarihinin uzun süre bu birikimi görmezden geldiğine dair eleştiriyi tartışmıştık. Faizsiz finans kurumlarını ele alacak yeni dizinin ilk adımı olarak bu ders, aynı birikime başka bir açıdan bakıyor: Müslüman âlimlerin vergi, fiyat ve pazar düzeni üzerine yazdıklarını ve bu birikimden yirminci yüzyılda ayrı bir bilim dalının, İslam iktisadının nasıl doğduğunu ele alıyor.
Hikâye — Mekke'de bir konferans
Şubat 1976'da Suudi Arabistan'ın Cidde kentindeki Kral Abdülaziz Üniversitesi'nin düzenlediği Birinci Uluslararası İslam İktisadı Konferansı, 21–26 Şubat tarihleri arasında Mekke'de toplandı. Konferansa farklı ülkelerden iktisatçılar ve İslam hukuku uzmanları katıldı. Sunulan bildirilerden seçilenler, birkaç yıl sonra biri İngilizce, biri Arapça iki ciltte yayımlandı. İngilizce cildin editörü, konferansın başkan yardımcılarından Pakistanlı iktisatçı Hurşid Ahmed'di.
Cildin başındaki sunuş yazısında üniversitenin rektörü Abdullah Ömer Nasif, konferansın tarihsel önemini şöyle tanımladı: konferans, Müslüman iktisatçılara ve şeriat uzmanlarına iktisadın başlıca konularını birlikte tartışma fırsatı vermişti; bu, çağdaş tarihte profesyonel iktisatçılar ile geleneksel İslam âlimlerinin ortak sorunlar üzerinde ilk kez birlikte düşünmesiydi. Nasif'e göre konferans, İslam iktisadının tarihinde bir dönüm noktasıydı: «began in the twentieth century as a branch of Fiqh and Kalam, and emerged from this conference as a category of economics», yani yirminci yüzyılda fıkıh ve kelamın bir dalı olarak başlayan bu alan, konferanstan iktisadın bir kategorisi olarak çıkmıştı.
Ciltteki bildiriler, sonraki on yıllarda bu alanın tartışacağı konuları önceden haber veriyordu: İslami bir toplumda tüketici davranışı, faizsiz bankacılığın kavramsal ve pratik yönleri, para ve faiz, zekâtın maliye politikasındaki yeri ve İslami bir çerçevede kalkınma. Ciltte iki de literatür taraması vardı. Biri, Hint asıllı iktisatçı Muhammed Necatullah Sıddıki'nin çağdaş Müslüman iktisadi düşüncesine dair geniş taramasıydı. Öbürü, Türk iktisatçı Sabahaddin Zaim'in İslam iktisadına dair çağdaş Türk literatürünü ele alan taramasıydı.
Nasif'in cümlesi, bu dersin temel ayrımını içerir. Bir yanda, yüzyıllar boyunca Müslüman âlimlerin fıkıh, ahlak ve tarih kitaplarında vergi, fiyat, para ve ticaret üzerine yazdıkları vardır. Öbür yanda, yirminci yüzyılın ortasında, kendini ayrı bir iktisat dalı olarak tanımlayan ve kendi kurumlarını, dergilerini ve bankalarını kuran bir akım vardır. İkisi arasındaki ilişki, yani modern İslam iktisadının ne ölçüde bu eski birikimin devamı, ne ölçüde yeni bir kurgu olduğu, bu alanın en tartışmalı sorularından biridir.
Kavram
Bu dersin ve dizinin konusu olan akım şudur.
Orta Çağ İslam devletlerinin temel gelir kaynaklarından biri şudur.
Pazarın ahlaki ve hukuki ölçütü olarak tartışılan kavram şudur.
Pazarın günlük denetimini üstlenen kurum şudur.
Otoritenin fiyatlara müdahale aracı şudur.
Modern İslam iktisadının pratikteki etkisini tanımlamak için önerilen kavram şudur.
Veri ve kanıt
Islahi'nin yorumu, iktisat düşüncesi tarihine dair önceki derslerde gördüğümüz büyük boşluk tartışmasına bir katkıdır. Avrupa merkezli tarihlerde arz ve talep kavramlarının gelişimi genellikle on sekizinci yüzyıla bağlanır; Islahi ise benzer bir akıl yürütmenin dört yüz yıl önce bir İslam hukukçusunda bulunduğunu gösterir. Ama bu yorumun sınırları da vardır. İbn Teymiyye'nin amacı bir fiyat kuramı geliştirmek değil, fiyat denetiminin hangi durumlarda meşru olduğuna dair hukuki bir soruyu cevaplamaktı. Onun kavrayışını modern arz ve talep kuramının öncülü olarak okumak, Islahi'nin de not ettiği gibi, eksik yanlarını gözden kaçırma riski taşır.
Kuran'ın değerlendirmesi, Nasif'in iyimser tanımına eleştirel bir bakıştır. Kuran'a göre modern İslam iktisadı, Orta Çağ âlimlerinin birikiminin doğal bir devamından çok, yirminci yüzyılın siyasi ve kültürel koşullarında, Müslüman toplumların kimliğini vurgulamak amacıyla kurulmuş yeni bir düşünce akımıdır. Bu akımın vaat ettiği büyük ekonomik dönüşüm gerçekleşmemiş, ama ortaya çıkan kurumlar belirli bir kesimin ihtiyaçlarına cevap veren bir alt ekonomi yaratmıştır. Bu görüş, İslam iktisadının savunucuları tarafından eleştirilmiştir: savunucular, alanın yalnızca bir kimlik akımı olmadığını, adalet ve sömürüsüzlük gibi ahlaki hedefleri iktisadi analize taşımayı amaçladığını ileri sürer.
Yaygın yanlış«Fiyatların arz ve talep tarafından belirlendiği fikri yalnızca modern Batı iktisadına aittir; Orta Çağ İslam düşüncesinde fiyatlar yalnızca ahlaki kurallarla değerlendirilirdi.»
Islahi'nin aktardığına göre İbn Teymiyye, on dördüncü yüzyılın başında, fiyat artışlarının her zaman haksızlıktan kaynaklanmadığını, mala duyulan isteğin artması ve bulunabilirliğinin azalmasıyla fiyatın yükseldiğini yazdı ve piyasa güçlerinden kaynaklanan artışı istifçilik kaynaklı artıştan ayırdı. Ahlaki ve hukuki değerlendirme ile pazar işleyişine dair gözlem bu metinlerde iç içedir.
Yaygın yanlış«Modern İslam iktisadı, Orta Çağ Müslüman âlimlerinin iktisat kuramının kesintisiz bir devamıdır.»
1976 konferansının bildiri cildinin sunuşunda Nasif, alanın yirminci yüzyılda fıkıh ve kelamın bir dalı olarak başladığını ve konferansla birlikte iktisadın bir kategorisi olarak ortaya çıktığını yazdı. Kuran ise modern İslam iktisadının kültürel ve siyasi amaçlarla geliştirildiğini savunur. Orta Çağ âlimlerinin iktisadi gözlemleri ile yirminci yüzyılda kurulan akım arasında bağlar vardır, ama ikisi aynı şey değildir.
Neden önemli?
Katılım finansı, Türkiye'de ve dünyada büyüyen bir sektördür; katılım bankaları, kira sertifikaları ve katılım sigortacılığı gibi kurumlar milyonlarca kişinin tasarruflarını ve borçlanmasını etkiler. Bu kurumların hangi ilkelere dayandığını ve bu ilkelerin hangi tarihsel tartışmalardan doğduğunu anlamak, onları değerlendirmenin ön koşuludur.
Bu dizi, katılım finansını ve İslami iktisadı ne savunmak ne de reddetmek amacıyla ele alıyor; amacı, bu kurumların nasıl işlediğini, hangi iktisadi sorunlara cevap vermeye çalıştığını ve hangi eleştirilerle karşılaştığını iktisadın araçlarıyla incelemektir. Dini hükümlerin yorumu, iktisat dersinin konusu değildir; ama bu hükümlerin ekonomik davranışı ve kurumları nasıl biçimlendirdiği, iktisadın konusudur.
Türkiye'de İslam iktisadı tartışmasının kendine özgü bir geçmişi vardır. Osmanlı döneminde pazarlar muhtesipler tarafından denetlenmiş, temel mallar için narh uygulanmış ve vakıflar kamu hizmetlerinin önemli bir kısmını finanse etmiştir. Cumhuriyet döneminde ise, Zaim'in 1976 konferansındaki taramasının da gösterdiği gibi, İslam iktisadına dair bir Türk literatürü gelişmiştir. 1980'lerin ortasından itibaren kurulan özel finans kurumları, bugünkü katılım bankalarının öncüleri olmuştur.
Model
Orta Çağ İslam düşüncesindeki iktisadi tartışmaları, bugünün araçlarıyla yeniden kurmak mümkündür. Aşağıdaki örneklerde önce bir vergi tartışmasını, sonra fiyat ve narh tartışmasını, ardından pazar denetimini ve en son modern İslam iktisadının ortaya çıkardığı alt ekonomiyi küçük hesaplarla izliyoruz. Kaynağı anılan alıntılar dışında bütün rakamlar ve kişiler tasarlanmış örneklerdir; tarihsel bir kaydı aktarmazlar.
Çözümlü örnek — Sabit vergi mi, ürün payı mı?
Klasik İslam maliyesinde harac, ya arazinin büyüklüğüne göre sabit bir tutar olarak ya da ürünün belirli bir payı olarak alınabiliyordu. Abbasi halifesi Harun Reşid için vergi ve maliye üzerine bir kitap yazan Hanefi hukukçu Ebu Yusuf'un, ürünün bir payı olarak alınan orantılı vergiyi sabit tutarlı vergiye tercih ettiği ve bunun gerekçesini sabit verginin kötü yıllarda yoksul çiftçilere ağır gelmesine bağladığı aktarılır. Bu tercihin iktisadi mantığını bir hesapla görelim.
Bir çiftçinin tarlası iyi yıllarda 100, kötü yıllarda 40 ölçek buğday veriyor; iki tür yıl eşit olasılıkla geliyor. Ortalama hasat 70 ölçektir. Devlet, ortalama olarak hasadın yüzde 25'ini, yani yılda ortalama 17,5 ölçek almak istiyor.
Sabit vergide çiftçi her yıl 17,5 ölçek öder. İyi yılda bu, hasadın yüzde 17,5'i, kötü yılda ise 40 ölçeğin yüzde 44'üdür. Kötü yılda çiftçinin elinde 22,5 ölçek kalır. Orantılı vergide çiftçi her yıl hasadın yüzde 25'ini öder: iyi yılda 25, kötü yılda 10 ölçek. Kötü yılda elinde 30 ölçek kalır.
Devletin ortalama geliri iki sistemde de 17,5 ölçektir; ama orantılı vergi, riskin bir kısmını çiftçiden devlete aktarır. Çiftçinin en zor yılında elinde kalan ürün 22,5'ten 30'a çıkar. Orantılı verginin bir başka etkisi de, verimi düşük arazilerin ekilmesini kolaylaştırmasıdır. Ortalama 15 ölçek veren kıraç bir arazi, 17,5 ölçeklik sabit vergiyle ekilmeye değmez; ama ürünün yüzde 25'ini almak, bu araziyi de ekilebilir kılar. Devletin bedeli ise gelirinin yıldan yıla dalgalanmasıdır.
Orantılı verginin de kendine özgü bir sorunu vardır: devletin, her yıl her tarlanın gerçek hasadını bilmesi gerekir. Sabit vergide vergi memuru yalnızca arazinin büyüklüğünü bir kez ölçer; orantılı vergide ise her hasatta ürünün tartılması ve paylaştırılması gerekir. Hasadı gizlemek isteyen bir çiftçi, ürünün bir kısmını tartıdan önce kaldırabilir; vergi memuru da kendi payını artırmak için tartıyı çiftçi aleyhine tutabilir. Çiftçi her yıl hasadının beşte birini gizleyebiliyorsa, devletin iyi yıldaki geliri 25'ten 20, kötü yıldaki geliri 10'dan 8 ölçeğe, ortalama geliri 17,5'ten 14 ölçeğe düşer. Bu nedenle orantılı vergi, sabit vergiden daha fazla idari kapasite ve güvenilir memurlar gerektirir. Klasik maliye yazınındaki vergi tartışmaları, bugünkü vergi tasarımı tartışmalarının da merkezindeki ödünleşimi taşır: riskin kimde kalacağı ile denetimin maliyeti arasındaki ödünleşim.
Çözümlü örnek — Fiyat neden yükseldi?
Islahi'nin aktardığı İbn Teymiyye pasajını bir pazar örneğiyle izleyelim. Bir şehirde buğday talebi şöyledir: fiyat ölçek başına 10 dirhem olduğunda 1.000 ölçek, her 1 dirhemlik artışta 50 ölçek daha az alınıyor. Normal bir yılda yerel üretim ve kervanlarla gelen ithalat birlikte 1.000 ölçek arz sağlar ve fiyat 10 dirhemdir.
Kuraklık nedeniyle yerel üretim düşer ve şehre gelen buğday 800 ölçeğe iner. Talep değişmediği için fiyat, alıcıların toplam olarak 800 ölçek almaya razı olacağı düzeye, yani 14 dirheme yükselir. Bu artışın arkasında kimsenin haksızlığı yoktur; mal azalmış, isteyen aynı kalmıştır. İbn Teymiyye'nin ifadesiyle, malın bulunabilirliği azalmış ve fiyat yükselmiştir.
Şimdi ikinci bir durum düşünelim. Hasat normaldir ve şehre 1.000 ölçek buğday gelmiştir; ama birkaç büyük tüccar 200 ölçeği depolarında saklayıp pazara çıkarmaz. Pazarda yine 800 ölçek vardır ve fiyat yine 14 dirheme çıkar. Fiyat açısından iki durum aynı görünür; ama ikincisinde artış, tüccarların istifçiliğinden kaynaklanır. İbn Teymiyye'nin ayrımı tam da buradadır: birinci durumda fiyat denetimi haksız olur, çünkü tüccarlar bir haksızlık yapmamıştır; ikinci durumda ise otoritenin müdahalesi, saklanan malın pazara çıkmasını sağlamak için meşru görülebilir. Bu ayrımın pratik zorluğu, fiyatı gözlemleyen birinin iki durumu birbirinden kolayca ayıramamasıdır; depoların denetlenmesi gerekir.
Çözümlü örnek — Narh kime yarar?
Önceki derslerde, rekabetçi bir piyasada denge fiyatının altına konan bir fiyat tavanının kıtlık yarattığını görmüştük. Bir önceki örneğin kuraklık durumunda, otorite buğdayın fiyatını 10 dirhemle sınırlarsa, alıcılar 1.000 ölçek isterken pazarda yalnızca 800 ölçek vardır. 200 ölçeklik bir kıtlık doğar; buğday kuyruklarla, tanıdıklık ilişkileriyle ya da karaborsada dağıtılır. Ayrıca düşük fiyat, kervanların şehre buğday getirme isteğini azaltabilir; arz daha da düşer.
İstifçilik durumunda ise narhın etkisi farklıdır. Tüccarlar 200 ölçeği, fiyatı yükseltmek için saklamaktadır. Otorite fiyatı 10 dirhemle sınırlar ve aynı zamanda depoları denetleyip saklanan malın satışa çıkarılmasını sağlarsa, pazara 1.000 ölçek gelir ve 10 dirhemlik fiyatta alıcıların istediği miktar karşılanır. Narh bu durumda kıtlık yaratmaz; tüccarların piyasa gücünü kırar.
Bu iki örnek, narh tartışmasının iktisadi özünü gösterir. Fiyat denetimi, rekabetçi bir piyasada kıtlık yaratır; tekel ya da istifçilik gibi piyasa gücünün bulunduğu bir piyasada ise üretimi ve satışı artırabilir. Bugünkü iktisat, bu ayrımı tekel ve fiyat düzenlemesi kuramlarıyla yapar. Ama Osmanlı şehirlerindeki narh uygulamaları, çoğu zaman bu ayrımı gözetmeden, temel malların fiyatlarını düzenli olarak belirlemeye yönelikti; bu uygulamaların ne zaman kıtlık yarattığı, ne zaman haksız kazancı önlediği, iktisat tarihçilerinin tartıştığı bir sorudur.
Çözümlü örnek — Muhtesibin terazisi
Muhtesibin günlük işlerinden biri, ölçü ve tartıların denetimiydi. Bir fırıncının bir okkalık diye sattığı ekmeğin aslında yüzde 10 hafif olduğunu varsayalım. Fırıncı günde 500 ekmek satıyor ve her ekmekte yüzde 10 un tasarrufu ona ekmek başına 0,5 akçe ek kâr sağlıyor; günde 250 akçe.
Muhtesip her gün pazarı dolaşamaz; bir fırını ortalama ayda bir kez denetler, yani herhangi bir günde bir fırıncının yakalanma olasılığı yaklaşık otuzda birdir. Fırıncının hileden vazgeçmesi için, yakalandığında ödeyeceği cezanın, beklenen kazancı aşması gerekir. Günlük 250 akçelik kazanç, otuzda bir yakalanma olasılığıyla, ceza en az 250 × 30 = 7.500 akçe olduğunda caydırıcı hâle gelir.
Bu hesap, hukuk ve ekonomi dizisinde gördüğümüz suç ve ceza mantığının bir pazar uygulamasıdır: denetim seyrekse, caydırıcılık için ceza ağır olmalıdır. Muhtesiplerin hileli esnafı yalnızca para cezasıyla değil, teşhir gibi itibar cezalarıyla da cezalandırdığı aktarılır. İtibar cezası, esnafın gelecekteki müşterilerini kaybetmesine yol açtığı için, para cezasının ötesinde bir caydırıcılık sağlar ve devletin cezayı tahsil etme maliyetini azaltır.
Çözümlü örnek — Eğri üzerinde hareket ve eğrinin kayması
Islahi, İbn Teymiyye'nin talep ve arzdaki değişikliklerin fiyat üzerindeki etkisini incelediğini, ama fiyattaki değişikliklerin talep ve arz edilen miktar üzerindeki etkisine değinmediğini not eder. Bu ayrım, temel derslerde gördüğümüz eğri üzerinde hareket ile eğrinin kayması ayrımıdır.
Kuraklık örneğinde arz 1.000'den 800'e düşmüştü. Bu, arz eğrisinin sola kaymasıdır. Fiyat 10'dan 14 dirheme yükseldiğinde, alıcılar daha az buğday almaya razı olur: talep edilen miktar 1.000'den 800'e iner. Bu, talep eğrisi üzerinde bir harekettir; talep eğrisinin kendisi değişmemiştir. Yüksek fiyat aynı zamanda, uzak bölgelerdeki tüccarları şehre buğday getirmeye teşvik eder; arz edilen miktar zamanla artar ve fiyat bir miktar geri iner.
İbn Teymiyye'nin metni ilk adımı, yani malın azalmasının fiyatı yükselttiğini açıkça görür. İkinci ve üçüncü adımlar, yani yüksek fiyatın alıcıları ve satıcıları nasıl yönlendirdiği, onun çözümlemesinde yer almaz. Bu, onu modern bir arz ve talep kuramcısı olarak okumanın sınırını gösterir. Ama aynı zamanda, yüksek fiyatın arzı artıran işlevini görmeyen bir otoritenin, narh koyarak bu işlevi neden bozabileceğini de açıklar.
Çözümlü örnek — Vicdani rahatlamanın fiyatı
Kuran'ın alt ekonomi kavramının mantığını bir tasarruf örneğiyle görelim. Bir hane, 100 bin liralık birikimini değerlendirmek istiyor. Geleneksel bir bankanın vadeli mevduatı yıllık yüzde 40 getiri sunuyor. Bir katılım bankasının katılım hesabının geçmiş yıllarda ortalama getirisi yüzde 37 olmuş, ama getiri önceden kesin değil.
Yalnızca getiriye bakan bir hane geleneksel mevduatı seçer; aradaki fark yılda 3 bin liradır. Ama hane, faize dair dini kaygılar taşıyorsa, katılım hesabını seçmek ona vicdani bir rahatlama sağlar. Hanenin bu rahatlamaya yılda 5 bin liralık bir değer biçtiğini varsayalım; katılım hesabı, 3 bin liralık düşük getiriye rağmen hane için daha iyi bir seçenek olur.
Bu hesap, Kuran'ın gözlemini açıklar: İslami finans kurumları, ekonomiyi bütünüyle dönüştürmeseler de, bu tür tercihlere sahip hanelere hitap eden bir kesim oluşturur. Bu kesimdeki kurumlar ve müşteriler arasında ortak değerlere dayanan bir güven de gelişebilir. Kuran'ın eleştirisi, bu kurumların iddia ettikleri kadar farklı olup olmadığı ve ekonominin bütününe ne kattığı sorusuna yöneliktir; sonraki derslerde katılım bankacılığının işleyişini incelerken bu soruya döneceğiz.
Çözümlü örnek — Bir alanın kurulması
1976 konferansından sonraki yıllarda İslam iktisadı, araştırma merkezleri, dergiler, ders programları ve bankalarla kurumsallaştı. Bu süreci, önceki derslerde gördüğümüz ağ etkileri ve kritik kütle kavramlarıyla düşünmek mümkündür. Bir iktisatçının İslam iktisadı üzerine çalışmasının değeri, bu alanda yayın yapabileceği dergilerin, birlikte çalışabileceği meslektaşların ve çalışmalarını uygulayabileceği kurumların varlığına bağlıdır.
Konferans öncesinde bu alanda çalışan iktisatçılar dağınıktı ve çoğu kendi ülkesinde tek başınaydı. Konferans, onları bir araya getirdi; ardından kurulan araştırma merkezi ve dergiler, alanın kritik kütleye ulaşmasını sağladı. Konferansın bir Suudi üniversitesince düzenlenmesi, alanın kurumsallaşmasında devlet desteğinin ve kurumsal finansmanın rolüne de işaret eder.
Bu bakış, İslam iktisadının içeriğini değerlendirmez; yalnızca bir araştırma alanının nasıl kurulduğunu açıklar. Kuran'ın eleştirisi ile alanın savunucularının görüşleri arasındaki tartışma, alanın kurumsal başarısından bağımsız olarak, onun iktisat bilimine ne kattığı sorusuna dairdir. Bir alanın kurumlarının büyümesi, o alanın sorularına verdiği cevapların doğru olduğunu tek başına göstermez.
Modelin sınırları
Buradaki örnekler, Orta Çağ metinlerini bugünün iktisat kavramlarıyla yeniden okur. Bu okuma, metinlerin iktisadi içgörülerini görünür kılar; ama onları kendi bağlamlarından koparma riski de taşır. İbn Teymiyye, Ebu Yusuf ve öbür âlimler, iktisat kuramı yazmıyor, hukuki, ahlaki ve idari sorulara cevap veriyorlardı. Onların görüşlerini modern kuramların öncülü olarak sunmak, hem onlara ait olmayan bir amaç yüklemek hem de modern kuramlarla aralarındaki farkları gözden kaçırmak demektir.
Bu dersteki tarihsel bilgiler, ikincil kaynaklara dayanır. Ebu Yusuf'un vergi tercihine dair aktarım, Islahi'nin İbn Teymiyye yorumu ve Osmanlı narh uygulamalarına dair genellemeler, farklı tarihçiler tarafından farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Orta Çağ İslam dünyası, coğrafi ve zamansal olarak çok geniş ve çeşitli bir dünyadır; bir âlimin görüşü, bütün bir geleneği temsil etmez.
Modern İslam iktisadının değerlendirilmesi, bir değer yargısı da içerir. Kuran'ın eleştirisi ve alanın savunucularının cevapları, yalnızca ampirik bir tartışma değil, iktisadın amacı, ahlakla ilişkisi ve din ile kamusal hayat arasındaki ilişki üzerine farklı görüşleri yansıtır. Bu dizi, bu tartışmada taraf tutmadan, kurumların işleyişini ve sonuçlarını iktisadi araçlarla incelemeyi amaçlıyor.
Uygulama
Özet kartı
- Orta Çağ Müslüman âlimleri vergi, fiyat, para ve pazar düzeni üzerine fıkıh, ahlak ve devlet yönetimi kitaplarında yazdılar; Ebu Yusuf'un harac tartışması, Gazali'nin para üzerine görüşleri ve İbn Haldun'un toplumsal örgütlenme kuramı bu birikimin örnekleridir.
- Islahi, İbn Teymiyye'nin on dördüncü yüzyılın başında fiyat artışlarının her zaman haksızlıktan kaynaklanmadığını, mala duyulan isteğin artması ve bulunabilirliğinin azalmasıyla fiyatın yükseldiğini yazdığını ve fiyat denetimini yalnızca istifçilik gibi piyasa kusurlarında desteklediğini gösterdi; ama fiyattaki değişikliklerin miktarlar üzerindeki etkisine değinmediğini de not etti.
- Hisbe ve muhtesip, İslam şehirlerinde ölçü, tartı, kalite ve ticari ahlakı denetleyen kurumdu; narh ise temel mallar için resmî fiyat belirlemeydi. Fiyat denetimi rekabetçi bir piyasada kıtlık yaratır, piyasa gücünün bulunduğu bir piyasada ise üretimi ve satışı artırabilir.
- Şubat 1976'da Mekke'de toplanan Birinci Uluslararası İslam İktisadı Konferansı, bildiri cildinin sunuşunda, yirminci yüzyılda fıkıh ve kelamın bir dalı olarak başlayan alanın iktisadın bir kategorisi olarak ortaya çıktığı bir dönüm noktası olarak tanımlandı.
- Kuran, modern İslam iktisadının kültürel ve siyasi amaçlarla geliştirildiğini, ortaya çıkan kurumların Müslümanların ekonomik hayatında bir devrim yaratmadığını, ama güveni besleyen ve vicdani rahatlama sunan İslami alt ekonomiler oluşturduğunu savundu; alanın savunucuları ise ahlaki hedefleri iktisadi analize taşıma amacını vurgular.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| İslam iktisadı | Islamic economics | Yirminci yüzyılda İslami ilkelere dayalı bir iktisadi düzeni inceleyen alan |
| Harac | Kharaj | Klasik İslam maliyesinde tarım arazilerinden alınan toprak vergisi |
| Adil fiyat | Just price | Aldatma, zorlama ve istifçilik olmadan oluşan olağan fiyat |
| Hisbe ve muhtesip | Hisba and muhtasib | Pazar ve ticari ahlak denetimi kurumu ve onu yürüten görevli |
| Narh | Official price fixing | Otoritenin temel mallar için satış fiyatı belirlemesi |
| İslami alt ekonomi | Islamic subeconomy | İslami kurumların ve onları tercih edenlerin oluşturduğu ekonomik kesim |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Orta Çağ Müslüman âlimlerinin iktisadi görüşleri ile yirminci yüzyılda ortaya çıkan İslam iktisadı arasındaki temel farkı açıkla.
- (Çıktı 2) İbn Teymiyye'nin fiyat artışlarına dair yaptığı ayrımı açıkla. Bu ayrım, fiyat denetiminin meşruiyeti sorusuyla nasıl ilişkilidir?
- (Çıktı 3) Bir çiftçinin tarlası iyi yılda 80, kötü yılda 30 ölçek veriyor; iki yıl eşit olasılıklı. Devlet ortalama olarak ürünün yüzde 20'sini almak istiyor. Sabit vergide ve orantılı vergide kötü yılda çiftçinin elinde kalan ürünü hesapla.
- (Çıktı 3) Bir şehirde buğday talebi, fiyat 8 dirhemken 600 ölçek ve her 1 dirhemlik artışta 40 ölçek daha az. Arz 600'den 480 ölçeğe düşerse yeni fiyat ne olur? Otorite fiyatı 8 dirhemle sınırlarsa kıtlık ne kadar olur?
- (Çıktı 4) Islahi'nin İbn Teymiyye yorumu ile Kuran'ın modern İslam iktisadına dair eleştirisi birbiriyle çelişir mi? İkisinin farklı sorulara cevap verdiğini göster.
- (Çıktı 4) Bir yazar, «İslam medeniyeti iktisat bilimini Batı'dan yüzyıllar önce kurmuştu; modern iktisat yalnızca bu birikimi kopyaladı» diyor. Islahi'nin bulgusunu ve sınırlarını, 1976 konferansına dair tanımı ve Kuran'ın değerlendirmesini kullanarak bu iddiayı tart.
Cevaplar
- Orta Çağ âlimleri, vergi, fiyat, para ve ticaret üzerine fıkıh, ahlak, devlet yönetimi ve tarih kitaplarında, genellikle hukuki ya da ahlaki bir soruya cevap vermek amacıyla yazdılar; iktisadı ayrı bir bilim dalı olarak tanımlamadılar. Yirminci yüzyılda ortaya çıkan İslam iktisadı ise kendini iktisadın ayrı bir dalı olarak tanımlar; kendi kurumlarını, dergilerini ve bankalarını kurar ve İslami ilkelere dayanan bütünlüklü bir iktisadi düzen tasarlamayı amaçlar. 1976 konferansına dair tanım, bu dönüşümü fıkıh ve kelamın bir dalından iktisadın bir kategorisine geçiş olarak ifade eder.
- İbn Teymiyye, fiyat artışlarının bir kısmının malın azalması ya da onu isteyenlerin çoğalması gibi kimsenin haksızlığından kaynaklanmayan nedenlerle, bir kısmının ise istifçilik gibi haksızlıklarla ortaya çıktığını ayırt etti. Birinci durumda fiyat denetimi tüccarlara haksızlık olur; ikinci durumda ise otoritenin müdahalesi meşru görülebilir. Bu ayrım, bugünkü iktisatta rekabetçi piyasada fiyat tavanının kıtlık yaratması ile piyasa gücüne karşı fiyat düzenlemesinin üretimi artırabilmesi arasındaki ayrıma karşılık gelir.
- Ortalama hasat 55 ölçektir ve devlet ortalama olarak 0,2 × 55 = 11 ölçek almak ister. Sabit vergide çiftçi her yıl 11 ölçek öder; kötü yılda elinde 30 − 11 = 19 ölçek kalır. Orantılı vergide kötü yılda 0,2 × 30 = 6 ölçek öder; elinde 24 ölçek kalır. Orantılı vergi, kötü yılda çiftçinin elinde 5 ölçek daha fazla bırakır.
- Arz 480 ölçeğe düştüğünde, alıcıların 480 ölçek almaya razı olacağı fiyat, talebin 120 ölçek azalmasını gerektirir; bu da 120 ÷ 40 = 3 dirhemlik bir artıştır. Yeni fiyat 11 dirhemdir. Otorite fiyatı 8 dirhemle sınırlarsa, alıcılar 600 ölçek ister ama pazarda 480 ölçek vardır; 120 ölçeklik bir kıtlık doğar.
- İki görüş doğrudan çelişmez; farklı sorulara cevap verir. Islahi, Orta Çağ'daki bir âlimin pazar işleyişine dair gözlemlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu sorar ve İbn Teymiyye'nin fiyatların arz ve talep güçlerince belirlendiğine dair açık bir kavrayışa sahip olduğunu savunur. Kuran ise yirminci yüzyılda kurulan İslam iktisadının hangi amaçlarla geliştirildiğini ve kurduğu kurumların ekonomik sonuçlarını sorar. Orta Çağ âlimlerinin iktisadi içgörülere sahip olması ile modern İslam iktisadının bir kimlik akımı olarak ortaya çıkmış olması aynı anda doğru olabilir.
- İddianın bir kısmı Islahi'nin bulgusuyla desteklenir: İbn Teymiyye gibi âlimler, Avrupa'da benzer fikirlerin yaygınlaşmasından yüzyıllar önce pazar işleyişine dair önemli gözlemler yapmıştı ve iktisat tarihinin bu birikimi görmezden gelmesi bir eksikliktir. Ama iddia abartılıdır. Islahi'nin kendisi, İbn Teymiyye'nin fiyattaki değişikliklerin miktarlar üzerindeki etkisine değinmediğini not eder; bu âlimler bir iktisat bilimi değil, hukuki ve ahlaki sorulara cevaplar geliştiriyordu. 1976 konferansına dair tanım da İslam iktisadının ayrı bir alan olarak yirminci yüzyılda ortaya çıktığını kabul eder. Kuran'ın değerlendirmesi ise modern İslam iktisadının Orta Çağ birikiminin doğrudan devamı olmaktan çok yeni bir akım olduğunu ileri sürer. Ayrıca modern iktisadın bu birikimi kopyaladığına dair doğrudan bir aktarım kanıtı yoktur; benzer fikirlerin farklı yerlerde bağımsız olarak geliştirilmiş olması da mümkündür.
İleri okuma
- Abdul Azim Islahi (1985). «Ibn Taimiyah's Concept of Market Mechanism». Journal of Research in Islamic Economics 2(2). İbn Teymiyye'nin pazar ve fiyat düşüncesi.
- Timur Kuran (1995). «Islamic Economics and the Islamic Subeconomy». Journal of Economic Perspectives 9(4). Modern İslam iktisadına eleştirel bir değerlendirme.
- Khurshid Ahmad (ed.) (1980). Studies in Islamic Economics: A Selection of Papers Presented to the First International Conference on Islamic Economics. International Centre for Research in Islamic Economics ve The Islamic Foundation. 1976 Mekke konferansının bildirileri.
- Timur Kuran (2004). Islam and Mammon: The Economic Predicaments of Islamism. Princeton University Press. İslam iktisadının ekonomik ve siyasi açmazları.
Sonraki derse köprü
1976 konferansının bildirileri arasında faizsiz bankacılığın kavramsal ve pratik yönlerini, para ve faizi tartışan çalışmalar vardı; modern İslam iktisadının merkezindeki konu, en başından beri faizdi. Faiz yasağı, katılım finansının bütün kurumlarının, yani katılım bankalarının, kira sertifikalarının ve katılım sigortacılığının çıkış noktasıdır. Ama yasağın ekonomik içeriği tartışmalıdır: yasaklanan şey her türlü getiri mi, önceden belirlenmiş bir getiri mi, yoksa riskin yalnızca bir tarafa yüklenmesi mi? Sıradaki ders faiz yasağının ekonomik yorumlarını ele alıyor: borç ile ortaklık arasındaki farkı, risk paylaşımının iktisadi mantığını, paranın zaman değeri ile faiz arasındaki ilişkiyi ve faizsiz bir finans sisteminin verimliliğine dair tartışmaları göreceğiz.